Şems-i Tebrizi

Şems-i Tebrizi

Yazar
8.2/10
86 Kişi
·
276
Okunma
·
293
Beğeni
·
7.008
Gösterim
Adı:
Şems-i Tebrizi
Unvan:
Türk İslam Alimi ve Mutasavvıf
Doğum:
Tebriz, İran, 1185
Ölüm:
1248
Şems-i Tebrizî ya da Şems ed-Dîn Muhammad (Farsi: شمس تبریزی) (d: 1185 - ö:1248), İslam alimi ve mutasavvıf.
Mevlânâ Celâleddîn Rûmî'nin gönül dünyasında büyük değişikliklere sebep olan ve Mevlânâ tarafından yazılan ilâhî aşk şiirlerinden oluşan "Dîvân-ı Şems-î Tebrîzî" adındaki nazım eser sayesinde tanınan çok kuvvetli bir din âlimidir.

Kimliği
Şems-i Tebrizi künyesinden de anlaşılacağı üzere, günümüzde İran'ın Doğu Azerbaycan Eyaleti’nin yönetim merkezi olan Tebriz şehrinde m. 1185 yılında. Melik Dad oğlu Ali adında bir zatın oğludur ve Şemseddin yani dinin güneşi lâkabıyla anılmıştır.

Daha küçük yaşlarda, mânevî ilimleri tahsilde gösterdiği kabiliyetle dikkat çeken Şems, din ilimleri tahsilden sonra, genç yaşlarında Tebrizli Ebubekir Sellaf'a mürid olmuş, ününü duyduğu bütün meşhur şeyhlerden feyz almaya çalışmış ve bu sebeple diyar diyar dolaşmıştır. Bu gezginliğinden dolayı kendisine "Şemseddin Perende" (uçan Şemseddin) denilmiş, ayrıca Tebriz’de tarikat pîrleri ve hakikat arifleri ona "Kâmil-i Tebrizî" adını vermişlerdir.

Hayâtı ve şâhsiyeti
Daha sonraları Sacaslı Şeyh Rukneddin, Tebrizli Selahaddin Mahmut ile mutasavvıf Necmüddin Kübra’nın halifelerinden Centli Baba Kemal’e intisap ederek onlardan feyz almıştır. Muhammed’in ahlakını örnek alan Şemseddin-i Tebrizî, devamlı bir arayış içerisinde olmuş, manevî bir işaret üzerine de Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’yi arayıp bulmuştur. Dünyaya, kılık ve kıyafete önem vermeyen Şems, Mevlânâ ile üç-üçbuçuk yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasına vesile olmuş, onu ilahî aşkın potasında eriterek, kâmil bir Hak aşığı yapmaya muvaffak olmuştur.
Şems-i Tebrizî Şam’a döndüğünde, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî için onun yokluğu dayanılmazdır. Şems’in varlığını kabullenememiş kimseler, Mevlânâ’ya ileri geri laflar etmişlerdir. Celâleddîn Rûmî’nin bu kimselerden birine verdiği cevap şöyledir:
"Onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda. O, elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime; hep aynı nameyi çalıp söyleyen, kendi sesine yabancı bir kuru rebaptım. Ben onun avucunda bağlar, bahçeler ağaçlar görür; deryalar gibi geniş, deryalar kadar berrak sular görürüm. Onun avucunda çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim. Lâkin siz bunların hiçbirini göremezsiniz."

Bir süre sonra Şems, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’in oğlu Sultan Veled’in çağrısı üzere Konya’ya geri gelir. Mevlânâ bir daha şehirden ayrılmasın diye, onu bir kızla evlenmeye iknâ eder; bu kız Celâleddîn Rûmî’nin evinde evlâtlık olan Kimyâ Hâtun’dur. Kimya Hatun’a gizliden aşık olan, Mevlânâ’nın küçük oğlu Âlâeddin, bu durumu hazmedemez ve Şems aleyhtarlarının yanında yer almaya başlar.

Ölümü hakkındaki rivâyetler
Şems hicri 645, miladi 1247 tarihinde Mevlânâ'da meydana gelen büyük değişikliği hazmedemeyenler tarafından mı öldürüldü, yoksa geldiği gibi kimseye haber vermeden Konya’yı terk mi ettiği bilinmemektedir.

Bu gün Konya’da Şems makamı olarak bilinen, halk ve bilhassa Mevlevîlerce türbesinden önce ziyaret edilen bu mescit-türbe de mevcut sanduka, boş bir sanduka mı, yoksa Mehmet Önder Bey'in bir hatırasında anlatıldığı gibi, Şems gerçekten burada mı gömülüdür, bu da bilinmez. Lâkin bu konuda en kuvvetli tezlerden birisi Sipehsalar'a veya eflakiye göre şöyledir: Şems-i Tebrizî'nin dedesi Haşhaşiler tarikâtında mürittir. Daha sonra tarikâttan aile kurmak üzere ayrılmak ister ve ayrılır. Ailesini kurar ama tarikat yönetimi değişir ve torun Şems'in tarikâta bağışlanmasını ister. Dedesi de vermek istemez. Zaten Şems eğitim için Şam'a gider ve Şems'i takip bu aşamada başlar. İlk önce bulurlar lakin kaybederler Şems'i ama Şems Mevlânâ'dan ayrılıp Şam'a gittiği vakit tarikattan bir mürit Şems'i fark eder çünkü Şems Şam sokaklarında yine bir dervişi tâbir yerindeyse rezil etmiştir. Bunun üzerine Şems'i takip Konya'ya kadar sürer ve daha sonra Şems bir dergâha çağrılır, tam yedi derviş gelmiştir Şems'i öldürmek üzere, Şems Celâleddîn Rûmî'dan ayrılmak üzere izin ister ve tam da bir vedalaşma hissi vermeden kendi eliyle ölüme gitmiştir. Hatta ölüme giderken "Rabbim şu kuyu mezarım olsun" diye dua etmiştir. Dergâha gittiği zaman yedi derviş onu beklemektedir artık.O her bir dervişle odalarda ayrı ayrı görüşerek hepsini konuşmalarıyla bayıltmıştır. En son derviş en iri cüsseli ve bilgili olandır. Şems dervişlerden namaz kılarken öldürülmesini istemiştir. Ve namaz kılarken zammı sure olarak Şems suresini okumuştur. Ayrıca İslam aleminde Osman'dan sonra gece kılınan ikinci cenaze namazı Şems hazretlerine aittir. Şems hazretleri Mevlânâ'ya bir mendil gönderir ölmeden önce mendilde şu yazmaktadır: "Ölümümün gözlerinin önünde olmasını isterdim gör bakalım aşk için ölmek ne demekmiş", yazmıştır. Mevlânâ'da bayılmıştır. Ayrıca Şems'in Konya dan ayrılıp kaybolması zayıf ihtimaldir çünkü yüce Allah ona rüyasında kendisine istediğinin verilmesi karşısında ne verebileceğini sormuş Şems de: "Canlara kanlara boyanacak başımı" diyerek aşk yolunda başını vermiştir.

Şems-i Tebrizî Camii ve Türbesi
Niğde’deki Kesikbaş Türbesi de Şems’e izafe edilir. Bunlardan ayrı olarak Tebriz şehrinde "Geçil" denilen mezarlıkta, aynı bölgede Hoy’da, Pakistan’ın Multon şehrinde Şems türbeleri veya makamları vardır. Bunlar çeşitli rivayetlerle süslenmiştir. Pakistanlıların söylediklerine göre de Şems, Konya'dan bir gece yarısı gizlice ayrılmış, Hoy şehrine hareket etmiş ve orada yerleşmiştir. Rivayete göre Şems-i Tebrizi Hoy’da vefat eder ve orada gömülür. Mezarı, Unesco Dünya Kültür Mirası'na aday gösterilir. Bir rivayete göre, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’nin küçük oğlu Âlâeddin de, Şems'i öldürenler arasındadır.

Şems’in Konya'daki türbesi küçük, mütevazı, adeta saklanmış bir yerdir. Mevlânâ’nın o ihtişamlı türbesinin yanında -ki Mevlânâ -"En güzel türbe gökkubedir" der- sadedir.
''Aradığın şey o kitaplarda değil. Aradığın şeyi okuyarak bulamazsın. Sende eksik olan şeyi gözlerinle tamamlayamazsın. Aradığın şeyi yüreğinle bulacaksın. Dünyada ki tüm kitaplar, tüm hesaplar, akıl oyunları sayfalarca laflar sevginin yerini tutmaz. Okuyarak öğreneceksin ama severek anlayacaksın.''
Anladım ki: İnsanlar;
Susanı korkak.
Görmezden geleni aptal.
Affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar.
Oysa ki; biz istediğimiz kadar hayatımızdalar.
Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar!
"Bir an bekle, arkana dön ve unuttuklarını anımsa
Kaybettiysen ara, kırdıysan af dile, kırıldıysan affet
Çünkü hayat çok kısa."
"Bir an bekle, arkana dön ve unuttuklarını anımsa
Kaybettiysen ara, kırdıysan af dile, kırıldıysan affet
Çünkü hayat çok kısa."
Ey sevgili!
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni...
Eğer çok konuşmak faydalı olsaydı, Allah iki ağız bir kulak verirdi. Onun için, çok dinleyip az konuşmak gerek.
Aşk; 'herşeyi senin için var ettim' diyen Rabb'e; 'Herşeyi senin için terk ettim!' diyebilmektir...
Söylediklerimin hepsinden vazgeçtim, pişman oldum. Çünkü ne sözde mana, ne de mana da söz kaldı.
Her nasip, Kader-i Mutlak'ın semeresini, niyetin göğe açılmış ellerinde, bir emânet gibi taşır ve vakti geldiğinde, ilk kez tadılan bir lütuf yahut hüzün şeklinde zuhur eder.Biz Gülbeşeker'im ile namı diğer özlem 'le aylar evvelinden Makalat'ı birlikte okumaya karar verdik. Heyecanla vaktinin gelmesini bekledik.Bir yolculuğun hazırlık aşamasındaymışız gibi, elimizde ki bütün kitapları bitirip bekledik, heybemize, bu uzun yolculukta azık olabilecek okumaları ve hasbihâlleri, susuzluğumuzu dindirecek, rehavetimizi alacak neşideleri korunaklı kılıflarıyla indiren Rabbim'e hamdolsun.

Biz esere başlamadan birkaç gün evvel bir seyehat esnasında Konya'ya uğradım ve Hz.Mevlâna'nın ve Şems-i Tebrizi'nin türbelerini ziyaret etmek nasip oldu. İlk dakikalarda dâhi öyle bir hakikatle yüzyüze geldim ki, bunu ziyaret eden herkes muhakkak tefekkür etmiştir. Mevlâna Hazretleri'nin türbesi ne kadar merkezde, ne kadar büyük ve belirgin bir yere kurulu ise, Şems Hazretlerinin türbesi de o kadar mütevazi, görülmesi zor, tenha bir mahale konumlandırılmış. Âdeta Şems türbesiyle bile o saklı ve derin hâkikâti, Mevlâna da seyre dalıyor.Yaşadığınız tevazu öyle kavi ki, size hayat boyu unutamayacağınız bir nasihât veriyor...

"Bana velî diyorlar Dedim ki haydi öyle olsun, bana bundan ne kıvanç olabilir? Belki ben bununla öğünürsem çok çirkin düşer, ancak Mevlânâ, Kuran ve hadiste yazılı vasıflardan anlaşıldığına göre velî'dir Ben de velinin velisi, dostun dostuyum." {Sayfa:34}

Nefsi bir çırpıda ruhun üzerinden silkelemek...Bu cümleler tevazunun en güçlü tanımlarından biridir.

'Makalat', Makaleler {Söz ve yazılar, bahisler.} mânâsında, Osmanlıca bir kelime. Eser makalelerden, rubailerden, şiirlerden müteşekkil bir hazine... Şems-i Tebrizi Hazretleri'nin sohbetlerinde kaleme alınan konuşmaların derlemesidir.

ŞEMS-İ TEBRİZİ KİMDİR?

1185 yılında, Tebriz'de doğdu.Asıl adı Şemsettin Muhammet'tir.Daha çok küçük yaşlarda ibadetine ve taatine dikkat ediyor, yılın her gününü oruçlu geçiriyordu. Babası ve annesi bu durumdan endişe etmeye başladı, O ise daha o yıllarda bir alimin teslimiyeti ile sebat ediyor, annesinin çantasına koyduğu azıkları gördüğü çocuklara dağıtıyor, oruçlarına devam ediyordu.Dönemin ilim tahsil eden, mühim zatlarına danışan babası, Oğlunu Şeyh Ebu Bekir Selebaf'ın yanına ilim tahsili için emânet etti.Hocasına 'Melekut Alemi' ile ilgili vakalara şahit olduğunu söyleyen Şems-i Tebriz-i, Hocasının büyük feragâtiyle, 'senin daha büyük zatların yanında bulunman gerekiyor' telkinleriyle, ruhunun halâskarını ve istirahatgâhını aramaya devam etti.

Şems Hazretlerinin bu arayışı beni günlerce düşünmeye mecbur etti, Meleklerin dünyasında seyrüsefer eden bir nefsin dâhi aynasını bulana dek bu ızdırabı benim için çok sarsıcıydı.Zira derinliğin keşfi, bir müttâkiye yetmiyor o derinlerde ki Allah sesini başka bir kalbin zikrine yaslama ihtiyacıyla doluyordu... Şems'in mazhar olduğu hallerin, düşüncenin kâlbini sıvazladığını onu bambaşka bir buutun sınırlarına getirdiğini okudukça hayretle izliyor insan.Şems bana göre hissiyatı insani ölçüleri aşmış, aklıyla, kati ve sarsılmaz tenkitleriyle, duruşuyla, bizim kavrayışımızın çok üstünde bir mertebenin sahibidir.

HZ.MEVLANA İLE İLK KAVUŞMA

Şems-i Tebrizi Hazretleri ile Mevlâna Celalettin Rumi Hazretlerinin kavuşması çok manidar.Aralarında geçen o kısa sohbet, onları lâyezal bir vuslata eriştiriyor.Çok mânidar zira Şems -Mevlâna muhabbeti tevazunun ve haddini bilmenin abidesidir... Edebin, nefsi tevbe kapısının önünde diz üstü çöktüren bir ilim halvetinin kökleri, o sonsuz gövdeden yükselen sonsuzluk bahçesidir...

Hz.Şems Rum diyârında (Konya'da) Mevlâna hazretlerini görmeye gitti.Karşılaştıklarında, Hz Mevlâna 'ya şu soruyu sordu;

- Hz.Muhammed mi büyük, yoksa Beyazıt-ı Bestami mi?
Hz. Mevlâna çok şaşırdı.
-Elbette Hz.Muhammed büyüktür, bu nasıl sorudur. dedi.
- Ama Hz.Muhammed (s.a.s) " Ya Rabbi biz Sen'i lâyık olduğun şekilde bilemedik." derken. Beyazıt-ı Bestami " Kendimi noksan sıfatlardan tenzih ederim. Şanım ne yücedir." diyor.
Hz.Mevlana şöyle cevap verdi.
- Beyazıt-ı Bestami, daha ilk makamda, kabı dar geldi ve taştı, haddini aştı.Ama Resulullah (s.a.s)'ın kabı öylesine genişti ki, mertebeler aştıkça, makamdan makama geçtikçe tevbe kapısına daha sıkı sarıldı."
Bu cevap üzerine, Hz.Şems heyecandan bayıldı ve iki umman kavuştu.

KERRA HANIM'A HEDİYE EDİLEN ŞİFALI GÜLLER

Hz.Mevlâna ve Hz.Şems uzun bir halvetle bir hücreye hasbihale çekilir.Bu hâl uzun sürünce Kerra Hatun, (Hz.Mevlâna 'nın eşi) merak edip onları izlemek ister ve görür ki bir duvardan 5-6 insan geliyor, ellerinde de güller var. İnanamaz bu hale ve Hz.Mevlana'ya sormak için halvetin nihayete ermesini bekler. Çıktıklarında Hz.Mevlana 'nın elinde güller vardır ve bu gülleri Kerra Hanım'a hediye eder.Kerra Hanım gülleri görünce çok şaşırır zira böyle gülleri ilk kez görmektedir.Bir aktara gönderir ve bu güllerin Hindistan'da yetişen bir gül çeşidi olduğunu öğrenir.Hz.Mevlâna o güllerin gözleri iyileştiren şifalı güller olduklarını söyler Kerra Hanım'a.

AYNA BAHSİ ÜZERİNE...

Veli kullarda Allah-u Tealâ tecelli eder, sakın o aynada gördüğün çirkinlikleri aynaya isnad etme, şüphesiz onlar senin nefsindendir.O'da gördüğün zarafette, kirde sendendir.Sakın o aynayı yere atıp kırma, çünkü o senin kendine çeki düzen verebilmen için bir rabıtadır, fırsattır. Kalbinde ki kırılmış, zedelenmiş ne varsa sana âşikâr eder.Burada zikredilen Hadis-i Kutsi, o kadar manidar ki!..
"Ben kalbi kırıklarla beraberim." buyuruyor Mevlâ... Bundan daha özge bir sahipleniş, bir merhamet, bir ümit var mı?

UNUTMANIN HÂKİKÂTİ ÜZERİNE...

Hz.Şems, unutmak üç kısımdır diyor;

Unutmaların ilki, ahireti unutmaktır, ki bu insanlar dünyevi heva ve heveslerini öyle hat safhada yaşar ve önemser ki, onlar için üzüntünün de, sevincin de, neharı, tek kaynağı budur.

" Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Büyük mükafat ise Allah'ın yanındadır."

Tegabun Sûresi, 15. Ayet-i Kerime'de belirtilen bu hususiyetin muhataplarıdır onlar.

Unutmaların ikincisi, Dünya'yı unutmaktır.Kul o kadar Cennet ve Cehennemle meşguldür ki, dünya ile ilgili herşeyi bir yana bırakmış, sadece hayati ihtiyaçlarını sürdürecek kadar dünyaya ehemmiyet vermiş, kalan bütün vaktini ibadetle ve zikirle geçirmektedir.
Hz.Şems bu konuda da yine seneler geçse dahi unutmayacağım bir kıssa anlatıyor.
Bir Allah Dostu, o kadar çok oruç tutuyor ki, sonunda açlıktan hastalanıyor ve yataklara düşüyor, doktor yardımını da,reddediyor ve en nihayetinde vefat ediyor.O dönemin alimlerinden bir zat rüyasında bu zahit kişinin mezarını görüyor ve bir duman geldiğini,orada yüzü toprağa dönük vaziyette ve siyah renkte görüyor bu zatı.Bu vaka Allah için ölmenin hayattan el çekmek demek olmadığını bize âdeta yaşatıyor...

Unutanlardan üçüncüsü ise Aşıkların halidir Şems Hazretlerine göre, ne dünyayı, ne de ahireti hatırlar bu müttakiler, her ikisini de unuturlar. Yalnız Rabblerini hatırlarlar, düşünürler, duyarlar... O'nun kokusunu aldıkları için, sermest olurlar... Yalnız O'nun güzelliğiyle görürler, O'nun ışığıyla serfiraz olurlar...

Kainatın Serveri (s.a.v) birgün yönünü Yemen tarafına doğru dönerek, ashabına şöyle buyurdular; “Ben Rahman'ın kokusunu Yemen tarafından alıyorum. Yemen'den bana Allah aşkının kokusu geliyor..."

Elbette bu koku, Yemen ellerinde ömrü nihayete eren Veysel Karani'nin Allah'a duyduğu muhabbetin kokusuydu.

İşte Hz.Mevlâna ile Hz.Şemsi de Aşık ve Maşuk mertebesine eriştiren de bu kokuydu Sevgili Dostlar, Hz.Şems'de zuhur eden Rahmani soluğun Aşığı, Hz.Mevlâna ve okuduğum her satırda fevkini defaatle idrak ettiğim Hz. Şems'in duyduğu derin hayranlık.Bakın bu konuşmalardan sonra,yâni bahsedilen unutkanlıklardan sonra, Hz.Şems şöyle diyor, "Mevlâna Üçüncü unutkanlığı yaşadı,ben değil..." Bu cümle bile Hz.Şemsin ruhunu seyrettiği aynanın, nasıl bir zerresini kendine vuran nura şükür vesilesi kıldığını izah ediyor bizlere...

Gazneli Mahmut ve Ayaz'ın hikayesi... Ayaz, teslimiyet... Mesnevi de başka bir cihetle anlatılsa da özde aynı fikre mihmandarlık ediyor.
Gazneli Mahmut, hazinesinden çok daha üstün olduğunu söylediği mücevheri vezirlerine kırmalarını emrediyor ve tebaasında bulunan hiçkimse bu cesareti gösteremiyor, sonra hizmetkârı Ayaz'ı huzura çağırıyor ve Ayaz bir an dahi tereddüt etmeden o mücevheri paramparça ediyor.Bu hikayecikte öyle çok mânâ gizlidir ki, bunlardan en mühimi, teslimiyettir.Teslim olma, emre itâat ve ihlas...Nefsani putlarsa önümüzde yükseliyor, tereddüt etmek yahut vazgeçmek, o putları yaşatan pek çok şeyin bizim can damarımızdan beslendiğini unutmak...Rahman basiret lutfeylesin...

Şems-i Tebrizi Hazretleri'nin Makalat'ında sohbet dinler gibi bir seyir var ve keskin uslubuyla asla hatırınızdan çıkmayacak misaller ve gafletinizi dindirecek çok mühim mevzular yer alıyor.Onlardan birisi de; 'Benim kalbim mütmain artık, Rabbimi biliyorum ve O'nu çok seviyorum artık namaz kılmaya gerek yok.' anlayışını yerle bir eden tespitleri.
Hz.Şems diyor ki 'Ben veliyim' diyen nefsdir.Çünkü ben, aşırılığın ta kendisidir.Eğer bir mertebeye erişildiğinde ibadete gerek kalmasaydı, kâinatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Peygamber Efendimiz(s.a.s) son nefesine dek secde etmezdi.Demek ki kılmadığımız her vakit namazda hatırımıza Resulullah(s.a.s) gelmeli ve hicab etmeliyiz!..

Kuran-ı Kerim'i okuma ve dinleme hususunda da Hz.Şems'in nasihatleri çok mühim.Bizler nezaket kuralları gereğince bir ortamda birisi konuştuğunda susarız ve dinleriz, Kur'an-ı Kerim okunduğunda ise konuşan Allah-u Teâlâ'dır. Kalbin titreyerek mukabele de bulunması gerekirken konuşmak yahut özenle dinlememek ondan neşet edecek büyük bereketi ve füyuzatı yerle bir eder.

Kuran- ı Kerim'i anlamak hususunda da çok sahih bir noktaya değiniyor.Bizler anlamadığımız bir Ayet-i Kerime olduğunda hemen cüzi iradenin buhranlarına düşer Allah muhafaza tenkit yoluna gideriz, oysa anlaşılmayan yerde kişi kendi eksik izanını ve ilmini ve dâhi kalbini rehabilite etmeli, gözden geçirmeli diyor.

Bu Eser ciltlerce şerh ile anlatılsa hakkı verilemez. Zihninizde bir bulanıklık doğurduysa cümlelerim affedin beni...

Son olarak yine Onun cümleleriyle...

"Dünyâ müminin zindanıdır."

Feyizli Okumalar...
Güzel bir kitap. Anlamakta zorlandığım yerler olduğu halde çok beğenerek okudum. Öyle bir solukta falan da okunmuyor. Düşüne düşüne okumak lazım.
..Sindire sindire.. Hatta bir daha, tekrar tekrar okunmalı diyorum...İyi okumalar..
Bir çok romana kaynak olan özellikle Elif Şafak'ın Aşk romanının okudukça sorguladığımız kuralları.. Hayat felsefeniz olur mu bilemem.. Belki de insanlığın aradığı örnek insan modeli analizidir..
Kitabın başlarında tasavvuf hakkında kısa bilgiler var, yeni öğrenmek isteyenler için güzel ama dili biraz ağır. Mesnevi'den seçilen bazı hikayelere ve hadislere de yer verilmiş. Su gibi okunup bitmiyor ama çok güzel. Bir çırpıda değil de, sindire sindire okunması gereken kitaplardan biri.
Şems-i Tebrizi- Makâlât

Seneye Amak-ı Hayal ile başlayınca Tasavvuf edebiyatı ile devam etmek için uzun zamandır elimde okunmayı bekleyen Makalat'ı seçtim.
Çoğu Mevlana ile olan konuşmalardan oluşuyor kitap. Klasik Tasavvuf kitaplarında olduğu gibi bunda da kıssadan hisse şeklinde ders niteliğinde öğütler var. Sıradan bir şeyh olan Mevlana'nın Şems ile tanıştıktan sonra nasıl büyük bir filozofa dönüştüğünü daha iyi anlıyor insan bu kitaptan sonra.
Bazı cümleler bir kaç kez okunmayla anlaşılabiyor.Bunun nedeni orjinal farsça metinden çevirinin anlam kaybına uğramadan Şems'in mesajını edebi değerin de korunarak verilebilmesi diye düşündüm.
Ya gercekten inanilmaz bir kitap ben bilmedigim bircok seyi ogrendim mevlana ve şems tebrizi yi anlatiyor cok sadik bir arkadasliklari var Allah herkese boyle arkadasliklar nasip eylesin
AMİN
Mevlanın sadece edebiyat üstadı olmadığını göreceksiniz.
Mevlana,dostu şems arasındaki güzel dostluk,sevgi göz doldurucudur.Yol gösterici ve öğüt verici çok verimli bir kitap.
2014’te alıp okumaya başlamışım ama sonra giriş kısmına ‘’yanlış kaynaklarla yazılmış faydasız’’ bir kitap olarak not alıp yarıda bırakmışım.. Son dönemde popüler oldu bu tarz gerçekten uzak islami kitaplar. Giriş yada arka kapak yazılarına baktığınızda aklınızda kitap ile ilgili oluşan fikir islami bir kitap olsada içeriğinin alakası yok.
Mevlana Hazretlerininde dediği gibi ''Yanmayı göze alıyorsan aşk yoluna gir'' sözündeki aşk yolunda nelerin olduğunu anlatan müthiş bir kitap...:)
KİTABI ZEVKLE OKUYUP ELİMDEN BIRAKMAMA NEDEN OLAN BİR ŞEY VARDI Kİ O DA İNANÇ TI. Aşka inanç, dostluğa inanç, geleceğe inanç, sevgiye inanç, kendine inanç, mutluluğa inanç... tabi inançta beraberinde sadakati getiriyordu ..bu öyle bir sadakatti ki kişinin önce kendi kendisine ,karakterine , kişiliğine sadık oluşu muhteşem terimlerle anlatılıyordu ...sadakat ise bağlılığa yol açıyordu..şems-i tebrizi nin karşısındakine olan güveni asıl olarak kedine olan güveninden ileri geliyordu.. bu uğurda yaşadığı bütün güçlüklere azimle göğüs geriyordu...açık sözlülük onda olması gereken kılığa bürünmüştü...hayatımda onun gibi birisin olmasını isterdim onun gibi birini bulabilmek için onun gibi olmayı isterdim...herkese okumasını tavsiye ediyorum...

Yazarın biyografisi

Adı:
Şems-i Tebrizi
Unvan:
Türk İslam Alimi ve Mutasavvıf
Doğum:
Tebriz, İran, 1185
Ölüm:
1248
Şems-i Tebrizî ya da Şems ed-Dîn Muhammad (Farsi: شمس تبریزی) (d: 1185 - ö:1248), İslam alimi ve mutasavvıf.
Mevlânâ Celâleddîn Rûmî'nin gönül dünyasında büyük değişikliklere sebep olan ve Mevlânâ tarafından yazılan ilâhî aşk şiirlerinden oluşan "Dîvân-ı Şems-î Tebrîzî" adındaki nazım eser sayesinde tanınan çok kuvvetli bir din âlimidir.

Kimliği
Şems-i Tebrizi künyesinden de anlaşılacağı üzere, günümüzde İran'ın Doğu Azerbaycan Eyaleti’nin yönetim merkezi olan Tebriz şehrinde m. 1185 yılında. Melik Dad oğlu Ali adında bir zatın oğludur ve Şemseddin yani dinin güneşi lâkabıyla anılmıştır.

Daha küçük yaşlarda, mânevî ilimleri tahsilde gösterdiği kabiliyetle dikkat çeken Şems, din ilimleri tahsilden sonra, genç yaşlarında Tebrizli Ebubekir Sellaf'a mürid olmuş, ününü duyduğu bütün meşhur şeyhlerden feyz almaya çalışmış ve bu sebeple diyar diyar dolaşmıştır. Bu gezginliğinden dolayı kendisine "Şemseddin Perende" (uçan Şemseddin) denilmiş, ayrıca Tebriz’de tarikat pîrleri ve hakikat arifleri ona "Kâmil-i Tebrizî" adını vermişlerdir.

Hayâtı ve şâhsiyeti
Daha sonraları Sacaslı Şeyh Rukneddin, Tebrizli Selahaddin Mahmut ile mutasavvıf Necmüddin Kübra’nın halifelerinden Centli Baba Kemal’e intisap ederek onlardan feyz almıştır. Muhammed’in ahlakını örnek alan Şemseddin-i Tebrizî, devamlı bir arayış içerisinde olmuş, manevî bir işaret üzerine de Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’yi arayıp bulmuştur. Dünyaya, kılık ve kıyafete önem vermeyen Şems, Mevlânâ ile üç-üçbuçuk yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasına vesile olmuş, onu ilahî aşkın potasında eriterek, kâmil bir Hak aşığı yapmaya muvaffak olmuştur.
Şems-i Tebrizî Şam’a döndüğünde, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî için onun yokluğu dayanılmazdır. Şems’in varlığını kabullenememiş kimseler, Mevlânâ’ya ileri geri laflar etmişlerdir. Celâleddîn Rûmî’nin bu kimselerden birine verdiği cevap şöyledir:
"Onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda. O, elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime; hep aynı nameyi çalıp söyleyen, kendi sesine yabancı bir kuru rebaptım. Ben onun avucunda bağlar, bahçeler ağaçlar görür; deryalar gibi geniş, deryalar kadar berrak sular görürüm. Onun avucunda çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim. Lâkin siz bunların hiçbirini göremezsiniz."

Bir süre sonra Şems, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’in oğlu Sultan Veled’in çağrısı üzere Konya’ya geri gelir. Mevlânâ bir daha şehirden ayrılmasın diye, onu bir kızla evlenmeye iknâ eder; bu kız Celâleddîn Rûmî’nin evinde evlâtlık olan Kimyâ Hâtun’dur. Kimya Hatun’a gizliden aşık olan, Mevlânâ’nın küçük oğlu Âlâeddin, bu durumu hazmedemez ve Şems aleyhtarlarının yanında yer almaya başlar.

Ölümü hakkındaki rivâyetler
Şems hicri 645, miladi 1247 tarihinde Mevlânâ'da meydana gelen büyük değişikliği hazmedemeyenler tarafından mı öldürüldü, yoksa geldiği gibi kimseye haber vermeden Konya’yı terk mi ettiği bilinmemektedir.

Bu gün Konya’da Şems makamı olarak bilinen, halk ve bilhassa Mevlevîlerce türbesinden önce ziyaret edilen bu mescit-türbe de mevcut sanduka, boş bir sanduka mı, yoksa Mehmet Önder Bey'in bir hatırasında anlatıldığı gibi, Şems gerçekten burada mı gömülüdür, bu da bilinmez. Lâkin bu konuda en kuvvetli tezlerden birisi Sipehsalar'a veya eflakiye göre şöyledir: Şems-i Tebrizî'nin dedesi Haşhaşiler tarikâtında mürittir. Daha sonra tarikâttan aile kurmak üzere ayrılmak ister ve ayrılır. Ailesini kurar ama tarikat yönetimi değişir ve torun Şems'in tarikâta bağışlanmasını ister. Dedesi de vermek istemez. Zaten Şems eğitim için Şam'a gider ve Şems'i takip bu aşamada başlar. İlk önce bulurlar lakin kaybederler Şems'i ama Şems Mevlânâ'dan ayrılıp Şam'a gittiği vakit tarikattan bir mürit Şems'i fark eder çünkü Şems Şam sokaklarında yine bir dervişi tâbir yerindeyse rezil etmiştir. Bunun üzerine Şems'i takip Konya'ya kadar sürer ve daha sonra Şems bir dergâha çağrılır, tam yedi derviş gelmiştir Şems'i öldürmek üzere, Şems Celâleddîn Rûmî'dan ayrılmak üzere izin ister ve tam da bir vedalaşma hissi vermeden kendi eliyle ölüme gitmiştir. Hatta ölüme giderken "Rabbim şu kuyu mezarım olsun" diye dua etmiştir. Dergâha gittiği zaman yedi derviş onu beklemektedir artık.O her bir dervişle odalarda ayrı ayrı görüşerek hepsini konuşmalarıyla bayıltmıştır. En son derviş en iri cüsseli ve bilgili olandır. Şems dervişlerden namaz kılarken öldürülmesini istemiştir. Ve namaz kılarken zammı sure olarak Şems suresini okumuştur. Ayrıca İslam aleminde Osman'dan sonra gece kılınan ikinci cenaze namazı Şems hazretlerine aittir. Şems hazretleri Mevlânâ'ya bir mendil gönderir ölmeden önce mendilde şu yazmaktadır: "Ölümümün gözlerinin önünde olmasını isterdim gör bakalım aşk için ölmek ne demekmiş", yazmıştır. Mevlânâ'da bayılmıştır. Ayrıca Şems'in Konya dan ayrılıp kaybolması zayıf ihtimaldir çünkü yüce Allah ona rüyasında kendisine istediğinin verilmesi karşısında ne verebileceğini sormuş Şems de: "Canlara kanlara boyanacak başımı" diyerek aşk yolunda başını vermiştir.

Şems-i Tebrizî Camii ve Türbesi
Niğde’deki Kesikbaş Türbesi de Şems’e izafe edilir. Bunlardan ayrı olarak Tebriz şehrinde "Geçil" denilen mezarlıkta, aynı bölgede Hoy’da, Pakistan’ın Multon şehrinde Şems türbeleri veya makamları vardır. Bunlar çeşitli rivayetlerle süslenmiştir. Pakistanlıların söylediklerine göre de Şems, Konya'dan bir gece yarısı gizlice ayrılmış, Hoy şehrine hareket etmiş ve orada yerleşmiştir. Rivayete göre Şems-i Tebrizi Hoy’da vefat eder ve orada gömülür. Mezarı, Unesco Dünya Kültür Mirası'na aday gösterilir. Bir rivayete göre, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’nin küçük oğlu Âlâeddin de, Şems'i öldürenler arasındadır.

Şems’in Konya'daki türbesi küçük, mütevazı, adeta saklanmış bir yerdir. Mevlânâ’nın o ihtişamlı türbesinin yanında -ki Mevlânâ -"En güzel türbe gökkubedir" der- sadedir.

Yazar istatistikleri

  • 293 okur beğendi.
  • 276 okur okudu.
  • 21 okur okuyor.
  • 339 okur okuyacak.
  • 16 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları