Sezai Karakoç

Sezai Karakoç

8.9/10
1.569 Kişi
·
5.784
Okunma
·
2.100
Beğeni
·
46.933
Gösterim
Adı:
Sezai Karakoç
Unvan:
Türk Şâir, Yazar, Düşünür ve Siyasetçi
Doğum:
Ergani, Diyarbakır, Türkiye, 22 Ocak 1933
1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğdu. İlkokulu Ergani’de, ortaokulu Diyarbakır ve Kahramanmaraş’ta, liseyi Gaziantep’te okudu. Lise sonda Necip Fazıl Kısakürek’le tanıştı.

Burslu öğrenci olarak girdiği Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni 1955’de bitirdi. 1959-1965 yılları arasında Maliye Müfettiş Yardımcılığı ve Gelirler Kontrolörlüğü görevlerinde bulundu.

1967 yılında İslamın Dirilişi ve Yazılar adlı kitaplarından dolayı yargılandı. Büyük Doğu, Hisar, Akpınar, Dernek, Düşünen Adam, A dergilerinde deneme ve şiirler, Yeni İstanbul, Sabah ve Milli Gazete’de fıkra yazıları yayınladı. Mart-nisan 1960’ta iki, mart 1966 - mart 1967’de oniki, ekim 1969 - ocak 1971’de onaltı sayı olmak üzere Diriliş dergisini yayınladı.

1974’ten itibaren düzenli olarak 18 sayı yayınlanan, 1976’dan itibaren gazete biçiminde çıkan Diriliş dergisi yerli düşünce ve edebiyatın en önemli dergilerinden biri oldu.

1977-78, 1980 ve 1983 yıllarında da yayınlanan Diriliş, son olarak 1987-1993 arası altı yıl haftalık olarak yayınlanmıştır. Diriliş Dergisi, gerek edebiyatımız gerekse fikir ve kültür hayatımız için bir okul olmuş, çok sayıda aydın ve sanatçı yetiştirmiştir.

1990 yılında Diriliş Partisi’ni kurdu. 1997 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılışına kadar da bu partinin genel başkanlığını yürüttü. Bilahare Yeniden Diriliş Partisi'ni kurdu.
Müslüman, islamı öyle sağ ve diri, canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.
Sezai Karakoç
Sayfa 61 - Diriliş Yayınları 23. Baskı 2017
Oruç tutmak, insan yüreğini canlı, cıvıl cıvıl sesli kuşlarla doldurmak değil midir?
Monna Rosa, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Monna Rosa siyah güller, ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Monna Rosa, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek
Monna Rosa seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Monna Rosa, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek...

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin, ellerin ve parmakların

Zaman ne de çabuk geçiyor Monna
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Monna

Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları

Ki ben Monna Rosa bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Monna Rosa bulurum seni

Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım uymaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa

Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece ve güne
Altın bilezikler o kokulu ten

Monna Rosa siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Monna Rosa siyah güller, ak güller
Sezai Karakoç
Sayfa 18 - Diriliş Yayınları 30. Baskı 2017
Seni yoksayacaklar, sen daha çok var olacaksın.
Sezai Karakoç
Sayfa 14 - Diriliş Yayınları 7. Baskı 2016
"Bu âmentü, diriliş erinin kendi kendini göz-
den geçirmesidir. Kendini celâl ve cemal terazisin de tartmasıdır."


Öncelikle kitabı okumam konusunda tavsiye de bulunan  Slh hocaya ve onunla tanışmama vesile olan abim   Necip Gerboğa teşekkürlerimi arz ederim. :) ikisi de ne istediğimi ve ne aradığımı anladı.



Bir kere Sezai Karakoç'un insanı okurken yormayan bir dili var ancak konusu gereği de bir ağırlığı var kitap 68 sayfa ancak içerik ve üstüne yapılacak incelemeler içinden çıkarılması gerekenler çok daha fazla aslında şöyle de geldi bana sanki okuduğu bir kitabın en önemli yerlerini bir araya toplamış gibi, çoğu altı çizilesi cümlelerdi bana kalsa her sayfadan alıntı yapılırdı ki zor tuttum kendimi.

Sezai karakoç kendini bir diriliş eri olarak görüyor ve düşüncelerini inandığı şeyleri, yapmak istedikleri ve yaptıklerını ben sıfatıyla yazması okurken insana ister istemez zihinsel ve duygusal şeyler hissettiriyor ve sanki kendi fikirlerinizi okur gibi hissediyorsunuz.

Aslında bir kez okunup bırakılacak bir kitap değil okudukça incelemesi güncellenecek bir kitap hele ki kendinizi bu davanın bir ferdi olarak görüyor iseniz...

Diğer incelemeleri de tek tek okudum nerdeyse ve kimine göre yazarın bir davası var ve bu dava için nasıl bir düzen olmalı nasıl davranmalı yani kendi yapacakları ama bazısına göre de dava bizim davamız ve yazar bize bir yol çizmiş burda örneğin benim notlarımdan biri şu paragrafaydı:

*Doğuyu Batıyı bilmeliyim. Eski uygarlıkları
derinlemesine incelemeliyim. Yükseliş ve düşüşlerin sebeplerini derinden derine araştırmalıyım. Allah’ın insanoğluna en büyük nimeti olan İslâm inanç ve medeniyetine mensup olan bir toplum, nasıl olur da bugünkü acıklı duruma düşer? Bunun mutlaka bir veya bir çok sebebi vardır. Bunu bilmeliyim. İşte bütün bu konuları incelemekte ilim benim rehberim olacaktır.*

Şayet bir davanız var ise ve doğruluğundan emin olduğunuz bu davanın önceliği o davanın tarihini araştırmak nerden geldiğini nasıl geldiğini bu güne neyle ulaştığını vs. Şayet bunu bilmez kuru bir inanç ile ben müslümanım der ve bunu savunmaya kalkarsak muhakkak ki yetersiz gelecektir. Teslimiyet önemlidir ancak tebliğ için delil şarttır.

İşte tam da bu nokta da Sezai karakoç diyor ki;
Savaşmalıyız davamız için savaşmalıyız ama bu savaş silahla topla tüfekle değil ilim, bilim, kültür ile yapacağız, çağdaşlık medeniyet deniliyor ise bunu, içinde bulunduğun zamana uyarlayarak yaşamalı yani geçmişe özenmekle yetinmeyip onu hayatına geçirmeli.

Devlet bir islam devleti olmalı ve bu devlette hiç bir izm'e yer olmamalı.

(Her ne kadar iyi inceleme yapan okurların ilk incelemelerinden şuanki incelemelerine kadar kurcaladıysam da tahlil konusunda hâlâ anladığımı anlatamama sıkıntısı çekiyorum. Zamanla düzelecektir umarım zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim:)))
Kütüphanemde Ramazan ayı öncesi okumak için aylardır beklettiğim yazarın, okuduğum ilk eseri ve diyebilirim ki; oruç hakkında okuduğum en nezih ve orijinal eser. Şaşkınım zira beklediğimden çok farklıydı. Şu bildiğimiz orucun fıkhi, ilmihal bilgileri vs değil anlatılan… Bambaşka bir tasvir, yaşayış, idrak.. Hatta yazar orucu öyle bir anlatmış ki, sevgilisini sena eden aşık gibi. Gerçekten çok merak ettim yazarın oruçlarını ve kendimden şüphe ettim acaba benim oruçlarımın mahiyetini?? Yazarın 5 yaşında tüm ramazan tam gün ilk orucunu tuttuğunu okuduğumda çok da şaşırmadım Ramazan sevgisini idrak etmeye çalışırken. ..
Ve biran önce Ramazan başlasın istedim. Merakımı ve şevkimi fazlasıyla celbetti kitap. Erkek fıtratından ve kaleminden bu kadar ince ifadeler bence fazlasıyla tebrik edilesi…
Kitap bitiminde yazarın biyografisi ile yaptığım küçük araştırma sonucunda öğrendim ki, Necip Fazıl Kısakürek’le dönemin edebi yoldaşları... Hissiyatları ve nezih cümleleri birbirine çok benziyor bence. Kitap yazarın ramazan aylarında kaleme aldığı köşe yazılarından oluşmakta. Belki de bu yüzden kitapta paylaştıkları -yazdığı anın etkisi ile- hissettikleri ile paralel, çok çeşitli ve farklı manevi düzeyde bence. Yazarın çocukluk dönemi ramazanları, sırf inancı nedeni ile hapishanelerde hürriyet orucu tutan yazarlar, orucun şairlerin sanatına kattığı edebi faydaları gibi değişik konulardan da dem vurmuş yazılarında.
Sadece maddi oruç değil de, manevi oruçtan da nasiplenmek isteyenlere- tam vaktinde- Ramazan ayı öncesi -şiddetle tavsiye ediyorum.
Bir şairin hiçbir şiir kitabını okumadan fikir kitaplarını okumak neden ilgimi çekti bilmiyorum.
Başlık "İnsanlığın dirilişi" olunca duygusal betimlemelerle ifade edilmiş, sevgi, saygı, hoşgörü , merhamet gibi yaralanmış duygularımıza narince dokunacak, arada şiirlerinden en güzel dizeler serpiştirip süsleyecek ,tamamen kalbe dokunacak bir kitap bekliyordum.
Ama kalbe dokunmak bir yana, tekrar tekrar cümleleri okuyup anlamaya çalıştığım ,genel kültürüyle bilgimin sınırlarını aşan sandığımdan oldukça farklı bir kitap çıktı karşıma.

Sezai Karakoç meseleyi dünya çapında ele almış.Rönesans öncesi ve sonrası dönemi değerlendirerek özellikle batının, akabinde gözünü ona dikmiş milletlerin yaşadığı buhranlara, bir çözüm arayışına girmiş, bunu yaparken edebiyat, müzik, resim alanında ortaya konulan eserlerden insanlığın ruh halini tahlil etmiş, son bölümle de çözüm planını sunmuş kendisi.

Bunu yaparken "Sizi rahatsız etmeye geldim" değil de;
"Sevgili insanlık, seni acımasızca eleştirmiyorum,nasıl bir varoluş sancısı ,bir anlam arayışı içerisinde olduğunun farkındayım, seni anlıyorum, bu yüzden gel bir de benim çözümüme kulak ver. Beğenmezsen yoluna devam edersin, saygı duyarım." demiş adeta.

Bilginin marifete dönüşmesi konusunda çok sevdiğim bir kuş ve koyun örneği var.
"Kuş yiyeceği kursağında taşır ve yavrusunun ağzına aynı olarak kusar. Koyun ise ot yer,yavrusuna süt verir.
Önemli olan insanın kuş gibi değil, koyun gibi ,ezber kusmayan, bilgileri işleyip, sindirip değer katarak vermesidir."

Işte bu kitapta böyle bir yorumlama mevcut. Devrimleri, Eski Yunan ve Hint mitolojilerini, Nietzsche'yi , Karl Marks'ı vs inceleyip ,zamanla dinin felsefeye, felsefenin de politikaya dönüşerek -izm lerin kucağındaki insanlığa, İslam'in ışığında bir "Diriliş İnsani" olmanın tarifi yapılıyor.

Zaman zaman bizim kendimize ne hayrımız oldu ki bir de sahip oldugumuz ışığı(!) dünyaya taşıyalım diyerek söylediklerine inanmakta zorlansam da; dini bilgisi olduğu kadar bilime ve diğer sanat alanlarına hakim, donanımlı; bunun yanında Ruhunun Yaratıcısı'na da sadık ve sorumlu olarak çizdiği Diriliş İnsanı portresi çok cezbedici ve mantıklı geldi.

Bu kitap dine bakışımız ne olursa olsun sakin bir kafayla, önyargılar bir kenara bırakılarak üzerinde düşünülerek yorumlanması gereken ,okunmaya değer bir kitap.

Umarım rahatsız etmemişizdir:)İyi okumalar dilerim..
Sizin bildiğiniz Ramazan ayı ile bizim öğrendiğimiz bu Ramazan ayı aynı ay mı ???



