Sibel Özbudun

Sibel Özbudun

YazarÇevirmen
8.2/10
206 Kişi
·
583
Okunma
·
37
Beğeni
·
1.842
Gösterim
Adı:
Sibel Özbudun
Unvan:
Öğretim üyesi
Doğum:
İstanbul, 1956
1956'da İstanbul'da doğdu. Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'ni bitirdikten (1973) sonra üç yıl Fransa'da dil ve Paris VII ve Paris X Üniversitelerinde Sosyoloji öğrenimi gördü. Türkiye'ye döndüğünde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Uzun süre yayıncılık (Havass ve Süreç Yayınları) ve çevirmenlik yaptı.

1993'te Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü'nde yüksek lisans eğitimine başladı. 1995'te ise aynı bölümde araştırma görevlisi oldu ve doktoraya başladı. Doktorasını 2000'de tamamlayan Özbudun, halen aynı bölümde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.

İngilizce, Fransızca ve İspanyolca bilen Sibel Özbudun'un çok sayıda telif ve çeviri yapıtı bulunmaktadır.
Görüldüğü üzere devlet, halkın büyük bölümü için yüz yüze ilişkilere dayalı, eşitlikçi, tüm toplululuğun kaynaklara erişimini güvence altına alan düzenlemelerden zora dayalı yoksunlaştırıcı baskıcı kişilik dışı bir düzene geçişi temsil etmektedir.
Bu ülkede kültürel çeşitliliğin ve farklı yaşam tarzları/dünya görüşlerinin tehdit değil de zenginlik kaynağı sayılacağı bir ortamın biçimlenişinde, yeni antropolog/sosyal bilimci kuşaklarının yapacağı katkının düşüncesi, bizleri heyecanlandırıyor...
Öyle gözüküyor ki kişinin "Türk ırkı" ndan olduğunu kanıtlamak üzere kafatasını ölçme "fantezisi" kimi ırkçı- milliyetçi çevrelerde hâlâ gözde bir "hobi".
Antropolojik açıdan "kültürü olmayan" bir toplum olmadığı gibi, "kültürsüz" bir insan da yoktur. En küçüğünden en geniş ölçeklisine her toplum, fiziksel ve toplumsal çevresiyle baş etmesini ve sürekliliğini sağlamaya yönelik donanımları ( maddi gereçler, bunların örgütleniş ve gelecek kuşaklara aktarım mekanizmaları, toplumsal örgütleniş tarzları, değer sistemleri) biçimlendirmiştir.
480 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Bu kitabı Eco kitabı olarak aldım. Eco'nun bir nette okuduğum bir yazısıyla (o yazıyı tamamen(ani kısmı hariç) paylaşmıştım dilerseniz okuyabilirsiniz, benim iletilerde mevcut) tanıdım. Kitap hakkında az bilgiye ulaştım ve kitabı aldım. Kitap Eco'ya ait değilmiş ve sadece yazısı bulunuyor. Yinede pisman olmadım.

Bu kitap Sibel ÖZBUDUN ve Temel DEMIRER'in kendi yazıları ve
Samir AMİN, (Bence en güzel yazı)
Bertolt BRECHT,
Umberto ECO,
Pierre MILZA
William I. ROBINSON'un yazılarından olan derlemelerden oluşuyor.

Önce derleyenler girizgaha Umberto Eco'nun "Fasizmin maskesini düşürmek ve ona her an dikkatli olmak." Sözüyle vurgu yaparak başlıyor.
Faşizm nedir: Fasizm yalnızca şiddet değildir; sermayenin saldırgan politikalarının toplamıdır. Diyor derleyenler.
Nitekim Guerin Faşizm ve Büyük Sermaye kitabınıda bu konu üzerine kurmuştur.
Bence dünya üzerindeki savaşların %90 sermaye derdidir ve dinler-ideolojileri insanlar kılıf olarak kullanmıştır. Bunu Haçlı seferlerini inceleyerek daha kolay ulaşabilirsiniz.
Sermaye Faşizmin temelidir.

Ilk bölüm Faşizm ilk konular.
1) Fasizm Belgeleri(Pierre Milza) ile başlıyor.
Ilk alt başlık
A) Italyan Faşizmi
Diktatör Mussolini, yöntem, hedef ve karşıt gruplar seklinde devam ediyor
B) Almanya
Secimin getirdiği diktatör Hitler ve belgeler
C) Fasizm Tipleri

2) Bertolt Brecht'in Faşizm üstüne yazılardan oluşuyor.

3) Temel Demirer Devletler ve Fasizmler yazısı

4) Umberto Ur Fasizm ya da Sonsuz Faşizm: kitabı bana aldıran yazı bu yazı New York Book Review'de yayınlanmış 22.06.1995
Ilk başta çocukluk yıllarındaki yani Mussolini dönemindeki hatıralarını anlatıyor. Sonra benim paylaştığım yazinin kısmı var.

5) Samir Amin'in çok güzel yazısı Çağdaş Kapitalizmde Faşizmin Dönüşü
Bence okunması gereken bir yazı.

6) William Robinson Küresel Kapitalizm: Insanlık Krizi ve 21. Yüzyıl Fasizmi Hayaleti
Guzel yazılardan birisi


2. Bölüm Irkçılık
3. Bölüm Ayrımcılık
4. Bölüm Tavırlar
Bu üç bölüm dogrudan doğruya derleyenlerin yazıları bulunmaktadır.

Güzel bir kitap .
120 syf.
·7/10 puan
EZLN (Meksika Ulusal Kurtuluş Ordusu) sözcüsü Subcomandante Marcos ile yapılan röportaj. Kendisini hep kar maskesiyle görüyoruz. Kendisi bunun sebebini ise çok manidar olan: ''Biliyorsunuz, yüzümüze maske geçirmeye karar verdik, çünkü daha önceleri kimse bizi görmüyordu. Kızılderililer "görünmez" ve "yok" durumdaydılar. Paradoksal bir biçimde, yüzümüze maske geçirdikten sonra bizi gördüler ve görünür hale geldik." cümlesiyle açıklıyor.

1994'te ayaklanan EZLN'nin amacı yerli halkların da var olduğunu haykırmak. Özellikle Kuzey Amerika ülkelerinin baskıcı ve sistem içinde tek potada eriten politikalarına ve NAFTA Anlaşması'na karşı 'ÖTEKİ'' olanlarla bir araya gelmek. Bu nedenle ''ötekilerin hareketi'' diyorlar kendilerine. Farklı fikirde olan yerli halklarla mekansal birliği savunmak amaçları var ve bunu başarıyorlar. Ne sosyalistler gibi tek partinin başa geldiği ve zamanla yukarıdan aşağıya gücün dağıldığı bir harekete sahipler ne de yönetme kavramını dahi reddeden anarşistler gibiler. Daha arada bir durumdalar. Yönetmek ama herkesin yönetimi, tahakküm olmayan yatay ilişkiler... Herkes sırayla yönetim başına geçiyor ama bu yönetim danışma kurulu gibi. Emir vermek yok, bu nedenle zamanla ordularını dağıtıp silah bıraktılar. Kendi sistemleri, sistemlerinin içinde de sağlıktan eğitime kadar türlü komünal yapılar var. Alternatif yaşamı kurmuş durumdalar. Kar amacı gütmeyen ihtiyaca yönelik yaşam kurmayı başardılar. Çok etkili bir hareket.

Onlara göre dünyada sadece 1. ve 2.Dünya Savaşları olmadı. Soğuk Savaş döneminde Latin Amerika, Güneydoğu Asya, Ortadoğu gibi yerlerin paylaşıma açıldığı 3. Dünya Savaşı yaşandı, şu anda ise 4. Dünya Savaşı yaşanıyor. Para babaları ile sömürülen ve yeryurtsuz bırakılanlar arasında. Ama bu savaşta belli bir cephe yok, dünyanın dört yanında baskı sürüyor. Düşman silahla değil, propaganda ile geliyor. O zaman ötekilerin de sloganı hazır :'' Sözümüz silahımızdır.'' Artık devletler, ordular ve siyasiler sadece sermayeler yaşasın diye dizayn ediliyor. O zaman hepsini reddedip kendi yaşamımızı kuralım diyorlar ve Chiapas'taki yerlilerin gücüyle büyüyorlar. Hedefledikleri cümle ile bitireyim incelememi:

PARA TODOS TODO, PARA NOSOTROS NADA ( HERKES İÇİN HER ŞEY, KENDİMİZ İÇİN HİÇBİR ŞEY)
Bilge
Bilge Konfüçyüs Düşüncesinin Temelleri'ni inceledi.
192 syf.
İyi bir insan olabilmenin kurallarından bahsediyor. Her okuyanın iyi birisi olamayacağı gibi , okumayanın kötü birisi olacağı anlamına gelmiyor. Düşünce bu yönde. Çok açık ve anlaşılır şekilde ele almış. Okunmaya değer , hayatımızı anlamlandıracak bir kitap.
232 syf.
Sosyal bilimler arasında insanı her yönüyle ele alan ve bu doğrultuda bütüncül yaklaşım sergileyen antropolojiyi yeni yeni tanımaya başladım. Her şey ırkçı lakırdılara tanık olurken gelişti ve keşfetmem için ilk adımı atmıştım. Antropoloji neydi? Neden böyle bir bilim dalı ortaya çıktı? Hem sosyal bilimlerle hem de bazı fen bilimleriyle bağlantılı olmasındaki sır neydi? Homo sapiens? Neandertal? Lascaux mağarası? Bütün bunlar ne? Kafamdaki soru işaretlerine cevap ararken, araştırmalar yapa yapa yenilerine de yer vermek zorunda kaldım çünkü gerçekten iyi bir bilgi birikimi sağlayabilmek için bu gerekli. Misal ana hatlarıyla Carl Linnaeus ve John Ray’in çalışmaları ışığında filogenetik sınıflandırmaya hakim olmadan Australopithecus afarensis’i, Australopithecus africanus’u, Homo Erectus’u, Homo Neanderthalensis’i ve Homo Sapiens’i birbirinden ayırmakta -yani sınıflandırırken- oldukça zorlanırdık. Bu sadece bir örnek, birbirini tamamlayan kavramlar haliyle çok. Antropoloji serüvenim böyle başlamıştı.

Kaynak kitap ararken büyük sıkıntılar çektim, çoğu ingilizce malesef. Türkçe kaynaklar da sınırlı haliyle. Herhangi bir plartformda edindiğim bilgileri derleyip, notlar halinde buyük bir itina ile paylaşmayı düşünüyorum. İyi içerik üretmek için uğraşacak olmam bile sevindiriyor beni...


Kitabı okurken zorlandığım noktalar oldu, işin sosyal kısmını idrak etmekte zorlandım. Bu tamamiyle bilgi birikimimle alakalı bir durum. Misal hastalıkları, türleri ve insanın evrimsel sürecini kavrayabilmem için biyolojiye hakim olmak gerekiyor. Ana hatlarıyla genelden özele doğru gidildikçe de anatomi, fizyoloji, osteoloji konusunda bilgi sahibi olmak da son derece önemli. Fen bilgimle ‘biyolojik antropoloji’ kısmında zorlanmadım.

Antropolojiyi merak edenlere, giriş adı altında okumak isteyenlere tavsiye ediyorum, okurken bol bol araştırmalar yapıp notlar tutmanız dileğiyle...
88 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Gezgin, çelişki ve ikilemlerle örülü dünya serüvenimizin sıradanlığını hicveden bir başka Halil Cibran başyapıtı, ıstırap içindeki insanoğlunun amaçsız bir döngüyle sarmalanmış varoluşunun sorgulandığı bir öyküler silsilesidir. Sorgulayıcıdır ancak yargılayıcı değildir Cibran bu eserinde, gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya koyar ve yanılsamalarımızı, korkularımızı, tutkularımızı bizim sorgulamamızı bekler.
Her biri birbirinden farklı tatlar içeren bu minicik öykülerde insanlık tarihinin kısa bir özetini bulacaksınız.
Her zaman ki gibi kıssalar üzerinden düşünce dünyasına sizi konuk olarak kabul eden eserlerinden biri Gezgin. Her bir kıssa da bambaşka dersler ve çıkarımlar elde ediyorsunuz.
396 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Toni Morrison'u ilk kez okudum. Kitap başta pek sarmadı, karmaşık geldi. Ancak pes etmeyip okumaya devam edince ve olayların örgüsü birbirine bağlanınca enteresanmış dedim. Zaten alt metinlerde siyahilerin zorlu yaşamlarına ve ırkçılığa vurgu yapılmış. Bu da beni okuyup bitirmeye ikna eden bir etken oldu.
232 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Çok keyifli ve farklı bir eser olmuş. Ben bu tarz kitapları seviyorum. Hem eğleniyor hem öğreniyorum. İlginç bilgilere şaşırıyorum. İyi okumalar. Var olun.
262 syf.
1977’de ilk çıktığı dönem başta olmak üzere arap dünyasında büyük bir tepki çekmiş. hatta yazarın ölüm tahditleri ve tacizlere maruz kaldığı olmuş.

kitap, kadın mücadelesi ve toplumsal alanda eşitlik mücadelesi noktasında önünde engel teşkil eden kültürel ve dogmatik tüm kuralları yeren, eleştiren bir dile sahip. keza bu yönüyle oldukça muazzam diyebilirim.

özellikle cinsellik noktasında kadını sınıflandırıp, bunu üzerinden genel bir ahlak kuralları oluşturulması konuşulmayan bir toplumsal infiale sebep olmuş ve yazarımız bu patlamanın sesini duyurmuştur tüm dünyaya.

kitapta o kadar çok analiz ve içerik var ki araplar daha bir çok kısmını dogma şeklinde yaşamaya devam ediyorlar. dolayısıyla 1977'de yazılmış olan bu kitap geçerliliğini çok güncel bir şekilde koruyor.

yazarın, kadının eşitliğini savunan erkek yazar ve düşünürler üzerine getirdiği 'özel hayatlarına yine aynı dogmalarla yaşıyorlar' eleştirisi ise olağanüstü gerçekten.

özelde arap toplumunda genelde ise insanoğlu açısından hukuki, sosyal, sınıfsal, siyasi alanlarla kadın ve erkek eşitliği hala süregelen ve çözümlemesi bitirilememiş bir sorun olarak karşımızda duruyor.

kadın olgusunun yeniden yorumlanması, bununla birlikte erkek olgusunun da yeniden yorumlanması anlamına geleceğinden günümüz erklerinin pek yanaştığı bir konu değil. öyle görünüyor ki olmayacak da. dolayısyla kadın-erkek eşitliği için verilecek mücadelede tabandan tavana bir değişim mantalitesiyle gerçekleşebilir.

şu noktada düşünsel evrim sürecinin gerçekleşebilmesi için de ''ataerkillikten anaerkilliğe geçiş'' çok önemli bir kısmını oluşturuyor.

kitap arap toplumu özelinde yazılmış olsa da mutlaka okunması gereken yapıtlardan bence.
396 syf.
·Puan vermedi
Süleyman’ın Şarkısı Sütçü lakaplı Afro-Amerikalı bir genç üzerinden ilerliyor. Sütçü, soyadları Ölü olan aile isimlerini rastgele İncil’den seçen bir Ailenin son üyesi. Arada kalmış bir karakter, Anne, baba çatışmasında arada kalıyor, babası ve halası arasında kalıyor en önemlisi ise beyazlar ve siyahilerin arasında kalıyor, iki kültüre de ait değil. Beyaz gibi yaşamak isteyen bir siyahi.
Sütçü’nün kendi köklerini keşfetmesinin hikayesi Süleyman’ın Şarkısı.

Morrison Afro-Amerikalılar’ın kölelik ve sonrası süreçte yaşadıkları sorunlara odaklanırken kendi kültürünü de eleştirmiş, siyahilerin arasındaki sınıf farklılıklarına dikkat çekmiş.
Kitap karakterler üzerinden ilerliyor olaylar parça parça veriliyor.

Kuzey ve Güney’e çok fazla gönderme var. Amerikan İç Savaşını (1861), kuzeyliler kazanmıştır ve kölelik kaldırılmıştır, güneyliler köleliğin devam etmesini isteyen taraf.
118 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Miyamoto Musashi isminde Japonyanın ünlü Japon kılıç üstadı, Tarihte en yetenekli kılıç üstadları arasında yer aldığına inanılır. Çok genç yaştan itibaren girdiği birçok düello sayesinde kılıç kullanımı konusunda efsane haline geldi. Hiyoho Niten İçi-riyu veya Nito Riyu stilinin babasıdır. Eceliyle ölmesine ragmen Ölümü çok şanlı olmuştur. Yenilmeyeceğini anlayıp daha fazla düelloda bulunmayan Musaşi bir mağarada inzivaya çekilir ve burada Go Rin No Sho (Beş Çember Kitabı) adlı eserini tamamlar. Kitabı bitirip kardeşine yolladıktan sonra, 62 yaşındayken 13 Haziran 1645'te kaldığı mağarada ölmüştür. Ölmeden önce kılıcını karnının üstüne koyduğu ve kılıcı koyduğu kemerini sıkarak(savaşa hazırlanmadan önce yapılır) şanlı bir şekilde öldüğü söylenir.
Miyamoto Musashi'ye göre bir savaş kitabı değil, strateji rehberidir. Anlatılana göre Japonya'da şirket yöneticileri bu kitabı rehber edinmiş. çünkü içerisinde kılıç öğretisi ile ilgili olan öğütler günlük yaşama da uygulanabilirmiş.

"hem dövüşte, hem de gündelik yaşamında kararlı ama sakin olmalısın. durumları gerilimsiz karşıla ama tedirginlik olmasın; ruhun dingin ama önyargısız olsun. ruhun dingin olduğu zamanlarda bile bedenini gevşetme, bedenin gevşediğinde ruhunu koyverme. bedenin, ruhunu etkilemesin; ruhun da bedenini. ne cansız ol, ne de aşırı canlı. coşkulara kapılmış bir ruh da güçsüzdür, bitkin bir ruh da. düşmanın senin ruhunu okumasına fırsat verme."

Ayrıyetten size bir dövüşte nasıl bir duruş sergileyeceğiniz, kılıç kullanımı nasıl olmalı, gücünüzü nereye vereceğinize dair şeylerde anlatılmakta. Hatta birkaç sözde alıntı yapalım :

"düşman olmak kendini düşman yerine koymak anlamına gelir."

"Bütün strateji biçimlerinde dövüş duruşunu gündelik hayatta da sürdürmek ve gündelik duruşunu dövüş duruşu haline getirmek gereklidir. Bunu iyi araştırmalısın."

Kitabı okumaya başlamadan önce önsöz gibi olan bir yerdede bize bir nasihat vermekte ;

"Strateji öğrenmek isteyenlere, benim Yol’um bu:
Dürüst düşünceden sapma.
Öğrenme, temrindedir.
Her sanatla tanış.
Bütün mesleklerin yollarını öğren.
Dünyevi konularda kazançla kaybı ayırt et.
Her şeye ilişkin sezgisel yargı ve anlayışın olsun.
Görülemeyen şeyleri algıla.
En küçük ayrıntıyı dahi önemse.
Yararı olmayan hiçbir şey yapma."

Ayrıca bu anlamlı sözünü de şuraya bırakmak gerekli ;

"Günümüzde insanlar yeteneklerini parayla satıyorlar, kendilerini parayla satıyorlar." Burada büyük ihtimal yeteneklerimizi kendimiz için değil başkaları için kullanıyoruz, kendimize kullanmayıp bunu satıyoruz demek istemiş olabilir. Bu kitabı okuduğumda zihnen kendimi geliştirdiğimi hissediyorum. Sizinde okumanızı şiddetle öneririm :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Sibel Özbudun
Unvan:
Öğretim üyesi
Doğum:
İstanbul, 1956
1956'da İstanbul'da doğdu. Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'ni bitirdikten (1973) sonra üç yıl Fransa'da dil ve Paris VII ve Paris X Üniversitelerinde Sosyoloji öğrenimi gördü. Türkiye'ye döndüğünde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Uzun süre yayıncılık (Havass ve Süreç Yayınları) ve çevirmenlik yaptı.

1993'te Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü'nde yüksek lisans eğitimine başladı. 1995'te ise aynı bölümde araştırma görevlisi oldu ve doktoraya başladı. Doktorasını 2000'de tamamlayan Özbudun, halen aynı bölümde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.

İngilizce, Fransızca ve İspanyolca bilen Sibel Özbudun'un çok sayıda telif ve çeviri yapıtı bulunmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 37 okur beğendi.
  • 583 okur okudu.
  • 26 okur okuyor.
  • 789 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.