Sigmund Freud

Sigmund Freud

Yazar
8.0/10
5,9bin Kişi
·
24,7bin
Okunma
·
4.771
Beğeni
·
107,2bin
Gösterim
Adı:
Sigmund Freud
Tam adı:
Sigismund Scholomo Freud
Unvan:
Psikanalist
Doğum:
Příbor, Moravya - Çek Cumhuriyeti, 1856
Ölüm:
Londra, Birleşik Krallık, 1939
Sigmund Freud ( nüfus kaydında Sigismund Scholomo Freud) (d. 6 Mayıs 1856, Příbor, Moravya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu (bugün Çek Cumhuriyeti) - ö. 23 Eylül 1939, Londra, Birleşik Krallık), psikanaliz öğretisini geliştirmiş olan Yahudi kökenli Avusturyalı nörolog. Kişiliğin 5 farklı dönemden geçerek geliştiğini öne süren Psikoanalitik Kuram'ın kurucusudur...
Orta seviye bir Yahudi yün tüccarının, kırk yaşındayken, kendisinden yirmi yaş küçük bir kadınla yaptığı ikinci evliliğinden dünyaya geldi. Ekonomik bunalımdan dolayı ailesi Viyana'ya yerleşmek zorunda kaldıklarında, Freud henüz 4 yaşındaydı. 1938 yılına kadar burada yaşadı.
Lisede Latince, Fransızca ve İngilizce öğrenirken kendi çabalarıyla da İbranice, İspanyolca ve İtalyanca öğrendi. Başarılı bir öğrenciydi. Başlangıçta istemediği halde Goethe'nın yapıtlarından etkilenerek tıp okumaya karar verdi.
Üniversite yıllarında Yahudi düşmanlığıyla karşılaştı, okuldaki arkadaş çevresinden dışlandı. 1876 yılında fizyolojist Brücke'nin laboratuvarına girdi, burada anatomopatoloji ve insan sinir sistemi üzerine araştırmalar yaptı. 1881'de tıp öğrenimini bitirdi. 1883'te dönemin ünlü beyin anatomisi ve nöropatoloji uzmanı Dr. Theodor Meynert'in yönetiminde psikaytri kliniğinde asistan olarak çalışmaya başladı. 1884'de kokain üzerine bir inceleme yapmakla görevlendirildi. 1884'te kokainin analjezik özelliklerini keşfetti, anestezik niteliklerini ise sezinledi. (Yaşamım ve Psikanalız adlı yapıtında kokainin anestezik niteliklerini aslında bildiğini, yalnız tıp çalışmalarını bıraktığından dolayı bunların başkaları tarafından ortaya çıkarıldığını ileri sürer.)
Aldığı bir bursla 1885'te Paris'e gitti, Salpêtriê Hastanesi'nde, Jean Martin Charcot'nun yanında staja başladı. Burada histerinin belirtilerini, hipnotizma ve telkinin etkilerini gözlemledi. Charcot'dan çok etkilendi. (Yaşamım ve Psikanaliz 'de Charcot'ya ne kadar düşkün olduğu görülür) Charcot'nun konferanslarını Almancaya çevirdi ve 1886'da yayımladı.
1886'da Paris'ten ayrılarak Berlin'e gitti. Burada çocuk nöropatolojisiyle ilgilendi. Viyana'ya dönerek özel hekimliğe başladı. 1886 ekim ayında 4 yıldır nişanlı olduğu Martha Bernays ile evlendi. Sinir hastalıkları ve histeri şikayetiyle kendisine başvuranlar üzerinde dönemin ünlü tedavi yöntemlerini, elektroterapi ve hipnotizmayı uyguladı. 1887'de Dr. Bernheim'in Telkin ve Telkinin Tedavideki Uygulamaları Üstüne adlı kitabını çevirdi.
Elizabet von R. adındaki bir kadın hasta kendisini serbest çağrışım yöntemine zorlayınca hipnozdan vazgeçti. 1892 - 1895 yılları arasında Charcot'nun Salı Günü Dersleri adlı kitabının çevirisini, savunma psikonevrozları üzerine bir makaleyi ve saplantılar ve fobiler üzerine başka bir makaleyi Breuer ile ortaklaşa hazırladı. Ancak tıp çevrelerince Histeri Üzerine İncelemeler hoş karşılanmadı. Bu yapıtta psikanalizin temel ilkelerine rastlanır.
1896 yılında babasının ölümü üzerine derin bir bunalıma girdi ve sistematik olarak kendini çözümlemeye başladı. Yine aynı yıl Breuer'le nevrozların cinsel açıdan açıklanması konusunda ters düşerek yollarını ayırdı. Histerinin cinsel etiyolojisi üzerine verdiği bir konferans skandala yol açtı. Bu dönemde W. Fliess'le yazışmaları, özçözümleme süreci, hayatı üzerinde önemli etkiler yarattı. (Bu yazışmaları Freud'un ölümünden sonra eşi ve kızı tarafından kamuoyuna duyurulmuştur. Freud psikanalize özel hayatını karıştırmak istemediğinden, kişisel kayıtlar bırakmamış, birçok yazışma ve mektubunu ölümünden önce yakmıştır.) Hayatının 10 yıl süren bu döneminde, Freud hem yandaş, hem öğrenci bakımından yalnız kaldı. Kendini hastaların tedavisine ve psikanalizin yaratılmasına yoğunlaştırdı. Bu sürecin sonucu olarak 1897'de Oedipus Kompleksi, 1900'de Düşlerin Yorumu (iki cilt) adlı eserler ortaya çıktı.
1908'te Viyana Psikanaliz Derneği kuruldu. Bu olay, Freud için bir dönüm noktasıydı, Yaşamım ve Psikanaliz kitabında buna büyük yer verdi. Ancak bu tarihten önce bile Freud'un çevresinde çözümlemenin giderek kurumlaştığı görülür. 1902'den sonra "Çarşamba Günleri Psikoloji Derneği", adı altında başta P. Federn, O. Rank, W. Stekel ve Alfred Adler olmak üzere, Freud'un ilk yandaşları bir araya toplandılar. 1904'de E. Bleuer'le yazışmaya başladı. 1907'de Bleuer'in asistanı Carl Gustav Jung tarafından ziyaret edilir. Jung aynı yıl Zürih'te Freud Derneği'ni kurdu. Bu Freud için büyük bir başarıydı, zira psikanaliz artık ülke sınırlarının dışına çıkmıştı. Takip eden yıllarda Jung, 1. Psikanaliz Kongresi'ne katıldı ve psikanaliz üzerine konferanslar vermek üzere Freud ile birlikte ABD'ye yolculuk etti. Freud, 1910 - 1920 yıllarında Psikanaliz Üzerine, Bir Paranoya Vakası Özyaşam Öyküsü Üzerine Psikoanalitik Gözlemler: Başkan Screber, Totem ve Tabu, Narsizmin İncelenmesine Giriş, Yas ve Melankoli adlı eserleri yayımladı.
1923'de kendisine üstçene ve damak kanseri tanısı kondu. İzleyen yıllarda 33 kez ameliyat oldu. Sürekli protez takması gerektiğinden dolayı uzun yıllar konuşma ve yemek yeme sıkıntısı çekti. 1938'de Naziler'in Viyana'ya girmesiyle birlikte en küçük çocuğu Anna ile birlikte Avusturya'yı terk etmek zorunda kalarak Londra'ya yerleşti. Ölümüne dek tedavi ve çalışmalarına burada devam etti.
Freud, prensipleri gereği kişisel hiçbir özel belge, anı defteri, mektup bırakmamış, hepsini yakmıştır. Bu nedenle, Freud'a dair ilk ve en kapsamlı bilgiler ilk olarak yakın dostu İngiliz psikaytr Ernest Jones'un 1953'te yayımlanan üç ciltlik Sigmund Freud'un Yaşamı ve Yapıtları adlı kitabıyla ortaya çıkarıldı.
Eserleri [değiştir]

Zur Psychopat­hologie des Alltagslebens (Günlük Yaşa­mın Psikopatolojisi)
Die Traumdeutung (Düşlerin Yorumu)
Über Psychoanaly­se (Psikanaliz Üzerine Beş Ders)
Totem und Tabu (Totem ve Tabu)
Zur Einführung des Narzissmus (Narsisizmin İncelenmesine Giriş)
Unbehagen in der Kultur (Uygarlı­ğın Huzursuzluğu)
Jenseits des Lustprinzips Das Ich und das Es (Haz İlkesinin Ötesinde Ben ve İd)
Der Mann Moses und die monotheistische Religion (Musa ve Tektanrıcılık)
Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme, 1905
Der Witz und seine Beziehung zum Unbewussten, Nükte ve Bilinçdışı'yla İlişkisi, 1905
Psikanalizin Tarihçesi, 1914
Psikanalize Giriş Dersleri, 1917
Yaşamım ve Psikanaliz, 1925
Tutukluk, Semtom ve Korku, 1926
Bir Yanılsamanın Geleceği, 1927
Kültür İçindeki Huzursuzluk, 1930
Psikanaliz ve Uygulama,
Psikanaliz Üzerine,
Olgu öyküleri
Histeri ile Mücadele
Son derece yumuşak başlı bir yaratılışım vardır.Arzularım şunlar: Mütevazı bir kulübe, sazdan dam ama iyi bir yatak ve iyi yemek, tazecik süt ve tereyağı, pencerede çiçekler, kapının önünde birkaç güzel ağaç ve yüce tanrı beni tam anlamıyla mutlu kılmak istiyorsa, bu ağaçlarda şöyle altı-yedi düşmanımın sallandığını görme sevincini tattırır bana. Ölmelerinden önce, müteessir bir halde, bana yaşamda çektirmiş olduklarının hepsini affedeceğim - evet, insan düşmanlarını affetmelidir, ama ancak onlar asıldıktan sonra.
İnsanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi ve kronik şüpheci olmayı öğrenir. Bu gerçekleştiğinde artık ne yazık ki çok geçtir. İnsanların "tecrübe" dediği şey budur. Kalbiyle bağlantısını kesmiş bir insana "tecrübeli" denir.
İnsanların büyük çoğunluğu, hayran olacakları, karşısında boyun eğecekleri, onlara hükmedecek ve hatta bazen kötü davranacak bir otoriteye ihtiyaç duyarlar.
Sigmund Freud
Sayfa 103 - Aylak Adam - 3. Basım - 2016
64 syf.
·1 günde·Beğendi
"Narsistlik kişilik yapısı, gücünü kendi benliğinden değil başkalarının gözünde gördüğü hayranlık dolu bakışlarından alır. Sanılanın aksine narsist kişi kendini seven değil kendinden nefret edendir."

Öncelikle baskı azizliğine uğradığımı sonradan öğrendiğimi belirtmek için bir uyarıda bulunmak istiyorum. Kitabı Tutku Yayınları'ndan istemeyin çünkü bu baskıda 3 bölüm varken asıl kitapta 5 bölüm bulunuyor.

Narsist kişilik bozukluğu üzerine konuşalım.

Toplumda algı şunun üzerinedir: Kendini çok beğeniyor, bak bak elmayı nasıl da yavaş yiyor, nasıl da ağır ağır konuşup ağır ağır yürüyordu gördün mü? Kendini beğenmiş, ukala!

Aslında bu söylemler akla narsist kişilik bozukluğunu getirtebilir veya ona evrimleştirebilme potansiyeli doğursa da pek bir alakası olmadığı anlaşılıyor. Narsizm kendini beğenmekten çok dışa dönük bir yücelme arzusu eğilimindedir. Bu yüzden kendini sadece süsler, iyi elbiseler giyip iyi konuşmaya çalışan ve her defasında kendini dışarıdan nasıl göründüğüne odaklanan bir kişilik bozukluğudur. Yani olumsuz eleştirilere gelemez, umursamaz. Yürüdüğü yolda bile bütün gülümsemelerin kendisine karşı yapıldığını düşünür. Her konuya muhalefet olabilir, çünkü egosu çok yüksektir. Bakın tekrar ediyorum: Narsizm bencillik veya kendini övmek değildir, kendini bir hayat kadını gibi hazırlayıp, derleyip toplayıp sunmaktır...

Kitapta Freud'un Narsizm faktörünün belli bir süre sonra eşcinsel bir evreye aşmasını belirtmekte. Bunun yanı sıra libidonu artmasına ve haz durumunun en uç noktaya çıkmasına kadar tespileriyle bir şölen hazırlıyor. Eğer terimlere aşina iseniz tekrarlanan terimler sizi sıkmaz, bilakis akıp gider.

Bir de kitapta megalomani (kendini büyük ve önemli görme) kavramına çok sık yer vermişti. Kişinin kendini bir süre sonra 'Tanrı' boyutuna getirmesi ve dış çevre ile kendi üzerinden övgü ve ilgi odağı haline getirmek istemesi görünen doğal bir durum olacaktı. Psikopatolojik bir durum ortaya çıkarıyor bence. Yani kısacası kişi de egomani de oluşuyor.

Alzheimer, yani erken bunamanın da bir parcasi olduğu çok aşikar. Donk! Düşünün şimdi, aşırı bir ilgi sonucu diğer faktörler ve varsayımlar bir kenara itiliyor. Bu nedenle de tek odak nokta 'sen' olmuş oluyorsunuz. Sen, sen ve sen. (Bence müthiş bir tartışma konusu)

Hey Narsist comen! Evdeki televizyonunu büyük görmeyesin sakın. Makropsi makropsi. :)

Not: Narsiz kişiklerin libidosu daima yüksek bir noktadadır. Bazıları o kadar yüksektir ki, kendi benliklerini sunmaları görülebilir hatta bu çok yüksektir. Yani cinsel güçsüzlük(impotence) söz konusu değildir.

Kitapta dikkat çektiğim iki alıntı üzerine...

#51801478

Kadınlar yaradılış gereği duygusaldır ve kabul edilmelidir ki erkekten çok daha ön planda ve beğenilmek, sevilmek, üzerine düşülmesi ister. Bu kendilerine yaradılış gereği bir aktarma olduğu için, onları yadırgamak elbette ahmaklık olacaktır. Bu yüzden net konuşmak gerekirse... demeyeceğim elbette :) çünkü Freud söylemiş.

#51800920

Egosu yüksek olan veya narsist bir kişinin başkasını sevmesi olanaksızdır. 'E hani kendini sevmeyen başkasını sevemezdi?'e mavilican, narsist kişimiz kendini sevmiyor ki, kendini sevdirmek için kendini seviyor. Aradaki tek ince çizgi bu. Ama eninde sonunda iş sevmeye gelecek ve kendini feragat ettirmeye de. Sherlock Holmes bile Adler'e tutuldu... (Falan filan)


Keyifl okumalar.
72 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
Uzun zamandır bir Sigmund Freud kitabı okumak istiyordum ve storytelde karşıma çıkması ile sesli dinlemeye karar verdim bu kitabı. Şimdi ise doğru karar verdiyimi düşünüyorum, çünki Freud düşüncesine giriş kapsamında bir kitap ve Freud hakkında genel bir bilgiye sahip olmak isteyenler için ideal.

Nöroloji alanında uzmanlaşmış ve psikanalizin atası olarak anılan Avusturyalı bilim insanı Sigmund Freud, hastaların zihinsel süreçlerinin bilinç dışı unsurları arasındaki bağlantıları ortaya çıkarmak için çalışmalar yaparak psikanalizi geliştirdi. Bu yepyeni tedavi yöntemi, insan ruhunun en karanlık yönlerini ve bastırılmış duygu ve düşüncelerini ortaya çıkaracaktı...

Rüyalar, bilinçdışı, cinsellik, çoçukluk, yetişkinlik, dil sürçmesi , toplum ve daha saymadığım bir çok şey hakkında Sigmund aforizmalarını ortaya koyarak, bu fikirleri kısa ama net bir şekilde anlatan felsefe severler için çerezlik bir kitap.

Herkese iyi okumalar dilerim.
272 syf.
Sigmund Freud, uzun süredir hakkında yazılanları, teorilerini ve görüşlerini takip ettiğim bir yazar, düşünür. Ama ilk defa bir kitabını okuma fırsatı buldum.

Kendisi nörolog olmasına rağmen psikoloji alanında büyük başarıları ve kuramları vardır. Sigmund Freud, psikanaliz ( hastaların zihinsel süreçlerinin bilinçdışı unsurları arasındaki bağlantıları ortaya çıkarmaya çalışmak ) öğretisini geliştirip duyurmuş ve psikanalitik kavramının da kurucusu olan kokainman dahidir. :)

Psikanaliz Üzerine kitabı, Sigmund Freud ' in konferans ve ders notlarının toplanmasıyla oluşmaktadır. Kitapta aile içi ahlak ve ensest ilişkileri, hayattaki tabu kavramlarını psikoloji terminolojisine kazandırmış ve bu konuları en derine kadar inip yazmış. Bilinçaltı çalışmalarının psikodinamik yapısını incelemiş ve düşbilimi hakkındaki görüşlerini de anlatmış. Özellikle " evren anlayışı üzerine " başlığı altındaki bölümü herkesin okuması gerekir kanaatindeyim. Düş, cinsellik ve hazlar üzerinde fazlasıyla duran yazara göre nevrotik hastalıkların sebebi çocukluk travmaları ve bastırılmış hazlar, yasaklar, istekler, tabulardır.

Sigmund Freud gerçekten kitaplarını merak ettiğim bir yazardı ve kendisini tanımak için doğru kitapla başladığımı düşünüyorum. Düşbilimi ve psikanalize ilgi duyan arkadaşlara öneririm. Ama bu konulara ilgisi olmayan arkadaşları sıkacağını düşünüyorum...
96 syf.
Öncelikle Freud okumama vesile olan Ahmet Y. Kardeşime sonsuz teşekkürlerimi sunarım.
İlk defa Freud'un bir eserini okumama rağmen, benim için farklı bir deneyim olduğunu da özellikle ifade etmek isterim.

Aydın olmayan kesim için, Nevroz'lu bir hasta denildiğinde psikolojik rahatsızlıkları olan hasta akla gelir. Ama aydın olan kesime göre de nevroz'lu hasta, Ben ile Es arasında gelişen bir çatışmanın sonucu oluşan bir rahatsızlıktır.

Freud insanoğlunda bedensel gereksinmeler ile motorik eylemler arasına yerleşmiş bulunan ve bunların arasında aracılık rolü oynayan ruhsal örgüte Ben: Ben'den daha geniş, kapsamlı ve muazzam bir karanlık bölge var ki, ona da Es demektedir.

Ayrıca Freud'a göre Ben beraberlik ve sentez konusunda karakterize bir örgüt olduğu halde, Es ise böyle bir karakterden yoksun olmakla kalmayıp adeta dağınıklık içerisinde bulunmakta olduğunu savunur. Kısaca Ben'i yüzeysel, Es'i de daha derinlerde bulunan bir katman olarak niteleyebiliriz.

Soru- cevap şeklinde ilerleyen satırlardan, Es' de çatışma yaşanmadığını ama Ben'de çatışma var olduğunu öğrenmekteyiz. Buna göre Freud'unda değindiği gibi diyebiliriz ki nevroz, Ben ile Es arasındaki bir çatışmanın sonucudur. Peki bu çatışma nasıl yaşanmaktadır. Çatışma Ben' de kaynaklanır. Ben reel de dış dünyaya sıkı sıkıya sarılıp bundan ödün vermemek adına, söz konusu çatışmaya sürüklenir.

O halde böyle bir çatışmanın varlığı mıdır, hastalığı yaratan. Kesinlikle hayır! Çünkü realiteyle Es arasındaki bu gibi karşıtlıkların yaşanması kaçınılmaz. Uzmanlar Ben' in görevinin de, bunlara aracılık etmek olduğunu savunduğuna göre, hastalığı doğuran asıl nedenin Ben'in çatışma durumunu ortadan kaldırmak adına yersiz bir çareye yani geri itim'e başvurmasıdır. Ben'in gelişmemiş ve güçsüz olduğunda bu çareye başvurduğu hususunda hemfikirdirler. Bu yüzden değil midir ki, kesin önem arz eden bütün geriye itimlere ilk çocuklukta başvurulur.

Freud güncel nevrozların temel etkeni olarak, doyuma ulaşamamış cinsel dürtüleri gösterir. Aşırı serbestliğe karşı da olsa, duyguların bastırılmaması yönünde açık bir şekilde fikrini beyan eder. Toplum tarafından dışlanmasına ve tepki almasına rağmen, haklı olduğu hususunda fikri sabittir.

Eserde genellikle ruh bilim, biraz da yaşam ve cinselliğin üzerinde durulmaktadır. Özellikle nevrozlu hastalarda bastırılmış düşüncelerin ve olayların bir şekilde gün yüzüne çıkarılmasının önemine değinilmiş.

" Sır saklama diye bir şey, psikanalizin yaşam öyküsü anlayışıyla bağdaşmaz. " diyen, Freud'un eserlerini okumanızı tavsiye ederim.
240 syf.
·26 günde
Totem ve Tabu'yu ilk eline aldığımda sadece tarihi bir içerikle karşılaşmayı umuyordum. Fakat kitabı okudukça yanıldığımı fark ettim. Içinde felsefe ve psikolojiyede çokça yer verilmiştir. Tarih öncesinde yaşamış olan insanların inançları, kültürleri müthiş bir şekilde ele alınmış ve aktarılmıştır. Ibadet şekilleri anlatılmış ve bu şekilde ibadet etmelerinin altında yatan psikolojik nedenler anlatılmaya çalışılmış. Ve bana göre başarılı da olunmuş.
Umarım kitabı okuyacak olan herkes benimle aynı hisleri paylaşır...
416 syf.
·12 günde·Beğendi·Puan vermedi
İNSAN ANILARIDIR,BENİ UNUTMA!
Haydar Ergülen böyle der de
Freud da bir zaman yaşanıp sonra unutulan önemli olayların isteri travmalarına sebep olduğunu söyler.
Unutsan travma, unutmasan azap...

İNSANI ÇÖZERSİN, ÇÖZERSİN, ÇÖZERSİN; ÇOCUK ÇIKAR, diyen Sezai Karakoç’la Freud aynı fikirde.
İpnotizma ile çözülen insanın içinden çocukluğu çıkıyor.
İçimizdeki çocuk, bizden çok biliyor ne derdimiz olduğunu. Sadece o kaybolmuş çocuğu bulmak gerek.
Bunun için önce teslim olmak, direnmemek gerek, çözülmeye hazır olmak sorunun tespitinde çok önemli. Sonrası katarsis, yani enerji yükünün boşaltılması.

GEÇMİŞİMİ KURCALAYANLARA!
Ben geçmişimi buruşturup çöpe attım. Çöpü karıştıranlar ise kediler ve köpeklerdir, diyen Necip Fazıl; Freud , Jung ve Adler’e meydan okuyor adeta.

“İnsanlar benim şahsıma değil, psikanalize karşı İlgi duymalıdır.” diyen Freud doğa bilimcisi olmak isterken istemeye istemeye hekim olur ve nevrozluları tedavi etmek ve onları anlamak ister.

Tren fobisi , migren, akut kalp rahatsızlığı, aritmi , kalp sıkışmaları, nikotin bağımlılığı, vaktinden önce yaşlanma ve ölme korkusu Freud’u depresif bir huzursuz yaptığı için Freud nevroz belirtilerini kendi üzerinde denemeye koyulur.

41 yaşında özanalize yani kendini deşme ve sorgulama işlemine başlar ve 10 yıl sürer bu işlem.

Zweig karakter çizmede çok başarılıdır ama Freud: “İnsanoğlu biraz daha karmaşıktır.”diyerek insan ruhunu deşmek ister.

Ona göre :
....Her çocuğun ilk aşkı annesidir.
....Sonrasında kızlar babaya erkekler anneye aşık olur .
.....ilk çocukluktaki hayvan fobisi, fobi konusu hayvanın baba figürünün yerini tutmasından kaynaklıdır.

UYUKLAYAN DÜNYAYI SARSIP UYANDIRMAYA ÇALIŞAN bilim adamlarından biridir Freud.
Tıp literatüründe alay ya da yergi konusu olması onu yıldırmamıştır.

“YAŞAMIM ve PSİKANALİZ" aslında Freud'un özel yaşamını değil, bilimsel çalışmalarını, Freud öğretisini ve çalışma arkadaşları olan Jung ve Adler'in öğretileri arasındaki farkı,Freud’çü analiz konusunda bilinmesi gereken temel ve özlü bilgileri anlatır.

SON SÖZ : Bir psikolog uzan da çocukluğuna gidelim derse, mahkemeye verin onu çünkü tüm kirli çamaşırlarınızı dökecektir ortaya... :)))
220 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10 puan
Freud’un, “yazdıklarım arasında en iyisi” diyerek nitelediği Totem ve Tabu, ilkel çağlarda yaşamış insanların ilişkilerini, inançlarını psikanalitik yöntemle analiz eder. Kitapta hiç alışkın olmadığımız kadar bilim insanlarının ismi geçmektedir. Bu bilim insanları sosyolog, biyolog, etnolog ve antropolog ağırlıklıdır. Freud’un bu kadar çeşitli meslek gruplarından insanların araştırmalarını, bulgularını ve yorumlarını kitaba alıp, bunlara psikanalitik bir anlam yükleme çabası takdir edilmelidir.

Freud, bir şey yasaklanıyorsa, onu arzulayan birileri vardır mantığından hareket ederek; babayı ortadan kaldırma ve yasaksevi (ensest) olaylarına karşı konulan katı kuralları değerlendirir. Demek ki bu iki durum, toplumsal (ya da kabilesel) açıdan ciddi boyutlara ulaştı ki, kanunlarla korunmak durumunda kaldı. Peki neden? der Freud. Neden bu iki durum her çağda insanlara yasaklandı? Normal bir insanı öldürünce de ceza alırız ancak neden özellikle baba? Mesela neden enişteyi öldürmek, ayrı bir ceza tanımı içerisinde yer almıyor da yalnızca baba yer alıyor?
Herkesin bu sorulara vereceği cevap farklı olabilir ancak Freud bu sorulara cevap olarak tek bir şeyden bahsediyor;
Oidipus Kompleksi!!!
Bu kompleksin her bireyde yeniden doğduğunu düşünmüyor Freud. Köklerimize kadar geri gidip atalarımızdan kalan izleri takip edersek, bu izlerin Oidipus Kompleksine etki ettiğini göreceğimizi söylüyor.

Babaya karşı duyulan bu öfkenin, çocuklara yaptırdığı yamyamsı eylemin sadece bireyselliği değil, aynı zamanda toplumsallığı da etkilediğini düşünerek, ahlak kuralları hatta din kurallarının da buradan hareket ettiğini söylüyor. Sahi, İslam Dini’ne göre dünyada yaşam ne zaman başlamıştı?

Bütün bunları yazdıktan sonra kehanette bulunuyor Freud “bu kitap, insanların uykusunu kaçıracak”

Şimdi kitabı bölüm bölüm ele almak istiyorum;
1-İlkellerin Ensest Korkusu
Bu bölümde ilkel olarak nitelenen insanların psikolojisi ile psikanalizin ortaya koyduğu nevrotiklerin psikolojisinin benzerliklerini ele alıyor. Bunu ne ile yapıyor? TOTEM!
Avustralya yerlilerinin hayvanlar aracılığıyla yaptıkları totemi ele alarak, nevrotiklere ulaşıyor. Nevrotiklerin ruhsal yaşamındaki çocuksu izleri takip eden Freud, totemizmle bağlantısını ortaya çıkarıyor. Zaten libidonun, bilinçdışında ensest ketlenmeleri de nevrozlara neden olmuyor muydu?

2-Tabu ve Duyguların Çiftedeğerliliği

Tabunun tanımından ziyade, özelliğini ifade etmek gerekirse; hem tedirginlik hem de saygı uyandırması diyebiliriz. Şeytani güçlerin korkusundan doğup şeytanlaşmışlardır. İşte bunlara bakarak psikanalitik anlam verirsek, bu şartlara en uygun kişileri tek bir başlık altında toplayabiliriz; Obsesif Nevrozlular.

Burada vicdanı da tanımlayan Freud, Obsesif Nevrozluların, zalim vicdanları yüzünden yasakları ihlal ettikleri takdirde kötü bir olayın gerçekleşeceğine inanmalarına rağmen yasakları ihlal etmelerinin gerekçesini bildirir; HAZ!

Çiftedeğerlilik konusunda ise, yıllar önce yayımladığı bir vakayı, daha önce hiç tanışmadığı hukukçu Schreber’in vakasındaki hezeyanları dile getirerek, bunların karşılığının ilkellerde krallar, rahipler, regl dönemindeki kadınlara duyulan saygı ve tedirginliği ifade eder. (İlkeller, regl dönemindeki kadınlara saygı duyuyorlarmış...)

O ana dek vicdan ve suçluluk duygusu kavramlarını netleştiremeyen Freud, tabuları keşfettikçe bu kavramları da netleştirir ve açıklar. Nevrotiklerdeki vicdanın, içsel kınama olduğunu söyleyerek, ilkellerin tabularındaki vicdanın buyruğuyla benzeştirir.

Peki nevrotiklerle ilkellerin farkı nedir? İlkellerdeki tabu toplumsal oluşum iken nevrotiklerdeki tamamen nevrozdan kaynaklanmasıdır.

(Yaklaşık 10 yıl sonra, 1923 yılında Superego kavramıyla bu durum daha da netleşecektir.)

3-Animizm, Sihir ve Düşüncelerin Mutlak Gücü
Bu bölümde tarih boyunca insalığa hakim olan üç dünya görüşünü açıklar;
-Animizm (Mitoloji)
-Din
-Bilim

Animizmi ilkel psikoloji olarak ele alıp, sihir olayını ise bu psikolojinin bir tekniği olarak yorumlar. Bir de büyü vardır ki, ruhları etkilemektedir.
Cinsel dürtülerin nesne halini alması ama bu nesnenin kendi benliği olması duruma narsisizm dersek, ilkellerdeki durumunu da entelektüel narsisizm olarak, nevrotiklerde ise gerileme ya da takılma olarak yorumlamamız gerekmektedir. Bu konuyu daha anlaşılır kılmak için Fare Adam vakasını örnekleyen Freud, animizmde dünyayı dolduran ruhların ve şeytanların, bireyin duygularını yansıtmalarından başka bir şey olmadığını dile getirir. Bu da bizi tekrar Schreber’e, yani iç ruhsal süreçleri, kendisi dışında sanmaya götürür.

4-Totemizmin Çocukluktaki Tekrarlanmaları

Bu bölümde ise başka bir vakayı kullanır; Küçük Hans’ın at korkusu. Çünkü totemlerde kullanılan varlık da hayvanlardır. Bunları nasıl ilişkilendirir? Darwin’in kökensel bir ilk sürünün varlığı düşüncesini kabul ederek...

Bu noktada yaptığı yorumu aynen aktarmak istiyorum;
“totemizmin iki temel buyruğu, yani totemi öldürme ve aynı totemden bir kadınla evlenme yasağı, babasını öldürüp annesiyle evlenen Oidipus’un işlediği iki suçla ve çocuğun kökensel iki arzusuyla içerik olarak kesişmektedir. Bu arzuların bastırılmaması ya da yeniden uyanması belki de tüm nevrozların çekirdeğidir.

Din hakkında da ispatlara girişen Freud, babaya karşı çiftedeğerliliğin en uç noktasının din olduğunu söyler. Baba ortadan kaldırıldıktan sonra yüceltilir ve kabilece kutsallaştırılır. Buradan hareketle, babaya karşı duyulan bu suçluluk duygusunun, kuşaklarca miras olarak aktarıldığını savunur.

Faust’tan da alıntı yapan Freud, kitabı bitirmeden önce nevrotiklerle ilkeller arasındaki ayrımı açıklığa kavuşturur; “nevrotiklerde eylemin ketlenmiş ve onun yerine düşünce geçmiştir. İlkellerde ise tam tersi, eylem düşüncenin yerini almıştır.”

Kitabın son cümlesi ise motto niteliğinde;
“başlangıçta eylem vardı.”

Yazarın biyografisi

Adı:
Sigmund Freud
Tam adı:
Sigismund Scholomo Freud
Unvan:
Psikanalist
Doğum:
Příbor, Moravya - Çek Cumhuriyeti, 1856
Ölüm:
Londra, Birleşik Krallık, 1939
Sigmund Freud ( nüfus kaydında Sigismund Scholomo Freud) (d. 6 Mayıs 1856, Příbor, Moravya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu (bugün Çek Cumhuriyeti) - ö. 23 Eylül 1939, Londra, Birleşik Krallık), psikanaliz öğretisini geliştirmiş olan Yahudi kökenli Avusturyalı nörolog. Kişiliğin 5 farklı dönemden geçerek geliştiğini öne süren Psikoanalitik Kuram'ın kurucusudur...
Orta seviye bir Yahudi yün tüccarının, kırk yaşındayken, kendisinden yirmi yaş küçük bir kadınla yaptığı ikinci evliliğinden dünyaya geldi. Ekonomik bunalımdan dolayı ailesi Viyana'ya yerleşmek zorunda kaldıklarında, Freud henüz 4 yaşındaydı. 1938 yılına kadar burada yaşadı.
Lisede Latince, Fransızca ve İngilizce öğrenirken kendi çabalarıyla da İbranice, İspanyolca ve İtalyanca öğrendi. Başarılı bir öğrenciydi. Başlangıçta istemediği halde Goethe'nın yapıtlarından etkilenerek tıp okumaya karar verdi.
Üniversite yıllarında Yahudi düşmanlığıyla karşılaştı, okuldaki arkadaş çevresinden dışlandı. 1876 yılında fizyolojist Brücke'nin laboratuvarına girdi, burada anatomopatoloji ve insan sinir sistemi üzerine araştırmalar yaptı. 1881'de tıp öğrenimini bitirdi. 1883'te dönemin ünlü beyin anatomisi ve nöropatoloji uzmanı Dr. Theodor Meynert'in yönetiminde psikaytri kliniğinde asistan olarak çalışmaya başladı. 1884'de kokain üzerine bir inceleme yapmakla görevlendirildi. 1884'te kokainin analjezik özelliklerini keşfetti, anestezik niteliklerini ise sezinledi. (Yaşamım ve Psikanalız adlı yapıtında kokainin anestezik niteliklerini aslında bildiğini, yalnız tıp çalışmalarını bıraktığından dolayı bunların başkaları tarafından ortaya çıkarıldığını ileri sürer.)
Aldığı bir bursla 1885'te Paris'e gitti, Salpêtriê Hastanesi'nde, Jean Martin Charcot'nun yanında staja başladı. Burada histerinin belirtilerini, hipnotizma ve telkinin etkilerini gözlemledi. Charcot'dan çok etkilendi. (Yaşamım ve Psikanaliz 'de Charcot'ya ne kadar düşkün olduğu görülür) Charcot'nun konferanslarını Almancaya çevirdi ve 1886'da yayımladı.
1886'da Paris'ten ayrılarak Berlin'e gitti. Burada çocuk nöropatolojisiyle ilgilendi. Viyana'ya dönerek özel hekimliğe başladı. 1886 ekim ayında 4 yıldır nişanlı olduğu Martha Bernays ile evlendi. Sinir hastalıkları ve histeri şikayetiyle kendisine başvuranlar üzerinde dönemin ünlü tedavi yöntemlerini, elektroterapi ve hipnotizmayı uyguladı. 1887'de Dr. Bernheim'in Telkin ve Telkinin Tedavideki Uygulamaları Üstüne adlı kitabını çevirdi.
Elizabet von R. adındaki bir kadın hasta kendisini serbest çağrışım yöntemine zorlayınca hipnozdan vazgeçti. 1892 - 1895 yılları arasında Charcot'nun Salı Günü Dersleri adlı kitabının çevirisini, savunma psikonevrozları üzerine bir makaleyi ve saplantılar ve fobiler üzerine başka bir makaleyi Breuer ile ortaklaşa hazırladı. Ancak tıp çevrelerince Histeri Üzerine İncelemeler hoş karşılanmadı. Bu yapıtta psikanalizin temel ilkelerine rastlanır.
1896 yılında babasının ölümü üzerine derin bir bunalıma girdi ve sistematik olarak kendini çözümlemeye başladı. Yine aynı yıl Breuer'le nevrozların cinsel açıdan açıklanması konusunda ters düşerek yollarını ayırdı. Histerinin cinsel etiyolojisi üzerine verdiği bir konferans skandala yol açtı. Bu dönemde W. Fliess'le yazışmaları, özçözümleme süreci, hayatı üzerinde önemli etkiler yarattı. (Bu yazışmaları Freud'un ölümünden sonra eşi ve kızı tarafından kamuoyuna duyurulmuştur. Freud psikanalize özel hayatını karıştırmak istemediğinden, kişisel kayıtlar bırakmamış, birçok yazışma ve mektubunu ölümünden önce yakmıştır.) Hayatının 10 yıl süren bu döneminde, Freud hem yandaş, hem öğrenci bakımından yalnız kaldı. Kendini hastaların tedavisine ve psikanalizin yaratılmasına yoğunlaştırdı. Bu sürecin sonucu olarak 1897'de Oedipus Kompleksi, 1900'de Düşlerin Yorumu (iki cilt) adlı eserler ortaya çıktı.
1908'te Viyana Psikanaliz Derneği kuruldu. Bu olay, Freud için bir dönüm noktasıydı, Yaşamım ve Psikanaliz kitabında buna büyük yer verdi. Ancak bu tarihten önce bile Freud'un çevresinde çözümlemenin giderek kurumlaştığı görülür. 1902'den sonra "Çarşamba Günleri Psikoloji Derneği", adı altında başta P. Federn, O. Rank, W. Stekel ve Alfred Adler olmak üzere, Freud'un ilk yandaşları bir araya toplandılar. 1904'de E. Bleuer'le yazışmaya başladı. 1907'de Bleuer'in asistanı Carl Gustav Jung tarafından ziyaret edilir. Jung aynı yıl Zürih'te Freud Derneği'ni kurdu. Bu Freud için büyük bir başarıydı, zira psikanaliz artık ülke sınırlarının dışına çıkmıştı. Takip eden yıllarda Jung, 1. Psikanaliz Kongresi'ne katıldı ve psikanaliz üzerine konferanslar vermek üzere Freud ile birlikte ABD'ye yolculuk etti. Freud, 1910 - 1920 yıllarında Psikanaliz Üzerine, Bir Paranoya Vakası Özyaşam Öyküsü Üzerine Psikoanalitik Gözlemler: Başkan Screber, Totem ve Tabu, Narsizmin İncelenmesine Giriş, Yas ve Melankoli adlı eserleri yayımladı.
1923'de kendisine üstçene ve damak kanseri tanısı kondu. İzleyen yıllarda 33 kez ameliyat oldu. Sürekli protez takması gerektiğinden dolayı uzun yıllar konuşma ve yemek yeme sıkıntısı çekti. 1938'de Naziler'in Viyana'ya girmesiyle birlikte en küçük çocuğu Anna ile birlikte Avusturya'yı terk etmek zorunda kalarak Londra'ya yerleşti. Ölümüne dek tedavi ve çalışmalarına burada devam etti.
Freud, prensipleri gereği kişisel hiçbir özel belge, anı defteri, mektup bırakmamış, hepsini yakmıştır. Bu nedenle, Freud'a dair ilk ve en kapsamlı bilgiler ilk olarak yakın dostu İngiliz psikaytr Ernest Jones'un 1953'te yayımlanan üç ciltlik Sigmund Freud'un Yaşamı ve Yapıtları adlı kitabıyla ortaya çıkarıldı.
Eserleri [değiştir]

Zur Psychopat­hologie des Alltagslebens (Günlük Yaşa­mın Psikopatolojisi)
Die Traumdeutung (Düşlerin Yorumu)
Über Psychoanaly­se (Psikanaliz Üzerine Beş Ders)
Totem und Tabu (Totem ve Tabu)
Zur Einführung des Narzissmus (Narsisizmin İncelenmesine Giriş)
Unbehagen in der Kultur (Uygarlı­ğın Huzursuzluğu)
Jenseits des Lustprinzips Das Ich und das Es (Haz İlkesinin Ötesinde Ben ve İd)
Der Mann Moses und die monotheistische Religion (Musa ve Tektanrıcılık)
Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme, 1905
Der Witz und seine Beziehung zum Unbewussten, Nükte ve Bilinçdışı'yla İlişkisi, 1905
Psikanalizin Tarihçesi, 1914
Psikanalize Giriş Dersleri, 1917
Yaşamım ve Psikanaliz, 1925
Tutukluk, Semtom ve Korku, 1926
Bir Yanılsamanın Geleceği, 1927
Kültür İçindeki Huzursuzluk, 1930
Psikanaliz ve Uygulama,
Psikanaliz Üzerine,
Olgu öyküleri
Histeri ile Mücadele

Yazar istatistikleri

  • 4.771 okur beğendi.
  • 24,7bin okur okudu.
  • 1.379 okur okuyor.
  • 29,3bin okur okuyacak.
  • 850 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları