Sema Maraşlı

Sema Maraşlı

Yazar
7.7/10
656 Kişi
·
2.393
Okunma
·
334
Beğeni
·
10,2bin
Gösterim
Adı:
Sema Maraşlı
Unvan:
Yazar
Doğum:
Kahramanmaraş, 19 Temmuz 1969
"19 Temmuz 1969 akşamı Kahramanmaraş’ın Kurtuluş mahallesinde bahçe içinde ahşap bir evde Hatice-Bekir Sıddık Üdürgücü çiftinin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldim. Üç kardeşiz bir ablam bir de erkek kardeşim var.

Çocukluğum gündüzleri bahçemizdeki ağaçlara tırmanarak, yavru kedi büyüterek, börtü böcük yakalayarak, akşamları da rahmetli babaannemin masallarını dinleyerek geçti.

İlkokul dördüncü sınıfa kadar okumayan, ders çalışmayan başarısız bir çocuktum. Dördüncü sınıfta sene sonuna doğru, sınıf kitaplığındaki hikayeleri okumaya başlayınca kitapların sihirli gücünü keşfettim, o günden sonra kendimi okumaya adadım. Çok okuyarak okul başarısının ve hayat başarısının arttığı fark edince o yıldan sonra kitaplar en iyi arkadaşlarım oldu.

O zamanlar ilköğretim beş yıl olduğu için ortaokul okumak için Kız Meslek Lisesi’ne gittim. Kız Meslek Lisesi’nde el becerisine dayanan biçki-dikiş gibi meslek derslerinde çuvalladım. Hatta bir sınavda kumaş üzerine yama yapamadığım için sıfır alınca iğne iplik meselelerinde başarısız olduğum gerçeğini kabul ettim ve ortaokul bitince okuldan ayrıldım.

Maneviyata ve psikolojiye çocukluktan beri merakım vardı. Bunun için kendi tercihimle ortaokuldan sonra ki tahsil hayatımı Kur’an Kursunda dini ilimler okuyarak geçirmeye karar verdim. “Sinanpaşa Kız Kuran Kursu” hayatımda başka bir dönüm noktasıdır. Lise okumaktan vazgeçmiştim ama Kur’an Kursunda Hatice öğretmenimin teşviki ile imam-hatip lisesini dışarıdan bitirmeye karar verdim.

İmam-Hatip lisesinin arapça, fıkıh, hadis gibi meslek dersler için birkaç arkadaşla birlikte, alanında uzman bir hocadan iki yıl özel ders aldık.

Dersler, sınavlar devam ederken bunların yanında on altı yaşımda bir Kuran Kursunda fahri öğretmenlik yapmaya başladım. Öğrencilikle öğretmenliği beraber devam ettirdim.

Dört yıllık İmam-Hatip lisesini iki yılda dışarıdan bitirerek, liseye devam eden sınıf arkadaşlarımla aynı yıl lise diplomasını aldım. Diplomayı alınca üniversite sınavlarına girmeye karar verdim ama hangi mesleği seçeceğime bir türlü karar veremedim.

Hayvanları çok sevdiğim için veteriner olmayı, edebiyatı sevdiğim için arap dili ya da ingiliz dili edebiyatı okumayı, gazeteciliği sevdiğim için de basın yayın okumayı düşünmeme rağmen hepsini bir kenara bırakıp üniversite okumaktan vazgeçip iki yıl yaptığım Kur’an Kursu öğretmenliğine devam etme kararı aldım. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın imtihanına girerek resmi olarak Kur’an Kursu öğretmeni olarak çalışmaya başladım.

Bir yıl sonra nişanlandım, on dokuz yaşında da evlendim. Beş yıl sonra anne oldum. İki kızım bir oğlum var. Çocuklar biraz büyüdüğünde ehliyet almak için girdiğim sınava hazırlanırken okul hayatını ne kadar özlediğimi fark ettim ve üniversite sınavına girerek açık öğretimde İşletme Fakültesi “Yönetim Organizasyon” bölümünde okumaya başladım. Organizasyon ilgi alanım olduğu için fakülteye hevesle başladım ama iki yıldan sonra başörtü ile sınavlara girme hakkı kalktığı için okulu, iki yıllık işletme eğitimi, almış olarak bırakmam gerekti.

Düzce’de oturduğumuz 99 yılında ağustos depremini yaşadıktan sonra yazar olmaya karar verdim. Çocuklarımı büyütürken onlara anlattığım masalları yazmayı düşünüyordum ama hep ihmal ediyordum. Hayatın her an bitebileceği gerçeğini yakinen görünce, gece gündüz yazmaya başladım. Kasım depremine kadar da iki aya yakın bir zamanda içinde kırk masal olan ilk kitabım “Bana Bir Masal Anlat” ı yazıp bitirdim.

Fakat zor olan kitap yazmak değil yayınlatmakmış. Kitabı pek çok yayınevine gönderdim. Yayınevleri masalları beğenmelerine rağmen “tanınmış bir isminiz yok” ve “bu tarz kalın masal kitabı satmaz, tek tek basmak gerekir” dedikleri ben de kırkını bir arada istediğim için kitabın basım aşamasında oldukça uğraşmam gerekti.

2001 yılında ilk kitabım “Bana Bir Masal Anlat” yayınlandı ve çok ilgi gördü. Kitap ilk yıl 17 bin satınca masal kitaplarında yeni bir dönem açıldı, kalın masal kitapları modası başladı. Fakat “Bana Bir Masal Anlat” özgün, eğitici ve eğlenceli olduğundan çocuklar ve aileleri yanında yeri olan, özel bir kitap, oldu.

Masal kitabından sonra hikayelerle ergenliği anlattığım “En Güzel Hediye” kitabımla “Çocuk Edebiyatçıları ve Sanatçıları Birliği”nden ödül aldım ve kitap beş yüz binden fazla satarak genç okuyucular tarafından da ödüllendirildi.

Yazı hayatım gayet iyi giderken baştan beri pek de iyi gitmeyen evlilik hayatımda ki sallantılar sarsıntıya dönüşmeye başlamıştı. O dönem bir evlilik kitabı yazmaya karar verdim. Kadın-erkek ilişkileri üzerine ilk kitabım “Eşimin Eşi Yok” hikayelerle evlilik kitabını yazdım, 2003 yılında da yayınlandı. Kitap özellikle kadınları, onların duygu dünyasını, beklentilerini anlattığı için kadın okurlar tarafından çok beğenildi. Kadınları anlamak isteyen erkekler için de rehber bir kitap oldu.

O dönemde gelişen bazı olaylar evliliği bitiş noktasına getirdi. Boşanma arefesinde “Evliliği Pekmez Sandım” kitabını yazdım. “Evliliği Pekmez Sandım, Yüreğimi Yakmaz Sandım” atasözündeki gibi yüreğim yanmıştı. Kadınlar kitabı yine çok sevdiler çünkü bütün kitap boyunca “Evlilikte mutlu olmak için, erkeklerin ne yapması gerektiğini” anlatmıştım.

Kitabın ismi okuyuculara olumsuz geldiği için, kadın okuyucuların isteği üzerine kitabın adını değiştirdim. Kitabın yeni adı “Eşim Aşkım Olsun” oldu. Kadınlarla aynı dili konuşuyordum; çünkü farklı değildi aslında yaşadıklarımız birbirinden. Benzer şeyleri yaşayıp, benzer şeylerden mutsuz oluyorduk.

Onlar da benim o dönemde yaptığım gibi evlilikte mutluluğun sorumluluğunu erkeklerin üzerine yıktıkları, feminizmin “masum kadın-suçlu erkek ”dayatmasıyla hayata baktıkları için ortak noktada buluşmamız pek de zor olmuyordu. Bu arada kitabın tanıtımlarında basın beni “Feminist Yazar” diye takdim ediyordu; fakat ben bunu asla kabul etmiyordum. Çünkü feminist olduğumun farkında değildim. Dindarlık ve feministlik zıt kavramlardı kafamda ama dilimin inkar ettiğini zihnim kabul edeli yıllar olmuş. Fakat hiçbir zaman uç noktada erkek düşmanı bir feminist olmadım. Hep iyi niyetle “erkeklere bilseler, bizi anlasalar, çaba gösterseler kadınları mutlu etmek çok kolay” diye inanıyordum.

Bu arada okul aşkım yeniden depreşti ve psikoloji eğitimi almak istedim. Bunun için özel bir üniversitede “Davranış Bilimleri” bölümünde okudum. Okulda okuduklarım ile yetinmeyerek üzerine eklediğim bilgiler, o dönem yaşadıklarım, benimle derdini paylaşan pek çok kişi, çocuk-aile sitesine gelen yazılar derken kadın erkek ilişkilerine bakış açım değişti.

Bu değişimin temel sebebi kadını ve erkeği yaratan Rabbimizin ve onun elçisi sevgili peygamberimizin sözlerini kendime rehber edinmemden dolayı oldu. Elimizde Kur’an gibi bir hazine ve Hadis-i Şerîf gibi yol gösterici varken mutluluğu yanlış yerlerde aradığımızı fark ettim.

Kadın-erkek ilişkileri konusunda, kadınların yaptığı hataları da görmeye başlayınca okuyucularıma o zaman faydalı olmaya başlamışım. Bunu ben söylemiyorum, okuyucularım dile getiriyor.

Bu arada geçmişe dönüp baktığımda önceki evliliğimde yaptığım hataları da görmeye başladım. Bu da yazılarıma, kitaplarıma olumlu bir şekilde yansıdı. Evliliğe yeni bakış açımla 2011 de yeniden evlendim.

Yazmak dışında, okulda öğrencilerle buluşmayı, seminer vermeyi, imza günlerinde okurlarla söyleşi yapmayı kısacası mesleğimi çok seviyorum. Sevmek deyince bunlar dışında neleri sevdiğimi de yazıp yazıyı toparlayayım. Espriyi severim, doğal hayatı severim. Kepekli ekmeği, sebze- meyve yemeği, bitki çayları içmeyi, faydalı şeyler keşfetmeyi severim.

Tabi en çok da okumayı seviyorum. Elime kitap alınca dünyayı unuturum. Okur olmak benim için yazar olmaktan daha öncelikli. Yazmayı da seviyorum; fakat şunu kabul etmek lazım ki okumak keyifli, yazmak zahmetli. Zahmette rahmet vardır deyip yazmaya devam ediyorum.

Rabbimin izniyle..Sizlerin desteğiyle..Sevgi ve selamlarımla…"
Sema Maraşlı http://www.cocukaile.net
- Her şeyin bir ilmi vardır. Sevmenin de bir ilmi var tabii ki. Seven gönül , sevgiyi yaşatan akıldır. Sevgi gönülden doğar, beslenir büyür. Akıl sevgiyi beslemezse o sevgi kısa zamanda ölür gider.
İnsanın özür dilemesine engel olan da "Ben haklıydım." düşüncesi değil mi? Niye özür dileyeyim ki ben haklıydım. İyi, aylarca küsün o zaman birbirinize! Yiyin gari ömrünüzü. Saatlerce tartışın, tartışın; bakalım kim galip gelecek bu haklılık davasında...
Sema Maraşlı
Sayfa 62 - Motto Yayınları, 3. Baskı: Mayıs, 2019
144 syf.
·1 günde·10/10
ÇEYİZ HAZIRLIĞI 1

Evlilik Paketi - #32130594

B A Y I L D I M .

Bir kitap bu kadar güzel olamaz.. Fark ettim de uzun zaman olmuş bir kitap bittiğinde "Vay be. Ne güzel kitaptı." demeyeli..

Bilhassa, davranışlarımın kadın gibi değil de erkeğe yakın olduğunu fark ettiğim ve bundan kurtulmak için 21 gün boyunca "ben kadınlığımı kabul ediyorum, dişiliğimi kabul ediyorum, eril zihniyetten arınıyorum." demeye başladığım dönemde okumak çok isabetli oldu.

Kardeşim kitabı elimde gördüğünde "abla hani sen aşk kitabı okumayı sevmiyordun??" dedi bana. Bilmelisiniz ki bu kitap, ergen aşk hikayelerini anlatmıyor.

Kulak Aşık Olurmuş Gözden Evvel.. Nasıl olur yahu, dedim önce. "Göz görür, gönül sever" zannettiğim için. Bilememişim işin aslını, aşkta toy olmasamda.. Göz görür gönül sever zannederiz ama göz görünce sadece bir hoşlantı oluşur. Devamını getiren sözlerdir, sevgiyi ateşleyen cümleler, davranışlardır diyor Maraşlı.

Sevdiğimize dilediğiniz gibi davranmak değildir sevgi. Ona onun istediği, onu mutlu edecek şekilde davranmaktır, bunu anlatıyor bizlere.

Bu kitap bir nevi kişilerin aşkının gerçek mi yoksa heves mi olduğunu ortaya çıkaran zahmetli ve rahmetli evlilik hayatlarına yön gösteriyor. Kadınlara erkekler hakkında, erkeklere kadınlar hakkında çok güzel tüyolar veriyor. Kolay yapılabilir bir iki şeyle, evlilik hayatınızı güzelleştirmenize yön gösteriyor.

Ve ..

Kitabı okurken şunu düşündüm. Kadınlar olarak erkeklerle eşit olduğumuza o kadar inandırılmışız ki. Bakın ben "kadın erkek eşit değildir" savunuculuğunu yapmama rağmen, bu eşitliğin ne derece de "değil" olduğunu bilememişim, bunu fark ettim. Buna birkaç örnek vereyim.

> Bana göre erkekler kadınları anlamalı, empati kurmalı. Ama bakın Sema Maraşlı ne söylüyor:

"Yaratılışımız birbirine benzemediği için empati yaparak birbirimizi anlayamayız. Kadın erkek ilişkilerinde empati yapmamak gerekiyor. Çünkü iki farklı cins. Birbirini "ben olsaydım" diye anlayamaz. Bu kedinin tavşana bakıp "et varken ot nasıl yiyor?" diye düşünüp ona et götürmesi gibi bir şey.."

> Bana kalırsa, tabiki kadın erkek eşit değildir. Bununla beraber bir kadın, haklarını savunurken sesini yükseltebilir, bunda bir sakınca yok. Ya da kocasının yanlışlarını söyleyebilir. Ama Sema Hanım bunları doğru bulmuyor:

"Erkekler kadınların yüksek sesle konuşmalarından nefret ederler."

"Bir erkeğin tenkidini kabul edebileceği tek kadın, annesidir."

Ne yani? Kadınlar olarak hiç mi bir şey söylemeyeceğiz eşimize?

- Tabiki söyleyeceğiz. Ama Maraşlı'nın da dediği gibi dırdır ederek değil, mırmır ederek :) Yani hanımlar, erkeğin karşısında erkek olmayarak. Kadın olduğumuzu bilerek söyleyeceğiz ne söyleyeceksek..

Uff. Hep mi kadınlar suçlu?!!

- Bir saniye. Kimse suçlu aramıyor. Aksine ortada duran yanlışı hep birlikte nasıl düzeltiriz, bunun derdine düşülmüş. Ben kadın olduğum için dolayısıyla kendime tavsiyeler aldığım için, aklımda kalan "erkeğe nasıl davranmalı" sorusunun cevapları olmuş. Ama kitap, iki taraflı yazılmış. Erkeğe de kadına da nasihatler veriyor.

Sen kadınsın. Sen erkeksin. Herkes kendindeki hatayı düzeltse hiçbir problem kalmaz zaten. Tıpkı herkes kendi kapısının önünü süpürse, dünya temiz bir yer olur, mantığı gibi.

Toplumun en küçük yapısı ailedir, değil mi? Ailenin temel taşları ise karı kocadır. Karı koca arasındaki her adım, inanılmaz şekilde toplumu etkiliyor. Bir makale de okumuştum. Birbirine daha yakın şekilde uyuyan çiftler, birbirine uzak uyuyanlara göre gün içinde daha mutlu oluyorlarmış. Uykuda sarılmak ya da uzak kalmak bile bu kadar etkiliyken, diğer konular ne kadar etkiler, düşünebiliyor musunuz? ..

Bu kitabı, halihazırda evli olanlar ve bilhassa evliliğinden hiç memnun olmayanlar, evliliğe hazırlananlar ya da çoktan bu yola girmiş olanlar, muhakkak okumalısınız.

Nice güzel başlangıçlar olması ümidiyle..
248 syf.
·10/10
Kitaba Göre Kimdir Bu Güçlü Kadın?
İnsan Allah'ın yeryüzünde halifesi olarak gücün sahibi değil yaratanın müsaade ettiği kadar gücün taşıyıcısı ve temsilcisi olabilir.
Şu an kadınlar kendini güçlü olmaya odaklamış her şeyi başaracağız diyerek kendini avutmuştur. Oysa gücün ağırlığı ve her daim güçlü olma çabası kadının naif omuzlarına ağır gelir.
Yaratılış kodlamamız olan cinsiyete baktığımızda; kadın ve erkek yaratılış gereği farklıdır, farklılıkları bilmek birbirini anlamaya sebeptir.
Kız ve erkek farklılıkları çocuklara ya hiç öğretilmiyor ya da geçiştiriliyor. Kadın ve erkek arasındaki yaratılış farklılıkları anlatılırsa çocuklar kendi cinsi olmayan kardeşini daha iyi anlar ve bu bilinçle saygı çerçevesinde büyür.
Farklılıklarımız aslında bizim zenginliklerimizdir.
Kadınlar insan ilişkilerinde erkeklerden daha başarılıdır,
Beyin yapıları buna göre programlanmıştır. Başkalarının hislerine daha kolay uyum sağlar ve empati yapabilirler.
Erkeklerde ise mantık güç kuvvet cesaret soğukkanlı ve temkinli olmak konusunda kadınlardan üstündür. Kadın beyni empati yapmaya müsait yaratılmıştır, erkek beyni empati kurmaya değil çözüm üretmeye göre yapılmıştır. Kadınlar süreç odaklı iken erkekler sonuç odaklıdır.

Çağımızda da hızla yayılan Bir veba; feministlik

Feminizm yaratılışa karşı ideolojik bir harekettir. Feministler; kadın erkek her anlamda eşittir diyor ve yaratılış farklılıklarını inkar ediyorlar. “sen neden erkek gibi olmayasın sen de erkeğin yaptığı her şeyi yapabilirsin, erkek gibi ol ki pastadan büyük payı alasın” diyerek kadınları yaratılış yazılımının aksine üzüntü ve kederin bol olduğu çıkmaz bir yola yönlendiriyorlar.

Feminizm cinsiyetçiliğe karşı olduğunu iddia eden cinsiyetçi bir harekettir. Erkeği yenmek için kadını özünden uzaklaştırıyor. Kadın hakları adı altında kadınlar, erkeğin aleyhine kışkırtıliyor; “Kadınlar neden evde, siz hizmetçi misiniz, erkekler sizi kullanıyor, erkekler sizi eziyor.. ” gibi sözlerle kadınların kalbini erkeklere karşı kin ve nefretle doldurup oyun sahasına salıyorlar. Feministlerin maksadı erkeği yenmek ona efendi olup oyunu kazanmaktır.
Medya organları oyun kurucuların bir parçası olarak hergün cinsiyet savaşı'nı körükleyen mesajlar yayınlıyor. İnsanların çoğu medyadan gelen bilgileri sorgulamayıp doğru olarak algılıyor.

Toplumsal cinsiyet eşitliği projesi meydana sürülüyor, projenin hedefi kadınlaşmış erkekler ve erkekleşmiş kadınlardır. bu proje aynı zamanda eşcinselliği ve diğer sapkın cinsel meyilleri meşrulaştırıp yaygınlaştırıyor.
Dizi ve filmlerde artık erkeksi kadınlar ve kadınsı erkekler revaçta, eşcinseller yıllarca televizyonlarda sevimli karakterler olarak gösteriyorlar. Bunun neticesi olarak eşcinsellik normal karşılanmaya başlandı.
Dış kuvvetler toplumları Kendi menfaatleri uğruna yeniden inşa etmeye çalışıyorlar yaratılışın tersine insan tasarımları yaparak büyük oyunlar oynuyorlar.

Kadın ancak para kazanırsa güçlenir gibi bilinçaltı mesajları sürekli kadınlara empoze ediliyor.
Kadın kalkınmanın öznesi olacak diyor siyasiler.
kadın kalkınmanın öznesi olursa evinin neyi olur? Peki Toplumun neyi olur?...
Ülkenin kalkınması neden kadınların omuzlarına yüklenmek isteniyor. Kadınlar bu yükü alınca mutlu mu olacaklar bu yük kadınları nasıl etkileyecek..?

Kadınlar ne kadar çok para harcarsa modaya uyarsa alışveriş yaparsa güçlenmiş olur algısı var kadın bunu yaparak ancak kapitalist sistemi güçlendirmiş olur.

Kadınlar iktidara koşarken vicdanlarını düşürmüş gibi duruyorlar vicdansızlık güç değildir, saygısızlığın terbiyesizliğin saldırganlığın adı güç olmamalı.
Batı toplumlarında kilisenin etkisi ile geçmiş yüzyıllarda kadınlar gerçekten haksızlığa uğramışlar kadının şeytan gibi görüldüğü ve zulüm edildiği dönemler olmuş. Fakat İslam toplumlarında kadın her zaman değerli olmuş baş tacı edilmiş kadının haksızlığa uğraması ataerkil sistemden değil bozuk inançlar ve sömürü düzeni yüzündendir.

Allah dünyada iktidar gücünü erkeklere verirken koruma kollama sahip çıkma hasleti de vermiştir. erkeğin kadına olan meyli yüzünden görünüşte ataerkil bir sistem olsa da aile ve toplumda çoğunlukla kadınların istedikleri olmuştur.

Feminizmin bütün hikayesi kadınlar eziliyor üzerine kurulu geçen yüzyıl'daki söyleme aynen devam ediyorlar oysa geçmişten günümüze kadın hakları adına alınabilecek bütün haklar alındı hatta fazlası alındı. Artık kadınlar değil erkekler eziliyor son yıllarda erkekler hem devlet politikaları ile hem kadınlar tarafından ciddi bir şiddete maruz kalıyorlar.

Bir diğer konuda güçlü olmak adına en büyük vurgu çalışmak ve kocaya ihtiyacı olmamak üzerine yapılıyor. “Çalış Özgür olursun, çalış kocanın parasını yeme, çalış kendi ayaklarının üzerinde dur, çalış değerli olursun, çalış insan yerine konursun, çalış erkeğe haddini bildir, çalış çalış çalış...”
Ev hanımları ise sürekli aşağılanıyor,
Bir önceki neslin ev hanımları kızlarını hep annen gibi olma, erkeğin eline bakma ayaklarının üzerinde dur telkinleri ile büyüttüler, anneler hep biz ezildik siz ezilmeyin dediler.
İstisnaları saymazsak bu kadınların pek çoğunun sıkıntısı da dayak kötü muamele falan değildir. Genellikle bir kayınvalide sıkıntıları olmuştur kadınların kendi aralarındaki bu anlaşmazlıkta erkekte ne yapacağını bilememiş ve boyun eğmeye alıştığı dominant annenin yanında olup eşine kötü davranan erkekler olmuştur. Bir koca annesinin dolduruşuna gelmemişse alkol almıyorsa, ruh hastası değilse normal bir erkek karısına durup dururken kötü davranmaz. kadınların ezildiğini düşünme sebepleri kocalarına her istediklerini yaptırmamış olmalarıdır evde çoğu zaman kadının istekleri olmuştur fakat isteklerinin azı bile olmamışsa ezildikerine hükmetmişlerdir.
Oysa ailede denge için zaten kadının her dediği olmamalı kadının her dediği oluyorsa erkeğin hiçbir dediği olmuyordur.
Bir de kızlarımıza üniversite eğitimi alma baskısı yapılıyor kızlara okuyup şuurlu ilim irfan sahibi Hikmet ve hizmet ehli olsunlar diye değil, bir meslek sahibi olsunlar ayaklarının üzerinde dursunlar diye okumaları isteniyor. Sanki eğitimin amacı sadece para kazanmakmış gibi yüksek değerleri nasıl düşük değerlere tahvil ettiğimizin en açık göstergesidir bu.
Kadın bu söylemlere kapılıp gücüne güvenip sahaya atlıyor atı elinde silahı belinde atasözü güçlü kadında arabası altında lafı dilinde şeklinde tezahür ediyor.
Oysa kadının bilmediği büyük bir şey var
Kadının erkekle rekabeti kadınlığından çok şey götürür.. Kadın kendini zorlarsa erkeğin yapabildiği pek çok şeyi yapabilir, fakat erkeğin kolayca yaptığını o çok şey kaybederek yapar. Kadının sahip oldukları erkeğin yaptıklarından daha değersiz değildir. Erkeği de toplumu da kadın doğurup yetiştirir. Kadının çocuklarını büyütürken, toplumu inşa ederken şevkat öğretmenliğine ihtiyaç var rekabet içinde dünyalıkların peşinden koşmasına değil.

Kadınların güçlü olmalıyım düşüncesi güçsüzlüğün ifadesidir kendini güçlü gören güçlü olmalıyım kaygısı gütmez.
Kadın erkekte gücü seviyor fakat hükmetme arzusu uğruna erkekle güç savaşına giriyor. Kadınlar üzerine oynanan oyunların bir başarısıdır bu. Ezilme paranoyası ile kadınlar ne yaptıklarını bilmiyorlar. Güçlü kadın dayatması da kadınları her daim rekabete zorluyor. rekabet kadınlarda stres korku ve üzüntü yapıyor.

Kadınlar modern olmak uğruna yaratılıştan gelen kimliklerini unutmaya başladılar. Tavırlarından ses tonlarına konuşma şekillerinden giyim tarzlarına duruşlarından düşünce biçimlerine kadar birçok farklı hallerinde erkekleşme var.
Bilirsiniz pantolon bir zamanlar erkeklik simgesiydi ve Avrupa'da bazı ülkelerde kadınların pantolon giymesi yasaktı feminizm ile birlikte kadınlar pantolon giymeye başladılar pantolon kadın harekatının mücadelesinde bir simge oldu.
Kadınlar eşitlik mücadelesini erkek kıyafeti ile başladılar oysa giysi kişinin kimlik kartıdır ve aynı zamanda toplumsal düzeni de yansıtır giysilerin değişmesi toplumsal düzenin yeni bir şekil alması demektir.
Kadının huyu giydiği elbise ile değişir derler
evinde ya da dışarıda pantolon eşofman ya da streç denilen pantolonun iyice yoldan çıkmış hali ile dolaşan kadınlar kendilerini ne kadar kadın hissedebilir?

Bunca şeyden sonra kadın bedeni cinsel meta haline döndü modernizm adı altında kadınlar soyuldu ve kadın bedeni reklam malzemesi oldu. Kadın bedeninin cinsel meta olmasına dil ucu ile itiraz eden feministler bu konuda hiçbir zaman ciddi adımlar atıp kadın bedeninin kullanılmasına engel olacak çalışmalar yapmadılar.
güçlü kadınlar farkında olmasalar da kendi bedenlerini oyun kurucuların planladığı algılar üzerinden pazarlıyorlar.

Kadın kazandıkça kaybetti, ilk önce kadınlığını sonra anneliğini evde eş vazifesini kaybetti yani kadın güçlü oldukça aslında o kadar güçsüzleşti.
Kocana muhtaç olma kocanın eline bakma diye diye kadınlar koca eline bakmamak için çalışır oldu. eline bakmadığı kocasının yorgunluktan yüzüne de bakamaz oldu...
Ben kocamdan para isteyecek kadın değilim cümlesi ne kadar kibir kokuyorsa o kadar da karı koca arasını soğutan bir cümledir.
Kocaya muhtaç olmamak mümkün mü kadının parası olunca kocasına muhtaçlığı kalkıyor mu, koca para için mi vardır?
Kadın da erkek de birbirlerine muhtaçtırlar kadının kocasının parasına ihtiyacı varsa, erkeğin de karısının yaptığı yemeye ev işlerinin yapılmasına doğurduğu çocuğa ihtiyacı vardır. Hepsi bir yana asıl ihtiyaçları da birbirlerine olan sevgi ve yoldaşlığıdır.

Evde kocasına bir bardak çay vermeyi hizmetçilik gibi algılayan güçlü kadınlar işyerinde verilen her işi yüksünmeden yapıyor, kocanın eline bakmaktan kurtarılan kadın patronların eline bakıyor buna da özgürlük deniyor.

Kadınlar günümüzde çok iyi bir akademisyen çok iyi bir pazarlamacı çok iyi bir muhasebeci olurken kadınlıktan ne kaybettiklerinin muhasebesini yapamadılar.
Erkekler medyada aşağılanan bir varlığa döndü.
Şiddet haberleri bahane edilerek Bütün erkekler katilmiş gibi bir dil kullanılıyor erkekler erkek olduğu için utandırılmaya çalışılıyor.
Tüm dünyada kadınlara şirin görünmek ve erkekleri aşağılamak adına yapılmayan rezillik kalmadı kanunlarla erkekler kadınların karşısında her halükarda suçlu kabul ediliyor, Kadın ise hep mağdur. Aralarında bir mesele olduğunda kadının beyanı şüphesiz doğru kabul ediliyor. Erkekler ayrıldıkları eski eşlerine bakmak zorunda bırakılıyor, tutarsızca yıllarca nafaka ödetiliyor. Cinsiyet eşitliği bahane edilerek erkekler kadınlaştırılmaya çalışılıyor.

Feminist zihniyet anneliği kadın özgürlüğü önünde engel gördüğü için anne olmamayı seçsinler diye kadınları yönlendirsede, kadının fıtratından gelen annelik arzusuna engel olamadılar. Fakat kürtaj mücadeleleri ve bedenini kontrol ettim mesajları ile doğum sayılarının azalmasında etkili oldular.
Bir bebeğin kadına verdiği mutluluğu dolduracak başka alternatifler bulamadıkları için en azından ‘madem doğuruyorsun bari bakma’ diye kadınları yönlendiriyorlar.
Kadını güçlendirme hareketinin başında çokça dillendirilen çocuk da yaparım kariyer de sloganını artık duymaz olduk. Çocuğu boşver kariyer sana yeter noktasına doğru gidiyoruz. Kadınlar işe çocuklar kreşe sloganları siyasiler tarafından kadınlara bir hediye gibi sunuldu. İlla çocuk istiyorsan bari bakma sana ayak bağı olmasn ver biri baksın deniyor.

Peyami safa'nın bir sözü vardır şu an bulunduğumuz noktayı çok iyi özetleyen bir söz;
“Ev hanımlığını hizmetçilik sandığı için kendini üniversiteye atan bir kızın kültüründen de ahlakından da bu millete hiçbir hayır gelmez..”
Sizce ev hanımı mı özgürdür yoksa çalışan kadın mı?
Ev hanımı dışarıda çalışan kadından çok daha fazla özgürdür, istediği zaman yatar istediği zaman kalkar. Çocukları ile bolca zaman geçirir. İstediği yemeği pişirir, gitmek istediği bir yer varsa gider.
Ev hanımları ne kadar tüketici gibi gösterilmek istense de aslında ev hanımları sevgi ile pek çok şey öğretir. Bir ev hanımı hem eş hem çocuklarının öğretmeni hem aşçı hem terzi hem doktor hem muhasebeci hem ütücü hem bulaşıkçı en önemlisi de toplumun mimarıdır!.
Bütün bunları yok sayıp para kazanmadığı için ev hanımını üretmeyen olarak tanımlamak büyük bir saygısızlıktır!
Kadın evini çekip çevirdiğimde temiz düzenli bir evde yaşadığında mutlu olur. Hele okumayı seviyorsa evinde en mutlu olduğu yerlerden biri kitaplığın önüdür.

Kadının güçlendirildi, batılı ülkelerde boşanmalar hat safhalarda. Evlilik azaldı, yalnızlık en büyük problem olmaya başladı. İngiltere'de yalnızlık bakanlığı kuruldu ülkede 9000000 yalnız insan yaşıyor. güçlü kadının sonuda kaçınılmaz bir yalnızlıktır.

O yüzden güçlü kadın mutlu değildir. Çünkü gücü alırken kadınlığını kaybediyor, anneliğini kaybediyor zamanla da insanlığını..
Güçlü kadın mutlu değil. Çünkü çok koşturuyor yoruluyor mutlu olmak için zaman ve enerjisi hiç kalmıyor.
Güçlü kadın mutlu değil. Çünkü yaratılış yazılımının aksine bir yolda kendi kurgusu ile mutlu olmayı bekliyor oysa tek çözümü fıtratına dönmektir.
Güçlü kadının mutlu olması için gerçek ve mutlak gücün sahibi olan Allah'ın ve onun resul'ünün rehberliğini kabul etmesi ve ona göre yaşaması gerekiyor.
Allah Rasulu ne buyuruyordu:
“Resûlullah (Sallallahu aleyhi vessellem) kadınlaşan erkeklere ve erkekleşen kadınlara lânet etti. " (Buhârî, Libâs 62. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 28; Tirmizî, Edeb 24; İbni Mâce, Nikâh 22)
Bu hadisi kafalarımızın en güzel köşesine koyup unutmayalım, fitratımızı kaybetmeyelim.
168 syf.
·12 günde·Beğendi·8/10
Sevgi için bir yol haritası.
Dinimize göre kadın-erkek ilişkisi, olması ve olmaması gerekenler.
Evlilik rehberi.
Kadın ve erkeğin birbirini tanıma kriterleri...
sevmeyi tarif eden bir kitap.
evlenme arefesinde ya da evli olanların okuması gereken güzel bir kitap...
İyi okumalar
187 syf.
Kitap evliliği anlatan ,küçük farkli yaşanmışlıkları ve yaşanmış diyalogları samimice anlatan ve insanın dikkatini Aaaa gerçekten de öyle diyerek düşündürürken gulumseten bir kitap. Yazarın samimiyeti ve tespitleri çok gzl. Evlilerin okuyup yaşantılarını gözden geçirip hatalarını fark etmelerine sebep olacak cok keyifle okunacak bir kitap...
192 syf.
·2 günde·1/10
Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine aldım bu kitabı. Malum, günümüzde evlilik ile alakalı ciddi problemler var. Çiftler, Hem dünyevi hem de uhrevi açıdan üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirirse boşanmaların bu kadar çok olmayacağını düşünüyorum. Erkeğin kadın, kadının erkek üzerinde haklarını daha iyi öğrenebilmek amacı ile okumaya başladım. Fakat söylenen bazı şeyler hiç hoşuma gitmedi. Erkeklerin dört dörtlük olduğunu hiçbir hatalarının olmadığını ama kadınların hep kötü bir cins olduğu izlenimini veriyor. Bazı kısımlarda da üslubu gerçekten çok sert. Beğendiğim yerler elbet oldu ama %90 oranında bana ters düşünceler içeriyor kitap. Dediğim gibi, kitapta verilmek istenen mesaj güzel bir üslup ile verilmezse bir çok insanın soğumasına ve yanlış düşünmesine sebep olabilir. Bu da çok büyük bir vebal Allah muhafaza.
Kısacası, bu kitabı tavsiye etmiyorum.
152 syf.
·Beğendi·9/10
eğlenceli bir kitap öncelikle..yaşanmış hikayeleri çoğu zaman tebessüm ederek okuyorsunuz..Sema Maraşlının kendisinin de evliliğinde bir takım sorunlar yaşayıp eşinden ayrıldığını söylersek bu işi bildiğini en azından damdan düşeni getirin babında olaya yaklaştığını görebiliriz.. erkek ve kadının evlilikten beklentileri çok farklı, algı biçimleri ve düşünce mantıkları da.. en ufak şeylerin kişilerce nasıl algılandığını okumak bence çok keyifliydi.. iyi okumalar diliyorum..
ayse
ayse Kulak Aşık Olurmuş Gözden Evvel'i inceledi.
144 syf.
Şema marasli'nin daha önce de iki kitabını okuduğum için bazı konuları tekrar ediyormuş hissine kapıldım. Ama kitaplarin arka arkaya gelmeden aralıklarla okunması insanda terapi etkisi yapacak tarzdan. Insana farkli bakış acılarını gösteriyor empatik guclendiriyor
168 syf.
·26 günde·Beğendi
Bu kitabı,özellikle yeni evlenmek isteyenler ve yeni çiftler mutlaka okumalılar. Şahsen okudukça okuyasım ama bitmesini de istemediğim bir kitap. Tane tane anlatımlarıyla her insanın genelde yaptığı yanlışların doğrusunu önümüze çok net bir şekilde koyuyor... Herkesin okuması ve henüz evlilik hakkında ve erkek kadın arasındaki uyumu bilmeyenler için biçilmez kaftan diyebilirim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Sema Maraşlı
Unvan:
Yazar
Doğum:
Kahramanmaraş, 19 Temmuz 1969
"19 Temmuz 1969 akşamı Kahramanmaraş’ın Kurtuluş mahallesinde bahçe içinde ahşap bir evde Hatice-Bekir Sıddık Üdürgücü çiftinin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldim. Üç kardeşiz bir ablam bir de erkek kardeşim var.

Çocukluğum gündüzleri bahçemizdeki ağaçlara tırmanarak, yavru kedi büyüterek, börtü böcük yakalayarak, akşamları da rahmetli babaannemin masallarını dinleyerek geçti.

İlkokul dördüncü sınıfa kadar okumayan, ders çalışmayan başarısız bir çocuktum. Dördüncü sınıfta sene sonuna doğru, sınıf kitaplığındaki hikayeleri okumaya başlayınca kitapların sihirli gücünü keşfettim, o günden sonra kendimi okumaya adadım. Çok okuyarak okul başarısının ve hayat başarısının arttığı fark edince o yıldan sonra kitaplar en iyi arkadaşlarım oldu.

O zamanlar ilköğretim beş yıl olduğu için ortaokul okumak için Kız Meslek Lisesi’ne gittim. Kız Meslek Lisesi’nde el becerisine dayanan biçki-dikiş gibi meslek derslerinde çuvalladım. Hatta bir sınavda kumaş üzerine yama yapamadığım için sıfır alınca iğne iplik meselelerinde başarısız olduğum gerçeğini kabul ettim ve ortaokul bitince okuldan ayrıldım.

Maneviyata ve psikolojiye çocukluktan beri merakım vardı. Bunun için kendi tercihimle ortaokuldan sonra ki tahsil hayatımı Kur’an Kursunda dini ilimler okuyarak geçirmeye karar verdim. “Sinanpaşa Kız Kuran Kursu” hayatımda başka bir dönüm noktasıdır. Lise okumaktan vazgeçmiştim ama Kur’an Kursunda Hatice öğretmenimin teşviki ile imam-hatip lisesini dışarıdan bitirmeye karar verdim.

İmam-Hatip lisesinin arapça, fıkıh, hadis gibi meslek dersler için birkaç arkadaşla birlikte, alanında uzman bir hocadan iki yıl özel ders aldık.

Dersler, sınavlar devam ederken bunların yanında on altı yaşımda bir Kuran Kursunda fahri öğretmenlik yapmaya başladım. Öğrencilikle öğretmenliği beraber devam ettirdim.

Dört yıllık İmam-Hatip lisesini iki yılda dışarıdan bitirerek, liseye devam eden sınıf arkadaşlarımla aynı yıl lise diplomasını aldım. Diplomayı alınca üniversite sınavlarına girmeye karar verdim ama hangi mesleği seçeceğime bir türlü karar veremedim.

Hayvanları çok sevdiğim için veteriner olmayı, edebiyatı sevdiğim için arap dili ya da ingiliz dili edebiyatı okumayı, gazeteciliği sevdiğim için de basın yayın okumayı düşünmeme rağmen hepsini bir kenara bırakıp üniversite okumaktan vazgeçip iki yıl yaptığım Kur’an Kursu öğretmenliğine devam etme kararı aldım. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın imtihanına girerek resmi olarak Kur’an Kursu öğretmeni olarak çalışmaya başladım.

Bir yıl sonra nişanlandım, on dokuz yaşında da evlendim. Beş yıl sonra anne oldum. İki kızım bir oğlum var. Çocuklar biraz büyüdüğünde ehliyet almak için girdiğim sınava hazırlanırken okul hayatını ne kadar özlediğimi fark ettim ve üniversite sınavına girerek açık öğretimde İşletme Fakültesi “Yönetim Organizasyon” bölümünde okumaya başladım. Organizasyon ilgi alanım olduğu için fakülteye hevesle başladım ama iki yıldan sonra başörtü ile sınavlara girme hakkı kalktığı için okulu, iki yıllık işletme eğitimi, almış olarak bırakmam gerekti.

Düzce’de oturduğumuz 99 yılında ağustos depremini yaşadıktan sonra yazar olmaya karar verdim. Çocuklarımı büyütürken onlara anlattığım masalları yazmayı düşünüyordum ama hep ihmal ediyordum. Hayatın her an bitebileceği gerçeğini yakinen görünce, gece gündüz yazmaya başladım. Kasım depremine kadar da iki aya yakın bir zamanda içinde kırk masal olan ilk kitabım “Bana Bir Masal Anlat” ı yazıp bitirdim.

Fakat zor olan kitap yazmak değil yayınlatmakmış. Kitabı pek çok yayınevine gönderdim. Yayınevleri masalları beğenmelerine rağmen “tanınmış bir isminiz yok” ve “bu tarz kalın masal kitabı satmaz, tek tek basmak gerekir” dedikleri ben de kırkını bir arada istediğim için kitabın basım aşamasında oldukça uğraşmam gerekti.

2001 yılında ilk kitabım “Bana Bir Masal Anlat” yayınlandı ve çok ilgi gördü. Kitap ilk yıl 17 bin satınca masal kitaplarında yeni bir dönem açıldı, kalın masal kitapları modası başladı. Fakat “Bana Bir Masal Anlat” özgün, eğitici ve eğlenceli olduğundan çocuklar ve aileleri yanında yeri olan, özel bir kitap, oldu.

Masal kitabından sonra hikayelerle ergenliği anlattığım “En Güzel Hediye” kitabımla “Çocuk Edebiyatçıları ve Sanatçıları Birliği”nden ödül aldım ve kitap beş yüz binden fazla satarak genç okuyucular tarafından da ödüllendirildi.

Yazı hayatım gayet iyi giderken baştan beri pek de iyi gitmeyen evlilik hayatımda ki sallantılar sarsıntıya dönüşmeye başlamıştı. O dönem bir evlilik kitabı yazmaya karar verdim. Kadın-erkek ilişkileri üzerine ilk kitabım “Eşimin Eşi Yok” hikayelerle evlilik kitabını yazdım, 2003 yılında da yayınlandı. Kitap özellikle kadınları, onların duygu dünyasını, beklentilerini anlattığı için kadın okurlar tarafından çok beğenildi. Kadınları anlamak isteyen erkekler için de rehber bir kitap oldu.

O dönemde gelişen bazı olaylar evliliği bitiş noktasına getirdi. Boşanma arefesinde “Evliliği Pekmez Sandım” kitabını yazdım. “Evliliği Pekmez Sandım, Yüreğimi Yakmaz Sandım” atasözündeki gibi yüreğim yanmıştı. Kadınlar kitabı yine çok sevdiler çünkü bütün kitap boyunca “Evlilikte mutlu olmak için, erkeklerin ne yapması gerektiğini” anlatmıştım.

Kitabın ismi okuyuculara olumsuz geldiği için, kadın okuyucuların isteği üzerine kitabın adını değiştirdim. Kitabın yeni adı “Eşim Aşkım Olsun” oldu. Kadınlarla aynı dili konuşuyordum; çünkü farklı değildi aslında yaşadıklarımız birbirinden. Benzer şeyleri yaşayıp, benzer şeylerden mutsuz oluyorduk.

Onlar da benim o dönemde yaptığım gibi evlilikte mutluluğun sorumluluğunu erkeklerin üzerine yıktıkları, feminizmin “masum kadın-suçlu erkek ”dayatmasıyla hayata baktıkları için ortak noktada buluşmamız pek de zor olmuyordu. Bu arada kitabın tanıtımlarında basın beni “Feminist Yazar” diye takdim ediyordu; fakat ben bunu asla kabul etmiyordum. Çünkü feminist olduğumun farkında değildim. Dindarlık ve feministlik zıt kavramlardı kafamda ama dilimin inkar ettiğini zihnim kabul edeli yıllar olmuş. Fakat hiçbir zaman uç noktada erkek düşmanı bir feminist olmadım. Hep iyi niyetle “erkeklere bilseler, bizi anlasalar, çaba gösterseler kadınları mutlu etmek çok kolay” diye inanıyordum.

Bu arada okul aşkım yeniden depreşti ve psikoloji eğitimi almak istedim. Bunun için özel bir üniversitede “Davranış Bilimleri” bölümünde okudum. Okulda okuduklarım ile yetinmeyerek üzerine eklediğim bilgiler, o dönem yaşadıklarım, benimle derdini paylaşan pek çok kişi, çocuk-aile sitesine gelen yazılar derken kadın erkek ilişkilerine bakış açım değişti.

Bu değişimin temel sebebi kadını ve erkeği yaratan Rabbimizin ve onun elçisi sevgili peygamberimizin sözlerini kendime rehber edinmemden dolayı oldu. Elimizde Kur’an gibi bir hazine ve Hadis-i Şerîf gibi yol gösterici varken mutluluğu yanlış yerlerde aradığımızı fark ettim.

Kadın-erkek ilişkileri konusunda, kadınların yaptığı hataları da görmeye başlayınca okuyucularıma o zaman faydalı olmaya başlamışım. Bunu ben söylemiyorum, okuyucularım dile getiriyor.

Bu arada geçmişe dönüp baktığımda önceki evliliğimde yaptığım hataları da görmeye başladım. Bu da yazılarıma, kitaplarıma olumlu bir şekilde yansıdı. Evliliğe yeni bakış açımla 2011 de yeniden evlendim.

Yazmak dışında, okulda öğrencilerle buluşmayı, seminer vermeyi, imza günlerinde okurlarla söyleşi yapmayı kısacası mesleğimi çok seviyorum. Sevmek deyince bunlar dışında neleri sevdiğimi de yazıp yazıyı toparlayayım. Espriyi severim, doğal hayatı severim. Kepekli ekmeği, sebze- meyve yemeği, bitki çayları içmeyi, faydalı şeyler keşfetmeyi severim.

Tabi en çok da okumayı seviyorum. Elime kitap alınca dünyayı unuturum. Okur olmak benim için yazar olmaktan daha öncelikli. Yazmayı da seviyorum; fakat şunu kabul etmek lazım ki okumak keyifli, yazmak zahmetli. Zahmette rahmet vardır deyip yazmaya devam ediyorum.

Rabbimin izniyle..Sizlerin desteğiyle..Sevgi ve selamlarımla…"
Sema Maraşlı http://www.cocukaile.net

Yazar istatistikleri

  • 334 okur beğendi.
  • 2.393 okur okudu.
  • 58 okur okuyor.
  • 1.005 okur okuyacak.
  • 22 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları