Şems-i Tebrizi

Şems-i Tebrizi

Yazar
8.4/10
197 Kişi
·
618
Okunma
·
569
Beğeni
·
27621
Gösterim
Adı:
Şems-i Tebrizi
Unvan:
Türk İslam Alimi ve Mutasavvıf
Doğum:
Tebriz, İran, 1185
Ölüm:
1248
Şems-i Tebrizî ya da Şems ed-Dîn Muhammad (Farsi: شمس تبریزی) (d: 1185 - ö:1248), İslam alimi ve mutasavvıf.
Mevlânâ Celâleddîn Rûmî'nin gönül dünyasında büyük değişikliklere sebep olan ve Mevlânâ tarafından yazılan ilâhî aşk şiirlerinden oluşan "Dîvân-ı Şems-î Tebrîzî" adındaki nazım eser sayesinde tanınan çok kuvvetli bir din âlimidir.

Kimliği
Şems-i Tebrizi künyesinden de anlaşılacağı üzere, günümüzde İran'ın Doğu Azerbaycan Eyaleti’nin yönetim merkezi olan Tebriz şehrinde m. 1185 yılında. Melik Dad oğlu Ali adında bir zatın oğludur ve Şemseddin yani dinin güneşi lâkabıyla anılmıştır.

Daha küçük yaşlarda, mânevî ilimleri tahsilde gösterdiği kabiliyetle dikkat çeken Şems, din ilimleri tahsilden sonra, genç yaşlarında Tebrizli Ebubekir Sellaf'a mürid olmuş, ününü duyduğu bütün meşhur şeyhlerden feyz almaya çalışmış ve bu sebeple diyar diyar dolaşmıştır. Bu gezginliğinden dolayı kendisine "Şemseddin Perende" (uçan Şemseddin) denilmiş, ayrıca Tebriz’de tarikat pîrleri ve hakikat arifleri ona "Kâmil-i Tebrizî" adını vermişlerdir.

Hayâtı ve şâhsiyeti
Daha sonraları Sacaslı Şeyh Rukneddin, Tebrizli Selahaddin Mahmut ile mutasavvıf Necmüddin Kübra’nın halifelerinden Centli Baba Kemal’e intisap ederek onlardan feyz almıştır. Muhammed’in ahlakını örnek alan Şemseddin-i Tebrizî, devamlı bir arayış içerisinde olmuş, manevî bir işaret üzerine de Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’yi arayıp bulmuştur. Dünyaya, kılık ve kıyafete önem vermeyen Şems, Mevlânâ ile üç-üçbuçuk yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasına vesile olmuş, onu ilahî aşkın potasında eriterek, kâmil bir Hak aşığı yapmaya muvaffak olmuştur.
Şems-i Tebrizî Şam’a döndüğünde, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî için onun yokluğu dayanılmazdır. Şems’in varlığını kabullenememiş kimseler, Mevlânâ’ya ileri geri laflar etmişlerdir. Celâleddîn Rûmî’nin bu kimselerden birine verdiği cevap şöyledir:
"Onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda. O, elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime; hep aynı nameyi çalıp söyleyen, kendi sesine yabancı bir kuru rebaptım. Ben onun avucunda bağlar, bahçeler ağaçlar görür; deryalar gibi geniş, deryalar kadar berrak sular görürüm. Onun avucunda çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim. Lâkin siz bunların hiçbirini göremezsiniz."

Bir süre sonra Şems, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’in oğlu Sultan Veled’in çağrısı üzere Konya’ya geri gelir. Mevlânâ bir daha şehirden ayrılmasın diye, onu bir kızla evlenmeye iknâ eder; bu kız Celâleddîn Rûmî’nin evinde evlâtlık olan Kimyâ Hâtun’dur. Kimya Hatun’a gizliden aşık olan, Mevlânâ’nın küçük oğlu Âlâeddin, bu durumu hazmedemez ve Şems aleyhtarlarının yanında yer almaya başlar.

Ölümü hakkındaki rivâyetler
Şems hicri 645, miladi 1247 tarihinde Mevlânâ'da meydana gelen büyük değişikliği hazmedemeyenler tarafından mı öldürüldü, yoksa geldiği gibi kimseye haber vermeden Konya’yı terk mi ettiği bilinmemektedir.

Bu gün Konya’da Şems makamı olarak bilinen, halk ve bilhassa Mevlevîlerce türbesinden önce ziyaret edilen bu mescit-türbe de mevcut sanduka, boş bir sanduka mı, yoksa Mehmet Önder Bey'in bir hatırasında anlatıldığı gibi, Şems gerçekten burada mı gömülüdür, bu da bilinmez. Lâkin bu konuda en kuvvetli tezlerden birisi Sipehsalar'a veya eflakiye göre şöyledir: Şems-i Tebrizî'nin dedesi Haşhaşiler tarikâtında mürittir. Daha sonra tarikâttan aile kurmak üzere ayrılmak ister ve ayrılır. Ailesini kurar ama tarikat yönetimi değişir ve torun Şems'in tarikâta bağışlanmasını ister. Dedesi de vermek istemez. Zaten Şems eğitim için Şam'a gider ve Şems'i takip bu aşamada başlar. İlk önce bulurlar lakin kaybederler Şems'i ama Şems Mevlânâ'dan ayrılıp Şam'a gittiği vakit tarikattan bir mürit Şems'i fark eder çünkü Şems Şam sokaklarında yine bir dervişi tâbir yerindeyse rezil etmiştir. Bunun üzerine Şems'i takip Konya'ya kadar sürer ve daha sonra Şems bir dergâha çağrılır, tam yedi derviş gelmiştir Şems'i öldürmek üzere, Şems Celâleddîn Rûmî'dan ayrılmak üzere izin ister ve tam da bir vedalaşma hissi vermeden kendi eliyle ölüme gitmiştir. Hatta ölüme giderken "Rabbim şu kuyu mezarım olsun" diye dua etmiştir. Dergâha gittiği zaman yedi derviş onu beklemektedir artık.O her bir dervişle odalarda ayrı ayrı görüşerek hepsini konuşmalarıyla bayıltmıştır. En son derviş en iri cüsseli ve bilgili olandır. Şems dervişlerden namaz kılarken öldürülmesini istemiştir. Ve namaz kılarken zammı sure olarak Şems suresini okumuştur. Ayrıca İslam aleminde Osman'dan sonra gece kılınan ikinci cenaze namazı Şems hazretlerine aittir. Şems hazretleri Mevlânâ'ya bir mendil gönderir ölmeden önce mendilde şu yazmaktadır: "Ölümümün gözlerinin önünde olmasını isterdim gör bakalım aşk için ölmek ne demekmiş", yazmıştır. Mevlânâ'da bayılmıştır. Ayrıca Şems'in Konya dan ayrılıp kaybolması zayıf ihtimaldir çünkü yüce Allah ona rüyasında kendisine istediğinin verilmesi karşısında ne verebileceğini sormuş Şems de: "Canlara kanlara boyanacak başımı" diyerek aşk yolunda başını vermiştir.

Şems-i Tebrizî Camii ve Türbesi
Niğde’deki Kesikbaş Türbesi de Şems’e izafe edilir. Bunlardan ayrı olarak Tebriz şehrinde "Geçil" denilen mezarlıkta, aynı bölgede Hoy’da, Pakistan’ın Multon şehrinde Şems türbeleri veya makamları vardır. Bunlar çeşitli rivayetlerle süslenmiştir. Pakistanlıların söylediklerine göre de Şems, Konya'dan bir gece yarısı gizlice ayrılmış, Hoy şehrine hareket etmiş ve orada yerleşmiştir. Rivayete göre Şems-i Tebrizi Hoy’da vefat eder ve orada gömülür. Mezarı, Unesco Dünya Kültür Mirası'na aday gösterilir. Bir rivayete göre, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’nin küçük oğlu Âlâeddin de, Şems'i öldürenler arasındadır.

Şems’in Konya'daki türbesi küçük, mütevazı, adeta saklanmış bir yerdir. Mevlânâ’nın o ihtişamlı türbesinin yanında -ki Mevlânâ -"En güzel türbe gökkubedir" der- sadedir.
Mal, bir çok kimsenin kıblesidir.
Yolcular onu feda ettiler.
Dünyaya tapanlara göre bir pul, tatlı canlarından daha değerlidir.
Sanırsın onların canı yoktur.
Eğer canları olsaydı nazarlarında mal canlarından daha değerli olmazdı.
''Aradığın şey o kitaplarda değil. Aradığın şeyi okuyarak bulamazsın. Sende eksik olan şeyi gözlerinle tamamlayamazsın. Aradığın şeyi yüreğinle bulacaksın. Dünyada ki tüm kitaplar, tüm hesaplar, akıl oyunları sayfalarca laflar sevginin yerini tutmaz. Okuyarak öğreneceksin ama severek anlayacaksın.''
"Bir an bekle, arkana dön ve unuttuklarını anımsa
Kaybettiysen ara, kırdıysan af dile, kırıldıysan affet
Çünkü hayat çok kısa."
Anladım ki: İnsanlar;
Susanı korkak.
Görmezden geleni aptal.
Affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar.
Oysa ki; biz istediğimiz kadar hayatımızdalar.
Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar!
"Bir an bekle, arkana dön ve unuttuklarını anımsa
Kaybettiysen ara, kırdıysan af dile, kırıldıysan affet
Çünkü hayat çok kısa."
Aradığın şey o kitaplarda değil, aradığın şeyi okuyarak bulamazsın. Sende eksik olan şeyi gözlerinle tamamlayamazsın. Aradığın şeyi dünyada arayacaksın, aradığın şeyi yüreğinle bulacaksın. Dünyadaki tüm kitaplar, tüm hesaplar, akıl oyunları, sayfalarca laflar, sevginin yerini tutmaz. Okuyarak öğreneceksin ama severek anlayacaksın.
496 syf.
·4 günde·10/10
İnsan…

Şeytanın karşısında yapayalnız kalmış bir garip yaratık… Yaratılışın özünü ve mevcudiyetinin sebebini hep aradı durdu. Kimileri madde de aradı bunu, kimileri yüreklerde… Hepsi tek başına daima zayıf düştü, kimileri kalkmayı beceremedi, düştükçe düştü. Kimileri şehveti Aşk sandı, kimileri hakiki Aşk’ın ateşinde kavruldu.

Bilemedi insanoğlu, “Dünya hayatının geçimliliği ve menfaatlerinin zerre kadar değeri olmadığı bir yaşamda, bu insi ve cinni iblislerle nasıl mücadele edeceğini bilemedi…
“Şahsiyetini nasıl tahkim edecek ki nefsin tuzaklarına düşmeyecek?”
“İç dünyasını nasıl aydınlatacak ki, karanlık emeller peşinde koşmayacak?”
“Kalbini nasıl temizleyecek ki, şehvani arzular peşinde koşmayacak?”

“Aşk” ile…

Hakiki Aşık olmaktır ki, kimileri bu Aşk’a “Mecazi Aşk” ile ulaşır. Tıpkı Leyla’sı için dağları deviren, çöllere düşen Mecnun gibi… Ve sonunda Leyla ile bir araya geldiğinde, “Hayır! Leyla sen değilsin. Sen yürü Leyla ki ben Mevla’yı buldum.” diyerek kendisindeki mecazî aşkın, gerçek aşka inkılap ettiğini göstermemiş midir?

Tehânevî, Aşk’ı “Vuslat ve yakınlık makamlarının sonu” olarak ifade eder. “Aşk, kalbde vücud bulan bir ateş olup, mahbubtan başka her şeyi yakar; o, yakmak ve öldürmektir, ondan sonrası ise Allah’ın ikramı olan sonsuz bir hayattır. O, akıl binasını yıkan ilâhi bir cinnettir.” Tehânevî’ye göre… Akıl, Aşk ve ahvali karşısında çaresiz ve biçaredir.

İnsanoğlu yaradılıştan bu yana hep Aşk’a muhabbet besledi. Çünkü Aşk’ın evveli de muhabbettir, ahiri de… Hakiki Aşk, ruhun Allah’a olan özlemidir vesselam. Ateş ancak yanan bir nesneye temas edince renk kazanır. Yoksa hararetin renginden bahsedebilir misin? İşte Aşk ta öyledir. Ancak bir vücutla ilgisi olduktan sonra belirginleşir.

Hz. Mevlana’ya “Aşıklık nedir?” diye sorulduğunda, “Benim gibi ol da gör!” demiştir. Aşkın rengini görmek için Mevlana gibi hakiki aşık olmak elzemdir elbet. Aşık olanın aciz olduğu görülmüş müdür hiç? Toprak tohuma aşık olmasaydı, yetişir miydi çiçekler? Aşk muhabbeti doğurmasaydı, muhabbet doğurabilir miydi Muhammed’i? Ruh, Ölüm Meleği’ne aşık olmasaydı, hiç gider miydi O’nunla?

Kul olmayı becerebilmek için, kül olmayı becerebilmektir gayemiz. Kül olacaksın ki, naz ve niyaz makamında bir kul olabilesin…

Bu eserde Şems, Aşık olabilmenin huzurunu anlatıyor. Aşk’ı bulabilmenin ebedi huzurunu. Aşk ateşinde kavrula kavrula yeniden doğduğunuzu hissettirecek size.

Rabbim kül olmayı becerebilenlerden eylesin…


Saygılarımla…
264 syf.
·Beğendi·10/10
Mevlâna ve Şems'in hikayelerini anlatan eşsiz güzelliklerle süslenmiş muhteşem bir kitap.Tek kelimeyle beyanım HAKİKAT ALEMİNDE AŞK BU OLSA GEREK.

Alıntılar:

//" Ey Celaleddin talipsen yüreğime,yalnızlığını adayacaksın bana ...!!! "

//"Arza hacet yok, halim sana ayandır. Dile gerek yok, sessizliğim sana beyandır. Söze lüzum yok, susuşum sana kelamdır. Kelama ihtiyaç yok, aşk sana figandır."

//"Aşk, kendini alçaltanların kârıdır. İyi ad, iyi nam sahiplerinin aşk ile ne işi var?"

//"Sevgiliyi sevgilisinden ayıran kimseyi Allah da kendisinden ve kendisini sevenlerden ayırır.."

Tanıtım Bülteninden

Mevlana’nın hayatında, gönül dünyasının şekillenmesinde Şems-i Tebrizi’nin ayrı bir yeri vardır. Bu konuda çok şeyler anlatılmış ve yazılmıştır. Bu kitapta Tebrizi’nin sohbetlerine ve yazışmalarına yer verilmektedir. Eser, Şemseddin-i Tebrizi’nin bazı meclislerdeki sohbetleri sırasında, Mevlana ile konuşurken aralarında geçen bahislerden, müritler ve inkârcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevaplardan meydana gelmiştir. Ayrıca, Mevlana’nın özel yaşantısını, onun hayat hikayesini kapsayan birçok gizli noktayı da gün ışığına çıkarmaktadır.
342 syf.
·Beğendi·9/10
Feriduddin Attar'dan, Mevlanâ'dan, Şems-i Tebrizi'den ve Sultan Veled'den derlemelerle hazırlanmış ;her bir sayfasında derin anlamlar bulunan mükemmel bir kitap okumanızı
tavsiye edebilirim.

Kitap Açıklaması

Tasavvufa göre varlığın yaratılış-oluş sebebi aşktır. Tüm mevcudat aşkla yaratılmıştır. Tüm mevcudat aşkla ayakta durmaktadır. Aşk Tanrıdır (tanrının Kendisi). Aşk tanrının sırrıdır. Aşk her şeydir. Tüm insanlığın aldığı her nefes, tüm canlıların ve cansızların her an muhtaç olduğu kudretidir. Tanrı tüm masivayı kendi zatına duyduğu aşk sebebiyle meydana getirmiştir.
Sufi'nin aşkı, "aşkı mecazi" denilen insanlara karşı duyulan aşk değildir. Sufi "aşkı hakiki" peşindedir. İnsan aşkında diğer kişiye sahip olmak istenir. Oysa "aşkı hakikide" yok olunur. Sahip olmak istenir. Oysa "aşkı hakikide" yok olunur. Sahip olmak değil "O" olunur. "O" olmak kendini bilmektir, kendini bilen rabbini bilir. Rabbini bilen "aşkı hakiki" ile şereflendirilir. Sufi "aşkı hakiki" noktasında anlar ki aşkı kendisidir.

Şems-i Tebrizi

Şems-i Tebrizî ya da Şems ed-Dîn Muhammad (d: 1185 - ö:1248), Azerbaycan Türklerinin İslam alimi ve mutasavvıf.Mevlânâ Celâleddîn Rûmî'nin gönül dünyasında büyük değişikliklere sebep olan ve Mevlânâ tarafından yazılan ilâhî aşk şiirlerinden oluşan Dîvân-ı Şems-î Tebrîzî adındaki nazım eser sayesinde tanınan çok kuvvetli bir din âlimidir.Daha sonraları Sacaslı Şeyh Rukneddin, Tebrizli Selahaddin Mahmut ile mutasavvıf Necmüddin Kübra'nın halifelerinden Centli Baba Kemal'e intisap ederek onlardan feyz almıştır. Muhammed'in ahlakını örnek alan Şemseddin-i Tebrizî, devamlı bir arayış içerisinde olmuş, manevî bir işaret üzerine de Mevlânâ Celâleddîn Rûmî'yi arayıp bulmuştur. Dünyaya, kılık ve kıyafete önem vermeyen Şems, Mevlânâ ile üç-üçbuçuk yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasına vesile olmuş, onu ilahî aşkın potasında eriterek, kâmil bir Hak aşığı yapmaya muvaffak olmuştur.Şems-i Tebrizî Şam'a döndüğünde, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî için onun yokluğu dayanılmazdır. Şems'in varlığını kabullenememiş kimseler, Mevlânâ'ya ileri geri laflar etmişlerdir. Celâleddîn Rûmî'nin bu kimselerden birine verdiği cevap şöyledir:"Onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda. O, elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime; hep aynı nameyi çalıp söyleyen, kendi sesine yabancı bir kuru rebaptım. Ben onun avucunda bağlar, bahçeler ağaçlar görür; deryalar gibi geniş, deryalar kadar berrak sular görürüm. Onun avucunda çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim. Lâkin siz bunların hiçbirini göremezsiniz."Bir süre sonra Şems, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî'in oğlu Sultan Veled'in çağrısı üzere Konya'ya geri gelir. Mevlânâ bir daha şehirden ayrılmasın diye, onu bir kızla evlenmeye iknâ eder; bu kız Celâleddîn Rûmî'nin evinde evlâtlık olan Kimyâ Hâtun'dur. Kimya Hatun'a gizliden aşık olan, Mevlânâ'nın küçük oğlu Âlâeddin, bu durumu hazmedemez ve Şems aleyhtarlarının yanında yer almaya başlar.
320 syf.
·Beğendi·8/10
Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk`ın hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde ya da dışındasındır, hasretinde.

***
Şems'in eserlerinden, ondan bahseden romanlardan alıntılardan oluşuyor kitap.Dili ağır ama biraz okuyunca sizi içine çekecek kuvveti ile tek düzelik kırılması için içinde Şems ve Mevlana'ya ait nesnel bilgiler şiirler , sözler ,dini konular kıssalarla anlatılmaya çalışılmış,farklı mısralar konulmuş. Kitabın yazı stilide değişik birde yazılar küçük ve sık olunca iyice okumakta güçlük çekebilirsiniz...Ne kadar zorlukla okumuş olsamda sonundaki rubailer insanın yüreğine,kalbine ,ruhuna hükmedebiliyor.Kısacası zengin ve okunması gereken bir kitap.
320 syf.
Güzel bir kitap. Anlamakta zorlandığım yerler olduğu halde çok beğenerek okudum. Öyle bir solukta falan da okunmuyor. Düşüne düşüne okumak lazım.
..Sindire sindire.. Hatta bir daha, tekrar tekrar okunmalı diyorum...İyi okumalar..
243 syf.
·5/10
kitap bir kaç bölümden oluşuyor..önce şems in ağzıyla başlayan anlatım ve makalat kısmı .. sanki tam toparlayamamış yazar maksadını.. ordan burdan çorba gibi olmuş..dilbilgisi hataları da çoktu yani iyi redakte edilmemiş maalesef..içerik ise makalat a kadar çok zevkli iken ordan sonrası kopuk..keşke sonuna kadar hep şemsin ağzıyla anlatıma devam edilseydi..bazı yerleri hiç anlayamadım desem yeridir gerçi bu benim eksikliğimdir muhtemelen Şems i anlama kapasitem olmamasındandır belki ama bence yazar da anlamamış ki tam toparlayamamış hem konuyu hem yazımı..
320 syf.
·16 günde·2/10
Kitabın başlarında tasavvuf hakkında kısa bilgiler var, yeni öğrenmek isteyenler için güzel ama dili biraz ağır. Mesnevi'den seçilen bazı hikayelere ve hadislere de yer verilmiş. Su gibi okunup bitmiyor ama çok güzel. Bir çırpıda değil de, sindire sindire okunması gereken kitaplardan biri.
496 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Şems-i Tebrizi- Makâlât

Seneye Amak-ı Hayal ile başlayınca Tasavvuf edebiyatı ile devam etmek için uzun zamandır elimde okunmayı bekleyen Makalat'ı seçtim.
Çoğu Mevlana ile olan konuşmalardan oluşuyor kitap. Klasik Tasavvuf kitaplarında olduğu gibi bunda da kıssadan hisse şeklinde ders niteliğinde öğütler var. Sıradan bir şeyh olan Mevlana'nın Şems ile tanıştıktan sonra nasıl büyük bir filozofa dönüştüğünü daha iyi anlıyor insan bu kitaptan sonra.
Bazı cümleler bir kaç kez okunmayla anlaşılabiyor.Bunun nedeni orjinal farsça metinden çevirinin anlam kaybına uğramadan Şems'in mesajını edebi değerin de korunarak verilebilmesi diye düşündüm.

Yazarın biyografisi

Adı:
Şems-i Tebrizi
Unvan:
Türk İslam Alimi ve Mutasavvıf
Doğum:
Tebriz, İran, 1185
Ölüm:
1248
Şems-i Tebrizî ya da Şems ed-Dîn Muhammad (Farsi: شمس تبریزی) (d: 1185 - ö:1248), İslam alimi ve mutasavvıf.
Mevlânâ Celâleddîn Rûmî'nin gönül dünyasında büyük değişikliklere sebep olan ve Mevlânâ tarafından yazılan ilâhî aşk şiirlerinden oluşan "Dîvân-ı Şems-î Tebrîzî" adındaki nazım eser sayesinde tanınan çok kuvvetli bir din âlimidir.

Kimliği
Şems-i Tebrizi künyesinden de anlaşılacağı üzere, günümüzde İran'ın Doğu Azerbaycan Eyaleti’nin yönetim merkezi olan Tebriz şehrinde m. 1185 yılında. Melik Dad oğlu Ali adında bir zatın oğludur ve Şemseddin yani dinin güneşi lâkabıyla anılmıştır.

Daha küçük yaşlarda, mânevî ilimleri tahsilde gösterdiği kabiliyetle dikkat çeken Şems, din ilimleri tahsilden sonra, genç yaşlarında Tebrizli Ebubekir Sellaf'a mürid olmuş, ününü duyduğu bütün meşhur şeyhlerden feyz almaya çalışmış ve bu sebeple diyar diyar dolaşmıştır. Bu gezginliğinden dolayı kendisine "Şemseddin Perende" (uçan Şemseddin) denilmiş, ayrıca Tebriz’de tarikat pîrleri ve hakikat arifleri ona "Kâmil-i Tebrizî" adını vermişlerdir.

Hayâtı ve şâhsiyeti
Daha sonraları Sacaslı Şeyh Rukneddin, Tebrizli Selahaddin Mahmut ile mutasavvıf Necmüddin Kübra’nın halifelerinden Centli Baba Kemal’e intisap ederek onlardan feyz almıştır. Muhammed’in ahlakını örnek alan Şemseddin-i Tebrizî, devamlı bir arayış içerisinde olmuş, manevî bir işaret üzerine de Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’yi arayıp bulmuştur. Dünyaya, kılık ve kıyafete önem vermeyen Şems, Mevlânâ ile üç-üçbuçuk yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasına vesile olmuş, onu ilahî aşkın potasında eriterek, kâmil bir Hak aşığı yapmaya muvaffak olmuştur.
Şems-i Tebrizî Şam’a döndüğünde, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî için onun yokluğu dayanılmazdır. Şems’in varlığını kabullenememiş kimseler, Mevlânâ’ya ileri geri laflar etmişlerdir. Celâleddîn Rûmî’nin bu kimselerden birine verdiği cevap şöyledir:
"Onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda. O, elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime; hep aynı nameyi çalıp söyleyen, kendi sesine yabancı bir kuru rebaptım. Ben onun avucunda bağlar, bahçeler ağaçlar görür; deryalar gibi geniş, deryalar kadar berrak sular görürüm. Onun avucunda çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim. Lâkin siz bunların hiçbirini göremezsiniz."

Bir süre sonra Şems, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’in oğlu Sultan Veled’in çağrısı üzere Konya’ya geri gelir. Mevlânâ bir daha şehirden ayrılmasın diye, onu bir kızla evlenmeye iknâ eder; bu kız Celâleddîn Rûmî’nin evinde evlâtlık olan Kimyâ Hâtun’dur. Kimya Hatun’a gizliden aşık olan, Mevlânâ’nın küçük oğlu Âlâeddin, bu durumu hazmedemez ve Şems aleyhtarlarının yanında yer almaya başlar.

Ölümü hakkındaki rivâyetler
Şems hicri 645, miladi 1247 tarihinde Mevlânâ'da meydana gelen büyük değişikliği hazmedemeyenler tarafından mı öldürüldü, yoksa geldiği gibi kimseye haber vermeden Konya’yı terk mi ettiği bilinmemektedir.

Bu gün Konya’da Şems makamı olarak bilinen, halk ve bilhassa Mevlevîlerce türbesinden önce ziyaret edilen bu mescit-türbe de mevcut sanduka, boş bir sanduka mı, yoksa Mehmet Önder Bey'in bir hatırasında anlatıldığı gibi, Şems gerçekten burada mı gömülüdür, bu da bilinmez. Lâkin bu konuda en kuvvetli tezlerden birisi Sipehsalar'a veya eflakiye göre şöyledir: Şems-i Tebrizî'nin dedesi Haşhaşiler tarikâtında mürittir. Daha sonra tarikâttan aile kurmak üzere ayrılmak ister ve ayrılır. Ailesini kurar ama tarikat yönetimi değişir ve torun Şems'in tarikâta bağışlanmasını ister. Dedesi de vermek istemez. Zaten Şems eğitim için Şam'a gider ve Şems'i takip bu aşamada başlar. İlk önce bulurlar lakin kaybederler Şems'i ama Şems Mevlânâ'dan ayrılıp Şam'a gittiği vakit tarikattan bir mürit Şems'i fark eder çünkü Şems Şam sokaklarında yine bir dervişi tâbir yerindeyse rezil etmiştir. Bunun üzerine Şems'i takip Konya'ya kadar sürer ve daha sonra Şems bir dergâha çağrılır, tam yedi derviş gelmiştir Şems'i öldürmek üzere, Şems Celâleddîn Rûmî'dan ayrılmak üzere izin ister ve tam da bir vedalaşma hissi vermeden kendi eliyle ölüme gitmiştir. Hatta ölüme giderken "Rabbim şu kuyu mezarım olsun" diye dua etmiştir. Dergâha gittiği zaman yedi derviş onu beklemektedir artık.O her bir dervişle odalarda ayrı ayrı görüşerek hepsini konuşmalarıyla bayıltmıştır. En son derviş en iri cüsseli ve bilgili olandır. Şems dervişlerden namaz kılarken öldürülmesini istemiştir. Ve namaz kılarken zammı sure olarak Şems suresini okumuştur. Ayrıca İslam aleminde Osman'dan sonra gece kılınan ikinci cenaze namazı Şems hazretlerine aittir. Şems hazretleri Mevlânâ'ya bir mendil gönderir ölmeden önce mendilde şu yazmaktadır: "Ölümümün gözlerinin önünde olmasını isterdim gör bakalım aşk için ölmek ne demekmiş", yazmıştır. Mevlânâ'da bayılmıştır. Ayrıca Şems'in Konya dan ayrılıp kaybolması zayıf ihtimaldir çünkü yüce Allah ona rüyasında kendisine istediğinin verilmesi karşısında ne verebileceğini sormuş Şems de: "Canlara kanlara boyanacak başımı" diyerek aşk yolunda başını vermiştir.

Şems-i Tebrizî Camii ve Türbesi
Niğde’deki Kesikbaş Türbesi de Şems’e izafe edilir. Bunlardan ayrı olarak Tebriz şehrinde "Geçil" denilen mezarlıkta, aynı bölgede Hoy’da, Pakistan’ın Multon şehrinde Şems türbeleri veya makamları vardır. Bunlar çeşitli rivayetlerle süslenmiştir. Pakistanlıların söylediklerine göre de Şems, Konya'dan bir gece yarısı gizlice ayrılmış, Hoy şehrine hareket etmiş ve orada yerleşmiştir. Rivayete göre Şems-i Tebrizi Hoy’da vefat eder ve orada gömülür. Mezarı, Unesco Dünya Kültür Mirası'na aday gösterilir. Bir rivayete göre, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’nin küçük oğlu Âlâeddin de, Şems'i öldürenler arasındadır.

Şems’in Konya'daki türbesi küçük, mütevazı, adeta saklanmış bir yerdir. Mevlânâ’nın o ihtişamlı türbesinin yanında -ki Mevlânâ -"En güzel türbe gökkubedir" der- sadedir.

Yazar istatistikleri

  • 569 okur beğendi.
  • 618 okur okudu.
  • 61 okur okuyor.
  • 746 okur okuyacak.
  • 29 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları