Sezai Karakoç

Yazar 8,9/10 · 1377 Oy · 59 kitap · 5084 okunma ·  1931 beğeni

Yazarın Bilgileri

Yazar İstatistikleri

1.931 okur beğendi.
1.377 puanlama · 2.885 alıntı
2 haber · 43.409 gösterim
5.084 okur kitaplarını okudu.
2.940 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
163 okur kitaplarını şu anda okuyor.
40 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Sezai Karakoç'un Biyografisi

1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğdu. İlkokulu Ergani’de, ortaokulu Diyarbakır ve Kahramanmaraş’ta, liseyi Gaziantep’te okudu. Lise sonda Necip Fazıl Kısakürek’le tanıştı.

Burslu öğrenci olarak girdiği Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni 1955’de bitirdi. 1959-1965 yılları arasında Maliye Müfettiş Yardımcılığı ve Gelirler Kontrolörlüğü görevlerinde bulundu.

1967 yılında İslamın Dirilişi ve Yazılar adlı kitaplarından dolayı yargılandı. Büyük Doğu, Hisar, Akpınar, Dernek, Düşünen Adam, A dergilerinde deneme ve şiirler, Yeni İstanbul, Sabah ve Milli Gazete’de fıkra yazıları yayınladı. Mart-nisan 1960’ta iki, mart 1966 - mart 1967’de oniki, ekim 1969 - ocak 1971’de onaltı sayı olmak üzere Diriliş dergisini yayınladı.

1974’ten itibaren düzenli olarak 18 sayı yayınlanan, 1976’dan itibaren gazete biçiminde çıkan Diriliş dergisi yerli düşünce ve edebiyatın en önemli dergilerinden biri oldu.

1977-78, 1980 ve 1983 yıllarında da yayınlanan Diriliş, son olarak 1987-1993 arası altı yıl haftalık olarak yayınlanmıştır. Diriliş Dergisi, gerek edebiyatımız gerekse fikir ve kültür hayatımız için bir okul olmuş, çok sayıda aydın ve sanatçı yetiştirmiştir.

1990 yılında Diriliş Partisi’ni kurdu. 1997 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılışına kadar da bu partinin genel başkanlığını yürüttü. Bilahare Yeniden Diriliş Partisi'ni kurdu.

Sezai Karakoç'un Kitapları Kitap Ekle

2. Monna Rosa (Şiirler 1)
9,0/ 10  (162 Oy) ·  559 Okunma
9,1/ 10  (109 Oy) ·  391 Okunma
9,2/ 10  (45 Oy) ·  191 Okunma
9,2/ 10  (55 Oy) ·  150 Okunma
8,8/ 10  (40 Oy) ·  144 Okunma
9,1/ 10  (36 Oy) ·  137 Okunma
11. Leyla ile Mecnun (Şiirler 7)
8,8/ 10  (29 Oy) ·  111 Okunma
8,9/ 10  (22 Oy) ·  98 Okunma
13. Samanyolunda Ziyafet (Oruç Yazıları)
9,2/ 10  (37 Oy) ·  89 Okunma
8,2/ 10  (19 Oy) ·  88 Okunma
15. Ateş Dansı (Şiirler 8)
8,0/ 10  (16 Oy) ·  74 Okunma
8,3/ 10  (20 Oy) ·  74 Okunma
8,9/ 10  (10 Oy) ·  73 Okunma
8,8/ 10  (25 Oy) ·  68 Okunma
8,6/ 10  (12 Oy) ·  66 Okunma
8,8/ 10  (12 Oy) ·  65 Okunma
Bütün Kitapları Göster
Murat Sezgin, bir alıntı ekledi.
15 Şub 2017 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Hiç, bilenle bilmeyen bir olur mu?

Diriliş Neslinin Amentüsü, Sezai Karakoç (Sayfa 61 - Diriliş Yayınları)Diriliş Neslinin Amentüsü, Sezai Karakoç (Sayfa 61 - Diriliş Yayınları)
salih, bir alıntı ekledi.
20 Ağu 2017 · Kitabı okudu · İnceledi

Ve yine yalnızız kurumuş ırmak gibi

Ayinler / Çeşmeler, Sezai Karakoç (Sayfa 18 - Diriliş Yayınları 8. Baskı 2015)Ayinler / Çeşmeler, Sezai Karakoç (Sayfa 18 - Diriliş Yayınları 8. Baskı 2015)
Dilemma, bir alıntı ekledi.
25 Haz 2015

Oruç tutmak, insan yüreğini canlı, cıvıl cıvıl sesli kuşlarla doldurmak değil midir?

Sezai KarakoçSezai Karakoç
salih, bir alıntı ekledi.
 09 Ağu 2017 · Kitabı okudu · İnceledi

Müslüman, islamı öyle sağ ve diri, canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.

İslamın Dirilişi, Sezai Karakoç (Sayfa 61 - Diriliş Yayınları 23. Baskı 2017)İslamın Dirilişi, Sezai Karakoç (Sayfa 61 - Diriliş Yayınları 23. Baskı 2017)
salih, bir alıntı ekledi.
01 Şub 17:32 · Kitabı okudu · İnceledi

Seni yoksayacaklar, sen daha çok var olacaksın.

Makamda, Sezai Karakoç (Sayfa 14 - Diriliş Yayınları 7. Baskı 2016)Makamda, Sezai Karakoç (Sayfa 14 - Diriliş Yayınları 7. Baskı 2016)
salih, bir alıntı ekledi.
 23 Tem 2017 · Kitabı okudu · İnceledi

Siz bilmezsiniz size anlatmakta istemem.

Şahdamar / Körfez / Sesler, Sezai Karakoç (Sayfa 20 - Diriliş Yayınları 11. Baskı 2015)Şahdamar / Körfez / Sesler, Sezai Karakoç (Sayfa 20 - Diriliş Yayınları 11. Baskı 2015)
salih, bir alıntı ekledi.
 07 Eyl 2017 · Kitabı okudu · İnceledi

Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine
Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkis'in
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikârsın sen bellisin.
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Yıllar geçti sapan ölümsüz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgelendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca'da Emirgân'da
Kandilli'nin kurşunî şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yâr vardır
Yoktan da vardan da öte bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır

Sevgili
En sevgili
Ey sevgili

Zamana Adanmış Sözler, Sezai Karakoç (Sayfa 53 - Diriliş Yayınları 11. Baskı 2016)Zamana Adanmış Sözler, Sezai Karakoç (Sayfa 53 - Diriliş Yayınları 11. Baskı 2016)
Bütün Alıntıları Göster

Sezai Karakoç kitap incelemeleri

Derya (Bahir) DENİZ, Diriliş Neslinin Amentüsü'ü inceledi.
 11 Nis 02:20 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

"Bu âmentü, diriliş erinin kendi kendini göz-
den geçirmesidir. Kendini celâl ve cemal terazisin de tartmasıdır."


Öncelikle kitabı okumam konusunda tavsiye de bulunan  Slh TRHL hocaya ve onunla tanışmama vesile olan abim   Necip Gerboğa teşekkürlerimi arz ederim. :) ikisi de ne istediğimi ve ne aradığımı anladı.



Bir kere Sezai Karakoç'un insanı okurken yormayan bir dili var ancak konusu gereği de bir ağırlığı var kitap 68 sayfa ancak içerik ve üstüne yapılacak incelemeler içinden çıkarılması gerekenler çok daha fazla aslında şöyle de geldi bana sanki okuduğu bir kitabın en önemli yerlerini bir araya toplamış gibi, çoğu altı çizilesi cümlelerdi bana kalsa her sayfadan alıntı yapılırdı ki zor tuttum kendimi.

Sezai karakoç kendini bir diriliş eri olarak görüyor ve düşüncelerini inandığı şeyleri, yapmak istedikleri ve yaptıklerını ben sıfatıyla yazması okurken insana ister istemez zihinsel ve duygusal şeyler hissettiriyor ve sanki kendi fikirlerinizi okur gibi hissediyorsunuz.

Aslında bir kez okunup bırakılacak bir kitap değil okudukça incelemesi güncellenecek bir kitap hele ki kendinizi bu davanın bir ferdi olarak görüyor iseniz...

Diğer incelemeleri de tek tek okudum nerdeyse ve kimine göre yazarın bir davası var ve bu dava için nasıl bir düzen olmalı nasıl davranmalı yani kendi yapacakları ama bazısına göre de dava bizim davamız ve yazar bize bir yol çizmiş burda örneğin benim notlarımdan biri şu paragrafaydı:

*Doğuyu Batıyı bilmeliyim. Eski uygarlıkları
derinlemesine incelemeliyim. Yükseliş ve düşüşlerin sebeplerini derinden derine araştırmalıyım. Allah’ın insanoğluna en büyük nimeti olan İslâm inanç ve medeniyetine mensup olan bir toplum, nasıl olur da bugünkü acıklı duruma düşer? Bunun mutlaka bir veya bir çok sebebi vardır. Bunu bilmeliyim. İşte bütün bu konuları incelemekte ilim benim rehberim olacaktır.*

Şayet bir davanız var ise ve doğruluğundan emin olduğunuz bu davanın önceliği o davanın tarihini araştırmak nerden geldiğini nasıl geldiğini bu güne neyle ulaştığını vs. Şayet bunu bilmez kuru bir inanç ile ben müslümanım der ve bunu savunmaya kalkarsak muhakkak ki yetersiz gelecektir. Teslimiyet önemlidir ancak tebliğ için delil şarttır.

İşte tam da bu nokta da Sezai karakoç diyor ki;
Savaşmalıyız davamız için savaşmalıyız ama bu savaş silahla topla tüfekle değil ilim, bilim, kültür ile yapacağız, çağdaşlık medeniyet deniliyor ise bunu, içinde bulunduğun zamana uyarlayarak yaşamalı yani geçmişe özenmekle yetinmeyip onu hayatına geçirmeli.

Devlet bir islam devleti olmalı ve bu devlette hiç bir izm'e yer olmamalı.

(Her ne kadar iyi inceleme yapan okurların ilk incelemelerinden şuanki incelemelerine kadar kurcaladıysam da tahlil konusunda hâlâ anladığımı anlatamama sıkıntısı çekiyorum. Zamanla düzelecektir umarım zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim:)))

sueda reyyan, Samanyolunda Ziyafet'i inceledi.
02 Haz 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · 9/10 puan

Kütüphanemde Ramazan ayı öncesi okumak için aylardır beklettiğim yazarın, okuduğum ilk eseri ve diyebilirim ki; oruç hakkında okuduğum en nezih ve orijinal eser. Şaşkınım zira beklediğimden çok farklıydı. Şu bildiğimiz orucun fıkhi, ilmihal bilgileri vs değil anlatılan… Bambaşka bir tasvir, yaşayış, idrak.. Hatta yazar orucu öyle bir anlatmış ki, sevgilisini sena eden aşık gibi. Gerçekten çok merak ettim yazarın oruçlarını ve kendimden şüphe ettim acaba benim oruçlarımın mahiyetini?? Yazarın 5 yaşında tüm ramazan tam gün ilk orucunu tuttuğunu okuduğumda çok da şaşırmadım Ramazan sevgisini idrak etmeye çalışırken. ..
Ve biran önce Ramazan başlasın istedim. Merakımı ve şevkimi fazlasıyla celbetti kitap. Erkek fıtratından ve kaleminden bu kadar ince ifadeler bence fazlasıyla tebrik edilesi…
Kitap bitiminde yazarın biyografisi ile yaptığım küçük araştırma sonucunda öğrendim ki, Necip Fazıl Kısakürek’le dönemin edebi yoldaşları... Hissiyatları ve nezih cümleleri birbirine çok benziyor bence. Kitap yazarın ramazan aylarında kaleme aldığı köşe yazılarından oluşmakta. Belki de bu yüzden kitapta paylaştıkları -yazdığı anın etkisi ile- hissettikleri ile paralel, çok çeşitli ve farklı manevi düzeyde bence. Yazarın çocukluk dönemi ramazanları, sırf inancı nedeni ile hapishanelerde hürriyet orucu tutan yazarlar, orucun şairlerin sanatına kattığı edebi faydaları gibi değişik konulardan da dem vurmuş yazılarında.
Sadece maddi oruç değil de, manevi oruçtan da nasiplenmek isteyenlere- tam vaktinde- Ramazan ayı öncesi -şiddetle tavsiye ediyorum.

°Yağmur M°, İnsanlığın Dirilişi'yi inceledi.
 03 Şub 17:05 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bir şairin hiçbir şiir kitabını okumadan fikir kitaplarını okumak neden ilgimi çekti bilmiyorum.
Başlık "İnsanlığın dirilişi" olunca duygusal betimlemelerle ifade edilmiş, sevgi, saygı, hoşgörü , merhamet gibi yaralanmış duygularımıza narince dokunacak, arada şiirlerinden en güzel dizeler serpiştirip süsleyecek ,tamamen kalbe dokunacak bir kitap bekliyordum.
Ama kalbe dokunmak bir yana, tekrar tekrar cümleleri okuyup anlamaya çalıştığım ,genel kültürüyle bilgimin sınırlarını aşan sandığımdan oldukça farklı bir kitap çıktı karşıma.

Sezai Karakoç meseleyi dünya çapında ele almış.Rönesans öncesi ve sonrası dönemi değerlendirerek özellikle batının, akabinde gözünü ona dikmiş milletlerin yaşadığı buhranlara, bir çözüm arayışına girmiş, bunu yaparken edebiyat, müzik, resim alanında ortaya konulan eserlerden insanlığın ruh halini tahlil etmiş, son bölümle de çözüm planını sunmuş kendisi.

Bunu yaparken "Sizi rahatsız etmeye geldim" değil de;
"Sevgili insanlık, seni acımasızca eleştirmiyorum,nasıl bir varoluş sancısı ,bir anlam arayışı içerisinde olduğunun farkındayım, seni anlıyorum, bu yüzden gel bir de benim çözümüme kulak ver. Beğenmezsen yoluna devam edersin, saygı duyarım." demiş adeta.

Bilginin marifete dönüşmesi konusunda çok sevdiğim bir kuş ve koyun örneği var.
"Kuş yiyeceği kursağında taşır ve yavrusunun ağzına aynı olarak kusar. Koyun ise ot yer,yavrusuna süt verir.
Önemli olan insanın kuş gibi değil, koyun gibi ,ezber kusmayan, bilgileri işleyip, sindirip değer katarak vermesidir."

Işte bu kitapta böyle bir yorumlama mevcut. Devrimleri, Eski Yunan ve Hint mitolojilerini, Nietzsche'yi , Karl Marks'ı vs inceleyip ,zamanla dinin felsefeye, felsefenin de politikaya dönüşerek -izm lerin kucağındaki insanlığa, İslam'in ışığında bir "Diriliş İnsani" olmanın tarifi yapılıyor.

Zaman zaman bizim kendimize ne hayrımız oldu ki bir de sahip oldugumuz ışığı(!) dünyaya taşıyalım diyerek söylediklerine inanmakta zorlansam da; dini bilgisi olduğu kadar bilime ve diğer sanat alanlarına hakim, donanımlı; bunun yanında Ruhunun Yaratıcısı'na da sadık ve sorumlu olarak çizdiği Diriliş İnsanı portresi çok cezbedici ve mantıklı geldi.

Bu kitap dine bakışımız ne olursa olsun sakin bir kafayla, önyargılar bir kenara bırakılarak üzerinde düşünülerek yorumlanması gereken ,okunmaya değer bir kitap.

Umarım rahatsız etmemişizdir:)İyi okumalar dilerim..

Hoşgeldin Ey Mah-ı Müberra...
Hoşgeldin Ey Nam-ı Süreyya...
Hoşgeldin Ey Bedii Rüya...
Hoşgeldin...

Evvelâ Ramazan-ı Şerifimizin, bütün müslüman alemine bilhassa dünya yüzünde zulüm gören bütün müslümanlara futuhat ve sulh getirmesini niyaz ederim.

Oruç, kalbin iftarıdır. Uhrevi lezzetlerden ve layezal sırlardan mahrum, evini arayan bir cocuk gibi arka sokakların mehcur sayhaları arasında, susuz kalmış kalplerimizin, 'Lebbeyk Allahümme Lebbeyk' nidasıdır. {Rabbim sana geldim}

Sezai Karakoç oruç üzerine kaleme aldığı, her biri ayrı ayrı bir eser mahiyetinde olan yazılarını 'Samanyolunda Ziyafet' kitabında bir araya getirmiş. O'na göre, müslümanlar adeta bir aylığına Ahirete hicret edip,orada bir ziyafete tanıklık ederler.

Orucun her anına ezeli ve ebedi rızıklar yağar. Arınmanın miracıdır oruç. Ecri ve mükafatı yalnız Rahman'ın Keremindendir, İlm-i Şerif'ine emanettir.

Eser öyle güzel ki günlerce, sayfalarca tahlil edilse, benim derinlikten yoksun tasavvuruma sığmaz. Her Ramazan arefesinde okumaya gayret ederim ve her defasında ilk kez okumanın tesirini hissederim.

Okurken kendinizi neharın eşiğinde, güne bakan bir çiçeğin endamını izlerken buluyorsunuz. Bilir misiniz bilmem, tam ezan vaktinde birden uyanır dalları ve gece de bıraktığı ibrişim soluğundan derin bir huzurla bütün dallarını ve yapraklarını duaya durmuş bir elin zarafetiyle göğe çevirir... Yeri gelmişken bahsetmek isterim. Dua ederken ellerin yukarıya çevrilmesi sünnettir. Aramızdan bazı arkadaşların aklına şöyle bir sual gelebilir. Neden Allah'u Teâlâ heryerde iken Peygamber Efendimiz (s.a.s) ellerini göğe çevirerek dua etmiştir.Bu bahsin manası şöyledir.Yeryüzünde ki, varedilmiş yahut varedilmeyi bekleyen hiçbir canlı Rahman'ın mertebesinin üstünde yer tutamaz. Bu mesabeyi ve üstünlüğü ifade için, Ya Rabbi, seni kusurlardan tenzih ederim demenin edebindendir.

Sezai Karakoç'un kendi başına bir mektep olma yolculuğunu belirleyen en mühim ölçü, O'nun çözümlenmesi çok çetin gibi görünen içtimai ve ferdi düğümlere pürüssüz bir ayna tutan ferasetidir... Huzur neşreden seçkin cümlelerine bir dua nazarıyla bakabilirsiniz... Kısacık betimlemeleri adeta bir değerler manzumesidir. Bir cümleye uçsuz bucaksız bir ummanı sığdırır.

"Ruhların kabirleri açılıyor onda." ne muazzam bir tasvir. Demek ki hâlâ içimize bakmaya fırsatımız var, hâlâ cennetimizi, cehennemimizden kurtarmaya, imanımızı kuşanıp, sıratı müstâkime varmaya vaktimiz var...

Çocukluğumuzun Ramazanları... Hemen hepimizin özlemini duyduğumuz o koku, yumuk gözlerle yalnız idrakimize konuk olan tarifsiz heyecan. Azad edilmiş bir kuşun kalbimizde göğü müşehadesi... Genişleyen kalp sıhhati ve bizi hiçbirşeyin saramadığı gibi kucaklayan nurdan bir devran... Öyle büyük bir zarafetle dile getirilmiş ki o loş odalarda şakırdayan kaşık çatalların sesleri, nefis anne yemeklerinin sıcacık buğusu bütün tazeliğiyle doğruluyor içinizde... Şimdilerde tek ümidim, evlatlarımıza aynı iklimi yaşatabilmek, o coşkunun numunesiyle dahi olsa onları buluşturabilmek.

Gençlikte tutulan oruçların, materyalizm kabusunu dindirebildiğini salık veren yazarın bu tespiti harikuladedir.

Karakoç, oruçla birlikte, Kuran okunan, namazlara daha çok dikkat edilen, zekata ve sadakaya ehemmiyet verilen, bütün imani hasletlerin bir araya getirildiği, toplayıcı yönünden de söz ediyor Ramazan-ı Şerif'in.

Kadir gecesi, Rahman'ın bizlere en latif Ramazan hediyesidir. Eksiksiz cümleleriyle bizleri şerefdar eylemiş, adeta bize cenneti dünyada terennüm etme fırsatını bahşeylemiştir.
"Gecelerin imamı, en büyük imam Kur'an-ı Kerim'i kalbinde taşıyan Kadir Gecesi'dir."

Rahman oruçlarınızı makbul buyursun ve Reyyân kapısından girenlerden eylesin...

Feyizli okumalar.

özlem, Mehmed Akif'i inceledi.
 20 Şub 13:41 · Beğendi

Altın yaldız çerçeveli, gün ışığını hafif tozlanmış camında biriktirmiş dikdörgen bir pano. Ve bir yazı.. O yaldızlı ve ışıklı kenarlarına rağmen hafif sararmış bir kağıda kopkoyu bir kalemle el yazısıyla yazılmış :

Korkma!

Hemen yanında ise başka bir çerçeve. Aynı boyutlarda ve renklerde, sağ kol ve bir arkadaş gibi duran ve kimbilir sesizlikte, herkes vefasıyla bir köşeye çekildiğinde, o derin uykusuna.. Yoldaşlık eden bir başka yazı, aynı koyu harflerle..

Gençliğe hitabe!!

Ve tüm bu birliğin yaldızlı seması, Güneşi.. Dört köşeli bir çerçeveye sığmayan Hayat..

Al Bayrak

..

Koridorda çocukların şen kahkahası.. Hepsi aynı güneşin eteklerinde büyüyen minik tomurcuklar gibi. Hepsi birer yarın ve ben hiçbir zaman ısıtamadığım parmak uçlarımla, lacivert renkli mürekkepli kalemimi elime alıp hafif sararmış bir kağıda, el yazımla yazıyorum…

Korkma!



Sezai Karakoç'un Mehmet Akif Ersoy'un yaşamını makaleleleriyle konu aldığı bu eserinde sadece bir gazete yazısını ve bir şairin ruhunda birikmiş ızdıraplar bütünü görmeyeceksiniz. Bir kor var bu satırlarda ve belki bu korun aydınlığını görenler Sezai Karakoç'u biraz Mehmet Akif Ersoy 'a benzetmektedirler..

“ … Duygulu, ince, derin mü min ana. Bilgili, yürekli, yaman baba. Yavaş yavaş Devleti derleyip toparlayan bir hükümdar. Savaş, sokak, güvercin,mevlüt, kadir geceleri, ramazan, şiir, mahya.. ve bütün bu fonun üstünde beliren, gittikçe beliren çocuk … “

“ … Yaralı asker, kan, sönen ocak, batan saadet, kaybolan, giden ve geri dönmeyen baba, sabreden anne, boşaltılan şehir, göç göç göç… Böyle böyle Akif büyüyor, yetişiyor, tarihin ve tabiatın güneşinde vücut ve ruh çömleği pişiyor, çelikleşiyor. “


… Büyüyor Mehmet Akif bir ateş gibi.. Devleşmiş bir insan gibi bir çocuğun kalbinde. Gözyaşları kurumuş bir ırmak gibi, ırmak olmaktan vazgeçmemiş sonsuz bir manzara gibi…
Asım Gençliği gibi.. Isınmayan o küçük parmakları tek bir güneşi göstererek ve o güneşe gülümseyerek, gelecek gibi…



Uyanmak istediğiniz bir kabus düşünün ve içinde siz dahil tüm hayatınızın karakterleri… Hepsinin havada paramparça oluşunu… Bir puzzle bile daha insaflıdır bu kareye.
Nefes alacak bir havanın olmayışını.. Hava ki kül ve kan kokularıyla bütünleşmiş.. hava ki simsiyah ve Asım' ın daha dün gösterdiği o güneşin, o yıkımın ardında tüm ışığı ve sancısıyla varolmaya çalıştığı.. Bir başka güneşin doğma telaşını.. Bir güneşin öldüğünü.. Her insan ve onun ışığıyla can bulan…


Tek bir soluk alsa Şair, uyansa en iyisi.. ama ne mümkün!! Tüm toprak parçasının altından kayıp gittiğini bir başka düşte görüyor sanki..
Cehennem, içi kurumuş yağmur taneleri gibi yağıyor insanlığın üstüne. Yaşamın üstüne, Güneşin üstüne..

Ve rengini yaldızlardan, gün ışığından alan hafif sararmış bir kağıt uçuşuyor göklerden göklere…

Işık, alabildiğine belirgin..
Gözleri karartıyor, kötülüğün gözlerini kamaştırıyor, çocukların kaderini topluyor ve toprağın derinlerinde kalan yemişlerini bırakıyor günlerdir aç susuz kalmış yüreklerine.. gülüşler alıyor o minik gözlerden, görüyor çocuklar yarınlarını.. Büyüyorlar bir bir…

Sararmış o tek sayfa daha güçlü olarak ve dünyanın dönüşünün tam tersiyle usulca şairin ellerine düşüyor, beyaz bir tüy gibi…


Kanıyla, canıyla, insanıyla ve insanını her bir harf kılıp yazıyor;
Korkma!

Kelimeler boynu bükük bir el yazısı.. kelimeler kopkoyu, kemiklerin ruhu kül ve kan..
Şair gözlerindeki o maviliği bırakıyor yeniden, bir çocuğun inandığı gelecekle bütünleşiyor kelimeler ve tekrar yazıyor;
Korkma!

Bir rüzgar alıyor cihanı, ışıklı bir toz bulutunda…
Ayaklar altında durmayan yer uyanıyor asırlık uykusundan. Açlığını gideriyor yabancıyla..
Şaire bakıyor, şairin tozlanmış bir aynadaki aksi gibi…

Bir diriliş yazılıyor topraklarımda.
Barbarların ayak izlerinin yerle bir olduğu Anadolu'da…
İnsanlığın Dirilişi.




Kalemimdeki mürekkep, kimbilir kaç sayfayı geçmiş diye bakıyorum.
Bir kelimenin son harfinde birikmiş
Korkma!

Ve birisi sesleniyor adımı.
“ Geç oldu, çıkmayacak mısınız? “ diye..

Onaylayarak, geleceğimi söylüyorum..

Bir şey görüyorum, birini.. hafif kırılmış o tozlu okul camının manzarasından.
Daha önce hiç görmediğimi düşündüğüm bir adam..
Hayır.. gördüğüm! Çok çok iyi tanıdığım..
Ve beni ben gibi iyi tanıyan…

Ellerinde bir şey var..
Ellerim.. sayfam??
Ellerim bomboş.

Ellerinde sayfam, birikmiş mürekkebiyle kelimeler tanıdık..

Anlayamıyorum…

Bakışlarıyla, anlıyorsun diyor.
Bakışlarıma İnsanlığı bırakıp..

Kirpiklerim yorgun, yer sabit değil..

Ve masamda bir kağıt aynı renk ve el yazısıyla....
Tek bir farkla..
Harfler kül ve kan
Harfler İnsanlık…


" https://soundcloud.com/...emal-genclige-hitabe "


Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür eder,
Vefa dolu, Işık dolu okumalar dilerim..

Saygı ve Sevgiyle...

Nesrin Ay, Yitik Cennet'i inceledi.
 30 Oca 16:48 · Kitabı okudu · 8 günde · Puan vermedi

Cemal Süreya'nın kaleminden Sezai Karakoç: 

"Çok daha yetenekli bir Mehmet Akif'in tinsel görüntüsüyle adamakıllı dürüst bir Necip Fazıl'ınkini iç içe geçirin, yaklaşık bir Sezai Karakoç fotoğrafı elde edebilirsiniz. (...) Öyle bir Müslüman ki Marx da bilir, Nietzsche de bilir. Rimbaud da bilir. Salvador Dali de sever. Nâzım da okur... “ 

Tek bir kitabını okuyarak bu sonuca varmam yanlış mıdır bilmem ama şu andan itibaren benim aklımda nazik, beyefendi, bilgili, doğu ve batı ilmine haiz, hakikate düşkün, İslamiyetin dirilişine inanmış, birleştirici bir şair Sezai Karakoç var. Saldırmayan, üslubunun tatlılığıyla, yumuşaklığıyla inandığı değerlerin başka bir pencereden anlaşılmasını sağlayan çok değerli bir yazar olarak kaydettim hafızama.

Bu kitabı medeniyetin peyda oluşunu, yok oluşunu, yeniden doğuşunu, devleti, adaleti, yitirilip aranan cenneti sembollerle, işaretlerle, mecazlarla peygamberlerin hikayeleri ışığında yorumlayan şiirsel metinlerden oluşuyor. Düzyazı ile şiir arasında bir form varsa o isimle anılabilir.

Çok keyif alarak okudum.

İlimsiz, İslamın Dirilişi'yi inceledi.
16 Şub 14:32 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Her müslümanın kütüphanesinde bulunması gereken bir kitap. Hatta her ay bir kere mutlaka okunmalı. Özellikle 55- 61 sayfaları arası okunmalı ki umudumuzu kaybetmeyelim devamlı mücadelemizi surderelim. Kişiler ve zorluklar umudumuzu kiramasin.

salih, Yitik Cennet'i inceledi.
 29 Oca 20:21 · Kitabı okudu · 8 günde

"Ben bir meselede Sezai Karakoç'un bir dizesiyle ya da bir metniyle karşılaştığım vakit, o mesele zihnimde başka türlü söylenmesi icap etmezmiş gibi.." diyor Tarık Tufan. Bilhassa ben Sezai Karakoç'un fikirleri ve kitapları için anlatılmaz yaşanır diye düşünürken, böyle güzel bir tarifle tespitle karşılaştım. Tam olarak hissiyatım ve fikriyatım da budur benim.
Yeni bir Karakoç kitabı, en fazla okunan ve sevilenlerden. Ne anlatıyor bu kitabında üstad biraz bahsedeyim. Hz. Adem ve Havva'nın cenneti yitirmesiyle başlayan insanlık yolculuğunu ve yitirilen bu cenneti tekrar kazanma yolundaki insanlığın yolculuğunu peygamberler üzerinden anlatıyor. Tabi bütün peygamberler üzerinden değilde medeniyetin doğup, gelişip, geçtiği kritik noktalarda başrolü oynamış olan Hz. Adem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz Yusuf, Hz Musa, Hz. Süleyman, Hz. Yahya, Hz. İsa ve Hz. Muhammed (s.a.v) üzerinden anlatıyor. Sezai Karakoç'a göre insanlığın yitirilen cenneti tekrar kazanmaları yolculuğu bu peygamberlerin mücadeleleri ve önderliğinde gelişmiştir. Umarım herkes yitik cenneti kazanma yolundaki mücadelesinde başarıya ulaşır.

Rojhilat Recep As, Diriliş Neslinin Amentüsü'ü inceledi.
 01 Kas 2017 · Kitabı okudu · 3 günde

İslâmî Fikirsel Uyanış Kitapları Vol 4

Sezai Karakoç'tan okuduğum ilk kitap. İslami uyanış hareketleri içinde ismi geçen yazarlarla tanışmak için çıktığım yolculukta tanıdığım bir diğer isim oldu kendisi.

Diriliş Neslinin Amentüsü, Müslüman olan her bireyin İslâmî Devleti kurmak için sorumlu olduğunu gözler önüne seriyor bizim için. Müslüman olmanın sözle değil, özle ve eylemle mümkün olacağını belirtiyor. Konuya bu açıdan giriş yapması çok hoşuma gitti. Zira ilk başta bir Müslümanın İslâmı her yönüyle yaşaması ve de İslam'ın her yönüyle yaşandığı toplumu kurmak için çaba harcaması, boynunun borcudur. Ben elimden geldiğince yaşıyorum, ama uygun bir ortam yok diye bir özür beyan etmeye hakkı yok. O İslâmî ortamın gelmesi için mücadele etmesi gerekir. İşin bu kısmını aştıktan sonra gelmesi için çabaladığımız İslâmî düzenden bahsediyor Sezai Karakoç. Bu düzenin ekonomik, kültürel, adalet, bilimsel vs her yönünü irdeleyip anlatıyor. Özellikle cihadın sadece silahla savaşmaktan ibaret olmadığını, kişinin ve toplumun, fikri olarak, bilim olarak, ekonomi olarak her alanda kendini geliştirmesinin asıl cihadın temel parçaları olduğunu belirttiği kısım çok hoşuma gitti. Cidden İslam, Müslüman'ı kendi ibadet dünyasına hapsedip bırakmıyor, onu hem toplumla hem de kainatla iç içe bir düzen kuracağı ilkeler bütününe teşvik ediyor. Müslüman hem insanlığa faydalı şeyleri üretecek, hem de kendi ibadet ve ahkamını koruyacak güçte bir devlet sahibi olmak zorundadır.

İslam'ın istediği devlet anlayışını ve bu sistemin kurulduğu süreç içinde her Müslüman'a düşen görevleri açıkça anlattığı için kitap çok hoşuma gitti.İslâmî yeniden uyanış üzerine ilk okumalarını yapan birisi için insanı gerçekten etkileyecek bir kitap. Zira Sezai Karakoç da bunu kitabın sonunda belirtiyor, bu kitabın sadece bir liste olduğunu söylüyor bize. İslâmî yeniden uyanış adına, kurulmak istenilen İslam toplumuna ulaşma yollarını ve de bugün bu yolları tıkayan maddi ve manevi fikir ve yaşam akımlarını göz önüne seren kitapların okunması ile konu daha net anlaşılacaktır. Yani gerçek İslâmî yaşam nedir ve bugünkü yaşamımız ne kadar İslam'dan uzaktır, bu uzaklaşma neden kaynaklanmıştır öğrenmek gerekir. Çünkü İslam'dan uzaklaşmış bir hayata sahip olup, İslâmî uyanış namına birşeyler yapmak isteyen bireyin ilk önce gerçek İslamiyet'i öğrenip hayatına geçirmesi gerekir. aksi halde tahrif edilmiş İslâmî hayatını hala doğru zanneder ve İslâmî uyanışa dair emekleri boşa gider Tabi Diriliş Neslinin Amentüsü bir giriş kitabı, Sezai Karakoç diğer kitaplarında dile getirdiğim bu konulardan bahsetmiş olabilir. Bunu bilmediğim için diğer kitaplarını da okuma niyetindeyim.

salih, Portreler'i inceledi.
 19 Şub 00:17 · Kitabı okudu · 3 günde

Sezai Karakoç külliyatı yapmaya çalışıyorum. Şimdiye kadar 25 kitabını okuduğum yazarın kitapları daha ziyade fikir, düşünce kitabı, edebi eser olaraksa şiir kitapları dışında iki tane piyes ve bu kitapla beraber de iki tane hikaye kitabı var. Diğer kitapları bazen yorucu olabiliyor, dinlenmek için arada edebi eserlerini okumak iyi oluyor. Bu kitabıysa bilhassa tavsiye ediyorum. 12 kısa hikayeden oluşuyor kitap. Hepsinden tek tek bahsetmeyeceğim okuyunca görürsünüz ama bir tanesi var ki bahsetmesem olmaz "Geç Kalan Adamın Öyküsü", net söylüyorum beni daha önce bu denli etkileyen öykü bir elin bilemedin iki elin parmaklarını geçmez. Sezai Karakoç'un düşünce dünyasını da çok iyi yansıtan bir hikaye bu. Kitaptaki ilk hikaye bu, okuyacak arkadaşlara tavsiyem dikkat kesilerek okuyun, tabi diğerlerinide.

Bütün İncelemeleri Göster