Şevket Süreyya Aydemir

Şevket Süreyya Aydemir

Yazar
8.9/10
497 Kişi
·
1.408
Okunma
·
123
Beğeni
·
5.055
Gösterim
Adı:
Şevket Süreyya Aydemir
Unvan:
Öğretmen ve Yazar
Doğum:
Edirne, 1897
Ölüm:
Ankara, 25 Mart 1976
1897'de Edirne'de Balkan göçmeni, topraksız bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Babası Mehmet Ağa, Bulgaristan'ın Deliorman yöresinde toprak sahibi varlıklı bir kişi iken servetini kaybetmiş biriydi, Edirne'de bahçıvan olarak çalışmaktaydı. Annesi aydın bir kişi olan Şaziye Hanım idi. Okuma yazmayı annesinden öğrendi. Mahalle Mektebi'nden sonra askeri rüştiyeye devam etti. Küçük yaşlardan itibaren siyasetle ilgilendi. Henüz on bir yaşında iken İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye oldu. Balkan Savaşları öncesinde annesini ve bir ağabeyini kaybetti. Edirne işgale uğrayınca katliamdan kurtulmaları için İstanbul'a gönderilen çocuklar arasında yer aldı. Kuleli Askeri Lisesi'ne kaydoldu ancak Edirne'nin geri alınması ve bir oğlunun daha asker olmasını istemeyen babasının çağırması üzerine geri döndü; Edirne Rüştiyesi ve Öğretmen Okulu'nda (bugünkü Edirne Lisesi) öğrenim gördü. Bu yıllarda Turancı görüşleri benimsedi. Diğer ağabeyinin Sarıkamış'ta hayatını yitirmesi üzerine I. Dünya Savaşı'nda gönüllü olarak savaşa katıldı; ağabeyin şehit edildiği Kafkasya Cephesi'nde çarrpıştı, yaralandı. Cephedeyken okuduğu Müfide Ferit'in Aydemir adlı romanı onu çok etkiledi. İleride Soyadı Kanunu çıktığında Aydemir soyadını seçmesi bu romanın etkisiyledir.

Geri çekilme emri üzerine Edirne'ye dönen Şevket Süreyya, öğretmenlik eğitimini tamamladı. Edirne'nin Yunanlar tarafından işgali üzerine bir süre yerel direniş hareketlerine katıldı. Azerbaycan'da kurulan hükümetin İstanbul hükümetinden öğretmen istemesi üzerinde Nuha kentine (bugünkü adıyla Şeki) öğretmen olarak atandı ve 1919–1920 yılları arasında Azerbaycan'a geçti. Ermeniler'e karşı kurulan gönüllü birliğin kumandanı oldu ve bir halk kahramanı haline geldi. Ancak Kafkasya'nın çok etnikli yapısını görünce eski Turancı fikirlerinin doğruluğunu sorgulamaya başladı. Bakü’de toplanan Doğu Halkları Kurultayı’na Nuha Delegesi olarak katıldı. Bu kongreye katılması onun komünizme merakını arttırdı. Kurtultay'dan 10 gün sonra yine Bakü'de gerçekleşen Türkiye Komünist Fırkası'nın toplantısına da katılan Şevket Süreyya, merak ettiği ideolojiyi öğrenmek isteiği ağır basınca Milli Mücadele'ye katılmak yerine Nuha'ya dönmeyi tercih etti. Bir süre amaçsızca gezen Şevket Süreyya, Batum'a gittiğinde Komünist Parti'ye girdi. Yine Batum'da bir öğretmen arkadaşının kızkardeşi ile evlendi ve bu evliliği ömrünün sonuna kadar sürdürdü. Batum'dan sonra Moskova'ya giderek bir çok Türk öğrenicinin de öğrenim gördüğü Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'ne (KUTV) kaydoldu. İktisadi ve Sosyal Bilimler Okulu 'nda ekonomi eğitimi aldı. 1923 yılında Türkiye'ye geri döndü.
Şevket Süreyya, Türkiye'ye döndükten sonra Aydınlık Dergisi'nde komünist fikirleri yaymaya çalışan yazılar yazdı. 1924 yılında Sadrettin Celal Antel ile beraber hazırladığı Lenin ve Leninizm adlı kitabı yayımladı. 1925'te TKP'nin üçüncü kongresinde yedi kişilik Merkez Komite'nin üyesi oldu. Türkiye İşçi ve Çiftçi Fırkası'nın 1 Mayıs'ta "Dünyanın Bütün İşçileri Birleşiniz" yazılı broşür dağıtması nedeniyle gerçekleşen "1925 tevkifatı" sonucu dergi kapatıldı ve Aydemir de Ankara İstiklal Mahkemesi'nde devrin bir çok ünlü komünistiyle beraber yargılanarak 10 yıl hapse mahkûm oldu. Muasır Türkiye'nin İktisadi İnkişaf İstikametleri adlı kitabını mahkumiyeti sırasında yazdı fakat bu eser yayımlatamadı. Afyon Cezaevi'nde geçirdiği bir buçuk yıldan sonra 29 Ekim 1927'da ilan edilen genel aftan yararlanarak hapisten çıktı. 1927 Tevkifatı sırasında yeniden tutuklanıp yargılandı fakat beraat etti. Bundan sonra komünizm çizgisinden ayrılıp bir nevî milliyetçi komünizm anlayışını savunmaya başladıysa da Türkiye için geçerli düşüncenin Kemalizm olduğu görüşüne döndü. Vedat Nedim Tör'le birlikte TKP'den ayrıldı. Partiyi polise ihbar etmekle suçlandı.
1928'de Bürokrat olarak Ankara'da çalışmaya başladı. 1951 yılında kadar eğitimci ve iktisatçı olarak çeşitli devlet görevlerinde bulundu. Yüksek Teknik Öğretim Umûm Müdür Yardımcılığı, Ankara Belediyesi İktisat Müdürlüğü, Ankara Ticâret Mektebi Kurucu Müdürlüğü, İktisat Vekâleti Sanâyi Tetkik Heyeti Reisliği, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Üyeliği yaptı.
1932 yılında Atatürk’ün isteği üzerine Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile birlikte Kadro Dergisi'ni çıkarttı. Dergi kapatıldığında Ankara Ticaret Mektebi'nde müdür olan Aydemir, bu görevi 1936'ya kadar sürdürdü. İki yıl Ankara Belediyesi İktisisat Müdürlüğü yaptıktan sonra İktisat Bakanlığı'nda çalışmaya başladı ve İsmet İnönü'nün güvenini kazandı. Komünist geçmişi nedeniyle çok eleştirilse de başarıları nedeniyle yükseldi. Bir dönem Ekonomi Bakanlığı'nca İsmail Hüsrev Tökin’le birlikte bir kalkınma planı hazırlamakla görevlendirildi. Fakat İsmet Paşa bu planı kabul etmedi.
1951'de Vekiller Heyeti kararıyla emekli edildikten sonra kendisini yazarlığa verdi. Hayatı boyunca çok sayıda eser veren Aydemir, Tek Adam adlı eserinde Atatürk; İkinci Adam adlı eserinde İsmet İnönü 'yü yazdı. Bunun dışında Menderes'in Dramı, Enver Paşa (kitap) gibi biyografiler ve Suyu Arayan Adam gibi otobiyografik denemeler dışında Toprak Uyanırsa ve Kahramanlar Doğmalıydı adlı romanları yazdı. 27 Mayıstan sonra oluşan yeni düşünce ortamında kurulan sosyalist eğilimli Devrim ve Yön gibi dergilerde yazıları yayınladı. 12 Mart Muhtırası sonrası Yön Dergisi kapatılınca yazılarına Cumhuriyet Gazetesi'nde devam etti. 25 Mart 1976'da Ankara'daki evinde hayatını kaybetti. Ankara Belediye Başkanı'nın emriyle tabutu, Türk bayrağına sarılı olarak defnedilmiştir. Adı, Ankara'da yıllarca oturduğu sokağa verildi.
Bu sözler saçma! diyordum, bunlarda her halde bir yanlışlık var. Anlatılmak istenen şey, her halde başka? Aslolan ne sınıf, ne de partidir. Bunların hepsi laf... Aslolan insaniyet!
Evet, insaniyet!..
Şevket Süreyya Aydemir
Sayfa 181 - Remzi Kitabevi
Her gövdenin içinde ayrı bir kalp çarptığı gibi, her kafanın içinde ayrı şahsiyetler yaşıyordu. Kimisinin ruhu, kendini yenen hayat karşısında tam bir teslimiyete çökmüştü. Kimisini, ümitler, sevgiler, yahut kin ve intikam duyguları hayata bağlıyordu.
Şevket Süreyya Aydemir
Sayfa 393 - Remzi Kitabevi
İnsanların, kendinden binlerce yıl önce yaşamış olan insanlarla aralarında bağıntılar kurabilmeleri ne güzel şeydi...
Şevket Süreyya Aydemir
Sayfa 232 - Remzi Kitabevi 4.Baskı 1975
Kalpten gelen gözyaşları utanılacak şeyler değildir. Fakat ne de olsa ağlayış, insanın kendi maddesiyle kendi iç âlemi arasında gizli bir yakarıştır ve öyle kalmalıdır..
"Bunların hepsinin elbette ki bir manası vardır. ..ama Sen anlayamıyorsun. Çünkü sen bir cahilsin ! Kafamdaki bütün sermayem ,bir öğretmen okulunun basmakalıp tekerlemeleri üzerine işlenmiş, karmakarışık birtakım hayallerden başka nedir ki ?.
Hatta İstanbul dan bir darülfünun (üniversite )şahadetmamesi de alabildin, Fakat sanki ne değişecekti? .Belki mecelle kaidelerini sende ezberleyecektin. Tek yabancı dil bilmeyen ,evlerinde kitaplıkları bulunmayan ,koltuklarının altında telif eserleri olmayan bir takım asık suratlı hocalar, sana dünya tarihinden ,iktisattan, coğrafyadan dersler vereceklerdi.O dersler, o takrirler ki,en kabadayısının özünü bir incir çekirdeğini sığdırmak kabildir.Sen,bir yabancı dil bile bilmiyorsun .Öğretmen okulu sana ne vermişse onu bir adım bile ilerletemezsin. Avrupaya tahsile gideyim desen ,seni kim gönderir ?.Memleketinde tek dikili ağacın ve bir yerde bir tek kuruşun bile yok...
Halbuki hem senin ömür çürüttügün o yarı kışla mekteplerin, hem dilsiz ,kitapsız, Fakat kof,asık suratlı hocaların arkasında, ne senin ,ne de onların bilmediğiniz başka bir alem var:
Bilgilerin ,fikirlerin,kültürlerin alemi. Insanlığın yüzyıllar boyunca biriktirdiği fikir sermayesi...Sen onun yolunu bulmalısın yavrum,onun kaynağını. ..
Sen anlamıyorsun ama,herşey ona dayanarak yürüyor. Terakkiler, medeniyetler ,hatta isyanlar,ihtilaller bile...
Sen kaynağı ara asıl kaynağı. .Bu kaynağa ya varır, ya varamazsın.Yahut da vardım zanneder, kendini bir şövalye sanırken, bu hayat sirkinde ömrünün sonuna kadar ,bir palyaço kılıcı sallar durursun.Ama öyle de olsa yol, gene kaynağa götüren yoldur. .Sen onu ara yavrum,sen suyu ara ...
Şevket Süreyya Aydemir
Sayfa 210 - Remzi kitabevi..
Çünkü bence zerdali, bozkırın en vefalı meyve ağacıdır. Vatanı bozkırdır. Bozkır insanı gibi, susuz, kireçli, fakir topraklar üstünde yaşar. Bozkırın yeşil bayrağı zerdalidir.
Şevket Süreyya Aydemir
Sayfa 337 - Remzi Kitabevi 4.Baskı 1975
382 syf.
·10/10
-Atatürk'e, düşmanlarından bir bayan, bir yabancı gazetede ''sokak çocuğu ve zalim'' diye yazılar yazmak küçüklüğünü göstermişti. Bir gün Yat Kulüp'te Atatürk, arkadaşlarına bu yazıdan söz ederek demiştir ki :
''Benim için 'sokak çocuğu ' diye yazmış... Ben pek küçük yaşta yatılı bir öğrenci olarak okullara girmedim. İdadi'den Harp Okulu'na, oradan da orduya hizmete gittim. Sorarım sizlere, benim sokakta oynamaya vaktim mi vardı ? Bana 'zalim' diyormuş... Ben eğer bu vatana ihanet eden birkaç adamı mahkemeye vererek, kanun çerçevesinde bu adamların cezalarını bulmalarını sağladımsa, bunun sebebi Türk milletine duyduğum sevginin onlara duyduğum sevgiden daha daha büyük olmasıdır... Bu nedenle Türk milletine onların zararlı vücutlarını feda ettim...'' demiştir.
...
Kitabın incelemesine geçmeden önce bu güzel ve anlamlı anıyı paylaşmak istedim.Tek Adam Şevket Süreyya Aydemir’in uzun bir araştırma sonucunda 1963-1965 yılları arasında kaleme aldığı dünyada Atatürk üzerine yazılmış en iyi ilk biyografilerden birisidir.Serinin ilkinde Mustafa Kemal Atatürk’ün özel hayatıyla merak edilenler yerine daha ziyade öğrencilik ve askerlik hayatına değinmektedir.İlk cildinde Atatürk’ün doğumundan çocukluk yıllarına ve ilk gençlik yılları olan 1919 yılına kadar olan süreyi kapsıyor.Kitap sayesinde doğru bildiklerimin yanlış olduğunu kitap sayesinde görmüş oldum.Mustafa Kemal’in fikirlerinin oluşmasında yaşadığı olaylar ve dönemin koşullarının etkili olduğunu bilmekle beraber yakın arkadaşlarının onun gibi idealist ve ileri görüşlü olmadığını da görmekteyiz.Ali Rıza Bey’in yaşadığı maddi zorluklar erken yaşta hayata veda etmesi,Mustafa’nın üvey babasıyı kabul etmemesi,okul hayatı,ilk tayin yeri olan Şam’da yaptığı cesur çalışmaları,asker hayatının en zorlu kişisel mücadelesini Enver Paşa ile yaşamıştır.Enver Paşa Mustafa Kemal’in Çanakkale’deki büyük başarısına rağmen ismini gölgede bırakmaya çalışmıştır.Siyasi ve askeri mevzulardan uzak tutabilmek içinde uzak yerlere tayin edilmiştir.İlk görev yeri olan Şam’dan kaçıp selanik ordusuna inkılaplar başlatmak istemesiyle önceden ne kadar cesur olduğunu göstermişti.Kesinlik tavsiye ederim okuyun ve okutup.Atamızı daha iyi anlamak için daha fazla okuyup çalışmalıyız.Sonsuz minnetle...
Keyifli Okumalar Dilerim
488 syf.
·Puan vermedi
Öncelikle kitabımız dolu dolu bir hayat yaşamış olan yazarımız Şevket Süreyya Aydemir otobiyografisidir. Şevket Süreyya Aydemir eserinde, çocukluğundan itibaren hayat hikayesini ayrıntılı bir şekilde anlatmış. Yazar, eseri çok samimi ve yalın bir Türkçe ile kaleme almış. Edirne'de dünyaya gelen yazar, hayatının değişik dönemlerinde farklı siyasi görüşleri benimser, Soğuk Savaş döneminde İdealleri uğruna yolculuklar yapar, yargılanır, hapis yatar, devlet kademelerinde görevler yapar ve sonunda emekli olur. Yazar bütün yaşadıklarını, hayallerini, düşüncelerini, kendini arayışı ve kendini ararken Türkiye'nin dününü, bugününü ve yarınını çok başarılı bir şekilde anlatmış eserinde..

Kitapta en çok hoşuma giden şey, Şevket Sürayya AYDEMİR'in kendisi oldu :) İdealist ve uğruna savaşacağı fikirleri olan bir birey olarak yola çıkan yazarımız, her gittiği coğrafyada fikirlerinin gayet haklı sebeplerle değişmesi; okuyucuyu da inançlarını ve fikirlerini sorgulamasını sağlıyor. Kişinin duygu, düşünce ve inançlarının coğrafyayla nasıl bağlantılı olduğunu; konjonktürel ve paradigmasal değişimlerle inanç ve düşüncelerin değişimi çok başarılı bir şekilde anlatmış.

Kitapta en çok hoşuma giden ikinci husus da kitabın bana Charles Dickens İki Şehrin Hikayesi 'ni ve Boris Pasternak'ın Doktor jivago yu anımsatması oldu. Bana göre hepside aynı şeyi anlatıyor. "Değişimlerle değiştirilmek istenen şey değişmiyor sadece yol değişiyor ve bizim de yolda olmak hoşumuza gidiyor."
488 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
"Insanlar ne dolu hayatlar yasiyor"demeden geçemiyorum ..bir dünya savaşında carpısmak gencecik ruhlarda ,tazecik bedenlerde ,nereden gelen bir meziyet ? ..bir gün öğrenci olup hayatla şakalasırken ,ertesi gun bir trene binip dağlar ,ovalar ötesine geçmek ...türk toprağı "Turan"ı görmek için cepheden cepheye savrulmak...yaralanmak ,hayal kırıklıklarının ortasında at sürmek ..yollarda yaşanan aşklar . Kasabalardan geçen açlık kafileleri ..Moskova da öğretmen ,kremlinde serseri ...çarlar devrilip ,devirler devrimlenirken misafir ...Nazım ile yoldaş, yurdunda surgun ,hapiste katip olmak ..
Bir otobiyografi olarak mı değerlendirmesini yaparsınız yoksa yazılmamış bir tarih kitabımı onu size bıraktım. .kitaba başlarken şunu düşünmüştüm 2 Ağustos 1914 artık hiç unutmayacağım bir tarih
..derslerde. 1.dünya savaşı denildiğinde 1914 diye parmak kaldırırken 2 ağustosu ogretmemisler bize, eksik kalmışız biraz ..okudukça yeniden öğrendim yeniden büyüdüm bazı yazarlarla ve kitaplarla .."suyu arayan adam" da onlardan biri ....iki savaş arasında sıkışıp kalmış bir Türkiye gelişmeye çalıştıkça daralan zaman ..bir yanda Rusya bir yanda Hitler ...daha yapılacak çok şey varken yarım kalmış bir hikaye gibi vatanım. ..
Ben çok severek okudum zaman içerisinde tekrar okumak istediğim bölümler kaldı aklımda ...eğer yakın tarihe bir göz atmak isterseniz kesinlikle tavsiye ederim ...
"Suyu aramaya devam ta ki bulana kadar "
Sevgiyle kalın. ..
560 syf.
·Beğendi·10/10
Tam anlamıyla bir başucu kitabı; insanın sık sık eline alması gereken, kafası bir konuya takıldı mı hemen kısaca bir göz atılması lazım gelen, birincisinden çok daha iyi bir kitap; zira burada bütün Milli Mücadele'den söz ediyoruz. Ve ben hâlâ, lisede, bu kitabın gerekirse "zorla" okutulması taraftarıyım -tabii bu tartışılır, "zorla" kısmını çok dikkate almayın.

Bir kere okunacak, "okudum" diyerek geçiştirilebilecek bir kitap değil bu; tekrar tekrar okumak, öğrenmek lazım. Burada kastettiğim, baştan sona tekrar tekrar öğütmek değil elbet ki bunun yararı konusunda da şüpheliyim. Fakat özümseyerek, sindire sindire bilmek lazım her bir kısmını.

Kitabın üç yüz kırk altıncı sayfasında geçen bir alıntıyla tamamlamak istiyorum sözlerimi: "Hakiki kültür, kazanılan ve benimsenen bilgilerin zenginliğidir. Geçmiş davaların kültürlü bir şekilde idraki ve tevarüs edilmesidir. Karşılaşılan durumların doğru olarak anlaşılması için de, bunların makul ve tenkidi bir surette açıklanabilmesidir..." Sovyet bir diplomat olan Çiçerin'in sözleri bunlar, Aralof'u Ankara'da büyükelçi olmaya ikna ederken sarf ettiği sözler. Bu da bir ışık olsun bize, neden bu kitabı okumamız gerektiğine.

"Kültürlü" okumalar.
528 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Merhaba.
İlkokul öğretmeni olarak yetişmek üzereyken Birinci Dünya Savaşı'na katılan, hayallerinde daima bir özlem ve heyecan uyandıran Turan düşüncesiyle İstanbul'dan Batum'a bir vapur yolculuğu ile başlayan ve dört yıl sonra Odessa'dan kalkan gemiyle tekrar yurda döndüğü, aradığı "suyu özde" bulan Şevket Süreyya Aydemir'den otobiyografik bir eser.

Kitapta Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemleri, cumhuriyetin ilk yılları, Rusya'da yaşanan ihtilal, Rus ve Çin tarihleri, 1929 Büyük Buhran'ın yurdumuza ve dünyaya olan etkileri gibi bir çok bilgiyi, yazar gayet açık bir dille bizlere sunuyor. Kitabın Rusya ve Çin tarihi ile ilgili bölümleri okurken biraz sıkıcı gelse de genel itibarıyla çok güzel bir eser.

129. sayfada Ermeni komitecilerin öldürdükleri insanlarımıza yaptıkları işkenceleri okurken tüyleriniz diken diken oluyor. Ben bunları yazacak güç bulamadım kendimde. Okuyunca bana hak vereceksiniz.

Kitap, her ne kadar tarih ağırlıklı olsa da Rus, Kafkas, Anadolu ile olan bölümlerin anlatımında yazarın coğrafik, etnografik gözlem gücüyle eserin çok yönlülüğüne şahit olacaksınız.

Son olarak kitabı ön kapağı olmayan 1974 yılı teksir kağıt baskılı versiyonla okumakta bana bir nebze nostalji yaşattı.

Keyifli okumalar...
488 syf.
·Beğendi·9/10
Hani bazı kitaplar vardır, “okumadım” dediğiniz anda herkes size, ölüm döşeğinde son günlerini yaşayan şifasız bir hastaya bakar gibi acı ve üzüntüyle bakarlar ya.
Örneğin Orwell’in Hayvan Çiftliği, 1984, Kafka’nın Dönüşüm, Atay’ın Tutunamayanlar’ı gibi.
"Bahse konu kitapların neden o kadar önemli olduğunu onları okuduğum halde anlayamasam da" işte benim için Şevket Süreyya Aydemir’in Suyu Arayan Adam’ı ve Zeytindağı, Görüp İşittiklerim, Politika Galerisi de öyle kitaplardandır.

Bu kitabı okuduğunuzda II. Abudlhamid’in kendine kayıtsız şartsız biat etmeyen okur, yazar, düşünürlere karşı tahammülsüzlük, korku ve düşmanlığının “İttihatçı” denen şu beceriksiz hayalperestleri nasıl “Hürriyet Kahramanı” mertebesine çıkardığını göreceksiniz.
Ve o İttihatçı kafanın 600 yıllık imparatorluğu, yüzbinlerce insanımızı ve kendilerini, emperyalistlerin sözüne güvenerek, bir kumar masasına nasıl sürdüklerini, sonucu daha baştan belli olan bu kumarı nasıl kaybettiğimizi de yine bu kitaptan öğreneceksiniz.
Baskı, hukuksuzluk, yolsuzluk, hırsızlık, adaletsizlik, farklı görüşlere tahammülsüzlük, idamlar, infazlar, konusunda İttihatçılar ile Atatürk dönemlerinin II. Abdulhamid döneminden ve günümüzden çok farklı olmadığını da bu eseri okuduğunuzda anlayacaksınız.
Kısacası, “bu kitabı okumadan tarihe mal olmuş çok önemli, pek çok konuyu öğrenebilmenin bir başka yolu yok” desem bilmem abartmış olur muyum?
382 syf.
·Beğendi·8/10
Mustafa adlı bir çocuğun Mustafa Kemal Paşa olduğu, Kurtuluş meşalesinin yakıldığı yıllara kadar olan dönemin detaylarıyla anlatıldığı, sanki Mustafa Kemal’in yanındaymış, yaşadıklarına o döneme tanık oluyormuş hissiyatı veren bir anlatımın olduğu kitaptır. Doğmadan önce ailesinin, Osmanlı İmparatorlu’ğunun içinde bulunduğu şartlara paralel yaşamına konuk olur, harbiye yıllarındaki ilk devrim tomurcuklarının filizlenmesine şahit olursunuz. Suriye’deki sürgün hayatında yaşadığı odasına göz atar, Enver Paşa ile husumetlerini, ihtilalleri analiz edersiniz. Çanakkale ve Balkan savaşlarını detaylarıyla olmasa da Tek Adam’ın gözünden yaşamaya çalışırsınız.
Tabi anlatım Tek Adam’a tek yönlü olarak her zaman olumludur, zaman zaman mübalağaları fazlasıyla hissedersiniz, objektiflik doğal olarak zordur, aslında çok da rahatsız etmez. Olayların, sürecin anlatımında sık sık dip notlara başvurulur ve başka kaynaklara da yönlendirmeler yaparak ayrıntılarıyla anlaşılmasını kovalar. Özetle, önemli bir üçlemenin, Mustafa Kemal’in ‘arkadaşı’ olarak bulunduğumuz ilk kitabıdır.
1437 syf.
·Beğendi·10/10
"Tarihte önemli roller oynayan kişiler,tarihin akışına ayak uydurup,Tanrı’nın adımlarını izlediklerinde,etkili ve güçlü bir konuma yükselirler.Ne var ki,tarihin akışını kendi çıkarlarına çevirmeye çalıştıklarında,hırslarının tutsağı olduklarında,görünmeyen bir el,onu tarih sahnesinden alıp,boş bir kabuk gibi bir kenara atar.Bu da Hegel’in deyişiyle ‘’Evrensel Aklın Hilesi’’dir.

Şevket Süreyya’nın ‘’Tek Adam’’ kitabında belirttiği gibi tarihsel kişiler,halkın beklediği şeyleri kucaklarında taşırlar.Eğer bir insan,vakti gelmiş bir düşüncenin eri ise,yapacakları tarihsel koşulların mantığına uyuyorsa ve halkın beklentisine karşılık oluyorsa,işte o adam ‘’ beklenen adam’dır ‘’ve misyonu onun ruh programına yazılmıştır.O nedenle o, ne zaman ne yapacağını bilir ve bildiği işini vakti gelince gerçekleştirir.."
563 syf.
·Beğendi·10/10
Nihayetinde, Şevket Süreyya Aydemir'in diğer bütün kitaplarını okuma kararı aldığım, serinin bitişiyle, son sayfalarıyla insanı parçalayan son kitabıdır. Ve elbette en iyisi. Yazar, katlanarak artan birikimi ve ukalalıkla alakası olmayan üslubuyla mükemmel bir eser ortaya çıkarmış. Ne yazık ki araya giren boşluklarla uzatarak okumak zorunda kaldığım bir kitaptı fakat günde belki yalnızca beş sayfa okuduğum zamanlarda bile son derece doyurucu oldu.

Bu kitabı, on yedinci sayfasında geçen "tul-i emel" (Uzun vadeli, geleceğe ait yüksek emeller, ihtiraslar.) deyimi ile özetleyebiliriz. Beş yüz otuz beş sayfanın büyük çoğunluğunda, Atatürk'ün, kendi "tul-i emel"lerini gerçekleştirişine, bu arada çıkan birtakım problemlere tanık oluyoruz. Zaaflarının "kaplan gibi" (Sayfa dört yüz altmış: "...Kaplana gem vurulmaz.") oluşuyla karışıp ortaya çıkan muhteşem karakterle tanıştıkça onu daha çok anlayacak ve istemsizce daha çok seveceksiniz. Lise seviyesi İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersinin ders kitabının Tek Adam olması yönündeki iddiama hala devam ediyorum bu arada.

Serbest Fırka bahsine özellikle dikkat etmenizi tavsiye ederim. Ve hüzünlü sona hazırlıklı olmanıza.

Dikkatli okumalar.
511 syf.
·Beğendi·9/10
ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR in tek adamını ikinci adamı nıda okumak isterdim fakat kısmet olmadı...Menderes in dramını çok güzel anlatmış yakın tarihten alacağımız çok dersler var Yazanında yazılanında ruhu şad olsun...

Yazarın biyografisi

Adı:
Şevket Süreyya Aydemir
Unvan:
Öğretmen ve Yazar
Doğum:
Edirne, 1897
Ölüm:
Ankara, 25 Mart 1976
1897'de Edirne'de Balkan göçmeni, topraksız bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Babası Mehmet Ağa, Bulgaristan'ın Deliorman yöresinde toprak sahibi varlıklı bir kişi iken servetini kaybetmiş biriydi, Edirne'de bahçıvan olarak çalışmaktaydı. Annesi aydın bir kişi olan Şaziye Hanım idi. Okuma yazmayı annesinden öğrendi. Mahalle Mektebi'nden sonra askeri rüştiyeye devam etti. Küçük yaşlardan itibaren siyasetle ilgilendi. Henüz on bir yaşında iken İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye oldu. Balkan Savaşları öncesinde annesini ve bir ağabeyini kaybetti. Edirne işgale uğrayınca katliamdan kurtulmaları için İstanbul'a gönderilen çocuklar arasında yer aldı. Kuleli Askeri Lisesi'ne kaydoldu ancak Edirne'nin geri alınması ve bir oğlunun daha asker olmasını istemeyen babasının çağırması üzerine geri döndü; Edirne Rüştiyesi ve Öğretmen Okulu'nda (bugünkü Edirne Lisesi) öğrenim gördü. Bu yıllarda Turancı görüşleri benimsedi. Diğer ağabeyinin Sarıkamış'ta hayatını yitirmesi üzerine I. Dünya Savaşı'nda gönüllü olarak savaşa katıldı; ağabeyin şehit edildiği Kafkasya Cephesi'nde çarrpıştı, yaralandı. Cephedeyken okuduğu Müfide Ferit'in Aydemir adlı romanı onu çok etkiledi. İleride Soyadı Kanunu çıktığında Aydemir soyadını seçmesi bu romanın etkisiyledir.

Geri çekilme emri üzerine Edirne'ye dönen Şevket Süreyya, öğretmenlik eğitimini tamamladı. Edirne'nin Yunanlar tarafından işgali üzerine bir süre yerel direniş hareketlerine katıldı. Azerbaycan'da kurulan hükümetin İstanbul hükümetinden öğretmen istemesi üzerinde Nuha kentine (bugünkü adıyla Şeki) öğretmen olarak atandı ve 1919–1920 yılları arasında Azerbaycan'a geçti. Ermeniler'e karşı kurulan gönüllü birliğin kumandanı oldu ve bir halk kahramanı haline geldi. Ancak Kafkasya'nın çok etnikli yapısını görünce eski Turancı fikirlerinin doğruluğunu sorgulamaya başladı. Bakü’de toplanan Doğu Halkları Kurultayı’na Nuha Delegesi olarak katıldı. Bu kongreye katılması onun komünizme merakını arttırdı. Kurtultay'dan 10 gün sonra yine Bakü'de gerçekleşen Türkiye Komünist Fırkası'nın toplantısına da katılan Şevket Süreyya, merak ettiği ideolojiyi öğrenmek isteiği ağır basınca Milli Mücadele'ye katılmak yerine Nuha'ya dönmeyi tercih etti. Bir süre amaçsızca gezen Şevket Süreyya, Batum'a gittiğinde Komünist Parti'ye girdi. Yine Batum'da bir öğretmen arkadaşının kızkardeşi ile evlendi ve bu evliliği ömrünün sonuna kadar sürdürdü. Batum'dan sonra Moskova'ya giderek bir çok Türk öğrenicinin de öğrenim gördüğü Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'ne (KUTV) kaydoldu. İktisadi ve Sosyal Bilimler Okulu 'nda ekonomi eğitimi aldı. 1923 yılında Türkiye'ye geri döndü.
Şevket Süreyya, Türkiye'ye döndükten sonra Aydınlık Dergisi'nde komünist fikirleri yaymaya çalışan yazılar yazdı. 1924 yılında Sadrettin Celal Antel ile beraber hazırladığı Lenin ve Leninizm adlı kitabı yayımladı. 1925'te TKP'nin üçüncü kongresinde yedi kişilik Merkez Komite'nin üyesi oldu. Türkiye İşçi ve Çiftçi Fırkası'nın 1 Mayıs'ta "Dünyanın Bütün İşçileri Birleşiniz" yazılı broşür dağıtması nedeniyle gerçekleşen "1925 tevkifatı" sonucu dergi kapatıldı ve Aydemir de Ankara İstiklal Mahkemesi'nde devrin bir çok ünlü komünistiyle beraber yargılanarak 10 yıl hapse mahkûm oldu. Muasır Türkiye'nin İktisadi İnkişaf İstikametleri adlı kitabını mahkumiyeti sırasında yazdı fakat bu eser yayımlatamadı. Afyon Cezaevi'nde geçirdiği bir buçuk yıldan sonra 29 Ekim 1927'da ilan edilen genel aftan yararlanarak hapisten çıktı. 1927 Tevkifatı sırasında yeniden tutuklanıp yargılandı fakat beraat etti. Bundan sonra komünizm çizgisinden ayrılıp bir nevî milliyetçi komünizm anlayışını savunmaya başladıysa da Türkiye için geçerli düşüncenin Kemalizm olduğu görüşüne döndü. Vedat Nedim Tör'le birlikte TKP'den ayrıldı. Partiyi polise ihbar etmekle suçlandı.
1928'de Bürokrat olarak Ankara'da çalışmaya başladı. 1951 yılında kadar eğitimci ve iktisatçı olarak çeşitli devlet görevlerinde bulundu. Yüksek Teknik Öğretim Umûm Müdür Yardımcılığı, Ankara Belediyesi İktisat Müdürlüğü, Ankara Ticâret Mektebi Kurucu Müdürlüğü, İktisat Vekâleti Sanâyi Tetkik Heyeti Reisliği, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Üyeliği yaptı.
1932 yılında Atatürk’ün isteği üzerine Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile birlikte Kadro Dergisi'ni çıkarttı. Dergi kapatıldığında Ankara Ticaret Mektebi'nde müdür olan Aydemir, bu görevi 1936'ya kadar sürdürdü. İki yıl Ankara Belediyesi İktisisat Müdürlüğü yaptıktan sonra İktisat Bakanlığı'nda çalışmaya başladı ve İsmet İnönü'nün güvenini kazandı. Komünist geçmişi nedeniyle çok eleştirilse de başarıları nedeniyle yükseldi. Bir dönem Ekonomi Bakanlığı'nca İsmail Hüsrev Tökin’le birlikte bir kalkınma planı hazırlamakla görevlendirildi. Fakat İsmet Paşa bu planı kabul etmedi.
1951'de Vekiller Heyeti kararıyla emekli edildikten sonra kendisini yazarlığa verdi. Hayatı boyunca çok sayıda eser veren Aydemir, Tek Adam adlı eserinde Atatürk; İkinci Adam adlı eserinde İsmet İnönü 'yü yazdı. Bunun dışında Menderes'in Dramı, Enver Paşa (kitap) gibi biyografiler ve Suyu Arayan Adam gibi otobiyografik denemeler dışında Toprak Uyanırsa ve Kahramanlar Doğmalıydı adlı romanları yazdı. 27 Mayıstan sonra oluşan yeni düşünce ortamında kurulan sosyalist eğilimli Devrim ve Yön gibi dergilerde yazıları yayınladı. 12 Mart Muhtırası sonrası Yön Dergisi kapatılınca yazılarına Cumhuriyet Gazetesi'nde devam etti. 25 Mart 1976'da Ankara'daki evinde hayatını kaybetti. Ankara Belediye Başkanı'nın emriyle tabutu, Türk bayrağına sarılı olarak defnedilmiştir. Adı, Ankara'da yıllarca oturduğu sokağa verildi.

Yazar istatistikleri

  • 123 okur beğendi.
  • 1.408 okur okudu.
  • 83 okur okuyor.
  • 1.421 okur okuyacak.
  • 29 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları