1000Kitap Logosu
Sibel Özbudun

Sibel Özbudun

Yazar
Çevirmen
Editör
BEĞEN
TAKİP ET
239
Okunma
41
Beğeni
2.351
Gösterim
Unvan
Öğretim üyesi
Doğum
İstanbul, 1956
Yaşamı
1956'da İstanbul'da doğdu. Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'ni bitirdikten (1973) sonra üç yıl Fransa'da dil ve Paris VII ve Paris X Üniversitelerinde Sosyoloji öğrenimi gördü. Türkiye'ye döndüğünde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Uzun süre yayıncılık (Havass ve Süreç Yayınları) ve çevirmenlik yaptı. 1993'te Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü'nde yüksek lisans eğitimine başladı. 1995'te ise aynı bölümde araştırma görevlisi oldu ve doktoraya başladı. Doktorasını 2000'de tamamlayan Özbudun, halen aynı bölümde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. İngilizce, Fransızca ve İspanyolca bilen Sibel Özbudun'un çok sayıda telif ve çeviri yapıtı bulunmaktadır.
Antropoloji
Okuyacaklarıma Ekle
Ayinden Törene
Okuyacaklarıma Ekle
Kadın Yazıları
Okuyacaklarıma Ekle
232 syf.
·
3/10 puan
Fazla teknik bir başlangıç! Ders kitabı sıkıcılığı ile başlıyor. Kitabın üçte ikisinden sonra nihayet hareketlense de sondan çekişli eser ıslaya tıslaya sona eriyor. “Türkiye’de bağımsızlık mücadelesi veren Kürt’ler” örneğinde ise sanki bu ülkede binlerce masumun kanını döken PKK terörüyle hiç tanışmamış gibi görünüyor. PKK Kürt’lerin bağımsızlık mücadelesi değil, Kürt’leri ABD için can veren lejyonerler haline getiren bir kölelik düzenidir. “PKK olmazsa bizim için kim ölecek?” diyen bir ABD için ölen teröristler, bağımsızlık için ölmüyor, öldürmüyor! ABD çıkarları için fedailik yapıyor! Sibel Hanım gözünü açsa iyi olur!
50 Soruda Antropoloji
Okuyacaklarıma Ekle
47 syf.
·
Puan vermedi
Kızılderili şefi Reis Seattle’ın sesine kulak verin! Wahington’da 1855 yılında vali olan Stevens’a yazılmış bir bildiri. Kızıl adamın toprağına izinsizce girilmiş üstelik onu ve halkını dünyanın en zor yaşanılası yerlere sürmüş kimilerinin de hakkından gelmiş olup sonrasında “nesli tükenmekte olan ırk” diye romantize edilmiştir. Kızıl Adam’ın topraklarına böylesine giren zorla sahiplenen Beyaz Adam’a yazılmış olan bu kısa söylev bazı şeyleri tekrardan oturup sorgulamanıza ve Kızıl Adamla empati yapmanızı kolaylaştıran bir eser olmuş. Dili kolay anlaşılır ve kitabın kimi bölümlerinde resimlerle de süslenmiş olması güzeldi bu yüzden bir solukta okuyup bitirebileceğiniz Beyaz Adam’ın aslında kendini gördüğü büyüklükten aldığı payın kendinden olmayanlar için hiçbir anlam ifade etmediğini ve Beyaz Adam’ın kendi koparabildiğini sadece kendisinin önemli olduğunu bir kez daha anlayacak ve belki bir Kızıl Adam kadar onların gözünde düşük olmasak dahi kendilerinden olmadığımız için hep bizimde geri planda olacağımız ve onlar arasında hiçbir zaman yer bulamayacağımızı da harika bir şekilde gözler önüne seren bir kitaptı, tavsiye edilir. "Halkım Beyaz Adam’ın almak istediği nedir, diye soracak. Bunu bizim anlamamız zor. Eğer o güzelim havanın köpüren suyun sahibi biz değilsek, onu bizden nasıl alabilirsiniz ki ? Güneşte pırıldayan her bir çam ağacının , kara ormanların üzerinde salınan sisin, vızıldayan her arının, halkımızın belleğinde ve düşüncelerinde kutsal bir anlamı var. Ağaçta yükselen öz suyu Kızıl Adam’ın anısını taşıyor. Biz toprağın parçasıyız, toprak da bizim parçamız. Hoş kokulu çiçekler kızkardeşlerimiz bizim , rengeyiği , at, yüce kartal ise erkek kardeşlerimiz. Irmağın köpüren dalgaları, çayırda ki çiçeklerin öz suyu, tayın teri ve insanın teri, her biri bir ve tek soya, bizim soyumuza ait. Bu yüzdendir ki , Washington’ daki Büyük Reis bizden toprağımızı isterken, çok şey istiyor."
Nasıl Satabilirsin ki Havayı
Okuyacaklarıma Ekle
232 syf.
Sosyal bilimler arasında insanı her yönüyle ele alan ve bu doğrultuda bütüncül yaklaşım sergileyen antropolojiyi yeni yeni tanımaya başladım. Her şey ırkçı lakırdılara tanık olurken gelişti ve keşfetmem için ilk adımı atmıştım. Antropoloji neydi? Neden böyle bir bilim dalı ortaya çıktı? Hem sosyal bilimlerle hem de bazı fen bilimleriyle bağlantılı olmasındaki sır neydi? Homo sapiens? Neandertal? Lascaux mağarası? Bütün bunlar ne? Kafamdaki soru işaretlerine cevap ararken, araştırmalar yapa yapa yenilerine de yer vermek zorunda kaldım çünkü gerçekten iyi bir bilgi birikimi sağlayabilmek için bu gerekli. Misal ana hatlarıyla Carl Linnaeus ve John Ray’in çalışmaları ışığında filogenetik sınıflandırmaya hakim olmadan Australopithecus afarensis’i, Australopithecus africanus’u, Homo Erectus’u, Homo Neanderthalensis’i ve Homo Sapiens’i birbirinden ayırmakta -yani sınıflandırırken- oldukça zorlanırdık. Bu sadece bir örnek, birbirini tamamlayan kavramlar haliyle çok. Antropoloji serüvenim böyle başlamıştı. Kaynak kitap ararken büyük sıkıntılar çektim, çoğu ingilizce malesef. Türkçe kaynaklar da sınırlı haliyle. Herhangi bir plartformda edindiğim bilgileri derleyip, notlar halinde buyük bir itina ile paylaşmayı düşünüyorum. İyi içerik üretmek için uğraşacak olmam bile sevindiriyor beni... Kitabı okurken zorlandığım noktalar oldu, işin sosyal kısmını idrak etmekte zorlandım. Bu tamamiyle bilgi birikimimle alakalı bir durum. Misal hastalıkları, türleri ve insanın evrimsel sürecini kavrayabilmem için biyolojiye hakim olmak gerekiyor. Ana hatlarıyla genelden özele doğru gidildikçe de anatomi, fizyoloji, osteoloji konusunda bilgi sahibi olmak da son derece önemli. Fen bilgimle ‘biyolojik antropoloji’ kısmında zorlanmadım. Antropolojiyi merak edenlere, giriş adı altında okumak isteyenlere tavsiye ediyorum, okurken bol bol araştırmalar yapıp notlar tutmanız dileğiyle...
50 Soruda Antropoloji
Okuyacaklarıma Ekle
224 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Burjuva ve İslam toplumlarında kadın
Fuhşun ve Sapık ilişkilerin en fazla olduğu toplumlar genelde İslam ve Burjuva toplumlarıdır. Tüm Burjuvazi ve İslamcı ''Ama siz komünistler kadınların ortaklaşalığını getireceksiniz'' diye bağırır koro halinde. Burjuva ve İslamcı, karısını salt bir üretim aracı olarak görür. Üretim araçlarının ortaklaşa kullanılacağını duyunca doğal olarak, kadınların da herkes için ortak olma yazgısından kaçamayacağı sonucuna varır. Bu tepki kendi içinde beslediği ahlaksızlığını kaybetme tepkisidir. Aslında hem İslamcı ve hem de Burjuva ahlaksızlıklarını ve vicdansızlıklarını sosyalist bir sistemde yaşama olanağı bulamamaktadır. Burjuvada olan ortak kullanım fahişeliği ve İslamcıda olan ortak kullanım cariyeleri bir kenara bırakacak olursak, Burjuvazi ve İslamcı emrindeki çalışanların karıları ve kızlarını ayartmak dışında, birbirlerinin karılarını ayartmaktan büyük zevk alırlar. Burjuva ve İslamcı için yaş sınırı da çok önemli değildir. Çünkü kendi ahlak anlayışlarında pedofili tanrısal boyutta meşrulaştırılmıştır. Buna bir örnek vermek gerekirse: Sosyalist devrimden önce Çarlık Rusya'da ki Müslüman bölgelerde, Muhammed'in Ayşe ile olan evliliği örnek teşkil etmiş ve kız çocukları, daha dört-beş yaşında, genellikle dedeleri yaşındaki erkeklere başlık parası karşılığında satılmakta, sekiz-dokuz yaşına vardıklarında ise kocaları tarafından cinsel ilişkiye zorlanmaktadır. Çoğu çocuk ilişki sırasında sakat kalmakta ya da doğum sırasında yaşamını yitirmektedir. Kocanın karısı üzerindeki yetkisi sınır tanımaz: Sadakatsizlik gerekçesiyle onu öldürebilir, aç bırakabilir, evden kovabilir, işkence yapabilir. Koca öldüğünde karısı, kocasının onu kendisine ayırma ya da satma özgürlüğüne sahip en yaşlı erkek akrabasına devrolunmaktadır. Sosyalist devrim ile beraber tüm Rusya kadınlarının yüzyıllar boyu kendilerine dayatılan dinsel, geleneksel ve yasal sınırlamalar, cinsiyetler arası eşitsizliği düzenleyen tüm yasa ve uygulamalar sonsuza dek ortadan kaldırıldı. Bundan böyle kadınlar yaşamın tüm alanlarında (eğitim, iktisat, kültür, siyaset, …) erkeklerle eşit hak ve sorumluluklara sahip olacaktı. Evlilik ise: ''Tümüyle özel'', her türlü maddi kaygıdan bağışık, tek ölçüt ''karşılıklı sevgi'' olan özgür bir ilişki. Sosyalist sistem ile beraber bütün ahlaki ve vicdani değeri olmayan haklarını kaybeden Müslümanlar, çeşitli yalanlarla sosyalist sistemin daima karşısında olmuşlardır. Özellikle kadınlar ve herkese iyi okumalar.
Marksizm ve Kadın
Okuyacaklarıma Ekle
239 syf.
·
8/10 puan
Mutlaka okunması gereken bir kitap. Kadının durumunu Turkiye, bölge ülkeleri ve dünya ekseninde inceleyen eser; Kadının yeri? sorusunu cevaplamaya çalışıyor. Kitaptaki tek beğenmediğim husus ise; inançlardaki, ideoloji lerdeki, demokrasi ve diktatörlük teki kadının durumunu eleştiriyorsun ki bu eleştirilerin bir çoğuna katılıyorum ama konu Marksizme gelince komünist bir yapı da kadın özgür olabilir diyorsun. Kadın ancak örgütlü bir Kadın yapısında ' özgür kadını ' yaratabilir.
47 syf.
·
1 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Kızılderili şefi Reis Seattle ‘ın 1855 yılında Washington’ da vali olan Isaac Stevens’a yazılmış bir bildiri. Kızıl Adam’ın toprağına paldır küldür girip zorla sahiplenen Beyaz Adam’ a yazılmış olan bu kısa söylevde beğendiğim bir parça ; Halkım Beyaz Adam’ın almak istediği nedir, diye soracak. Bunu bizim anlamamız zor. Eğer o güzelim havanın köpüren suyun sahibi biz değilsek, onu bizden nasıl alabilirsiniz ki ? Güneşte pırıldayan her bir çam ağacının , kara ormanların üzerinde salınan sisin, vızıldayan her arının, halkımızın belleğinde ve düşüncelerinde kutsal bir anlamı var. Ağaçta yükselen öz suyu Kızıl Adam’ın anısını taşıyor. Biz toprağın parçasıyız, toprak da bizim parçamız. Hoş kokulu çiçekler kızkardeşlerimiz bizim , rengeyiği , at, yüce kartal ise erkek kardeşlerimiz. Irmağın köpüren dalgaları, çayırda ki çiçeklerin öz suyu, tayın teri ve insanın teri, her biri bir ve tek soya, bizim soyumuza ait. Bu yüzdendir ki , Washington’ daki Büyük Reis bizden toprağımızı isterken, çok şey istiyor.
Nasıl Satabilirsin ki Havayı
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.