Sezai Karakoç

Sezai Karakoç

Yazar
8.9/10
9,1bin Kişi
·
36,5bin
Okunma
·
6,5bin
Beğeni
·
125,1bin
Gösterim
Adı:
Sezai Karakoç
Unvan:
Türk Şâir, Yazar, Düşünür ve Siyasetçi
Doğum:
Ergani, Diyarbakır, Türkiye, 22 Ocak 1933
1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğdu. İlkokulu Ergani’de, ortaokulu Diyarbakır ve Kahramanmaraş’ta, liseyi Gaziantep’te okudu. Lise sonda Necip Fazıl Kısakürek’le tanıştı.

Burslu öğrenci olarak girdiği Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni 1955’de bitirdi. 1959-1965 yılları arasında Maliye Müfettiş Yardımcılığı ve Gelirler Kontrolörlüğü görevlerinde bulundu.

1967 yılında İslamın Dirilişi ve Yazılar adlı kitaplarından dolayı yargılandı. Büyük Doğu, Hisar, Akpınar, Dernek, Düşünen Adam, A dergilerinde deneme ve şiirler, Yeni İstanbul, Sabah ve Milli Gazete’de fıkra yazıları yayınladı. Mart-nisan 1960’ta iki, mart 1966 - mart 1967’de oniki, ekim 1969 - ocak 1971’de onaltı sayı olmak üzere Diriliş dergisini yayınladı.

1974’ten itibaren düzenli olarak 18 sayı yayınlanan, 1976’dan itibaren gazete biçiminde çıkan Diriliş dergisi yerli düşünce ve edebiyatın en önemli dergilerinden biri oldu.

1977-78, 1980 ve 1983 yıllarında da yayınlanan Diriliş, son olarak 1987-1993 arası altı yıl haftalık olarak yayınlanmıştır. Diriliş Dergisi, gerek edebiyatımız gerekse fikir ve kültür hayatımız için bir okul olmuş, çok sayıda aydın ve sanatçı yetiştirmiştir.

1990 yılında Diriliş Partisi’ni kurdu. 1997 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılışına kadar da bu partinin genel başkanlığını yürüttü. Bilahare Yeniden Diriliş Partisi'ni kurdu.
Yaklaş, konuş, tanış ama uşaklaşma.
Doğrul, devril ama eğrilme.
Seslen, uslan ama yaslanma.
Itil, atil ama satilma..
48 syf.
Bu eseri defalarca bıkmadan tane tane okudum bir eser bu kadar güzel olabilir.
Sezai Karakoç denince aklıma ilk Monna Rosa şiiri geliyor. Hikayesini bilip şiirini okumak daha bir başka oluyor.
sezai karakoç, fuzuli'den sonra aşkın vuslat değil de hicran olduğunu anlatan en iyi şairlerden ve bu kitaptaki şiirleri de bunu ispat niteliğinde... Üstad ilk ve tek aşkına sadık kalarak hala evlenmemiştir.
Sezai Karakoç üniversitedeyken bir okul arkadaşına sevdalanır. Kendisine bir türlü güvenemeyen Karakoç, arkadaşı Muazzez’e açılamaz. Bir gün cesaretini toplar ve karşısına çıkar; fakat reddedilince çok üzülür. Okullar tatil olunca Muazzez Hanım Geyve´ de yazlıkta kalmaya başlar. Sezai Karakoç ise tam karşısındaki yazlığın bahçesinde bahçıvan olarak işe başlar ve her gün karşılıksız sevgi duyduğu sevgilisini seyreder. Ona şiirler yazar; ‘Mona Roza’ ‘Tek Gül’ anlamına gelen şiirin her kıtasının baş harflerine dikkat edersek Muazzez Akkayam ismi ortaya çıkar.
Yıl sonu gelir ve okul biter; mezuniyet töreni yapılır. Mezuniyet törenindeyse Sezai Karakoç Muazzez Akkaya’nın tam karşısında Mona Roza şiirini okur. Şiiri bittikten sonra bir alkış tufanı kopar. Herkes bir daha okuması için ısrar eder; Sezai Karakoç bu şiiri art arda tam üç kez okur. Muazzez Hanım ise bu büyük aşka saygı duyduğunu söylemesine rağmen yine de karşılık vermez. Sezai Karakoç bu karşılıksız aşka rağmen kimseyle evlenmez.
Sezai Karakoç bu şiirleri 19 yaşındayken yazmıştır.
Bu incelemenin bazı cümleleri kendi kalemimden diğer bilgilerde Nesnel bilgiler arşiv olarak kalsın burada :)
https://www.40ikindi.com/edebiyat/oku.php?id=2165

MONA ROZA
Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadi kirik kus merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller

.
.


Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakisin ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Acma pencereni perdeleri çek..

.
.

Zambaklar en issiz yerlerde açar
Ve vardir her vahsi çiçekte gurur
Bir mumun ardinda bekleyen rüzgar
Isiksiz ruhumu sallar da durur
Zambaklar en issiz yerlerde acar


Çok keyif alarak okudum okuyacağım her daim size de iyi okumalar... Üstad tanımakta geç kalanlardan olmayın :)
#62899974
48 syf.
Sizin de oluyor mudur bilmiyorum kendi hikayenizden çıkabilmek arzunuz. Olmuyor mu? Bende sıkça olmaya başladı. Acıyor. Sebebi sonucu yok, azı çoğu yok .Şifası devası yok. Keşke bir anda unutturan acıyı bir anda alıp götüren bir iksir falan olsa...
Kaç yıldır sabahtan akşama kadar ellerimdeki morarmaların acısını çekiyorum ve aynı dizeyi tekrarlayıp duruyorum;

"ellerinden belli olur bir kadın."

Nasıl anlatacağımı bilmiyorum . Geçen sene, ''Başlamam için bir cümle verir misin? Ne mi oldu? Ben biraz anlatayım . Nerede bitirmem gerektiğini de sen söyle'' diyerek yardım istediğim okurlar vardı sitede, halen de varlar , pek görüşüyor olmasak da:(
Geçen yıldan bu zamana değişen hiç bir şey yok;

Kaç zamandır bir tuhafım, fenalardayım , morarıyorum , çürüyorum diye bir doktora gittim. Doktor dediğim de bir onkoloji uzmanı. Birazcık anlattım ama nedense o çokça dinler gibi yaptı. Sonra çok ciddi bir tavırla tahliller yapmalıyız dedi. Cevap vermek yerine sessizce dinlemeyi tercih ettim. Sonra bir sürü tahliller yapıldı, sonuçlar alındı. Yakınlarım dostlarım hayatındaki tüm kötü şeyleri çıkar, küçük şeylerle mutlu ol falan filan dediler. Dalga mı geçiyorsunuz siz diyemedim onlara. Tamam, haklısınız der gibi dudaklarımın arasından bir şeyler gevelemeyi tercih ettim.
Durmadan benimle savaşan , tüm vücudumu saracak bu illeti, çocuklarım ile hiç uğraşmamış sorumsuz bir babayı, sürekli acıyan gözlerle bana bakan evlatlarımı neremden çıkarayım acaba diye düşünmeden de edemedim.
Annemi düşündüm; başıma gelen her felakette dualar okuyan Verdiği sadakaları hatırlayıp iyi olacaksın diyerek umutlu olan annemi. Kötü şeyler oluyor hayatımda, iyi olacak mıyım bilmiyorum. Yaşanan iyi ve kötü şeylerden önce, sonra verilen sadakalar , okunan dualar nereye gidiyor hiçbir fikrim yok ama korkuyorum.
Yaşıyorsun yani. Ölmüyorsun da; "Beni öldürmeyen acı, güçlendirir." diyen Nietzsche'ye , hadi be hiç de dediğin gibi olmuyor, ben güçlenemiyorum demek istiyorum.
Bitmeyen şeyleri hatırlıyorum, Daha bir sürü okunmamış kitaplar, tamamlanmamış sevilmeler, görüşülmemiş dostlar , dinlenmemiş eski şarkılar... Bitiremediklerim için bittiğimi düşünüyorum.

''Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli olur bir kadın,
Denizin dibinde geziyor gibi.
Ellerin, ellerin ve parmakların"

Anlatacaklarımı da bitiremediğim gibi.

Geçmeyecek bitmeyecek gibi:(
Sağlıklı yaşadığınız tüm anlarda keyifli okumalar dilerim.
68 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Ramazan vesilesi ile bu ayı dinsel olduğunu düşündüğüm bikaç kitap ile bitirmek istemiştim ama bu kitabın dini kitapsal herhangi bir durumu yok.Çok araştırmadan ismine aldanarak atladım ama konu aslında Sezai Karakoç un aradığı hedeflediği ülkeyi kalkındıracağını düşündüğü bir ideal devlet yapısını anlatması denilebilir.Müslümanları Dirilişi Eri olarak nitelendirir ve hepimize bu konuda arzuladığı toplum yapısına ulaşabilmemiz için yapmamız gerekenlerden bahseder.

Sezai Karakoç a göre yeni bir oluşumun alt taraftan yavaş yavaş geldiği ve bu oluşumun adının da Diriliş Nesli olduğunu belirtmiştir.Herşeyden önce erdemli olmaktan bahseder.Her dönemin adamı olabilmekten bahseder.Çağdaş olmaktan bahseder.Kültür ve psikolojik alt yapısını kendi düşünce biçimiyle tarif eder ve betimler.Geçmiş, bugün ve yarının tek bir bütün gibi görülmesi gerektiğini söyler.İnsanın bunları yapmaya başlarken de ilk önce kendinden başlaması gerektiğini üstüne basa basa ifade eder.Anarşistliğin, terörizmin,nihilizmin, komunizmin ve kapitalizmin müslümanlıkla alakasının olmadığını defaatle ifade eder.Sağ sol görüşleri de dikkat çekici ve sol kesimi yaralayıcıdır.İnsanın kendini sürekli sorgulaması, yargılaması, yenilemesi,inanç hayatını gözden geçirmesi gerektiğini belirtir.Batıyı yenebilmemiz için bilim ve sanatta gelişmemiz gerektiğini söyler.Savaşarak bu işlerin olmayacağını, o işlerin artık bittiğini ifade eder.Kısaca kitap bu durumlardan bahseder.

Kitabı okuyunca aklıma siyasi parti liderinin kendi düşünce biçimini bizlere anlatması, ona oy vermemiz için çabaladığını düşündüm. Çünkü bir kent kuruyor, bir toplum yapısı belirliyor, olması ve olmaması gerekenleri sıralıyor, siyasi ideolojisini ve sınırlarını çiziyor, sağcı duruşundan, dini görüşünden net biçimde bahsediyor.Bunlara isimler veriyor.Vs vs.Sonra bi baktım ki zaten siyasetçilik tarafı da varmış.Bilmiyordum.Diriliş adında kendi dergisi ve yayınevi varmış.Diriliş Partisi adında, daha sonra Yüce Diriliş adında bir parti daha kurmuş ve genel başkanlığı devam etmekteymiş.

Kendisinin şiirsel yapısını açık konuşmak gerekirse daha çok severim.Mona Rosa ve Ey Sevgili şiirleri harikadır özellikle. Kitapta kimi kesimlerin sevmeyeceği kimi kesimlerin bayılacağı ve kamçılanacağı kısımlar var.Ben artık bazı şeylerin sağ sol muhabbeti gibi aşılması gerektiği taraftarıyım.

Kitaba puanım 8.
68 syf.
·2 günde·5/10 puan
Diriliş nesli tükenmekte olan bir nesli diriltme çabasıyla yazılmış ona rehber olacak yöntemleri içeren bir risale. sanki sayfalarına çiçek aşısı yapılmış da çiçek açmış bir kitap. İslamcı ideoloji benimseyenler için cep rehberi denilebilir. Hadi gazaniz mübarek olsun :)
68 syf.
Bir ruh savaşı içerisindeyiz ve bu ruh savaşında birer diriliş işçisiyiz. Kitabın besmelesi bir savaşın ilanı ve bir idrak çağrısı olarak çekilmiş.
Ruh; sürekli olarak Allah’ı bilme, Allah’ın huzurunda olma savaşı içinde olacaktır.
Diriliş, ruhun açtığı bu savaşı sürekli sürdürme ve bu savaştan süreli olarak başarılı çıkmasıdır.

“ Diriliş yüklü bulutlarda linyit dumanının göğe salınmış gölgesini özdeş sanma.”#91297544 Diyor üstat Sezai Karakoç ve bu cümle bize Cemil Meriç’in “Olimpos dağının çoçukları, hira dağının evlatlarını asla kabul etmeyecektir.”cümlesini hatırlatır.

Doğulu ya da mutlak Batılı saymadığını belirtiyor. Biz biliyoruz ki yeryüzü bize mescit kılındı o halde Doğu da Batı da Benimdir!
Sezai KARAKOÇ adeta harflerle haykırıyor: “Şeytanın kentini dağıtmaya ant içmişim.”
Kitapta diriliş erinin görevlerinden de bahsediyor: doğuyu ve batıyı iyi bilmeli, eski medeniyetleri tanımalı, ekonomiyi bir amaç olarak değil araç olarak görmeli, kelimenin özüne inmeli ve kelimeyi yaşamalı.

Mutlaka okuyun!
Okutturun!
Geç kalmayın!
Keyifli okumalar diliyorum.
Peygamberleri yeryüzünde medeniyet inşa eden insanlar olarak gören Sezai Karakoç, “Yitik Cennet” adlı eserinde cennetin sekiz kapısı olarak nitelendirdiği Hz. Âdem, Hz. Nûh, Hz. İbrahim, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. Süleyman, Hz. Yahya, Hz. İsa ve cennetin kendisi olarak nitelendirdiği Hz. Muhammed’in hayat tecrübelerini insan-medeniyet ilişkisi bağlamında değerlendirmektedir. Karakoç’un kendisine has bu yorumu ile peygamberlerin bir medeniyet inşa etmesiyle birlikte Hz. Muhammed’in konumunu çok güzel bir biçimde yorumlamaktadır. Karakoç, peygamberlerin hepsini birer bir medeniyet işçisi, birer bir insanlık fatihi olarak görür. Hz. Muhammed’i ise medeniyetin, insanlığın başlangıcı olarak görür. Çünkü “Levlâke (Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım)” anlayışının izdüşümleri Allah (cc) tarafından serpilmişti kâinata, insanlığa...

Karakoç, yüreğinin derinliklerinde ki Peygamber sevgisini pek çok kavramlarla simgeler halinde anlamlar haline getirir. Hz Muhammed demek hakikat uygarlığın merkezi demektir. Hakikat medeniyetin yapı taşlarını diğer peygamberler oluşturur. Karakoç, bütün Peygamberlerin izlerinde öncesinde sonrasında Hz. Muhammed’den izler bulur.

Karakoç anlamlar çıkartır ortaya, bu anlamların içindeki birçok kavramı Hz. Muhammed ile bir şekilde ilişkilendirerek anlamlar, fikirler, ufuklar inşa ederek ortaya bir yol çıkartır. Bu anlamlar, fikirler, ufuklar bir vecd halinin büyülü havası ve coşkun dilini fark etmemek imkânsız hale getirir.

Karakoç’un Hz. Muhammed ile ilgili tespitlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Bütün peygamberlerden, Hz. Muhammed’in bir özelliği bulunur, bu özelliklerle zirveye erişe bilme şükrü ile Hz. Muhammed’in bir nazarını sembolize ederler. Hz. Âdem, bir başlangıcın sembolizesi olarak Hz. Muhammed’in hakikatinden bir tecellidir. Hz. Nûh’un kurtuluş gemisi, Hz. Muhammed’in getirdiği kurtuluş gemisi olan İslâm’a işarettir. Hz. İbrahim, onun milletini kurmuş, putları onun adına kırmış, onun sevgisiyle Allah’ın dostu olmuştur. Hz. Yusuf’un hükümranlığı, onun tedbirinden nişandır, onun kalbinde ki güzelliği nur yüzüyle yansıtmıştır, herkesi etkileyip dillere destan olmuştur. Hz. Musa’nın toplumu, onun toplumundan bir muştudur. Hz. Musa’ya “Sen göremezsin” denmesi “O görecek” demekti, Hz. Süleyman levh-i mahfuzdan devlet peteğini indirdi, balözünü o dolduracaktı. Hz. Yahya, onun tebliğ sesini o devirden itibaren yükseltmişti. Hz. İsa’nın muştusu, onun muştusundan bir yansımasıdır, bebek sesiyle onu gelişini müjdelemişti.

Karakoç, her peygamberi onun bir cephesi olarak yorumlamakta ve bütün cephelerin onda bütünlendiğini, bu yüzden “Dinin onda tamam” olduğunu belirtmektedir.

2. Hz. Muhammed’e vahyedilen kitap son kitap oldu. Çünkü bir anlamda bu, ağacın kemale erip meyvenin olgunlaşması demektir.

3. Tek Tanrı inancının en sağlam şekilde hayata geçiricisi Hz. Muhammed oldu.

4. İyiliği, güzeli, doğruyu ve doğruluğu diriltti. Ahlâkı üstün kıldı.

5. Miraç, hiç kimsenin eremediği ve eremeyeceği bir tecrübe olarak onun şahsında gerçekleşti.

6. İlâhî aşkın zirvesine o erişti.

7. Metafizikle fiziği yerli yerine koyan, altın oranda dengeleyen odur.

8. Efendi-köle ayrımını kaldırdı. Adalet, “içilen dopdolu bir bardak” oldu.

9. Hakikatin eylemi erdem, toplumun her bucağına ulaştı. Şiir, bilim, tasavvuf, mûsikî, mimarî vs. bu erdemden yeni ve yüceliğe ayarlı olarak yeniden doğdu.

10. İdeal site ütopya olmaktan çıktı. Medine’nin kimliğinde realite ve ideal buluştu. Önce insanın kalbinde gerçekleşti, sonra hayata hâkim oldu.

11. İnsan özgürlüğü alınyazısıyla barıştı.

12. İnsan oruç, namaz hac gibi sürekli mucizelerle yalnızlığını aştı.

13. Çabanın değeri ortaya kondu. Yalancı umut demek olan çabasız eriş umudunu o yok etti.

14. Rahm adaletle, disiplin afla ayarlı bir düzene erdi.

15. Medeniyetin ölçüsü ve ilkeleri onunla belirgin kılındı. Odağı ve ekseni tayin edildi.Bu medeniyetin mükemmeli ve erdemi hedefleyen, olağanüstünün olağanlaştığı atmosferi tespit edildi. Çünkü hem hayat hem de ötesi, “yücelik”le ayarlı, maddî ve manevî cepheleri peygamber eliyle yoğurulmuş, kıyamete kadar bâki bir mutluluk reçetesi olarak sunulmuştur.
Karakoç, Hz. Muhammed’in âlemlere rahmet olarak gönderilmesi hasebiyle kendinden öncekileri de kendinden sonrakileri de kuşattığına işaret ederek; onun varlığının, yaratılış sırrının odak noktası, ağırlık merkezi olarak kabul edilmesi gerektiğine inancını fikri anlamda sistemleştirmektedir.

Hz. Peygamber’in özgün modelinin ilke olarak “ebedî model” kabul edilmesini gerekli görürken, onun önemli sünnetleri olan düşünme, araştırma, ilme koşma,gerçeği sevme gibi büyük faaliyetlerinin bugün diriltilmesi gereken sünnetlerden olduğuna da vurgu yapmaktadır.
 
KAYNAKÇA

KARAKOÇ Sezai, Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı I, Diriliş Yay., İstanbul 1999.

KARAKOÇ Sezai, Yitik Cennet, Diriliş Yay., İstanbul 2001.

Yunus Özdemir

Not: Bu yazı,
Siyah Sanat Kültür ve Düşünce Dergisi
İle
Ulu Kanal sitesinde yayınlandı. ( http://www.ulukanal.com/...hammed-portresi/535/ )
48 syf.
·Puan vermedi
Bakarsın gözlerine, bakarlar gözlerine...
Herşey hatıra olmuştur.

Herkesin vardır bir Monna Rosa'sı..
Herkesin vardır bir Karakoç'u...

Vardır herkese şiir yazdıracak bir kadın...
Vardır aşkı uğruna şiir yazan bir erkek.
*
Türk edebiyatının belkide en güzel şiiri.
Karşılıksız bir aşkın yürek burkan hikayesi.
Güzel bir itiraf, güzel bir çığlık.
Mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
Okuyun ve içinizi ısıtın...
*
Sen Monna Rosa' ya aşık oldun.
Ben ise senin şiirine aşık oldum, üstad.

Keyifli okumalar dilerim.
160 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10 puan
Bir şairin hiçbir şiir kitabını okumadan fikir kitaplarını okumak neden ilgimi çekti bilmiyorum.
Başlık "İnsanlığın dirilişi" olunca duygusal betimlemelerle ifade edilmiş, sevgi, saygı, hoşgörü , merhamet gibi yaralanmış duygularımıza narince dokunacak, arada şiirlerinden en güzel dizeler serpiştirip süsleyecek ,tamamen kalbe dokunacak bir kitap bekliyordum.
Ama kalbe dokunmak bir yana, tekrar tekrar cümleleri okuyup anlamaya çalıştığım ,genel kültürüyle bilgimin sınırlarını aşan sandığımdan oldukça farklı bir kitap çıktı karşıma.

Sezai Karakoç meseleyi dünya çapında ele almış.Rönesans öncesi ve sonrası dönemi değerlendirerek özellikle batının, akabinde gözünü ona dikmiş milletlerin yaşadığı buhranlara, bir çözüm arayışına girmiş, bunu yaparken edebiyat, müzik, resim alanında ortaya konulan eserlerden insanlığın ruh halini tahlil etmiş, son bölümle de çözüm planını sunmuş kendisi.

Bunu yaparken "Sizi rahatsız etmeye geldim" değil de;
"Sevgili insanlık, seni acımasızca eleştirmiyorum,nasıl bir varoluş sancısı ,bir anlam arayışı içerisinde olduğunun farkındayım, seni anlıyorum, bu yüzden gel bir de benim çözümüme kulak ver. Beğenmezsen yoluna devam edersin, saygı duyarım." demiş adeta.

Bilginin marifete dönüşmesi konusunda çok sevdiğim bir kuş ve koyun örneği var.
"Kuş yiyeceği kursağında taşır ve yavrusunun ağzına aynı olarak kusar. Koyun ise ot yer,yavrusuna süt verir.
Önemli olan insanın kuş gibi değil, koyun gibi ,ezber kusmayan, bilgileri işleyip, sindirip değer katarak vermesidir."

Işte bu kitapta böyle bir yorumlama mevcut. Devrimleri, Eski Yunan ve Hint mitolojilerini, Nietzsche'yi , Karl Marks'ı vs inceleyip ,zamanla dinin felsefeye, felsefenin de politikaya dönüşerek -izm lerin kucağındaki insanlığa, İslam'in ışığında bir "Diriliş İnsani" olmanın tarifi yapılıyor.

Zaman zaman bizim kendimize ne hayrımız oldu ki bir de sahip oldugumuz ışığı(!) dünyaya taşıyalım diyerek söylediklerine inanmakta zorlansam da; dini bilgisi olduğu kadar bilime ve diğer sanat alanlarına hakim, donanımlı; bunun yanında Ruhunun Yaratıcısı'na da sadık ve sorumlu olarak çizdiği Diriliş İnsanı portresi çok cezbedici ve mantıklı geldi.

Bu kitap dine bakışımız ne olursa olsun sakin bir kafayla, önyargılar bir kenara bırakılarak üzerinde düşünülerek yorumlanması gereken ,okunmaya değer bir kitap.

Umarım rahatsız etmemişizdir:)İyi okumalar dilerim..

Yazarın biyografisi

Adı:
Sezai Karakoç
Unvan:
Türk Şâir, Yazar, Düşünür ve Siyasetçi
Doğum:
Ergani, Diyarbakır, Türkiye, 22 Ocak 1933
1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğdu. İlkokulu Ergani’de, ortaokulu Diyarbakır ve Kahramanmaraş’ta, liseyi Gaziantep’te okudu. Lise sonda Necip Fazıl Kısakürek’le tanıştı.

Burslu öğrenci olarak girdiği Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni 1955’de bitirdi. 1959-1965 yılları arasında Maliye Müfettiş Yardımcılığı ve Gelirler Kontrolörlüğü görevlerinde bulundu.

1967 yılında İslamın Dirilişi ve Yazılar adlı kitaplarından dolayı yargılandı. Büyük Doğu, Hisar, Akpınar, Dernek, Düşünen Adam, A dergilerinde deneme ve şiirler, Yeni İstanbul, Sabah ve Milli Gazete’de fıkra yazıları yayınladı. Mart-nisan 1960’ta iki, mart 1966 - mart 1967’de oniki, ekim 1969 - ocak 1971’de onaltı sayı olmak üzere Diriliş dergisini yayınladı.

1974’ten itibaren düzenli olarak 18 sayı yayınlanan, 1976’dan itibaren gazete biçiminde çıkan Diriliş dergisi yerli düşünce ve edebiyatın en önemli dergilerinden biri oldu.

1977-78, 1980 ve 1983 yıllarında da yayınlanan Diriliş, son olarak 1987-1993 arası altı yıl haftalık olarak yayınlanmıştır. Diriliş Dergisi, gerek edebiyatımız gerekse fikir ve kültür hayatımız için bir okul olmuş, çok sayıda aydın ve sanatçı yetiştirmiştir.

1990 yılında Diriliş Partisi’ni kurdu. 1997 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılışına kadar da bu partinin genel başkanlığını yürüttü. Bilahare Yeniden Diriliş Partisi'ni kurdu.

Yazar istatistikleri

  • 6,5bin okur beğendi.
  • 36,5bin okur okudu.
  • 1.217 okur okuyor.
  • 16,5bin okur okuyacak.
  • 329 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları