Serdar Tuncer

Serdar Tuncer

Yazar
9.0/10
485 Kişi
·
1.353
Okunma
·
589
Beğeni
·
22.255
Gösterim
Adı:
Serdar Tuncer
Unvan:
Yazar
Doğum:
Ankara, 16 Ağustos 1978
16 Ağustos 1978 yılında Ankara’da dünyaya geldi. Lise son sınıfa giderken radyo programlarına, üniversite hazırlık günlerinde Televizyon programlarına başladı. "Üç Nokta" isimli programıyla gönlünden geldiğince muhabbet etti. Sokaktaki adama "siz var mısınız? var olduğunuza bir deliliniz var mı?" gibi ilginç sorular sordu. Kimi zaman susmadan konuştu, kimi zaman 1.5 saat boyunca hiç konuşmadan anlatarak televizyonculuk kalıplarını ters yüz eden programlar yaptı.

İlk şiir kitabı “Sen İstanbul Kokardın” 1997 yılında yayımlandı, ikinci şiir kitabı “Aynalar” 2003 yılında.. “Satır Arası Hikayeler” kitabı ise 2005 yılında yayınlandı. Kanal a televizyonunda yayınlanan “Gecede Bir Gün” Programı 2005 yılının en iyi tv kültür sanat programı seçildi.

Yaklaşık üç yıl Kanal A'da "Yıldızdan Mahyalar" isimli programı sundu. 2007 yılında Kanal 1'de yayınlanan "Türkiye'de ve Avrupa'da Ramazan" isimli programla izleyici karşısına çıktı.

2008, 2009, 2010 ve 2011 Ramazanlarında Topkapı Sarayından canlı olarak sunduğu TRT1 İftar programıyla çaysız ama çay tadında muhabbet etti. TRT Haber'de "Yeni Şeyler Söylemek Lazım" programını Uğur ışılak'la birlikte sundu. Halen Radyo 15'te Yitik Hazine isimli programı hazırlayıp sundu. Nasıl yetiştirdiğini anlamadığımız bir şekilde çeşitli programlar dolayısıyla dünyayı geziyor, şiir okuyor, muhabbet ediyor..
“Kimse giremez yazıp astım kalbimin kapısına. O gül yüzlü girip oturdu başköşeye. Güldü; ben okuma bilmem, dedi.”
Dünyayı değiştirmek istiyorsan davranışlarını değiştir, dünyanı değiştirmek istiyorsan kelimelerini..
Serdar Tuncer
Sayfa 94 - İhsan Fazlıoğlu
Kaliteli kitapları oku!
Tarih,felsefe,roman,sosyoloji,din fark etmez.
Ölçü:Sahasında iyi eser veren isimlerin en iyi kitapları!
"Beden yorgunluğunu iyi bir uyku alıveriyor da ,
Gönül yorgunu, uyurken de yorgun…"
Yalan Dünyada Cennet dediğin şey kalbiyle aklıyla derdiyle, hissiyle, üslubuyla kişinin kendisine denk ve benzeyen insanlarla bir arada olmasıdır. Zaten ‘muvâfık yâr’ dediğin öyle çok ve kolayca bulunan bir şey olsaydı Lâ Edrî hazretleri ondan bahisle Cennet tabiri kullanmazdı.
Almayı istediğimiz ev, gördükçe iç geçirdiğimiz araba, kazanmayı hayal ettiğimiz para kadar meşgul etmiyor kalbimizi kul olmak.
192 syf.
·9/10
Serdar Tuncer..Davudi ses tonu,duruşu,samimiyeti,nüktedanlığı ve kalitesiyle her daim zevkle takip ettiğim bir yazar.
Kitabı ontolojik anlamında insanın ruhuna hitap eden,yaşadığımız dünya serüveninde dikkat etmemiz gereken durumları en güzel bir şekilde izah ettiği bir eser.
Gerçekten rahatlamak,farklı yansımaları yakalamak istiyorsanız hiç düşünmeden alın okuyun derim.
Ki özellikle 'olmak' için olması gerekenler bölümü tekrar tekrar okumak gereğini düşünorum.
Son sözüm Delilim Yok Kalbimden Başka dan;
Elbiselerimizle şık, simalarımızla güzel, bakışlarımızla derin, yürüyüşümüzle alımlı, cüzdanımızla muteber, tellallığımızla bilge, taatimizle kul ve nihayet nefsimizle var olduğumuzu zannetsek de, biz sadece kelimelerimizle varız, kelimelerimiz kadarız.’’
192 syf.
·7 günde·10/10
Kitap “Son Söz” ile başlıyor ve “…elinizde tuttuğunuz bu kitap, kendisini yok edecek kadar aşkı var edemeyen, kelimeyi hiç edecek kadar kendisini yok edemeyen bir adamın, belki O duyar ümidiyle kalbiyle dertleşmesidir.” şeklinde bir tanım da bu “Son Söz” ün son cümlesini teşkil ediyor, aziz okuyucuya hitaben. Kitap temelde beş başlık ve bu başlıklar altında yazarın “kalbiyle dertleşmesi” mukabilinde yazılardan oluşmakta. Yazarın bir önceki ve de ilk kitabı olan Satır Arası Hikayeler’deki gibi hikâyeler, kıssalar yine mevcut ama yazar, bu eserinde anlatılarda konusu geldikçe ya da konu açıldıkça başvurmuş, her biri herkesin nasibince, hikmet deryası olan hikâyelere.

Kitap boyunca, yazarın kalbiyle olan dertleşmesinde siz de kendi kalbinize bir yönelim içerisine giriyorsunuz. Yazılar olabildiğince hayatımızdan. Durup düşündüğüz “Ne olacak bu ülkenin hali” dediğiniz “ülke” yerine iş, eğitim, yaşayış ve yüreğinize dert olmuş her şeyi koyabileceğiniz birçok konuya değiniyor. Ama asılda siz kendinizi bu sebepler dünyasında kalbinizi, yaşantınızı, bakışınızı sığaya çekerken buluyorsunuz.

Kitap baştan sona altı çizilesi cümlelerle ve sözlerle dolu… Bundan dolayı en çok alıntı yaptığım eserlerden oldu ve “kardeşim kitabı yazsaydın bari” diyen 1000Kitap/Duvar/ ‘ın değerli üyelerinin de bu inceleme vesilesiyle aflarına sığınmak istiyorum. Haklarını helal etmeleri temennilerimle…

Serdar Tuncer , günümüzde dinimizin mükemmellikleri ile kendi içindeki kitap yazma isteğini tatmin etme, hayran kitle oluşturma derdinde olan yazarlardan ayrılan bir yazar. Yazdıklarında, takip ederseniz yaşantısında, bulunma imkânınız olursa sohbetlerinde, konferanslarında bunu ayan beyan anlayacağınız bir yazar, bir ağabey, “derttaş” diye hitap etmese de en yakınınızda hissedeceğiniz bir dert ortağı. Size tasavvuftan bahsedeceğim deyip beylik sözlerle değil, belki yıllardır söylenegeleni yine olduğu gibi usulünce okuruna ve dinleyenine vermeyi başaran bir yazar, bir şair.

Bunları haddimi aşarak söylediğimin farkındayım. Zira benim burada bir okur olmaktan öte bir vasfım mevcut değil. Edebiyat üzerine tahsilim yok ancak bu gün “piyasa” denilen, “sosyal medya” denilen ortamlarda inanların, inançlarını, değerlerini kendilerine mal ederek, “tasavvuf”u kitaplarına, yazdıklarına sadece başlık olarak yazmaktan öteye taşıyamayan, bir bağa gül olamamış, bir gülün dalında bülbül gibi derde giriftar olamamış “tacir”leri gördükçe; benim de bu aciz aklımla bir iki kelam etmem gerek diye düşünüyorum…

Tasavvufa, elif’i, eyvallah’ı, fesleğeni fıstığı katıp tasavvufun te’sinin yanından geçmeyen mahallerde ben tasavvuf şairiyim diyenler, sen Allah de ötesini (bana) bırak diyenler dün, bugün acı bir şekilde maalesef ki tasavvufu gönül iklimini öğrettiklerini ve yine maalesef; ki bunları okuyan nice kardeşim, ağabeyim, ablamla birlikle bizler de öğrendiğimizi zannediyoruz.

Hâsılı efendim, özellikle kitap konusunda kıymet bilmemiz lazım diye düşünüyorum, seçici olmalıyız, pirincin içindeki siyah taşlardan değil, beyaz taşlardan korkmalıyız diye düşünüyorum. Bu kitabı ve “tasavvuf”, “gönül” “kalp” gibi kavramlar daha doğrusu değerler üzerine okumalarımız olacaksa bunları kaynak eserlerden okumanızı tavsiye ediyorum.

Vesselam…
192 syf.
·3 günde·Puan vermedi
*ALLAH (c.c) derdini sermaye edinecek aşk versin*

Serdar Tuncer'i bir çoğumuz iyi bir şiir yorumcusu olarak tanırız tabi bende öyle biliyordum sadece güzel şiir söylediğini biliyordum ve o şiirleri dinlerken içinde ki bana göre yabancı kelimeleri bile gözümü kapatıp dinlediğimde zihnimde bir mana bulurdu. Şimdi bu kitabı okuyunca anladım ki o şiirler onun hislerine tercumandı o yüzden içten gelerek okuyordu... anlamadan anlatamazdı değil mi.

Serdar abi içine düştüğü "hâl'i" bizle paylaşmaya çalışmış ancak gelin görün ki bazı şeyler hissedebilmeden anlaşılamıyor da, bence okuyan herkes en az bir kez günahlarından ötürü göz yaşı döktü ise veya namaz kılarken, Kuran-ı Kerim okunurken en az bir kez yüreğinde bir sızı hissettiyse ancak o vakit Serdar abinin bahs ettiği şeyleri anlar...

Kitapta beni en çok etkileyen paragraf:
“Lâ fâile İllallah” sırrını tahkik ile bilmek istersen taklit ile yola düş. Her yola çıkan menzile varamaz belki ama unutma ki yola çıkmadan da menzile varılmaz. Ne sana edilen ihsanı kendi iyiliğinden bil, ne de edilen zulmü başkasının kötülüğünden. Cümle işlerini sebepler eliyle gören kudret, nice işlerine de sebep olarak kullarını vesile eyler. Kalbine serlevha yapmaya gücün yetmezse hiç olmazsa evinin duvarına asıver şu muazzam hakikati:
“Ne kahrı dest-i  a’dâdan ne lütfi âşinâdan bil,
Umârun Hakk’a tefvîz et Cenâb-ı Kibriyâ’dan bil ”
192 syf.
Serdar Tuncer... Televizyonda izleyip dinlerken o muhteşem sesine hayran olduğum insan. Anlatımıyla kulaklarda hoş bir tat bırakan güzel insan. Okuduğum ilk kitabı ve kesinlikle son olmayacak.
Kitap okurken yüreğime dokunan bütün cümlelerin altını çizerim. Kitap bittikten sonra tekrar başa dönüp sadece bu cümleleri okurum. Yazarın damağımda bıraktığı o tadı bir kez daha alabilmek için. Bu kitapta nerdeyse bütün sayfaları tekrardan okudum. O kadar çok cümlenin altını çizmisim ki...Hiç bir cümlesi kaçırılmayacak, tekrar tekrar okunacak lezzette bir kitap. Hayatımızda olması gerekenleri, nasıl bir insan olmamız gerektiğini ince dokunuşlarla, güzel bir biçimde anlatan muhteşem bir kitap... Keyifli okumalar.
Ne denilebilir ki. Üstat anlatmış yaşamın özünü, kulluğun olması gereken özelliklerini. Adeta o konuşmamış, konuşturulmuş. Tek gayemiz onun Yâre (k.s) olan sevgisini içimizde büyütmek onun gibi sevmek.
192 syf.
·10/10
Yazarın, Delilim Yok Kalbimden Başka adlı eserini okuyup kalemini, fikirlerini, samimiyetini ve muhabbetini idrak edince ikincisini de temin edip okumaya başladım. Sohbet havasında ilerleyen eserde Serdar Abi, anlaşıldığı üzere asıl dert edilmesi gereken şeyleri; 'insan' olabilmeyi, güzel bir gönüle girmeyi, ilimlere karşılık gelmesi gereken icraati, ahiret için hazırlanmayı, olmasa da olur işlerin peşinde seferber olmak yerine olmazsa olmaz dediğimiz işlere dört elle sarılıp 'kaliteli' şekilde yapabilmeyi dert ediyor. Ve bu dertler beraberinde "öyleyse nasıl?" sorusunu sordurup cevap aramaya, yol göstermeye vesile oluyor. Son bölümlere gelince ise, devletimiz ve milletimiz adına çok keskin ve yerinde tespitleri yer alıyor kitapta.

Bazı kitapları zamanı doldurmak için okurken bazı kitaplara da ihtiyacınız olduğu için okursunuz. Okuyup ders çıkarabileceğimiz bir eser olsun.

Yazarımızın hemdertlerinin bol olması duasıyla...
192 syf.
·3 günde·10/10
Bir insan düşünün nasıl yapacağını nasıl yaşayacağını anlamak adına yaşayan. Her yaptığını insan olmanın bilincinde yapan ve buna göre yaşayan. Kendine neden hayattayım nereden geldim nereye gideceğim diye soran. İşte bu yaşamanın bilincinde bir hayat yaşamayı kim istemez ki.
Sonra bir yönetici düşünün oturduğu deri koltuğun içinde bulunan süngerin hangi suyu üstüne döktüğümüzde suyu emen süngerlerden bahsediyorum. O deri koltuk oturtan kişinin makam mevki hırsının olmadığını derin koltuğun emmediğini. Kuralları kendi çıkarları için değil de insanların menfaatleri için kullanan
Ademden gelmenin adam olmakdan geçtiğini anlatan ve bunları madde madde bir kitap düşünün. Yanılgıların nasıl insanın bir kez ayağa kalmak olduğunu hatırlatan madde madde tane tane anlatan ve okuyucunun anlamasını bekleyen bir kitap

Şimdi bir millet düşünün bir türlü bölünemeyen parçalamaya kimsenin yeltenemediği yeltenenlerin ise. Kaderlerin üstünde bir kader bilincinde olarak oyunların bozulduğu bir millet. Geçmişi sağlam kayalar üzerinde oturan yavuzlar kanuniler fatihler hakanlar ertuğrullar yetiştiren. 3 kıtaya 7 denize nam salmış bir devletin 21.yüzyıla gelmiş olan, aynı dik duruşunu 15 temmuzda göstermiş bir milletin varlığı. Allah, vatanını milletini bayrağını geçmişini seven milletin her ferdinden ebeden razı olsun....

Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte! 
Ölsek de sevinin, eve dönsek de! 
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte! 
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir! 
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!


Harika okumaya değer her konusu ayrı ihtişamlı ve defalarca başa dönüp okuyacağımız bir kitap. Ve kitabın başlığı insanlığı anlayışıyla yeter artar bile "SERMAYEM YOK DERDİMDEN BAŞKA"
192 syf.
·4 günde·10/10
Hiç kalbiniz oldumu?
Benim hiç olmadı. Yalan yanlış hayallerin,yersiz kaygıların,başıboş umutların,boş sevdaların oldu kalbim ama benim olmadı.
Kalbimin sahibi ne zaman nazar etse, orada hep kendinden gayrını gördü.
Sahibinin olmayan kalp nasıl kulunun olsun ki? Kalbi kendisinin olmayan nasıl kul olsun ki?
Benim bir kalbim olsaydı,bilirdim.
Benim kalbim 'bir' olsaydı, yanardım.

Bu yüzden bilemediğimiz bulamadığımız herşey bir başkasının oldu ama bizim hiç olmadı.
Kaybettiklerimiz kazandıklarımızdan çok oldu diye kalbimiz bizim hiç olmadı. Zaten bizim olmayanı bulma peşinde oluşumuzda ne kadar bizim olmadığını göstermedi mi ?
Ne bulduk? Neyi bulduk? Bizde olanı kaybettikden sonra çok aradık diye kaybolduğunu kendimize bile söyleyememe nedenimiz de kaybetmemizin utancından değilmiydi zaten.

Bulmak için Ayaklarımızın gidemediği yerlere duaların gitmesiydi oysaki peki Bulmak için dilimizi duaya gönlümüzü semaya ne kadar döndük?
Dua bizim kendimiz için değerli olduğunu zannetiğimiz şeyi Haktan dilemek değildi. Bilakis Hakkın bizi dua edenlerden eylemesi bize değer vermeseydi.
"Duanız olmasaydı size ne diye değer verilsin" fermanına kavuşmak değilmiydi. Avuç avuç ettiğimiz duaları değer kelimesi layık olmak için yüzümüze sürmemiz.

Çok şey kaybettik duaların arasında Kendimiz için dile getirdiklerimizi kardeşlerimiz içinde isteyemedik diye çok şeyi ardımızda duadan sayılmaz diye geride bıraktık. Dualarımızı kendimiz için ederken, Bir annenin Hastahanede Yavrusu için zamanı cehennem içinde yanar gibi beklerken Dualarımız arasına hiç tanımadığımız ve bizi hiç tanımayacak olanlar için Amin diyemedik.
Halbuki Allah "Kulum hiç tanımadığı kardeşi için böyle kendisini paralıyor. Benki Rabbül-Aleminim,şifasını vermezmiyim kulumun. Sesine hiç ortak olmamanın hüznünü yaşayanlardan olabilmeliydik.
Bize verilen en büyük nimetin "Dua'nın" Değerini kavrayabilseydik eğer. Gözlerimizden dua ederken süzülen her bir damla yaşın kıymeti Arşı Ala'da Kimsesizlerin sesi mazlumların gölgesi olacaktı oysa. Duaya yabancı kaldık. El duaya yabancı kaldı. Sonra bir ses yükseldi Mekke'nin çöllerinden 1400 sene sonra gelecek olan insanlara "Duanız yoksa Allah size ne diye değer versin..." Değmedik, diyemedik. Diyemedik diye değer verenlerden değer görenlerden olamadık.

Oysa 1400 sene öncesinden kardeşlerim diye seslenilen bir Peygamberin Kardeşleri şerefine nail olduk. Kuşu öldüğünde taziyeye giden bir peygamberin kardeşleri Halep'te ölen kardeşleri için gözlerinden bir damla bile dökmekten mahrum. Oysa El açıp dua edebilseydik eğer Türkmen dağında her taraftan yağmur gibi üzerlerine bombalar yağan kardeşlerimizin yanında ettiğimiz dualar Düşmana korku Mazluma umut olurdu. Evvabiller yok şimdi.
Delilimiz yok kalbimizden başka duamızdan başka niyetlerimizden başka. Bir niyet tutturalım şimdi kendimize başı ümit ortası Mutluluk sonu dua olan. Bir günde yapacağımız herşeyi bu niyetle yapmanın şerefine nail olalım.
Evden çıkarken Kapı eşiğinde " Ya Rabbim bugün senin rızan için çıkıyorum kapıdan,çalışmanın ibadet saydığın bir güne senin adınla başlıyorum. Adımlarımı bana hayırlı kıl. Kazancımı bana hayr eyle" duasıyla başlayalım güne.
Bir anne Evladının karnını doğuracağı zaman. "Ey Rabbim evladımı senin dinine güzel bir kul peygamberine güzel bir ümmet olabilmesi için,senin verdiğin rızıkla karnını doyuruyorum" diyebilenlerden olalım. Olalım ki niyetin nasıl hayırlı işlere kapı açtığını,Ameller niyetlere göredir sözünü Tescili olarak yaşayalım...

Çağımızın en büyük problemlerinden bir tanesi de gideceği yer ayrıldığı yerden hayırlı ise oradan sağ ayakla,bulunduğu yer gideceği yerden hayırlı ise sol ayakla çıkması gerektiğini bilmemesidir. Camiden işe giderken sol ayakla çıkabileceğimiz gün bütün dertlerimiz hallolacak. Ayakların hangi niyetle atılması iyi ve kötü kader kapılarını aralar. Kader, Sadece niyetlerin salih olmasıyla güzellik bulur

Serdar Tuncerin Eşsiz anlatımıyla güzel örneklemeleriyle ve günümüz sorunlarını toplayıp güzel bir şahaser haline getirdiği okunası kitaplardan birtanesi. Bugünün problemlerini,yapılması gerekenleri ve yapılmaması gerekenleri örnekler,hikayeler ve beyitlerle ele almış. Konudan konuya güzel bağlantılar yapılıp Sıkılmadan Tekrar tekrar okumak isteyeceğiniz Yine bir Serdar Tuncer Anlatımı ve Muhteşemliği diyeceğiniz Bir Eser...

Bir sarı çiçek olmalı şimdi. Başında türkü söyleyen adama dönüp şiir okumalı.
"Taş taş değildir,bağrındır taş senin. Nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin. "
"Elif Lam Ra"
İşte Tüm hikaye...

İyi okumalar...
192 syf.
·26 günde·Beğendi·10/10
Sohbetlerinde olduğu gibi kitabında da gönül teline dokunmuş Serdar Tuncer. Bir kere değil defalarca okunacak hatta ara ara kitaplığımın rafından alıp içinden bir kuple okuyabileceğim ruhuma hitap edecek bölümlerden oluşmuş. Anlatmak dile zor en iyisi siz temin edin en kısa sürede okuyun..
144 syf.
·8 günde
Aşıkların sözlerini alıp satan aşık mıdır?
İçini görmez sarayın vasfeder duvarını...

Salih Baba

Bu dizeleri Serdar Tuncer isminin arka planına yerleştirmek gerekir. Çünkü o içini görmediği sarayların duvarlarını tasvir etmektedir. Bence aslolan da budur. Zira sarayın içini görenler, aşkı gösterişli kapakların içine hapsolmuş kaliteli kağıt parçalarının üzerine değil, taliplisinin gönlüne nakşetmekle meşgul.

Bir bilene sormuşlar: "Büyük kime derler?"
El cevap: "Kendinden büyük olanlarla hemhal olanlara."

Yukarıda ki dizeler gibi bu cevabı da Serdar Tuncer isminin arka planına yerleştirmek gerekir. Çünkü o kendinden büyük olanların sözleriyle, işleriyle, halleriyle meşgul olmakta.

Serdar Tuncer'le öyle ya da böyle, bir şekilde bağ kurabilmiş olanlar bilir, konuşması, yazması genellikle kendinden önceki zevatın sözleri ile doludur. Bu onun söz söyleyecek kabiliyette olmamasından değil, bizzat söyle söylemenin adabından kaynaklı bir durumdur. Hemen belirteyim ki ona ait olduğunu düşündüğünüz sözleri varsa yanılıyorsunuz.

Diğer iki kitabının formatını bu kitapta da devam ettirmektedir. Insanın kendisine dair metaforları yine aynı üslupla ortaya koymuş. Kudemayı iyi analiz etmiş olmasından ve halihazırda bir kudema adayıyla da yakın ilişkisinden dolayı insana temas eden noktaları ilmen çok iyi bilmekte.

Azıcık arayışı olan, kalbinde sebepsiz bir hüzün barındıran, dünyadan ağzı yanmış kimselerin bu adamdan etkileniyor olması da bu sebepten gençler.

Sevemeyenler sebebini söylüyorum: ayna metaforu.

Kitaba gelelim. Hiç gitmeyelim.

Kitaplarına dair tek söyleyeceğim şudur: Kaybettiğimizin haberini, kuyunun dışından değil, bizzat içinden, bizimle muhatab olarak haber veriyor.

Bu kitaplara inceleme yazmakta çok saçma geliyor ama ne yapayım devir kötü.

Yazarın biyografisi

Adı:
Serdar Tuncer
Unvan:
Yazar
Doğum:
Ankara, 16 Ağustos 1978
16 Ağustos 1978 yılında Ankara’da dünyaya geldi. Lise son sınıfa giderken radyo programlarına, üniversite hazırlık günlerinde Televizyon programlarına başladı. "Üç Nokta" isimli programıyla gönlünden geldiğince muhabbet etti. Sokaktaki adama "siz var mısınız? var olduğunuza bir deliliniz var mı?" gibi ilginç sorular sordu. Kimi zaman susmadan konuştu, kimi zaman 1.5 saat boyunca hiç konuşmadan anlatarak televizyonculuk kalıplarını ters yüz eden programlar yaptı.

İlk şiir kitabı “Sen İstanbul Kokardın” 1997 yılında yayımlandı, ikinci şiir kitabı “Aynalar” 2003 yılında.. “Satır Arası Hikayeler” kitabı ise 2005 yılında yayınlandı. Kanal a televizyonunda yayınlanan “Gecede Bir Gün” Programı 2005 yılının en iyi tv kültür sanat programı seçildi.

Yaklaşık üç yıl Kanal A'da "Yıldızdan Mahyalar" isimli programı sundu. 2007 yılında Kanal 1'de yayınlanan "Türkiye'de ve Avrupa'da Ramazan" isimli programla izleyici karşısına çıktı.

2008, 2009, 2010 ve 2011 Ramazanlarında Topkapı Sarayından canlı olarak sunduğu TRT1 İftar programıyla çaysız ama çay tadında muhabbet etti. TRT Haber'de "Yeni Şeyler Söylemek Lazım" programını Uğur ışılak'la birlikte sundu. Halen Radyo 15'te Yitik Hazine isimli programı hazırlayıp sundu. Nasıl yetiştirdiğini anlamadığımız bir şekilde çeşitli programlar dolayısıyla dünyayı geziyor, şiir okuyor, muhabbet ediyor..

Yazar istatistikleri

  • 589 okur beğendi.
  • 1.353 okur okudu.
  • 77 okur okuyor.
  • 800 okur okuyacak.
  • 13 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları