Sigmund Freud

Sigmund Freud

Yazar
8.3/10
1.448 Kişi
·
5.218
Okunma
·
1.871
Beğeni
·
38.087
Gösterim
Adı:
Sigmund Freud
Tam adı:
Sigismund Scholomo Freud
Unvan:
Psikanalist
Doğum:
Příbor, Moravya - Çek Cumhuriyeti, 1856
Ölüm:
Londra, Birleşik Krallık, 1939
Sigmund Freud ( nüfus kaydında Sigismund Scholomo Freud) (d. 6 Mayıs 1856, Příbor, Moravya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu (bugün Çek Cumhuriyeti) - ö. 23 Eylül 1939, Londra, Birleşik Krallık), psikanaliz öğretisini geliştirmiş olan Yahudi kökenli Avusturyalı nörolog. Kişiliğin 5 farklı dönemden geçerek geliştiğini öne süren Psikoanalitik Kuram'ın kurucusudur...
Orta seviye bir Yahudi yün tüccarının, kırk yaşındayken, kendisinden yirmi yaş küçük bir kadınla yaptığı ikinci evliliğinden dünyaya geldi. Ekonomik bunalımdan dolayı ailesi Viyana'ya yerleşmek zorunda kaldıklarında, Freud henüz 4 yaşındaydı. 1938 yılına kadar burada yaşadı.
Lisede Latince, Fransızca ve İngilizce öğrenirken kendi çabalarıyla da İbranice, İspanyolca ve İtalyanca öğrendi. Başarılı bir öğrenciydi. Başlangıçta istemediği halde Goethe'nın yapıtlarından etkilenerek tıp okumaya karar verdi.
Üniversite yıllarında Yahudi düşmanlığıyla karşılaştı, okuldaki arkadaş çevresinden dışlandı. 1876 yılında fizyolojist Brücke'nin laboratuvarına girdi, burada anatomopatoloji ve insan sinir sistemi üzerine araştırmalar yaptı. 1881'de tıp öğrenimini bitirdi. 1883'te dönemin ünlü beyin anatomisi ve nöropatoloji uzmanı Dr. Theodor Meynert'in yönetiminde psikaytri kliniğinde asistan olarak çalışmaya başladı. 1884'de kokain üzerine bir inceleme yapmakla görevlendirildi. 1884'te kokainin analjezik özelliklerini keşfetti, anestezik niteliklerini ise sezinledi. (Yaşamım ve Psikanalız adlı yapıtında kokainin anestezik niteliklerini aslında bildiğini, yalnız tıp çalışmalarını bıraktığından dolayı bunların başkaları tarafından ortaya çıkarıldığını ileri sürer.)
Aldığı bir bursla 1885'te Paris'e gitti, Salpêtriê Hastanesi'nde, Jean Martin Charcot'nun yanında staja başladı. Burada histerinin belirtilerini, hipnotizma ve telkinin etkilerini gözlemledi. Charcot'dan çok etkilendi. (Yaşamım ve Psikanaliz 'de Charcot'ya ne kadar düşkün olduğu görülür) Charcot'nun konferanslarını Almancaya çevirdi ve 1886'da yayımladı.
1886'da Paris'ten ayrılarak Berlin'e gitti. Burada çocuk nöropatolojisiyle ilgilendi. Viyana'ya dönerek özel hekimliğe başladı. 1886 ekim ayında 4 yıldır nişanlı olduğu Martha Bernays ile evlendi. Sinir hastalıkları ve histeri şikayetiyle kendisine başvuranlar üzerinde dönemin ünlü tedavi yöntemlerini, elektroterapi ve hipnotizmayı uyguladı. 1887'de Dr. Bernheim'in Telkin ve Telkinin Tedavideki Uygulamaları Üstüne adlı kitabını çevirdi.
Elizabet von R. adındaki bir kadın hasta kendisini serbest çağrışım yöntemine zorlayınca hipnozdan vazgeçti. 1892 - 1895 yılları arasında Charcot'nun Salı Günü Dersleri adlı kitabının çevirisini, savunma psikonevrozları üzerine bir makaleyi ve saplantılar ve fobiler üzerine başka bir makaleyi Breuer ile ortaklaşa hazırladı. Ancak tıp çevrelerince Histeri Üzerine İncelemeler hoş karşılanmadı. Bu yapıtta psikanalizin temel ilkelerine rastlanır.
1896 yılında babasının ölümü üzerine derin bir bunalıma girdi ve sistematik olarak kendini çözümlemeye başladı. Yine aynı yıl Breuer'le nevrozların cinsel açıdan açıklanması konusunda ters düşerek yollarını ayırdı. Histerinin cinsel etiyolojisi üzerine verdiği bir konferans skandala yol açtı. Bu dönemde W. Fliess'le yazışmaları, özçözümleme süreci, hayatı üzerinde önemli etkiler yarattı. (Bu yazışmaları Freud'un ölümünden sonra eşi ve kızı tarafından kamuoyuna duyurulmuştur. Freud psikanalize özel hayatını karıştırmak istemediğinden, kişisel kayıtlar bırakmamış, birçok yazışma ve mektubunu ölümünden önce yakmıştır.) Hayatının 10 yıl süren bu döneminde, Freud hem yandaş, hem öğrenci bakımından yalnız kaldı. Kendini hastaların tedavisine ve psikanalizin yaratılmasına yoğunlaştırdı. Bu sürecin sonucu olarak 1897'de Oedipus Kompleksi, 1900'de Düşlerin Yorumu (iki cilt) adlı eserler ortaya çıktı.
1908'te Viyana Psikanaliz Derneği kuruldu. Bu olay, Freud için bir dönüm noktasıydı, Yaşamım ve Psikanaliz kitabında buna büyük yer verdi. Ancak bu tarihten önce bile Freud'un çevresinde çözümlemenin giderek kurumlaştığı görülür. 1902'den sonra "Çarşamba Günleri Psikoloji Derneği", adı altında başta P. Federn, O. Rank, W. Stekel ve Alfred Adler olmak üzere, Freud'un ilk yandaşları bir araya toplandılar. 1904'de E. Bleuer'le yazışmaya başladı. 1907'de Bleuer'in asistanı Carl Gustav Jung tarafından ziyaret edilir. Jung aynı yıl Zürih'te Freud Derneği'ni kurdu. Bu Freud için büyük bir başarıydı, zira psikanaliz artık ülke sınırlarının dışına çıkmıştı. Takip eden yıllarda Jung, 1. Psikanaliz Kongresi'ne katıldı ve psikanaliz üzerine konferanslar vermek üzere Freud ile birlikte ABD'ye yolculuk etti. Freud, 1910 - 1920 yıllarında Psikanaliz Üzerine, Bir Paranoya Vakası Özyaşam Öyküsü Üzerine Psikoanalitik Gözlemler: Başkan Screber, Totem ve Tabu, Narsizmin İncelenmesine Giriş, Yas ve Melankoli adlı eserleri yayımladı.
1923'de kendisine üstçene ve damak kanseri tanısı kondu. İzleyen yıllarda 33 kez ameliyat oldu. Sürekli protez takması gerektiğinden dolayı uzun yıllar konuşma ve yemek yeme sıkıntısı çekti. 1938'de Naziler'in Viyana'ya girmesiyle birlikte en küçük çocuğu Anna ile birlikte Avusturya'yı terk etmek zorunda kalarak Londra'ya yerleşti. Ölümüne dek tedavi ve çalışmalarına burada devam etti.
Freud, prensipleri gereği kişisel hiçbir özel belge, anı defteri, mektup bırakmamış, hepsini yakmıştır. Bu nedenle, Freud'a dair ilk ve en kapsamlı bilgiler ilk olarak yakın dostu İngiliz psikaytr Ernest Jones'un 1953'te yayımlanan üç ciltlik Sigmund Freud'un Yaşamı ve Yapıtları adlı kitabıyla ortaya çıkarıldı.
Eserleri [değiştir]

Zur Psychopat­hologie des Alltagslebens (Günlük Yaşa­mın Psikopatolojisi)
Die Traumdeutung (Düşlerin Yorumu)
Über Psychoanaly­se (Psikanaliz Üzerine Beş Ders)
Totem und Tabu (Totem ve Tabu)
Zur Einführung des Narzissmus (Narsisizmin İncelenmesine Giriş)
Unbehagen in der Kultur (Uygarlı­ğın Huzursuzluğu)
Jenseits des Lustprinzips Das Ich und das Es (Haz İlkesinin Ötesinde Ben ve İd)
Der Mann Moses und die monotheistische Religion (Musa ve Tektanrıcılık)
Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme, 1905
Der Witz und seine Beziehung zum Unbewussten, Nükte ve Bilinçdışı'yla İlişkisi, 1905
Psikanalizin Tarihçesi, 1914
Psikanalize Giriş Dersleri, 1917
Yaşamım ve Psikanaliz, 1925
Tutukluk, Semtom ve Korku, 1926
Bir Yanılsamanın Geleceği, 1927
Kültür İçindeki Huzursuzluk, 1930
Psikanaliz ve Uygulama,
Psikanaliz Üzerine,
Olgu öyküleri
Histeri ile Mücadele
''En gülünç olanı da,
İnsanların sizi eskisi gibi kullanamadığında,değiştiğinizi söylemeleri...''
Zamanın yetkin şahıslarına büyük saygı duydum; ta ki kendi adıma çalışmalar yapana ve kendi kararlarımı verene kadar.
Sigmund Freud
Sayfa 104 - Aylak Adam - 3. Basım - 2016
Hızla değişen koşullara uyum sağlamaya gönülsüz tembel zihinler için tutuculuk hep benimsenmiş bir bahane olmuştur.
Sigmund Freud
Sayfa 57 - Aylak Adam - 3. Basım - 2016
Zira insanların çoğu pek zayıf bir vicdan dozuna sahiptirler; bu öylesine zayıftır ki bazen sözü bile edilmeye değmez.
Son derece yumuşak başlı bir yaratılışım vardır.Arzularım şunlar: Mütevazı bir kulübe, sazdan dam ama iyi bir yatak ve iyi yemek, tazecik süt ve tereyağı, pencerede çiçekler, kapının önünde birkaç güzel ağaç ve yüce tanrı beni tam anlamıyla mutlu kılmak istiyorsa, bu ağaçlarda şöyle altı-yedi düşmanımın sallandığını görme sevincini tattırır bana. Ölmelerinden önce, müteessir bir halde, bana yaşamda çektirmiş olduklarının hepsini affedeceğim - evet, insan düşmanlarını affetmelidir, ama ancak onlar asıldıktan sonra.
96 syf.
·Beğendi·10/10
Öncelikle Freud okumama vesile olan Ahmet Y. Kardeşime sonsuz teşekkürlerimi sunarım.
İlk defa Freud'un bir eserini okumama rağmen, benim için farklı bir deneyim olduğunu da özellikle ifade etmek isterim.

Aydın olmayan kesim için, Nevroz'lu bir hasta denildiğinde psikolojik rahatsızlıkları olan hasta akla gelir. Ama aydın olan kesime göre de nevroz'lu hasta, Ben ile Es arasında gelişen bir çatışmanın sonucu oluşan bir rahatsızlıktır.

Freud insanoğlunda bedensel gereksinmeler ile motorik eylemler arasına yerleşmiş bulunan ve bunların arasında aracılık rolü oynayan ruhsal örgüte Ben: Ben'den daha geniş, kapsamlı ve muazzam bir karanlık bölge var ki, ona da Es demektedir.

Ayrıca Freud'a göre Ben beraberlik ve sentez konusunda karakterize bir örgüt olduğu halde, Es ise böyle bir karakterden yoksun olmakla kalmayıp adeta dağınıklık içerisinde bulunmakta olduğunu savunur. Kısaca Ben'i yüzeysel, Es'i de daha derinlerde bulunan bir katman olarak niteleyebiliriz.

Soru- cevap şeklinde ilerleyen satırlardan, Es' de çatışma yaşanmadığını ama Ben'de çatışma var olduğunu öğrenmekteyiz. Buna göre Freud'unda değindiği gibi diyebiliriz ki nevroz, Ben ile Es arasındaki bir çatışmanın sonucudur. Peki bu çatışma nasıl yaşanmaktadır. Çatışma Ben' de kaynaklanır. Ben reel de dış dünyaya sıkı sıkıya sarılıp bundan ödün vermemek adına, söz konusu çatışmaya sürüklenir.

O halde böyle bir çatışmanın varlığı mıdır, hastalığı yaratan. Kesinlikle hayır! Çünkü realiteyle Es arasındaki bu gibi karşıtlıkların yaşanması kaçınılmaz. Uzmanlar Ben' in görevinin de, bunlara aracılık etmek olduğunu savunduğuna göre, hastalığı doğuran asıl nedenin Ben'in çatışma durumunu ortadan kaldırmak adına yersiz bir çareye yani geri itim'e başvurmasıdır. Ben'in gelişmemiş ve güçsüz olduğunda bu çareye başvurduğu hususunda hemfikirdirler. Bu yüzden değil midir ki, kesin önem arz eden bütün geriye itimlere ilk çocuklukta başvurulur.

Freud güncel nevrozların temel etkeni olarak, doyuma ulaşamamış cinsel dürtüleri gösterir. Aşırı serbestliğe karşı da olsa, duyguların bastırılmaması yönünde açık bir şekilde fikrini beyan eder. Toplum tarafından dışlanmasına ve tepki almasına rağmen, haklı olduğu hususunda fikri sabittir.

Eserde genellikle ruh bilim, biraz da yaşam ve cinselliğin üzerinde durulmaktadır. Özellikle nevrozlu hastalarda bastırılmış düşüncelerin ve olayların bir şekilde gün yüzüne çıkarılmasının önemine değinilmiş.

" Sır saklama diye bir şey, psikanalizin yaşam öyküsü anlayışıyla bağdaşmaz. " diyen, Freud'un eserlerini okumanızı tavsiye ederim.
240 syf.
Bu kitapta Freud yine aynı Freud. Zaten kendisiyle çelişmediği için bilim adamı sıfatını muhafaza edebiliyor(!)
Freud ilkel toplulukların ölüm ve doğaüstü olayların karşısındaki hatta doğada var olan yıldırım düşmesi, şimşek çakması, hastalıklar karşısındaki bilgisizliklerinin totem ve tabularını nasıl oluşturduklarını anlatmıştır.
Bu kitaptaki tespitler daha çok Afrika ve Avusturalya'da bulunan kabileleri temele alarak yapılan tespitlerdir. Freud'un abarttığı kadar vahşi ve cahil insanlar yoktur orada. Freud da biliyordu ki temele aldığı kaynaklar bir abartı yığınından ibaret.
Afrika ve Avusturalya'yı sömüren Avrupalılar kendi sömürülerini meşrulaştırmak için bilim adamlarının ağzı ile yaptığı açıklamalardan öte bir şey değil.
Hani bilirsiniz günümüz emperyalistleri bir ülkeye girmek istediğinde o ülkeye demokrasi ve bilim, ilim götürmek için girdiğini söyler ya işte aynı durum burada da geçerli.
Bu açıdan Freud'un bu kitapta söylediği bilimsel şeyler çoğunlukla doğru olsa da ve bize yeni bilgiler sunsa da aslında söyleyecekleri şeyi temellendirdiği örneklerin tamamı yanlış.

Şimdi diyeceksiniz ki "Ama tv programlarında görüyoruz, hala bu tip kabileler var işte!"
Evet, ben de görüyorum; Onların yüzündeki boyaları, yaptıkları dansları, tamtamlarının sesini bende duyuyorum. Tuhaf tuhaf yakarışlarını, takılarının tuhaflığını...ben de görüyor, duyuyorum.
Çağın ilmi ile önceki çağları anlamak çok zor emin olun. Mesela "Mısır Piramitlerini cinler yaptı" ya da "Uzaylılar gelip yapmış" diyoruz çoğunlukla.
Neden mi böyle diyoruz? Çünkü o dönemin ilmine sahip değiliz de ondan.

Bu kitabı günümüze uyarlarsak. Yani Freud’un kabilelere baktığı gibi sığ bir gözle, uzaktan kendimize bakarsak;
Yas yerindeki dövünmelerimize, ağıtlarımıza, dans topluluklarındaki yüz ve vücut boyalarımıza, sarkıcıların danslarına, halk oyunlarımıza, meydandaki heykellere, miting alanındaki bağrışmalarımıza, taktığımız piercinglere, "dikkat çimlere basmayın!" gibi tabelalarımıza...vesaire baktığımızda - iyi niyetli bir bakışla bakmış olsaydık bile- sizce ne düşünürüz Allah aşkına!

Sizi sıkılmaktan kurtarıp tek bir örnekle açıklayayım;
“çimlere basmayın!" yazısına bizden sonra gelecek neslin şunu deme ihtimali yok mu?
“Demek ki çimlere tapıyorlar ya da çimleri kutsal olarak görüyorlar" Evet, bu ihtimal var!
Daha nice örneklerle örneklendirebiliriz...

ÖZETLE:
Evet bu kitabı okuyun ama içinde bahsedilen tarihi bilgilerin tarihsel bir gerçekliğinin olmadığını bilin.
Haddim olmayarak bu kitabı nasıl okumanız gerektiğini söyleyeyim:
"Varsayın Freud'un bahsettiği kabileler gerçek değil de Freud hayali hikayeler üzerinden bir şeyleri daha anlaşılır kılmaya çalışıyor. Tıpkı Oedipus ve Elketra Komplekslerinde olduğu gibi..."
Emin olun bu bakış açısıyla bakarsanız Freud'un söylemek istediğini daha iyi anlarsınız. Ve günümüze de uyarlarsanız; mevcut dünyada totem ve tabuların daha fazla artmış olduğunu göreceksiniz.
Zira Freud'a göre totemler ve tabular çoğunlukla eski çağlarda kaldı, günümüzde terk edildi!

Saygılar...
272 syf.
Sigmund Freud, uzun süredir hakkında yazılanları, teorilerini ve görüşlerini takip ettiğim bir yazar, düşünür. Ama ilk defa bir kitabını okuma fırsatı buldum.

Kendisi nörolog olmasına rağmen psikoloji alanında büyük başarıları ve kuramları vardır. Sigmund Freud, psikanaliz ( hastaların zihinsel süreçlerinin bilinçdışı unsurları arasındaki bağlantıları ortaya çıkarmaya çalışmak ) öğretisini geliştirip duyurmuş ve psikanalitik kavramının da kurucusu olan kokainman dahidir. :)

Psikanaliz Üzerine kitabı, Sigmund Freud ' in konferans ve ders notlarının toplanmasıyla oluşmaktadır. Kitapta aile içi ahlak ve ensest ilişkileri, hayattaki tabu kavramlarını psikoloji terminolojisine kazandırmış ve bu konuları en derine kadar inip yazmış. Bilinçaltı çalışmalarının psikodinamik yapısını incelemiş ve düşbilimi hakkındaki görüşlerini de anlatmış. Özellikle " evren anlayışı üzerine " başlığı altındaki bölümü herkesin okuması gerekir kanaatindeyim. Düş, cinsellik ve hazlar üzerinde fazlasıyla duran yazara göre nevrotik hastalıkların sebebi çocukluk travmaları ve bastırılmış hazlar, yasaklar, istekler, tabulardır.

Sigmund Freud gerçekten kitaplarını merak ettiğim bir yazardı ve kendisini tanımak için doğru kitapla başladığımı düşünüyorum. Düşbilimi ve psikanalize ilgi duyan arkadaşlara öneririm. Ama bu konulara ilgisi olmayan arkadaşları sıkacağını düşünüyorum...
416 syf.
Yaşamım ve Psikianaliz, Sigmund Freud in günlük, özel yaşamından ziyade psikianaliz tarihçesini, psikianalize başlangıç çalışmalarını ve bu dönemde yakın çevresiyle yaşadığı çatışmaları ve yollarının ayrılışını anlatıyor. İyi ya da kötü Freud tarafından çok derin şekilde etkilenmiş bir dünyada yaşıyoruz. Freud yaşamış en ünlü psikologtur ve iki asrın insanları üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Freud en iyi akademisyenlerden olmasına rağmen hiçbir keşifte bulunmamıştır. Bunun yerine on yıllarca süren büyük çabayla geliştirdiği bir zihin kuramıyla adını duyurmuştur.


Freud' in hayat felsefesi çalışmaktı. Hep daha çok, hep daha ileri gitmek. Oldukça enerjik ve üretken olmasına rağmen bir kokain bağımlısıydı. Ama kokain sevdası bunu anestezi olarak kullanma fikrinin de buluş sebebi oldu. Tıp ve edebiyat alanında Nobel ödülüne kadar yükseldi ama hiçbirini alamadı. Tıp ödülünü Einstein yüzünden kaybetti. Einstein ' a Nobel ödülleri hakkında fikri sorulur ve bir mektup yazıp şu cevabı gönderir: "Ödülü Freud ' e vermeyin. O Nobel ödülünü hakketmiyor, o sadece bir psikolog."


Sigmund Freud, bir yandan evrensel olarak tanınan, önemli bir entellektüel iken diğer yanda sıklıkla sevilmeyen bir şahsiyet olmuştur. Bunun sebebi kısmen karakteri, kısmen de cinsellik hakkındaki savunuları. Psikanalizin yaygınlaşması yaklaşımının sunumu ve bunun savunusunda çok fazla hırslı ve sert davranışları olmuştur. İnsanların rasyonel, iyi,saf ve temiz varlıklar olduğu kavramını yıkan, sapık, ahlaksız bir cinsel firari olarak görülmüştür, kendisini sevmeyen kesim tarafından.


Psikianalizi dünyaya yayan, modern psikiyatristin babası Freud ölmeden yaklaşık 2 yıl önce bir ses kaydı bırakır. Bu 83 yıllık yaşam serüveninde bıraktığı tek ses kaydıdır. Bir nörolog olan Freud bu ses kaydında neden psikianaliste yöneldiğini şu sözlerle açıklamıştır. " Profesyonel etkinliğime, nörotik hastalığıma çare bulmak için başladım. Bilinçaltına ilişkin yeni bazı önemli gerçekler keşfettim." Bu amaçla yola çıkan nörolog Freud, zihnin bastırılmış alanlarında bilinçli düşünmeden uzak olan bir bölüm keşfetti ve nörolojiyi bırakıp, psikianalistliğe böyle başladı.



İşte bu kitapta da psikianaliz tarihini, psikianaliz çalışmalarını tıbbi terimlerin ağırlıkta olduğu bir anlatımla ve bu terimlerin, kavramların kısa açıklaması olarak kaleme almıştır. Psikianaliz hakkındaki düşüncelerini paylaşan Freud' e olumlu ve olumsuz yapılan eleştiriler de " Psikianalize Karşı Direnişler " başlığı altında açık şekilde tarafından yazılmış. Emil Fluss' a gençlik döneminde yazdığı mektuplar, gezi raporları ve özyaşamı da kitapta mevcut. Kısacası bir psikianaliz ve Freud çalışmaları özeti.


Psikolojiye ilgi duyan her okur gibi benim de favorimdir Freud. Psikianalize giriş niteliğinde olan bu kitap psikanalizin doğuşunu ve Freud i daha yakından tanımanızı sağlayacaktır...
272 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Çocuksal kalıntı, işe yaramaz gözüyle baktığımız bilinç dışına itilmiş malzeme, insandaki bilinç dışının çekirdeğini oluşturur ve yaşamımızda önümüze bir engel gibi çıkar.
Ruhumuzun derinlikleri, içgüdü ve baskın ruh çoğumuzun karşılaştığı olumsuz durumlardır. Hemen herkesin bir psikolojik eksiklik içinde hissettiği; Bilinçaltının derinlerinde saklı olup, bunun farkında olunmadığı birtakım nedenler vardır. Avusturyalı Nörolog Freud, bu konuda Psikanalitik kuramını kurdu. Bu kuram, bilinçdışı düşünceler, bazı olaylardaki bilinçsizlik özelliğinin belirtilmesi görüşüne dayanır. Freud nevrozların sebebi olarak insanın içgüdüsel bazı isteklerini bilinç dışına itmesi sonucunda bu isteğin dolaylı yollara saptırılmasını öngörüyor. İçgüdüsel istekler, bastırılmış hazlar, istekler yasaklar açığa kavuşturulmalı mıdır? İnsanın kendisine özgürlüğü nasıl olmalıdır? Sigmund Freud, benzer başlıklar altında Nevrozların, kuramının açıklamasını getirmektedir.
Herhangi bir şeyi unutmak. Dalgınlık. Bunların sebepleri ve nedenleri nelerdir? Çok basit. Freud şöyle açıklıyor:
“Yanılgılar gerçek anlamda ruhsal olaylardır.”
Bir şeyi unutmak, onunla ilgili gerçekten bir olumsuzluk durumunun olduğunu gösterir.
Yapılan şeyin bilinçaltında önceden olumsuz bir etki yaratması, gönülsüz olmak, konsantre olmamak diye sıralanabilir. “Dikkatsizlik yoktur, hata vardır” sözünü sanırım daha iyi anlatır nitelikte Freud’un bu görüşü.

Çocukluğumuzun ilk yıllarında edindiğimiz izlenimler, anılar ileride yaşamsal doğrultuyu izlemesi bakımından büyük önem taşıdığını öğreniyoruz. Çocukluğumuzun ilk yılları olunca çoğumuz hatırlamakta güçlük çekeriz, bu yıllara ilişkin yaşantılardan bazı parçaları anımsarız. Böyle bir boşluğu dolduran Psikanaliz, o yılları kapsayan unutkanlığı ortadan kaldırmış ve tedavi için zemin hazırlayabilmiştir.
“Çocuklardaki ruhsal yaşamın derinliklerine inme çabası, dikkate değer bazı bulguların ele geçirilmesine olanak vermiştir.”
Gerçekten düşünüldüğü zaman insanın geçmişte yaşadığı olaylara dair bir şeyler hatırlayıp rahatsız olması, bilinçaltında kötü izlenimlerin, anıların kaldığının kanıtı olmakla birlikte, günlük yaşamda karşılaşacağı büyük engellerden bir tanesidir. Kendimizi bir kenara bıraksak, insanları, soluğumuz havadan bile psikolojimizin etkilendiği bu günde, insanın kendi kendisini tedavi etmesi, moral vermesi ne mümkün! Fakat Psikolijinin babası yine unuttuğumuz bir şeyleri hatırlatıyor:
“Kendi içine dal! Ruhunun derinliklerine in! Kendini tanı!”
“Bir insanın moral yönünü, yani ruhsal yönden etkilemeye çalışmak, pratikte daha çok başvurulması gereken ve işin özüne daha uygun düşen bir tutum olabilir!

Sayfaları çevirdikçe Freud’un Darwin’in teorisine ilişkin biyolojik-ilkellik- önermelerin bilinçaltında doğuştan geldiğini okuyoruz. Mesela “Hayvansal darbeler”den değinilmiş. Bizim içimizden hiç çıkmayacak olan doğuştan gelen bazı darbeler, dürtüler. Cinsel tutukluklar, sapıklıklar, saldırganlık, ağır isteriler vs, biyolojik olarak Darwin’in teorisinden esintiler olduğu açık. İnanarak bekleyiş mesela. “İnanarak beklemek, tıbbın katkısı olmadan gözlerimizin önünde gerçekleşen bir mucize.” Tarzında ifadeler var. Bu ne demek? Kısaca Tanrısal öngörünün teoride, hayatta yer almadığı demek. Freud bunu ifade ediyor. Açıkçası filtreleyerek geçtiğimi de belirtmem lazım. Zannımca üzerinde durmaya değer gördüğüm bir konu değildi. Sigmund Freud okunulması, araştırılması, yazılarının tahlil edilip düşünülmesi gereken bir yazar. Bir sonraki kitap “Günlük Yaşamın Psikopatolojisi” olacak. İyi okumalar.
221 syf.
·16 günde·Puan vermedi
Libidocu amca Freud....
Eminim ki Libido kelimesi birçok kişinin bilgi haznesine Freud sayesinde girmiştir. Böylesi bir psikanalizciye karşı elbette önyargılarin oluşması doğal o yüzden.
Kitabın isminden ötürü "cinsellik" kelimesi özellikle dikkat çekiyor. Kitabın salt bir cinsellik kitabı olduğunu fikri oluştuysa aklınızda hiç elinize bile almayın. Zira erotik bir kitap değil psikolojik bir kitap.
Kitap Freud'un kendi kurduğu kuramlarını
• çocukların cinsel eğitimi,
•çocuk cinselligi ile ilgili kuramlar,
•nevrozlu bireylerde çocukluk çağının irdelenmesi,
•aşk hayatında ki tabular,
•dürtüsel dönüşümler hakkında,
•Oidipüs kompleksi ve
•kadın cinselligi hakkında başlıklar altında topladığı ve psikanalizin yoğun olarak yapıldığı bir kitap. Kendisi de bunların İspatlı bilgiler değil kendi kuramları olduğunu ve açıklamakta zorluk çektiği bir çok şeyin olduğunu itiraf ediyor. Kitapta biseksuel ve eşcinsellik eğilimindeki bireylere de yer vermesi kitabı oldukça zenginleştirmiş. Yer yer saçmalıyor bu adam desemde genel olarak başarılı bulduğum bir kitap. Önyargılarınızı bir tarafa bırakılıp okunmasınızı tavsiye ederim :))
112 syf.
·Beğendi·9/10
Bu kadar kısa bir kitaba en büyük 'yanılsama' nın neden hala devam ettiğine dair sebepleri ve Freud'un, bu konudaki görüşlerine gelen eleştirilerileri bile cevapladığı bir bilgi yığınını sığdırdığı için ne yazılsa eksik kalır. Ama birkaç kelam etmeye çalışalım.
Alıntı yapılmaya kalkılsa her sayfanın en az yarısını alıntılanır, öyle de güzel tespitler var.

Kitapta, Freud uygarlığın devamlı ilerleyişi karşısında din ve tabu inançlarının neden eski gücünden hiçbir şey kaybetmediğini açıklamaya çalışıyor. Ayrıca dinin kitlelerin afyonu olması konusundaki görüşlerini kendine özgü sert üslubuyla ortaya koyuyor.

Açıkça söyleyeyim kitabın inceliği sizi yanıltmasın. Ardı arkası kesilmeyen tespitlerden, nitelikli düşüncelerin aktarılması için adeta sözcüklerin ve anlatım olanaklarının sınırlarında gezinen cümleler kullanılmasından hoşlanıyorsanız bu kitap tam size göre. Bazı cümleler öyle derinlikli ki tekrar tekrar okunduğunda anca anlaşılabilir, bu da okuru yorabilir. Din konusunda muhafazakar görüşleri olanların, tarafsız bakamayacağı için hiçbir şey anlamayacağını, anlamak istemeyeceğini düşünüyorum. Özellikle din konusunu aşabilmiş/aşma yolunda ilerleyen bireylerin okumasını tavsiye ediyorum. Ve insanoğlunun bu yanılsamayla ne kadar daha yaşayabileceğini merak ediyorum.

Tahminimce din olgusu hiçbir zaman yok olmayacaktır, şekil değiştirip, evrilip yaşamaya devam edecektir. Çünkü insanoğlunun zekası (en azından küçük bir azınlık için) gereğinden fazla gelişmek zorunda kaldığından bu önü alınamaz değişimin anca kültür ve din ile dengelenmeye çalışılmasıyla insanlık varlığını devam ettirebilir. Yaygın bir bilimsel araştırmaya göre ise insan zekası teknoloji yüzünden bir asır içinde en az %4 körelmeye uğrayacak, ki bu da bende bilimin terk edilip metafiziksel olgulara güvenin artacağına dair bir öngörü oluşturuyor. Bakalım neler olacak. Nitelikli okumalar
240 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Antropoloji, kuşkusuz okumayı en sevdiğim ve en çok ilgi duyduğum konu. Hayatını, insan psikolojisini anlamaya adayan ve psikanalitiğin doğuşuna öncülük eden Freud ise hayranlık duyduğum isimler arasında. Antropoloji, psikanalitikle sentezlenince ortaya muazzam sonuçlar çıkmasının muhtemel olduğunu tahmin edebiliyordum ancak beklediğimden çok daha fazlasını bulduğumu söyleyebilirim.

Bu noktada bir uyarıda bulunmak istiyorum, daha evvel bu konuda herhangi bir kitap okumamış ve ilkel toplumlara aşina olmayan okurlar için anlaşılması güç bir kitap olabilir. Benim övgülerim merak uyandırııp sizi okumaya teşvik ederken, lütfen bu uyarıyı da göz önünde bulundurun.

Kitapta, ileri gelen birkaç antropologun ve özellikle Frazer'ın yazılarından (genellikle ünlü eseri Altın Dal'dan) alıntılar yer alıyor. Freud, kendinden önce yapılmış bu incelemeleri yeniden ele alıp psinalitik çerçevede inceliyor ki bu da ortaya çarpıcı sonuçlar çıkarıyor. Konuya ilgi duyanlara mutlaka okumalarını öneririm.
136 syf.
·9/10
Freud psikanalitik kuramı ortaya attığı ilk zamanlar, psikanalizin doğası gereği analistin(daha sonra bu kavramın yerini yrrapist alacaktır) doktor olması gerektiği düşüncesini taşıyordu. Sonradan ise iyi bir psikanaliz eğitiminden geçmiş, savunma düzeneklerini aşmayı ve hastayı yargılamadan onunla tam bir güvenle etkileşim kurabilecek seviyeye gelmiş kişilerin de analiz yapabileceğini kabullendi.

Amatör psikanalizinde o dönemde türemeye başlayan amatör, hekimlik lisansı olmayan psikanaliz tutkunlarının Freud'un görüşleriyle olması gerektiği yere oturtulduğunu görüyorsunuz.
Psikanaliz amatörlere bırakılmayacak türden mühim bir bilimsel yöntem midir yoksa herkesin az çok bilgi sahibi olması gereken bir hazine midir? Daha sonra ise Viyana'daki amatör psikanalistlerin yaptığı hatalar, psikanalizin yanlış anlaşılmasına sebep olduğu için Freud amatör psikanalistler fikrinden şüphe etmeye başladı. Bu kitapta da bu iç tartışma ortamını bulacaksınız. En iyi öğrenme metodlarından biri olduğu için, Freud'un bu kitabı başta olmak üzere çoğu kitabındaki fikirlerin daha iyi anlaşıldığını düşünüyorum.

Bu incelemeye göz attığınıza göre bu konuya ilgili olmalısınız. Sizce yukarıdaki sorunun cevabı ne olmalıdır?

İy okumalar.
349 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
Freud'un okuduğum ilk kitabıydı.Daha önceden eğitim derslerinden tanıyordum.Psikoloji kitabı olmasıyla da beni zorlayacağını düşünüyordum.Ama öyle olmadı.Freud'un kendine has bir anlatımı var.Okurken sıkılmadan bir sonraki sayfayı çeviriyorsunuz.Anlattığı olaylar günlük hayatta başımıza gelen olaylar.Bu tür şeyleri bende yaşadım diyebiliyorsunuz.Tabiki bu olaylara bir psikoloğun baktığı gözle bakamıyorduk.Hayatta yaşadığım çoğu olayın nedenini öğrenmiş bulunmaktayım.Kitaba değinecek olursak önce konu hakkında Freud bilgilerini ve tecrübelerini paylaşıyor sonra bu konuyla ilgili örnekler vererek işte şu veya bu durumlarda olur gibisine getirmeye çalışıyor.Çok faydalı bir kitap herkesin okumasını tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Sigmund Freud
Tam adı:
Sigismund Scholomo Freud
Unvan:
Psikanalist
Doğum:
Příbor, Moravya - Çek Cumhuriyeti, 1856
Ölüm:
Londra, Birleşik Krallık, 1939
Sigmund Freud ( nüfus kaydında Sigismund Scholomo Freud) (d. 6 Mayıs 1856, Příbor, Moravya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu (bugün Çek Cumhuriyeti) - ö. 23 Eylül 1939, Londra, Birleşik Krallık), psikanaliz öğretisini geliştirmiş olan Yahudi kökenli Avusturyalı nörolog. Kişiliğin 5 farklı dönemden geçerek geliştiğini öne süren Psikoanalitik Kuram'ın kurucusudur...
Orta seviye bir Yahudi yün tüccarının, kırk yaşındayken, kendisinden yirmi yaş küçük bir kadınla yaptığı ikinci evliliğinden dünyaya geldi. Ekonomik bunalımdan dolayı ailesi Viyana'ya yerleşmek zorunda kaldıklarında, Freud henüz 4 yaşındaydı. 1938 yılına kadar burada yaşadı.
Lisede Latince, Fransızca ve İngilizce öğrenirken kendi çabalarıyla da İbranice, İspanyolca ve İtalyanca öğrendi. Başarılı bir öğrenciydi. Başlangıçta istemediği halde Goethe'nın yapıtlarından etkilenerek tıp okumaya karar verdi.
Üniversite yıllarında Yahudi düşmanlığıyla karşılaştı, okuldaki arkadaş çevresinden dışlandı. 1876 yılında fizyolojist Brücke'nin laboratuvarına girdi, burada anatomopatoloji ve insan sinir sistemi üzerine araştırmalar yaptı. 1881'de tıp öğrenimini bitirdi. 1883'te dönemin ünlü beyin anatomisi ve nöropatoloji uzmanı Dr. Theodor Meynert'in yönetiminde psikaytri kliniğinde asistan olarak çalışmaya başladı. 1884'de kokain üzerine bir inceleme yapmakla görevlendirildi. 1884'te kokainin analjezik özelliklerini keşfetti, anestezik niteliklerini ise sezinledi. (Yaşamım ve Psikanalız adlı yapıtında kokainin anestezik niteliklerini aslında bildiğini, yalnız tıp çalışmalarını bıraktığından dolayı bunların başkaları tarafından ortaya çıkarıldığını ileri sürer.)
Aldığı bir bursla 1885'te Paris'e gitti, Salpêtriê Hastanesi'nde, Jean Martin Charcot'nun yanında staja başladı. Burada histerinin belirtilerini, hipnotizma ve telkinin etkilerini gözlemledi. Charcot'dan çok etkilendi. (Yaşamım ve Psikanaliz 'de Charcot'ya ne kadar düşkün olduğu görülür) Charcot'nun konferanslarını Almancaya çevirdi ve 1886'da yayımladı.
1886'da Paris'ten ayrılarak Berlin'e gitti. Burada çocuk nöropatolojisiyle ilgilendi. Viyana'ya dönerek özel hekimliğe başladı. 1886 ekim ayında 4 yıldır nişanlı olduğu Martha Bernays ile evlendi. Sinir hastalıkları ve histeri şikayetiyle kendisine başvuranlar üzerinde dönemin ünlü tedavi yöntemlerini, elektroterapi ve hipnotizmayı uyguladı. 1887'de Dr. Bernheim'in Telkin ve Telkinin Tedavideki Uygulamaları Üstüne adlı kitabını çevirdi.
Elizabet von R. adındaki bir kadın hasta kendisini serbest çağrışım yöntemine zorlayınca hipnozdan vazgeçti. 1892 - 1895 yılları arasında Charcot'nun Salı Günü Dersleri adlı kitabının çevirisini, savunma psikonevrozları üzerine bir makaleyi ve saplantılar ve fobiler üzerine başka bir makaleyi Breuer ile ortaklaşa hazırladı. Ancak tıp çevrelerince Histeri Üzerine İncelemeler hoş karşılanmadı. Bu yapıtta psikanalizin temel ilkelerine rastlanır.
1896 yılında babasının ölümü üzerine derin bir bunalıma girdi ve sistematik olarak kendini çözümlemeye başladı. Yine aynı yıl Breuer'le nevrozların cinsel açıdan açıklanması konusunda ters düşerek yollarını ayırdı. Histerinin cinsel etiyolojisi üzerine verdiği bir konferans skandala yol açtı. Bu dönemde W. Fliess'le yazışmaları, özçözümleme süreci, hayatı üzerinde önemli etkiler yarattı. (Bu yazışmaları Freud'un ölümünden sonra eşi ve kızı tarafından kamuoyuna duyurulmuştur. Freud psikanalize özel hayatını karıştırmak istemediğinden, kişisel kayıtlar bırakmamış, birçok yazışma ve mektubunu ölümünden önce yakmıştır.) Hayatının 10 yıl süren bu döneminde, Freud hem yandaş, hem öğrenci bakımından yalnız kaldı. Kendini hastaların tedavisine ve psikanalizin yaratılmasına yoğunlaştırdı. Bu sürecin sonucu olarak 1897'de Oedipus Kompleksi, 1900'de Düşlerin Yorumu (iki cilt) adlı eserler ortaya çıktı.
1908'te Viyana Psikanaliz Derneği kuruldu. Bu olay, Freud için bir dönüm noktasıydı, Yaşamım ve Psikanaliz kitabında buna büyük yer verdi. Ancak bu tarihten önce bile Freud'un çevresinde çözümlemenin giderek kurumlaştığı görülür. 1902'den sonra "Çarşamba Günleri Psikoloji Derneği", adı altında başta P. Federn, O. Rank, W. Stekel ve Alfred Adler olmak üzere, Freud'un ilk yandaşları bir araya toplandılar. 1904'de E. Bleuer'le yazışmaya başladı. 1907'de Bleuer'in asistanı Carl Gustav Jung tarafından ziyaret edilir. Jung aynı yıl Zürih'te Freud Derneği'ni kurdu. Bu Freud için büyük bir başarıydı, zira psikanaliz artık ülke sınırlarının dışına çıkmıştı. Takip eden yıllarda Jung, 1. Psikanaliz Kongresi'ne katıldı ve psikanaliz üzerine konferanslar vermek üzere Freud ile birlikte ABD'ye yolculuk etti. Freud, 1910 - 1920 yıllarında Psikanaliz Üzerine, Bir Paranoya Vakası Özyaşam Öyküsü Üzerine Psikoanalitik Gözlemler: Başkan Screber, Totem ve Tabu, Narsizmin İncelenmesine Giriş, Yas ve Melankoli adlı eserleri yayımladı.
1923'de kendisine üstçene ve damak kanseri tanısı kondu. İzleyen yıllarda 33 kez ameliyat oldu. Sürekli protez takması gerektiğinden dolayı uzun yıllar konuşma ve yemek yeme sıkıntısı çekti. 1938'de Naziler'in Viyana'ya girmesiyle birlikte en küçük çocuğu Anna ile birlikte Avusturya'yı terk etmek zorunda kalarak Londra'ya yerleşti. Ölümüne dek tedavi ve çalışmalarına burada devam etti.
Freud, prensipleri gereği kişisel hiçbir özel belge, anı defteri, mektup bırakmamış, hepsini yakmıştır. Bu nedenle, Freud'a dair ilk ve en kapsamlı bilgiler ilk olarak yakın dostu İngiliz psikaytr Ernest Jones'un 1953'te yayımlanan üç ciltlik Sigmund Freud'un Yaşamı ve Yapıtları adlı kitabıyla ortaya çıkarıldı.
Eserleri [değiştir]

Zur Psychopat­hologie des Alltagslebens (Günlük Yaşa­mın Psikopatolojisi)
Die Traumdeutung (Düşlerin Yorumu)
Über Psychoanaly­se (Psikanaliz Üzerine Beş Ders)
Totem und Tabu (Totem ve Tabu)
Zur Einführung des Narzissmus (Narsisizmin İncelenmesine Giriş)
Unbehagen in der Kultur (Uygarlı­ğın Huzursuzluğu)
Jenseits des Lustprinzips Das Ich und das Es (Haz İlkesinin Ötesinde Ben ve İd)
Der Mann Moses und die monotheistische Religion (Musa ve Tektanrıcılık)
Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme, 1905
Der Witz und seine Beziehung zum Unbewussten, Nükte ve Bilinçdışı'yla İlişkisi, 1905
Psikanalizin Tarihçesi, 1914
Psikanalize Giriş Dersleri, 1917
Yaşamım ve Psikanaliz, 1925
Tutukluk, Semtom ve Korku, 1926
Bir Yanılsamanın Geleceği, 1927
Kültür İçindeki Huzursuzluk, 1930
Psikanaliz ve Uygulama,
Psikanaliz Üzerine,
Olgu öyküleri
Histeri ile Mücadele

Yazar istatistikleri

  • 1.871 okur beğendi.
  • 5.218 okur okudu.
  • 288 okur okuyor.
  • 10.665 okur okuyacak.
  • 162 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları