Sezai Karakoç

Sezai Karakoç

Yazar
8.8/10
5.398 Kişi
·
21.734
Okunma
·
4.873
Beğeni
·
98262
Gösterim
Adı:
Sezai Karakoç
Unvan:
Türk Şâir, Yazar, Düşünür ve Siyasetçi
Doğum:
Ergani, Diyarbakır, Türkiye, 22 Ocak 1933
1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğdu. İlkokulu Ergani’de, ortaokulu Diyarbakır ve Kahramanmaraş’ta, liseyi Gaziantep’te okudu. Lise sonda Necip Fazıl Kısakürek’le tanıştı.

Burslu öğrenci olarak girdiği Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni 1955’de bitirdi. 1959-1965 yılları arasında Maliye Müfettiş Yardımcılığı ve Gelirler Kontrolörlüğü görevlerinde bulundu.

1967 yılında İslamın Dirilişi ve Yazılar adlı kitaplarından dolayı yargılandı. Büyük Doğu, Hisar, Akpınar, Dernek, Düşünen Adam, A dergilerinde deneme ve şiirler, Yeni İstanbul, Sabah ve Milli Gazete’de fıkra yazıları yayınladı. Mart-nisan 1960’ta iki, mart 1966 - mart 1967’de oniki, ekim 1969 - ocak 1971’de onaltı sayı olmak üzere Diriliş dergisini yayınladı.

1974’ten itibaren düzenli olarak 18 sayı yayınlanan, 1976’dan itibaren gazete biçiminde çıkan Diriliş dergisi yerli düşünce ve edebiyatın en önemli dergilerinden biri oldu.

1977-78, 1980 ve 1983 yıllarında da yayınlanan Diriliş, son olarak 1987-1993 arası altı yıl haftalık olarak yayınlanmıştır. Diriliş Dergisi, gerek edebiyatımız gerekse fikir ve kültür hayatımız için bir okul olmuş, çok sayıda aydın ve sanatçı yetiştirmiştir.

1990 yılında Diriliş Partisi’ni kurdu. 1997 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılışına kadar da bu partinin genel başkanlığını yürüttü. Bilahare Yeniden Diriliş Partisi'ni kurdu.
Anne gitti ve evler döndü yazlık otellere

Anne gitti ve sular buruştu testilerde

Artık çamaşırlar yıkansa da hep kirlidir

Herkes salonda toplansa da kimse evde değildir.
48 syf.
Sizin de oluyor mudur bilmiyorum kendi hikayenizden çıkabilmek arzunuz. Olmuyor mu? Bende sıkça olmaya başladı. Acıyor. Sebebi sonucu yok, azı çoğu yok .Şifası devası yok. Keşke bir anda unutturan acıyı bir anda alıp götüren bir iksir falan olsa...
Kaç yıldır sabahtan akşama kadar ellerimdeki morarmaların acısını çekiyorum ve aynı dizeyi tekrarlayıp duruyorum;

"ellerinden belli olur bir kadın."

Nasıl anlatacağımı bilmiyorum . Geçen sene, ''Başlamam için bir cümle verir misin? Ne mi oldu? Ben biraz anlatayım . Nerede bitirmem gerektiğini de sen söyle'' diyerek yardım istediğim okurlar vardı sitede, halen de varlar , pek görüşüyor olmasak da:(
Geçen yıldan bu zamana değişen hiç bir şey yok;

Kaç zamandır bir tuhafım, fenalardayım , morarıyorum , çürüyorum diye bir doktora gittim. Doktor dediğim de bir onkoloji uzmanı. Birazcık anlattım ama nedense o çokça dinler gibi yaptı. Sonra çok ciddi bir tavırla tahliller yapmalıyız dedi. Cevap vermek yerine sessizce dinlemeyi tercih ettim. Sonra bir sürü tahliller yapıldı, sonuçlar alındı. Yakınlarım dostlarım hayatındaki tüm kötü şeyleri çıkar, küçük şeylerle mutlu ol falan filan dediler. Dalga mı geçiyorsunuz siz diyemedim onlara. Tamam, haklısınız der gibi dudaklarımın arasından bir şeyler gevelemeyi tercih ettim.
Durmadan benimle savaşan , tüm vücudumu saracak bu illeti, çocuklarım ile hiç uğraşmamış sorumsuz bir babayı, sürekli acıyan gözlerle bana bakan evlatlarımı neremden çıkarayım acaba diye düşünmeden de edemedim.
Annemi düşündüm; başıma gelen her felakette dualar okuyan Verdiği sadakaları hatırlayıp iyi olacaksın diyerek umutlu olan annemi. Kötü şeyler oluyor hayatımda, iyi olacak mıyım bilmiyorum. Yaşanan iyi ve kötü şeylerden önce, sonra verilen sadakalar , okunan dualar nereye gidiyor hiçbir fikrim yok ama korkuyorum.
Yaşıyorsun yani. Ölmüyorsun da; "Beni öldürmeyen acı, güçlendirir." diyen Nietzsche'ye , hadi be hiç de dediğin gibi olmuyor, ben güçlenemiyorum demek istiyorum.
Bitmeyen şeyleri hatırlıyorum, Daha bir sürü okunmamış kitaplar, tamamlanmamış sevilmeler, görüşülmemiş dostlar , dinlenmemiş eski şarkılar... Bitiremediklerim için bittiğimi düşünüyorum.

''Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli olur bir kadın,
Denizin dibinde geziyor gibi.
Ellerin, ellerin ve parmakların"

Anlatacaklarımı da bitiremediğim gibi.

Geçmeyecek bitmeyecek gibi:(
Sağlıklı yaşadığınız tüm anlarda keyifli okumalar dilerim.
48 syf.
·Puan vermedi
Bakarsın gözlerine, bakarlar gözlerine...
Herşey hatıra olmuştur.

Herkesin vardır bir Monna Rosa'sı..
Herkesin vardır bir Karakoç'u...

Vardır herkese şiir yazdıracak bir kadın...
Vardır aşkı uğruna şiir yazan bir erkek.
*
Türk edebiyatının belkide en güzel şiiri.
Karşılıksız bir aşkın yürek burkan hikayesi.
Güzel bir itiraf, güzel bir çığlık.
Mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
Okuyun ve içinizi ısıtın...
*
Sen Monna Rosa' ya aşık oldun.
Ben ise senin şiirine aşık oldum, üstad.

Keyifli okumalar dilerim.
139 syf.
·5 günde·9/10
Kütüphanemde Ramazan ayı öncesi okumak için aylardır beklettiğim yazarın, okuduğum ilk eseri ve diyebilirim ki; oruç hakkında okuduğum en nezih ve orijinal eser. Şaşkınım zira beklediğimden çok farklıydı. Şu bildiğimiz orucun fıkhi, ilmihal bilgileri vs değil anlatılan… Bambaşka bir tasvir, yaşayış, idrak.. Hatta yazar orucu öyle bir anlatmış ki, sevgilisini sena eden aşık gibi. Gerçekten çok merak ettim yazarın oruçlarını ve kendimden şüphe ettim acaba benim oruçlarımın mahiyetini?? Yazarın 5 yaşında tüm ramazan tam gün ilk orucunu tuttuğunu okuduğumda çok da şaşırmadım Ramazan sevgisini idrak etmeye çalışırken. ..
Ve biran önce Ramazan başlasın istedim. Merakımı ve şevkimi fazlasıyla celbetti kitap. Erkek fıtratından ve kaleminden bu kadar ince ifadeler bence fazlasıyla tebrik edilesi…
Kitap bitiminde yazarın biyografisi ile yaptığım küçük araştırma sonucunda öğrendim ki, Necip Fazıl Kısakürek’le dönemin edebi yoldaşları... Hissiyatları ve nezih cümleleri birbirine çok benziyor bence. Kitap yazarın ramazan aylarında kaleme aldığı köşe yazılarından oluşmakta. Belki de bu yüzden kitapta paylaştıkları -yazdığı anın etkisi ile- hissettikleri ile paralel, çok çeşitli ve farklı manevi düzeyde bence. Yazarın çocukluk dönemi ramazanları, sırf inancı nedeni ile hapishanelerde hürriyet orucu tutan yazarlar, orucun şairlerin sanatına kattığı edebi faydaları gibi değişik konulardan da dem vurmuş yazılarında.
Sadece maddi oruç değil de, manevi oruçtan da nasiplenmek isteyenlere- tam vaktinde- Ramazan ayı öncesi -şiddetle tavsiye ediyorum.
144 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Cemal Süreya'nın kaleminden Sezai Karakoç: 

"Çok daha yetenekli bir Mehmet Akif'in tinsel görüntüsüyle adamakıllı dürüst bir Necip Fazıl'ınkini iç içe geçirin, yaklaşık bir Sezai Karakoç fotoğrafı elde edebilirsiniz. (...) Öyle bir Müslüman ki Marx da bilir, Nietzsche de bilir. Rimbaud da bilir. Salvador Dali de sever. Nâzım da okur... “ 

Tek bir kitabını okuyarak bu sonuca varmam yanlış mıdır bilmem ama şu andan itibaren benim aklımda nazik, beyefendi, bilgili, doğu ve batı ilmine haiz, hakikate düşkün, İslamiyetin dirilişine inanmış, birleştirici bir şair Sezai Karakoç var. Saldırmayan, üslubunun tatlılığıyla, yumuşaklığıyla inandığı değerlerin başka bir pencereden anlaşılmasını sağlayan çok değerli bir yazar olarak kaydettim hafızama.

Bu kitabı medeniyetin peyda oluşunu, yok oluşunu, yeniden doğuşunu, devleti, adaleti, yitirilip aranan cenneti sembollerle, işaretlerle, mecazlarla peygamberlerin hikayeleri ışığında yorumlayan şiirsel metinlerden oluşuyor. Düzyazı ile şiir arasında bir form varsa o isimle anılabilir.

Çok keyif alarak okudum.
160 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Bir şairin hiçbir şiir kitabını okumadan fikir kitaplarını okumak neden ilgimi çekti bilmiyorum.
Başlık "İnsanlığın dirilişi" olunca duygusal betimlemelerle ifade edilmiş, sevgi, saygı, hoşgörü , merhamet gibi yaralanmış duygularımıza narince dokunacak, arada şiirlerinden en güzel dizeler serpiştirip süsleyecek ,tamamen kalbe dokunacak bir kitap bekliyordum.
Ama kalbe dokunmak bir yana, tekrar tekrar cümleleri okuyup anlamaya çalıştığım ,genel kültürüyle bilgimin sınırlarını aşan sandığımdan oldukça farklı bir kitap çıktı karşıma.

Sezai Karakoç meseleyi dünya çapında ele almış.Rönesans öncesi ve sonrası dönemi değerlendirerek özellikle batının, akabinde gözünü ona dikmiş milletlerin yaşadığı buhranlara, bir çözüm arayışına girmiş, bunu yaparken edebiyat, müzik, resim alanında ortaya konulan eserlerden insanlığın ruh halini tahlil etmiş, son bölümle de çözüm planını sunmuş kendisi.

Bunu yaparken "Sizi rahatsız etmeye geldim" değil de;
"Sevgili insanlık, seni acımasızca eleştirmiyorum,nasıl bir varoluş sancısı ,bir anlam arayışı içerisinde olduğunun farkındayım, seni anlıyorum, bu yüzden gel bir de benim çözümüme kulak ver. Beğenmezsen yoluna devam edersin, saygı duyarım." demiş adeta.

Bilginin marifete dönüşmesi konusunda çok sevdiğim bir kuş ve koyun örneği var.
"Kuş yiyeceği kursağında taşır ve yavrusunun ağzına aynı olarak kusar. Koyun ise ot yer,yavrusuna süt verir.
Önemli olan insanın kuş gibi değil, koyun gibi ,ezber kusmayan, bilgileri işleyip, sindirip değer katarak vermesidir."

Işte bu kitapta böyle bir yorumlama mevcut. Devrimleri, Eski Yunan ve Hint mitolojilerini, Nietzsche'yi , Karl Marks'ı vs inceleyip ,zamanla dinin felsefeye, felsefenin de politikaya dönüşerek -izm lerin kucağındaki insanlığa, İslam'in ışığında bir "Diriliş İnsani" olmanın tarifi yapılıyor.

Zaman zaman bizim kendimize ne hayrımız oldu ki bir de sahip oldugumuz ışığı(!) dünyaya taşıyalım diyerek söylediklerine inanmakta zorlansam da; dini bilgisi olduğu kadar bilime ve diğer sanat alanlarına hakim, donanımlı; bunun yanında Ruhunun Yaratıcısı'na da sadık ve sorumlu olarak çizdiği Diriliş İnsanı portresi çok cezbedici ve mantıklı geldi.

Bu kitap dine bakışımız ne olursa olsun sakin bir kafayla, önyargılar bir kenara bırakılarak üzerinde düşünülerek yorumlanması gereken ,okunmaya değer bir kitap.

Umarım rahatsız etmemişizdir:)İyi okumalar dilerim..
48 syf.
Bu eseri defalarca bıkmadan tane tane okudum bir eser bu kadar güzel olabilir.
Sezai Karakoç denince aklıma ilk Monna Rosa şiiri geliyor. Hikayesini bilip şiirini okumak daha bir başka oluyor.
sezai karakoç, fuzuli'den sonra aşkın vuslat değil de hicran olduğunu anlatan en iyi şairlerden ve bu kitaptaki şiirleri de bunu ispat niteliğinde... Üstad ilk ve tek aşkına sadık kalarak hala evlenmemiştir.
Sezai Karakoç üniversitedeyken bir okul arkadaşına sevdalanır. Kendisine bir türlü güvenemeyen Karakoç, arkadaşı Muazzez’e açılamaz. Bir gün cesaretini toplar ve karşısına çıkar; fakat reddedilince çok üzülür. Okullar tatil olunca Muazzez Hanım Geyve´ de yazlıkta kalmaya başlar. Sezai Karakoç ise tam karşısındaki yazlığın bahçesinde bahçıvan olarak işe başlar ve her gün karşılıksız sevgi duyduğu sevgilisini seyreder. Ona şiirler yazar; ‘Mona Roza’ ‘Tek Gül’ anlamına gelen şiirin her kıtasının baş harflerine dikkat edersek Muazzez Akkayam ismi ortaya çıkar.
Yıl sonu gelir ve okul biter; mezuniyet töreni yapılır. Mezuniyet törenindeyse Sezai Karakoç Muazzez Akkaya’nın tam karşısında Mona Roza şiirini okur. Şiiri bittikten sonra bir alkış tufanı kopar. Herkes bir daha okuması için ısrar eder; Sezai Karakoç bu şiiri art arda tam üç kez okur. Muazzez Hanım ise bu büyük aşka saygı duyduğunu söylemesine rağmen yine de karşılık vermez. Sezai Karakoç bu karşılıksız aşka rağmen kimseyle evlenmez.
Sezai Karakoç bu şiirleri 19 yaşındayken yazmıştır.
Bu incelemenin bazı cümleleri kendi kalemimden diğer bilgilerde Nesnel bilgiler arşiv olarak kalsın burada :)
https://www.40ikindi.com/edebiyat/oku.php?id=2165

MONA ROZA
Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadi kirik kus merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karsi kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavsanlar daga
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yagmur igri igri düser topraga
Ulur aya karsi kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakisin ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Acma pencereni perdeleri çek..

Zeytin agaçlari sögüt gölgesi
Bende çikar günes aydinliga
Bir nisan yüzügü, bir kapi sesi
Seni hatirlatiyor her zaman bana
Zeytin agaclari, sögüt gölgesi

Zambaklar en issiz yerlerde açar
Ve vardir her vahsi çiçekte gurur
Bir mumun ardinda bekleyen rüzgar
Isiksiz ruhumu sallar da durur
Zambaklar en issiz yerlerde acar

Ellerin ellerin ve parmaklarin
Bir nar çiçegini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadin
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmaklarin

Zaman ne de cabuk geciyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göge bu kadar
Zaman ne de çabuk geciyor Mona

Aksamlari gelir incir kuslari
Konar bahcenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sari
Ahhh! beni vursalar bir kus yerine
Aksamlari gelir incir kuslari

Ki ben Mona Roza bulurum seni
Incir kuslarinin bakislarinda
Hayatla doldurur bu bos yelkeni
O masum bakislar su kenarinda
Ki ben Mona Roza bulurum seni

Kirgin kirgin bakma yüzüme Roza
Henuz dinlemedin benden türküler
Benim askim sigmaz öyle her saza
En güzel sarkiyi bir kursun söyler
Kirgin kirgin bakma yüzüme Roza

Artik inan bana muhacir kizi
Dinle ve kabul et itirafimi
Bir soguk, bir garip, bir mavi sizi
Alev alev sardi her tarafimi
Artik inan bana muhacir kizi

Yagmurlardan sonra büyürmüs basak
Meyvalar sabirla olgunlasirmis
Birgün gözlerimin ta içine bak
Anlarsin ölüler niçin yasarmis
Yagmulardan sonra büyürmüs basak

Altin bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanli kus tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapali gece güne
Altin bilezikler o kokulu ten

Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadi kirik kus merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller

Çok keyif alarak okudum okuyacağım her daim size de iyi okumalar... Üstad tanımakta geç kalanlardan olmayın :)
#62899974
148 syf.
·Puan vermedi
Ve papatyaları seviyor sevmiyor uğruna.
Derken '' ömrü'' tükettik bir hiç uğruna...

*
Sezai Karakoç'un ikinci şiir kitabı.
Monna Rosa' dan esintiler hakim.

Bir şair düşünelim ;
Sevdiği insanın 'Ping Pong' oynamasına şiir yazsın, 'Ha Sezai ha ping-pong masası' diyebilsin...

Bir araştırmacı-yazar düşünelim;
1953 yılında Amerika'da çekimi yapılan ''Lili 'adlı güzel  bir film yapıtından etkilenip,duygularını mürekkebe yansıtsın, sesimize ses olup' Bizi bırakıp nereye gidiyorsun Lili ? diyebilsin...

Bir insan hakları savunucusu düşünelim;
Cezayir'in bağımsızlık mücadelesine ses olsun,'' kimse bu ölümlerle, Cezayirli gibi ve Cezayirli kadar ölmedi'' diyebilsin...

Sovyetlerin, Polonya ve Macaristan işgallerine  tepki olup' 'zalim kelimesinin gözbebeği' 'diyebilsin...

Öyle bir tepkidir bu, Müslümanların sadece Müslümana değil, insanlığa hassasiyetinin bakış açısını özetler olsun.

Bir Havyansever düşünelim ;
Hayvan sevgisinden, '' Avcının işi kuşlarla olmak.Kuşun gönlünden geçeni okumak.'' diyebilsin...

Ve bir evlat düşünelim...
' Doktor istemem, annem gelsin' diyebilsin...
*
Yukarıda belirttiğim gibi, bu kitap duyarlı bir kişiliğin duygularını birbirinden farklı konularda ele alıp nakış nakış işlemesinin ürünü.. Gayet akıcı ve bir o kadarda güzel şiirler mevcut.Okurken kendinizi bulup, okurken kendinizden sıyrılacaksınız..
*
Keyifli okumalar dilerim.
64 syf.
·Puan vermedi
Kuruyan insanlığız.
Dokunsalar kuruyoruz.
Yağmurunu bekleyen toprak gibi.

*
Sezai Karakoç'tan okuduğum altıncı şiir kitabı.

Düşüncelerini inanç alanlarıyla vurgulayan, dirilişin gerçekleşeceği kent mekanlarından enstantaneler sunan, medeniyetin görünen bir yüzü olan çeşmelerimiz ile şairler arasında özdeşim kurarak, çeşme kavramını ve kültürünü özdeşleştirip, tarih düşme geleneğini yeniden üretme yolunda yazıldığını hissettiğim bir Karakoç klasiği.

Okumanızı tavsiye ederim.
*
Sezai Karakoç ne Dicle’dir, ne Fırat;
bir yeraltı akarsuyudur.

Akarsuyun kıymetini bilmemiz ümidiyle..

Keyifli okumalar dilerim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Sezai Karakoç
Unvan:
Türk Şâir, Yazar, Düşünür ve Siyasetçi
Doğum:
Ergani, Diyarbakır, Türkiye, 22 Ocak 1933
1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğdu. İlkokulu Ergani’de, ortaokulu Diyarbakır ve Kahramanmaraş’ta, liseyi Gaziantep’te okudu. Lise sonda Necip Fazıl Kısakürek’le tanıştı.

Burslu öğrenci olarak girdiği Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni 1955’de bitirdi. 1959-1965 yılları arasında Maliye Müfettiş Yardımcılığı ve Gelirler Kontrolörlüğü görevlerinde bulundu.

1967 yılında İslamın Dirilişi ve Yazılar adlı kitaplarından dolayı yargılandı. Büyük Doğu, Hisar, Akpınar, Dernek, Düşünen Adam, A dergilerinde deneme ve şiirler, Yeni İstanbul, Sabah ve Milli Gazete’de fıkra yazıları yayınladı. Mart-nisan 1960’ta iki, mart 1966 - mart 1967’de oniki, ekim 1969 - ocak 1971’de onaltı sayı olmak üzere Diriliş dergisini yayınladı.

1974’ten itibaren düzenli olarak 18 sayı yayınlanan, 1976’dan itibaren gazete biçiminde çıkan Diriliş dergisi yerli düşünce ve edebiyatın en önemli dergilerinden biri oldu.

1977-78, 1980 ve 1983 yıllarında da yayınlanan Diriliş, son olarak 1987-1993 arası altı yıl haftalık olarak yayınlanmıştır. Diriliş Dergisi, gerek edebiyatımız gerekse fikir ve kültür hayatımız için bir okul olmuş, çok sayıda aydın ve sanatçı yetiştirmiştir.

1990 yılında Diriliş Partisi’ni kurdu. 1997 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılışına kadar da bu partinin genel başkanlığını yürüttü. Bilahare Yeniden Diriliş Partisi'ni kurdu.

Yazar istatistikleri

  • 4.873 okur beğendi.
  • 21.734 okur okudu.
  • 678 okur okuyor.
  • 11.365 okur okuyacak.
  • 202 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları