Yazar
Selma Lagerlöf

Selma Lagerlöf

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.1
66 Kişi
187
Okunma
25
Beğeni
1.794
Gösterim
Tam adı
Selma Ottilia Lovisa Lagerlöf
Unvan
İsveçli yazar
Doğum
20 Kasım 1858 Marbacka, Värmland, İsveç
Ölüm
16 Mart1940 Marbacka, Värmland, İsveç
Yaşamı
Selma Lagerlöf İsveçli yazar. Efsane ve masallara dayanan yapıtlarıyla tanınmıştır. Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan hem ilk kadın yazar, hem de ilk İsveçli yazardır.
ferat Ⓐ
General’in Yüzüğü'ü inceledi.
114 syf.
·
1 günde
·
10/10 puan
Masalsı anlatımla halk arasındaki bi efsaneyi anlatır gibi yazmış yazar. Okurken aklımda hep Italo Calvino'nun Atalarımız serisi vardı, zira bu da bir üçlemenin ilk kitabı zaten. Kitapta elden ele dolaşan bi yüzük ve o yüzüğün laneti anlatılıyor, tek oturuşta okunabilecek kadar akıcı. Olayın içine girip sürüklenirken ara ara çok güzel duygular hissettirdi; hiçbiri baskın olmayan, hepsi bi ortaya çıkıp bi kaybolan karakterlerle küçük bağlar kurmak çok hoştu :)
General’in Yüzüğü
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
Semiha Taygun
Nils Holgersson'un Serüvenleri'ni inceledi.
399 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Nobel ödüllü yazardan çocukluğuma götüren bir roman. Yıllar önce televizyonlarda gösterilen Uçan Kaz adlı çizgi film ile tanımıştık Nils Holgerson'u. Her zaman ki gibi kitap filmden daha çok tat verir teorisinin gerçek olduğunu kitapta gördüm. Nils Holgersson, çok yaramaz, insanları kızdıran ve hayvanlara eziyet eden herkesin kötü dediği bir çocuktur. İşte Selma Lagerlöf 'un bizi kendine çeken hayal gücü burada devreye girer ve cüce bir büyücü Nils'i parmak çocuğa dönüştürür. Çiftliklerindeki genç erkek kaz Martin ile yaban kazlarından oluşan bir sürüye katılarak kuzeye uçar ve heyecan dolu bir macera yaşar. Sonrası bu Nobelli yazarın kitabında...
Nils Holgersson'un Serüvenleri
OKUYACAKLARIMA EKLE
12
Ahmed Yasir Orman
Küçük Nils Holgersson'un Yabankazlarıyla Maceraları'ı inceledi.
96 syf.
·
2 günde
·
9/10 puan
Bayramın ilk günü ailecek Bursa Orhaneli’de kaplıcaya gittik. Tuttuğumuz eve girip de dolabı açtığımda bu kitapla karşılaştım. Daha ilk dikkatimi çeken yayınevinin Bordo-Siyah olmasıydı. Her zaman bu yayınevinin benim için ayrı bir yeri olmuştur. Uzun, ince ve siyah renkli tasarımı beni çoğu zaman bu yayınevine cezbetmiş ve bu yayınevinin kafamda kaliteli olduğunu düşündürmüştür. Tabi bu yayınevini daha çok çocukluğumda okumamdan ötürü geçmişi güzel bir şekilde hatırlatması da belki de bu algıyı yaratmıştır bende. Artık ne olduysa yeni basım kitaplarda bu yayınevini de görmez oldum. Geçenlerde de bir arkadaşımdan aslında bu yayınevinin o kadar kaliteli olmadığını öğrenince de şaşırmadım dersem yalan olur. Neyse lafı uzatmadan kitabı elime aldım ve karşıma hayatımda hiç duymadığım bir yazar çıktı, Selma Lagerlöf. Yazarın erkek mi yoksa kadın mı olduğundan bile bihaberdim. Kitabı açıp da önsözü okuduğumda da ben nasıl bu yazarı bu zamana kadar duymamışım diye kendime kızdım. Lagerlöf, 1909 yılında edebiyat alanında nobel ödülünü alan ilk kadın. Küçüklüğünde kalça bozukluğundan yaşıtlarıyla dışarda oynayamadığından evde büyüklerinin yanında oturmak zorunda kalır. Haliyle de büyüklerinden bir sürü hikayeler, efsaneler dinler. Bu dinlediği hikayeler Lagerlöf’ün yazarlık hayatına girmesinde etkili olacaktır. Yazarla ilgili en hoşuma giden durum ise kitaplardan kazandığı paralar sayesinde tüm dünyayı gezerek hayatını sadece yazmaya adamasıydı. Düşünsenize hiçbir maddi kaygınız yok ve hayatta en çok uğraşmaktan zevk duyduğunuz işle uğraşıyorsunuz. İşte Lagerlöf bunu başarmış ve hayatta en çok sevdiği iş olan yazarlığı meslek haline getirmişti. Hele ki “Yazarlar ikinci bir iş yapmaya mahkumdur.” sözü varken. Yazar yazdığı bu kitabı İşveç eğitiminde yurttaşlık dersinde okutulmak üzere yazmış ama ünü sadece İsveç’le sınırlı kalmayıp bütün dünyaya hızla yayılmıştır. Lagerlöf’ün amacı hayal etmeyi unutturan sadece robotlar yetişmesine vesile olan eğitim sistemini değiştirmekti. İşte bu kitabıyla da bunu başarabilmiş dünyada bir sürü çocuk bu kitap sayesinde hayal edebilmeyi ve dünya gerçeklerini korkutulmadan öğrenebilmişti. Kitabımızın kahramanı Nils Holgersson adında küçük bir çocuk. Nils bir sabah kendini cüceye dönüştüğünü görerek uyanır ve macera başlar. Artık Nils hayvanlarla konuşabiliyor ve keskin bir şekilde görebiliyordur. Ailesinin çiftliğindeki Martin adındakı Kazın yabani kazlarla birlikte kaçmaya karar verince Nils de kazın bacaklarından tutup erkek kazı bu yaptığından caydırmaya çalışır ama kaz oralı bile olmaz ve Nils ile birlikte yabani kaz sürüsüne katılır ve buradan sonra da Nils’in kazlarla birlikte macera dolu hayatı başlar. Nils kazları Smirre adlı bir tilkinin gazabından kurtarınca kazların sevgisini kazanır. Burada çocuklara öğütlenmesi gereken şey ise çok basittir: İyilik yap ki insanlar seni sevsin ve mutlu ol. Nils başka yerde de bir baba ayının eline düşer. Baba ayı, Nils’e evlerinin yakınınındaki fabrika yüzünden buradan göçmek zorunda olduklarını söyler. Nils bu fabrikayı yakabileceğini söyler. Ama fabrikanın yakınına gittiğinde görür ki eğer fabrikayı yakarsa bir sürü insan işsiz kalacak ve evine ekmek götüremeyecek. Bu yüzden de fikrinden cayar. Yazar burada çocuklara bazı gerçekleri çok düzgün bir şekilde anlatmış. Her zaman her durum her kişiyi mutlu etmez. Hatta tüm insanları mutlu etmek ütopik bir fikir olacağını anlatmaya çalışır. Başka bir yerde de Nils’in hor gördüğü küçük bir madeni parayla tutumlu olmanın ve en ufak şeyi bile hor görmemek gerektiğini bir gün ona muhtaç kalabileceğimizi çocuklara çok güzel bir şekilde anlatır. Bu kadar kitabın içeriğinden bahsetmek yeterli olacaktır herhalde . Okuduğum kitap tam versiyon değildi kısaltılmış. Dili de tahmin edeceğiniz üzere akıcı ve sadeydi. Çocuklara yönelik olduğundan da bazı çocuklara göre zor olabilecek kelimeler sayfanın altında açıklanmış. Tabi kitabın çocuk kitabı olduğuna bakmayın. Ben 21 yaşında biri olmama rağmen okurken çok eğlendim ve aynı Nils gibi Martin adlı kazın üzerinde yeni yerler keşfetmek istedim. Bu arada kitaptaki yazdığım çıkarımlar tamamen kişisel görüşüm ama Lagerlöf’ün de yazarken aynı benim gibi düşündüğünden eminim. Selma Lagerlöf'ü başta da belirttiğim gibi tevafuk olmasa tanıyamıcaktım. Kim bilir hayat boyu da belki hiç tanıyamayacaktım. Ortalıkta da edebiyatçı diye geziniyorum yahu! Harbiden o dolapta görmesem tanımadan bu yazarı ölmem çok yüksek bir olasılıktı. Kim bilir daha kaç tane vardır böyle çok iyi olup da tanımadığım. Umarım hepsini geç olmadan tanıma şansı bulabilirim. Artık kim dolapta bu kitabı unuttuysa da çok teşekkür ederim. Belli mi olur belki o kişi bu yazıyı okur da o kişi bendim der ben de onu tanıma şansı bulurum. Neyse lafı uzatmayayım çok. İyi ki tanımışım seni Selma Lagerlöf! Bu kitaptan yola çıkarak bir çizgi film de yapılmış. Biraz baktım da çizgi filmi de gayet güzeldi. Bakmak isteyenler için ilk bölümü koyuyorum: youtu.be/38Q3GtTQyeM ahmedyasirorman.blogspot.com.tr/2016/07/kucuk-nils-...
1
8
Ö. S. A.
Yemin'i inceledi.
84 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
7/10 puan
İsveç edebiyatı ile tanışmama vesile olan kitap. Kültür Bakanlığı'nın ilk baskısını buldum raf arasında, 1990 yıllarında basılmış eski bir kitaptı. Benim eski kitaplara karşı daha bir ilgim oluyor, çekiyor kendini biraz. Başladım okumaya... Selma Lagerlöf'ün dilini, anlatmaya çalıştıklarını az buçuk kavramış oldum. Okumaya devam ederken diğer hikâyelerine ve yazılarına da baktım yazarın, aynı tür konularda yazıyor; dağ, kasaba, köy, hayatlarında yaşayan çiftçi, rahip, işçilerin hayatlarını romantik bir üslûpla ele alıyor. Başlarından geçen zorlukları anlatırken, dağları, ovaları öyle güzel anlatıyor ki sanki karşınızda o yerleri görüyorsunuz. Ben böyle betimlemeleri çok severim açıkçası, canlandırırım kafamda anlattığı yerleri, kişileri ve kitaba dahil ederim kendimi. Kitabı okurken de kendimi sık sık bir kasabada at arabası üstünde yol alırken veya bir tarlada çalışırken buldum. Hikâyesi güzeldi. İftiraya maruz kalmış genç bir köylü kızının başından geçen olayları, ailesine olan bağlılığını, başka bir hayata nasıl geçtiğini anlatmış, "ne oldum dememeli, ne olacağım demeli" mesajını vermeye çalışmış. Yalnız şöyle bir sorun vardı, çeviren abimiz biraz kendi şivesini eklemiş. "Sen gel hele gardaş" "Hele bah hele" gibi absürt konuşmalar okudum, İsveç dilinde de böyle kelimeler olduğunu zannetmiyorum:) Ayrıca kitap kapağı da pek iç açıcı değil, yeni baskısını görmedim ama simsiyah kapağı değiştirmeleri lazım. En azından kapağa dağ resmi falan koyun, böyle güzel durmuyor. Mutlu pazarlarınız olsun... :)
Yemin
6.7/10
· 6 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
44