Serol Teber

Serol Teber

Yazar
8.3/10
66 Kişi
·
164
Okunma
·
30
Beğeni
·
1803
Gösterim
Adı:
Serol Teber
Unvan:
Psikiyatr ve radyo programcısı
Doğum:
İstanbul, 5 Ağustos 1938
Ölüm:
İstanbul, 12 Kasım 2004
Serol Teber 1938 yılında İstanbul'da doğdu, 2004'te yine İstanbul'da öldü. Haydarpaşa Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeokududuktan sonra Nöro-Psikiyatri Kliniği'nde uzmanlık eğitimi aldı. Almanya'daki çeşitli kliniklerde psikiyatr olarak görev yaptı. Son olarak DüsseldorfÜniversitesi'ne bağlı bir öğretim kliniği olan Landensklinik Viersen'de çalıştı.

Çeşitli dergilerde yazıları yayımlanan Serol Teber, bir dönem Açık Radyo'da "Didik Didik Freud" adlı bir program hazırladı.
Toplumsal baskılar yoğunlaştıkça, insanlararası ilişkiler bozulmakta, bozulan insanlararası ilişkiler, insanları yalnızlığa ve resignasyona itmekte...
370 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
uzun zamandır kütüphanemde okunmayı bekleyen kitaplardan birisiydi, okumayı erteliyordum sürekli ama oğuz atayın korkuyu beklerken ve tehlikeli oyunlar kitaplarını yeni bitirmiş olmanın gazıyla giriştim bu kitaba da.
kitap schopenhaur dan bir alıntı ile başlıyor ve akabinde de, bu kitabı daha iyi anlamak için okunması salık verilen eserler bölümü konmuş baş tarafa. bu eserlerden belli başlıları: tanpınarın 19. asır türk edebiyatı tarihi, huzur ve saatleri ayarlama enstitüsü; oğuz ataydan tutunamayanlar, korkuyu beklerken ve tehlikeli oyunlar; orhan pamuktan cevdet bey ve oğulları, kara kitap ve benim adım kırmızı vs. bu yazar ve kitaplar heyecanlandırmaz mı insanı?

peki... kendisi de aslen psikanalizle hem hal olmuş serol teber ne anlatmaya çalışmış bu kitapta; şöyle ki dostlar!

şark ve garp arasında sıkışmış, modernleşmeye çalışırken sürekli tökezlemiş, bir türlü tutunamamış ve aslında tutunamadığını da anlayamamış, orta asyadan adriyatike kısrak başı gibi uzandığı ile övünürken, bu övüncünün de aslında tanzimat ve cumhuriyet aydın, siyasetçi ve bürokratları ile kurgulanmış bir tarihe yaslandığını da sorgulamaktan aciz, reayadan, yurttaşa evrilirken de birey olmayı ıskalamış ülkemizi ve bizleri anlatıyor. (uzun cümle oldu kusura bakmayınız. :)

hulasa; bana bu kadar uzun cümle kurdurduğuna göre kitabı çok beğendiğimi söylemem izahtan varestedir efendim.
310 syf.
Adı gibi davranışlarımızın altında yatan etkenleri irdeleyen kitap bölüm bölüm bu konuyu çeşitli yönlerden bize sunuyor. Evrimsel süreçten başlayarak, insanın bilinçli, içgüdüsel, bireysel veya toplumsal davranışlarını özellikle sinir sistemi üzerinden anlamlandırmaya çalışıyor.
--İnsan evrimleşirken çeşitli değişimler ve dönüşümler geçirdi. Bu dönüşümler ile insanoğlu daha kompleks davranışlar sergilemeye başladı. Özellikle uzuvların kullanılmaya başlamasıyla sinir sistemi gelişmeye, merkezileşmeye ve kompleks bir yapıya dönüştü. Yazara göre bu gelişimlerin en büyük etkenleri çevresel etkenlerdir. Yaşam koşulları ve diğer çevresel etkenler uzuvlarımızın değişimi konusunda etkili oldu; sinir sistemimiz daha karmaşıklaşmaya zorlandı; beynimiz büyüyerek bu karmaşık yapının yönetimi için yeterli hale gelmeye çalıştı. Böylece sonsuz sayıda davranış şeklimiz oluşmaya başladı.
--Sinir sistemi evrimsel süreç boyunca dış etkenlerin koşullamasıyla gelişim gösterdi. Tek hücreli canlılarda belli bir sinir sistemi bulunmuyorken(Basit canlılarda çoğunlukla şartsız refleksler mevcuttur.) gelişmiş canlılarda gelişmiş bir sinir sistemi mevcuttur. En küçük sinir birimine nöron denir. Nöronların bir araya gelmesi sinir hücrelerini oluşturur. Bu hücrelerin bir araya gelmesiyle merkezi sinir sistemi olan beyin oluşur. Dış etkenlerin etkisiyle uyarılar beyinde anlam kazanır böylece beynin verdiği cevaplarla davranışlarımız meydana gelir. Sinir sistemimizin ilk davranış şekli çevrenin koşullanması iç güdülerimizdir.
İç güdülerimiz sinir sistemimizin limbik bölgesini ilgilendirir. İç güdülerden sorumlu limbik bölge ile ilgili yapılan deneylerde; dışarıdan yapılan uyarılarla hayvanlar ve insanlar aynı şekilde koşullandırılabilmişlerdir. İçgüdülerimiz hayvani yönümüzü temsil eder ve sadece dürtü ile ihtiyaçlarımızı kapsar.Bizi insan yapan beyin kabuğudur. Hayallerimiz beyin kabuğu ile mümkündür. İç güdülerimiz ise sinir sisteminin koşulladığı ilk şartlı yönelimlerimizdir.
--Davranışlarımızın irdelenmeye devam edildiği bu bölümde ise maymunlardan hareket edilir. Maymunların grup içindeki davranışları, koşullara verdikleri tepkiler, beslenme şekilleri, cinsel yaşamları, savunma sistemleri vb. biz insanlarla mukayese edilir ve çok yakın veriler elde edildiği belirtilir. Örneğin İMO adında bir maymunun arkadaşlarına beslenmeyle ilgili pratik yollar öğrettiği; ya da yeni doğan bebeğin yaşlılar tarafından mutluluk ile karşılandığı ve anneyi tebrik ettikleri gibi örnekler mevcut. Maymunlarda iletişim insan kadar olmasa da kompleks bir yapıya sahip. Örneğin mimik ile ve ses ile iletişim şekilleri karmaşık bir yapıya sahip. Tabi bu iletişim, beslenme, savunma, cinsellik gibi edimleri doğal ortamında yaşayan maymunlar için daha geçerli. Çünkü doğal ortamında yaşamayan canlının koşullanması farklı olacağından türdeşleri gibi davranışlar sergileyemez. Daha önceden de belirtildiği gibi dış etmenler asıl belirleyicilerdir.
--Oluşan davranışların süreklilik kazanması içinse bunların bir yerlerde kaydedilmesi ve nesilden nesilde aktarılması gerekir. Bu bölümde yazar, belleği DNA ve RNA ile irdelemiş. DNA ve RNA nın yapısı hakkında bilgi vermiş. Bellek için önce öğrenmek gerekir sonrasında bu öğrenilen depolanır. İçgüdülerimizin, davranışlarımızın binlerce yıldan bu zamana gelmesinin en büyük etkeni bellektir. Böylece kazanılan her türlü davranış sonraki nesile aktarılarak evrimsel düzey arttırılır. İnsanlaşma sürecinde kalıtsal mekanizma daha karmaşık hale gelir ve depolanan bilgi çok daha fazla artar.
Ayrıca yazar çeşitli deneylerin sonucunu irdeleyerek belleği anlamaya çalışmış. Örneğin kurtçuklarla yapılan deneylerde belleğin nesilden nesilde aktarıldığı tespit edilmiştir.
Diğer bir bellek ise bağışıklık sistemdir. Bu bellek otonom bellektir. Bizden bağımsız hareket eder.
Kısacası bellek davranışlarımızın sürekliliği için olmazsa olmazdır.
--Bu bölümde biyolojik ritmimizden bahsedilir. Biyolojik saatimizin hangi koşullarda şekillendiği ve hangi koşullarda değişime uğrayıp uğramayacağını anlatmaya çalışır. Yazara göre basit canlılardan insana gelindikçe çevresel etkilere direnç artar ve biyolojik mekanizma çevreye daha dirençli olur. Basit canlılarda ise özellikle ışık biyolojik mekanizmalardan etkilidir. Örneğin bitkilerin yaşamının büyük çoğunluğu ışık sayesinde devam eder.
Biyolojik düzen için öncelikle çevreyle olan etkileşim sonucu uyum yani denge sağlanmalıdır. Uyum sağlandıktan sonra biyolojik bir düzenden söz edebiliriz.
Bu bölümde ayrıca uyku ve uyanıklık irdelenmiş. Uykunun evreleri ve bu evrelerde ne gibi olayların geliştiği açıklanıyor. Yazara göre uyanıklık, duyularımız tarafından koşullanır. Eylemlerimiz üzerinde hakimiyet kurabiliriz. Uyku durumunda ise bunun tam tersi mevcuttur. Ancak uykunun paradoks evresinde uyanıklığa yakın bir durum söz konusudur. Rüyalarımızı bu evrede görürüz. Bu evre basit canlılarda görülmez. Kuşlardan itibaren vardır.
Yavaş uyku evresi ise uyanıklık durumunun sona erme safhasıdır. Bu ise bütün canlılarda mevcuttur.
--Son olarak sinir sistemimizin kurduğu denge ve bu dengenin bozulma nedenleriyle sonuçları, bilinç gibi konular iirdeleniyor. Sık sık davranışlarımızın kökeninden bahsedilirken Pawlow'dan yararlanılır.
Sinir sistemimizin amacı çevreyle denge kurmaktır. Buna çevreyle uyum denir. Canlılar bunu gerçekleştirmek için refleksler geliştirmiş ve bu refleksler bir araya gelerek karmaşık davranış yapıları oluşturmuştur. Bu karmaşık yapının dengesi için iki kısım etkilidir. Biri uyarım kısmı diğeri de inhibisyon kısmı.. Bilindiği üzere gelen uyarı beyinde şekillenir ve uyarı eylem olarak çevreye yansır. Bu uyarı inhibisyon ile dengelenir. Sinir sistemi çeşitli nedenlerle yıpranmış canlılarda bu denge bozulur ve nevrotik, psikoz gibi davranışsal bozukluklar gözlenir. Yazara göre sinir sistemimiz sabit bir yapıda değildir. Çevresel, kültürel, tarihsel bütün etkenler sinir sisteminin şekillenmesinde ve sağlığında önemli yere sahiptir.
Ve! Kitap güzel bir Nazım dizesiyle son buluyor. İyi okumalar.
310 syf.
·10/10
Kitabın %80'inden sonra hangi kelimelerle hangi cümlelerle anlatabilirim diye düşünmeye başlamıştım bile. Kitap az önce bitti. Yaklaşık bir sene önce almıştım kitabı çok değerli bir arkadaşımın tavsiyesi ile. Fakat duruyordu öylece kitaplığımda. Psikolojik anlamda buhranlı süreçlerden geçerken psikoloğumun "bilimsel bir şeyler okumalısın" cümlesinin hemen ardından başladım kitaba.
İnsan mutlu olmak için bilgi edinir aslında. Neredeyse her sayfasıyla mutlu eden bir eser. Yeri geldi yatağımdan fırlayıp odanın içinde kalem arattı yeri geldi varolan bilgiden dolan gözlerimi arkadaşıma anlattırıp boşalttırdı. Sorunumun ne olduğunu neyi neden yaptığımı ya da neyi neden yaptığınızı anlamama yardımcı oldu.
En sonunda ise Nazım Hikmet (en sevdiğim şairdir) dizeleriyle veda etti bana. En değerli kitaplarım arasında çoktan yerini aldı.
Bu kitabı alın ve koyun kütüphanenize. Bir gün ihtiyaç duyduğunuz bir süreçten geçecek olursanız şayet hiç tereddüt etmeden başlayabilin.
392 syf.
Kitabın önsözünde, düşüncenin materyalizm çevresinde şekillenerek bilim ve evrimin önünü nasıl açtığına değinilmektedir.
Kronolojik sırayla ilerleyen kitap öncelikle yerkabuğunun oluşumu, inorganik maddenin organik maddeye dönüşmesi ve bunun sonucu olarak da ilk canlı organizmaların oluşmasıyla evrim sürecine giriş yapıyor. İlk organizmaların nasıl var olabileceği ile ilgili merakımızı da, stanley miller tarafından yapılan deneyi örnekleyerek gideriyor. Suda oluşan ilk organizmaların gelişerek nasıl karaya çıktıkları ve bütün dünyaya yayıldıkları da zaman dilimlerine bölünerek anlatılmış.
Primatlardan başlayarak sapienslere uzanan süreçten bahsedilirken yine kronolojik bir yol seçilmiş. Beyin büyüklükleri, vücut yapıları, yaşam biçimleri, kullandıkları aletler, beslenme şekilleri vb konulara kısa ya da uzun bir şekilde değinilmiş.
İnsan evrimine diyalektik açıdan yaklaşan yazar Marx ve engels'in düşüncelerini paylaşır. Bunların penceresinden yaklaşır. Buna göre ilk insan, alet yapan ve geçim araçlarını üretendir. Düşünen değil. Yani işin özü çalışmaktır. Çalışmak bedendeki uzuvları etkinleştirir bu da içindeki uyuklayan güçleri açığa çıkarır.
Sonraki bölümde kültürel evreler incelenir. Yazara göre kültürel evrim biyolojik evrimi, biyolojik evrim de kültürel evrimi ilerletmiştir. Bu devinim milyonlarca yıl süregelmiştir. İnsan kültürünü etkileyen en önemli faktörler geliştirdikleri araç gereçlerdir. Bu araç gereçler beslenme alışkanlıklarını, biyolojik evrimi, toplumsal yapıyı vb. değiştirmiştir. Bunun süreklilik kazanması çok uzun sürmüştür. Örneğin insan elinden çıkan ilk aletler 4 milyon yıl öncesine aitken bunların süreklilik kazanması 2 milyon yıl önce olabilmiştir. Çeşitli kültür evreleri gelişmiştir. Bu evreler yapılan aletlerin şekli, niteliği ve kullanım amacı çerçevesinde ayrılarak değerlendirilmiştir.
Yazar diğer bölümde tarım ve hayvancılık devrimi ile devam eder. Bu bölümde oluşturulan yerleşim yerlerinden örnekler verilir(çayönü,hacılar,çatalhöyük).Yazar bu bölümde üretim ilişkileri sonucu, kan bağıyla ortaya çıkan gensin nasıl çözülerek yok olduğunu ve onun yerine sınıf temelli toplum ilişkilerinin nasıl doğduğunu irdeler. Yine diğer bölümlerde olduğu gibi bu bölümde de Engels veya marx'tan alıntılar yapar.
İnsanlaşma süreci içinde din,ahlak ve sanat bilincinin gelişimini irdelediği bölüm ise bitirmekte zorlandığım bir bölüm oldu. Her ne kadar din ve ahlakın olduğu kısımlar verilen örneklerle birlikte irdelenmiş olsa da sanat ile ilgili kısımlar örneğe boğulmuştu. Bu bölümle ilgili söyleyeceğim pek bir şey yok.
Yazar son olarak evrim teorisinin gelişim sürecini tarihsel olarak kısa kısa anlatmış. Ayrıca kapitalizmin özellikle sosyal darwinizmi kullanarak yol açtığı olumsuzluklara değinerek kitabı sonlandırmış. İyi okumalar.
310 syf.
·Beğendi·9/10
Güzel bir evrim kitabı ve serol teber de hakettiği ünü kazanamamış bir yazar..

Evrime ve insan davranışlarının kökenine ilgisi olan herkese kesinlikle tavsiye edilir
384 syf.
·7/10
arada sıkıcı tekrarlar ve biyografik teferruatlar olsa da, melankolik ve depresif ruh yapısına sahip insanların kendilerini daha iyi tanımak ve anlamak adına mutlaka okumaları gereken bir kitap olarak görüyorum.
340 syf.
İlk toplumlardan günümüze değin gelişme ve değişme gösteren, kimi zaman ise günümüz davranışlarının ilk toplumlara nazaran ilkelleştiğini gösteren toplumsal davranışlar, Anadolu ve Mezopotamya uygarlıkları, Afrika toplulukları, Eskimolar ve diğer kıta ve ada toplulukları örneklemeleriyle güzel bir şekilde aktarılmış.

Yazarın biyografisi

Adı:
Serol Teber
Unvan:
Psikiyatr ve radyo programcısı
Doğum:
İstanbul, 5 Ağustos 1938
Ölüm:
İstanbul, 12 Kasım 2004
Serol Teber 1938 yılında İstanbul'da doğdu, 2004'te yine İstanbul'da öldü. Haydarpaşa Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeokududuktan sonra Nöro-Psikiyatri Kliniği'nde uzmanlık eğitimi aldı. Almanya'daki çeşitli kliniklerde psikiyatr olarak görev yaptı. Son olarak DüsseldorfÜniversitesi'ne bağlı bir öğretim kliniği olan Landensklinik Viersen'de çalıştı.

Çeşitli dergilerde yazıları yayımlanan Serol Teber, bir dönem Açık Radyo'da "Didik Didik Freud" adlı bir program hazırladı.

Yazar istatistikleri

  • 30 okur beğendi.
  • 164 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 375 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.