Sigmund Freud

Sigmund Freud

Yazar
8.1/10
3.517 Kişi
·
14.251
Okunma
·
3.625
Beğeni
·
83377
Gösterim
Adı:
Sigmund Freud
Tam adı:
Sigismund Scholomo Freud
Unvan:
Psikanalist
Doğum:
Příbor, Moravya - Çek Cumhuriyeti, 1856
Ölüm:
Londra, Birleşik Krallık, 1939
Sigmund Freud ( nüfus kaydında Sigismund Scholomo Freud) (d. 6 Mayıs 1856, Příbor, Moravya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu (bugün Çek Cumhuriyeti) - ö. 23 Eylül 1939, Londra, Birleşik Krallık), psikanaliz öğretisini geliştirmiş olan Yahudi kökenli Avusturyalı nörolog. Kişiliğin 5 farklı dönemden geçerek geliştiğini öne süren Psikoanalitik Kuram'ın kurucusudur...
Orta seviye bir Yahudi yün tüccarının, kırk yaşındayken, kendisinden yirmi yaş küçük bir kadınla yaptığı ikinci evliliğinden dünyaya geldi. Ekonomik bunalımdan dolayı ailesi Viyana'ya yerleşmek zorunda kaldıklarında, Freud henüz 4 yaşındaydı. 1938 yılına kadar burada yaşadı.
Lisede Latince, Fransızca ve İngilizce öğrenirken kendi çabalarıyla da İbranice, İspanyolca ve İtalyanca öğrendi. Başarılı bir öğrenciydi. Başlangıçta istemediği halde Goethe'nın yapıtlarından etkilenerek tıp okumaya karar verdi.
Üniversite yıllarında Yahudi düşmanlığıyla karşılaştı, okuldaki arkadaş çevresinden dışlandı. 1876 yılında fizyolojist Brücke'nin laboratuvarına girdi, burada anatomopatoloji ve insan sinir sistemi üzerine araştırmalar yaptı. 1881'de tıp öğrenimini bitirdi. 1883'te dönemin ünlü beyin anatomisi ve nöropatoloji uzmanı Dr. Theodor Meynert'in yönetiminde psikaytri kliniğinde asistan olarak çalışmaya başladı. 1884'de kokain üzerine bir inceleme yapmakla görevlendirildi. 1884'te kokainin analjezik özelliklerini keşfetti, anestezik niteliklerini ise sezinledi. (Yaşamım ve Psikanalız adlı yapıtında kokainin anestezik niteliklerini aslında bildiğini, yalnız tıp çalışmalarını bıraktığından dolayı bunların başkaları tarafından ortaya çıkarıldığını ileri sürer.)
Aldığı bir bursla 1885'te Paris'e gitti, Salpêtriê Hastanesi'nde, Jean Martin Charcot'nun yanında staja başladı. Burada histerinin belirtilerini, hipnotizma ve telkinin etkilerini gözlemledi. Charcot'dan çok etkilendi. (Yaşamım ve Psikanaliz 'de Charcot'ya ne kadar düşkün olduğu görülür) Charcot'nun konferanslarını Almancaya çevirdi ve 1886'da yayımladı.
1886'da Paris'ten ayrılarak Berlin'e gitti. Burada çocuk nöropatolojisiyle ilgilendi. Viyana'ya dönerek özel hekimliğe başladı. 1886 ekim ayında 4 yıldır nişanlı olduğu Martha Bernays ile evlendi. Sinir hastalıkları ve histeri şikayetiyle kendisine başvuranlar üzerinde dönemin ünlü tedavi yöntemlerini, elektroterapi ve hipnotizmayı uyguladı. 1887'de Dr. Bernheim'in Telkin ve Telkinin Tedavideki Uygulamaları Üstüne adlı kitabını çevirdi.
Elizabet von R. adındaki bir kadın hasta kendisini serbest çağrışım yöntemine zorlayınca hipnozdan vazgeçti. 1892 - 1895 yılları arasında Charcot'nun Salı Günü Dersleri adlı kitabının çevirisini, savunma psikonevrozları üzerine bir makaleyi ve saplantılar ve fobiler üzerine başka bir makaleyi Breuer ile ortaklaşa hazırladı. Ancak tıp çevrelerince Histeri Üzerine İncelemeler hoş karşılanmadı. Bu yapıtta psikanalizin temel ilkelerine rastlanır.
1896 yılında babasının ölümü üzerine derin bir bunalıma girdi ve sistematik olarak kendini çözümlemeye başladı. Yine aynı yıl Breuer'le nevrozların cinsel açıdan açıklanması konusunda ters düşerek yollarını ayırdı. Histerinin cinsel etiyolojisi üzerine verdiği bir konferans skandala yol açtı. Bu dönemde W. Fliess'le yazışmaları, özçözümleme süreci, hayatı üzerinde önemli etkiler yarattı. (Bu yazışmaları Freud'un ölümünden sonra eşi ve kızı tarafından kamuoyuna duyurulmuştur. Freud psikanalize özel hayatını karıştırmak istemediğinden, kişisel kayıtlar bırakmamış, birçok yazışma ve mektubunu ölümünden önce yakmıştır.) Hayatının 10 yıl süren bu döneminde, Freud hem yandaş, hem öğrenci bakımından yalnız kaldı. Kendini hastaların tedavisine ve psikanalizin yaratılmasına yoğunlaştırdı. Bu sürecin sonucu olarak 1897'de Oedipus Kompleksi, 1900'de Düşlerin Yorumu (iki cilt) adlı eserler ortaya çıktı.
1908'te Viyana Psikanaliz Derneği kuruldu. Bu olay, Freud için bir dönüm noktasıydı, Yaşamım ve Psikanaliz kitabında buna büyük yer verdi. Ancak bu tarihten önce bile Freud'un çevresinde çözümlemenin giderek kurumlaştığı görülür. 1902'den sonra "Çarşamba Günleri Psikoloji Derneği", adı altında başta P. Federn, O. Rank, W. Stekel ve Alfred Adler olmak üzere, Freud'un ilk yandaşları bir araya toplandılar. 1904'de E. Bleuer'le yazışmaya başladı. 1907'de Bleuer'in asistanı Carl Gustav Jung tarafından ziyaret edilir. Jung aynı yıl Zürih'te Freud Derneği'ni kurdu. Bu Freud için büyük bir başarıydı, zira psikanaliz artık ülke sınırlarının dışına çıkmıştı. Takip eden yıllarda Jung, 1. Psikanaliz Kongresi'ne katıldı ve psikanaliz üzerine konferanslar vermek üzere Freud ile birlikte ABD'ye yolculuk etti. Freud, 1910 - 1920 yıllarında Psikanaliz Üzerine, Bir Paranoya Vakası Özyaşam Öyküsü Üzerine Psikoanalitik Gözlemler: Başkan Screber, Totem ve Tabu, Narsizmin İncelenmesine Giriş, Yas ve Melankoli adlı eserleri yayımladı.
1923'de kendisine üstçene ve damak kanseri tanısı kondu. İzleyen yıllarda 33 kez ameliyat oldu. Sürekli protez takması gerektiğinden dolayı uzun yıllar konuşma ve yemek yeme sıkıntısı çekti. 1938'de Naziler'in Viyana'ya girmesiyle birlikte en küçük çocuğu Anna ile birlikte Avusturya'yı terk etmek zorunda kalarak Londra'ya yerleşti. Ölümüne dek tedavi ve çalışmalarına burada devam etti.
Freud, prensipleri gereği kişisel hiçbir özel belge, anı defteri, mektup bırakmamış, hepsini yakmıştır. Bu nedenle, Freud'a dair ilk ve en kapsamlı bilgiler ilk olarak yakın dostu İngiliz psikaytr Ernest Jones'un 1953'te yayımlanan üç ciltlik Sigmund Freud'un Yaşamı ve Yapıtları adlı kitabıyla ortaya çıkarıldı.
Eserleri [değiştir]