Hayır yani şimdiye kadar gelen aylar Ramazan ise bu kitap ile tanıdığım Ramazan neydi bu nasıl muazzam bir Ramazan muhabbetiydi efendim, Sezai Karakoç her iftar öncesi ve sahur vakti odama misafir oldu ve  yıllarca Ramazan ayı ile ilgili yazdığı yazılarını parça parça aktardı bana öyle hoş bir sohbeti vardı ki bitmesin istiyordum ama başkaları da okusun diye bitirip hediye ettim... :(((

Ramazan ile ilgili bir kitabı olduğunu öğrenince hemen alıp okumak istedim ki bir baktım Gökçe Ramazan da hep beraber okuyalım diye etkinlik başlatmış sağolsun varolsun birlikte okumak daha keyifli oldu :))


Evet efenim geldik kitabımızı incelemeye kitabımız Ramazan yazıları olduğu için insanın aklına ilk Ramazan ayı nasıl ihya edilir orucu bozanlar bozmayanlar gibi bilgilerin olduğu bir kitap düşünebilirsiniz ancak bu tamamen bir ön yargı daha ilk sayfalar'da öyle olmadığını anlayabilirsiniz bu alıntıda olduğu gibi : #29701291

Her başlık altında en fazla 4 5 sayfalık yazı var ama yazıları okumadan başlıkları bile insanı etkileyebilir başlıklar öyle anlamlı ki şöyle bir bakalım bana hak vereceksiniz :)

Betonları Kıran Oruç,
Samanyolunda Ziyafet,
Oruç ve Çocuk ,
Orucun 24 Saati,
Orucun Ömrü,
Aktüalite,
 Altın Gece,
Bayram,
Konuk,
Sürekli Mucizeler,
Her Yıl Bir Mucize Gibi Gelen,
Oruç da Acıkır, 
Diriliş Saati,
Silahımız,
Yankı,
Bir İftar ve Ötesi,
Kadir Gecesi,
Yolcu,
Bayram,
Oruç ve Diriliş,
Orucun Ruhu,
Ruhun Silahları,
Ruhun Şöleni,
İnsan ve Oruç,
Görünen Aya Selâm,
Hicretten Miraca,
Oruç Dünyasında,
Gök Armağanı Oruç,
Orucu Benzerlerinden Fark Ettiren, Çocukluğumuzun Ramazanları,
Çağrı,
Oruç Ülkesi,
Kara Bayramı Aka Çevirmek,
Ramazanın Aynasında Hayat.
Başlıklar bile insanı okumaya davet ediyor öyle değil mi :)

Ramazan ayını hiç ruhunuza gelen bir misafir olarak düşündünüz mü? Eğer hayır ise cevabınız şuna bir bakın:#29994465

Ne kadar hoş bir anlatım değil mi, insana Ramazanı sevdiriyor :) oruç tutmayan bile heveslenir bence, bu misafiri evinde ağırlamak için.  Siz hâlâ Ramazanı sadece aç susuz kalmaktan  ibaret sanıyor iseniz şöyle diyor Sezai Karakoç :

"Oruç, öyle bir ruh kalıbıdır ki, her gün, ortalığın ilk ağardığı vakitten karardığı vakte kadar, içimizi oraya yerleştiririz; orada ruh bir biçim alacak; bir öz kazanacak, billurlaşacak; yıkanacak, canlanacaktır. Gece dinlenecek; bir gün sonra yine aynı çerçeveye girecek; böyle böyle; bir ay sonunda yepyeni ve taptaze bir insan yüreği, ruhu ve vücudu olacaktır mü’minin yüreği, ruhu ve vücudu."

Daha anlatmak istediğim çok şey var ama yazamıyorum o yüzden okumalısınız diyorum hatta her ramazan okumalısınız okumalıyız ki bir nebze belki yazarın bahs ettiği manevi ruh temizliğini huzuru hissedebiliriz...

Hepinize Hayırlı Ramazanlar dilerim :)
Altın yaldız çerçeveli, gün ışığını hafif tozlanmış camında biriktirmiş dikdörgen bir pano. Ve bir yazı.. O yaldızlı ve ışıklı kenarlarına rağmen hafif sararmış bir kağıda kopkoyu bir kalemle el yazısıyla yazılmış :

Korkma!

Hemen yanında ise başka bir çerçeve. Aynı boyutlarda ve renklerde, sağ kol ve bir arkadaş gibi duran ve kimbilir sesizlikte, herkes vefasıyla bir köşeye çekildiğinde, o derin uykusuna.. Yoldaşlık eden bir başka yazı, aynı koyu harflerle..

Gençliğe hitabe!!

Ve tüm bu birliğin yaldızlı seması, Güneşi.. Dört köşeli bir çerçeveye sığmayan Hayat..

Al Bayrak

..

Koridorda çocukların şen kahkahası.. Hepsi aynı güneşin eteklerinde büyüyen minik tomurcuklar gibi. Hepsi birer yarın ve ben hiçbir zaman ısıtamadığım parmak uçlarımla, lacivert renkli mürekkepli kalemimi elime alıp hafif sararmış bir kağıda, el yazımla yazıyorum…

Korkma!



Sezai Karakoç'un Mehmet Akif Ersoy'un yaşamını makaleleleriyle konu aldığı bu eserinde sadece bir gazete yazısını ve bir şairin ruhunda birikmiş ızdıraplar bütünü görmeyeceksiniz. Bir kor var bu satırlarda ve belki bu korun aydınlığını görenler Sezai Karakoç'u biraz Mehmet Akif Ersoy 'a benzetmektedirler..

“ … Duygulu, ince, derin mü min ana. Bilgili, yürekli, yaman baba. Yavaş yavaş Devleti derleyip toparlayan bir hükümdar. Savaş, sokak, güvercin,mevlüt, kadir geceleri, ramazan, şiir, mahya.. ve bütün bu fonun üstünde beliren, gittikçe beliren çocuk … “

“ … Yaralı asker, kan, sönen ocak, batan saadet, kaybolan, giden ve geri dönmeyen baba, sabreden anne, boşaltılan şehir, göç göç göç… Böyle böyle Akif büyüyor, yetişiyor, tarihin ve tabiatın güneşinde vücut ve ruh çömleği pişiyor, çelikleşiyor. “


… Büyüyor Mehmet Akif bir ateş gibi.. Devleşmiş bir insan gibi bir çocuğun kalbinde. Gözyaşları kurumuş bir ırmak gibi, ırmak olmaktan vazgeçmemiş sonsuz bir manzara gibi…
Asım Gençliği gibi.. Isınmayan o küçük parmakları tek bir güneşi göstererek ve o güneşe gülümseyerek, gelecek gibi…



Uyanmak istediğiniz bir kabus düşünün ve içinde siz dahil tüm hayatınızın karakterleri… Hepsinin havada paramparça oluşunu… Bir puzzle bile daha insaflıdır bu kareye.
Nefes alacak bir havanın olmayışını.. Hava ki kül ve kan kokularıyla bütünleşmiş.. hava ki simsiyah ve Asım' ın daha dün gösterdiği o güneşin, o yıkımın ardında tüm ışığı ve sancısıyla varolmaya çalıştığı.. Bir başka güneşin doğma telaşını.. Bir güneşin öldüğünü.. Her insan ve onun ışığıyla can bulan…


Tek bir soluk alsa Şair, uyansa en iyisi.. ama ne mümkün!! Tüm toprak parçasının altından kayıp gittiğini bir başka düşte görüyor sanki..
Cehennem, içi kurumuş yağmur taneleri gibi yağıyor insanlığın üstüne. Yaşamın üstüne, Güneşin üstüne..

Ve rengini yaldızlardan, gün ışığından alan hafif sararmış bir kağıt uçuşuyor göklerden göklere…

Işık, alabildiğine belirgin..
Gözleri karartıyor, kötülüğün gözlerini kamaştırıyor, çocukların kaderini topluyor ve toprağın derinlerinde kalan yemişlerini bırakıyor günlerdir aç susuz kalmış yüreklerine.. gülüşler alıyor o minik gözlerden, görüyor çocuklar yarınlarını.. Büyüyorlar bir bir…

Sararmış o tek sayfa daha güçlü olarak ve dünyanın dönüşünün tam tersiyle usulca şairin ellerine düşüyor, beyaz bir tüy gibi…


Kanıyla, canıyla, insanıyla ve insanını her bir harf kılıp yazıyor;
Korkma!

Kelimeler boynu bükük bir el yazısı.. kelimeler kopkoyu, kemiklerin ruhu kül ve kan..
Şair gözlerindeki o maviliği bırakıyor yeniden, bir çocuğun inandığı gelecekle bütünleşiyor kelimeler ve tekrar yazıyor;
Korkma!

Bir rüzgar alıyor cihanı, ışıklı bir toz bulutunda…
Ayaklar altında durmayan yer uyanıyor asırlık uykusundan. Açlığını gideriyor yabancıyla..
Şaire bakıyor, şairin tozlanmış bir aynadaki aksi gibi…

Bir diriliş yazılıyor topraklarımda.
Barbarların ayak izlerinin yerle bir olduğu Anadolu'da…
İnsanlığın Dirilişi.




Kalemimdeki mürekkep, kimbilir kaç sayfayı geçmiş diye bakıyorum.
Bir kelimenin son harfinde birikmiş
Korkma!

Ve birisi sesleniyor adımı.
“ Geç oldu, çıkmayacak mısınız? “ diye..

Onaylayarak, geleceğimi söylüyorum..

Bir şey görüyorum, birini.. hafif kırılmış o tozlu okul camının manzarasından.
Daha önce hiç görmediğimi düşündüğüm bir adam..
Hayır.. gördüğüm! Çok çok iyi tanıdığım..
Ve beni ben gibi iyi tanıyan…

Ellerinde bir şey var..
Ellerim.. sayfam??
Ellerim bomboş.

Ellerinde sayfam, birikmiş mürekkebiyle kelimeler tanıdık..

Anlayamıyorum…

Bakışlarıyla, anlıyorsun diyor.
Bakışlarıma İnsanlığı bırakıp..

Kirpiklerim yorgun, yer sabit değil..

Ve masamda bir kağıt aynı renk ve el yazısıyla....
Tek bir farkla..
Harfler kül ve kan
Harfler İnsanlık…


" https://soundcloud.com/...emal-genclige-hitabe "


Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür eder,
Vefa dolu, Işık dolu okumalar dilerim..

Saygı ve Sevgiyle...
Cemal Süreya'nın kaleminden Sezai Karakoç: 

"Çok daha yetenekli bir Mehmet Akif'in tinsel görüntüsüyle adamakıllı dürüst bir Necip Fazıl'ınkini iç içe geçirin, yaklaşık bir Sezai Karakoç fotoğrafı elde edebilirsiniz. (...) Öyle bir Müslüman ki Marx da bilir, Nietzsche de bilir. Rimbaud da bilir. Salvador Dali de sever. Nâzım da okur... “ 

Tek bir kitabını okuyarak bu sonuca varmam yanlış mıdır bilmem ama şu andan itibaren benim aklımda nazik, beyefendi, bilgili, doğu ve batı ilmine haiz, hakikate düşkün, İslamiyetin dirilişine inanmış, birleştirici bir şair Sezai Karakoç var. Saldırmayan, üslubunun tatlılığıyla, yumuşaklığıyla inandığı değerlerin başka bir pencereden anlaşılmasını sağlayan çok değerli bir yazar olarak kaydettim hafızama.

Bu kitabı medeniyetin peyda oluşunu, yok oluşunu, yeniden doğuşunu, devleti, adaleti, yitirilip aranan cenneti sembollerle, işaretlerle, mecazlarla peygamberlerin hikayeleri ışığında yorumlayan şiirsel metinlerden oluşuyor. Düzyazı ile şiir arasında bir form varsa o isimle anılabilir.

Çok keyif alarak okudum.
Her müslümanın kütüphanesinde bulunması gereken bir kitap. Hatta her ay bir kere mutlaka okunmalı. Özellikle 55- 61 sayfaları arası okunmalı ki umudumuzu kaybetmeyelim devamlı mücadelemizi surderelim. Kişiler ve zorluklar umudumuzu kiramasin.
"Ben bir meselede Sezai Karakoç'un bir dizesiyle ya da bir metniyle karşılaştığım vakit, o mesele zihnimde başka türlü söylenmesi icap etmezmiş gibi.." diyor Tarık Tufan. Bilhassa ben Sezai Karakoç'un fikirleri ve kitapları için anlatılmaz yaşanır diye düşünürken, böyle güzel bir tarifle tespitle karşılaştım. Tam olarak hissiyatım ve fikriyatım da budur benim.
Yeni bir Karakoç kitabı, en fazla okunan ve sevilenlerden. Ne anlatıyor bu kitabında üstad biraz bahsedeyim. Hz. Adem ve Havva'nın cenneti yitirmesiyle başlayan insanlık yolculuğunu ve yitirilen bu cenneti tekrar kazanma yolundaki insanlığın yolculuğunu peygamberler üzerinden anlatıyor. Tabi bütün peygamberler üzerinden değilde medeniyetin doğup, gelişip, geçtiği kritik noktalarda başrolü oynamış olan Hz. Adem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz Yusuf, Hz Musa, Hz. Süleyman, Hz. Yahya, Hz. İsa ve Hz. Muhammed (s.a.v) üzerinden anlatıyor. Sezai Karakoç'a göre insanlığın yitirilen cenneti tekrar kazanmaları yolculuğu bu peygamberlerin mücadeleleri ve önderliğinde gelişmiştir. Umarım herkes yitik cenneti kazanma yolundaki mücadelesinde başarıya ulaşır.
İslâmî Fikirsel Uyanış Kitapları Vol 4

Sezai Karakoç'tan okuduğum ilk kitap. İslami uyanış hareketleri içinde ismi geçen yazarlarla tanışmak için çıktığım yolculukta tanıdığım bir diğer isim oldu kendisi.

Diriliş Neslinin Amentüsü, Müslüman olan her bireyin İslâmî Devleti kurmak için sorumlu olduğunu gözler önüne seriyor bizim için. Müslüman olmanın sözle değil, özle ve eylemle mümkün olacağını belirtiyor. Konuya bu açıdan giriş yapması çok hoşuma gitti. Zira ilk başta bir Müslümanın İslâmı her yönüyle yaşaması ve de İslam'ın her yönüyle yaşandığı toplumu kurmak için çaba harcaması, boynunun borcudur. Ben elimden geldiğince yaşıyorum, ama uygun bir ortam yok diye bir özür beyan etmeye hakkı yok. O İslâmî ortamın gelmesi için mücadele etmesi gerekir. İşin bu kısmını aştıktan sonra gelmesi için çabaladığımız İslâmî düzenden bahsediyor Sezai Karakoç. Bu düzenin ekonomik, kültürel, adalet, bilimsel vs her yönünü irdeleyip anlatıyor. Özellikle cihadın sadece silahla savaşmaktan ibaret olmadığını, kişinin ve toplumun, fikri olarak, bilim olarak, ekonomi olarak her alanda kendini geliştirmesinin asıl cihadın temel parçaları olduğunu belirttiği kısım çok hoşuma gitti. Cidden İslam, Müslüman'ı kendi ibadet dünyasına hapsedip bırakmıyor, onu hem toplumla hem de kainatla iç içe bir düzen kuracağı ilkeler bütününe teşvik ediyor. Müslüman hem insanlığa faydalı şeyleri üretecek, hem de kendi ibadet ve ahkamını koruyacak güçte bir devlet sahibi olmak zorundadır.

İslam'ın istediği devlet anlayışını ve bu sistemin kurulduğu süreç içinde her Müslüman'a düşen görevleri açıkça anlattığı için kitap çok hoşuma gitti.İslâmî yeniden uyanış üzerine ilk okumalarını yapan birisi için insanı gerçekten etkileyecek bir kitap. Zira Sezai Karakoç da bunu kitabın sonunda belirtiyor, bu kitabın sadece bir liste olduğunu söylüyor bize. İslâmî yeniden uyanış adına, kurulmak istenilen İslam toplumuna ulaşma yollarını ve de bugün bu yolları tıkayan maddi ve manevi fikir ve yaşam akımlarını göz önüne seren kitapların okunması ile konu daha net anlaşılacaktır. Yani gerçek İslâmî yaşam nedir ve bugünkü yaşamımız ne kadar İslam'dan uzaktır, bu uzaklaşma neden kaynaklanmıştır öğrenmek gerekir. Çünkü İslam'dan uzaklaşmış bir hayata sahip olup, İslâmî uyanış namına birşeyler yapmak isteyen bireyin ilk önce gerçek İslamiyet'i öğrenip hayatına geçirmesi gerekir. aksi halde tahrif edilmiş İslâmî hayatını hala doğru zanneder ve İslâmî uyanışa dair emekleri boşa gider Tabi Diriliş Neslinin Amentüsü bir giriş kitabı, Sezai Karakoç diğer kitaplarında dile getirdiğim bu konulardan bahsetmiş olabilir. Bunu bilmediğim için diğer kitaplarını da okuma niyetindeyim.
Sezai Karakoç'tan malesef ki ilk kitabımdı. Tanışmakta geç kaldığımı biliyordum ama kitaba başlayınca bunu daha iyi hissettim. Kitapta Diriliş Eri kimdir, nasıl olmalıdır , ideal toplum düzeni nasıldır, ideal devlet nasıl olmalıdır gibi soruları cevaplamış. Açıkçası kitabın ilk yarısı beni daha çok etkilemişti.Ben dilini kullanmış olması benim iç sesimin konuşması gibi olmuştu.Ve daha bir coşkuyla , heyecanla okumuştum. Kitabın ilerleyen sayfalarında dikkatim dağaldığından ya da 68 sayfalık kitabı 4 güne yaydığımdan olacak ilk başlarkenki haz devam etmedi. Ancak fikir kitabı olduğundan üzerinde durularak okunması gereken bir kitap , roman gibi akıcı değil.
Şunu söylemek istiyorum.Bu kitap ilk kitabım ama son olmayacak. Sezai Karakoç'un düşünce yapısını çok beğendim, bana hitap ettiğini düşünüyorum. Daha çok kitabını elime alıp onu daha yakından tanımak istiyorum.
Kısa bir inceleme oldu , inceleme olduğu da söylenemez belki ama zaten kitap oldukça öz. Buyüzden kitabı merak edenlerin direkt kitabı okumasını tavsiye ediyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Sezai Karakoç
Unvan:
Türk Şâir, Yazar, Düşünür ve Siyasetçi
Doğum:
Ergani, Diyarbakır, Türkiye, 22 Ocak 1933
1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğdu. İlkokulu Ergani’de, ortaokulu Diyarbakır ve Kahramanmaraş’ta, liseyi Gaziantep’te okudu. Lise sonda Necip Fazıl Kısakürek’le tanıştı.

Burslu öğrenci olarak girdiği Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni 1955’de bitirdi. 1959-1965 yılları arasında Maliye Müfettiş Yardımcılığı ve Gelirler Kontrolörlüğü görevlerinde bulundu.

1967 yılında İslamın Dirilişi ve Yazılar adlı kitaplarından dolayı yargılandı. Büyük Doğu, Hisar, Akpınar, Dernek, Düşünen Adam, A dergilerinde deneme ve şiirler, Yeni İstanbul, Sabah ve Milli Gazete’de fıkra yazıları yayınladı. Mart-nisan 1960’ta iki, mart 1966 - mart 1967’de oniki, ekim 1969 - ocak 1971’de onaltı sayı olmak üzere Diriliş dergisini yayınladı.

1974’ten itibaren düzenli olarak 18 sayı yayınlanan, 1976’dan itibaren gazete biçiminde çıkan Diriliş dergisi yerli düşünce ve edebiyatın en önemli dergilerinden biri oldu.

1977-78, 1980 ve 1983 yıllarında da yayınlanan Diriliş, son olarak 1987-1993 arası altı yıl haftalık olarak yayınlanmıştır. Diriliş Dergisi, gerek edebiyatımız gerekse fikir ve kültür hayatımız için bir okul olmuş, çok sayıda aydın ve sanatçı yetiştirmiştir.

1990 yılında Diriliş Partisi’ni kurdu. 1997 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılışına kadar da bu partinin genel başkanlığını yürüttü. Bilahare Yeniden Diriliş Partisi'ni kurdu.

Yazar istatistikleri

  • 2.100 okur beğendi.
  • 5.784 okur okudu.
  • 149 okur okuyor.
  • 3.298 okur okuyacak.
  • 47 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları