Şebnem İşigüzel

Şebnem İşigüzel

Yazar
7.3/10
293 Kişi
·
787
Okunma
·
75
Beğeni
·
4416
Gösterim
Adı:
Şebnem İşigüzel
Unvan:
Türk yazar
Doğum:
Yalova, 1973
İlk ve orta öğrenimini Yalova'da tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Antropoloji bölümüne girdi. Pek çok dergi, gazete ve televizyon kuruluşunda muhabirlik ve editörlük yaptı. 1993 yılında ilk kitabı olan Hanene Ay Doğacak ile Yunus Nadi Öykü Ödülü'nü kazandı. Bu kitabı Öykümü Kim Anlatacak (1994) ve ilk romanı olan Eski Dostum Kertenkele (1996) takip etti ve Eylül 2009 da "Kevnedostê Min Gumgumok" ismiyle Ronî War tafından Kürtçeye çevirildi. Bir kız (Tamar) ve bir oğlan (Ararat) annesi olan yazar hayatını yazarak sürdürmektedir.
-Ağaçları nasıl bu kadar iyi tanıyorsun? Ben hiçbirinin adını bilmiyorum.
-Olsun. Google'dan öğrenirsin. Sen ağaca hürmet et yeter.
İnsan bir başkasının hikayesidir. En çok da anne ve babasının. Genetiği geçtim, bu ruhen de böyledir. Hiç istemezken onlar gibi olursunuz.
250 syf.
Yılbaşından itibaren keyifle okuduğum eserlerden biri.

2017 yılında Duygu Asena Roman Ödülü'nü almış bir eserdir kendileri.

Kadın olmak, kız çocuğu olmak dünyanın her yerinde, her tarihinde çok zor. Kadın demek sırtına vurulması gereken bir abalı demek. Kadının başına bir şey gelmişse kesin kendinden ötürüdür. Erkek cinsiyeti aklın ucuna gelmez. İşin üzücüsü bu damgayı tek karşı cins yapmaz; en çok şakşaklayıp, yerden yere vuran hemcinslerimizdir. Şaşırdınız mı yazdıklarıma? Şaşırmadınız.
Havva ile başladı bu öykü, Havva'nın son kızına kadar da devam edecek...

1876 yılında geçmiş köşkte yaşayan bir kızın tecavüze uğrayıp; köşkte ailesiyle olan ilişkisini, toplumun kadına bakış açısını, bir yandan da o genç kızın aşkını, hayatı olan görüşünü ana karakterin dilinden anlatan, romantizm akımının bütün özelliklerini görebileceğiniz ; sanki Şemseddin Sami mi yazmış bunu diye düşündürebilecek akıcı, yüreğe dokunan bir dolu cümle okuyabileceğiniz bir eser.

Ödülü fazlasıyla hak etmiş, başarılı bir kitap.
Tavsiye ederim. Keyifli okumalar dilerim.
360 syf.
·7 günde·5/10
Bu benim çok üzülerek yaptığım bir inceleme olacak...
Sevilen bir yazar ile tanışma kitabım olacağı için kitabı çok büyük bir istekle elime aldım. İlk beş sayfası o kadar güzeldi ki... Şimdi bunu anlatıcının o zaman biraz çekingen olmasına bağlıyorum. Ne zaman ki birbirimize aşina olduk işte o zaman kitabın dili tamamen yön değiştirdi. Hem de çok olumsuz bir biçimde. Beni rahatsız eden şeyleri kısa ve net bir biçimde anlatmak istiyorum.
Kitap 16-17 yaşlarındaki bir kızın ağzından anlatılıyor.
Genç kızımızın dili o kadar bozuk ki, o mis gibi Türkçe bu hikayede resmen katledilmiş durumda. Yazarın bunu gençleri eleştirmek için yaptığını düşünmekten başka çarem yok. Umarım öyledir. Bunun başka bir açıklaması olamaz, olmamalı.
(Ben 30 yaşındayım, biz 16-17 yaşındayken böyle konuşmuyorduk. Şimdiki gençler gerçekten böyle mi konuşuyor?)
Küfür hayatın her alanında mevcut. Argo sözcükleri çoğu zaman farkında olmadan bile kullanıyoruz. Bu nedenle edebiyatta bir yere kadar kullanımı beni rahatsız etmiyor. Ama bu kitapta küfürlü bölümleri okurken rahatsız olmamak elde değil. Çok çok çok fazla var.
Bunun yanı sıra çok fazla bel altı konuşma ve espri var.
Aile bireyleri bir babaanne, hala ve teyzenin olmaması gerektiği gibi. Benim de anneannem küfür ederdi evet, ama iki cümlesinden ikisi de küfür olmazdı.
Son birkaç yılda yaşadığımız toplumsal sorunlara değinilmesi güzeldi. Ama bu sorunlara o kadar subjektif yaklaşılmıştı ki, kitabın bazı yerlerinde fikir propagandası okuyormuşum gibi bir izlenime kapıldım. Konulara ilişkin görüşümüz benzer olmasına rağmen ben bu kadar rahatsız olduysam, aksi görüşteki okurlar ne düşünür diye düşünmeden edemedim.
Fazla subjektif ve rahatız edecek derecede açık sözlü bir romandı.
Çok rahatsız ediciydi. Belki tüm bunlara bir açıklama bulurum düşüncesiyle son sayfaya kadar okudum ama nafile...
Bence, değinilmek istenen şeyler güzeldi. Ama bunu yapma şekli yanlıştı. Edebiyat aşığı bir insan olarak bu kadar küfür, argo, bel altı cümleler ve katledilmiş bir dille dolu bir eser okumayı istemem. Edebiyat seven çoğu kişinin de benim gibi düşündüğüne inanıyorum.
Okuduğunuz için teşekkür ederim, sevgiyle kalın.
48 syf.
Hayal dünyasının insanın gelişimi ve ilerlemesi için ne kadar önemli olduğunu bizlere anlatan değerli bir eser. Her ne kadar çocuk kitabı olarak geçse de, bu kitaptan herkesin alabileceği önemli noktalar bulunmaktadır. Kitabı okuduğunuzda, son birkaç sayfaya kadar neredeyse yazılanların gerçek olduğunu, ancak sonlara doğru yazılanların bir kız çocuğunun hayal dünyası olduğunu anlıyorsunuz. Yazar "Şebnem İşigüzel" güzel bir kitap hazırlamış. İyi okumalar...
Yazar çok fazla argo ve istenmeyen sözlere değinmiş. Bunu kitabın her satırında görebilmek mümkün. Büyük bir hevesle başlamıştım kitaba ama ilerledikçe yavaşlamaya başladım çünkü okuyucu kitaptan soğumaya başlıyor, tavsiye etmem.
160 syf.
·Beğendi·9/10
On bir yaşında ki bir kız çocuğunun hikayesini içiniz parçalana parçalana, lanetler saydıra saydıra okuyacağınız bir kitap. Annelik, anne olmak çok önemli ! Ne yazık ki her doğuran anne olamıyor!!
Yazarın dili sade ve düz olduğu için biraz sıkılarak okuyabilirsiniz ama o an okuduklarınızın canınızı yakacak kadar da gerçekçi bir anlatımı var...
250 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
1876 yılında yaşayan bir kadının yaşadıklarını, hislerini anlatan, anı-günlük arasında , birebir kahramanın ağzından yazılan harika bir eserdir Gözyaşı Konağı.
Eser, sadece bir kadının anıları olarak düşünülmesin zira Osmanlı'nın en sancılı yıllarına da yer verilir
Eserde Osmanlı' dan bu yana kadın olmanın hüzünlü ve değişmez yazgısı da harika anlatılmış. Sultan Abdülhamid dönemini de kahramanın bakış açısıyla seziyoruz eserde. Yüzyıllardır kadına biçilmiş yazgının değişmediğine de tanık oluyoruz. "Kadın kadının kurdudur. " tezi bu kitapta ispatlanmış desem abartmamış olurum sanırım. Kadının kadına ettiği eziyet ise içler acısı. Bundan sonra yazımız spoi içerir, uyarmadı demeyin :)
Gayri-meşru bir çocuğa hamile kalan kahramanımız ailesinin kadınları tarafından babasından gizli, Bedriye kalfa ile sürgüne yollanır. Orada hayatının aşkı ile tanışan küçük hanım ilk defa umut dolar. Yaşadıklarına isyan eder ve kimseyi umursamadan, özgür bir kadın olarak yaşamayı arzu eder. Onu gebe bırakan şeyi araştırmak, bu işin nasıl başına geldiğini öğrenmek yerine dayakla sindirip öldürülmesi için adaya tutsak ederler.
Eserde küçük hanım sayesinde anılar yoluyla aileyi tanıma fırsatı bulur okuyucu.

Saraya borç veren ve bu gururla gezinen baba Recep Bey'in paraya, mala, mülke nasıl taptığı, ilk karısının bir müddet sonra nasıl 'kokona' hayatı yaşadığı, yanlış Batılılaşmanın başarılı anlatıldığı bir eser olarak hatıralarımda yer edecek bir kitap olarak kalacak. Hatta o kadar ki evin annesi bir ara saray fotoğrafçısına her hafta fotoğraf çektirmek isteyince, bunu yaparken de görkemli eşyalarını ön plana almasını istediğinde fotoğrafçının tespiti çok ironik ve doğruydu :
"Fransa kraliçesi sizin gibi değildi. O hayatını yaşardı. Oysa siz eşyaların hayatını yaşıyorsunuz. Bu dünyanın kölesisiniz ama zevkin ve sefanın değil, eşyaların kölesi. " s. 170
Evin mutsuz kızı Fatma Kayserili bir adamla evlenir. Damat altı ayda bir karısını ziyarete İstanbula gelirdi anasından kopamadığı için:)Hicran ise bahçıvanın oğluna aşıktır ama yaşlı bir paşayla nişanlanır, mevki sahibi olduğu için.Bundan da rahatsızlık duymaz.
Annenin amacı kızlarının hepsini paşalarla evlendirmekti bunun için de kızlarını sürekli etrafına toplar nasihatler verirdi:"Çok konuşanı kimse sevmez, gereksiz gevezeliklerinizi içinizden yapın, kendi kendinize sessizce konuşun, hem bu sayede aklınız çalışır bunazmazsınız." s. 198 vs...
Ama emeline kavuşur mu orasını buyurun siz okuyun :)
Evin kalfası Bedriye ise Romanda eserin başından sonuna var olan, trajik bir hayat hikayesi olan zalim, çözülemeyen bir kadın olarak karşımıza çıkar. İkiziyle köle olarak satılmış, ikizi saraya gitmişken o sıradan bir konağa satılır. Bir ayağı aksak, iki parmağı da kopuktur. Kopuk parmağın hikayesi kitapta detaylı verilir.Küçükhanımı öldürünce azat edilme sözü almış ama Mehmet çıkınca bunu başaramamıştır. Bedriye Küçük hanımı öldürmek isterken aslında kendisinden şimdiye kadar esirgenenleri öldürmek istemiştir.Yitirilen umutlar, kin ve öfkeye dönüşmüştür aslında zamanla. İşte değişik ruh hali içinde bir kalfa hayal edin.
Küçük hanımefendi en çok kadınlar yüzünden zarar görür eser boyunca. Annesi, ablası, Hicran, Bedriye, adadaki kadınlar...
Küçük hanım, Mehmet'le bir araya geldikçe sürekli annesini, Fatma'yı, Hicran'ı anlatır, anlattıkça da onlara olan özlemi azalırdı. Bir kadın olarak kızlarının, kardeşlerinin ne yaşadığını düşünmekten aciz davranan ailenin kadınları zalimlikte sınır tanımazlar, hele annesi ölmesi için zehirli gül şerbeti bile gönderir adaya:( Bunlar ne ağır travmadır ve çok başarılı anlatılır, kahramanın yaşadığı hayal kırıklığı.
Finali de anlatmayayım ama:
“Ölüm sevdiklerimizi bizden alsa bile aslında onları sevmeye, özlemeye ve hatıralarıyla yaşamaya devam ettiğimiz sürece onlardan ayrılmış olmayız değil mi? Onları kaybetmiş olmayız.” 249 S.
360 syf.
·10 günde·5/10
Küfür hayatın içinde artık ufacık çocukların dilinden bile çok rahatça her ortamda çıkabiliyor evet ama ,bu ,onu kitaplarda da rahatça yazabileceğiz ,hatta kitaptaki gibi babaannemizin küfürsüz cümle kuramayışına alkış tutacağımız bir duruma gelmese iyi olur,diye düşünüyorum fikrimce.Küfürden her yerde nefret ettiğim için ben ,kitabı evet bitirdim (affına sığınarak yazarın ve kitabı sevenlerin) ama zor oldu.
240 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Yazar için zehirli gül bahçesi gibi diyebilirim sanırım. Öyle güzel ifadeler, onca güzel tasvirler, öylesine sıradışı tanımların arasına gizlenmiş çirkin imalar, aşağılamalar ve küçümsemelerle karşılaştım bu kitapta. Örnek verecek olursam yazar, Hitler'in Yahudilere yaptığı soykırımı Türklerden örnek aldığını söylemiş. Ne demek istediğini benim gibi sizde anladınız elbette. Sonra belki herkesi rahatsız etmez ama(beni rahatsız etti) Atatürkle ilgili cinsel içerikli ilginç sahneler söz konusuydu. Daha bir çok şey yazabilirim ama bu kadarı da kafi. Yani kısaca o çirkin imaları daha az görünür kılmak için yazarın o kadar güzel kelimelere, o hoş ve dikkat çekici cümlelere elbette ihtiyacı varmış diye düşündürten bir eserdi.
Yazarın bir kitabı daha var elimde onuda en kısa zamanda okuyacağım bakalım o kitapta beni neler bekliyor olacak.

Yazarın biyografisi

Adı:
Şebnem İşigüzel
Unvan:
Türk yazar
Doğum:
Yalova, 1973
İlk ve orta öğrenimini Yalova'da tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Antropoloji bölümüne girdi. Pek çok dergi, gazete ve televizyon kuruluşunda muhabirlik ve editörlük yaptı. 1993 yılında ilk kitabı olan Hanene Ay Doğacak ile Yunus Nadi Öykü Ödülü'nü kazandı. Bu kitabı Öykümü Kim Anlatacak (1994) ve ilk romanı olan Eski Dostum Kertenkele (1996) takip etti ve Eylül 2009 da "Kevnedostê Min Gumgumok" ismiyle Ronî War tafından Kürtçeye çevirildi. Bir kız (Tamar) ve bir oğlan (Ararat) annesi olan yazar hayatını yazarak sürdürmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 75 okur beğendi.
  • 787 okur okudu.
  • 13 okur okuyor.
  • 325 okur okuyacak.
  • 15 okur yarım bıraktı.