Zur Psychopat­hologie des Alltagslebens (Günlük Yaşa­mın Psikopatolojisi)
Die Traumdeutung (Düşlerin Yorumu)
Über Psychoanaly­se (Psikanaliz Üzerine Beş Ders)
Totem und Tabu (Totem ve Tabu)
Zur Einführung des Narzissmus (Narsisizmin İncelenmesine Giriş)
Unbehagen in der Kultur (Uygarlı­ğın Huzursuzluğu)
Jenseits des Lustprinzips Das Ich und das Es (Haz İlkesinin Ötesinde Ben ve İd)
Der Mann Moses und die monotheistische Religion (Musa ve Tektanrıcılık)
Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme, 1905
Der Witz und seine Beziehung zum Unbewussten, Nükte ve Bilinçdışı'yla İlişkisi, 1905
Psikanalizin Tarihçesi, 1914
Psikanalize Giriş Dersleri, 1917
Yaşamım ve Psikanaliz, 1925
Tutukluk, Semtom ve Korku, 1926
Bir Yanılsamanın Geleceği, 1927
Kültür İçindeki Huzursuzluk, 1930
Psikanaliz ve Uygulama,
Psikanaliz Üzerine,
Olgu öyküleri
Histeri ile Mücadele
Hızla değişen koşullara uyum sağlamaya gönülsüz tembel zihinler için tutuculuk hep benimsenmiş bir bahane olmuştur.
Sigmund Freud
Sayfa 57 - Aylak Adam - 3. Basım - 2016
İnsanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi ve kronik şüpheci olmayı öğrenir. Bu gerçekleştiğinde artık ne yazık ki çok geçtir. İnsanların "tecrübe" dediği şey budur. Kalbiyle bağlantısını kesmiş bir insana "tecrübeli" denir.
240 syf.
Bu kitapta Freud yine aynı Freud. Zaten kendisiyle çelişmediği için bilim adamı sıfatını muhafaza edebiliyor(!)
Freud ilkel toplulukların ölüm ve doğaüstü olayların karşısındaki hatta doğada var olan yıldırım düşmesi, şimşek çakması, hastalıklar karşısındaki bilgisizliklerinin totem ve tabularını nasıl oluşturduklarını anlatmıştır.
Bu kitaptaki tespitler daha çok Afrika ve Avusturalya'da bulunan kabileleri temele alarak yapılan tespitlerdir. Freud'un abarttığı kadar vahşi ve cahil insanlar yoktur orada. Freud da biliyordu ki temele aldığı kaynaklar bir abartı yığınından ibaret.
Afrika ve Avusturalya'yı sömüren Avrupalılar kendi sömürülerini meşrulaştırmak için bilim adamlarının ağzı ile yaptığı açıklamalardan öte bir şey değil.
Hani bilirsiniz günümüz emperyalistleri bir ülkeye girmek istediğinde o ülkeye demokrasi ve bilim, ilim götürmek için girdiğini söyler ya işte aynı durum burada da geçerli.
Bu açıdan Freud'un bu kitapta söylediği bilimsel şeyler çoğunlukla doğru olsa da ve bize yeni bilgiler sunsa da aslında söyleyecekleri şeyi temellendirdiği örneklerin tamamı yanlış.

Şimdi diyeceksiniz ki "Ama tv programlarında görüyoruz, hala bu tip kabileler var işte!"
Evet, ben de görüyorum; Onların yüzündeki boyaları, yaptıkları dansları, tamtamlarının sesini bende duyuyorum. Tuhaf tuhaf yakarışlarını, takılarının tuhaflığını...ben de görüyor, duyuyorum.
Çağın ilmi ile önceki çağları anlamak çok zor emin olun. Mesela "Mısır Piramitlerini cinler yaptı" ya da "Uzaylılar gelip yapmış" diyoruz çoğunlukla.
Neden mi böyle diyoruz? Çünkü o dönemin ilmine sahip değiliz de ondan.

Bu kitabı günümüze uyarlarsak. Yani Freud’un kabilelere baktığı gibi sığ bir gözle, uzaktan kendimize bakarsak;
Yas yerindeki dövünmelerimize, ağıtlarımıza, dans topluluklarındaki yüz ve vücut boyalarımıza, sarkıcıların danslarına, halk oyunlarımıza, meydandaki heykellere, miting alanındaki bağrışmalarımıza, taktığımız piercinglere, "dikkat çimlere basmayın!" gibi tabelalarımıza...vesaire baktığımızda - iyi niyetli bir bakışla bakmış olsaydık bile- sizce ne düşünürüz Allah aşkına!

Sizi sıkılmaktan kurtarıp tek bir örnekle açıklayayım;
“çimlere basmayın!" yazısına bizden sonra gelecek neslin şunu deme ihtimali yok mu?
“Demek ki çimlere tapıyorlar ya da çimleri kutsal olarak görüyorlar" Evet, bu ihtimal var!
Daha nice örneklerle örneklendirebiliriz...

ÖZETLE:
Evet bu kitabı okuyun ama içinde bahsedilen tarihi bilgilerin tarihsel bir gerçekliğinin olmadığını bilin.
Haddim olmayarak bu kitabı nasıl okumanız gerektiğini söyleyeyim:
"Varsayın Freud'un bahsettiği kabileler gerçek değil de Freud hayali hikayeler üzerinden bir şeyleri daha anlaşılır kılmaya çalışıyor. Tıpkı Oedipus ve Elketra Komplekslerinde olduğu gibi..."
Emin olun bu bakış açısıyla bakarsanız Freud'un söylemek istediğini daha iyi anlarsınız. Ve günümüze de uyarlarsanız; mevcut dünyada totem ve tabuların daha fazla artmış olduğunu göreceksiniz.
Zira Freud'a göre totemler ve tabular çoğunlukla eski çağlarda kaldı, günümüzde terk edildi!

Saygılar...
272 syf.
Sigmund Freud, uzun süredir hakkında yazılanları, teorilerini ve görüşlerini takip ettiğim bir yazar, düşünür. Ama ilk defa bir kitabını okuma fırsatı buldum.

Kendisi nörolog olmasına rağmen psikoloji alanında büyük başarıları ve kuramları vardır. Sigmund Freud, psikanaliz ( hastaların zihinsel süreçlerinin bilinçdışı unsurları arasındaki bağlantıları ortaya çıkarmaya çalışmak ) öğretisini geliştirip duyurmuş ve psikanalitik kavramının da kurucusu olan kokainman dahidir. :)

Psikanaliz Üzerine kitabı, Sigmund Freud ' in konferans ve ders notlarının toplanmasıyla oluşmaktadır. Kitapta aile içi ahlak ve ensest ilişkileri, hayattaki tabu kavramlarını psikoloji terminolojisine kazandırmış ve bu konuları en derine kadar inip yazmış. Bilinçaltı çalışmalarının psikodinamik yapısını incelemiş ve düşbilimi hakkındaki görüşlerini de anlatmış. Özellikle " evren anlayışı üzerine " başlığı altındaki bölümü herkesin okuması gerekir kanaatindeyim. Düş, cinsellik ve hazlar üzerinde fazlasıyla duran yazara göre nevrotik hastalıkların sebebi çocukluk travmaları ve bastırılmış hazlar, yasaklar, istekler, tabulardır.

Sigmund Freud gerçekten kitaplarını merak ettiğim bir yazardı ve kendisini tanımak için doğru kitapla başladığımı düşünüyorum. Düşbilimi ve psikanalize ilgi duyan arkadaşlara öneririm. Ama bu konulara ilgisi olmayan arkadaşları sıkacağını düşünüyorum...
96 syf.
Öncelikle Freud okumama vesile olan Ahmet Y. Kardeşime sonsuz teşekkürlerimi sunarım.
İlk defa Freud'un bir eserini okumama rağmen, benim için farklı bir deneyim olduğunu da özellikle ifade etmek isterim.

Aydın olmayan kesim için, Nevroz'lu bir hasta denildiğinde psikolojik rahatsızlıkları olan hasta akla gelir. Ama aydın olan kesime göre de nevroz'lu hasta, Ben ile Es arasında gelişen bir çatışmanın sonucu oluşan bir rahatsızlıktır.

Freud insanoğlunda bedensel gereksinmeler ile motorik eylemler arasına yerleşmiş bulunan ve bunların arasında aracılık rolü oynayan ruhsal örgüte Ben: Ben'den daha geniş, kapsamlı ve muazzam bir karanlık bölge var ki, ona da Es demektedir.

Ayrıca Freud'a göre Ben beraberlik ve sentez konusunda karakterize bir örgüt olduğu halde, Es ise böyle bir karakterden yoksun olmakla kalmayıp adeta dağınıklık içerisinde bulunmakta olduğunu savunur. Kısaca Ben'i yüzeysel, Es'i de daha derinlerde bulunan bir katman olarak niteleyebiliriz.

Soru- cevap şeklinde ilerleyen satırlardan, Es' de çatışma yaşanmadığını ama Ben'de çatışma var olduğunu öğrenmekteyiz. Buna göre Freud'unda değindiği gibi diyebiliriz ki nevroz, Ben ile Es arasındaki bir çatışmanın sonucudur. Peki bu çatışma nasıl yaşanmaktadır. Çatışma Ben' de kaynaklanır. Ben reel de dış dünyaya sıkı sıkıya sarılıp bundan ödün vermemek adına, söz konusu çatışmaya sürüklenir.

O halde böyle bir çatışmanın varlığı mıdır, hastalığı yaratan. Kesinlikle hayır! Çünkü realiteyle Es arasındaki bu gibi karşıtlıkların yaşanması kaçınılmaz. Uzmanlar Ben' in görevinin de, bunlara aracılık etmek olduğunu savunduğuna göre, hastalığı doğuran asıl nedenin Ben'in çatışma durumunu ortadan kaldırmak adına yersiz bir çareye yani geri itim'e başvurmasıdır. Ben'in gelişmemiş ve güçsüz olduğunda bu çareye başvurduğu hususunda hemfikirdirler. Bu yüzden değil midir ki, kesin önem arz eden bütün geriye itimlere ilk çocuklukta başvurulur.

Freud güncel nevrozların temel etkeni olarak, doyuma ulaşamamış cinsel dürtüleri gösterir. Aşırı serbestliğe karşı da olsa, duyguların bastırılmaması yönünde açık bir şekilde fikrini beyan eder. Toplum tarafından dışlanmasına ve tepki almasına rağmen, haklı olduğu hususunda fikri sabittir.

Eserde genellikle ruh bilim, biraz da yaşam ve cinselliğin üzerinde durulmaktadır. Özellikle nevrozlu hastalarda bastırılmış düşüncelerin ve olayların bir şekilde gün yüzüne çıkarılmasının önemine değinilmiş.

" Sır saklama diye bir şey, psikanalizin yaşam öyküsü anlayışıyla bağdaşmaz. " diyen, Freud'un eserlerini okumanızı tavsiye ederim.
416 syf.
·12 günde·Beğendi·Puan vermedi
İNSAN ANILARIDIR,BENİ UNUTMA!
Haydar Ergülen böyle der de
Freud da bir zaman yaşanıp sonra unutulan önemli olayların isteri travmalarına sebep olduğunu söyler.
Unutsan travma, unutmasan azap...

İNSANI ÇÖZERSİN, ÇÖZERSİN, ÇÖZERSİN; ÇOCUK ÇIKAR, diyen Sezai Karakoç’la Freud aynı fikirde.
İpnotizma ile çözülen insanın içinden çocukluğu çıkıyor.
İçimizdeki çocuk, bizden çok biliyor ne derdimiz olduğunu. Sadece o kaybolmuş çocuğu bulmak gerek.
Bunun için önce teslim olmak, direnmemek gerek, çözülmeye hazır olmak sorunun tespitinde çok önemli. Sonrası katarsis, yani enerji yükünün boşaltılması.

GEÇMİŞİMİ KURCALAYANLARA!
Ben geçmişimi buruşturup çöpe attım. Çöpü karıştıranlar ise kediler ve köpeklerdir, diyen Necip Fazıl; Freud , Jung ve Adler’e meydan okuyor adeta.

“İnsanlar benim şahsıma değil, psikanalize karşı İlgi duymalıdır.” diyen Freud doğa bilimcisi olmak isterken istemeye istemeye hekim olur ve nevrozluları tedavi etmek ve onları anlamak ister.

Tren fobisi , migren, akut kalp rahatsızlığı, aritmi , kalp sıkışmaları, nikotin bağımlılığı, vaktinden önce yaşlanma ve ölme korkusu Freud’u depresif bir huzursuz yaptığı için Freud nevroz belirtilerini kendi üzerinde denemeye koyulur.

41 yaşında özanalize yani kendini deşme ve sorgulama işlemine başlar ve 10 yıl sürer bu işlem.

Zweig karakter çizmede çok başarılıdır ama Freud: “İnsanoğlu biraz daha karmaşıktır.”diyerek insan ruhunu deşmek ister.

Ona göre :
....Her çocuğun ilk aşkı annesidir.
....Sonrasında kızlar babaya erkekler anneye aşık olur .
.....ilk çocukluktaki hayvan fobisi, fobi konusu hayvanın baba figürünün yerini tutmasından kaynaklıdır.

UYUKLAYAN DÜNYAYI SARSIP UYANDIRMAYA ÇALIŞAN bilim adamlarından biridir Freud.
Tıp literatüründe alay ya da yergi konusu olması onu yıldırmamıştır.

“YAŞAMIM ve PSİKANALİZ" aslında Freud'un özel yaşamını değil, bilimsel çalışmalarını, Freud öğretisini ve çalışma arkadaşları olan Jung ve Adler'in öğretileri arasındaki farkı,Freud’çü analiz konusunda bilinmesi gereken temel ve özlü bilgileri anlatır.

SON SÖZ : Bir psikolog uzan da çocukluğuna gidelim derse, mahkemeye verin onu çünkü tüm kirli çamaşırlarınızı dökecektir ortaya... :)))
416 syf.
Yaşamım ve Psikianaliz, Sigmund Freud in günlük, özel yaşamından ziyade psikianaliz tarihçesini, psikianalize başlangıç çalışmalarını ve bu dönemde yakın çevresiyle yaşadığı çatışmaları ve yollarının ayrılışını anlatıyor. İyi ya da kötü Freud tarafından çok derin şekilde etkilenmiş bir dünyada yaşıyoruz. Freud yaşamış en ünlü psikologtur ve iki asrın insanları üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Freud en iyi akademisyenlerden olmasına rağmen hiçbir keşifte bulunmamıştır. Bunun yerine on yıllarca süren büyük çabayla geliştirdiği bir zihin kuramıyla adını duyurmuştur.


Freud' in hayat felsefesi çalışmaktı. Hep daha çok, hep daha ileri gitmek. Oldukça enerjik ve üretken olmasına rağmen bir kokain bağımlısıydı. Ama kokain sevdası bunu anestezi olarak kullanma fikrinin de buluş sebebi oldu. Tıp ve edebiyat alanında Nobel ödülüne kadar yükseldi ama hiçbirini alamadı. Tıp ödülünü Einstein yüzünden kaybetti. Einstein ' a Nobel ödülleri hakkında fikri sorulur ve bir mektup yazıp şu cevabı gönderir: "Ödülü Freud ' e vermeyin. O Nobel ödülünü hakketmiyor, o sadece bir psikolog."


Sigmund Freud, bir yandan evrensel olarak tanınan, önemli bir entellektüel iken diğer yanda sıklıkla sevilmeyen bir şahsiyet olmuştur. Bunun sebebi kısmen karakteri, kısmen de cinsellik hakkındaki savunuları. Psikanalizin yaygınlaşması yaklaşımının sunumu ve bunun savunusunda çok fazla hırslı ve sert davranışları olmuştur. İnsanların rasyonel, iyi,saf ve temiz varlıklar olduğu kavramını yıkan, sapık, ahlaksız bir cinsel firari olarak görülmüştür, kendisini sevmeyen kesim tarafından.


Psikianalizi dünyaya yayan, modern psikiyatristin babası Freud ölmeden yaklaşık 2 yıl önce bir ses kaydı bırakır. Bu 83 yıllık yaşam serüveninde bıraktığı tek ses kaydıdır. Bir nörolog olan Freud bu ses kaydında neden psikianaliste yöneldiğini şu sözlerle açıklamıştır. " Profesyonel etkinliğime, nörotik hastalığıma çare bulmak için başladım. Bilinçaltına ilişkin yeni bazı önemli gerçekler keşfettim." Bu amaçla yola çıkan nörolog Freud, zihnin bastırılmış alanlarında bilinçli düşünmeden uzak olan bir bölüm keşfetti ve nörolojiyi bırakıp, psikianalistliğe böyle başladı.



İşte bu kitapta da psikianaliz tarihini, psikianaliz çalışmalarını tıbbi terimlerin ağırlıkta olduğu bir anlatımla ve bu terimlerin, kavramların kısa açıklaması olarak kaleme almıştır. Psikianaliz hakkındaki düşüncelerini paylaşan Freud' e olumlu ve olumsuz yapılan eleştiriler de " Psikianalize Karşı Direnişler " başlığı altında açık şekilde tarafından yazılmış. Emil Fluss' a gençlik döneminde yazdığı mektuplar, gezi raporları ve özyaşamı da kitapta mevcut. Kısacası bir psikianaliz ve Freud çalışmaları özeti.


Psikolojiye ilgi duyan her okur gibi benim de favorimdir Freud. Psikianalize giriş niteliğinde olan bu kitap psikanalizin doğuşunu ve Freud i daha yakından tanımanızı sağlayacaktır...
64 syf.
·1 günde·Beğendi
"Narsistlik kişilik yapısı, gücünü kendi benliğinden değil başkalarının gözünde gördüğü hayranlık dolu bakışlarından alır. Sanılanın aksine narsist kişi kendini seven değil kendinden nefret edendir."

Öncelikle baskı azizliğine uğradığımı sonradan öğrendiğimi belirtmek için bir uyarıda bulunmak istiyorum. Kitabı Tutku Yayınları'ndan istemeyin çünkü bu baskıda 3 bölüm varken asıl kitapta 5 bölüm bulunuyor.

Narsist kişilik bozukluğu üzerine konuşalım.

Toplumda algı şunun üzerinedir: Kendini çok beğeniyor, bak bak elmayı nasıl da yavaş yiyor, nasıl da ağır ağır konuşup ağır ağır yürüyordu gördün mü? Kendini beğenmiş, ukala!

Aslında bu söylemler akla narsist kişilik bozukluğunu getirtebilir veya ona evrimleştirebilme potansiyeli doğursa da pek bir alakası olmadığı anlaşılıyor. Narsizm kendini beğenmekten çok dışa dönük bir yücelme arzusu eğilimindedir. Bu yüzden kendini sadece süsler, iyi elbiseler giyip iyi konuşmaya çalışan ve her defasında kendini dışarıdan nasıl göründüğüne odaklanan bir kişilik bozukluğudur. Yani olumsuz eleştirilere gelemez, umursamaz. Yürüdüğü yolda bile bütün gülümsemelerin kendisine karşı yapıldığını düşünür. Her konuya muhalefet olabilir, çünkü egosu çok yüksektir. Bakın tekrar ediyorum: Narsizm bencillik veya kendini övmek değildir, kendini bir hayat kadını gibi hazırlayıp, derleyip toplayıp sunmaktır...

Kitapta Freud'un Narsizm faktörünün belli bir süre sonra eşcinsel bir evreye aşmasını belirtmekte. Bunun yanı sıra libidonu artmasına ve haz durumunun en uç noktaya çıkmasına kadar tespileriyle bir şölen hazırlıyor. Eğer terimlere aşina iseniz tekrarlanan terimler sizi sıkmaz, bilakis akıp gider.

Bir de kitapta megalomani (kendini büyük ve önemli görme) kavramına çok sık yer vermişti. Kişinin kendini bir süre sonra 'Tanrı' boyutuna getirmesi ve dış çevre ile kendi üzerinden övgü ve ilgi odağı haline getirmek istemesi görünen doğal bir durum olacaktı. Psikopatolojik bir durum ortaya çıkarıyor bence. Yani kısacası kişi de egomani de oluşuyor.

Alzheimer, yani erken bunamanın da bir parcasi olduğu çok aşikar. Donk! Düşünün şimdi, aşırı bir ilgi sonucu diğer faktörler ve varsayımlar bir kenara itiliyor. Bu nedenle de tek odak nokta 'sen' olmuş oluyorsunuz. Sen, sen ve sen. (Bence müthiş bir tartışma konusu)

Hey Narsist comen! Evdeki televizyonunu büyük görmeyesin sakın. Makropsi makropsi. :)

Not: Narsiz kişiklerin libidosu daima yüksek bir noktadadır. Bazıları o kadar yüksektir ki, kendi benliklerini sunmaları görülebilir hatta bu çok yüksektir. Yani cinsel güçsüzlük(impotence) söz konusu değildir.

Kitapta dikkat çektiğim iki alıntı üzerine...

#51801478

Kadınlar yaradılış gereği duygusaldır ve kabul edilmelidir ki erkekten çok daha ön planda ve beğenilmek, sevilmek, üzerine düşülmesi ister. Bu kendilerine yaradılış gereği bir aktarma olduğu için, onları yadırgamak elbette ahmaklık olacaktır. Bu yüzden net konuşmak gerekirse deneyeceğim zaten Freud söylemiş.

#51800920

Egosu yüksek olan veya narsist bir kişinin başkasını sevmesi olanaksızdır. 'E hani kendini sevmeyen başkasını sevemezdi?'e mavilican, narsist kişimiz kendini sevmiyor ki, kendini sevdirmek için kendini seviyor. Aradaki tek ince çizgi bu. Ama eninde sonunda iş sevmeye gelecek ve kendini feragat ettirmeye de. Sherlock Holmes bile Adler'e tutuldu... (Falan filan)


Keyifl okumalar.
221 syf.
·2 günde·7/10
Hiç düşündünüz mü bir bebeğin cinsiyeti var mıdır ? Cinsiyet denen olgu ne zaman kişiye empoze edilir ? Üzerimizdeki cinsiyet emaresi yeterli midir. Hisslerin insanın cinsiyetini ortaya koyduğu doğru mudur.

Her şey ikinci çocuğun doğmasıyla başladı
Ve o büyük sual soruldu...
Bu çocuk nerden geldi ?
Kendi içinde hayallerini zorlayan velet bu sorgulamayı bir üst seviyeye taşır ve hikaye şöyle devam eder...
_____________Hikaye 1______________
+Anne bu çocuk nerden geldi?
-Oğlum sen nerden geldiysen o da ordan.
+O zaman ben nerden geldim anne...
-Oğlum seni leylekler bir gölden getirdi.
(Değerli annemiz bu hikayeyi anlatarak büyük bir hata yaptı, şimdi işin içinden çıkamayacak)
-Anne peki o göl nerede?
( Birinci tehlike oluştu, çocuk görebildiği herhangi bir gölde bebek avına çıkabilir.)

Asla ama asla şu leylek hikayesi anlatılmamalı bir çocuğa. Çocuk demek sorgu demek, sorgu ise en mantıklı ve tehlikeli şeydir.

________Hikaye 2________
+Anne ben nasıl oldum ?
-Babanla birbirimizi severek oğlum
+Peki birbirinizi nasıl sevdiniz
-Sevdik işte oğlum niye sorguluyorsun
+O zaman ben de pelini seversem bebeğimiz olur mu ?
-Haydaaaaaa siz çocuksunuz oğlum.

( Ne kadar tehlikeli görünsede bir çocuğa verilebilecek en iyi cevap birbirimizi sevmek olacaktır. Leylekten daha iyi olduğu kessin. Ama bu sorgulamanin sonu yok ne yazık ki)
_____________________________
Artık çocuk somut gözlemler yapmaya başlar, kendisinin ve kardeşinin üzerindeki
Farkları ortaya koyar ve evet o büyük farkı görür ve kendi içinde hayaller kurar...

(Şöyle düşünür erkek çocuk, acaba benim (üç noktam*) bir zamandan sonra yok mu olacak ya da kardeşimin daha oluşmadı mı ? sorusu, bu erkek çocuk gözünden bakış açısı)
Ve daha sonra iki ihtimalden birine inanır
Bunun ikinci ihtimal yani (üç noktası*) daha sonra oluşacak olgusu olduğunu düşünelim...
Çocuk hayal etmeye devam eder ve herkesin kendisinin gibi (üç noktasının*) olduğunu düşünür annesinin bile...
Erkek çocuk daha sonra hayal kırıkliğına uğrar annesinin kendisinin gibi (üç noktası*) olmadığını görür ...
Ve birinci ihtimal aklına gelir (üç noktasının*) kesilmesi...
Aile ise (üç noktasının*) kesilmesiyle çocuğu tehdit eder... bak (üç noktanı*) keserim haaaa gibi
Hadım etmesi olgusu ve çocuk yaptığı yaramzlıklar neticesinde bakıcısı, anne ve babası tarafından hadım etme, korkutma emaresini, gerçek anlar çocuk eyvah (üç noktamı*) kesecekler ve korkar.(al başına belayı)

Değerli dostlar kitap ilk başlarda sıkıcı geldi ama daha sonra belli bir şeylerden bahsedildiği fikrine vardım ve en sonunda aynı şeyleri tekrar ettiğini fark ettim.

Daha fazla şey yazabilirdim ama sıkıcı geleceğini düşündüğüm için kısa kestim.

Kitap genel olarak şunlardan bahseder
Çocukluk üzerinden cinsellik.
Erkek ve kız çocuk gozunden cinsiyet sorgulaması.
Erkek çocuğun anneyi babadan kiskanması.
Kız çocuğunun erkek çocuk (üç noktasını*) kiskanması(Ayakta işimenin büyük bir lütuf olduğu algısı :)).

Daha hassas konular da vardı mümkün olduğunca yüzeysel geçtim.

Üç nokta*=erkek çocuğun mahrem yeri
Ne terbiyeli biriyim jssnnsns

Yazarın biyografisi

Adı:
Sigmund Freud
Tam adı:
Sigismund Scholomo Freud
Unvan:
Psikanalist
Doğum:
Příbor, Moravya - Çek Cumhuriyeti, 1856
Ölüm:
Londra, Birleşik Krallık, 1939
Sigmund Freud ( nüfus kaydında Sigismund Scholomo Freud) (d. 6 Mayıs 1856, Příbor, Moravya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu (bugün Çek Cumhuriyeti) - ö. 23 Eylül 1939, Londra, Birleşik Krallık), psikanaliz öğretisini geliştirmiş olan Yahudi kökenli Avusturyalı nörolog. Kişiliğin 5 farklı dönemden geçerek geliştiğini öne süren Psikoanalitik Kuram'ın kurucusudur...
Orta seviye bir Yahudi yün tüccarının, kırk yaşındayken, kendisinden yirmi yaş küçük bir kadınla yaptığı ikinci evliliğinden dünyaya geldi. Ekonomik bunalımdan dolayı ailesi Viyana'ya yerleşmek zorunda kaldıklarında, Freud henüz 4 yaşındaydı. 1938 yılına kadar burada yaşadı.
Lisede Latince, Fransızca ve İngilizce öğrenirken kendi çabalarıyla da İbranice, İspanyolca ve İtalyanca öğrendi. Başarılı bir öğrenciydi. Başlangıçta istemediği halde Goethe'nın yapıtlarından etkilenerek tıp okumaya karar verdi.
Üniversite yıllarında Yahudi düşmanlığıyla karşılaştı, okuldaki arkadaş çevresinden dışlandı. 1876 yılında fizyolojist Brücke'nin laboratuvarına girdi, burada anatomopatoloji ve insan sinir sistemi üzerine araştırmalar yaptı. 1881'de tıp öğrenimini bitirdi. 1883'te dönemin ünlü beyin anatomisi ve nöropatoloji uzmanı Dr. Theodor Meynert'in yönetiminde psikaytri kliniğinde asistan olarak çalışmaya başladı. 1884'de kokain üzerine bir inceleme yapmakla görevlendirildi. 1884'te kokainin analjezik özelliklerini keşfetti, anestezik niteliklerini ise sezinledi. (Yaşamım ve Psikanalız adlı yapıtında kokainin anestezik niteliklerini aslında bildiğini, yalnız tıp çalışmalarını bıraktığından dolayı bunların başkaları tarafından ortaya çıkarıldığını ileri sürer.)
Aldığı bir bursla 1885'te Paris'e gitti, Salpêtriê Hastanesi'nde, Jean Martin Charcot'nun yanında staja başladı. Burada histerinin belirtilerini, hipnotizma ve telkinin etkilerini gözlemledi. Charcot'dan çok etkilendi. (Yaşamım ve Psikanaliz 'de Charcot'ya ne kadar düşkün olduğu görülür) Charcot'nun konferanslarını Almancaya çevirdi ve 1886'da yayımladı.
1886'da Paris'ten ayrılarak Berlin'e gitti. Burada çocuk nöropatolojisiyle ilgilendi. Viyana'ya dönerek özel hekimliğe başladı. 1886 ekim ayında 4 yıldır nişanlı olduğu Martha Bernays ile evlendi. Sinir hastalıkları ve histeri şikayetiyle kendisine başvuranlar üzerinde dönemin ünlü tedavi yöntemlerini, elektroterapi ve hipnotizmayı uyguladı. 1887'de Dr. Bernheim'in Telkin ve Telkinin Tedavideki Uygulamaları Üstüne adlı kitabını çevirdi.
Elizabet von R. adındaki bir kadın hasta kendisini serbest çağrışım yöntemine zorlayınca hipnozdan vazgeçti. 1892 - 1895 yılları arasında Charcot'nun Salı Günü Dersleri adlı kitabının çevirisini, savunma psikonevrozları üzerine bir makaleyi ve saplantılar ve fobiler üzerine başka bir makaleyi Breuer ile ortaklaşa hazırladı. Ancak tıp çevrelerince Histeri Üzerine İncelemeler hoş karşılanmadı. Bu yapıtta psikanalizin temel ilkelerine rastlanır.
1896 yılında babasının ölümü üzerine derin bir bunalıma girdi ve sistematik olarak kendini çözümlemeye başladı. Yine aynı yıl Breuer'le nevrozların cinsel açıdan açıklanması konusunda ters düşerek yollarını ayırdı. Histerinin cinsel etiyolojisi üzerine verdiği bir konferans skandala yol açtı. Bu dönemde W. Fliess'le yazışmaları, özçözümleme süreci, hayatı üzerinde önemli etkiler yarattı. (Bu yazışmaları Freud'un ölümünden sonra eşi ve kızı tarafından kamuoyuna duyurulmuştur. Freud psikanalize özel hayatını karıştırmak istemediğinden, kişisel kayıtlar bırakmamış, birçok yazışma ve mektubunu ölümünden önce yakmıştır.) Hayatının 10 yıl süren bu döneminde, Freud hem yandaş, hem öğrenci bakımından yalnız kaldı. Kendini hastaların tedavisine ve psikanalizin yaratılmasına yoğunlaştırdı. Bu sürecin sonucu olarak 1897'de Oedipus Kompleksi, 1900'de Düşlerin Yorumu (iki cilt) adlı eserler ortaya çıktı.
1908'te Viyana Psikanaliz Derneği kuruldu. Bu olay, Freud için bir dönüm noktasıydı, Yaşamım ve Psikanaliz kitabında buna büyük yer verdi. Ancak bu tarihten önce bile Freud'un çevresinde çözümlemenin giderek kurumlaştığı görülür. 1902'den sonra "Çarşamba Günleri Psikoloji Derneği", adı altında başta P. Federn, O. Rank, W. Stekel ve Alfred Adler olmak üzere, Freud'un ilk yandaşları bir araya toplandılar. 1904'de E. Bleuer'le yazışmaya başladı. 1907'de Bleuer'in asistanı Carl Gustav Jung tarafından ziyaret edilir. Jung aynı yıl Zürih'te Freud Derneği'ni kurdu. Bu Freud için büyük bir başarıydı, zira psikanaliz artık ülke sınırlarının dışına çıkmıştı. Takip eden yıllarda Jung, 1. Psikanaliz Kongresi'ne katıldı ve psikanaliz üzerine konferanslar vermek üzere Freud ile birlikte ABD'ye yolculuk etti. Freud, 1910 - 1920 yıllarında Psikanaliz Üzerine, Bir Paranoya Vakası Özyaşam Öyküsü Üzerine Psikoanalitik Gözlemler: Başkan Screber, Totem ve Tabu, Narsizmin İncelenmesine Giriş, Yas ve Melankoli adlı eserleri yayımladı.
1923'de kendisine üstçene ve damak kanseri tanısı kondu. İzleyen yıllarda 33 kez ameliyat oldu. Sürekli protez takması gerektiğinden dolayı uzun yıllar konuşma ve yemek yeme sıkıntısı çekti. 1938'de Naziler'in Viyana'ya girmesiyle birlikte en küçük çocuğu Anna ile birlikte Avusturya'yı terk etmek zorunda kalarak Londra'ya yerleşti. Ölümüne dek tedavi ve çalışmalarına burada devam etti.
Freud, prensipleri gereği kişisel hiçbir özel belge, anı defteri, mektup bırakmamış, hepsini yakmıştır. Bu nedenle, Freud'a dair ilk ve en kapsamlı bilgiler ilk olarak yakın dostu İngiliz psikaytr Ernest Jones'un 1953'te yayımlanan üç ciltlik Sigmund Freud'un Yaşamı ve Yapıtları adlı kitabıyla ortaya çıkarıldı.
Eserleri [değiştir]

Zur Psychopat­hologie des Alltagslebens (Günlük Yaşa­mın Psikopatolojisi)
Die Traumdeutung (Düşlerin Yorumu)
Über Psychoanaly­se (Psikanaliz Üzerine Beş Ders)
Totem und Tabu (Totem ve Tabu)
Zur Einführung des Narzissmus (Narsisizmin İncelenmesine Giriş)
Unbehagen in der Kultur (Uygarlı­ğın Huzursuzluğu)
Jenseits des Lustprinzips Das Ich und das Es (Haz İlkesinin Ötesinde Ben ve İd)
Der Mann Moses und die monotheistische Religion (Musa ve Tektanrıcılık)
Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme, 1905
Der Witz und seine Beziehung zum Unbewussten, Nükte ve Bilinçdışı'yla İlişkisi, 1905
Psikanalizin Tarihçesi, 1914
Psikanalize Giriş Dersleri, 1917
Yaşamım ve Psikanaliz, 1925
Tutukluk, Semtom ve Korku, 1926
Bir Yanılsamanın Geleceği, 1927
Kültür İçindeki Huzursuzluk, 1930
Psikanaliz ve Uygulama,
Psikanaliz Üzerine,
Olgu öyküleri
Histeri ile Mücadele

Yazar istatistikleri

  • 3.625 okur beğendi.
  • 14.251 okur okudu.
  • 859 okur okuyor.
  • 21.208 okur okuyacak.
  • 508 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları