Selim Temo

Selim Temo

YazarÇevirmen
9.1/10
730 Kişi
·
3.047
Okunma
·
457
Beğeni
·
11,7bin
Gösterim
Adı:
Selim Temo
Tam adı:
Selim Temo Ergül
Unvan:
Kürt şair, yazar, akademisyen ve çevirmen.
Doğum:
27 Nisan 1972 Doluca, Batman
Selim Temo (d. 1972, Batman - ) Kürt şair, yazar, akademisyen ve çevirmen.

Tam adı Selim Temo Ergül'dür. 27 Nisan 1972'de Batman'ın Mêrîna köyünde doğdu. İlkokulu doğduğu köyde, ortaöğrenimini Batman'da tamamladı. 2000 yılında Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Sosyal Antropoloji ve Etnoloji Bölümü'nden mezun oldu. Yüksel lisansını "Cemal Süreya Şiirinde Bedenin Yazınsallaşması" başlığıyla, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü'nde tamamladı (2003). Aynı bölümde "Türk Şiirinde Taşra: 1859-1959" başlıklı çalışmasıyla doktorasını tamamladı (2009). Halen Mardin Artuklu Üniversitesi'nde Yardımcı Doçent Doktor olarak görev yapmaktadır. Uzun süre Türkiye'de açılacak ilk Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü'nün kuruluş çalışmalarını yürütmüştür. Ancak YÖK'ten söz konusu bölüm yerine Türkiye'de Yaşayan Diller Enstitüsü adlı bir enstitü ve Kürt Dili ve Kültürü Anabilim Dalı gibi bir birim verilmesi üzerine buradan istifa ederek ayrıldı. Bu süreçte Kürtçeye reva görülen statüye yönelik tavrını Radikal 2 ve Le Monde Diplomatique-Kurdi dergisindeki yazılarıyla gösterdi. Kürt ve Türk edebiyatları hakkında önemli çalışmalara imza atan Temo'nun son yıllarda daha çok inceleme ve araştırmaları öne çıkmaktadır. 2011'de Exeter Üniversitesi'ndeki (İngiltere) Centre for Kurdish Studies'de konuk öğretim görevlisi olarak çalıştı. Hrant Dink Vakfı tarafından "dünyanın dört bir yanında attıkları küçük adımlarla geleceğe dair umudu çoğaltan kişilerden" biri olarak 2011'in "Işıklar"ı arasında sayıldı Hrant Dink Vakfı. Ekim 2013-Ekim 2014 arasında Radikal gazetesinde köşe yazıları yazdı. Halen Mardin Artuklu Üniversitesi'nde, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde çalışmaktadır.
215 syf.
·8 günde·Beğendi
Ahh Gülendam, ne güzel hayallerin vardı gelecekle ilgili. Haydar'la bir yuva düşlemiştin. Her ne kadar Haydar, "Ben devrimci oldum" dese de sen hayallerinden vazgeçmedin. Haydar da hayallerinden vazgeçmedi, her ne kadar abisi "Lan oğlum biz çalgıcıyız, çalgıcıdan komünist olur mu, devrimci olur mu?" dese bile. Ama hayat istediğimiz gibi gitmiyor. Ahh Gülendam "cuntanın gelişi olur da gidişi olmaz inşallah" dediğin bedduanın bile bir tebessümü vardı. Nereden bilecektin cuntayı karşılayacak olan ENTERNASYONAL MARŞI'nın Haydar'ın ölümüne, babanın işkence çekmesine sebep olacağını. Ortalığın savaş alanına çevrilmesine sebep olan enternasyonal marşının yıllar sonra TRT'de yayınlanacağını nerden bilecektin.

Memed Uzun' u Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık (Cep Boy) kitabı ile tanıdım. O, bir aşk romanıydı. Okurken hüzünlendiren bir aşk. Ama bu kitap çok farklı. Bize yıllarca üstü örtülen gerçekleri gösteriyor. Kitapta okuduğum bir kelime (CUNTA) beni Beynelmilel filmine götürdü. Okurken nasıl bir inceleme yazacağımı bile düşünmezken, BEYNELMİLEL filmiyle başlamak istedim.

Beynelmilel, sonunda ağlasak da bizi yer yer güldüren bir filmdi. Kitapta gülünecek bir cümleye rastlamadım maalesef. Kahramanımızın odasında bulunan bir şiir ve kitapla başlayan hapishane ve işkence günleri. Sadece kendi dilinde yazılan bir şiir için izi silinmeyecek acılar. Yıllarca yok sayılmış bir halkın içinden sadece birinin hikayesi. Bir de binlercesi var bunu yaşayanların. Okurken çekilen işkencelere yüreğim dayanmadı. Neyseki son bölümlerde yer verilmişti. Yoksa kitabı yarım bırakırdım.

"Sarayın uzunluğu altı adım, genişlik dört adımdı." Kahramanımız da bu hücrede volta atmaya çalışıyor ayakta durabilmek için. Yemek için getirilenler "bir tabak yeşil su, bir parça ekmek ve küçük bir kase suydu. Nasıl 24 saat yetecekti?" s. 189. Ölme, işkence çeke çeke öl diyorlar. İşkencenin de her türlüsünü yapıyorlar.

Diyeceksiniz ki okuduğun altı üstü bir kitaptı. Ne var bu kadar etkilenecek? Haklı olabilirsiniz. Sadece bir kurgu olsa belki bu kadar etkilenmezdim. Ama değildi. Yazılanlar hep yaşandı. İşkencede hastalanan, ölen, kaybolan insanlar hep oldu. 12 Eylül darbesini hiç unutmadık. Binlerce masum insanlara yaşattıklarını hiç unutmadık. Asla da unutmayacağız.

Bence bu kitabı okumayın, benim gibi yüreğinizin yanmasını istemiyorsanız.

Bence bu kitabı okumayın, benim gibi kapağını kapattığınızda gözyaşlarına boğulmak istemiyorsanız.

Bence bu kitabı okumayın, benim gibi okuduklarınızın size de ULUCANLAR'daki o küçücük hücreleri anımsatmasını istemiyorsanız.

Bence bu kitabı okumayın, MAMAK ASKERİ CEZAEVİ'nde öldürülenleri anımsamak istemiyorsanız.

Bence bu kitabı okumayın, genç yaşında işkenceden ölmüş ALİ İSMAİL KORKMAZLARI unutmak istiyorsanız.

Okuduklarım bana acı verdi. Ee o zaman ne diye okudum? Öğrenmek için okudum. Siz okumayın, boş verin. Öğrenip ne yapacaksınız. Sadece canınız yanacak.

Tıpkı Beynelmilel filminde Enternasyonal Marşının yıllar sonra TRT'de yayınlanması gibi, kahramanın işkenceye maruz kaldığı o şiir ve o kitaplar da raflarda yerini aldı. Ama İşkencede ölen canlar geri gelmedi.

Yüreğiniz dayanıyorsa okuyun. Yine de siz bilirsiniz.

Yazarımız Mehmed Uzun'a değinmeden bitirmek istemiyorum incelememi. Yazar kendisini “Kürdüm, Türkiyeliyim, İsveçliyim, İskandinavım, evrenselim. Hem kutsal iki nehrin, Dicle ve Fırat’ın arasındaki çok kapalı bir bölgenin yerlisiyim, hem de dünya vatandaşıyım. Çünkü dünyanın kültürleri, ülkeleri ve dilleri boyunca yolculuk ediyorum.” diye tanıtıyor. Daha güzel bir tanıtım olamaz. Bunun üstüne diyecek bir söz bulamadım. Yazılarını kendi anadilinde yazmış hep, sonradan Türkçe'ye çevrilmiş. Aslını asla inkar etmemiş.

İŞKENCEDE ÖLEN YÜZLERCE KİŞİYE
SAYGI İLE
215 syf.
·7 günde·10/10 puan
İnsanın dünya üzerinde "yalnız" kaldığı anlar vardır... Böylesi anlarda, içini dökebileceğin tek varlık bazen sadece yolu oraya düşmüş bir böcektir. Yalnızlığın ve dışlanmışlığın acısı, sıradan bir böcek de olsa bir dinleyici bulduğunda hafifler mi?

"Sen", acılı, trajik bir yaşamdan, doğunun renkleriyle benzemiş pastoral bir manzara... Aynı insanın dününü bugününü iki farklı üslupla anlatan uzun, bu ilk romanında insanın zor şartlar altında verdiği yaşam mücadelesini, dayanma gücünün sınırlarını ve Doğu insanının Hayata bakış açısını bu manzaranın çerçevesi içine yerleştiryor...

Buda tavsiyelerimin içine girmiş bir kitap oldu, bir solukta okursunuz o derece akıcı, benim geç okuma nedenim de yks sınavına hazırlanışım, lise son sınıf olduğum için yazılılar ayrı ödevler ayrı baskı yapıyor yoksa erken bitiririm:))

Şimdiden keyifli okumalar dilerim:)
215 syf.
·3 günde·Beğendi
Öncelikle bu incelememi önyargılarıyla boğuşan bu toplumda, farklılıkları zenginlik olarak gören, sevgi ve barışın değerini bilen insanlar için yazıyorum.

Mehmed Uzun, "Ben, ruhu zedelenmiş, sesi kısılmış, kendisini ifade etmekte çok güçlük çeken insanların yazarıyım." demiş.

"SEN"in yaşamı, memleketinin renklerin şenliği haline geldiği ovalarda; meyve ağaçları, yoncalar, hatmi çiçeklerinin ışıl ışıl boy verdiği dağlarda; saçları örgülü berîvanların siyah gözlü oğlakları, koyunları sağdığı yaylalarda başlamıştı. Stranlar, türküler, destanlarla, kaval sesleriyle büyümüştü. Hiç yalnız olmamıştı, kalabalık bir ailesi kardeşleri, çok sevdiği ona bilmeceler anlatan dedesi, masallar anlatan ninesi vardı. Yaz günlerinde damında gözleriyle yıldızlarla sohbet ettiği bir evi vardı.

Ama kör talih ve acımasız tarih arasında yolu "Viran" Diyarbakır Cezaevine düştü. (Ya da düşürüldü.) Yalnız başına bir hücrede ona yoldaşlık edecek, umut olacak ne bir insan, ne bir ışık ne bir ses vardı.. Orada kimsesizdi. Dayak yerken düşündüğü, dedesiyle birlikte adını koyduğu "Adsız" oğlağının düşünden ve hücresinde bulunan tek canlı varlık olan, ninesinin anlattığı masaldaki hatun böceğinden başka kimse yoktu.

İnsanın varlığının ve onurunun hiçe sayıldığı, yaşam ve mücadele romanı bu. Mehmed Uzun'un gözlerim dolarak okumadığım tek bir kitabı olmadı. O insanların gözlerinden okuduğu acıları kaleme döken usta bir yazar..
215 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10 puan
Mehmed Uzun'un ilk romanı benim de yazarın ilk okuduğum kitabı oldu. Siteden bir arkadaş bu kitabı önermemişti, ama kitap evinde Sen'i bulduğum için, tereddüt etmeden aldım.

Kitapla ilgili okuduğum yorumlarda genelde ilk romanı olmasının da etkisiyle yazarın şu anda çok sevilmesinin sebebi olan üslûbunun burada çok da belirgin olmadığı söyleniyor; ancak ben şu haliyle bile oldukça güzel ve sade olduğunu düşünüyorum. Hiç de yeni yazmaya başlamış birisinin değil, yazmaya alışık, eli rahat bir yazarın kalemi bu, ve oldukça güzel.

Kitabı okurken beni rahatsız eden yerler oldu ve rahatsız olmaktan rahatsız oldum. 80 darbesi sonrası Diyarbakır Cezaevi'nde tutuklu bulunan insanların yaşadığı zulümler üzerinden kürt mücadelesi veya hareketi hakkında bir çok şey söylüyor kitap. Kitapta düşmanlar denen insanlar askerler veya polisler değil, aslında Türkler gibi geldi bana. Bu anlamda önyargılı okuduğum yerler oldu. Buna rağmen eser ilerledikçe ve amca'nın da anlatıma dahil edilmesiyle, hikâyeye dahil edilme biçimi çok iyi olmasa da Kürtlerle ilgili verilen bilgiler ve eserin derdini bu yumuşak, edebi dille anlatışı etkilenmemeyi imkânsız kılıyor, Türk olarak değil, haksızlığa zulme uğramış insanları ve bir halkın hikâyelerinden bir tanesini okuyan bir insan olduğumuzu düşünerek sanki daha rahat bir bakış açısı yakalayabiliyoruz. Elbette artık benim, sizin, başkalarının ne düşündüğü veya neyi neleri talep ettiğinin çok ötelerine taşınmış durumlar söz konusu. Ancak buraya sınırlarını ve tarzını bizim belirlediğimiz biçimlerde, isimlerde, kimliklerde ait olmayı istemeyen, ve anlaşılan bu itiraz ve ait olmama hissi ülkenin kuruluşuna, belki daha öncelerine dayanan insanların ne şekillerde susturulduğu, işkence yapmanın bir devletin geleneklerinden olup olmadığı, bir ülkenin veya devlet geleneğinin emir veya yasaklarına uymayarak kendisi ve kendi doğası ve özü olmayı istemek gibi gerçekler kitabın başından sonuna dek önümüze konuyor ve aslında şaşırtmıyor tabi, çünkü meşrulaştırmak, oyalamak, göz boyamak yerine yazar Kürtler açısından günlük hayatlarının bir parçası olan şiddeti anlatırken, kendi adıma konuşarak söylersem kimlik sorunu yaşamamış, bu anlamda ezilmemiş ve ayrı bir dil yurdunda yaşayan- amca'nın söylediği gibi, kendilerinin en çok darbe aldıkları yer - bizim gibi insanlara uzaklarda yaşanan bir ızdırap hissi veren herşeyi şu ânımızın, şimdimizin bir parçası yapıyor... Bizim, oradan olmayanların bilmesi, kabul etmesinin dışında kendi yolunu yürüyen bir itirazın söz konusu olduğu, biz istemesek ve kabul etmesek de kendi kendisi olmaya yürüyen bir itiraz ve red olduğu açıkça görülüyor eserde yaşanan herşeyin, zulmün; zira kitaptaki politik kişiler, Amca olsun, hoca olsun ve anlatıcımız olsun, bu durumu, yani bir başkası ve o başkasının ismi değil sadece Kürt olma durumunu çok çok güzel ortaya koyuyor. Politik anlamlarda bilgim eksik olduğu için doğru tespitler yapamam, söyleyemem muhakkak, ama edebiyat anlamında bu derdi dile getirmesi, bu derdi taşıyanları hikâyeleştirmesi, bu kültürü hikâyeye yedirişi anlamında eserin oldukça iyi bir eser olduğunu, dilin ve üslûbun kimbilir ne kıvama, kıvamlara ulaştığını görmek için yazarın öteki kitaplarını da okumak istediğimi söylemem gerek. Kürt edebiyatı için Mehmed Uzun'un önemini hepimiz biliyoruz. Okumayı düşünenlere gönül rahatlığıyla öneriyorum Sen'i.
215 syf.
·8/10 puan
Anısı güzel insana, Reşit' e...
Bu kitabın incelemesini sana mektup yazarcasına yapmak istedim ama normal mektuptan farklı olarak zarfa konup pullanmayacak ve görülmüştür mührü basılmayacak...

Bunca yıldır cezaevlerindeki işkencelerle ilgili kitap okumadım, film izlemedim, haber detaylarına bakmadım... Hep kaçtım insan onuruna yakışmayan, kainat yıkılıyormuş da insanlık altında kalıyormuşcasına ağır gelen bu suçu-"işkenceyi" tanımaktan... Ama konusunu bilseydim muhtemelen okumayacağım "Sen" romanı da cezaevlerindeki zulmü anlatıyor. Malesef seni de anlatıyor, seni hatırlatıyor. Ve senin gibi binlercesinin yüzkarası alınyazısını tarihe not düşüyor. Mehmed Uzun' un değeri artıyor gözümde, bu karanlığa ışık tutma cesaretine sahip olduğu için.

Viran Diyarbakır' ın "en büyük derdi özgürlük ve kendisi olarak yaşamaktır"
diyor yazar. 1980 darbesinden sonra Diyarbakır Askeri Cezaevi' nde yaşanananlar da anlatılıyor. "Kendi olmak neden suç?" diye sormadan edemiyor insan. Veya özgürlüğü elinden alınmış olmak yeterli değil mi ki bir de zulüm üstüne zulüm ekleniyor?

"Sen" diye hitap edilen kişinin adı geçmiyor kitapta. Bu yüzden bu kitabın kahramanı sensin ve senin gibi birçok mahkumdur.

Yıl 2019 olmuş ama seni de hücreye atmışlar dört duvarın kasveti yetmezmiş gibi daha da daraltmışlar o duvarları. Sen de kitaptaki kişi gibi suçunu bilmiyorsun. Hukuken yasal olan ama muhalif olunduğu için suç sayılan çifte standartlı..... Velhasıl "Hayvan Çiftliği" ni aratmayan güzel ülkemizde mahkumsun. Boyun eğmeyen kişiliğinden bir şey eksiltmemişsin. Tutuklanmadan önce bu kitabı okumuş olsaydın belki işine yarardı, belki de okuduğun halde yarayamamıştır bilemiyorum. Kemikleri korumak çok önemliymiş. Kemik ve eklemleri çok seviyor kitaptaki işkenceciler. Olacak iş mi senin yaptığın da burnundaki kemik yoğunluğunu bilmezmişsin gibi o uzun burnunu koruyamamışsın :) ama canını sıkma çıktığında estetik yaptırırız. Dalga geçmiyorum burnun da en az senin kadar değerli ama misilleme yapmak için bu fırsatı kaçıramazdım... :)

Romanı okudukça kahramanın yerine seni koydum ister istemez; neler yaptığını, ne yediğini, ne düşündüğünü, volta atarken tesbih sallayıp sallamadığını bile merak ettim...

Seninle ilgili yazacaksam Kürtçe olmasını isterdin biliyorum. "Tek Türkçe mektup yazdığım sensin Kürtçe öğrensen iyi olur" demiştin bana. Ama bunu rüyaları ve duaları bile Türkçe olan birine söylemiştin... Gelinen bu durumun nedeni açık degil mi? Bu kitabın ve yazıya dökülmeyen birçok yaşanmışlığın gösterdiği nedenler.

Yazdıkça yazabilirim ama bitirsem iyi olacak. Sana ve tüm siyasi rehinelere özgür ve aydınlık bir gelecek diliyorum.

Her şey iyi olsun...
215 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Hiçbir ülke lideri, başkanları, başbakanları, adalet sağlayıcıları kendi düşüncesinden farklı, aykırı bir düşünceyi kabul etmemiştir! Bırakın uygulamayı, düşünceye bile tahammülleri yoktur, bunun adına da diktatörlük diyoruz kısaca.

Suçlular cezalarını çekmeli evet, ama önce suçluyu suçsuzu birbirinden ayırmayı öğrenmeliyiz. Ve neyin suç olduğuna veya olmadığına karar verecek olan kişileri seçerken çok dikkatli olunmalı. Egoist insanlar halkı yönetmemeli ya da cezaları ile ilgili kararlar almamalı.

Siyasi görüşünüz ne olursa olsun şu kitabı okuyup da yüreği sızlamayan da, ne bileyim, boşa yer kaplıyor dünyada...
315 syf.
·5 günde
Ehmedê Xanî (1651-1707) 17. Yüzyılda yaşamış Kürt edebiyatçı, şair, tarihçi ve islam âlimi. Arapça, farsça, osmanlıca ve kürtçe dillerine hakim olan Xani'nin Mem ile Zin mesnevisi, islam dünyasındaki mesnevi geleneği açısından bakıldığında son derece önemli özellikler göstermektedir. Kürtler arasında yaşayan "Memê Alan" destanını temel almaktadır. Bilip-bilmediğimiz bazı yapıtları;
Nûbara Biçûkan- manzum kürtçe arapça sözlük
Eqîda Îmanê- manzum akide
Mem û Zîn - şiir
Dîwan - Tamamı bulunamamış
Yusûf û Zuleyxa - şimdiye kadar bulunamamıs
Leyla û Mecnun - şimdiye kadar bulunamamış
Erdê Xweda - bulunamamış astronomi ve coğrafya kitabı.

Mem ile Zin, Ahmed-i Hani tarafından 1690-1695 yıllarında yazılmış, 1450-51 yıllarında yaşanmış Mem ile Zin'in aşkını anlattığı 60 Bölüm, 2657 beyit, 5314 kafiyeyle anlattığı, Kürtçenin Kurmanci lehçesiyle yazmış olduğu mesnevi eseridir. Aşık olupta kavuşamamanın, iyiliğin kötülüğe galip gelişini ve aşkın ölüme galip gelişini anımsatan güzel ve acı dolu bir sevda destanı. Allah'a, Hz. Muhammed'e övgülerle başlayan beyitler, Xanî'nin bu eseri niçin Kurmanci ile yazdığıyla devam etmekte. Mem ile Zin'in hikayesine geçişten sonra. Ehmedê Xanî'nin kendi kalemiyle olan diyaloğundan sonra bitiyor. Aşk, din, tasavvuf, ahlak, kahramanlık temalı. Orjinal dilinden daha önce okumuştum. Çevirisini merak ettiğimden dolayı Türkçesini okumak istedim. Selim Temo kitabı çok güzel çevirmiş.

Bundan sonrasi Mem ile Zin'in hikayesidir; Ehmedê Xanî'nin beyitleriyle.

Botan yöresinin Mîr'i ( Siirt, Şırnak, Batman ve Mardin'i içeren bölgenin adı) Emir Abdal oğlu Emir Zeyneddin'in dünya güzeli iki kız kardeşi vardır. Birinin adı Zîn diğerinin ise Siti'dir. Tacdin, beyin divan vezirinin oğludur. Mem ise Tacdin'nin can dostu ve manevi kardeşidir. 21 Mart baharın müjdeleyicisi olan Newroz bayramında yapılan şenliklere yöre halkı kızlı erkekli süslenip eğlenirlerdi.Tacdin ile Mem kız kılığına girip şenliğe katılırlar. Şenlik alanında erkek kılığına girmiş iki ayyüzlü kız görürler. O anda yürekleri birbirine bağlanir, karşı karşıya geldiklerinde bakakalırlar. Zin parmagındaki yüzüğü Mem'e, Mem'in yüzüğünü de kendsine alır, aynısını Siti de yapar ve oradan ayrılırlar. Olayın üstünden günler geçer. Kizlar yeme içmeden kesilir.

"İrinsiz, kabuksuz, görünmez bir yara
Bir hastalıktır ki aşk derler adına
Amma öyle bir tutuşur ki içinden
Yüreğın kanı akar iki gözünden"

Durumu gören dadıları Hayzebun bunun ancak gönük yarası olacağını dile getirir ve kızları konuşturur. Hayzebûn Mem ve Tacdin'nin yüzüğünü alıp soluğu bir bilgenin yanında alır. Bilge dermanlarının, kendisinin hekim kılığına girerek çevrede bu dertten hastalanan gençleri sorarak bulabileceğini söyler. Çom geçmeden Dadı, Mem ve Tacdin'i bulur. Dertlerine care bulacağını söyleyip yüzükleri geri ister. Tacdin yüzüğü geri verir ama Mem vermez yüzüğü;

" Dadı mazur göresin beni
Kim verir ki canından olma iznini"

Büyüklerin de araya girmesiyle Mîr Siti'yi Tacdin'e verir. ( aynı anda aynı evden iki gelin çıkamayacağı vasıtasıyla Mem önce kendinden büyük olan Tacdin'nin evlenmesini ister.) Yedi gün yedi gece çok güzel bir düğün olur. Bu arada sıraların kendilerine gelmesini bekleyen Mem ile Zin gizli gizli buluşur, konuşurlar. Onları ve Tacdin'i çekemeyen Bey'in kapıcısı Bekir ( Botanlı olmayıp Iranin bir köyünden, fitneci, fesat biri) bir gün Mîr'e gider;

" Mîrim! Zarar ettin Siti'yi vermekle
O tacın cevheri, cevherin tacıydı
Tacin süsüydü ve süsün de tacıydı
Taht da pek yakışırdı, yani öyle
Bilgili, akıllı ve hünerliydi de
Kederli Kısrâ onu görmek isterdi
İmparator delice sevmek isterdi
Eğer Sezar oğlu için isteseydi
Hakan ise önünde divan dursaydı
Yine de bu kadar ucuza vermezdin
Onlara bu şekilde boyun eğmezdin
Siti'yi verdin ya şu Tacdin'e
Aynı gün Zîn'i Mem'e vermiş kendince"

Bunları duyunca kızan Bey aslından Zîn'i Mem'e vermeyi düşündüğü halde vermekten vazgeçer.

"Bir arzu vardı içimizde
Mem'i Zin'le onurlandıralim diye
Babamın ruhuna yemin ederim ki
Halid'e varana kadar tüm ceddimi
Adem'im neslinde olan hiç kimseye
Vermeyeceğim Zin'i eş olsun diye
Eğer varsa kellesinden bezmiş biri
Zin burda işte, olsun ona müşteri"

Bunu duyan Zin ve Mem aşk ateşi içinde gün geçtikçe kavurulur. Yemeden içmeden kesilir. Deli divane dolaşırlar. Bir zaman sonra Bey'in ava çıktığı bir zamanda. Mem Zîn'i görmeye gider. Fakat bu sırada Mîr ve adamları ansızın çıkagelir. Bir abaya sarılı şekilde Mem'i bahçesinde görür. Abanın altında Zin'in kara saçlarını gören Tacdin onları o durumdan kurtarmak için hemen evine gider. Siti ve çocuğunu alarak evini ateşe verir Mem uğruna.

" Elalem ateşi söndürür su ile
Bense suyu söndüreceğim ateş ile"

Buda inanılmaz bir dostluk örneğidir. Bey ve adamları Tacdin'nin evini söndürmeye giderken, Zin'de Mem'den ayrılıp evine gider. Durumu Beko görür ve Bey'e söyler. Gerçeği ortaya çıkarmak için Mem ve Mîr arasında satranç yarışması düzenlenmek ister. Beko;

"Onu mağlup edip de yendiğin anda
Doğru söyle, yarin kim diye sor ona
Mem, yiğit, pehlivan, saf kalpli biridir
Hele sana karşı yalansız biridir
İnkâr edemez içindeki sevgiyi
İkrar edecek sana bütün gizini
Bu aşkta direten kararlı biri o
Ben ki Zın'e aşığım diyecektir o

Oyun düzenlenir, Bey oyunu kazanması takdirde Mem'in herhangi bir dileğini yerine getireceğine dair siz verir. İyi bir satranç oyuncusu olan Mem Mîr'i ilk üc elde yener. Durum karşısında endişelenen Beko, Zîn'in pencerede oyunu takip ettiğini görür. Kaide ve oyun sırayla diyerekten, yerlerin değismesini ister ve Mem'i Zin'in karşısında oturtur.

" Zîn'i birden görünce Mem'in gözleri
Bedavadan verdi fil ile veziri
Cam ve pencerede kalınca yüreği
Piyonlar için atlarını kaybetti"

Durum böyle olunca Mem oyuna adapte olamaz. Sonraki altı elde yenilir. Bey Mem'in oyunu kaybetmesine rağmen, sevgilisinin kim olduğunu, layıksa onu, kendisine alacağını söyler. Bunu fırsat bilen Beko hemen araya girer;

" Gördüm ben Mem'in sevdiğini
Bir Arap kızıdır, dudağı dövmeli
Baştan aşağı katran gibi kapkara
Değmez Mîr'in istemesi, anmasına"

Bunun üzerine aşk sarhoşu olan Mem şuurunu kaybederek sevgilisinin soylu bir aile kızı olduğunu, melek, ay parçası olan Zîn'in adını söyler. Buna sinirlenen Bey o anda Mem'in ölüm fermanını verir. Fakat Tacdin ve kardeşleri Arif, Çeko buna engel olur.

"Sizin niyetiniz Mem'i yakalamak
Ki sizden üc yüz kişi yaralanacak
Üçümüzü paramparça etmeden siz
Bu Mem'i öylece seyredeceksiniz."

Hal böyle olun Mîr, Mem hakkından yeni karar verir ve zindana atılmasını ister. Bir yıl sonra artık duruma çare bulmak isteyen Tacdin ve kardeşleri Bey'e karşı ayaklanıp Mem'i almak icin hazırlıklara başladı. Bunu duyan Bekir, Bey'in durum karşısında tedbirli davranmasını ister.

" Elçiye Mem ile Zın'i bağışladık de
Onları evlendirip verdik Tacdin'e
Açıkca inat edip ayak sürüme
Fesat ateşini bir kez söndür hele"

Mîr bu fikri gerçekleştirmek icin Zîn'e gider ve olanları anlatır. Halsiz olan Zın'in ağzından ve burnundan kanlar akmaya başlar. Bey kardeşi üzerine ağlamaya başlar ve ne tür bir hataya düştüğünü anlar. Evlilik iznini verdiğini söyler ve gidip Mem'i alıp huzuruna çıkmasını ister. Mem'e giden Zin olayı Mem'e müjdeler. Daha önce Beko tarafından zehirlenen Mem;

"Ben hiçbir Mîrin huzuruna çıkmam
Ben hiçbir esirin kölesi olamam
Bu mîrlik, vezirlik hep görüştedir
Bu bir hayal oyunudur, bir sihirdir
Bunların hepsi boş, hepsi de fanidir
Sonu yok bunların, hepsi de fenadır
Eğer ölüm varsa, o Mîr, mîr değildir
Azledilme varsa, o mîr bir esirdir."

Bunları söyledikten sonra Mem Hakkı rahmetine kavuştu.

"Ve kafesi açılmış bir kuş misali
Hemen uçtu, hic hapsedilmemiş gibi
Çamur zincirinden elini kurtardı
Hemen çırptı gönlünün kanatlarını
Bir şahinmiş gibi dünya merkezinden
Kanat çırpıp Rabb'ine kavuştu hemen"

Kısa bir süre Mem'in ölüm haberi her yere yayıldı. Ölüm haberini alan Tacdin Beko'yu öldürdü. O kadar fitne ve fesada rağmen Zın Beko hakkında kötü düşünmedi.

"Bır kırmızı gülüz, o dikendir bize
Biz bir defineyiz, o yılandir bize
Gül, dikenlerin uçlarıyla korunur
Define yılan sayesinde korunur
Eğer engel olmasaydı aramızda
Batık ve zail okurdu aşkımızda"

Halinde hal kalmayan, kan kusan Zîn, Mem'in mezarı başında can verdi.

"Mem, can ve beden mülkünün sahibisin!
Ben bahçeysem, eğer bahçıvanı sensin
Şu yetiştirdiğin bahçe sahipsiz mi?
Senin yüzün olmazsa neye yarar ki?
Kucakladi mezarı ona sarıldı
Düştü takatten, can bedenden ayrıldı
Sanırsın bir çıraydı da söndü şimdi."

Zîn'in öldüğünü görünce Mîr "Al sana Yar" diyerek, ilk kez görüştükleri, ilk kez buluştukları gibi gerdek mezarına perdesiz yüz yüze gömüldüler. Ayakuçlarına da Beko'yu gömdüler. Rivayet odur ki sonradan iki fidan yetişti Mem ile Zin'in mezarında kolları birbirine dolandı, Beko'nun da mezarında yetişen bir kara çalı da kendini o iki fidanın arasında büyüttü, kavuşmalarına engel oldu.
Mem û Zîn'in mezarı Cizre Sırnak'tadır

Bir şeyi sevmek için, o şeyin senin olması gerekmiyor ahir zamanda, bunu kanıtlıyor Mem û Zîn aşkı. Ehmedê Xanî'nin dediği gibi;

"Kimisi can için ister cananı
Kimisi canan için verir canını
Kimisi kavuşmak ister Siti ve Tacdin gibi
Kimisi aşkı seçer Mem û Zîn gibi"

Gerçek aşkı, sevdayı bulmaniz dileğiyle...
215 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10 puan
Sen, acılı , trajik bir yaşamdan , Devletin menfaati ve müdafası için halkın kuşatılması ve yıldırılması.!

Bir şiir aslında Kürtçe yazılan bir şiir Diyarbakır zindanlarında görülen tarifi imkansız işkence..! Ve yine gece yarısı evden çıkartılıp götürelen onlarca can ( faili meçhul ) .. Yüreğimi yakan işkenceler varlıkları ve onurları yok sayılmış Kürt gençleri .! Öyle bir kes okumakla bitmez . Geceler ister haftalar ister . Mehmet Uzun’lu gecelerde dalgaların sırtında coşmak lazım .. Adalet mülkün temelidir deyip 29 genci suçsuz günahsız saat 19.15 te tutuklayıp işkencenin tam ortasına götürdüler ..! Mutlaka okunması lazım !!
215 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Siz hiç yalnız kaldınız mı? Şöyle etrafı dört duvarla çevrili bir hücrede yalnızlık. Tek etkileşiminiz sizi dayakla cennete ulaştıracağını söyleyip, konuşturmaya ama kendi duymak istediği cümleleri almak için konuşturmaya çalışan görevliler olan bir yalnızlık! Yaşamak için, umudu kaybetmemek için yapılacak bir şey var. Hani eskiler masallara başlarken yaptıkları girizgahta hatun böceğinden bahsederler ya, işte kahramanımızın en zor anındaki yoldaşı bu böcekçik olur. Hem kendisini yaşatmakta hem de hikayesini yaşatmakta ona yaşam kaynağı olur.
80 askeri darbesi sonrası Diyarbakır cezaevine düşen kahramanımızın hikayesini iki farklı bakış açısıyla anlatan Mehmed Uzun' un 'Sen' kitabı, yazarın ilk romanı olması, otobiyografik özellikleri anımsatması ve diğer romanlarına hazırlık adına güzel bir başlangıç olmasıyla önemli bir yere sahiptir, en azından benim için. Ayrıca yaşanılanları okudukça üslubu sayesinde yüreğimizde hissettiren eşsiz bir eser.
Yaşam mücadelesinin ne boyuta varacağını görmek için mutlaka okuyun.

Yazarın biyografisi

Adı:
Selim Temo
Tam adı:
Selim Temo Ergül
Unvan:
Kürt şair, yazar, akademisyen ve çevirmen.
Doğum:
27 Nisan 1972 Doluca, Batman
Selim Temo (d. 1972, Batman - ) Kürt şair, yazar, akademisyen ve çevirmen.

Tam adı Selim Temo Ergül'dür. 27 Nisan 1972'de Batman'ın Mêrîna köyünde doğdu. İlkokulu doğduğu köyde, ortaöğrenimini Batman'da tamamladı. 2000 yılında Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Sosyal Antropoloji ve Etnoloji Bölümü'nden mezun oldu. Yüksel lisansını "Cemal Süreya Şiirinde Bedenin Yazınsallaşması" başlığıyla, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü'nde tamamladı (2003). Aynı bölümde "Türk Şiirinde Taşra: 1859-1959" başlıklı çalışmasıyla doktorasını tamamladı (2009). Halen Mardin Artuklu Üniversitesi'nde Yardımcı Doçent Doktor olarak görev yapmaktadır. Uzun süre Türkiye'de açılacak ilk Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü'nün kuruluş çalışmalarını yürütmüştür. Ancak YÖK'ten söz konusu bölüm yerine Türkiye'de Yaşayan Diller Enstitüsü adlı bir enstitü ve Kürt Dili ve Kültürü Anabilim Dalı gibi bir birim verilmesi üzerine buradan istifa ederek ayrıldı. Bu süreçte Kürtçeye reva görülen statüye yönelik tavrını Radikal 2 ve Le Monde Diplomatique-Kurdi dergisindeki yazılarıyla gösterdi. Kürt ve Türk edebiyatları hakkında önemli çalışmalara imza atan Temo'nun son yıllarda daha çok inceleme ve araştırmaları öne çıkmaktadır. 2011'de Exeter Üniversitesi'ndeki (İngiltere) Centre for Kurdish Studies'de konuk öğretim görevlisi olarak çalıştı. Hrant Dink Vakfı tarafından "dünyanın dört bir yanında attıkları küçük adımlarla geleceğe dair umudu çoğaltan kişilerden" biri olarak 2011'in "Işıklar"ı arasında sayıldı Hrant Dink Vakfı. Ekim 2013-Ekim 2014 arasında Radikal gazetesinde köşe yazıları yazdı. Halen Mardin Artuklu Üniversitesi'nde, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde çalışmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 457 okur beğendi.
  • 3.047 okur okudu.
  • 100 okur okuyor.
  • 1.170 okur okuyacak.
  • 30 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları