Simon Beckett

Simon Beckett

Yazar
8.5/10
450 Kişi
·
1.021
Okunma
·
89
Beğeni
·
4.055
Gösterim
Adı:
Simon Beckett
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
Sheffield, İngiltere, 1960
1960, sheffield doğumlu İngiliz yazar. The Times, The İndependent on Sunday, The Daily Telegraph ve The Observer de dahil olmak üzere bir çok gazete de çalışmış olan gazeteci/yazarın dikkat çeken romanları arasında "owning jacob" ve "chemistry of death" sayılabilir.
"Henüz tanışmış gibi değil de, birbirimizi yıllardır tanıyor gibiydik. Belki de başımızdan geçenlerin bunda payı vardı. İkimiz de yaşamın birçok insana yabancı gelecek bir yanını deneyimlemiş, her günkü yaşamı trajediden ayıran çizginin ne kadar ince olduğunu keşfetmiştik. Bu bilgi çoğunlukla başvurulmayan ama yine de orada olan özel bir dil gibi bizi birbirimize bağlıyordu."
400 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Yepyeni bir yazar ve yepyeni bir adli patologla tanıştım. İngiliz yazar Simon Beckett'ın dört kitaptan oluşan ve ilk kitabı Ölümün Kimyası olan serisine başlamış bulunuyorum. Artık Simon Beckett adını duyduğumda aklıma gelen ilk şey David Hunter olacak. Sevdiğim kitap türleri arasında polisiye ilk sırayı çekiyor, bu türün istikrarlı bir okuyucusu olarak Ölümün Kimyası beklentilerimi karşıladı diyebilirim. İçinde esrarengiz cinayetler olan her kitap polisiye kategorisindeymiş gibi görülse de, örneğin Harlan Coben kitapları tam anlamıyla polisiye değillerdir, David Hunter Serisi polisiye türün kesin olarak karşılığı konumunda. Cinayetler, polis ekipleri, adli patologlar, otopsiler, zanlılarla dolu serinin ilk kitabı benden geçer not aldı.

David Hunter, yaşadığı bir trajedinin ardından eski hayatını ve adli patologluk görevini geride bırakarak Manham adlı küçük bir köyde doktor olarak çalışmaya başlamıştır. Sally Palmer isimli bir kadının vahşice katledilmiş haldeki cesedinin bulunması sonucunda polisler kariyer geçmişine bakarak Hunter'ın uzmanlığından faydalanmak isterler. Bu olaydan çok kısa bir süre sonra köyde yaşayan bir başka kadın kaybolur ve David Hunter kendini gittikçe esrarengiz hale gelen olayların içinde bulur. Az nüfusa sahip bu köyde artık herkes birbirinden şüphelenir hale gelmiştir.

Ölümün Kimyası sadece katilin kim olduğu ve nasıl ortaya çıkarıldığıyla ilgilenmiyor bunun yanında ölümden sonra bedenin geçirdiği başkalaşım ile de yakından ilgileniyor. Kitabın ilk cümlesi bile bu durumun göstergesi: "İnsan bedeni ölümünden dört dakika sonra ayrışmaya başlar. Bir zamanlar yaşamı barındırırken, şimdi son başkalaşımlarını geçirmektedir." Canlı bir bedenin artık bir et parçasından başka bir şey olmadığı bir duruma geçişinde gerçekleşen şeylerin neler olduğunu, vücudun geçirdiği değişimleri ilgi çekici ayrıntılar olarak gören biri olarak ben kitapta var olan bu detayları beğendim.

Ölümün Kimyası'nda beğendiğim noktalardan biri de, ortalama bir polisiye romanda pek sık görmediğimiz kırsal bölge betimlemeleriydi. Ilıman ve nemli bir iklime sahip İngiltere'nin Norfolk bölgesindeki bu ücra köye ait betimlemeler oldukça güzeldi. Bu sayede bir taraftan yaşananların arkasında kimin olabileceğini merak ederken, bir taraftan da göl, orman, bölgedeki evlerin tasvirleriyle huzur buldum desem yeridir. Kitapta belli bir sayfa sayısına ulaştıktan sonra beğenme yolundaki tek engel katilin kim olduğu sorgusuna verilecek cevabın benim için yeterli olup olmayacağıydı. Olaylar basit bir şekilde bağlanmamıştı ve ben bu açıdan da hayal kırıklığına uğramadım. David Hunter Serisi'ne serinin en güzel kitabı olarak tanımlanan Kemiklerin Şifresi ile devam edeceğim. Başta polisiye severler olmak üzere Ölümün Kimyası'nı tavsiye ediyorum. Kitapla kalın...
344 syf.
·Beğendi·9/10
Kitap David Hunter serisinin ilk kitabı. Polisiye-gerilim tarzında okumayı sevenler kesinlikle okumalı. David Hunter eşini ve kızını kaybetmiş bir doktordur. Doktorluğun yanı sıra eskiden antropoloji dalında da çalışmalar yapmış başarılı biridir. Fakat eşini ve kızını kaybetmesi bütün hayatını değiştirir. Resmen dünyası yıkılır. Bunun üzerine herşeyden kaçmak için, kendi başına huzur bulmak için Londra'dan ayrılır ve başka bir şehirde, ücra bir köyde dokturluk yapmaya başlar. Bir gün bu küçük sessiz sakin, herkesin birbirini tanığı, samimi, ve olaysız köyün ormanında bir kadın cesedi bulunur. Tabi ki sadece bir kurbanla sınırlı kalmayacaktır seri katil. David ve köy halkı artık huzurlu, sakin hayatlarını geride bırakmışlardır. Kitabın sonuna doğru katili David gibi bulduğunuzu düşürkenn aslında beklenmedik bir kişi karşınıza çıkar ve hikayeside sizi şok edicektir. Kitabı elimden bırakamadığım için 2 günde bitti. Sıra 2.kitapta :) Önyargılarınızı kırın. Ve aslında 'tanıdım' dediğiniz kişileri ne kadar tanıdığınızı onlara ne kadar güvenebileceğinizi sorgulayın :)) Keyifli okumalarrrr...
333 syf.
Serinin 3. Kitabı Ölülerin Fısıltısı 'nı da az önce bitirdim ve hâlâ bu satırları yazarken bile bir yandan nerde ne olmuştu diye düşünmeden edemiyorum. Son sayfayı da okuyup kitabın kapağını kapattığınızda, Simon Beckett istemsizce sizi bir düşünce dalgasına sürüklüyor ve merak duygusunu bir an bile bıraktırmıyor. Bu kitabında katili tahmin bile edemedim, umduğum kişi de az da olsa yaklaşmışım dedirtti bana :) Yine de seri süper ilerliyor ve son kitaba bir an önce başlamak istiyorum. Ve tabiki son olduğu için de bir burukluk yok değil, açıkçası böyle bir serinin devamının geliyor olmasını isterdim. Yazarımız kurgu, karakter ve analiz olarak şüphesiz en mükemmel olanı! İstikrarla da en iyi serî diyorum! İyi Okumalar (:
344 syf.
David Hunter! Bu nasıl bir seri başlama kitabı böyle! Daha serinin ilk kitabını elden düşürmeden merakla okudum ve neden daha önce bu yazarla tanışılmadı diye bütün zihnimi ve kütüphanemi sorgulattı bana! Muhteşem kurgu, muhteşem polisiye ve muhteşem karakterler örgüsü! Kitabın son sayfalarında bile hayretler içinde kaldığım inanılmaz bir seriye başladım. Sonuna kadar nabzı tutan bir gerilim romanıydı. Kesinlikle tavsiye, Net!
404 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
David Hunter serisinin ikinci kitabı olan Kemiklerin Şifresi bitti. Ölümün Kimyası ile tanıştığım seri gayet güzel gidiyor. İlk kitabı beğenmiş biri olarak ikinci kitaba kafamda beğenip beğenmeyeceğime dair çok fazla soru işareti olmadan başladım. David Hunter serisi olağanüstü olarak tanımlanabilecek bir seri olmasa da kendini okura gayet keyif vererek okutuyor. Keyif almamda ana karakteri sevmem, sade dil, akıcılık, seçilen mekanların tasvirleri ve genel olarak vakaların basit bir şekilde sonuca bağlanmaması gibi noktalar etkili. Simon Beckett girizgahı fazla uzatmadan kitabın henüz başlarında olaya giriş yapıyor. Ardından birbirine eklenen halkalarla ilgi çekici bir zincir çıkıyor ortaya.

Kemiklerin Şifresi'nde David Hunter'a gelen bir telefon olayların fitilini ateşliyor. Dedektif Graham Wallace'tan gelen telefon David'in tüm planlarını alt üst ediyor. Dedektif, İskoçya açıklarındaki Runa isimli bir adada bir ceset bulunduğunu, olayın büyük ihtimalle kaza olduğunu ama iyice emin olmak için bölgeye olay yeri inceleme ekibi göndermeden önce kendisinin bölgeye gidip bir inceleme yapmasını istiyor. Dış dünyadan izole olan bu adada David, ayakları ve bir eli hariç tamamen yanmış bir cesetle karşılaşıyor. İlk olarak olayın bir kaza olduğu düşünülse de David'in içgüdüleri tamamen farklı bir şey söylüyor. Birkaç gün içinde Runa'yı vuran fırtına, adanın dış dünyayla tüm bağlantısını kesiyor. Böylece iki polis, bir emekli polis ve bir adli antropoloğun başı çektiği bir kedi fare oyunu başlıyor.

Ölüm sonrasında vücutta gerçekleşen değişimleri, yani bu doğal süreci ilgi çekici buluyorum. Kemiklerin Şifresi'nde bu konulara yine bolca değiniliyor. Ölümün Kimyası'na yaptığım incelemede de bu durumdan bahsetmiştim. Ölüm sonrasında yaşanan fiziksel değişimleri daha detaylı anlatması yönüyle genel polisiye kitaplardan ayrılan bir yönü var David Hunter serisinin. Serinin her iki kitabında da mekan olarak küçük kasabalar seçilmişti. Bu da benim bu seride sevdiğim bir diğer nokta. Boston, New York gibi büyük şehirlerde geçen polisiyelere o kadar alışmışım ki, az nüfuslu, kırsal bir bölgede geçen bu tür bir kitap farklı bir tat veriyor. Kemiklerin Şifresi benim için keyifli bir okuma oldu. Kitabı okurken kesinlikle sıkılmadım. Bitirmeme az kaldığında, olaylar yavaş yavaş aydınlanırken bu kadar basit olamaz şeklinde düşünmedim değil. Ama evet öyle olmadı, Simon Beckett beni bu açıdan şaşırtmayı başardı. Neticede sağ gösterip sol vuran yazarları severiz. :) Genel itibariyle ise ortalamanın üzerinde, akıcı, şaşırtıcı, sürükleyici bir kitap okuduğumu söyleyebilirim. Toplamda dört kitaptan oluşan David Hunter serisinin üçüncü kitabı Ölülerin Fısıltısı. Bu seri ile ilgili tek sıkıntım serinin üçüncü kitabını temin etme zorluğu. Bir de Kemiklerin Şifresi öyle heyecanlı bir yerde bitti ki! Kendimi en sevdiği dizi çok heyecanlı bir yerde sezon finali yapmış izleyici gibi hissediyorum. Başladığı serileri yarım bırakmayı hiç sevmeyen biri olarak Ölülerin Fısıltısı'nı da kısa bir süre içerisinde temin edebilmeyi umuyorum. Polisiye türünden hoşlanıyorsanız ve henüz Simon Beckett okumadıysanız bu seriye başlamanızı öneririm. Keyifli okumalar...
360 syf.
David Hunter Serisi'nin 2. kitabını da bitirdim az önce. Ve gerçekten böyle bir son asla beklemiyordum! Yine muhteşem bir kurgu ve olağanüstü atmosferi olan bir romandı. Seri benim için tam anlamıyla bu yılın en iyisi olmaya ilerliyor! Şunu da söylemeliyim ki bu zamana kadar okuduğum serilerin en iyisi olmak yolunda 10/10 tam puanla, müthiş!
333 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Müthiş heyecanlı müthiş gerilimli müthiş sürükleyici bir kitaptı üstelik birincisinden daha güzeldi diyebilirim çünkü ikinci kitapta geçen kurguyu pek fazla sevmemiştim
333 syf.
·Beğendi·10/10
Serinin son kitabını kısa bir aradan sonra okumaya karar verdik çünkü Beckett’la vedalaşmak istemiyoruz. Buna hazır değiliz. Kitapta bahsi geçen University of Tennessee Antropolojik Araştırma Merkezi’nin gerçekliğini öğrenince ufak çaplı bir şok yaşadık. Knoxville'deki bu tesis "Ceset Tarlası" olarak adlandırılmış. 75 civarında çürümeye bırakılmış cesedin olduğu "Ceset Tarlası"nın amacı, cinayet davalarında polise kurbanın ölüm zamanı ile ilgili en doğru bilgiyi verebilmek.
Kitaba dönersek, benim en etkilendiğim Beckett kitabı oldu. Kesinlikle tüm kitapları birbirinden iyiydi, ancak bu eser başka bir deneyim yaşattı bana. Yazar bu kez katili de dahil etmiş kitaba ve hem vaka araştırmalarıyla hem de katille eş zamanlı olafak grift bir anlatım sunmuş. Dolayısıyla bu yazım tarzı tüm karakterlerle bağ kurabilme şansı doğurmuş. Yine seri cinayetler ve yine şaşırtıcı bir son...Çok ama çok güzeldi inanın...
360 syf.
·Beğendi·9/10
yine dopdolu bir kitabı geride bırakırken evvela içimdeki şu hissi belirtmeliyim ki bu polisiye serinin keşke filmi olsa. Okuyarak aldığımız keyfi izleyerek de taçlandırabilsek. Geriye kaldı iki kitabımız, neyseki Hunter satırları süslediğinden, onlarında başarılı olacağına dair en ufak şüphem yok. Ben bir kitabın hangi tür ve sınıfta kategorize edildiyse onun hakkını vermesi taraftarıyım. Aşk romanıysa o kitap buram buram duygu kokmalı, macera ise ölüm kalım mücadelesi olmalı, bilim kurgu ise ütopik bir dünya sunmalı, hayal gücümüzü zorlamalı, gerilim ise gerçekten germeli, korkutmalı ve heyecanlandırmalı, polisiye ise karakterle, mekanla ve olayla bütünleşebilmeli, beynim sürekli vakayı çözmeye odaklanmalı. Şahsen kendi adıma tüm kapıları kilitleyi tam bu nedenden ötürü sevememiştim. Gerilim diye elime aldığım kitap macera çıkmış, bana göre yine afaki bir finalle sonlanmıştı. Şimdi Hunter serisini elime aldığımdan beri, içerdiği bilgi ve analizlerle sıkı bir polisiye okuduğum için keyfim son derece yerinde. Neden? Çünkü iliklerime kadar hissederek okuyor ve müthiş haz alıyorum. Gelelim kitaba. David Hunter’ın yolu bu kez bir adaya düşüyor. Yanmış bir ceset karşılıyor bizi. Kazamı yoksa cinayetmi? Başlıyoruz Hunter’la maceraya. Ada da hayatlarını idame ettiren küçük kasaba halkıyla bütünleşiyoruz yine. Ardı ardına işlenen cinayetlerle, adanın gotik ve spesifik havasını soluyoruz. Öyle bir gerçekçilik ki, çıkan fırtınada üşüyor, şiddetli sağanakta tabiri caizse ıslanıyoruz. İlk kitapta olduğu gibi yine “o mu, bu mu, şu da olabilir” diye diye okuduk Özlem’le. Çünkü finali son sayfaya gelene kadar tahmin edebilmek mümkün olmadı. Adrenalin bizi yine baştan sona esir aldı. Kemiklerin Şifresi de ilk kitap gibi antropolojik ve patolojik bilgiler içeriyordu. Her bilgide “Yok artık daha neler” demeniz mümkün fakat bu öğretilerde ne yazıkki hayat kadar gerçek. Yani kitabın baştan sona altını çizerek okumayı vaadediyor yazar sizlere, harika değil mi :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Simon Beckett
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
Sheffield, İngiltere, 1960
1960, sheffield doğumlu İngiliz yazar. The Times, The İndependent on Sunday, The Daily Telegraph ve The Observer de dahil olmak üzere bir çok gazete de çalışmış olan gazeteci/yazarın dikkat çeken romanları arasında "owning jacob" ve "chemistry of death" sayılabilir.

Yazar istatistikleri

  • 89 okur beğendi.
  • 1.021 okur okudu.
  • 16 okur okuyor.
  • 500 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları