Şevket Süreyya Aydemir

Şevket Süreyya Aydemir

Yazar
8.9/10
1.086 Kişi
·
3.436
Okunma
·
260
Beğeni
·
8139
Gösterim
Adı:
Şevket Süreyya Aydemir
Unvan:
Öğretmen ve Yazar
Doğum:
Edirne, 1897
Ölüm:
Ankara, 25 Mart 1976
1897'de Edirne'de Balkan göçmeni, topraksız bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Babası Mehmet Ağa, Bulgaristan'ın Deliorman yöresinde toprak sahibi varlıklı bir kişi iken servetini kaybetmiş biriydi, Edirne'de bahçıvan olarak çalışmaktaydı. Annesi aydın bir kişi olan Şaziye Hanım idi. Okuma yazmayı annesinden öğrendi. Mahalle Mektebi'nden sonra askeri rüştiyeye devam etti. Küçük yaşlardan itibaren siyasetle ilgilendi. Henüz on bir yaşında iken İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye oldu. Balkan Savaşları öncesinde annesini ve bir ağabeyini kaybetti. Edirne işgale uğrayınca katliamdan kurtulmaları için İstanbul'a gönderilen çocuklar arasında yer aldı. Kuleli Askeri Lisesi'ne kaydoldu ancak Edirne'nin geri alınması ve bir oğlunun daha asker olmasını istemeyen babasının çağırması üzerine geri döndü; Edirne Rüştiyesi ve Öğretmen Okulu'nda (bugünkü Edirne Lisesi) öğrenim gördü. Bu yıllarda Turancı görüşleri benimsedi. Diğer ağabeyinin Sarıkamış'ta hayatını yitirmesi üzerine I. Dünya Savaşı'nda gönüllü olarak savaşa katıldı; ağabeyin şehit edildiği Kafkasya Cephesi'nde çarrpıştı, yaralandı. Cephedeyken okuduğu Müfide Ferit'in Aydemir adlı romanı onu çok etkiledi. İleride Soyadı Kanunu çıktığında Aydemir soyadını seçmesi bu romanın etkisiyledir.

Geri çekilme emri üzerine Edirne'ye dönen Şevket Süreyya, öğretmenlik eğitimini tamamladı. Edirne'nin Yunanlar tarafından işgali üzerine bir süre yerel direniş hareketlerine katıldı. Azerbaycan'da kurulan hükümetin İstanbul hükümetinden öğretmen istemesi üzerinde Nuha kentine (bugünkü adıyla Şeki) öğretmen olarak atandı ve 1919–1920 yılları arasında Azerbaycan'a geçti. Ermeniler'e karşı kurulan gönüllü birliğin kumandanı oldu ve bir halk kahramanı haline geldi. Ancak Kafkasya'nın çok etnikli yapısını görünce eski Turancı fikirlerinin doğruluğunu sorgulamaya başladı. Bakü’de toplanan Doğu Halkları Kurultayı’na Nuha Delegesi olarak katıldı. Bu kongreye katılması onun komünizme merakını arttırdı. Kurtultay'dan 10 gün sonra yine Bakü'de gerçekleşen Türkiye Komünist Fırkası'nın toplantısına da katılan Şevket Süreyya, merak ettiği ideolojiyi öğrenmek isteiği ağır basınca Milli Mücadele'ye katılmak yerine Nuha'ya dönmeyi tercih etti. Bir süre amaçsızca gezen Şevket Süreyya, Batum'a gittiğinde Komünist Parti'ye girdi. Yine Batum'da bir öğretmen arkadaşının kızkardeşi ile evlendi ve bu evliliği ömrünün sonuna kadar sürdürdü. Batum'dan sonra Moskova'ya giderek bir çok Türk öğrenicinin de öğrenim gördüğü Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'ne (KUTV) kaydoldu. İktisadi ve Sosyal Bilimler Okulu 'nda ekonomi eğitimi aldı. 1923 yılında Türkiye'ye geri döndü.
Şevket Süreyya, Türkiye'ye döndükten sonra Aydınlık Dergisi'nde komünist fikirleri yaymaya çalışan yazılar yazdı. 1924 yılında Sadrettin Celal Antel ile beraber hazırladığı Lenin ve Leninizm adlı kitabı yayımladı. 1925'te TKP'nin üçüncü kongresinde yedi kişilik Merkez Komite'nin üyesi oldu. Türkiye İşçi ve Çiftçi Fırkası'nın 1 Mayıs'ta "Dünyanın Bütün İşçileri Birleşiniz" yazılı broşür dağıtması nedeniyle gerçekleşen "1925 tevkifatı" sonucu dergi kapatıldı ve Aydemir de Ankara İstiklal Mahkemesi'nde devrin bir çok ünlü komünistiyle beraber yargılanarak 10 yıl hapse mahkûm oldu. Muasır Türkiye'nin İktisadi İnkişaf İstikametleri adlı kitabını mahkumiyeti sırasında yazdı fakat bu eser yayımlatamadı. Afyon Cezaevi'nde geçirdiği bir buçuk yıldan sonra 29 Ekim 1927'da ilan edilen genel aftan yararlanarak hapisten çıktı. 1927 Tevkifatı sırasında yeniden tutuklanıp yargılandı fakat beraat etti. Bundan sonra komünizm çizgisinden ayrılıp bir nevî milliyetçi komünizm anlayışını savunmaya başladıysa da Türkiye için geçerli düşüncenin Kemalizm olduğu görüşüne döndü. Vedat Nedim Tör'le birlikte TKP'den ayrıldı. Partiyi polise ihbar etmekle suçlandı.
1928'de Bürokrat olarak Ankara'da çalışmaya başladı. 1951 yılında kadar eğitimci ve iktisatçı olarak çeşitli devlet görevlerinde bulundu. Yüksek Teknik Öğretim Umûm Müdür Yardımcılığı, Ankara Belediyesi İktisat Müdürlüğü, Ankara Ticâret Mektebi Kurucu Müdürlüğü, İktisat Vekâleti Sanâyi Tetkik Heyeti Reisliği, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Üyeliği yaptı.
1932 yılında Atatürk’ün isteği üzerine Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile birlikte Kadro Dergisi'ni çıkarttı. Dergi kapatıldığında Ankara Ticaret Mektebi'nde müdür olan Aydemir, bu görevi 1936'ya kadar sürdürdü. İki yıl Ankara Belediyesi İktisisat Müdürlüğü yaptıktan sonra İktisat Bakanlığı'nda çalışmaya başladı ve İsmet İnönü'nün güvenini kazandı. Komünist geçmişi nedeniyle çok eleştirilse de başarıları nedeniyle yükseldi. Bir dönem Ekonomi Bakanlığı'nca İsmail Hüsrev Tökin’le birlikte bir kalkınma planı hazırlamakla görevlendirildi. Fakat İsmet Paşa bu planı kabul etmedi.
1951'de Vekiller Heyeti kararıyla emekli edildikten sonra kendisini yazarlığa verdi. Hayatı boyunca çok sayıda eser veren Aydemir, Tek Adam adlı eserinde Atatürk; İkinci Adam adlı eserinde İsmet İnönü 'yü yazdı. Bunun dışında Menderes'in Dramı, Enver Paşa (kitap) gibi biyografiler ve Suyu Arayan Adam gibi otobiyografik denemeler dışında Toprak Uyanırsa ve Kahramanlar Doğmalıydı adlı romanları yazdı. 27 Mayıstan sonra oluşan yeni düşünce ortamında kurulan sosyalist eğilimli Devrim ve Yön gibi dergilerde yazıları yayınladı. 12 Mart Muhtırası sonrası Yön Dergisi kapatılınca yazılarına Cumhuriyet Gazetesi'nde devam etti. 25 Mart 1976'da Ankara'daki evinde hayatını kaybetti. Ankara Belediye Başkanı'nın emriyle tabutu, Türk bayrağına sarılı olarak defnedilmiştir. Adı, Ankara'da yıllarca oturduğu sokağa verildi.
Çavuşun söylediği doğruydu. Buna benzer sözleri her gün her mahkumdan dinliyordum. Evet imam hükümetti. Cemaat de millet. Bu iki varlık ise, dünyanın hiçbir yerinde,Türkiye'de olduğu kadar birbirinden ayrı, birbirine uzak kalmamıştı.
Mustafa Kemal, Tek Adam'dı. Çünkü koşullar, olaylar ve yaşadığı hava içinde kendi hammaddesini yoğurarak, kendi kendini yarattı. Mücadelesi, milletinin kaderine damgasını vurdu. Ve hayatı, çağımızın yön tayin edici etkenlerinden biri oldu.
Varlığının hikmeti artık silindiği halde, orduları hala emrinde mahkemelere hala hizmetinde ve aslında otomatik icra teşkilatı olan emniyet kuvvetlerini de kendisinin sayan her iktidar, eğer şartlar hazırsa her ihtilal öncesinde ülkede az çok bir kaos havası yaratır.
Hoca Hanım denilen bir kadın vardı...Her şeyi bilirdi. Yarı sofu, yarı meczup, yarı derviş bir kadındı:
- Edirne, sudan, İstanbul ateşten batacak,derdi.
Buna da herkes inanırdı. Hatta Osmanlı devletinin sonunu da haber verirdi.
- İnneke Hamidün Mecid, derdi. Bunu şöyle yorumlardı:
- Bu devletin son padişahı Sultan Hamit olacak... Sonra Mecit gelecek ama, o artık padişah sayılmayacak...
Şevket Süreyya Aydemir
Sayfa 22 - Remzi Kitabevi
Sen bir köylüsün, derdi, evet bir köylü.... Yani toplumun tortusu... Bir mülkiyet budalası. Köylü sınıfı zaten nedir ki? Bir ortaçağ artığı.Toprağa yapışmış, donmuş, statik bir varlık. Bütün inkilaplarda fren. Bir ayakbağı....
Siz köylülerin görüş ufkunuz, yalnız kendi tarlanızın sınırları ile çevrilmiştir. Kafanız batıl inaçlara bağlıdır. Hayatıız ağanın, derebeyinin, yahut muhtekirin elindedir.
Köylü sınıfı inkilabın, sadece kuyruğudur. Evet, kesilecek ve atılacak kuyruğu.... Sizin sınıfınız artık temizlenmeye mahkumdur yoldaş, evet, temizlenmeye ve süpürülmeye! ....
488 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
"Insanlar ne dolu hayatlar yasiyor"demeden geçemiyorum ..bir dünya savaşında carpısmak gencecik ruhlarda ,tazecik bedenlerde ,nereden gelen bir meziyet ? ..bir gün öğrenci olup hayatla şakalasırken ,ertesi gun bir trene binip dağlar ,ovalar ötesine geçmek ...türk toprağı "Turan"ı görmek için cepheden cepheye savrulmak...yaralanmak ,hayal kırıklıklarının ortasında at sürmek ..yollarda yaşanan aşklar . Kasabalardan geçen açlık kafileleri ..Moskova da öğretmen ,kremlinde serseri ...çarlar devrilip ,devirler devrimlenirken misafir ...Nazım ile yoldaş, yurdunda surgun ,hapiste katip olmak ..
Bir otobiyografi olarak mı değerlendirmesini yaparsınız yoksa yazılmamış bir tarih kitabımı onu size bıraktım. .kitaba başlarken şunu düşünmüştüm 2 Ağustos 1914 artık hiç unutmayacağım bir tarih
..derslerde. 1.dünya savaşı denildiğinde 1914 diye parmak kaldırırken 2 ağustosu ogretmemisler bize, eksik kalmışız biraz ..okudukça yeniden öğrendim yeniden büyüdüm bazı yazarlarla ve kitaplarla .."suyu arayan adam" da onlardan biri ....iki savaş arasında sıkışıp kalmış bir Türkiye gelişmeye çalıştıkça daralan zaman ..bir yanda Rusya bir yanda Hitler ...daha yapılacak çok şey varken yarım kalmış bir hikaye gibi vatanım. ..
Ben çok severek okudum zaman içerisinde tekrar okumak istediğim bölümler kaldı aklımda ...eğer yakın tarihe bir göz atmak isterseniz kesinlikle tavsiye ederim ...
"Suyu aramaya devam ta ki bulana kadar "
Sevgiyle kalın. ..
407 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Şevket Süreyya Aydemir ; kimlik arayışı içinde geçen ömür, idealleri uğruna bitmeyen mücadelesi ve türk inkilabına inanmış ve hizmet etmiş şahşiyet...
Osmanlı İmparatorluğun son dönemleri, cumhuriyetin ilk yılları, rusya ihtilali ve 1929 büyük buhranının ülkemize ve dünyaya büyük etkilerini anlatan bilgi niteliğinde bir eser.
Öncelikle Turancılık fikriyle yola çıkıp ve bu fikrin ütopik bir kanı olduğunu anlayarak komünizme yönelmesiyle hayatı resmen altüst oluyor. Cezaevlerinde geçen ömür, af çıktıktan sonra kendisini Atatürk devrimlerine adıyor. Ve sonunda huzura kavuşuyorda.
Dili sade tarihi niteliğinde bilgiye dayalı bir okunası bir eser olmuş....
407 syf.
·40 günde·Beğendi·8/10
Suyu Arayan Adam

İlber Ortaylı'nın okunmasını tavsiye ettiği kitaplar listemde bulunduğu için okumaya başladığım bu eser Şevket Süreyya Aydemir'in otobiyografik bir eseridir.

Birinci cihan harbi ve sonrasındaki Türkiye'yi tanımak, savaşın iç yüzü hakkında bizzat içinde bulunan vatan evladının ağzından dinlemek, o dönemin halkının içinde bulunduğu duygu ve yaşadığı karmaşayı hissetmek, Anadolu'nun garipliğini bakımsızlığını, orayı ilk kez gören birinin ağzından işitmek isterseniz kitaba mutlaka göz atmalısınız derim.

Kitabın adını ilk duyduğumda kafamda ciddi ciddi "suyu arayan adam" figürü canlandı. Hani Nuri Bilge Ceylanın "Ahlat Ağacı" filmindeki baba karakteri vardı tarlasında sürekli su arayıp duruyordu ve insanlar tarafından ötekileştiriliyordu. Farklı bir tipti sevgili Dosto'nun şu yeraltı insanlarından biriydi ve ben kendisini çok sevmiştim. Ama Şevket Süreyya Aydemir'in oradaki karakterle pek bir ilgisi yok tabi...

Sayın Aydemir Balkan göçmeni bir ailenin çocuğu olarak 1897 de dünyaya gelmiş. Okuma yazmayı kendisine annesi hanımefendi öğretmiş. Mahalle Mektebi, Askeri Rüştiye, Kuleli Askeri Lisesi ve Edirne Öğretmen Okulu' nu bitirmiş muhterem bir şahsiyet...İki abisini savaşta kaybedince gönüllü olarak savaşa katılmış kendisi (1914-18) ...

Savaşa katılabilmek için Anadolu'yu bir uçtan bir uça adımlamış Sayın Aydemir ve o dönemin Anadolu'sunu size resmediyor hem kendi hayretler içinde kalarak hem de sizi bırakarak. Savaş sonrasında ekonomi eğitimi için Moskova' ya gidiyor ve elbette burada kominizmin etkisinden kurtulamıyor.

Esasen kitaptan daha çok zevk almak adına Rusya tarihi hakkında bilgi sahibi olmak gerekli Çin tarihi de olsa daha çok iyi olur ama Rusya tarihi şart diyebilirim.

Kendisinin "Tek Adam " ve " Enver" isimli eserlerini de okuyacağım ama bu kitabı okurken keşke önce onları mı okusaydım diye düşünmeden edemedim çünkü kitabın içeriğinde o eserlerde ki bazı bölümleri işaret ediyor.

Dolu dolu yaşanmış bir ömür.... ve kendisini hala bu hayattan pek memnun olmadığı anlarda yakalıyorsunuz... Peki biz ne yapalım Sayın Aydemir...kendimizi nerelere atalım bu boşluk, bu cehaletle....

Aydemir soyadını almasının da güzel bir öyküsü var. Müfide Ferit'in "Aydemir" adlı eserini okuyor cephede evet yanlış duymadınız cephede okuyor adam.... Hani şu okumaya vakit bulamıyorum diyenlere duyurmalı bunu... Kitaptaki Aydemir'in de güzel bir hikayesi var ben bu kitabı da merak ettim açıkcası...

Kitapta bir de Epiktetos ile tanıştım. Miladi birinci y.y başlarında Hiyerapolis'te doğan ( şimdiki Denizli-Pamukkale) bir köle sonrasında ise filozof olan bu adamcağız oldukça ilgimi çekti...

Epiktetos Sayın Aydemir'e şunları söylüyor benim çok hoşuma gitti...

"İnsanlar kendilerine ya çok pahalı, ya çok ucuz kıymet biçerler. Sen, sadece bir değerlendirme hatası içerisindesin. Hayatında daima, başarabileceğini değil, başarmak istediğini düşündün. Olabilceği değil, olmasını istediğini aradın.....

Onun için, senin yenilgin, hakikatin yenilişi demek değildir. Yenilen, yalnız senin ölçüsüzlüğün ve dalaletindir.

Halbuki kaleleri bekleyen nöbetçiler, yanlarına gelen herkese parolayı sorarlar. Sen de muhayyilene gelen şeylere parolayı sorsaydın, baskına uğramazdın.

...........

Senden alınan şeylere karşı senden alınamayacak şeyleri koysana! Bu, senin iradendir. İradenin hüriyetine ise, Jüpiter bile müdahale edemez. İşte asıl hürriyet budur."

Diyor Epiktetos Sayın Aydemir'e yahut Aydemir Epiktetos'un ağzından kendisiyle konuşuyor da olabilir.... ama alıntılarımda da belirttiğim gibi hayat mottosu olabilir bu sözler....


Özellikle yakın tarihi merak ediyor iseniz benim gibi, okunulası bir eserdir. Tarihe tanıklık etmiş bir zatın da hayat hikayesini okumuş oluyorsunuz aynı zamanda buradan çıkarılacak dersler ve örnekler de başlı başına bir kazanımdır kanımca...

Hülasa sevgili okur....Bu "hülasa" kelimesi de bana Sayın Aydemir'den hatıra kalacak tıpkı Süleyman Demirel'in " binaenaleyh" sözcüğü gibi hani bazı kelimeler bazı insanlarla bütünleşir ya onun gibi kitabı okuyunca bana hak vereceksiniz...

Hülasa sevgili okur :)) mutlaka okuyunuz derim ben....kitapla kalın...
407 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Suyu Arayan Adam otobiyografik bir roman. Şevket Süreyya Aydemir Türkiye'nin en batısından başlayıp Orta Asyaya kadar uzanan hayat yolculuğundan izlenimlerini bizimle paylaşmış. Bu öyle bir yolculuk ki içerisinde Balkan devletlerinin bağımsızlık ilanları, 1. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'nin ve Anadolu'nun durumu, Jön Türker, İttihat ve Terakki, 1. ve 2. Meşrutiyet, Rusya'da Çar'ın devrilip sosyalizmin gelmesi, Çin Japon Savaşı gibi daha nice önemli olayları içerisinde barındırıyor.

Kitabı Bir Ömür Nasıl Yaşanır? İlber Ortaylı eserindeki tavsiyesine uyarak aldım ve okudum. Benim gözümde bazı kitaplar bir defada anlaşılmayacak kadar derindir. Suyu Arayan Adam da benim bu düşüncede olduğum kitaplardan biri oldu. İçerik olarak o kadar zengin ki her bir bölümü yeni bir araştırma kapısı açıyor okuyucuya.

Kitabın ana çıkış noktası şudur. Şevket Süreyya Aydemir Balkamlardaki milliyetçilik hareketini gördükten sonra biz de Türk'ü ve kurtuluş Türk birliğinde yani Turan'dadır der ve bunun ne kadar gerçekleştirilebilir bir mefkure olduğunu öğrenmek için bir yolculuğa çıkar. Önce Anadolu'da kimsenin kendisini Türk olarak tanımlamadığını hatta Türklüğün kaba bir tabir olarak kullanıldığını görür. Ayrıca Anadolu insanının cahilliğine üzülüp bundan devleti ve ülke ülemasını sorumlu tutar. Sonrasında Asya'ya adımını atar ve orada işler daha karışıktır. Rusya Çin Japonya hep bir çekişme ve bir yol arayışındadır. Buradaki Türklerde ise Azerbaycan dışında belirli bir Türklük bilinci yoktur. Tüm bunları görüp ülkesine döner önce yapmış olduğu yazarlık ve gazetecilik faaliyetlerinden dolayı tutuklanıp yargılanır. Sonrasında ise beraat edip ilerleyen zamanlarda eğitim alanında önemli görevler üstlenir.

Şevket Süreyya Aydemir tüm bu yaşananları anlattıktan sonra yine olsa yine aynı yolculuğa çıkar yine aynı şeyleri yaparım der ve tüm yaşayıp görüp öğrendiklerini paha biçilmez bir hayat tecrübesi olarak sayar.

Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında ülkemizin ve coğrafyamızın durumunu yerinde tespitlerle anlatan bu kitap bugünkü halimizi anlamamızda gerçekten bir yol göstericidir. Benim gibi tarihi salt bilgi olarak değil de olaylar silsilesinin içinde okumak isteyen herkese tavsiyemdir. Keyifli okumalar.
560 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Tam anlamıyla bir başucu kitabı; insanın sık sık eline alması gereken, kafası bir konuya takıldı mı hemen kısaca bir göz atılması lazım gelen, birincisinden çok daha iyi bir kitap; zira burada bütün Milli Mücadele'den söz ediyoruz. Ve ben hâlâ, lisede, bu kitabın gerekirse "zorla" okutulması taraftarıyım -tabii bu tartışılır, "zorla" kısmını çok dikkate almayın.

Bir kere okunacak, "okudum" diyerek geçiştirilebilecek bir kitap değil bu; tekrar tekrar okumak, öğrenmek lazım. Burada kastettiğim, baştan sona tekrar tekrar öğütmek değil elbet ki bunun yararı konusunda da şüpheliyim. Fakat özümseyerek, sindire sindire bilmek lazım her bir kısmını.

Kitabın üç yüz kırk altıncı sayfasında geçen bir alıntıyla tamamlamak istiyorum sözlerimi: "Hakiki kültür, kazanılan ve benimsenen bilgilerin zenginliğidir. Geçmiş davaların kültürlü bir şekilde idraki ve tevarüs edilmesidir. Karşılaşılan durumların doğru olarak anlaşılması için de, bunların makul ve tenkidi bir surette açıklanabilmesidir..." Sovyet bir diplomat olan Çiçerin'in sözleri bunlar, Aralof'u Ankara'da büyükelçi olmaya ikna ederken sarf ettiği sözler. Bu da bir ışık olsun bize, neden bu kitabı okumamız gerektiğine.

"Kültürlü" okumalar.
407 syf.
·5 günde·8/10
Şevket Süreyya Aydemir’in yakın tarihimize ışık tutan bu eseri aynı zamanda Turancılık fikriyle yola çıkan, Rusya’da komünizme yönelen ve nihayetinde Anadolu’da Türk İnkılabına hizmet eden yazarın daimi arayışını ve nihayetinde kendini buluşunu anlatıyor.

Epiktetos haklı:
“Allah’ın bize verdiği en büyük nimet, malik olduğumuz halde, malik olduğunu bilmediğimiz kuvvetleri, bir gün kendimizde bulmak kudretidir.”
ve gene onun dediği gibi:
“Huzurun bir pahası var.”
528 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Merhaba.
İlkokul öğretmeni olarak yetişmek üzereyken Birinci Dünya Savaşı'na katılan, hayallerinde daima bir özlem ve heyecan uyandıran Turan düşüncesiyle İstanbul'dan Batum'a bir vapur yolculuğu ile başlayan ve dört yıl sonra Odessa'dan kalkan gemiyle tekrar yurda döndüğü, aradığı "suyu özde" bulan Şevket Süreyya Aydemir'den otobiyografik bir eser.

Kitapta Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemleri, cumhuriyetin ilk yılları, Rusya'da yaşanan ihtilal, Rus ve Çin tarihleri, 1929 Büyük Buhran'ın yurdumuza ve dünyaya olan etkileri gibi bir çok bilgiyi, yazar gayet açık bir dille bizlere sunuyor. Kitabın Rusya ve Çin tarihi ile ilgili bölümleri okurken biraz sıkıcı gelse de genel itibarıyla çok güzel bir eser.

129. sayfada Ermeni komitecilerin öldürdükleri insanlarımıza yaptıkları işkenceleri okurken tüyleriniz diken diken oluyor. Ben bunları yazacak güç bulamadım kendimde. Okuyunca bana hak vereceksiniz.

Kitap, her ne kadar tarih ağırlıklı olsa da Rus, Kafkas, Anadolu ile olan bölümlerin anlatımında yazarın coğrafik, etnografik gözlem gücüyle eserin çok yönlülüğüne şahit olacaksınız.

Son olarak kitabı ön kapağı olmayan 1974 yılı teksir kağıt baskılı versiyonla okumakta bana bir nebze nostalji yaşattı.

Keyifli okumalar...
382 syf.
·Beğendi·8/10
Mustafa adlı bir çocuğun Mustafa Kemal Paşa olduğu, Kurtuluş meşalesinin yakıldığı yıllara kadar olan dönemin detaylarıyla anlatıldığı, sanki Mustafa Kemal’in yanındaymış, yaşadıklarına o döneme tanık oluyormuş hissiyatı veren bir anlatımın olduğu kitaptır. Doğmadan önce ailesinin, Osmanlı İmparatorlu’ğunun içinde bulunduğu şartlara paralel yaşamına konuk olur, harbiye yıllarındaki ilk devrim tomurcuklarının filizlenmesine şahit olursunuz. Suriye’deki sürgün hayatında yaşadığı odasına göz atar, Enver Paşa ile husumetlerini, ihtilalleri analiz edersiniz. Çanakkale ve Balkan savaşlarını detaylarıyla olmasa da Tek Adam’ın gözünden yaşamaya çalışırsınız.
Tabi anlatım Tek Adam’a tek yönlü olarak her zaman olumludur, zaman zaman mübalağaları fazlasıyla hissedersiniz, objektiflik doğal olarak zordur, aslında çok da rahatsız etmez. Olayların, sürecin anlatımında sık sık dip notlara başvurulur ve başka kaynaklara da yönlendirmeler yaparak ayrıntılarıyla anlaşılmasını kovalar. Özetle, önemli bir üçlemenin, Mustafa Kemal’in ‘arkadaşı’ olarak bulunduğumuz ilk kitabıdır.
488 syf.
·Beğendi·9/10
Hani bazı kitaplar vardır, “okumadım” dediğiniz anda herkes size ölüm döşeğinde son günlerini yaşayan şifasız bir hastaya bakar gibi acı ve üzüntüyle bakarlar ya...
Örneğin Orwell’in Hayvan Çiftliği, 1984, Kafka’nın Dönüşüm, Atay’ın Tutunamayanlar’ı gibi.
"Bahse konu kitapların neden o kadar önemli olduğunu onları okuduğum halde anlayamasam da" benim için Herodotos'un Tarih'i, Şevket Süreyya Aydemir’in Suyu Arayan Adam'ı, Falih Rıfkı Atay'ın Zeytindağı, Ali Fuat Türkgeldi'nin Görüp İşittiklerim'i, Cihad Baban'ın Politika Galerisi'de öyledir işte.

Bu kitabı okuduğunuzda II. Abdülhamid’in kendine kayıtsız şartsız biat etmeyen okur, yazar, düşünürlere karşı tahammülsüzlük, korku ve düşmanlığının “İttihatçı” denen şu beceriksiz hayalperestleri nasıl “Hürriyet Kahramanı” mertebesine çıkardığını göreceksiniz.
Ve o İttihatçı kafanın 600 yıllık imparatorluğu, yüz binlerce insanımızı ve kendilerini, emperyalistlerin sözüne güvenerek, bir kumar masasına nasıl sürdüklerini, sonucu daha baştan belli olan bu kumarı nasıl kaybettiğimizi de yine bu kitaptan öğreneceksiniz.
Baskı, hukuksuzluk, yolsuzluk, hırsızlık, adaletsizlik, farklı görüşlere tahammülsüzlük, idamlar, infazlar, konusunda İttihatçılar ile Atatürk dönemlerinin II. Abdülhamid döneminden ve günümüzden çok farklı olmadığını da bu eseri okuduğunuzda anlayacaksınız.
Kısacası, “bu kitabı okumadan tarihe mal olmuş çok önemli, pek çok konuyu öğrenebilmenin, bu günü ve geçmişi doğru olarak değerlendirebilmenin bir başka yolu yok” desem bilmem abartmış olur muyum?

Yazarın biyografisi

Adı:
Şevket Süreyya Aydemir
Unvan:
Öğretmen ve Yazar
Doğum:
Edirne, 1897
Ölüm:
Ankara, 25 Mart 1976
1897'de Edirne'de Balkan göçmeni, topraksız bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Babası Mehmet Ağa, Bulgaristan'ın Deliorman yöresinde toprak sahibi varlıklı bir kişi iken servetini kaybetmiş biriydi, Edirne'de bahçıvan olarak çalışmaktaydı. Annesi aydın bir kişi olan Şaziye Hanım idi. Okuma yazmayı annesinden öğrendi. Mahalle Mektebi'nden sonra askeri rüştiyeye devam etti. Küçük yaşlardan itibaren siyasetle ilgilendi. Henüz on bir yaşında iken İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye oldu. Balkan Savaşları öncesinde annesini ve bir ağabeyini kaybetti. Edirne işgale uğrayınca katliamdan kurtulmaları için İstanbul'a gönderilen çocuklar arasında yer aldı. Kuleli Askeri Lisesi'ne kaydoldu ancak Edirne'nin geri alınması ve bir oğlunun daha asker olmasını istemeyen babasının çağırması üzerine geri döndü; Edirne Rüştiyesi ve Öğretmen Okulu'nda (bugünkü Edirne Lisesi) öğrenim gördü. Bu yıllarda Turancı görüşleri benimsedi. Diğer ağabeyinin Sarıkamış'ta hayatını yitirmesi üzerine I. Dünya Savaşı'nda gönüllü olarak savaşa katıldı; ağabeyin şehit edildiği Kafkasya Cephesi'nde çarrpıştı, yaralandı. Cephedeyken okuduğu Müfide Ferit'in Aydemir adlı romanı onu çok etkiledi. İleride Soyadı Kanunu çıktığında Aydemir soyadını seçmesi bu romanın etkisiyledir.

Geri çekilme emri üzerine Edirne'ye dönen Şevket Süreyya, öğretmenlik eğitimini tamamladı. Edirne'nin Yunanlar tarafından işgali üzerine bir süre yerel direniş hareketlerine katıldı. Azerbaycan'da kurulan hükümetin İstanbul hükümetinden öğretmen istemesi üzerinde Nuha kentine (bugünkü adıyla Şeki) öğretmen olarak atandı ve 1919–1920 yılları arasında Azerbaycan'a geçti. Ermeniler'e karşı kurulan gönüllü birliğin kumandanı oldu ve bir halk kahramanı haline geldi. Ancak Kafkasya'nın çok etnikli yapısını görünce eski Turancı fikirlerinin doğruluğunu sorgulamaya başladı. Bakü’de toplanan Doğu Halkları Kurultayı’na Nuha Delegesi olarak katıldı. Bu kongreye katılması onun komünizme merakını arttırdı. Kurtultay'dan 10 gün sonra yine Bakü'de gerçekleşen Türkiye Komünist Fırkası'nın toplantısına da katılan Şevket Süreyya, merak ettiği ideolojiyi öğrenmek isteiği ağır basınca Milli Mücadele'ye katılmak yerine Nuha'ya dönmeyi tercih etti. Bir süre amaçsızca gezen Şevket Süreyya, Batum'a gittiğinde Komünist Parti'ye girdi. Yine Batum'da bir öğretmen arkadaşının kızkardeşi ile evlendi ve bu evliliği ömrünün sonuna kadar sürdürdü. Batum'dan sonra Moskova'ya giderek bir çok Türk öğrenicinin de öğrenim gördüğü Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'ne (KUTV) kaydoldu. İktisadi ve Sosyal Bilimler Okulu 'nda ekonomi eğitimi aldı. 1923 yılında Türkiye'ye geri döndü.
Şevket Süreyya, Türkiye'ye döndükten sonra Aydınlık Dergisi'nde komünist fikirleri yaymaya çalışan yazılar yazdı. 1924 yılında Sadrettin Celal Antel ile beraber hazırladığı Lenin ve Leninizm adlı kitabı yayımladı. 1925'te TKP'nin üçüncü kongresinde yedi kişilik Merkez Komite'nin üyesi oldu. Türkiye İşçi ve Çiftçi Fırkası'nın 1 Mayıs'ta "Dünyanın Bütün İşçileri Birleşiniz" yazılı broşür dağıtması nedeniyle gerçekleşen "1925 tevkifatı" sonucu dergi kapatıldı ve Aydemir de Ankara İstiklal Mahkemesi'nde devrin bir çok ünlü komünistiyle beraber yargılanarak 10 yıl hapse mahkûm oldu. Muasır Türkiye'nin İktisadi İnkişaf İstikametleri adlı kitabını mahkumiyeti sırasında yazdı fakat bu eser yayımlatamadı. Afyon Cezaevi'nde geçirdiği bir buçuk yıldan sonra 29 Ekim 1927'da ilan edilen genel aftan yararlanarak hapisten çıktı. 1927 Tevkifatı sırasında yeniden tutuklanıp yargılandı fakat beraat etti. Bundan sonra komünizm çizgisinden ayrılıp bir nevî milliyetçi komünizm anlayışını savunmaya başladıysa da Türkiye için geçerli düşüncenin Kemalizm olduğu görüşüne döndü. Vedat Nedim Tör'le birlikte TKP'den ayrıldı. Partiyi polise ihbar etmekle suçlandı.
1928'de Bürokrat olarak Ankara'da çalışmaya başladı. 1951 yılında kadar eğitimci ve iktisatçı olarak çeşitli devlet görevlerinde bulundu. Yüksek Teknik Öğretim Umûm Müdür Yardımcılığı, Ankara Belediyesi İktisat Müdürlüğü, Ankara Ticâret Mektebi Kurucu Müdürlüğü, İktisat Vekâleti Sanâyi Tetkik Heyeti Reisliği, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Üyeliği yaptı.
1932 yılında Atatürk’ün isteği üzerine Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile birlikte Kadro Dergisi'ni çıkarttı. Dergi kapatıldığında Ankara Ticaret Mektebi'nde müdür olan Aydemir, bu görevi 1936'ya kadar sürdürdü. İki yıl Ankara Belediyesi İktisisat Müdürlüğü yaptıktan sonra İktisat Bakanlığı'nda çalışmaya başladı ve İsmet İnönü'nün güvenini kazandı. Komünist geçmişi nedeniyle çok eleştirilse de başarıları nedeniyle yükseldi. Bir dönem Ekonomi Bakanlığı'nca İsmail Hüsrev Tökin’le birlikte bir kalkınma planı hazırlamakla görevlendirildi. Fakat İsmet Paşa bu planı kabul etmedi.
1951'de Vekiller Heyeti kararıyla emekli edildikten sonra kendisini yazarlığa verdi. Hayatı boyunca çok sayıda eser veren Aydemir, Tek Adam adlı eserinde Atatürk; İkinci Adam adlı eserinde İsmet İnönü 'yü yazdı. Bunun dışında Menderes'in Dramı, Enver Paşa (kitap) gibi biyografiler ve Suyu Arayan Adam gibi otobiyografik denemeler dışında Toprak Uyanırsa ve Kahramanlar Doğmalıydı adlı romanları yazdı. 27 Mayıstan sonra oluşan yeni düşünce ortamında kurulan sosyalist eğilimli Devrim ve Yön gibi dergilerde yazıları yayınladı. 12 Mart Muhtırası sonrası Yön Dergisi kapatılınca yazılarına Cumhuriyet Gazetesi'nde devam etti. 25 Mart 1976'da Ankara'daki evinde hayatını kaybetti. Ankara Belediye Başkanı'nın emriyle tabutu, Türk bayrağına sarılı olarak defnedilmiştir. Adı, Ankara'da yıllarca oturduğu sokağa verildi.

Yazar istatistikleri

  • 260 okur beğendi.
  • 3.436 okur okudu.
  • 206 okur okuyor.
  • 3.657 okur okuyacak.
  • 92 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları