Sema Maraşlı

Sema Maraşlı

Yazar
8.5/10
165 Kişi
·
675
Okunma
·
114
Beğeni
·
5.099
Gösterim
Adı:
Sema Maraşlı
Unvan:
Yazar
Doğum:
Kahramanmaraş, 19 Temmuz 1969
"19 Temmuz 1969 akşamı Kahramanmaraş’ın Kurtuluş mahallesinde bahçe içinde ahşap bir evde Hatice-Bekir Sıddık Üdürgücü çiftinin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldim. Üç kardeşiz bir ablam bir de erkek kardeşim var.

Çocukluğum gündüzleri bahçemizdeki ağaçlara tırmanarak, yavru kedi büyüterek, börtü böcük yakalayarak, akşamları da rahmetli babaannemin masallarını dinleyerek geçti.

İlkokul dördüncü sınıfa kadar okumayan, ders çalışmayan başarısız bir çocuktum. Dördüncü sınıfta sene sonuna doğru, sınıf kitaplığındaki hikayeleri okumaya başlayınca kitapların sihirli gücünü keşfettim, o günden sonra kendimi okumaya adadım. Çok okuyarak okul başarısının ve hayat başarısının arttığı fark edince o yıldan sonra kitaplar en iyi arkadaşlarım oldu.

O zamanlar ilköğretim beş yıl olduğu için ortaokul okumak için Kız Meslek Lisesi’ne gittim. Kız Meslek Lisesi’nde el becerisine dayanan biçki-dikiş gibi meslek derslerinde çuvalladım. Hatta bir sınavda kumaş üzerine yama yapamadığım için sıfır alınca iğne iplik meselelerinde başarısız olduğum gerçeğini kabul ettim ve ortaokul bitince okuldan ayrıldım.

Maneviyata ve psikolojiye çocukluktan beri merakım vardı. Bunun için kendi tercihimle ortaokuldan sonra ki tahsil hayatımı Kur’an Kursunda dini ilimler okuyarak geçirmeye karar verdim. “Sinanpaşa Kız Kuran Kursu” hayatımda başka bir dönüm noktasıdır. Lise okumaktan vazgeçmiştim ama Kur’an Kursunda Hatice öğretmenimin teşviki ile imam-hatip lisesini dışarıdan bitirmeye karar verdim.

İmam-Hatip lisesinin arapça, fıkıh, hadis gibi meslek dersler için birkaç arkadaşla birlikte, alanında uzman bir hocadan iki yıl özel ders aldık.

Dersler, sınavlar devam ederken bunların yanında on altı yaşımda bir Kuran Kursunda fahri öğretmenlik yapmaya başladım. Öğrencilikle öğretmenliği beraber devam ettirdim.

Dört yıllık İmam-Hatip lisesini iki yılda dışarıdan bitirerek, liseye devam eden sınıf arkadaşlarımla aynı yıl lise diplomasını aldım. Diplomayı alınca üniversite sınavlarına girmeye karar verdim ama hangi mesleği seçeceğime bir türlü karar veremedim.

Hayvanları çok sevdiğim için veteriner olmayı, edebiyatı sevdiğim için arap dili ya da ingiliz dili edebiyatı okumayı, gazeteciliği sevdiğim için de basın yayın okumayı düşünmeme rağmen hepsini bir kenara bırakıp üniversite okumaktan vazgeçip iki yıl yaptığım Kur’an Kursu öğretmenliğine devam etme kararı aldım. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın imtihanına girerek resmi olarak Kur’an Kursu öğretmeni olarak çalışmaya başladım.

Bir yıl sonra nişanlandım, on dokuz yaşında da evlendim. Beş yıl sonra anne oldum. İki kızım bir oğlum var. Çocuklar biraz büyüdüğünde ehliyet almak için girdiğim sınava hazırlanırken okul hayatını ne kadar özlediğimi fark ettim ve üniversite sınavına girerek açık öğretimde İşletme Fakültesi “Yönetim Organizasyon” bölümünde okumaya başladım. Organizasyon ilgi alanım olduğu için fakülteye hevesle başladım ama iki yıldan sonra başörtü ile sınavlara girme hakkı kalktığı için okulu, iki yıllık işletme eğitimi, almış olarak bırakmam gerekti.

Düzce’de oturduğumuz 99 yılında ağustos depremini yaşadıktan sonra yazar olmaya karar verdim. Çocuklarımı büyütürken onlara anlattığım masalları yazmayı düşünüyordum ama hep ihmal ediyordum. Hayatın her an bitebileceği gerçeğini yakinen görünce, gece gündüz yazmaya başladım. Kasım depremine kadar da iki aya yakın bir zamanda içinde kırk masal olan ilk kitabım “Bana Bir Masal Anlat” ı yazıp bitirdim.

Fakat zor olan kitap yazmak değil yayınlatmakmış. Kitabı pek çok yayınevine gönderdim. Yayınevleri masalları beğenmelerine rağmen “tanınmış bir isminiz yok” ve “bu tarz kalın masal kitabı satmaz, tek tek basmak gerekir” dedikleri ben de kırkını bir arada istediğim için kitabın basım aşamasında oldukça uğraşmam gerekti.

2001 yılında ilk kitabım “Bana Bir Masal Anlat” yayınlandı ve çok ilgi gördü. Kitap ilk yıl 17 bin satınca masal kitaplarında yeni bir dönem açıldı, kalın masal kitapları modası başladı. Fakat “Bana Bir Masal Anlat” özgün, eğitici ve eğlenceli olduğundan çocuklar ve aileleri yanında yeri olan, özel bir kitap, oldu.

Masal kitabından sonra hikayelerle ergenliği anlattığım “En Güzel Hediye” kitabımla “Çocuk Edebiyatçıları ve Sanatçıları Birliği”nden ödül aldım ve kitap beş yüz binden fazla satarak genç okuyucular tarafından da ödüllendirildi.

Yazı hayatım gayet iyi giderken baştan beri pek de iyi gitmeyen evlilik hayatımda ki sallantılar sarsıntıya dönüşmeye başlamıştı. O dönem bir evlilik kitabı yazmaya karar verdim. Kadın-erkek ilişkileri üzerine ilk kitabım “Eşimin Eşi Yok” hikayelerle evlilik kitabını yazdım, 2003 yılında da yayınlandı. Kitap özellikle kadınları, onların duygu dünyasını, beklentilerini anlattığı için kadın okurlar tarafından çok beğenildi. Kadınları anlamak isteyen erkekler için de rehber bir kitap oldu.

O dönemde gelişen bazı olaylar evliliği bitiş noktasına getirdi. Boşanma arefesinde “Evliliği Pekmez Sandım” kitabını yazdım. “Evliliği Pekmez Sandım, Yüreğimi Yakmaz Sandım” atasözündeki gibi yüreğim yanmıştı. Kadınlar kitabı yine çok sevdiler çünkü bütün kitap boyunca “Evlilikte mutlu olmak için, erkeklerin ne yapması gerektiğini” anlatmıştım.

Kitabın ismi okuyuculara olumsuz geldiği için, kadın okuyucuların isteği üzerine kitabın adını değiştirdim. Kitabın yeni adı “Eşim Aşkım Olsun” oldu. Kadınlarla aynı dili konuşuyordum; çünkü farklı değildi aslında yaşadıklarımız birbirinden. Benzer şeyleri yaşayıp, benzer şeylerden mutsuz oluyorduk.

Onlar da benim o dönemde yaptığım gibi evlilikte mutluluğun sorumluluğunu erkeklerin üzerine yıktıkları, feminizmin “masum kadın-suçlu erkek ”dayatmasıyla hayata baktıkları için ortak noktada buluşmamız pek de zor olmuyordu. Bu arada kitabın tanıtımlarında basın beni “Feminist Yazar” diye takdim ediyordu; fakat ben bunu asla kabul etmiyordum. Çünkü feminist olduğumun farkında değildim. Dindarlık ve feministlik zıt kavramlardı kafamda ama dilimin inkar ettiğini zihnim kabul edeli yıllar olmuş. Fakat hiçbir zaman uç noktada erkek düşmanı bir feminist olmadım. Hep iyi niyetle “erkeklere bilseler, bizi anlasalar, çaba gösterseler kadınları mutlu etmek çok kolay” diye inanıyordum.

Bu arada okul aşkım yeniden depreşti ve psikoloji eğitimi almak istedim. Bunun için özel bir üniversitede “Davranış Bilimleri” bölümünde okudum. Okulda okuduklarım ile yetinmeyerek üzerine eklediğim bilgiler, o dönem yaşadıklarım, benimle derdini paylaşan pek çok kişi, çocuk-aile sitesine gelen yazılar derken kadın erkek ilişkilerine bakış açım değişti.

Bu değişimin temel sebebi kadını ve erkeği yaratan Rabbimizin ve onun elçisi sevgili peygamberimizin sözlerini kendime rehber edinmemden dolayı oldu. Elimizde Kur’an gibi bir hazine ve Hadis-i Şerîf gibi yol gösterici varken mutluluğu yanlış yerlerde aradığımızı fark ettim.

Kadın-erkek ilişkileri konusunda, kadınların yaptığı hataları da görmeye başlayınca okuyucularıma o zaman faydalı olmaya başlamışım. Bunu ben söylemiyorum, okuyucularım dile getiriyor.

Bu arada geçmişe dönüp baktığımda önceki evliliğimde yaptığım hataları da görmeye başladım. Bu da yazılarıma, kitaplarıma olumlu bir şekilde yansıdı. Evliliğe yeni bakış açımla 2011 de yeniden evlendim.

Yazmak dışında, okulda öğrencilerle buluşmayı, seminer vermeyi, imza günlerinde okurlarla söyleşi yapmayı kısacası mesleğimi çok seviyorum. Sevmek deyince bunlar dışında neleri sevdiğimi de yazıp yazıyı toparlayayım. Espriyi severim, doğal hayatı severim. Kepekli ekmeği, sebze- meyve yemeği, bitki çayları içmeyi, faydalı şeyler keşfetmeyi severim.

Tabi en çok da okumayı seviyorum. Elime kitap alınca dünyayı unuturum. Okur olmak benim için yazar olmaktan daha öncelikli. Yazmayı da seviyorum; fakat şunu kabul etmek lazım ki okumak keyifli, yazmak zahmetli. Zahmette rahmet vardır deyip yazmaya devam ediyorum.

Rabbimin izniyle..Sizlerin desteğiyle..Sevgi ve selamlarımla…"
Sema Maraşlı http://www.cocukaile.net
"Bir çok akıllı adamı aptal kadınlarla görebilirsiniz, ama akıllı bir kadını aptal bir adamla göremezsiniz." demiş
Sevdiklerimizle geçirmediğimiz vakitleri, onları kaybedince anlayacağız; ama biraz geç olacak.
"Güzel kadın bir mücevherdir, iyi kadın ise bir hazinedir."
Sadi-i Şirazi
Sema Maraşlı
Sayfa 84 - Profil Yayıncılık, 3. Baskı
ÇEYİZ HAZIRLIĞI 1

Evlilik Paketi - #32130594

B A Y I L D I M .

Bir kitap bu kadar güzel olamaz.. Fark ettim de uzun zaman olmuş bir kitap bittiğinde "Vay be. Ne güzel kitaptı." demeyeli..

Bilhassa, davranışlarımın kadın gibi değil de erkeğe yakın olduğunu fark ettiğim ve bundan kurtulmak için 21 gün boyunca "ben kadınlığımı kabul ediyorum, dişiliğimi kabul ediyorum, eril zihniyetten arınıyorum." demeye başladığım dönemde okumak çok isabetli oldu.

Kardeşim kitabı elimde gördüğünde "abla hani sen aşk kitabı okumayı sevmiyordun??" dedi bana. Bilmelisiniz ki bu kitap, ergen aşk hikayelerini anlatmıyor.

Kulak Aşık Olurmuş Gözden Evvel.. Nasıl olur yahu, dedim önce. "Göz görür, gönül sever" zannettiğim için. Bilememişim işin aslını, aşkta toy olmasamda.. Göz görür gönül sever zannederiz ama göz görünce sadece bir hoşlantı oluşur. Devamını getiren sözlerdir, sevgiyi ateşleyen cümleler, davranışlardır diyor Maraşlı.

Sevdiğimize dilediğiniz gibi davranmak değildir sevgi. Ona onun istediği, onu mutlu edecek şekilde davranmaktır, bunu anlatıyor bizlere.

Bu kitap bir nevi kişilerin aşkının gerçek mi yoksa heves mi olduğunu ortaya çıkaran zahmetli ve rahmetli evlilik hayatlarına yön gösteriyor. Kadınlara erkekler hakkında, erkeklere kadınlar hakkında çok güzel tüyolar veriyor. Kolay yapılabilir bir iki şeyle, evlilik hayatınızı güzelleştirmenize yön gösteriyor.

Ve ..

Kitabı okurken şunu düşündüm. Kadınlar olarak erkeklerle eşit olduğumuza o kadar inandırılmışız ki. Bakın ben "kadın erkek eşit değildir" savunuculuğunu yapmama rağmen, bu eşitliğin ne derece de "değil" olduğunu bilememişim, bunu fark ettim. Buna birkaç örnek vereyim.

> Bana göre erkekler kadınları anlamalı, empati kurmalı. Ama bakın Sema Maraşlı ne söylüyor:

"Yaratılışımız birbirine benzemediği için empati yaparak birbirimizi anlayamayız. Kadın erkek ilişkilerinde empati yapmamak gerekiyor. Çünkü iki farklı cins. Birbirini "ben olsaydım" diye anlayamaz. Bu kedinin tavşana bakıp "et varken ot nasıl yiyor?" diye düşünüp ona et götürmesi gibi bir şey.."

> Bana kalırsa, tabiki kadın erkek eşit değildir. Bununla beraber bir kadın, haklarını savunurken sesini yükseltebilir, bunda bir sakınca yok. Ya da kocasının yanlışlarını söyleyebilir. Ama Sema Hanım bunları doğru bulmuyor:

"Erkekler kadınların yüksek sesle konuşmalarından nefret ederler."

"Bir erkeğin tenkidini kabul edebileceği tek kadın, annesidir."

Ne yani? Kadınlar olarak hiç mi bir şey söylemeyeceğiz eşimize?

- Tabiki söyleyeceğiz. Ama Maraşlı'nın da dediği gibi dırdır ederek değil, mırmır ederek :) Yani hanımlar, erkeğin karşısında erkek olmayarak. Kadın olduğumuzu bilerek söyleyeceğiz ne söyleyeceksek..

Uff. Hep mi kadınlar suçlu?!!

- Bir saniye. Kimse suçlu aramıyor. Aksine ortada duran yanlışı hep birlikte nasıl düzeltiriz, bunun derdine düşülmüş. Ben kadın olduğum için dolayısıyla kendime tavsiyeler aldığım için, aklımda kalan "erkeğe nasıl davranmalı" sorusunun cevapları olmuş. Ama kitap, iki taraflı yazılmış. Erkeğe de kadına da nasihatler veriyor.

Sen kadınsın. Sen erkeksin. Herkes kendindeki hatayı düzeltse hiçbir problem kalmaz zaten. Tıpkı herkes kendi kapısının önünü süpürse, dünya temiz bir yer olur, mantığı gibi.

Toplumun en küçük yapısı ailedir, değil mi? Ailenin temel taşları ise karı kocadır. Karı koca arasındaki her adım, inanılmaz şekilde toplumu etkiliyor. Bir makale de okumuştum. Birbirine daha yakın şekilde uyuyan çiftler, birbirine uzak uyuyanlara göre gün içinde daha mutlu oluyorlarmış. Uykuda sarılmak ya da uzak kalmak bile bu kadar etkiliyken, diğer konular ne kadar etkiler, düşünebiliyor musunuz? ..

Bu kitabı, halihazırda evli olanlar ve bilhassa evliliğinden hiç memnun olmayanlar, evliliğe hazırlananlar ya da çoktan bu yola girmiş olanlar, muhakkak okumalısınız.

Nice güzel başlangıçlar olması ümidiyle..
Kitap evliliği anlatan ,küçük farkli yaşanmışlıkları ve yaşanmış diyalogları samimice anlatan ve insanın dikkatini Aaaa gerçekten de öyle diyerek düşündürürken gulumseten bir kitap. Yazarın samimiyeti ve tespitleri çok gzl. Evlilerin okuyup yaşantılarını gözden geçirip hatalarını fark etmelerine sebep olacak cok keyifle okunacak bir kitap...
Şema marasli'nin daha önce de iki kitabını okuduğum için bazı konuları tekrar ediyormuş hissine kapıldım. Ama kitaplarin arka arkaya gelmeden aralıklarla okunması insanda terapi etkisi yapacak tarzdan. Insana farkli bakış acılarını gösteriyor empatik guclendiriyor
Öyle bir kitap ki evlenmeden önce her bireyin okuması şart diye düşünüyorum.
Günümüz de yaşanan sebepli veya sebepsiz son bulan evliliklerin önüne geçmek için herkesin önce kendinden başlaması lazım çeki düzen vermeye ve bu kitap bunun için rehberiniz olmaya hazır. :)
Sema Maraşlı bu işi iyi biliyor. Kitap direk şöyle yapın böyle davranın deyip de sizi bunaltmıyor. Yazar evliliklerde ortaya çıkan ve çıkabilecek sorunları hikayelerle öyle bir anlatıyor ki, okuduğunuz her hikayede kendinizi bir parça görüyorsunuz. Hem erkek için hem de kadın için evlilikte ortaya çıkan sorunları görebiliyorsunuz. Evli olanlar ve evliliğe hazırlananlar mutlaka okumalı diye düşünüyorum. iyi okumalar...
Fitrata uygun davranmadikca, yaratilis kodlarindan koptukca huzur bulunamayacağini anlatan ve aynayi kendimize cevirten harika bir eser... Hele de bayanlarin kesinlikle okumasi gereken bir eser oldugunu dünüyorum. Bizi elestirdiklerinde asla kabullenemiyecegimiz seyleri, catir catir nasil da yaptigimizi okurken gozumuzun onunden bir film şeridi gibi geciriyor.

Sema Marasli'nin üslubu oldukça akici.. kalemine kuvvet, yüreğine bereket...
Hani derler ya evlilik öncesi insanlar artık bir eğitime tabii tutulmalı, evlilik çocuk oyuncağına dönüştü diye bu kitap bence tam bir eğitim.Bir bayanın bir erkeğin fıtratını en güzel şekilde açıklayıp bu fıtratların ne kadar zıt yaratılıp birbirlerini nasıl bütünleştiğini anlatıyor.Aynı zamanda bir evliliğin oluşması devam etmesi için saadece maddi kaynaklara gerek olmadığını küçük bir kelimenin eşin davranışlarını nasıl değiştirdiğini anlatıyor.Günümüz erkekleşmiş kadınlarından bahsediyor bu şekilde evliliğim süremeyeceğini bildiriyor.Evlenmeye hazırlananların kesinlikle okuması gerektiğini düşünüyorum bu şekilde sağlam. İlişkilere temel atılacağına inanıyorum :-))
Kapitalizmin ve feminizmin prangalari ile bağlı nefisperest bir asrın , baş tacı olması gereken kadının nasıl yorgun , mutsuz , hayata isteksiz olduğunu anlamak adına akıcı bir kitap. Ayet,hadis ve ünlü düşünürlerin ışığında kaleme alınmış ve bazı bölümleri tekrar tekrar okunması gereken el altı bir eser. Kadın okurların mutlu ,huzurlu ve evinin kraliçesi olması dileklerimle...
" Her şeyin bir ilmi vardır.Sevmenin de." diye kitabına başlayan yazar " Sema Maraşlı " bu kitabı " Kulak Aşık Olurmuş Gözden Evvel " de daha çok ailedeki iletişimi anlatıyor.
Nerde kaldın,niye haber vermedin canım,diye sorunca aslında şunu demek istiyorsun ( Ne düşüncesiz adamsın,telefon bile açmıyorsun,çok kabasın.)
Mesaj bu. Fakat bunun yerine " Geç kalınca seni merak ettim canım,iyi misin ? diye sorabilirsin."
Evlilik öncesi ve evlilik boyunca okunması gereken bir kitap olup,tavsiye eder,iyi okumalar dilerim.
Evlilik üzerine yazılmış, kısa kısa yaklaşık 20 tane öyküden oluşan, akıcı, sürükleyici ve sade bir dille yazılmış, ara ara güldürücü, düşündürücü sözler barındıran, insanı okurken sıkmayan orta güzellikte bir öykü kitabı. Keyifli okumalar dilerim..

Yazarın biyografisi

Adı:
Sema Maraşlı
Unvan:
Yazar
Doğum:
Kahramanmaraş, 19 Temmuz 1969
"19 Temmuz 1969 akşamı Kahramanmaraş’ın Kurtuluş mahallesinde bahçe içinde ahşap bir evde Hatice-Bekir Sıddık Üdürgücü çiftinin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldim. Üç kardeşiz bir ablam bir de erkek kardeşim var.

Çocukluğum gündüzleri bahçemizdeki ağaçlara tırmanarak, yavru kedi büyüterek, börtü böcük yakalayarak, akşamları da rahmetli babaannemin masallarını dinleyerek geçti.

İlkokul dördüncü sınıfa kadar okumayan, ders çalışmayan başarısız bir çocuktum. Dördüncü sınıfta sene sonuna doğru, sınıf kitaplığındaki hikayeleri okumaya başlayınca kitapların sihirli gücünü keşfettim, o günden sonra kendimi okumaya adadım. Çok okuyarak okul başarısının ve hayat başarısının arttığı fark edince o yıldan sonra kitaplar en iyi arkadaşlarım oldu.

O zamanlar ilköğretim beş yıl olduğu için ortaokul okumak için Kız Meslek Lisesi’ne gittim. Kız Meslek Lisesi’nde el becerisine dayanan biçki-dikiş gibi meslek derslerinde çuvalladım. Hatta bir sınavda kumaş üzerine yama yapamadığım için sıfır alınca iğne iplik meselelerinde başarısız olduğum gerçeğini kabul ettim ve ortaokul bitince okuldan ayrıldım.

Maneviyata ve psikolojiye çocukluktan beri merakım vardı. Bunun için kendi tercihimle ortaokuldan sonra ki tahsil hayatımı Kur’an Kursunda dini ilimler okuyarak geçirmeye karar verdim. “Sinanpaşa Kız Kuran Kursu” hayatımda başka bir dönüm noktasıdır. Lise okumaktan vazgeçmiştim ama Kur’an Kursunda Hatice öğretmenimin teşviki ile imam-hatip lisesini dışarıdan bitirmeye karar verdim.

İmam-Hatip lisesinin arapça, fıkıh, hadis gibi meslek dersler için birkaç arkadaşla birlikte, alanında uzman bir hocadan iki yıl özel ders aldık.

Dersler, sınavlar devam ederken bunların yanında on altı yaşımda bir Kuran Kursunda fahri öğretmenlik yapmaya başladım. Öğrencilikle öğretmenliği beraber devam ettirdim.

Dört yıllık İmam-Hatip lisesini iki yılda dışarıdan bitirerek, liseye devam eden sınıf arkadaşlarımla aynı yıl lise diplomasını aldım. Diplomayı alınca üniversite sınavlarına girmeye karar verdim ama hangi mesleği seçeceğime bir türlü karar veremedim.

Hayvanları çok sevdiğim için veteriner olmayı, edebiyatı sevdiğim için arap dili ya da ingiliz dili edebiyatı okumayı, gazeteciliği sevdiğim için de basın yayın okumayı düşünmeme rağmen hepsini bir kenara bırakıp üniversite okumaktan vazgeçip iki yıl yaptığım Kur’an Kursu öğretmenliğine devam etme kararı aldım. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın imtihanına girerek resmi olarak Kur’an Kursu öğretmeni olarak çalışmaya başladım.

Bir yıl sonra nişanlandım, on dokuz yaşında da evlendim. Beş yıl sonra anne oldum. İki kızım bir oğlum var. Çocuklar biraz büyüdüğünde ehliyet almak için girdiğim sınava hazırlanırken okul hayatını ne kadar özlediğimi fark ettim ve üniversite sınavına girerek açık öğretimde İşletme Fakültesi “Yönetim Organizasyon” bölümünde okumaya başladım. Organizasyon ilgi alanım olduğu için fakülteye hevesle başladım ama iki yıldan sonra başörtü ile sınavlara girme hakkı kalktığı için okulu, iki yıllık işletme eğitimi, almış olarak bırakmam gerekti.

Düzce’de oturduğumuz 99 yılında ağustos depremini yaşadıktan sonra yazar olmaya karar verdim. Çocuklarımı büyütürken onlara anlattığım masalları yazmayı düşünüyordum ama hep ihmal ediyordum. Hayatın her an bitebileceği gerçeğini yakinen görünce, gece gündüz yazmaya başladım. Kasım depremine kadar da iki aya yakın bir zamanda içinde kırk masal olan ilk kitabım “Bana Bir Masal Anlat” ı yazıp bitirdim.

Fakat zor olan kitap yazmak değil yayınlatmakmış. Kitabı pek çok yayınevine gönderdim. Yayınevleri masalları beğenmelerine rağmen “tanınmış bir isminiz yok” ve “bu tarz kalın masal kitabı satmaz, tek tek basmak gerekir” dedikleri ben de kırkını bir arada istediğim için kitabın basım aşamasında oldukça uğraşmam gerekti.

2001 yılında ilk kitabım “Bana Bir Masal Anlat” yayınlandı ve çok ilgi gördü. Kitap ilk yıl 17 bin satınca masal kitaplarında yeni bir dönem açıldı, kalın masal kitapları modası başladı. Fakat “Bana Bir Masal Anlat” özgün, eğitici ve eğlenceli olduğundan çocuklar ve aileleri yanında yeri olan, özel bir kitap, oldu.

Masal kitabından sonra hikayelerle ergenliği anlattığım “En Güzel Hediye” kitabımla “Çocuk Edebiyatçıları ve Sanatçıları Birliği”nden ödül aldım ve kitap beş yüz binden fazla satarak genç okuyucular tarafından da ödüllendirildi.

Yazı hayatım gayet iyi giderken baştan beri pek de iyi gitmeyen evlilik hayatımda ki sallantılar sarsıntıya dönüşmeye başlamıştı. O dönem bir evlilik kitabı yazmaya karar verdim. Kadın-erkek ilişkileri üzerine ilk kitabım “Eşimin Eşi Yok” hikayelerle evlilik kitabını yazdım, 2003 yılında da yayınlandı. Kitap özellikle kadınları, onların duygu dünyasını, beklentilerini anlattığı için kadın okurlar tarafından çok beğenildi. Kadınları anlamak isteyen erkekler için de rehber bir kitap oldu.

O dönemde gelişen bazı olaylar evliliği bitiş noktasına getirdi. Boşanma arefesinde “Evliliği Pekmez Sandım” kitabını yazdım. “Evliliği Pekmez Sandım, Yüreğimi Yakmaz Sandım” atasözündeki gibi yüreğim yanmıştı. Kadınlar kitabı yine çok sevdiler çünkü bütün kitap boyunca “Evlilikte mutlu olmak için, erkeklerin ne yapması gerektiğini” anlatmıştım.

Kitabın ismi okuyuculara olumsuz geldiği için, kadın okuyucuların isteği üzerine kitabın adını değiştirdim. Kitabın yeni adı “Eşim Aşkım Olsun” oldu. Kadınlarla aynı dili konuşuyordum; çünkü farklı değildi aslında yaşadıklarımız birbirinden. Benzer şeyleri yaşayıp, benzer şeylerden mutsuz oluyorduk.

Onlar da benim o dönemde yaptığım gibi evlilikte mutluluğun sorumluluğunu erkeklerin üzerine yıktıkları, feminizmin “masum kadın-suçlu erkek ”dayatmasıyla hayata baktıkları için ortak noktada buluşmamız pek de zor olmuyordu. Bu arada kitabın tanıtımlarında basın beni “Feminist Yazar” diye takdim ediyordu; fakat ben bunu asla kabul etmiyordum. Çünkü feminist olduğumun farkında değildim. Dindarlık ve feministlik zıt kavramlardı kafamda ama dilimin inkar ettiğini zihnim kabul edeli yıllar olmuş. Fakat hiçbir zaman uç noktada erkek düşmanı bir feminist olmadım. Hep iyi niyetle “erkeklere bilseler, bizi anlasalar, çaba gösterseler kadınları mutlu etmek çok kolay” diye inanıyordum.

Bu arada okul aşkım yeniden depreşti ve psikoloji eğitimi almak istedim. Bunun için özel bir üniversitede “Davranış Bilimleri” bölümünde okudum. Okulda okuduklarım ile yetinmeyerek üzerine eklediğim bilgiler, o dönem yaşadıklarım, benimle derdini paylaşan pek çok kişi, çocuk-aile sitesine gelen yazılar derken kadın erkek ilişkilerine bakış açım değişti.

Bu değişimin temel sebebi kadını ve erkeği yaratan Rabbimizin ve onun elçisi sevgili peygamberimizin sözlerini kendime rehber edinmemden dolayı oldu. Elimizde Kur’an gibi bir hazine ve Hadis-i Şerîf gibi yol gösterici varken mutluluğu yanlış yerlerde aradığımızı fark ettim.

Kadın-erkek ilişkileri konusunda, kadınların yaptığı hataları da görmeye başlayınca okuyucularıma o zaman faydalı olmaya başlamışım. Bunu ben söylemiyorum, okuyucularım dile getiriyor.

Bu arada geçmişe dönüp baktığımda önceki evliliğimde yaptığım hataları da görmeye başladım. Bu da yazılarıma, kitaplarıma olumlu bir şekilde yansıdı. Evliliğe yeni bakış açımla 2011 de yeniden evlendim.

Yazmak dışında, okulda öğrencilerle buluşmayı, seminer vermeyi, imza günlerinde okurlarla söyleşi yapmayı kısacası mesleğimi çok seviyorum. Sevmek deyince bunlar dışında neleri sevdiğimi de yazıp yazıyı toparlayayım. Espriyi severim, doğal hayatı severim. Kepekli ekmeği, sebze- meyve yemeği, bitki çayları içmeyi, faydalı şeyler keşfetmeyi severim.

Tabi en çok da okumayı seviyorum. Elime kitap alınca dünyayı unuturum. Okur olmak benim için yazar olmaktan daha öncelikli. Yazmayı da seviyorum; fakat şunu kabul etmek lazım ki okumak keyifli, yazmak zahmetli. Zahmette rahmet vardır deyip yazmaya devam ediyorum.

Rabbimin izniyle..Sizlerin desteğiyle..Sevgi ve selamlarımla…"
Sema Maraşlı http://www.cocukaile.net

Yazar istatistikleri

  • 114 okur beğendi.
  • 675 okur okudu.
  • 19 okur okuyor.
  • 364 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları