Selahattin Yusuf

Selahattin Yusuf

6.3/10
25 Kişi
·
85
Okunma
·
18
Beğeni
·
1.738
Gösterim
Adı:
Selahattin Yusuf
Unvan:
Türk Şair ve Yazar
Doğum:
Trabzon, 1973
1991 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne girdi. Üniversite yıllarında felsefi içerikli Mekteb-i Mülkiye dergisini dört yıl boyunca arkadaşlarıyla birlikte çıkardı. Yeni Şafak ve Milli Gazetede yazdı. Daha sonra çeşitli televizyon kanallarında kültür-sanat, sohbet programları yaptı.
Nietzsche, "Ancak önümüzdeki yüzyılda anlaşılacaklar." dediği aforizmalarını İsviçre'nin bir orman köyünden yazıyordu insanlığa ve şöyle diyordu : "Bir fikir için yanmışsın, kül olmuşsun ne çıkar; mademki o fikir senin kendi yangınından sadır olmuyor!" Nietzsche'nin kendi yangını neydi sanırsınız? Bir Aşk.
Annemi son kez gördüm. O anda midemden bir mısır koçanı döne döne
yukarıya doğru çıkmış gırtlağıma dayanmıştı.
Küçücük bir kısmı hâlâ dünyada kalmış garip gülümsemesine bakakalmıştım. Görmeyi artık bırakmış gözleri, küçük hokka burnu oradaydı!
Kolları, ölmeden hemen önce bir şeyi son kez sarmaya çalışmış gibi, hafifçe kavuşmuştu önünde. Parmakları yine
kendi parmaklarına dokunmuş, kalakalmıştı
Ölüm o anda, nasıl anlatmalı, o kadar çok güzeldi ki sanki o kadar çok korkunç değildi.
"Kendini çözemeyen kişi kendi dışında hiçbir şeyi çözemez." (Tutunamayanlar)
Oğuz Atay, "kendini çözmek" ten neyi kastediyor acaba? İnsan yeryüzünde var olduğu günden beri kendini ve çevresini çözmeye çalışmıyor muydu? İnsanın çevresine anlam izafe etmesinin tarihi yine kendisiyle yaşıt değil miydi yoksa? Evet. Ama Oğuz Atay'ın derdi, Türkiye'deki insanın "kendini çöz(ümle)mesidir. İşte yazarın Batılılığı buradan başlıyor.
İnsanın, bakışını varoluşsal bir duyarlıkla kendisine çevirmesi, tastamam Batı'nın bir icadıdır. Rönesans'ın getirip insanoğlunun önüne bıraktığı hayatî yenilik budur. Modern Batı uygarlığının kökeninde "insanın -önce- kendini çözmesi" dürtüsü yatmaktadır. İnsan, şu ya da bu şekilde bir çözümlemenin konusu olacak, varlığı bir "sonuca" bağlanacaktır. Burada, söylediğimiz bu şeylerden ziyade, söylediklerimizin doğal olarak ortaya çıkardığı, o söylemediğimiz şey önemlidir: Demek ki insan bir sorundur!
Faulkner..
Bir kitabının daha Türk diline çevrilmesi yeterli bir sebep midir acaba durduk yerde seni bu dille anlatmaya? Ruhunu ve büyük asalet mirasını, bugün ancak süs şebekleri kadar kontrol edebilen bir milletin içinden yazıyorum bu yazıyı. Bir kliniğin zavallı sakinleri gibi oturmuş bön bön duvara bakan bir ülkeden yazıyorum. Kendine bir gelecek edinse bile, onunla ne yapabileceği konusunda akıl yürütmekten ürken, yatalak bir üçüncü dünya ülkesinden yazıyorum. Geçmişinin tazyikiyle geleceğinin çıkışsızlığı arasında mahsur kalmış bir coğrafyadan yazıyorum. Sanatsız, fehmsiz, edebiyatsız kalmış, çöküşünün estetiği bile doğru düzgün kurulamamış bir medeniyetin yeraltından yazıyorum. Ama bir bilgenin deyimiyle; "yarısı hırsız yarısı polis, yarısı avukat yarısı savcı" bir toplumun tam göbeğinden yazıyorum bu yazıyı.
Şöyle bir söz vardır: "Ne gülüyorsun! Bu anlattığım senin hikayendir." diye. Şimdi burada anlattığımız hikayenin bizim, Türkiye'nin hikayesi olduğunu söylemeye gerek var mı? Bizim de Petro'muz olmadı mı? Bizim de Turgenyev'lerimiz olmadı mı? Bizim de Narodnik'lerimiz (Halkçılar) olmadı mı? (Abdullah Cevdet salağının 'Avropa'dan damızlık erkek getirelim, yeni bir nesil yapalım.' dediğini bildiniz mi?), Bizim de Kesen tek partimiz olmadı mı? Bizim de yeniden yapılanan ulus için St Ptersburg gibi yeni ve sembolik bir büyük şehrimiz olmadı mı?
Düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum. Elimden sadece bu geliyor. Bin dokuz yüz doksan altıdayız. Bir metre yetmiş dokuz santimim. Bronşitim. Faulkner hala ölü. Umut, bütünüyle kırık artık. İlk kitabım bir depoya terk edilmiş ve binlerce okura ihtiyaç duyuyor.
Edebiyat, sanat ve düşünürler dünyasına belli kişiler üzerinden bir bakış sunan, entelektüel birikimi ile okurlara katkı sağlayabilecek bir kitap. Nietzsche'nin hasta yatağında kardeşine söylediği söz kitabın adını oluşturmuş ki içerik hakkında bilgi sahibi olmadan sırf kitabın adı için satın almıştım. Bir de Orhan Pamuk'la ilgili yazarın sözleri de ilginçti...
Bazı ağabeylerin kelâmlarını ve kalemlerini önemsiyorum. Selahattin Yusuf da kelâmına ve kalemine önem verdiğim, Meksika sınırından tanıdığım samimi ağabeylerden bir tanesi. Bunu demek ne kadar doğru bilmiyorum ama bizim mahalleden böyle çarpıcı bir üslupla yazılmış, insanı duygu fırtınalarına sürükleyen , farklı bir tarzda ve alışılagelmişten uzak bir romanın yazılması beni gerçekten umutlandırdı .
Çünkü gerçekten kültürel iktidarı maalesef birileri kendi tekelinde tutuyor ve nedense bizim mahallemizi gören yok! Neyse bu konuya burda girmeyeyim..
Kitaptan bahsetmek istiyorum biraz sizlere..
Masum Oran, benim için bir tutunamayandı. Belki Oğuz Atay, Masum Oran gibi bahtsız bir yönetmeni tanımış olsaydı Tutunamayanlar ansiklopedisine onun ismini de dahil edebilirdi. Hayatın acımasızlığına, şanssızlığına, insanların iki yüzlülüğüne, vurdumduymazlığına,aymazlığına karşı direnç göstermek için 'Sanat Filmi' çekmek isteyen Masum'un hikayesi beni büyük bir merak duygusuyla kendine çekti . Hikayede aşk , ideoloji , ayrılık, psikoloji, toplumsal değişim , cinayet , ceza ,kefaret kısacası hayata dair her şey var.
Romanın beni en cok etkileyen taraflarından bir tanesi;zamanla değiştiğimiz sorunsalı. Özellikle üniversiteydeken daha radikal olan görüşlerimizin gün geçtikçe yok olmaya yüz tutması. .
Ve psikolojik tahliller . . .
Sözün özü : çarpıcı üslupla kaleme alınan bu romanı okumanızı ve bu değerli kalemle tanışmanızı tavsiye ederim
Selahattin Yusuf'un entelektüel birikimlerini aktardığı deneme tarzı kitaplarını tercih ederim ama bu romanı için de kötü diyemem. Belli çevrelere eleştirel bir bakışla birlikte, kurgu içinde iddialı paragraflarda göze çarpmaktadır. Yine de deneme tarzı eserlerini tercih ediyorum.
Eser kapalı bir üslupla yazılmış, anlatılmak istenenin direk okuyucuya yansıtılmayıp; okuyucuyu yorarak yansıtıldığı bir eser meydana gelmiş. Açıkçası pek bir şevk içinde okuyamadım. Yaşanan olaylar, yaşantılar, zaman örgüsü tam bir karmaşıklık içinde. Şu an için eser ile ilgili düşüncelerim bunlar lakin haksızlık da etmek istemem yazara, ne de olsa ortada bir emek var. İlerleyen yıllarda tekrar okursam eğer, fikrimin değişmesine sebep olabilir mi bilemiyorum. Zaman ne gösterir?..

Yazarın biyografisi

Adı:
Selahattin Yusuf
Unvan:
Türk Şair ve Yazar
Doğum:
Trabzon, 1973
1991 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne girdi. Üniversite yıllarında felsefi içerikli Mekteb-i Mülkiye dergisini dört yıl boyunca arkadaşlarıyla birlikte çıkardı. Yeni Şafak ve Milli Gazetede yazdı. Daha sonra çeşitli televizyon kanallarında kültür-sanat, sohbet programları yaptı.

Yazar istatistikleri

  • 18 okur beğendi.
  • 85 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 22 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.