Şebnem İşigüzel

Şebnem İşigüzel

Yazar
7.3/10
107 Kişi
·
292
Okunma
·
30
Beğeni
·
3.358
Gösterim
Adı:
Şebnem İşigüzel
Unvan:
Türk yazar
Doğum:
Yalova, 1973
İlk ve orta öğrenimini Yalova'da tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Antropoloji bölümüne girdi. Pek çok dergi, gazete ve televizyon kuruluşunda muhabirlik ve editörlük yaptı. 1993 yılında ilk kitabı olan Hanene Ay Doğacak ile Yunus Nadi Öykü Ödülü'nü kazandı. Bu kitabı Öykümü Kim Anlatacak (1994) ve ilk romanı olan Eski Dostum Kertenkele (1996) takip etti ve Eylül 2009 da "Kevnedostê Min Gumgumok" ismiyle Ronî War tafından Kürtçeye çevirildi. Bir kız (Tamar) ve bir oğlan (Ararat) annesi olan yazar hayatını yazarak sürdürmektedir.
240 syf.
·Puan vermedi
bunu yazan hanım kimdir necidir bir fikrim yok lakin kitap diye çıkardığı bu saçmalığa tam manasıyla saçmalığa bazı bazı ama sık sık tahammül edemedim. ve kaldırıp atmak istedim. bir çok yerinde de kin öfke ve zehir dolu. nasıl bir hastalıklı kafası var bilmiyorum ama bizim şanlı geçmişimizle değil, inançlarımızla degil, kendi ruhsal öküzlüğü ile eğlenmeli diye düşünüyorum. daha ağırını da söylerim de değmez ucuz paçavraya. vakit kaybı..
160 syf.
·Beğendi·9/10
On bir yaşında ki bir kız çocuğunun hikayesini içiniz parçalana parçalana, lanetler saydıra saydıra okuyacağınız bir kitap. Annelik, anne olmak çok önemli ! Ne yazık ki her doğuran anne olamıyor!!
Yazarın dili sade ve düz olduğu için biraz sıkılarak okuyabilirsiniz ama o an okuduklarınızın canınızı yakacak kadar da gerçekçi bir anlatımı var...
360 syf.
Yazarın da deyimiyle: "Okur nankördür." Ben de bu nankörlüğümü belgelemek amacıyla yazacağım bu incelemeyi.Arada kalmışlığın romanı oldu benim için, bir solukta okunacak türden olmakla birlikte okura çok da bir şey katmadığı kanaatindeyim. Geçerli sebeplerim var elbette, bunların ilki ise küfür. Sokaklar bunu fazlasıyla gerçekleştirirken bir kitapta bu kadar fazla küfüre gerek yoktu bana kalırsa. Artık yediden yetmişe hayatımızın bir parçası haline gelmiş olsa da bunu sıradanlaştırmaktan uzak durulmalı. Hayatın zorluğu karşısında sığınacağımız tek şeyin küfür olması ise bir o kadar acı... Diğer bir mesele her olayın sonuna bir özlü söz, tespit eklemek abartılmış duygusallığa neden olmuş. Bir süre sonra illallah dedirten cinsten çünkü. Objektiflik bir yazar için gerekli midir buna hala karar veremesem de olaylara eşit mesafede yaklaşmalı diye düşünüyorum. Yazarın benimsediği fikirler, savunduğu bir hayat görüşü olmalı tabi ama bunlar çelişkiye mahal vermemeli. Şöyle bir örnek vermek gerekirse annesinin yaşadığı duygusal aşkı yüceltirken diğer tarafta muhafazakar kesimin yaptıklarını yermiş. Aynı durum karşısında kişisine göre farklı tutum sergilemek bende samimiyetsizliğe neden oldu. Benzetme yapmak gerekirse sırlarla ve abartılmış duygusallıkla dolu yeni nesil Türk dizisi kıvamında bir kitap. Tavsiye edebileceğim bir kitap olmadı ne yazık ki diyerek nankörlüğüme burada son veriyorum. :)
360 syf.
·10 günde·5/10
Küfür hayatın içinde artık ufacık çocukların dilinden bile çok rahatça her ortamda çıkabiliyor evet ama ,bu ,onu kitaplarda da rahatça yazabileceğiz ,hatta kitaptaki gibi babaannemizin küfürsüz cümle kuramayışına alkış tutacağımız bir duruma gelmese iyi olur,diye düşünüyorum fikrimce.Küfürden her yerde nefret ettiğim için ben ,kitabı evet bitirdim (affına sığınarak yazarın ve kitabı sevenlerin) ama zor oldu.
250 syf.
·3 günde·7/10
1876 yılında gayrimeşru bebeğini doğurmak için Büyükada'ya sürülen gencecik bir kadının adada yasadığı olaylar, insanların bu duruma bakış açısı, bu genç kadının kendini sorgulaması, bu durumun ailesine yaşattıkları ve diğer insanlarla olan iletişimi ve en sonunda aşkı bulmasının anlatıldığı kitabı ilk başlarda çok sevemedim bana hissettirdiği duygu o döneme ait ait olamayacak kadar feminist bir bakış açısıyla yazılmış olduğu idi fakat kitabın son bölümlerindeki kurguyu ve anlatımı oldukça beğendim.
240 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Yazar için zehirli gül bahçesi gibi diyebilirim sanırım. Öyle güzel ifadeler, onca güzel tasvirler, öylesine sıradışı tanımların arasına gizlenmiş çirkin imalar, aşağılamalar ve küçümsemelerle karşılaştım bu kitapta. Örnek verecek olursam yazar, Hitler'in Yahudilere yaptığı soykırımı Türklerden örnek aldığını söylemiş. Ne demek istediğini benim gibi sizde anladınız elbette. Sonra belki herkesi rahatsız etmez ama(beni rahatsız etti) Atatürkle ilgili cinsel içerikli ilginç sahneler söz konusuydu. Daha bir çok şey yazabilirim ama bu kadarı da kafi. Yani kısaca o çirkin imaları daha az görünür kılmak için yazarın o kadar güzel kelimelere, o hoş ve dikkat çekici cümlelere elbette ihtiyacı varmış diye düşündürten bir eserdi.
Yazarın bir kitabı daha var elimde onuda en kısa zamanda okuyacağım bakalım o kitapta beni neler bekliyor olacak.
360 syf.
·1 günde·Puan vermedi
"En başında ben de yadırgadım. Öyle konuşabiliyor, yazabiliyor olmak şaşırtıcı geldi bir an. " diyor yazar kendi kitabı hakkında. Olay akışı ve yazarın anlatım tarzını sevemedim. Okuduğum ilk kitabı Ağaçtaki Kız olması yazara karşı ön yargı oluşturmasada diğer kitaplarına şimdilik herhangi bir merak duymuyorum.
403 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
nörolojik bir hastalığın kendisini yakaladığı ve renkleri tanıyamayan usta bir ressam Ali FERAH ve yine aynı hastalığın farklı bir çeşidine yakalanarak harfleri tanıyamayan Nobel ödüllü yazar Salim ABİDİN'in başından geçenlerin anlatıldığı keyifli bir okuma yaşayabileceğiniz bir roman.
Eminim okuyan herkesin kitapla duygusal bir bağ kurmasına sebep olacak şu iki dizeyi sizinle paylaşayım
Sarmaşık gibidir insan, kime dolanacağı hiç belli olmaz.
Sarmaşık gibidir hayat, nereden geçip nereye tırmanacağı hiç belli olmaz..
160 syf.
·274 günde·Beğendi·8/10
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Sade bir dili var.
Konusu itibarı ile insanı paramparça ediyor hikaye :(
Ana karakterimizin yaşadıklarını anlatması ile başlıyor…
11 yaşında bir kız çocuğu…
Çocuk diyorum ancak onun yaşamadığı pislik, eziyet ve rezillik kalmamış :(
Ona bunları yaşatan en başta kendi öz annesi…
Sonra abisi…
Sonra toplumda ki her bir bireyden gördüğü aşağılanma, şiddet, taciz, tecavüz ve ve ve ve ve :( o kadar ki yaşadıklarının sınırı yok !!!
Ve tüm bunların yanında o minik kız kendince mutlu olmaya çalışıyor… Kirpiklerinin gölgesinde :(
Ah paramparça oldum yeminle :(
Off off offf yüreğiniz kaldırabilirse okuyun…
160 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Ben bu kitabı nasıl anlatırım, nasıl yorumlarım hiç bilmiyorum. Bildiğim tek şey, okumaya başladığımdan ve hatta bitirdiğimden beri küfrettiğim ve lanetler okuduğum.

Allahım sen tüm çocuklarımızı koru diye dualar edip durdum.
Bu nasıl bir vahşettir? Nasıl bir zulümdür? bunlar insan mıdır? akla mantığa sığmıyor…..

Neden bahsediyorsun sen? diyor musunuz?
Tabi ki çocuk istismarından bahsediyorum, tıpkı kitapta bahsedildiği gibi.

Bir çocuk annesini neden öldürür? Bir çocuğu annesini öldürecek duruma ne getirebilir ki? Hiç düşünebiliyor musunuz? Annesini öldürüyor, ufacık bir kız çocuğu.

Bu ufacık kız çocuğu annesini öldürüyor ve hikayesini anlatmaya başlıyor, çocukça, tüm çıplaklığıyla, harfi harfine anlatıyor, korkudan altına kaçırıyor onu bile anlatıyor, çocuk bu, ondan mı utanacak? Onca yaşadığı kötülük varken….

Ve son, beklenmeyen, istenmeyen, aynı kötülükte biten son. Keşke…bu gerçekler varken bari kitap iyi bitseydi diyorsunuz…

Koca koca adamlar, anneler, babalar, abiler, komşular, okulda müdürler, hademeler, bekçiler ve niceleri…bu zulmü, bu vahşeti içinde barındırıp o çocuklara ellerini sürenler, bedenlerini, yüreklerini dağlayanlar…Allah hepinizin bin bir belasını versin….

Kalbim sıkışarak okudum, rüyalarıma girdi. “boyalı kuş” beni çok etkiledi demiştim ama bu kitap ondan daha beter, çünkü kendi topraklarında/ülkende oluyor.
Hele de bir kız annesi isen… kötü… çok kötü…

Okuyun ki, evlatlarınıza, bacılarınıza, ablalarınıza, tüm kız çocuklarına, hatta erkek çocuklarına bile sıkı sıkı sarılın, kollayın onları…

------------------------
️Alıntılar :

- Eğildim ninemi öptüm. Ellerini öptüm. “Gitmekten başka çarem yok,” dedim ona. “Çocukların ve kadınların kaderi hep kötüdür” dedi bana.

- Ağaçları, kuru dalları, çiçekleri seven bir kız çocuğu annesini niye sevmesin? İnsan en çok annesini sever. Ben de en çok annemi severim. O beni sevmese de.

- Dünyanın kaçıp gidebileceğin bir deliği yok. İğne başı kadar bile olsa yok.

- Ormanın güçlü hayvanları güçsüz olanların peşine düşerler. Yalnız olanların. Annelerinin terk ettiği yavruların. Onlar, “Neden bunlar hep benim başıma geliyor?” diye sormazlar, düşünmezler. Benim gibi hiçbir şey düşünmez onlar. Kaderlerine razı olurlar. Çünkü ormanda ve hayatta kötüler kazanır. Güçlüler.

- Oturdum ağladım. Odacığıma geri döndüm, düşündüm: Hayatta bazen kirpiklerinizin gölgesinden başka sığınacak yeriniz kalmaz. Herkes kötülük yapar size. Bu böyle olmasına rağmen, orman, ağaçlar, sular, kuşlar, gökyüzü ne kadar güzeldi. “ Sence hayatın en güzel yanı neresi?” diye sorarsanız bana, “Hepsi” derdim size. Mutlu olmaya dair bir umudum var benim….

- Yaşadığım şu hayatta, kirpiklerimin gölgesi kadar bir yerde bile hayat kalmadı bana.

------------------------

Yazarın kendi sayfasında olan bir yazıyı eklemek istiyorum, bu kitabı nasıl yazdığını öğrenmek isteyenler için.
http://www.sebnemisiguzel.com/tr/roportaj.aspx?id=13

Yazarın biyografisi

Adı:
Şebnem İşigüzel
Unvan:
Türk yazar
Doğum:
Yalova, 1973
İlk ve orta öğrenimini Yalova'da tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Antropoloji bölümüne girdi. Pek çok dergi, gazete ve televizyon kuruluşunda muhabirlik ve editörlük yaptı. 1993 yılında ilk kitabı olan Hanene Ay Doğacak ile Yunus Nadi Öykü Ödülü'nü kazandı. Bu kitabı Öykümü Kim Anlatacak (1994) ve ilk romanı olan Eski Dostum Kertenkele (1996) takip etti ve Eylül 2009 da "Kevnedostê Min Gumgumok" ismiyle Ronî War tafından Kürtçeye çevirildi. Bir kız (Tamar) ve bir oğlan (Ararat) annesi olan yazar hayatını yazarak sürdürmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 30 okur beğendi.
  • 292 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 158 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.