Serhat Öztürk

Serhat Öztürk

Yazar
7.9/10
14 Kişi
·
40
Okunma
·
1
Beğeni
·
818
Gösterim
‘Sevgiyle beraber saygı da yürürse işler bozulmuyor. Saygıyı kaçırdınız mı, sevgi de gidiyor.’
Serhat Öztürk
Sayfa 67 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017.
Tamam, zamansız ölüm her kültürde yaralayıcıydı ama bence zamanın esas korkutucu yanı, dünyada bir iz bırakmadan geçip gidecek olmamızdı. Unutuluş korkusu. Öleceğini bilmekten çok unutulacağını bilmek, çoğu durumda buydu yıkan insanı
Serhat Öztürk
Sayfa 23 - Can yayınevi
‘Görmemiş insanlar ne yapacaklarını bilmezler. Biraz para sahibi oldu mu hemen en iyisini, en lüksünü almak... Aynı öyle oldu bizim memleket. Borç aldılar, gelişigüzel sarf ettiler. Ödeyemeyeceğin şekilde borçlanmak... bizim paramızı bu hale getiren odur. Bütçemiz kadar borç aldık, hatta belki de daha fazlasını aldık. Neymiş, büyüyeceğiz. Bırak yavaş büyüyelim, ama kimseye köle olmayalım. 30 sene evvel AB’ ye girmeye çalışmışlar. Madem öyle, otuz senedir oranın standartlarına uydurmaya çalış kendini. Biz bunu hiç yapmadık. Şimdi yumurta kapıya gelmiş... Alacaklar mı dersiniz? Katiyen! Katiyen almayacaklar. Hiç aklım ermiyor alacaklarına. Biz kendi kendimizi onların istediği seviyeye getirseydik ve onlar bizi isteselerdi o zaman olurdu. Zorla olmaz ki bu. Zorla olunca sana her şeyi dayatırlar. Bir ülke düşünün ki halef-selef iki cumhurbaşkanının konuşması 180 derece zıt. Sezer, yolsuzlukların önüne geçmek lazım, diyor. Eskisi de diyor ki, ticari hayatı böyle şeylerle kıstlamak doğru olmaz. Nasıl söyler bunu? Ne yazık ki bu memleket çok kötü ellere kaldı.’
Serhat Öztürk
Sayfa 162 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017.
‘Düşünün dört bin yıl önce yaşamış insanların elinden çıkmış bir yazıya bakıyorsunuz. Ne yazmışlar. Dört bin yıl, az zaman mı? Bu heyecan vermez mi insana?’
Serhat Öztürk
Sayfa 71 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017.
‘ -Toplumsal hayatta, etkili yerlerde görev alabiliyorlar mı? Mesela mahkemelerde kadınlar çalışıyor mu?

- Onu bilmiyoruz. Ancak en çok çalıştıklarını bildiğimiz yer meyhaneler. Meyhaneci kadınlar var. Sumer’de meyhaneler anadan kıza geçiyor, oğula geçmiyor. Kız ancak meyhaneye miras olarak konabiliyor.

-Sizce bunun sebebi nedir?

- Bilinen bir şey yok. Ama benim teorim... Bilirsiniz Japonlarda Samuraylar birbirleriyle savaşırlar, ama iş barışma zamanına gelince, yine kavga etmesinler diye araya kadınlar girermiş. Geyşalık buradan türemiştir. Ben diyorum ki, meyhanede kadın olunca, erkekler kadına saygılarından orada gürültü patırtı çıkarmıyorlardı. Şayet olay çıkartan olursa meyhaneci kadın hemen yetkililere haber vermek mecburiyetinde. Vermezse kadın cezalandırılıyor. Böyle yasalar var. Ben Sumerliler’in kadını meyhanede supap olarak kullandıklarını düşünüyorum. Sonra, ilk zamanlarda Sumerlilerde özellikle tanrıçalar çok önde geliyor. Bu kadına verilen önemin bir göstergesi. Fakat sonra, Samiler gelmeye başlayınca, kadının değeri de düşmeye başlıyor.’
Serhat Öztürk
Sayfa 117 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017.
Yani ne yapıp ettiler Atatürk'le ilgili her şeyi öldürdüler.Dil Kurumu'nu öldürdüler,Tarih Kurumu'nu öldürdüler,Dil Tarih'i öldürdüler,Köy Enstitüleri'ni öldürdüler,Halkevleri'ni öldürdüler.Atatürk'le ilgili ne varsa öldürmeye çalıştılar ama öldüremeyecekler.
‘O arada, iki torpilli geliyor, kim acaba bunlar? diye mektep çalkalanıyormuş. Müdür bizi çağırdı, yatılı olarak alındınız, kimseye bir şey söylemeden eşyalarınızı alıp gelin, dedi. Çok sevindik, ama sonra biraz da üzüldük. Orada çok fakir, elbiseleri yırtık çocuklar vardı, onların hakkını almıştık. Sonuçta bizim bir mesleğimiz vardı elimizde. Ama ne yapalım, güç kimdeyse o öne çıkıyor, hayat böyle.’
Serhat Öztürk
Sayfa 35 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017.
Halep'te sur dışı yerleşimler daha Emeviler zamanında başlamış ve varoşlar kentin kuzeyine ve doğusuna doğru yayılmışlardı. Yayılmışlardı, lafın gelişi elbette, hemen hiçbir güvenliğin olmadığı o yıllarda, sur dışında kalmak mecburiyetten ve yoksulluktan başka bir şeyle açıklanamazdı. Bir bela ya da kıtlık olduğunda şehrin kapılarının kapatıldığı ve kapının önüne konanlarin her zaman işsiz ve yoksullar olduğu biliniyordu. Kent 1516 yılında Osmanlı hükümranlığı altına girdikten sonra güvenlik sorunu büyük ölçüde ortadan kalktı.
Serhat Öztürk
Sayfa 69 - Can Yayınları
O günün dünyasında (16. yy) ticaret dendi mi, akla Akdeniz geliyordu. Doğu ile Batı arasındaki bağlantı noktasıydı burası. Akdeniz'de bu bağlantıyı sağlayan iki büyük kent ve liman vardı. Biri, Kahire ve limanı İskenderiye, diğeri ise Halep ve limanı Trablusşam (daha sonra Trablusşam, yerini XVII. yüzyılın başında İskenderun'a bırakacaktı.).
Serhat Öztürk
Sayfa 54 - Can Yayınları
‘ -Bu rahibe fahişelerin ortadan kalkması ne zaman? İsa’dan sonra mı?

- Bilmiyoruz. Ben Meryem’in onlardan birisi olduğuna kaniim. Meryem’in doğurması niçin yasak olsun? Yasak olması için sebep var. Niçin İsa’ya Allah’ın oğlu deniyor? Kramer, İsa’nın varlığını da kabul etmiyordu. Yani İnanna’nın kocası Dumuzi yeraltına gidiyor, orada birçok eziyet çekiyor. Aynı şeye İsa’da da rastlıyoruz, insanlık için birçok eziyet çekiyor. Dumuzi daha sonra yeraltından yeryüzüne çıkıyor. İsa’nın da yeryüzüne dönmesini bekliyorlar. Bunların hepsi aynı kültürün devamı. Mesela kiliselerdeki rahibelerin başlarını örtmeleri de oradan geliyor. Milattan Önce 16. yüzyılda bir Asur kralı çıkıyor; bundan sonra evli kadınlar ve dul kadınlar başlarını bir şalla örtecek, diyor. Niye? Onları fahişeler gibi kutsal sınıfa sokuyor.’
Serhat Öztürk
Sayfa 127 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017.
188 syf.
·Beğendi·9/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Bir incelemeden daha hepinize selamlar.Lafı uzatmadan hemen incelemeye geçmek istiyorum. Buna bir edebi tür denir mi? Denirse de ne derece edebi türdür bilmiyorum ama son zamanlarda Nehir Söyleşi tarzına fena halde kafayı takmış durumdayım..Kendi adıma , incelemesini yapacağım bu kitap bu tarza ait ilk eser değildi benim için .. Daha öncede Aziz Nesin' in, Erol Mütercimler' in hatta Emre Kongar'ın nehir söyleşilerini alıp okumuştum.Hatta nehir söyleşi ile tanışmam da yine Aziz "Baba" sayesinde oldu bir kış günü Ankara Kitap fuarına gidip Nesin Vakfı standında kendimi kaybedip satılan herşeye deliler gibi saldırınca..Daha önce bu tarz eserler okumamışlar için konuyu az açayım sonrasında incelememize hemen girizgah yapalım..Nehir söyleşi dedikleri adı üstünde okurken akıp giden soru cevap şeklinde geçen bir röpportajlar bütünü aslında.. Pek çok güzel yanı var bu tarz kitapların. Neler midir bunlar? Birincisi sevdiğiniz bir şahsın (profesörler - siyasiler - sanatçılar - yazarlar ) siyasi ,ekonomik, ideolojik fikirlerini, diğer ideoloji ve olgulara yaklaşımını bu kitaplar sayesinde öğrenmiş oluyorsunuz..İkincisi ve bence en güzel yönlerinden biri, söyleşi sahibinin yaşamını dolayısıyla yaşadığı dönemleri hem onun gözünden görme hem de mukayese edebilme şansına sahip olmanız. Üçüncüsü şahsın etkileşim içinde olduğu diğer ünlü şahıslarla başından geçen tatlı tatsız olayları da öğrenebilmeniz ve en güzeli gittiği gördüğü yerlerden sizlere aktardığı bilgilere (kimi zaman tarihi kimi zaman ekonomik veya siyasi ) ulaşabilmeniz.. Yani aslında ustaca yapılmış bir söyleşi size hem anı hatırat, hem gezi gözlem - bir nevi seyahatname - hem de bir nevi araştırma kitabı okuma şansı sağlıyor.Buraya kadar anlaşılmayan bir husus yok sanırsam ..Öyleyse başlayalım =))
Bu kitapta söyleşi yaptıkları isim Muazzez İlmiye Çığ..Ben kendisini sinirlenince ya da mutlu olunca sağa sola yazdığı son derece sert veya tatlı mektuplardan (gazetecilere , yazarlara , televizyonculara) dolayı haberlere konu olmasından ve Sümerolojiye olan merakımdan dolayı yakınen tanıyorum..Büyük bir ayıp bu ama belirtmem lazım ; halkımızın adını bile bilmediği ama dünyanın çok iyi tanıdığı ve alanında tüm dünyada çok çok az sayıdaki Sümeroloji uzmanından biri Muazzez İlmiye Çığ.Japon prensinin ayağına gitmişliği var..Var gel sen anla.. Yahu arkadaş bize ne Sümerden , kilden tabletlerden diyebilirsiniz..Konuya cidden fransız olanlar hiç sevmeyenler olabilir ama pek çok tarih tezi bu uygarlığa dayandırılıyor.Yazıyı ilk kullananlar ,kilden tabletlere yazıp fırınlayanlar , koydukları kanunlarla (ilk yazılı kanunlar bunlar) bugün dahi merak uyandıran bir medeniyet tüm dünyada..
Kendisi 1915 doğumlu (bu sene benim favorim.. Mina Urgan ve Aziz Nesin gibi pek çok sevdiğim şahıs bu sene doğumlu)..O dönemler biliyorsunuz bizim için korkunç bir varoluş savaşının isminin konduğu dönemler..öncesi Çanakkale, sonrası küstah yunana tokatı bastığımız yıllar.. Açlığa , yokluğa yakınen tanık olmuş bir isim..Sohbet esnasında size o günlerden kalma tüylerinizi diken diken edecek pek çok anektod aktarıyor.."Cumhuriyet ilan edildi - kalkınma seferberliği başladı" gibisinden cümleler okuruz pek çok kez.. Üstünde durmadan , düşünmeden okur geçeriz.Bu bağlamda söyleşinin ilk kısmı o günlere ışık tutması açısından cidden keyifli bir okuma sağlıyor size.Cumhuriyetin ilk dönemlerinde eğitimde yapılan reformlarla ne gibi mucizeler yaratıldığının kanlı canlı kanıtı Muazzez İlmiye Çığ..
Bunun dışında yapmış olduğu çalışmaları kaba taslak olsa da söyleşi esnasında bize aktarmış..Gittiği yerler olsun , temasta bulunduğu şahıslar olsun , günümüz ve geçmiş döneme dair rejimin başındaki insanlara dair yaptığı eleştirel bakış açısı olsun cidden sizi durup bir an da olsa düşünmeye itiyor..Sonuç itibariyle ben okurken inanılmaz keyif aldım.Hele hele "eski" (her açıdan hem sümer hem cumhuriyet) döneme dair bilmediğim ,aklıma dahi gelmeyecek ,yok artık dedirten pek çok ayrıntıyı da kütüphaneme eklemiş oldum bu kitapla.. Edinip okursanız hoşça vakit geçireceğinizin garantisini bu satırlarla veriyorum sizlere..
176 syf.
·9 günde
Serhat Öztürk'ün kaleme aldığı 2011 yılında yayımlanmış bir kitap Halep. Yazarı hiç tanımıyorum, daha önce bir kitabını da okumadım. Bu kitabı hakkında da tanıtım bülteninde "Taş ve zaman üzerine bir seyahatname" yazıyor.

"Aradığımı buldum mu?" diye kendime sorduğumda yanıtım; "biraz evet, biraz hayır!"

Biraz evet, çünkü Halep'le ilgili yemekleri, müziği, kentin mimarisi, sokakları vs. gibi bilgileri okumak keyifliydi, en azından benim için. Ama benim için biraz hayır cevabını oluşturan kısım, yazarın tartışmalı fikirlerini okumaktı sanırım. Şehirle ilgili bir bilgi verdikten sonra uzun uzadıya kendi fikirlerinden bahsediyormuş gibi hissettim okurken ve sabırsızlıkla subjektif cümlelerin sona ermesini bekledim. Şunu anladım ki ben seyahatname okurken aslında "kent rehberi" tarzında bir kitap okumak istiyorum. Ama hakkını da yemeyeyim, kısa kısa da olsa bilgilendirici bölümler var. Mesela Fransız mandası, Baas, Esad rejimi, şehirdeki oteller ve mimarisi, çeşitli dinler hakkında bilgiler, Halep'in tarihin belirli dönemlerindeki önemi gibi konularda oldukça açıklayıcı bölümler var.

Kitabı bütünüyle beğendiğimi söyleyemem ama, kitaptaki bazı bölümler arasında
'Çarşıdan Labirent', şehrin içindeki mimari yapıyı, camileri, dükkânları, esnafları;
'Küçük Bir Sığınak', Halep'teki dükkânlar, eski kervansaraylar, ibadethaneler ve Süryaniler hakkında bilgiler içeriyor.
'Amma Uzun Yol Gittik' bölümünde ise Halep'in yöresel yemekleri anlatılmış. Bu bölüm ilgimi çekti doğrusu.
'Vaatler Ülkesi' bölümünde ise Suriye'nin yakın siyasi geçmişi anlatılmış (Geçmişten 2011 yılına kadar olan dönem diyelim biz buna).
'Çağrışımlar Müzesi' bölümünde, Halep Kent Müzesi'nden bahsedilmiş. Millattan önceki dönem eserlerinden de örnekler var.
'Garbiyatçılık' bölümü okumaktan pek de keyif almadığım bir bölümdü.
Son bölüm olan 'Halep'in Merkezine Seyahat' ise Halep Kalesi ve Halep'in geçmişte kimlerin idaresinde olduğuyla ilgili bilgilerin yer aldığı bir bölüm.

Kitabı okurken keşke bir harita koysalarmış içine demiştim. Kitabı okurken Halep'i daha iyi anlayabilmek için sürekli internetten belirtilen yerleri araştırdım. Bu da oldukça fazla vakit kaybı oldu benim için, çünkü haritada çıkmayan yerler de mevcuttu. Oysa arkadaki -çok da detay içermeyen- haritaya baksaymışım bu kadar zaman kaybetmeyecekmişim. Kitabın sonunda küçük bir Halep kent merkezi haritası var. Bunu görünce kendime biraz kızdım. Kitapta fotoğraflı bazı sayfalar var. Bunlar da çok hoş. Keşke daha fazla olsaymış dedim içimden, yalan yok. Kitapta adı geçen filmler, kitaplar için son sayfada kaynakça ve Halep'i ilgilendiren önemlı olayların olduğu bir kronoloji bölümü yer alıyor.

Yazarın seyahatname olarak hazırladığı Şiraz, Tiflis ve Selanik kitapları da mevcut. Kitapyurdu kampanyasından 3 TL'ye aldığım, roman okumak istemediğim bir anda kapağını açıp okuduğum bir kitaptı Halep. Açıkçası çok büyük bir keyifle okumadım. Okumayı düşünenlere de keyifle okumalar dilerim.
176 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Asırlardır insanların yaşadığı bölgelerden biri olan Halep, gelmiş geçmiş en güzel sokaklara hanlara tarihi eserlere ev sahipliği yapıyor. Yazar Serhat Öztürk bir yolculuk güncesi gibi yazdığı düşüncelerini okuyucuya sunmuş.

2011’de yazdığı bu kitabın üzerinden çokça vakit geçtiğini düşünürsek umarım o günlerdeki gibi devam ediyordur. Bir gün gidecek olsam öncelikle yemek kültürünü öğrenmek isterdim çünkü inanılmaz bir tat deryası var. Yazarda her fırsatta bunları deneyerek düşüncelerini aktarmış. Lokantaları bir yana sokak lezzetleri de dikkat çekici.

Benim gözümde canlanan, okudukça hayal etmekten kendimi alamadığım yerler ise tarihine katkıda bulunan hanları... Bir de otelleri. Bu otellerin bazılarına çok çok ünlü isimlerin geldiğini, toplantıların nedense buralarda yapıldığını belirtmiş yerel insanlar. Ayrıca antika eserlerin bolluğu ise depolara sığmadığını gösteriyor.

Son olarak bu kitapta değineceğim nokta ise bahsedilen tarihin genişliği. Birçok medeniyetin ev sahipliği yaptığı bu topraklarda neler yaşandığını gördükçe bağlılığınız artabilir.
Deliler Cumhuriyeti
Deliler Cumhuriyeti Muazzez İlmiye Çığ Kitabı / Çivi Çiviyi Söker'i inceledi.
188 syf.
·Beğendi·9/10
Muazzez İlmiye ÇIĞ'ın kendi ağzından yaşam öyküsünü dinliyor gibi olacaksınız. Dizinin dibinde oturduğunuz sevimli ve tatlı bir nine hayatını anlatıyor sanki.
192 syf.
·Beğendi·10/10
Sadece İran'ı anlattığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Genel kültürü, hayata bakışı ile sizi tatmin edebilecek bir eser. Bu arada İran'a da mutlaka gitmelisiniz.
192 syf.
·28 günde·Puan vermedi
Yazar İran/ Şiraz seyahatini yaparken ülkeyi hem bir turist gözüyle , hem de kendi iç yolculuğuna çıkarak geziyor. Bende yazarla aynı yerlerden geçtiğim için keyif alarak ve anılarımı canlandırarak okudum. Sadece gezi kitabı değil. Yazar gezerken kendi dünya görüşü ve hissettiklerini okuyucu ile dertleşir gibi paylaşmış. Benzer hissettiklerimiz olduğu gibi farklı yorumladıklarımız da oldu. Sonuçta herkes gittiği yere biraz da kendinden bir parça götürdüğü için kendince yorumluyor. İran oldukça zengin bir kültüre sahip, bizim komşumuz olduğu için bize yakın ama ön yargılarımızla da bir o kadar uzak coğrafya. Mutlaka gidip kendi yolculuğunuzu deneyimlemenizi tavsiye ederim.
176 syf.
·Beğendi·7/10
Koskoca bir tarihi anlatıyor bu güzel kitap. Sokaklarını evlerini otellerini kilise ve camiilerini ve insanlarını. Nerede yenir nerede içilir dışında hikayeleri var. Yaşanmışlıkları var ve anlatılmış güzelce yalın sade. Sayfaların arasında değil okurken sokaklarda geziyor insan...

Yazarın biyografisi

Adı:
Serhat Öztürk
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 40 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 35 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.