Sevan Nişanyan

Sevan Nişanyan

7.4/10
36 Kişi
·
80
Okunma
·
18
Beğeni
·
1.287
Gösterim
Adı:
Sevan Nişanyan
Unvan:
Yazar,Dil Bilimci
Doğum:
İstanbul, 21 Aralık 1956
İlköğrenimini Özel Pangaltı Ermeni İlkokulu'nda gördü; 1968'de, Milliyet gazetesi tarafından düzenlenen İlkokullararası Bilgi ve Kültür Yarışması'nda üçüncü oldu.[1] Orta öğrenimini Işık Lisesi ve Robert Lisesinde tamamladı. 1974'te ABD'ye giderek Yale Üniversitesi ve Columbia Üniversitesinde tarih, felsefe ve Güney Amerika Siyasi Sistemleri üzerine eğitim gördü.

1984-1985 yıllarında Commodore 64 adlı kişisel bilgisayarı (PC) Türkiye'ye getiren firmanın kurucusu ve yöneticisi oldu. Bilgisayar programcılığı ile ilgilendi, çeşitli konuşma ve konferanslara katıldı. Türkiye'nin ilk popüler bilgisayar dergisi olan Commodore'u kurup orada Baytan Bitirmez müstear ismiyle yazılar yazdı.

Sevan Nişanyan, çeşitli Britanya ve Uzakdoğu yayınevleri için seyahat kitapları kaleme aldı. 1998 yılında "Küçük Oteller Kitabı" adlı kitabı ilk kez yayımladı. Türk turizmine kitle turizmi dışında yeni bir yön kazandırma çabası olarak görülebilecek "Küçük Oteller Kitabı"'nı her sene yenileyerek bir referans kitabı haline geldi.

1995 yılında eşi Müjde Nişanyan ile birlikte İzmir'in Selçuk ilçesinin Şirince köyüne yerleşen Nişanyan, bu köyde geleneksel mimari dokuyu korumak ve canlandırmak için yaptığı çalışmalarla tanındı. Eski köy evlerini geleneksel tarzda onararak oluşturduğu Nişanyan Evleri adlı otel 1999'da işletmeye girdi. Şirince'de yıkılmakta olan evleri resmi izin olmadan restore ettiği gerekçesiyle 2001 yılında 2863 sayılı yasa kapsamında 10 ay hapis cezası aldı.

Bu dönemde Türkçenin etimolojisi üzerine ilk kapsamlı bilimsel çalışma olan "Sözlerin Soyağacı: Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü" adlı çalışmasını tamamladı; aynı sözlüğün popüler bir özeti olan "Elifin Öküzü ya da Sürprizler Kitabı" adlı kitabı yayımlandı.

2004'te İnsan Hakları Derneği tarafından verilen Ayşenur Zarakolu Özgür Düşünce Ödülü'ne layık görüldü.[5] Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu bölgeleri hakkında resmî görüşün verilerini sorgulayan "Ankara'nın Doğusundaki Türkiye" adlı gezi rehberi 2006'da yayımlandı.

Nişanyan'ın Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş dönemine ilişkin eleştirel görüşlere yer veren "Yanlış Cumhuriyet: Atatürk ve Kemalizm Üzerine 51 Soru" adlı kitabı 2008'de basıldı. "Sözlerin Soyağacı"'nın geniş ölçüde gözden geçirilmiş ve genişletilmiş yeni versiyonu da aynı tarihte piyasaya sunuldu.

Agos gazetesindeki köşe yazarlığının yanı sıra, 29 Ekim 2008 ve 14 Aralık 2009 tarihleri arasında Taraf gazetesinde "Kelimebaz" adıyla dile ilişkin köşe yazıları yazdı. Bu yazıları iki ayrı kitapta toplanarak "Kelimabaz - 1" ve "Kelimebaz - 2" isimleriyle yayımlandı.

2009'dan itibaren Anadolu yer adlarına ilişkin geniş kapsamlı bir çalışma başlattı. Çalışmanın ilk ürünleri 2010'da piyasaya çıkan "Adını Unutan Ülke: Türkiye'de Adı Değiştirilen Yerler Sözlüğü" adlı kitapta ve Index Anatolicus web sitesinde yayımlandı.

Likya hakkında kitap yazma çalışması sırasında aklına düşen kaya mezarı inşa etme fikrini, yirmi yıl sonra, 2012 yılında Şirince'de gerçekleştirdi.

Agos yazılarını da kapsayan otobiyografisi Aslanlı Yol, 2012 yılında yayımlandı.

Şirince'de inşa ettiği taş binalar mühürlendikten sonra mührü sökerek inşaata devam eden Nişanyan iki yıl hapis cezasına çarptırıldı. Daha önce onanan hapis cezaları da buna eklenince infaz süresi 11 yıl 5 aya çıktı. Söke Cezaevi'nde cezası infaz edilmeye başlandı. 2017'de daha sonra aktarılmış olduğu Foça Açık Cezaevi'nden firar ederek yurtdışına kaçtı. Sığındığı Yunanistan'dan iltica talebinde bulundu.
Gerçek özgürlük -eğer özgürlük diye bir şey varsa - budur : seni esir alan nefsini, köle kılan çıkarını ve sosyal mecburiyetleri hepten bir kenara itip bir şeyi sadece 'güzel' olduğu için yapabiliryormusun ?
Türkiye maalesef ufuksuz, vizyonsuz, çapsız insanlar tarafından yönetilmektedir. Cüceler tarafından yönetilmektedir. Bu millete yazıktır.
Devlet dediğin şey, bir takım küçük insanların kendilerini olduklarından daha güçlü ve ya önemli göstermek için kurdukları bir düzenek değil mi? Düşünürsen, hepsi bu
Sıkıntı çekmek kayıp mıdır, kazanç mıdır? Esas soru o. Sanırım ‘adam olmak’ diye tarif edilen şeyin ilk koşulu, sıkıntı çekmenin kazanç olduğunu anlamaktan geçiyor.
Eski Türkçe karımak : yaşlanmak.
 
İnsanlarda herhalde eşlerini olduklarından daha yaşlı görme eğilimi var. Koca sözcüğünün aslında “ihtiyar” anlamına geldiğini hepimiz biliyoruz. Enteresandır, karı da o anlama geliyor. Eski Türkçede yaşlanmak anlamına gelen karımak fiilinden sıfat olarak türemiş. Kaşgarlı Mahmud’a göre karı er “yaşlı adam” demek. Kutadgu Bilik’de ise “tecrübeli ihtiyar adam” anlamında sınamış karı deyimi geçiyor. ‘Karıcığım’ deyimi de hesapta “küçük ihtiyarcığım” demek oluyor. 
Arapça “ayağa kalkma, ayakta durma” anlamına gelen QWM / QYM kökü fevkalade geniş bir anlam yelpazesine sahip. Örneğin bir hamur topağının cıvıyıp yayılmadan “duruşunu” ifade eden kıvam da, bir şeyin veya kimsenin statüsünü, ya da değerler skalasındaki “duruşunu” ifade eden kıymet de aynı kökten gelen kelimeler. Kaim olmak deyimi bir başka şeyin veya kişinin “yerinde durmak” anlamında kullanılıyor. 1840’larda çıkarılan ilk Osmanlı kâğıt paralarına da bu yüzden “altın para yerine kaim olan belge” anlamında kaime adı verilmiş. Kaim-i makam ise esasında bir makamın asıl sahibi yokken onun “yerinde duran” vekili anlamına geliyor. Eskiden sadrazam sefere çıktığında yerine bir kaim-i makam tayin etmek usuldenmiş. Tanzimat döneminin idari reformlarıyla kazalara tayin edilen kaymakamlar da vilayet valisinin ilçedeki vekili olarak düşünülmüşler.
Alfa - Elif
 
Fenikece alep : öküz.
 
Alfabeyi bundan 3000 küsur yıl önce Fenikeliler icat etmiş. Basit gibi gözüken, son derece zekice bir buluş bu. Daha önce her biri bir basit kavramı ifade eden binlerce simge-resim varken bunlardan 25 kadarını almışlar, her birini adının ilk sesini simgelemek için kullanmışlar. Öküz anlamına gelen alep a olmuş (küçük matbaa a’sına dikkatle bakarsanız öküz başını hala görebilirsiniz). Ev anlamına gelen bēt b, cirit sopası anlamına gelen gmel g, kapı anlamına gelen dalıt d olmuş.
 
Fenikelilerin icadını önce komşuları olan Suriyeli Aramiler ve İbraniler, MÖ 700’lerden itibaren de Yunanlılar taklit etmişler. Harflerin biçimleri bir hayli değişmiş, ama isimleri pek değişmemiş. Arami ve İbrani alfabesinin ilk dört harfi aleph, beth, gīmel, dāleth. Yunan alfabesinin ilk dört harfi ise alpha, bēta, gamma, delta. Yunan alfabesinin harfleri Batı geleneğinde öteden beri soyut sıra adları olarak kullanılıyor. Fizikteki alfa, beta, gamma ışınları öyle. Tansiyon hastalarının yakından tanıdığı alfa ve beta blokerler öyle. Bilgisayar yazılımında “piyasaya çıkarılan deneme versiyonu” anlamında kullanılan beta öyle. Sony’nin Betamax’ı da aynı zümreden. Alfabe sözcüğü (Fransızca alphabet yoluyla) Yunan harflerinin adından türemiş. 
 
Hz Muhammed’den 300 yıl önce ortaya çıkan Arap alfabesi, bugünkü Süryanicenin atası olan Aramiceden esinlenmiş. Arapça harf isimlerinin elīf, bā, cīm, dāl olması bu yüzden. Aramice gīml’in Arapça cīm olması normal, çünkü başka dillerdeki g sesi Arapçada daima c’ye dönüşmüş.
 
Kelimeler zamanla bambaşka anlamlara bürünebiliyorlar. Fenikelilerin öküzünün, 3000 yıl sonra, Türkiye’de son zamanlarda doğan her on kızdan birine verilen güzel bir ada dönüşmesini başka nasıl açıklayabiliriz?
Yabani bitkilerin aksine, kültive bitkilerin hemen hepsi bir tarihte Türk toplumuna dışarıdan gelmişler. Hemen hepsinin adı yabancı.
 
En eskilerden elma ve arpa muhtemelen yabancı asıllı kelimeler, fakat nereden geldikleri tartışma konusu. Alıç, armut, ayva, çavdar, çay, dut, havuç, hıyar, incir, karnabahar, karpuz, kayısı, kereviz, mercimek, nar, nohut, pamuk, patlıcan, pirinç, şalgam, şeftali, turp, turunç Farsçadan alınmış. Çoğu Malazgirt savaşından çok önce, Türkler henüz Orta Asya’da at koştururken Türkçeleşmişler. Anadolu’da Rumlardan bezelye, enginar, fasulye, ıspanak, kiraz, lahana, mantar, marul, maydanoz, muşmula, pırasa, roka, Ermenilerden pancar ve belki pazı, Balkan Slavlarından vişne gelmiş. Araplar afyon, bakla, bamya, limon, muz, safran gibi birkaç egzotik ürünle Türk tarımına katkıda bulunmuşlar. 16. yüzyılda Amerika’dan İspanyollar aracılığıyla domates ve patates, Doğu Asya’dan Portekizliler vasıtasıyla mandalina ve portakal alınmış. Yakın yıllarda bunlara ananas, avokado, brokoli, greypfrut, kivi, mango, nektarin, soya ve daha neler eklendi.
Eskiçağ hekimleri insan bedenini dört ana maddenin yönettiğini düşünmüşler. Bu maddelerin denge içinde olması sağlığın ilk şartı sayılmış. Hastalıklı ruh halleri, dengenin bozulmasına bağlanmış. Kanı fazla olan kimsenin aşırı atılgan, balgamı fazla olanın tembel, ak safrası çok olanın öfkeli, kara safrası çok olanın depresif olacağı varsayılmış. 2. yüzyılda Bergama’lı hekim Galenus’un yazılarına şekil veren bu teori, Ortaçağ’ın Arap tabiplerince de benimsenmiş. 11. yüzyılda İbn-i Sina’nın eserlerine zemin oluşturmuş.
Ana Türkçe *sub : su.
 
Bir kere H2O’nun Türkçe en eski adı su değil sub. Köktürkçe ve Uygurca metinlerde böyle geçiyor. Hece sonundaki -b Türkçede sonradan genel kural gereği w’ye dönüştüğünden sub da suw olmuş. (Aynı kural gereği artık eb, baştan sabma, sebgülüg vs. demiyoruz.) Öteki Türki dillerin çoğunda halâ suu veya suv kullanılıyor. Türkiye Türkçesinde final sessiz yutulmuş, buna karşılık ekli biçimlerde eski sessizin izlerini görmek mümkün.
Kitap türkçe yi o kadar güzel anlatıyor ki;
Ornegin" 3000yil kadar ince öküz basi anlamına gelen elif kelimesi türeyerek günümüzde sık kullanılan bir kız ismi olmuştur" diyor yazar.(cumleyi aklimda kaldigi kadariyla soyledim tam paragraf bu degil.)Sevan nişanyan türkçenin nasıl bir dil olduğunu çok sert bir biçimde anlatarak yorumluyor. Kesinlikle okunmasini tavsiye ediyorum fakat kitabi bir gunde sip diye okyup bitirirseniz hicbir kazanc elde edemezsiniz . Bu kitabi bir ansiklopedi olarak düşünün arada bakıp birşeyler öğrenebileceğiniz türden. Bir örnek daha vermek istiyorum bizler poğaça dediğimizde türkçeyi katlediyoruz onu orjinali "boğaça"ymış.
üç beş kelimenin alt alta dizilmiş ve kelimelerle ilgili literatürdekilerin dışında üç beş farklı cümle kurulmuş hepi topu. buna kitap deniyor okuyana bunun ne katkısı olacak diye düşünmeksizin kurulmuş gereksiz yazı dizisi
Katılın veya katılmayın Sevan Nişanyan 51 soruda cumhuriyet tarihinin yalanlarını, saptırmalarını belki çok ağır eleştrilerle de olsa ortaya koyuyor. Özellikle harf inklabı konusunda yaptığı açıklamalar ve sunduğu kanıtlar inklabın ne şartlarda ne amaçlarla yapıldığını gözler önüne seriyor. Kitabın tek eksik yönü; çoğu yerde kötü sonuna kadar yerilirken, yapılan iyilik göz ardı edilmiş.
Sevan Nişanyan'ın Elif'in Öküzü kitabından sonra okuduğum ikinci kitabı. O kadar beğendim ki Nişanyan Sözlük'ü de sipariş ettim. Kitap Nişanyan'ın Taraf gazetesinde yazdığı Kelimebaz köşesindeki yazılarının derlenmesiyle oluşmuş. Günümüzde kullanılan yüzlerce kelimenin etimolojik köklerini incelerken çok keyifli hikayeler eşliğinde anlatıyor Nişanyan. Tam bir genel kültür deposu. Herkesin kitaplığında olması gereken bir kitap bana göre
Etimolojiye meraklı olanların çok ilgisini çekecek bir kitap. Kelimelerin kökenleri üzerine çok ilginç bilgiler içeriyor. Ve sıkıcı değil. Çok eğlenceli bir kitap. Gerçi içindeki bilgilerin kesinliğinden emin olmamak gerek. Çünkü bu konu farklı araştırmacıların, farklı sonuçlara vardığı bir alanda. Günümüzde dilimizin etimolojisi üzerine çalışan Nişanyan' dan başka biri yok gibi. Varsa da akademik alanda kalıyor, bizim haberimiz olmuyor. Keşke daha çok yayın olsa.
belki yazım tarihi ile yayın tarihi arasında ki fark yüzünden eskimiş olmasından belki de yazarın tarihçi kimliğine sahip olmamasından dolayı çok ısınamadığım kitap. zaten kendisi de ön sözde bunu belirtip ufaktan bir kılıf hazırlamış diyebiliriz.
nişanyan'ın tarzını sevdiğim için okudum, çok sıkıldığımı da söyleyemem ama bazı konularda iyi tespitleri olduğu kadar zavallıca tespitleri de vardı. bazı konular da adeta "konjonktür böyleydi kardeşim" demekten geri durmamış mesela.
kemalist olmadığım için çok tahrik olmadım ben. illa okumak isteyen okusun yinede.
Son zamanlarda kpss tarzı sınavlara yoğunlaştığımdan pek kitap okumaya fırsatım olmamıştı. Geçtiğimiz günlerde kütüphanede gezinirken yüzlercesi arasından uzun zamandır kendisini ve kitaplarını merak ettiğim Sevan Nişanyanın birçeşit otobiyografik kitabı olan Aslanlı Yola rastladım. Aldım eve geldim bir günde yorulmayı göze alarak 342 sayfayı yuttum. Kitapta ilgimi çeken Nişanyanın Türkiyede daha önce örneğine rastlamadığım biçimde cüretkar ve inatçı olması oldu. Oldukça ilgi çekici bir kişilik. Yorucu ama zerre pişman olunmayacak kadar dolu ve aydınca bir yaşama adamış kendini. Robert kolejlerden, Harward lara, Güney Amerikada yaşadıklarından bura üzerine hazırladığı tezler, şirincede kurduğu köy-otel tarzı işletmeden Etiyopyanın yüksek manastırlarına kadar uzanan macera ve dolu dolu bir hayat. Ee tabi alınan her kararın bir bedeli var. Türkiyeden, Bangladeşe kadar birçok ülkede sorunlar yaşayıp hapis yatmış. Ancak yılmamış. Uzun lafın kısası: Bir hayat nasıl yaşanmalı? Bir aydın nasıl olmalı? Sorularına güzel ve dramatik olaylar içinde cevap bulacağız. Okuyunuz... :))
Aydınlatıcı bir çalışma. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecinde yapılan hatalar, ve bu sürece dair yanlış algılara dair belgeli argümanlarla yapılmış detaylı değerlendirmeler içeriyor. Herkese tavsiye ederim.
Kitabını ilk yayını 2008'dedir. Yazarın söylemine göre; 1994'te tamamlamış fakat yayınlamaktan çekinmiştir. Kitabın temel konusu Kemalizm düşüncesinin savunduğu tezlere eleştiridir. Demokrasi, batılılaşma, inkılaplar, laiklik, ulusçuluk ve milli mücadele olmak üzere altı kategoriye ayrılmış 51 soru sorar. Bu sorular bugün de kemalizme karşı sorulan sorulardır. Cevaplarında üç cepheden bakan bir yöntem kullanmış; soruda kullanılan terimlerin anlamı, cumhuriyetin getirdiği anlam ve bu ikisinin denk olup olmayışı... Şahsi fikrime göre 51 sorunun yaklaşık yarısına verdiği cevaplar çok fazla idealist ve gerçekçi değil, on tane civarındakiler anlamsız sorular ("medeniyet tek dişi kalmış canavar mıdır?" benzeri), kalan grup da kabul edilebilir eleştiriler olmuş. Çok tavsiye edebileceğim bir kitap değil fakat Atatürkçü kesime saldırmak istiyorsanız içinde çok materyal bulabilirsiniz.
Sevan Nişanyan matematik köyünde geçirdiğim zaman diliminde ülke meseleleri, sanat, felsefe üzerine derin tartışmalara girdiğim birisi. Fikirlerinin çoğuna katılmadığım halde, düşünüş tarzından söylem biçimine dek hayran kaldığım bir karakter olarak hayatımda yer etti. Aslanlı Yol onun otobiyografisi. Okunmasını tavsiye ederim. Onun yaşadıklarının onda birini yaşayıp ölürsem, kendimi epey şanslı addedeceğim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Sevan Nişanyan
Unvan:
Yazar,Dil Bilimci
Doğum:
İstanbul, 21 Aralık 1956
İlköğrenimini Özel Pangaltı Ermeni İlkokulu'nda gördü; 1968'de, Milliyet gazetesi tarafından düzenlenen İlkokullararası Bilgi ve Kültür Yarışması'nda üçüncü oldu.[1] Orta öğrenimini Işık Lisesi ve Robert Lisesinde tamamladı. 1974'te ABD'ye giderek Yale Üniversitesi ve Columbia Üniversitesinde tarih, felsefe ve Güney Amerika Siyasi Sistemleri üzerine eğitim gördü.

1984-1985 yıllarında Commodore 64 adlı kişisel bilgisayarı (PC) Türkiye'ye getiren firmanın kurucusu ve yöneticisi oldu. Bilgisayar programcılığı ile ilgilendi, çeşitli konuşma ve konferanslara katıldı. Türkiye'nin ilk popüler bilgisayar dergisi olan Commodore'u kurup orada Baytan Bitirmez müstear ismiyle yazılar yazdı.

Sevan Nişanyan, çeşitli Britanya ve Uzakdoğu yayınevleri için seyahat kitapları kaleme aldı. 1998 yılında "Küçük Oteller Kitabı" adlı kitabı ilk kez yayımladı. Türk turizmine kitle turizmi dışında yeni bir yön kazandırma çabası olarak görülebilecek "Küçük Oteller Kitabı"'nı her sene yenileyerek bir referans kitabı haline geldi.

1995 yılında eşi Müjde Nişanyan ile birlikte İzmir'in Selçuk ilçesinin Şirince köyüne yerleşen Nişanyan, bu köyde geleneksel mimari dokuyu korumak ve canlandırmak için yaptığı çalışmalarla tanındı. Eski köy evlerini geleneksel tarzda onararak oluşturduğu Nişanyan Evleri adlı otel 1999'da işletmeye girdi. Şirince'de yıkılmakta olan evleri resmi izin olmadan restore ettiği gerekçesiyle 2001 yılında 2863 sayılı yasa kapsamında 10 ay hapis cezası aldı.

Bu dönemde Türkçenin etimolojisi üzerine ilk kapsamlı bilimsel çalışma olan "Sözlerin Soyağacı: Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü" adlı çalışmasını tamamladı; aynı sözlüğün popüler bir özeti olan "Elifin Öküzü ya da Sürprizler Kitabı" adlı kitabı yayımlandı.

2004'te İnsan Hakları Derneği tarafından verilen Ayşenur Zarakolu Özgür Düşünce Ödülü'ne layık görüldü.[5] Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu bölgeleri hakkında resmî görüşün verilerini sorgulayan "Ankara'nın Doğusundaki Türkiye" adlı gezi rehberi 2006'da yayımlandı.

Nişanyan'ın Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş dönemine ilişkin eleştirel görüşlere yer veren "Yanlış Cumhuriyet: Atatürk ve Kemalizm Üzerine 51 Soru" adlı kitabı 2008'de basıldı. "Sözlerin Soyağacı"'nın geniş ölçüde gözden geçirilmiş ve genişletilmiş yeni versiyonu da aynı tarihte piyasaya sunuldu.

Agos gazetesindeki köşe yazarlığının yanı sıra, 29 Ekim 2008 ve 14 Aralık 2009 tarihleri arasında Taraf gazetesinde "Kelimebaz" adıyla dile ilişkin köşe yazıları yazdı. Bu yazıları iki ayrı kitapta toplanarak "Kelimabaz - 1" ve "Kelimebaz - 2" isimleriyle yayımlandı.

2009'dan itibaren Anadolu yer adlarına ilişkin geniş kapsamlı bir çalışma başlattı. Çalışmanın ilk ürünleri 2010'da piyasaya çıkan "Adını Unutan Ülke: Türkiye'de Adı Değiştirilen Yerler Sözlüğü" adlı kitapta ve Index Anatolicus web sitesinde yayımlandı.

Likya hakkında kitap yazma çalışması sırasında aklına düşen kaya mezarı inşa etme fikrini, yirmi yıl sonra, 2012 yılında Şirince'de gerçekleştirdi.

Agos yazılarını da kapsayan otobiyografisi Aslanlı Yol, 2012 yılında yayımlandı.

Şirince'de inşa ettiği taş binalar mühürlendikten sonra mührü sökerek inşaata devam eden Nişanyan iki yıl hapis cezasına çarptırıldı. Daha önce onanan hapis cezaları da buna eklenince infaz süresi 11 yıl 5 aya çıktı. Söke Cezaevi'nde cezası infaz edilmeye başlandı. 2017'de daha sonra aktarılmış olduğu Foça Açık Cezaevi'nden firar ederek yurtdışına kaçtı. Sığındığı Yunanistan'dan iltica talebinde bulundu.

Yazar istatistikleri

  • 18 okur beğendi.
  • 80 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 66 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.