Sezai Karakoç

Sezai Karakoç

8.8/10
1.824 Kişi
·
6.147
Okunma
·
2.326
Beğeni
·
50.967
Gösterim
Adı:
Sezai Karakoç
Unvan:
Türk Şâir, Yazar, Düşünür ve Siyasetçi
Doğum:
Ergani, Diyarbakır, Türkiye, 22 Ocak 1933
1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğdu. İlkokulu Ergani’de, ortaokulu Diyarbakır ve Kahramanmaraş’ta, liseyi Gaziantep’te okudu. Lise sonda Necip Fazıl Kısakürek’le tanıştı.

Burslu öğrenci olarak girdiği Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni 1955’de bitirdi. 1959-1965 yılları arasında Maliye Müfettiş Yardımcılığı ve Gelirler Kontrolörlüğü görevlerinde bulundu.

1967 yılında İslamın Dirilişi ve Yazılar adlı kitaplarından dolayı yargılandı. Büyük Doğu, Hisar, Akpınar, Dernek, Düşünen Adam, A dergilerinde deneme ve şiirler, Yeni İstanbul, Sabah ve Milli Gazete’de fıkra yazıları yayınladı. Mart-nisan 1960’ta iki, mart 1966 - mart 1967’de oniki, ekim 1969 - ocak 1971’de onaltı sayı olmak üzere Diriliş dergisini yayınladı.

1974’ten itibaren düzenli olarak 18 sayı yayınlanan, 1976’dan itibaren gazete biçiminde çıkan Diriliş dergisi yerli düşünce ve edebiyatın en önemli dergilerinden biri oldu.

1977-78, 1980 ve 1983 yıllarında da yayınlanan Diriliş, son olarak 1987-1993 arası altı yıl haftalık olarak yayınlanmıştır. Diriliş Dergisi, gerek edebiyatımız gerekse fikir ve kültür hayatımız için bir okul olmuş, çok sayıda aydın ve sanatçı yetiştirmiştir.

1990 yılında Diriliş Partisi’ni kurdu. 1997 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılışına kadar da bu partinin genel başkanlığını yürüttü. Bilahare Yeniden Diriliş Partisi'ni kurdu.
Anne gitti ve evler döndü yazlık otellere

Anne gitti ve sular buruştu testilerde

Artık çamaşırlar yıkansa da hep kirlidir

Herkes salonda toplansa da kimse evde değildir.
Müslüman, islamı öyle sağ ve diri, canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.
Sezai Karakoç
Sayfa 61 - Diriliş Yayınları 23. Baskı 2017
Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna;
Saat on ikidir, söndü lâmbalar.
Uyu da turnalar gelsin rüyana,
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar;
Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna.
***
"Bu âmentü, diriliş erinin kendi kendini göz-
den geçirmesidir. Kendini celâl ve cemal terazisin de tartmasıdır."


Öncelikle kitabı okumam konusunda tavsiye de bulunan  Slh hocaya ve onunla tanışmama vesile olan abim   Necip G. teşekkürlerimi arz ederim. :) ikisi de ne istediğimi ve ne aradığımı anladı.



Bir kere Sezai Karakoç'un insanı okurken yormayan bir dili var ancak konusu gereği de bir ağırlığı var kitap 68 sayfa ancak içerik ve üstüne yapılacak incelemeler içinden çıkarılması gerekenler çok daha fazla aslında şöyle de geldi bana sanki okuduğu bir kitabın en önemli yerlerini bir araya toplamış gibi, çoğu altı çizilesi cümlelerdi bana kalsa her sayfadan alıntı yapılırdı ki zor tuttum kendimi.

Sezai karakoç kendini bir diriliş eri olarak görüyor ve düşüncelerini inandığı şeyleri, yapmak istedikleri ve yaptıklerını ben sıfatıyla yazması okurken insana ister istemez zihinsel ve duygusal şeyler hissettiriyor ve sanki kendi fikirlerinizi okur gibi hissediyorsunuz.

Aslında bir kez okunup bırakılacak bir kitap değil okudukça incelemesi güncellenecek bir kitap hele ki kendinizi bu davanın bir ferdi olarak görüyor iseniz...

Diğer incelemeleri de tek tek okudum nerdeyse ve kimine göre yazarın bir davası var ve bu dava için nasıl bir düzen olmalı nasıl davranmalı yani kendi yapacakları ama bazısına göre de dava bizim davamız ve yazar bize bir yol çizmiş burda örneğin benim notlarımdan biri şu paragrafaydı:

*Doğuyu Batıyı bilmeliyim. Eski uygarlıkları
derinlemesine incelemeliyim. Yükseliş ve düşüşlerin sebeplerini derinden derine araştırmalıyım. Allah’ın insanoğluna en büyük nimeti olan İslâm inanç ve medeniyetine mensup olan bir toplum, nasıl olur da bugünkü acıklı duruma düşer? Bunun mutlaka bir veya bir çok sebebi vardır. Bunu bilmeliyim. İşte bütün bu konuları incelemekte ilim benim rehberim olacaktır.*

Şayet bir davanız var ise ve doğruluğundan emin olduğunuz bu davanın önceliği o davanın tarihini araştırmak nerden geldiğini nasıl geldiğini bu güne neyle ulaştığını vs. Şayet bunu bilmez kuru bir inanç ile ben müslümanım der ve bunu savunmaya kalkarsak muhakkak ki yetersiz gelecektir. Teslimiyet önemlidir ancak tebliğ için delil şarttır.

İşte tam da bu nokta da Sezai karakoç diyor ki;
Savaşmalıyız davamız için savaşmalıyız ama bu savaş silahla topla tüfekle değil ilim, bilim, kültür ile yapacağız, çağdaşlık medeniyet deniliyor ise bunu, içinde bulunduğun zamana uyarlayarak yaşamalı yani geçmişe özenmekle yetinmeyip onu hayatına geçirmeli.

Devlet bir islam devleti olmalı ve bu devlette hiç bir izm'e yer olmamalı.

(Her ne kadar iyi inceleme yapan okurların ilk incelemelerinden şuanki incelemelerine kadar kurcaladıysam da tahlil konusunda hâlâ anladığımı anlatamama sıkıntısı çekiyorum. Zamanla düzelecektir umarım zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim:)))
Kütüphanemde Ramazan ayı öncesi okumak için aylardır beklettiğim yazarın, okuduğum ilk eseri ve diyebilirim ki; oruç hakkında okuduğum en nezih ve orijinal eser. Şaşkınım zira beklediğimden çok farklıydı. Şu bildiğimiz orucun fıkhi, ilmihal bilgileri vs değil anlatılan… Bambaşka bir tasvir, yaşayış, idrak.. Hatta yazar orucu öyle bir anlatmış ki, sevgilisini sena eden aşık gibi. Gerçekten çok merak ettim yazarın oruçlarını ve kendimden şüphe ettim acaba benim oruçlarımın mahiyetini?? Yazarın 5 yaşında tüm ramazan tam gün ilk orucunu tuttuğunu okuduğumda çok da şaşırmadım Ramazan sevgisini idrak etmeye çalışırken. ..
Ve biran önce Ramazan başlasın istedim. Merakımı ve şevkimi fazlasıyla celbetti kitap. Erkek fıtratından ve kaleminden bu kadar ince ifadeler bence fazlasıyla tebrik edilesi…
Kitap bitiminde yazarın biyografisi ile yaptığım küçük araştırma sonucunda öğrendim ki, Necip Fazıl Kısakürek’le dönemin edebi yoldaşları... Hissiyatları ve nezih cümleleri birbirine çok benziyor bence. Kitap yazarın ramazan aylarında kaleme aldığı köşe yazılarından oluşmakta. Belki de bu yüzden kitapta paylaştıkları -yazdığı anın etkisi ile- hissettikleri ile paralel, çok çeşitli ve farklı manevi düzeyde bence. Yazarın çocukluk dönemi ramazanları, sırf inancı nedeni ile hapishanelerde hürriyet orucu tutan yazarlar, orucun şairlerin sanatına kattığı edebi faydaları gibi değişik konulardan da dem vurmuş yazılarında.
Sadece maddi oruç değil de, manevi oruçtan da nasiplenmek isteyenlere- tam vaktinde- Ramazan ayı öncesi -şiddetle tavsiye ediyorum.
Bir şairin hiçbir şiir kitabını okumadan fikir kitaplarını okumak neden ilgimi çekti bilmiyorum.
Başlık "İnsanlığın dirilişi" olunca duygusal betimlemelerle ifade edilmiş, sevgi, saygı, hoşgörü , merhamet gibi yaralanmış duygularımıza narince dokunacak, arada şiirlerinden en güzel dizeler serpiştirip süsleyecek ,tamamen kalbe dokunacak bir kitap bekliyordum.
Ama kalbe dokunmak bir yana, tekrar tekrar cümleleri okuyup anlamaya çalıştığım ,genel kültürüyle bilgimin sınırlarını aşan sandığımdan oldukça farklı bir kitap çıktı karşıma.

Sezai Karakoç meseleyi dünya çapında ele almış.Rönesans öncesi ve sonrası dönemi değerlendirerek özellikle batının, akabinde gözünü ona dikmiş milletlerin yaşadığı buhranlara, bir çözüm arayışına girmiş, bunu yaparken edebiyat, müzik, resim alanında ortaya konulan eserlerden insanlığın ruh halini tahlil etmiş, son bölümle de çözüm planını sunmuş kendisi.

Bunu yaparken "Sizi rahatsız etmeye geldim" değil de;
"Sevgili insanlık, seni acımasızca eleştirmiyorum,nasıl bir varoluş sancısı ,bir anlam arayışı içerisinde olduğunun farkındayım, seni anlıyorum, bu yüzden gel bir de benim çözümüme kulak ver. Beğenmezsen yoluna devam edersin, saygı duyarım." demiş adeta.

Bilginin marifete dönüşmesi konusunda çok sevdiğim bir kuş ve koyun örneği var.
"Kuş yiyeceği kursağında taşır ve yavrusunun ağzına aynı olarak kusar. Koyun ise ot yer,yavrusuna süt verir.
Önemli olan insanın kuş gibi değil, koyun gibi ,ezber kusmayan, bilgileri işleyip, sindirip değer katarak vermesidir."

Işte bu kitapta böyle bir yorumlama mevcut. Devrimleri, Eski Yunan ve Hint mitolojilerini, Nietzsche'yi , Karl Marks'ı vs inceleyip ,zamanla dinin felsefeye, felsefenin de politikaya dönüşerek -izm lerin kucağındaki insanlığa, İslam'in ışığında bir "Diriliş İnsani" olmanın tarifi yapılıyor.

Zaman zaman bizim kendimize ne hayrımız oldu ki bir de sahip oldugumuz ışığı(!) dünyaya taşıyalım diyerek söylediklerine inanmakta zorlansam da; dini bilgisi olduğu kadar bilime ve diğer sanat alanlarına hakim, donanımlı; bunun yanında Ruhunun Yaratıcısı'na da sadık ve sorumlu olarak çizdiği Diriliş İnsanı portresi çok cezbedici ve mantıklı geldi.

Bu kitap dine bakışımız ne olursa olsun sakin bir kafayla, önyargılar bir kenara bırakılarak üzerinde düşünülerek yorumlanması gereken ,okunmaya değer bir kitap.

Umarım rahatsız etmemişizdir:)İyi okumalar dilerim..
Hoşgeldin Ey Mah-ı Müberra...
Hoşgeldin Ey Nam-ı Süreyya...
Hoşgeldin Ey Bedii Rüya...
Hoşgeldin...

Evvelâ Ramazan-ı Şerifimizin, bütün müslüman alemine bilhassa dünya yüzünde zulüm gören bütün müslümanlara futuhat ve sulh getirmesini niyaz ederim.

Oruç, kalbin iftarıdır. Uhrevi lezzetlerden ve layezal sırlardan mahrum, evini arayan bir cocuk gibi arka sokakların mehcur sayhaları arasında, susuz kalmış kalplerimizin, 'Lebbeyk Allahümme Lebbeyk' nidasıdır. {Rabbim sana geldim}

Sezai Karakoç oruç üzerine kaleme aldığı, her biri ayrı ayrı bir eser mahiyetinde olan yazılarını 'Samanyolunda Ziyafet' kitabında bir araya getirmiş. O'na göre, müslümanlar adeta bir aylığına Ahirete hicret edip,orada bir ziyafete tanıklık ederler.

Orucun her anına ezeli ve ebedi rızıklar yağar. Arınmanın miracıdır oruç. Ecri ve mükafatı yalnız Rahman'ın Keremindendir, İlm-i Şerif'ine emanettir.

Eser öyle güzel ki günlerce, sayfalarca tahlil edilse, benim derinlikten yoksun tasavvuruma sığmaz. Her Ramazan arefesinde okumaya gayret ederim ve her defasında ilk kez okumanın tesirini hissederim.

Okurken kendinizi neharın eşiğinde, güne bakan bir çiçeğin endamını izlerken buluyorsunuz. Bilir misiniz bilmem, tam ezan vaktinde birden uyanır dalları ve gece de bıraktığı ibrişim soluğundan derin bir huzurla bütün dallarını ve yapraklarını duaya durmuş bir elin zarafetiyle göğe çevirir... Yeri gelmişken bahsetmek isterim. Dua ederken ellerin yukarıya çevrilmesi sünnettir. Aramızdan bazı arkadaşların aklına şöyle bir sual gelebilir. Neden Allah'u Teâlâ heryerde iken Peygamber Efendimiz (s.a.s) ellerini göğe çevirerek dua etmiştir.Bu bahsin manası şöyledir.Yeryüzünde ki, varedilmiş yahut varedilmeyi bekleyen hiçbir canlı Rahman'ın mertebesinin üstünde yer tutamaz. Bu mesabeyi ve üstünlüğü ifade için, Ya Rabbi, seni kusurlardan tenzih ederim demenin edebindendir.

Sezai Karakoç'un kendi başına bir mektep olma yolculuğunu belirleyen en mühim ölçü, O'nun çözümlenmesi çok çetin gibi görünen içtimai ve ferdi düğümlere pürüssüz bir ayna tutan ferasetidir... Huzur neşreden seçkin cümlelerine bir dua nazarıyla bakabilirsiniz... Kısacık betimlemeleri adeta bir değerler manzumesidir. Bir cümleye uçsuz bucaksız bir ummanı sığdırır.

"Ruhların kabirleri açılıyor onda." ne muazzam bir tasvir. Demek ki hâlâ içimize bakmaya fırsatımız var, hâlâ cennetimizi, cehennemimizden kurtarmaya, imanımızı kuşanıp, sıratı müstâkime varmaya vaktimiz var...

Çocukluğumuzun Ramazanları... Hemen hepimizin özlemini duyduğumuz o koku, yumuk gözlerle yalnız idrakimize konuk olan tarifsiz heyecan. Azad edilmiş bir kuşun kalbimizde göğü müşehadesi... Genişleyen kalp sıhhati ve bizi hiçbirşeyin saramadığı gibi kucaklayan nurdan bir devran... Öyle büyük bir zarafetle dile getirilmiş ki o loş odalarda şakırdayan kaşık çatalların sesleri, nefis anne yemeklerinin sıcacık buğusu bütün tazeliğiyle doğruluyor içinizde... Şimdilerde tek ümidim, evlatlarımıza aynı iklimi yaşatabilmek, o coşkunun numunesiyle dahi olsa onları buluşturabilmek.

Gençlikte tutulan oruçların, materyalizm kabusunu dindirebildiğini salık veren yazarın bu tespiti harikuladedir.

Karakoç, oruçla birlikte, Kuran okunan, namazlara daha çok dikkat edilen, zekata ve sadakaya ehemmiyet verilen, bütün imani hasletlerin bir araya getirildiği, toplayıcı yönünden de söz ediyor Ramazan-ı Şerif'in.

Kadir gecesi, Rahman'ın bizlere en latif Ramazan hediyesidir. Eksiksiz cümleleriyle bizleri şerefdar eylemiş, adeta bize cenneti dünyada terennüm etme fırsatını bahşeylemiştir.
"Gecelerin imamı, en büyük imam Kur'an-ı Kerim'i kalbinde taşıyan Kadir Gecesi'dir."

Rahman oruçlarınızı makbul buyursun ve Reyyân kapısından girenlerden eylesin...

Feyizli okumalar.
Sizin bildiğiniz Ramazan ayı ile bizim öğrendiğimiz bu Ramazan ayı aynı ay mı ???



Hayır yani şimdiye kadar gelen aylar Ramazan ise bu kitap ile tanıdığım Ramazan neydi bu nasıl muazzam bir Ramazan muhabbetiydi efendim, Sezai Karakoç her iftar öncesi ve sahur vakti odama misafir oldu ve  yıllarca Ramazan ayı ile ilgili yazdığı yazılarını parça parça aktardı bana öyle hoş bir sohbeti vardı ki bitmesin istiyordum ama başkaları da okusun diye bitirip hediye ettim... :(((

Ramazan ile ilgili bir kitabı olduğunu öğrenince hemen alıp okumak istedim ki bir baktım Gökçe Ramazan da hep beraber okuyalım diye etkinlik başlatmış sağolsun varolsun birlikte okumak daha keyifli oldu :))


Evet efenim geldik kitabımızı incelemeye kitabımız Ramazan yazıları olduğu için insanın aklına ilk Ramazan ayı nasıl ihya edilir orucu bozanlar bozmayanlar gibi bilgilerin olduğu bir kitap düşünebilirsiniz ancak bu tamamen bir ön yargı daha ilk sayfalar'da öyle olmadığını anlayabilirsiniz bu alıntıda olduğu gibi : #29701291

Her başlık altında en fazla 4 5 sayfalık yazı var ama yazıları okumadan başlıkları bile insanı etkileyebilir başlıklar öyle anlamlı ki şöyle bir bakalım bana hak vereceksiniz :)

Betonları Kıran Oruç,
Samanyolunda Ziyafet,
Oruç ve Çocuk ,
Orucun 24 Saati,
Orucun Ömrü,
Aktüalite,
 Altın Gece,
Bayram,
Konuk,
Sürekli Mucizeler,
Her Yıl Bir Mucize Gibi Gelen,
Oruç da Acıkır, 
Diriliş Saati,
Silahımız,
Yankı,
Bir İftar ve Ötesi,
Kadir Gecesi,
Yolcu,
Bayram,
Oruç ve Diriliş,
Orucun Ruhu,
Ruhun Silahları,
Ruhun Şöleni,
İnsan ve Oruç,
Görünen Aya Selâm,
Hicretten Miraca,
Oruç Dünyasında,
Gök Armağanı Oruç,
Orucu Benzerlerinden Fark Ettiren, Çocukluğumuzun Ramazanları,
Çağrı,
Oruç Ülkesi,
Kara Bayramı Aka Çevirmek,
Ramazanın Aynasında Hayat.
Başlıklar bile insanı okumaya davet ediyor öyle değil mi :)

Ramazan ayını hiç ruhunuza gelen bir misafir olarak düşündünüz mü? Eğer hayır ise cevabınız şuna bir bakın:#29994465

Ne kadar hoş bir anlatım değil mi, insana Ramazanı sevdiriyor :) oruç tutmayan bile heveslenir bence, bu misafiri evinde ağırlamak için.  Siz hâlâ Ramazanı sadece aç susuz kalmaktan  ibaret sanıyor iseniz şöyle diyor Sezai Karakoç :

"Oruç, öyle bir ruh kalıbıdır ki, her gün, ortalığın ilk ağardığı vakitten karardığı vakte kadar, içimizi oraya yerleştiririz; orada ruh bir biçim alacak; bir öz kazanacak, billurlaşacak; yıkanacak, canlanacaktır. Gece dinlenecek; bir gün sonra yine aynı çerçeveye girecek; böyle böyle; bir ay sonunda yepyeni ve taptaze bir insan yüreği, ruhu ve vücudu olacaktır mü’minin yüreği, ruhu ve vücudu."

Daha anlatmak istediğim çok şey var ama yazamıyorum o yüzden okumalısınız diyorum hatta her ramazan okumalısınız okumalıyız ki bir nebze belki yazarın bahs ettiği manevi ruh temizliğini huzuru hissedebiliriz...

Hepinize Hayırlı Ramazanlar dilerim :)
Altın yaldız çerçeveli, gün ışığını hafif tozlanmış camında biriktirmiş dikdörgen bir pano. Ve bir yazı.. O yaldızlı ve ışıklı kenarlarına rağmen hafif sararmış bir kağıda kopkoyu bir kalemle el yazısıyla yazılmış :

Korkma!

Hemen yanında ise başka bir çerçeve. Aynı boyutlarda ve renklerde, sağ kol ve bir arkadaş gibi duran ve kimbilir sesizlikte, herkes vefasıyla bir köşeye çekildiğinde, o derin uykusuna.. Yoldaşlık eden bir başka yazı, aynı koyu harflerle..

Gençliğe hitabe!!

Ve tüm bu birliğin yaldızlı seması, Güneşi.. Dört köşeli bir çerçeveye sığmayan Hayat..

Al Bayrak

..

Koridorda çocukların şen kahkahası.. Hepsi aynı güneşin eteklerinde büyüyen minik tomurcuklar gibi. Hepsi birer yarın ve ben hiçbir zaman ısıtamadığım parmak uçlarımla, lacivert renkli mürekkepli kalemimi elime alıp hafif sararmış bir kağıda, el yazımla yazıyorum…

Korkma!



Sezai Karakoç'un Mehmet Akif Ersoy'un yaşamını makaleleleriyle konu aldığı bu eserinde sadece bir gazete yazısını ve bir şairin ruhunda birikmiş ızdıraplar bütünü görmeyeceksiniz. Bir kor var bu satırlarda ve belki bu korun aydınlığını görenler Sezai Karakoç'u biraz Mehmet Akif Ersoy 'a benzetmektedirler..

“ … Duygulu, ince, derin mü min ana. Bilgili, yürekli, yaman baba. Yavaş yavaş Devleti derleyip toparlayan bir hükümdar. Savaş, sokak, güvercin,mevlüt, kadir geceleri, ramazan, şiir, mahya.. ve bütün bu fonun üstünde beliren, gittikçe beliren çocuk … “

“ … Yaralı asker, kan, sönen ocak, batan saadet, kaybolan, giden ve geri dönmeyen baba, sabreden anne, boşaltılan şehir, göç göç göç… Böyle böyle Akif büyüyor, yetişiyor, tarihin ve tabiatın güneşinde vücut ve ruh çömleği pişiyor, çelikleşiyor. “


… Büyüyor Mehmet Akif bir ateş gibi.. Devleşmiş bir insan gibi bir çocuğun kalbinde. Gözyaşları kurumuş bir ırmak gibi, ırmak olmaktan vazgeçmemiş sonsuz bir manzara gibi…
Asım Gençliği gibi.. Isınmayan o küçük parmakları tek bir güneşi göstererek ve o güneşe gülümseyerek, gelecek gibi…



Uyanmak istediğiniz bir kabus düşünün ve içinde siz dahil tüm hayatınızın karakterleri… Hepsinin havada paramparça oluşunu… Bir puzzle bile daha insaflıdır bu kareye.
Nefes alacak bir havanın olmayışını.. Hava ki kül ve kan kokularıyla bütünleşmiş.. hava ki simsiyah ve Asım' ın daha dün gösterdiği o güneşin, o yıkımın ardında tüm ışığı ve sancısıyla varolmaya çalıştığı.. Bir başka güneşin doğma telaşını.. Bir güneşin öldüğünü.. Her insan ve onun ışığıyla can bulan…


Tek bir soluk alsa Şair, uyansa en iyisi.. ama ne mümkün!! Tüm toprak parçasının altından kayıp gittiğini bir başka düşte görüyor sanki..
Cehennem, içi kurumuş yağmur taneleri gibi yağıyor insanlığın üstüne. Yaşamın üstüne, Güneşin üstüne..

Ve rengini yaldızlardan, gün ışığından alan hafif sararmış bir kağıt uçuşuyor göklerden göklere…

Işık, alabildiğine belirgin..
Gözleri karartıyor, kötülüğün gözlerini kamaştırıyor, çocukların kaderini topluyor ve toprağın derinlerinde kalan yemişlerini bırakıyor günlerdir aç susuz kalmış yüreklerine.. gülüşler alıyor o minik gözlerden, görüyor çocuklar yarınlarını.. Büyüyorlar bir bir…

Sararmış o tek sayfa daha güçlü olarak ve dünyanın dönüşünün tam tersiyle usulca şairin ellerine düşüyor, beyaz bir tüy gibi…


Kanıyla, canıyla, insanıyla ve insanını her bir harf kılıp yazıyor;
Korkma!

Kelimeler boynu bükük bir el yazısı.. kelimeler kopkoyu, kemiklerin ruhu kül ve kan..
Şair gözlerindeki o maviliği bırakıyor yeniden, bir çocuğun inandığı gelecekle bütünleşiyor kelimeler ve tekrar yazıyor;
Korkma!

Bir rüzgar alıyor cihanı, ışıklı bir toz bulutunda…
Ayaklar altında durmayan yer uyanıyor asırlık uykusundan. Açlığını gideriyor yabancıyla..
Şaire bakıyor, şairin tozlanmış bir aynadaki aksi gibi…

Bir diriliş yazılıyor topraklarımda.
Barbarların ayak izlerinin yerle bir olduğu Anadolu'da…
İnsanlığın Dirilişi.




Kalemimdeki mürekkep, kimbilir kaç sayfayı geçmiş diye bakıyorum.
Bir kelimenin son harfinde birikmiş
Korkma!

Ve birisi sesleniyor adımı.
“ Geç oldu, çıkmayacak mısınız? “ diye..

Onaylayarak, geleceğimi söylüyorum..

Bir şey görüyorum, birini.. hafif kırılmış o tozlu okul camının manzarasından.
Daha önce hiç görmediğimi düşündüğüm bir adam..
Hayır.. gördüğüm! Çok çok iyi tanıdığım..
Ve beni ben gibi iyi tanıyan…

Ellerinde bir şey var..
Ellerim.. sayfam??
Ellerim bomboş.

Ellerinde sayfam, birikmiş mürekkebiyle kelimeler tanıdık..

Anlayamıyorum…

Bakışlarıyla, anlıyorsun diyor.
Bakışlarıma İnsanlığı bırakıp..

Kirpiklerim yorgun, yer sabit değil..

Ve masamda bir kağıt aynı renk ve el yazısıyla....
Tek bir farkla..
Harfler kül ve kan
Harfler İnsanlık…


" https://soundcloud.com/...emal-genclige-hitabe "


Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür eder,
Vefa dolu, Işık dolu okumalar dilerim..

Saygı ve Sevgiyle...
Cemal Süreya'nın kaleminden Sezai Karakoç: 

"Çok daha yetenekli bir Mehmet Akif'in tinsel görüntüsüyle adamakıllı dürüst bir Necip Fazıl'ınkini iç içe geçirin, yaklaşık bir Sezai Karakoç fotoğrafı elde edebilirsiniz. (...) Öyle bir Müslüman ki Marx da bilir, Nietzsche de bilir. Rimbaud da bilir. Salvador Dali de sever. Nâzım da okur... “ 

Tek bir kitabını okuyarak bu sonuca varmam yanlış mıdır bilmem ama şu andan itibaren benim aklımda nazik, beyefendi, bilgili, doğu ve batı ilmine haiz, hakikate düşkün, İslamiyetin dirilişine inanmış, birleştirici bir şair Sezai Karakoç var. Saldırmayan, üslubunun tatlılığıyla, yumuşaklığıyla inandığı değerlerin başka bir pencereden anlaşılmasını sağlayan çok değerli bir yazar olarak kaydettim hafızama.

Bu kitabı medeniyetin peyda oluşunu, yok oluşunu, yeniden doğuşunu, devleti, adaleti, yitirilip aranan cenneti sembollerle, işaretlerle, mecazlarla peygamberlerin hikayeleri ışığında yorumlayan şiirsel metinlerden oluşuyor. Düzyazı ile şiir arasında bir form varsa o isimle anılabilir.

Çok keyif alarak okudum.
Her müslümanın kütüphanesinde bulunması gereken bir kitap. Hatta her ay bir kere mutlaka okunmalı. Özellikle 55- 61 sayfaları arası okunmalı ki umudumuzu kaybetmeyelim devamlı mücadelemizi surderelim. Kişiler ve zorluklar umudumuzu kiramasin.
‘’ Kendi hocasına saygı borcunu unutan,
çömezinden saygı beklememelidir.’’

13 Başlıkta İslam’ın Dirilişi ve her başlıktan anladığım ve çıkarımlarım.

1-İslamın dirilişinde Avrupa’nın durumu: Avrupa Afrika ve Asya üzerine çok gidip her iki ülkeyi de kendine düşman edinmiştir. Hristiyanlık Roma kültürü ve Yunan medeniyeti ile uyuşmuş, İslam da Yunan kültürünü ayıklayıp kendi medeniyetine katmış ve Yahudileri İslam’a davet etmiş e tabi Avrupa bunu hazmedemeyip İslam devletinin büyümesine ve yayılmasına engel olmaya çalışmıştır. Avrupa her şekilde düşman kazanmaya devam etmiş ve Sezai KARAKOÇ’a göre Avrupanın tek kurtuluşu İslam’dadır ancak o kurtulmak yerine batmayı tercih ediyor.
2-İslamın dirilişinde Asya ve Afrika’nın durumu: Savaşlardan sonra Asya ve Afrika kendi içlerin de bölünmüş ve zayıf duruma düşmüşler bunu gören Avrupa ve Amerika da fırsttan istifade yok etmeye çalışmışlar ki... Çin öfkeyle yeniden dirilişe geçerken Afrika da Müslümanların yoğunluğu ve yakınlığı sebebi ile İslam ile dirilişe geçmiş.
3-İslam’ın Dirilişinde İslam Dünyasının Durumu: 1.Dünya savaşı sonrası Türkiye dışında tüm ülkeler Avrupa’nın baskısı altına girmiş ve tüm İslam devletlerinin umudu Türkiye imiş neyse ki 2.Dünya savaşı sonrası ülkeler siyasi özgürlüklerini almış, almış ama bu deva kendi tekrardan her ülkede farklı sorunlar baş göstermiş.
4-Düşünce de Diriliş: Düşünce de dirilmemiz gerekir dedik birilerini taklit demedik, onlar düşünsün bizde yaşayalım gibi bir düşünce olamaz bizim düşüncemiz köklerimize kültürümüze ve inancımıza göre şekil almalı.
5-İnançta Diriliş: İslam akademik olarak anlatılmaya başlandı ama hakkı ile yapılmadı bir şeyler eksik veya fazla aktarıldı ve bu duruma karşı gelen birkaç Müslüman uyandı ve bunların arkasından gidenlere sağcı diğerlerine ise solcu denildi.
6-Edebiyatta ve Siyasette Diriliş: Efenim bu konuda açıktır ki İslam yeterince sanat ve edebiyat ile özdeşleşmemiştir. Her ne kadar şairlerimiz, hat sanatımız olsa da ikna edici derce de ilgi görmemiş aksine küçümsenmiş ve hiç duruma düşmüştür. Yani bu konuda da bize bir Diriliş lazım.
BURDAN SONRASI İNSANA, MÜSLÜMANA, YAHUDİYE, HIRİSTİYANA, DOĞULULARA, AFRİKAYA, DİNSİZ VE TANRI BİLMEZLERE BİR İSLAM ÇAĞRISIDIR.
Gelin bu çağrıya da şöyle genel bir kulak verelim:
İnsan kurtuluşu için olan sese tepkisiz kalırken, Müslüman ilk çağırılacak olan ve yükselmesi istenilen. Yahudiler ise kaybettikleri İbrahim peygamberin yolunu bulacaklar burada şayet kulak verseler. Hıristiyan desen tutturmuş İsa peygamber ALLAH (c.c)’nün oğlu (haşa) değil kardeşim değil gelde anlatayım sana gel İslam’a. Afrika dinsizlik ile İslam arasında kaldılar ise de sonunda şereflendiler İslam ile din bilmez yaratıcı bilmezler ise teknoloji gelişip her soruya bir cevap verecek duruma geldiği halde cevapsız kalan kör nokta sorular var işte o soruların cevabıdır İSLAM.

>>>Müslüman, derinleş! Eşyaya olduğu kadar insana ve toplumlara doğruda derinleş! Müslüman, çileleş ve şuurlaş! Doğuyu, batıyı tanı! İçine değişik fikirlerin girmesine sebebiyet verme. Müslüman, birleş! Erdemlikte ne yüce ol ki seni aşağılamaya gelen kendi aşağılığını görsün. Müslüman, İslam'ı öyle diri ve canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.>>>
Okunabilecek güzel bir kitap.
müslüman, islami öyle sağ ve diri, canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.
Batıya koşan Afrikayı, Islâm, Doğuya çağırıyor. Bir gecenin ayak yürüyüşüyle koşan siyah ırkı, Islâm, seher aydınlığıyla çağırıyor. Doğuda duran Çini Batıya çekiyor. Bakalım, bütün bir insanlık, Merkezde, Islâm da toplanacak mı?
tavsiye ederim..

Yazarın biyografisi

Adı:
Sezai Karakoç
Unvan:
Türk Şâir, Yazar, Düşünür ve Siyasetçi
Doğum:
Ergani, Diyarbakır, Türkiye, 22 Ocak 1933
1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğdu. İlkokulu Ergani’de, ortaokulu Diyarbakır ve Kahramanmaraş’ta, liseyi Gaziantep’te okudu. Lise sonda Necip Fazıl Kısakürek’le tanıştı.

Burslu öğrenci olarak girdiği Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni 1955’de bitirdi. 1959-1965 yılları arasında Maliye Müfettiş Yardımcılığı ve Gelirler Kontrolörlüğü görevlerinde bulundu.

1967 yılında İslamın Dirilişi ve Yazılar adlı kitaplarından dolayı yargılandı. Büyük Doğu, Hisar, Akpınar, Dernek, Düşünen Adam, A dergilerinde deneme ve şiirler, Yeni İstanbul, Sabah ve Milli Gazete’de fıkra yazıları yayınladı. Mart-nisan 1960’ta iki, mart 1966 - mart 1967’de oniki, ekim 1969 - ocak 1971’de onaltı sayı olmak üzere Diriliş dergisini yayınladı.

1974’ten itibaren düzenli olarak 18 sayı yayınlanan, 1976’dan itibaren gazete biçiminde çıkan Diriliş dergisi yerli düşünce ve edebiyatın en önemli dergilerinden biri oldu.

1977-78, 1980 ve 1983 yıllarında da yayınlanan Diriliş, son olarak 1987-1993 arası altı yıl haftalık olarak yayınlanmıştır. Diriliş Dergisi, gerek edebiyatımız gerekse fikir ve kültür hayatımız için bir okul olmuş, çok sayıda aydın ve sanatçı yetiştirmiştir.

1990 yılında Diriliş Partisi’ni kurdu. 1997 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılışına kadar da bu partinin genel başkanlığını yürüttü. Bilahare Yeniden Diriliş Partisi'ni kurdu.

Yazar istatistikleri

  • 2.326 okur beğendi.
  • 6.147 okur okudu.
  • 176 okur okuyor.
  • 3.857 okur okuyacak.
  • 54 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları