Sinan Meydan

Sinan Meydan

Yazar
8.9/10
994 Kişi
·
2.269
Okunma
·
351
Beğeni
·
9278
Gösterim
Adı:
Sinan Meydan
Unvan:
Türk tarihçi ve yazar
Doğum:
Şavşat, Artvin, 1975
1975 yılında Artvin Şavşat'ta doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini Şavşat'ta (Vahdettin Yıldız Ortaokulu-Şavşat Lisesi), yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nde tamamlamıştır.(1993-1997). İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Ana Bilim Dalı'nda master yapmıştır.

1997 yılından itibaren 'Ön Türk Tarihi', 'Cumhuriyet Tarihi ve Atatürk' üzerine araştırmalar yapmaktadır. Çalışmalarının odak noktası Atatürk'tür.

Bir ara "tarih hocalığı" de yapan Sinan Meydan, kısa bir süre ODA TV'de yazmıştır.

Sinan Meydan, çok sayıda yazı yazmış, yurt genelinde çok sayıda konferans vermiş; birçok televizyon programına katılmıştır.

Sinan Meydan şu sıralar bir taraftan kitap çalışmalarına ve konferanslarına devam ederken, diğer taraftan bazı tarihi filmlere danışmanlık yapmakta, Bütün Dünya Dergisi'nde yazmakta ve KANAL 99'da Saklı Tarih adlı bir tv programı yapmaktadır.

Özlem Akkoç ile evli olan Sinan Meydan, İdil Maya adlı bir kız çocuk babasıdır.

15 yıldan fazla bir süredir Atatürk üzerine çalışan Meydan, Atatürk'ü şu üç sözcükle tanımlamaktadır: Tam bağımsızlık (antiemperyalizm), Çağdaşlaşma (muasırlaşma), Ulusal egemenlik (demokrasi).
"Bu topraklarda yaşayan aklı başında birinin

-eğer cahil veya hain değilse-

Atatürk'e düşman olması mümkün müdür Allah aşkına?"
"La vie est breve / Hayat kısadır
Un peu de reve / Biraz hayal
Un peu d'amour / Biraz aşk
Es puis bonjoir / ve sonra günaydın

La vie est vaine / Hayat boştur
Un peu de haine / Biraz kin
Un peu d'espoir / Biraz ümit
Et puis bonsoir / ve sonra iyi akşamlar .

"Salih bunları ezberle ,ve sen hayatı nasıl anladinsa ona göre bunlardan birini benimse "
Sinan Meydan
Sayfa 89 - salih bozok a gönderdiği mektup 31 ekim 1914
Ataturk'un amacı kabaca dini yok etmek degil, dinin anlaşılmasını sağlayarak öncelikle din istismarını, dinin kullanılmasını önlemektir.
Atatürk bu milleti iki kere kurtarmıştır: İlk kurtuluş; akılla-silahla-imanla-cesaretle- kazandığı Kurtuluş Savaşı, ikinci kurtuluş ise; akılla-kalemle-bilgiyle-azimle kazandığı Uygarlık Savaşı’dır.
Özgürlük sınırları ne kadar geniş tutulursa hükümet o ölçüde sağlam olur.
Sinan Meydan
Sayfa 207 - İnkılâp Kitabevi
Tek Parti döneminde bırakın Kur’an’ın öğrenilmesinin, öğretilmesinin ve okunmasının yasaklanmasını, o tek Parti’nin kurucusu Atatürk, bizzat Kur’an’ın Türkçe anlamının halka okunarak Kur’an’ın en iyi şekilde halka öğretilmesi için 1932 yılında büyük bir “Kur’an’ı anlama seferberliği” başlatmıştır. Tam 9 gün İstanbul’un en önde gelen hafızlarını Dolmabahçe Sarayı’na kabul ederek onlarla Türkçe Kur’an, Türkçe hutbe, Türkçe ezan konusunda çalışmalar yapmıştır. Hafızlara camilerde Türkçe Kur’an’ı nasıl okuyacaklarından tutun da hangi sureleri, hangi ayetleri okuyacaklarına kadar her şeyi tek tek anlatmıştır. Bazen eline Kur’an-ı Kerim’i alıp tane tane Kur’an okumuş, bazen bir hafıza Kur’an okutup dinlemiş, bazen de güzel Kur’an okuma yarışması yapmıştır. Kur’an okunacak camilerin haberlerini önceden gazetelerde manşetten duyurtmuş, halk da bu Kur’an ziyafetlerini takip etmek için İstanbul’un tarihi camilerini hıncahınç doldurmuştur. Atatürk, 1932 yılı Ramazan ayında İstanbul, camilerinde gerçekleştirilen Kur’an ziyafetinin sadece İstanbul’la sınırlı kalmaması, bütün ülkenin bundan yararlanması için, Ayasofya Camii’nde okuttuğu Kur’anı radyo ile bütün ülkeye duyurmuş, kendisi de radyosu başında Kur’an dinlemiştir.
Örneğin okulda, Atatürk'ün karga kovaladığını bilirdik ama 5000'e yakın kitap okuduğunu bilmezdik. Laikliğini az çok bilirdik, ama Kurtuluş Savaşı sırasında işgalci Yunanlılarca yıkılan, ahır yapılan yüzlerce camiyi tamir ettirdiğini bilmezdik. İçki içtiğini duyardık da. Kur’an’ın ilk gerçek tefsir ve tercümesini yaptırmak için verdiği mücadeleyi hiç duymamıştık. Devrimlerini ezberlerdik tarih sırasına göre ama o devrimlerin ardındaki tarihi, kültürel, sosyal, bilimsel, hatta dinsel gerekçelerden haberimiz yoktu. Örneğin halifeliği “dinin bir gereği” diye anlattıklarından halifeliğin kaldırılmasının “dine aykırı” olduğunu düşünürdük! Harf Devrimi’ni bilirdik de Latin harfleri diye bildiğimiz o harflerin aslında GöktürkEtrüsk kökenli harfler olduğunu, dahası bu devrim yasasının adının “Latin Harflerinin Kabulü değil “Yeni TürkHarflerinin Kabulü” olduğunu bile bilmezdik. Nereden bilebilirdik yıllar sonra birilerinin, “Atatürk Latin harflerini kabul etti, bir gecede cahil kaldık!”, “Dedemizin mezar taşını okuyamıyoruz/” deyip gerçeği çarpıtacağını. Yıllarca “beyin fesadına” uğratıldığımız için olsa gerek, bu yalancılara şöyle diyemezdik: “Sanki Harf Devriminden önce Osmanlı çok kültürlüydü! Sanki Osmanlıda okuma yazma oranı yüzde 9O'lardaydı! Asıl Harf Devriminden önce cehalet vardı. İnsanlar Harf Devrimi sayesinde okuryazar oldu. İnsanlar yeni harflerin kabul edilmesinden önce Arap harfleri varken de dedelerinin mezar taşını okuyamıyordu, çünkü toplumun yüzde 92’si kadim Arap harfleriyle Osmanlıca da okuyup yazamıyordu. Türklüğün canına okuyan Osmanlı’nın Türklüğe hizmet ettiğini sanırdık da, Türklüğü kurtaran Atatürk’ün Türk tarihi ve Türk dili konusundaki çalışmalarını bilmezdik. Tarih ve Dil Kurultaylarında neler konuşulduğunu, bu kurultaylara kimlerin katıldığını, Türk Tarih ve Dil Tezlerini bilmezdik, ama Güneş Dil Teorisi’yle alay edildiğine tanık olurduk. Onun da ne olduğunu tam olarak bilmezdik ya! Atatürk’ün “millet” tanımından da habersizdik. Olur olmaz her şeyi ezberlemek zorunda bırakıldığımız bir ortamda, kimse bize Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” tanımını ezberletmemişti. 1921, 1924 Anayasalarının iki üç maddesini ezbere bilirdik de, 1924 Anayasası’nın 88. maddesini, oradaki “din” ve “ırk” farkı gözetilmeksizin bütün Türkiye halkına Türk denildiğini hiç duymamıştık. Yıllar sonra birileri Atatürk’e “ırkçı”, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine “faşizan” dediğinde bu iddialara yanıt veremeyelim diye bu gerçekleri saklamışlardı sanki bizden! Dersim Olayı’nın D’sini de bilmiyorduk. Sanki birileri bilinçli olarak Dersim konusunu sansürlemişti! Sanki Cumhuriyet orada kötü bir şeyler yapmış da, o birileri o “kötülükleri” gizlemiş gibiydi. Aslında bu da bir tuzaktı. Atatürk’ü, İnönü’yü ve Cumhuriyeti Dersim üzerinden suçlamanın, hatta mahkûm ettirmenin hesapları yıllar önce yapılmıştı belli ki! Yıllar sonra Atatürk ve cumhuriyet düşmanları, “İşte resmi tarihin gerçek yüzü! Cumhuriyet Dersim’de katliam yapmış/” diye gerçekleri çarpıtırken, eğitim hayatımızda ısrarla bizden gizlenen bukonuda şimdi söylenen bu iddialara en okumuşumuz bile sorgulamadan inanır hale gelmişti. Dersim’in nedenlerini sorgulamadık. Dersim duygu sömürüsüyle sersemletildik, propaganda amaçlı söylemlere kandık.
1980 kuşağı, bizler, okuldaki tarih derslerinde içi boş sloganlara indirgenmiş bir Atatürk ile neden sonuç ilişkisi yerine, belli başlı basmakalıp bilgilerin ezberletildiği bir “Devrim Tarihi”, 12 Eylül'ün adlandırışıyla “İnkılâp Tarihi" öğrendik. Aslında doğru dürüst hiçbir şey öğrenmedik desek yeridir! Kafamızda hem Atatürk hem de Cumhuriyet tarihi konusunda derin boşluklar ve kocaman soru işaretleri vardı. Alternatif tezler ve teorileri hiç sorgulamadan kabul edecek bir durumdaydık. Sanki gizli bir güç tarafından tarihimiz çarpıtılmış, bize eksik ve yanlış öğretilmişti. Sanki bir gün birileri çıkagelip bize, “Durun! Bildiğiniz her şey yanlış, resmi tarih yalan söylüyor! İşte gerçekler!” dese, önümüze koyacağı kendi içinde az buçuk bir mantığı olan her türlü tarihi bilgiyi kabul etmeye hazırlanmıştık. Nitekim kabul edenlerimiz çok oldu!1990'larda bir taraftan bizlere okullarda eksik, yanlış bir tarih öğretilmişken, diğer taraftan birilerinin alternatif tarih kitapları (araştırmalar, anılar, romanlar) önümüze konulmuştur. “Durun! Bildiğiniz her şey yanlış, resmi tarih yalan söylüyor! İşte gerçekler!” diye başlayan, Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Lozan Zafer mi Hezimet mi?. Hayat ve Hatıratım. Bozkurt, Bize Nasıl Kıydınız?. Son Devrin Din Mazlumları, Büyük Vatan Dostu Vahdettin, Paradigmanın İflası, Türkiye Üzerine Tezler gibi onlarca kitap, kitapçı raflarını süslemeye başlamıştı. Bu kitapların bazıları 1930’larda, 1940’larda, 1950’lerde yazılmıştı, ama şimdi adeta yeni yazılmışçasına piyasaya sürülmüştü. Birileri, okulda çok az yakın tarih öğrenen, onu da yanlış öğrenen bizlerin özellikle bu kitapları okumamızı ister gibiydi. 12 Eylül 1980’de, özellikle aydınlanmacısol kitapları “ya kan" darbeci anlayış, 1990’larda dincisağ kitapların önünü açmıştı. Bu alternatif kitapların arasında bazı yabancı yazarlar ile bazı solcu yazarların kitapları da vardı, ama onlar da garip bir şekilde sağcıİslamcı yazarların tarih tezleriyle neredeyse aynı tezleri savunuyordu. Bu kitaplarda,Atatürk’ün aslında “dinsiz” olduğu, Cumhuriyet döneminde Müslümanlara büyük baskılar yapıldığı, Şapka Kanunu sonrasında şapka takmayan hacıların, hocaların asıldığı, Atatürk’ün diktatör olduğu, Vahdettin’in hain değil kahraman olduğu, Kurtuluş Savaşı’nın önemsiz olduğu, Cumhuriyet’in Dersim’de katliam yaptığı, Harf Devrimi’nin Türkiye’yi geçmişinden kopardığı, Atatürk’ün ve İsmet İnönü’nün camileri ahır ve tuvalet yaptığı, gereksiz yere sattığı, Atatürk’ün Tarih ve Dil Tezlerinin uydurma, antropoloji çalışmalarının “ırkçılık” olduğu gibi yüzlerce tarih tezi ortalara saçılmıştı. 1990’larda ve 2000’lerde mantar gibi çoğalan bu tezler, dinci basın yayın organlarında ve cemaat toplantılarında dile getirilip, konuşulup tartışılmaya ve daha da derinleştirilmeye başlanmıştı. 12 Eylül’ce beyni “iğfal edilmiş” kayıp gençlik televizyonlarda, gazeteler de, okullarda, üniversitelerde, işyerlerinde, kahvelerde, cemaat evlerinde ve cemaat yurtlarında adeta altın bulmuşçasına bu Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı, çoğu kurmaca tarih tezlerine sarılmıştır. Aslında bir kısmı 1950’lerden beri sessiz sedasız dillendirilmeye çalışılan bu tezler, özellikle 1990’lardan itibaren çok yüksek sesle, hatta zaman zaman bazı siyasilerce seslendirilmeye başlanmıştır. Böylece 1990’larda Türkiye’de “resmi tarih” ve “alternatif tarih” diye bir ayrım ortaya çıkmıştır. Bütün enteli danteli, tatlı su solcusu, liboşu ve özellikle de kadim dincisi bu ayrım da “alternatif tarih” yanlısı olup çıkmıştır. Zaman içinde toplumda resmi tarih “yalan”, alternatif tarih “gerçek” şeklinde bir algı oluşmuştur. Türkiye’de DP’den AKP’ye siyasal İslamcı çizgi, Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlığını bu “kurgusal” alternatif tarih tezleriyle beslemiştir.
"Allah" yerine "Tanrı" adının kullanılmasına karşı çıkanlar ulusal duygudan yoksun Arapçılardır.
Sinan Meydan
Sayfa 37 - İnkılâp Kitabevi
399 syf.
·24 günde·Beğendi·10/10
Bu Hayatta bir Anam var, bir diğeri Zübeyde Hanımdır!
Bu Hayatta bir Babam var, bir diğeri Ali Rıza Efendi’dir!
Bu Hayatta bir tek ATATÜRK’üm var!
O da; Başkomutan!
Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu,
Anafartalar Kumandanı! Gazi! Mareşal! Başbuğ!
Mustafa Kemal ATATÜRK’tür….!!!

1908’de ki Mustafa Kemal düşmanları kim ise; 1915’te ki de onlardır. 1919’da ki düşman kim ise, 1921'de ki de onlardır... 1923'te ki Mustafa Kemal Atatürk düşmanları kim ve kimler ise, 2018'de ki Atatürk düşmanları da onlardır.

“Bu topraklarda Atatürk’e düşmanlık önce akla ve bilime düşmanlıktır. Sonra bağımsızlığa, milli egemenliğe, çağdaşlığa ve barışa düşmanlıktır. Yani bu topraklarda Atatürk’e düşmanlık, aslında bu toprağın insanına düşmanlıktır” sy.381

Bugünü anlamadan, dünü anlamanın bir mantığı yoktur. Sevr’i bilmeden, Lozan’ı anlamak mümkün değildir. İstanbul’un Vahdettin döneminde ki işgalini anlamadan, Atatürk’ün İstanbul’u düşman işgalinden kurtarmasını anlamak mümkün değildir. Damat Ferit’i tanımadan, Kara Kemal’i bilmeden, İsmet İnönü’yü, Fevzi Çakmak’ı anlamak imkansızdır.

Tarihi anlayarak okumadıktan sonra, çeşitlendirmedikten, kaynak yaratmadıktan sonra, sadece insanları kandırmak için yazılan kitapları-yazıları okuduktan sonra, okumanın hiçbir akıl ve mantığı yoktur.
Sinan Meydan, günümüzün Falih Rıfkı Atay’ıdır. Mustafa Kemal’in kalemidir. Keskindir, bilmeden konuşmaz, laf olsun diye yazmaz, araştırmadan, görmeden o öyle, bu böyle demez. Sinan Meydan okuduğunuzda bilirsiniz ki, araştırmış, belgeleri görmüş ve karşınıza çıkmıştır.

Kitap içeriğinde, Düne, Bugüne ve Yarına ait her şey bulunmaktadır! Dünü anlamadıktan sonra, Bugünü. Bugünü anlamadıktan sonra da Yarını anlayamayacak ve bu mirası yitireceğiz! O yüzden, ihanetleri unutma! Ne dün olanı, ne bugün olanı ne de yarın olacak olanı unutma, izin verme!! Gelecek bizimdir! Cumhuriyetindir!

Yapamazsın, dediler yaptı! Neler mi yaptı?

Ülkeyi; İngiliz’e, Yunan’a, İtalyan’a, Fransız’a bırakan Damat Ferit Hükümetini ve Vahdettin’i defalarca uyardı. Bakanlıklar ve komutanlarla iletişime geçip, birlik olmak için çaba sarf etti. Her yerden geri çevrildi.! Vatan elden gidiyor dedi, sen sus biliyoruz dendi! Sen sus diyenler, İngilizlerle para pazarlığına girdiğinde, yavaş yavaş Anadolu’da başlayan isyana BAŞ olmaya gitti. Verebileceği bir canı vardı, onu vermeye gitti. Vatan’ın namusunu kurtarmak için, gecesinden, gündüzünden fedakarlıklar yaptı. Annesi 1923’de vefat ettiğinde, vatan uğruna cenazesine bile gidemedi!

Mustafa Kemal Atatürk ne yaptı?

Balkan savaşları ile başlayan dağılma, I. Dünya Harbi ile devam etti.. Abdülhamit Döneminde kaybedilen 2 milyon metre kare toprak, Vahdettin başa geçtiğin de daha da azalıyordu. Birinci Dünya Harbi Avrupalı Emperyalist devletlerin, Osmanlıyı bitirme savaşıydı. Bu Savaşa Türk Komutanlar yerine Alman komutanlarla giren Osmanlı, daha en başından kaybetmeye başlamıştı. Mustafa Kemal 7 . Ordu’nun başındayken, bu duruma isyan etmiş, rapor hazırlamış fakat çok bilenler tarafından dikkate alınmamış, cevap dahi verilmemiştir. Beceriksiz bir Alman komutan’ın emrinde olmayı hakaret saymış ve istifa etmiştir. İstifası daha sonra, farklı bir atamaya, sonra da izne çevrilmişitir. Bu evreden sonra artık durmayacaktır Mustafa Kemal!

21 Temmuz’da Kolordu Kurmay Başkanı olduğu Bolayır Ordusu ile, I. Balkan Savaşlarında kaybedilen Edirne’yi geri aldı. Daha sonra Askeri Ateşe Olarak Sofya’ya atandı. 1915 Yılında Artık Osmanlı iyice çöküyor, Çanakkale geçiliyordu.. Az bir zaman vardı. Mustafa Kemal ateşelik görevini bırakarak, Çanakkale’ye gitmek için gerekli izinleri aldı. 19. Tümen Komutanlığına atanarak, Çanakkale’yi savunmaya geldi. Geldiğinde ise durum içler acısıydı…

"Bir tümen komutanının (Mustafa Kemal) üç ayrı yerde tek başına giriştiği hareketlerle bir savaşın, hatta bir ulusun kaderini değiştirecek yücelikte bir zafer kazandığı tarihte pek nadirdir." diyecekti İngiliz Aspinall Oglander

Atatürk, Conkbayırı yakınında komutanlara, “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum! Biz Ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve komutanlar geçebilir” diyerek 57. Alay’ı düşman üzerine sürdü. Düşman çıkarması sonuçsuz kaldı ve düşman püskürtüldü.

Mustafa Kemal Liman Paşa’dan Komutayı devralmış ve Bir Ülke’nin yazgısını değiştirme yolundaki en büyük adımlarından birini atmıştır. Bu savaşta her 3 dakika da bir şehit verilmekteydi. Bu zafer, kanlı bir zaferdir. Mustafa Kemal’e düşmanlık Çanakkale’de ölen her bir şehide düşmanlıktır, her bir gaziye düşmanlıktır.!!

Çanakkale kaybedilmedi ama Osmanlı Birinci Dünya Harbi’ni kaybetmişti. Kaybetmesinde ki en büyük nedenlerden biri Orduyu Alman komutanların himayesine vermek ve Orduyu kullanamamaktı. Devlet eriyordu. Sorumsuz kişiler, idareyi ellerinde tutuyor ve tutumlarından vazgeçmiyorlardı.

Daha yeni başlıyordu… Tekrardan 7.Ordu başına geçecek, İngilizlere dur diyecekti. Katma Zaferi kazanılacaktı. Misak-ı Milli sınırını çizecekti Mustafa Kemal… Dünya Harbi kaybedildi ve Mondros imzalanmıştı… Artık İtilaf Devletleri Osmanlı’ya son darbeyi Sevr ile vurmaya hazırlanıyordu…

İstanbul İşgal ediliyordu.. Fransız Komutan Beyoğlu’nda askerler tarafından bir kral gibi karşılanıyordu.. Fatih’in girdiği yerden, Şimdi İtilaf devletleri geliyordu. İstanbul işgal altındaydı…

Bu sırada Deniz üzerinden İstanbul’a ulaşmaya çalışan Mustafa Kemal gördüğü manzara karşısında korkmamış, “GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER” demişti…. Padişah öyle düşünmüyordu ama, elinde ordu olmayan Mustafa Kemal Vatanını nasıl savunacağını biliyordu. Artık İstanbul Hükümeti İngilizlerin elindeydi. Vahdetttin kukla olmuş, ne denirse yapıyordu. İzmir’e çıkan İngiliz ve Yunan askerlerine müdahele edilmemesi bile istenmişti…

1919 da Samsun'a çıkarken ona;
"Ordu" yok dediler "Kurulur" dedi
"Para" yok dediler "Bulunur" dedi
"Düşman" çok dediler "Yenilir" dedi
Ve gün geldi, bütün bu dedikleri oldu.

Mustafa Kemal Samsuna çıktıktan sonra; Milli Mücadele artık Vücut bulmuştu. Zübeyde Hanım’ın Sarı Paşa’sı gelmişti! Millet artık zulme dur diyecek liderine kavuşmuştu.

Sırasıyla, Amasya Genelgesi yayınladı, Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı, Millet Meclisi Açıldı, Artık Ülkeyi Temsil eden bir Meclis vardı, Oda Mustafa Kemal’in Başkanlığında kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi idi. Artık her karar, milletin vekilleri tarafından verilecekti.

Bu esnada, Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Fevçi Çakmak, alçak Damat Ferit hükümeti tarafından vatan haini ilan edilerek, idama mahkum edildi. Aynı hızla Mustafa Kemal İstiklal Mahkemeleri ile Damat Ferit’i idama mahkum etti.

Vahdettin ve Damat Ferit Başkanlığında İngiliz Muhipleri Cemiyeti kuruldu. Milli Mücadele aleyhinde propaganda başlatıldı. Yurdun her yerinde isyanlar çıkartıldı. İngiliz Uçaklarından bildiriler yayınlandı. Mustafa Kemal ve onunla birlikte olanlar Vatan Haini ilan edildi. 1920’de Sevr Antlaşması imzalandı. Artık Emperyalist güçler bahane arıyordu. Ülkenin her bir yanı düşman işgali altındaydı. Vahdettin ve kabinesi, İngilizler ile birlik olmuş, Kuvay-ı Milliye’ye savaş açmıştı.

Mustafa Kemal, Hem yurt içi isyanlarla boğuşuyor hem de emperyalist güçlerle savaşıyordu. Bu tabloya insanın yüreği dayanmıyor? Dışarıda ki düşman tamamda, içeride ki düşman tüm gücüyle saldırıyordu. Gazetelerde boy boy ilanlar veriliyor, Damat Ferit her yerde İsyanları teşvik ediyor, Din’i bu işe alet ederek, masum halkı kandırıyorlardı. Ancak istediklerine kavuşamadan, tüm gücü ve milleti ile Mustafa Kemal bu soysuzlarla baş etti. Aynı zamanda Meclisin içinde de vardı bunlardan.. Zamanı değildi, şimdilik idare ediyordu.

Sırasıyla,6-10 Ocak 1921’de I. İnönü Muharebesi Kazanıldı, 20 Ocakta İlk Anayasa, Teşkilat-ı Esasiye TBMM’de kabul edildi, 12 Nisan’da Mustafa Kemal Anadolu’daki Yunan zulmünü eleştiren “İnsanlık Alemine” adında bir beyanname yayınladı,

Mustafa Kemal; “Hürriyet ve İstiklâl benim karakterimdir” diyecekti. 23 Mart 1921’de I. İnönü zaferini kaybeden Yunanlılar saldırıya geçti… Aşırı üstünlüğü bulunan Yunanlılar hezimete uğratıldı. Mustafa Kemal İsmet İnönü’yü tebrik etti.

“Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs (161) talihini de yendiniz. İstilâ altındaki talihsiz topraklarımızla birlikte bütün vatan, bugün en ücra köşelerine kadar zaferinizi kutluyor. Düşmanın istilâ hırsı, azminizin ve vatanseverliğinizin yalçın kayalarına başını çarparak paramparça oldu.Adınızı tarihin şeref âbidelerine yazan ve bütün millete size karşı sonsuz bir minnet ve şükran duygusu uyandıran büyük gazâ ve zaferinizi tebrik ederken, üstünde durduğunuz tepenin size binlerce düşman ölüleriyle dolu bir şeref meydanı seyrettirdiği kadar, milletimiz ve kendiniz için yükseliş parıltılarıyla dolu bir geleceğin ufkuna da baktığını ve hâkim olduğunu söylemek isterim.”
Büyük Millet Meclisi Başkanı, Mustafa Kemal

Türk Ordusu’nun morali yükselmiş, inanç artık daha da artmıştı. 23 Nisan 1921’de, 23 Nisan tartışmalarla Bayram ilan edildi. 13 Haziran 1921’de Mustafa Kemal’e Başkomutanlık görevi verildi. Bu süre her üç ay’da uzatıldı. Daha sonra süresiz olarak verildi. Öyle kolay verilmedi tabi ki. Mecliste ki tartışmalar çok çirkin bir hal almıştı… Mustafa Kemal ise ne yaptığını bildiği için, bütün muhalifleri susturmayı bildi.

22 Gün 22 Gece süren Sakarya Meydan Muharebesi 13 Eylül 1921’de kazanıldı. Bu muharebe Dünya’da ilktir…
Başkomutan Mustafa Kemal, “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O sathı bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça bırakılamaz. Onun için küçük, büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir; fakat, küçük büyük her birlik durabildiği noktadan yeniden düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda kaldığını gören birlikler, ona uymaz; bulunduğu mevzide sonuna kadar durmaya ve direnmeye mecburdur.” Diyecek ve bir cephe savaşı değil, bir direnişe timsal olmuştur. Her yer vatan toprağıdır ve her yer savunulacaktır..! Öyle de olmuştur! Yunanlılar bir kez daha yenilgiye uğratılmıştır.

Merhum Emekli Orgeneral Kâzım Özalp; “Düşmanın kaybı bizden çok fazla idi. Sayısız insan ve hayvan ölüleri birbiri üzerine yığılmış ve bu cesetlerden akan kan, geçtiğimiz yol üzerinde derin ve kırmızı lekeler meydana getirmişti. “Sakarya Muharebesi’nde milletimizin katlandığı fedakârlık ve gösterdiği gayret beşer gücünün üzerindedir. Ancak vatan ve bağımsızlık sevgisi, bu zorluklara karşı koymak kudretini ve cesaretini bize bahşetti…” demiştir.
20 Ekim 1921’de TBMM Hükümeti ile Fransa arasında Ankara Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ilk resmi antlaşmaydı.

Ve Büyük Taarruz!

“26 Ağustos 1922, Cumartesi… Başkomutan Atatürk sabah saat 04:00 civarlarında uyandı. Emir erini uyandırıp kahve istedi. Yaver Muzaffer uyanıp giyinmeye başladığı sırada Atatürk’ün çadırının önünde “Allah’ım! Sen Türk Milletini ve ordusunu muzaffer eyle! dediğini duydu. Kahvesini içti. Gün doğmasına bir saat kala, atıyla Kocatepe’nin zirvesine doğru ilerledi. Birkaç er fenerle yolu aydınlatıyordu. Atatürk konuşmuyor, sadece ufka bakıyordu. Fevzi Paşa İsmet Paşa ve Nurettin Paşa da Kocatepe’deydi.”

Ve başkomutan tüm komutanlara emri verdi! Türk topçusu, saat 04:30’da ateşe başladı.. Saat 06:30’da Tınaztepe, 07:00’de Toklutepe ve Kaleciksivri alındı. Saat 09:00’da Belentepe zapt edildi. 27 Ağustos Pazar sabahı 04:00 Kurtkayatepesi, 08:00 Erkentepe düştü. Çiğli tepeyi almakla görevli komutan Albay Reşit tepeyi zamanında alamadığı ve Mustafa Kemal’in verdiği emri yerine getiremediği için, utancından intihar etmişti. 17:30’da Çiğlitepe, 20:30’da afyon ele geçirilmişti.

30 Ağustos’ta ise son darbe vuruldu.

Atatürk; “ Karşıdaki sırtların gerilerindeki bütün vadiler, bütün dereler, bırakılmış toplarla, otomobillerle, sayısız donanım ve gereçlerle, bu kalıntıların arasında yığınlar teşkil eden ölülerle, toplatılıp karargahımıza sevk edilen sürü sürü esir kafileleriyle hakikaten bir kıyamet gününü hatırlatıyordu.” diye anlatacaktı..

1 Eylül 1922’de Atatürk Türk Ordularına şu emri verdi:

Ordular! İlk Hedefiniz Akdeniz’dir! İleri….!

Daha sonra ne mi oldu? Vahdettin ve Damat Ferit Hükümeti’nin yapamadığını yaptı Atatürk! Milli Mücadeleyi başlattı, milletin unutulmuş milli vasfını ortaya çıkardı, yok olmuş bir toplumdan direniş yarattı, düzenli ordu ile düşmanı denize döktü…

Sevr Baskıları devam ederken, uzun süreler ve görüşmelerle Lozan imzalandı… Lozan ne bir zafer ne bir hezimettir. Birinci Dünya Savaşı’nı kaybetmiş Osmanlı’nın imza ettiği Sevr’in alt edildiği bir uzlaşmadır!

Mustafa Kemal Barışçıl yollarla kurduğu bu Cumhuriyeti bizlere armağan etmiştir. Bizlere bırakmıştır. Tek bir düşman bile bırakmadan bu devleti kurmuştur. Birçok barış antlaşması imzalamış, Dünya’ya örnek olmuştur.

Yaptığı inkılaplar ile Türkiye Cumhuriyeti’nin refahını sağlamış, modern bir toplum yaratmıştır.

Sanatın her dalını desteklemiş, örnek projeler ile kalkınma planları yapmıştır. Eğitim'e büyük destek vermiştir. Çalışan ve üreten köylüsünü baş tacı etmiş, "Çalışan ve Üreten Köylü Milletin Efendisidir" demiştir. Tarım ile ilgili kanunlar çıkarttırmış, tüm bölgelere yardım sağlanarak, tarım geliştirilmiş, köylü üretmeye başlamıştır. Fabrikalar kurulmuş, atılımlar hız kazanmış, madenler millileştirilmiş, demiryolları millleştirilmiş ve ülke'nin dört bir yanı DEMİR AĞLARLA örülmüştür.

Devletin her bir köşesinde gelişmiş bir ülke için insanlar çalışmaya başlamıştır. Atatürk her zaman Halkı’nın yanında olmuş. Halkıda onu asla yalnız bırakmamıştır.

Uzun bir inceleme oldu farkındayım. Yalnız bunun gibi bir inceleme yazsam bile kitabın hakkını vereceğimi sanmıyorum.

Bu kitapta bulacağınız bilgilerin sınırsız bir hükmü var. Sizi araştırmaya, yetinmemeye sevk ediyor. Vefatından sonra neler oldu, şuan neler oluyor hepsini rahat rahat anlayabileceğiniz bilgilerle dolu bir eser.

Ey Türk Evladı…. Damarlarında ki kan asildir…! Emperyalizme yenilmemiş, onu dize getirmiş bir Başkomutana sahipsin! Unutma, Geçmişi iyi öğren! Tarihin yalanlarına kanma! Araştır, yılma! Her yerde savun! Vazgeçme!

Mustafa Kemal biziz, bunu unutma!

Kitabı şiddetle öneriyor ve acilen okumanızı tavsiye ediyorum…!

Dün ihanet edenler, Bugün de edeceklerdir! Biz var olduğumuz sürece Mustafa Kemal'ler Yaşayacaktır!!!!

Yaşa Mustafa Kemal Paşa!! Yaşa!

Yüzyılın Lideri Kitabı'nı okuduğunuz da,
Karşınıza Yüzyılın Lideri;
Mustafa Kemal Atatürk çıkacaktır.!!

İyi okumalar dilerim..!
792 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Şimdi yaklaşık 800 sayfalık böyle bir ansiklopedik esere nasıl bir inceleme yazılır kara kara düşünüyorum, cümlelerim birbirine girecek :))
Öncelikle yazara oğluma da bırakabileceğim böyle eşsiz bir eser yazdığı için teşekkür etmezsem olmaz, hiç haberi olmayacak ama:)))

Cumhuriyet tarihi ve Atatürkle ilgili bir kitap okuduğumda her zaman hissettiğim en derin ve en acı duygu şudur: Neden bunca efsane başarılara, devrimlere rağmen savunulmak zorunda kalan bir Atatürk, neden terk edilmek istenen bir cumhuriyet? Bu topraklar üzerinde yaşayan herhangi bir sınıftan, dinden, ırktan olan her insanın Atatürk 'e olan minnet borcu ve sevgisini yaşamaması ya da hissetmemesi beni hep dehşete düşürüyor.
Kitapta çürütülen her tez; Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, ATASE Arşivi, TBMM Arşivi, Başbakanlık Osmanlı arşivi, gazete arşivleri ve sayısız belge ile ispatlanmıştır. Kulaktan dolma bilgiler, şunun bunun başına gelmiş, nenem dedem anlattı gibi muhabbetlere dayandirilmamis.
Kitapta beni en çok kahreden eylemlerin başında , 1949 yılından itibaren ders kitaplarımızın abd eğitim komisyonu ile ortaklaşa yazılması, yani ne öğrenmemizi istiyorlarsa yavaş yavaş gerçek tarihi silerek, ya da çarpıtarak öğrenilmesini istedikleri tarihi empoze etmeleri. Ve buna hükümetler tarafından izin verilmesi. 15 yıllık öğretmenim yıllardır ders kitaplarının günden güne daha kötü olduğunu gözlerimle görüyorum, öğrenciliğimde aldığım eğitimle alakasi yok, sadece kendi dersim adına değil, topyekün, eğitim bir ülkenin temeli...
Kitap içinde tarihle yuzlesilirken özellikle din konusunda yıllardır kullanılan istismarlar, Cumhuriyet ve Atatürk devrimlerinin uygulanma sürecinde yaşanan olaylar, aksaklıklar ve bunların sonuçları, Atatürk'ün hiçbir şeyi amaçsız ve bilinçsiz yapmadığı. Okudukça her sayfada şunu daha iyi anlıyorsunuz hicbir insan ülkesini ve ülkesinde yaşayan her bireyi Atatürk kadar çok sevemez!

O kadar yıldırmalara karşılık, hem iç hem dış düşmanlara karşın dimdik ayakta duran , devrimlerini bir bir hayata geçiren ATAM'A sonsuz hürmet ve saygılarımla.

Kitapta din yobazları, dış güçlerin yalakalari ve cumhuriyet karşıtlarının yıllardır dillerine pelesenk ettikleri her tarihi çarpıtmanın tek tek cevabı verilmiştir. Okumayan halkta bunlara inanarak at gözlükleriyle bakmaya devam edecektir. Siyasete girmek istemiyorum, ziyadesiyle bıkmış durumdayım, saygılar.

Mutlaka okuyun, okutturun.
384 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
“Siyasal bağımsızlık, adlî, ekonomik ve malî hayatımızı yok etmeye ve sonucunda yaşama hakkımızı ortadan kaldırmaya yönelmiş <Sevr Antlaşması> bizce YOKTUR!”

Mustafa Kemal Atatürk (1921 - Atatürk’ün S.D.I1I, s. 16-17)

*
Uyarı: *Spoiler olma ihtimali olduğu iddia edilen bilgiler olabilir. Bunu kabul ederek incelemeyi okumaya devam edebilirsiniz...
*
~Mustafa Kemal Atatürk~'ün adının olduğu yerde;
"spoiler" değil
olsa olsa "HAKİKAT" vardır! ~
.
Murat Ç
*

Mustafa Kemal bu konuşmayı yaptığında;
Sakarya Meydan Muharebeleri ve Büyük Taarruz Başkomutanlık Meydan Muharebeleri kazanılmamış,
Kocatepe’den meydanlara eğilip bakmamış,
Sath-ı müdafaa ile düşmanı şaşırtmamış,
Ordulara “İlk Hedefiniz AKDENİZ, İleri!” taarruz emrini vermemiş,
İzmir düşman işgalinden kurtulmamış,
Lozan imzalanmamış,
Sevr masadan kalkmamış,
İstanbul emperyalistlerden geri alınmamış,
Bağımsızlık henüz timsal olunmamış,
İngilizler ve Yunanlar limanları terk etmemiş,
Ülke yabancı sömürgesinden kurtulmamış,
Devrim başarılmamış,
Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalanmamış,
Hilafet ve Saltanat birbirinden ayrılarak Saltanat kaldırılmamış,
Gümrü antlaşması imzalanmamış,
Ankara Antlaşması imzalanmamış…


Var olan durumdan istifade edip konuşmamış, işgal altında ki ülkede; yokluk içindeyken dayatılan sömürgeyi ve köleliği en başından reddetmiştir!

Sarayın/sultanın yalakası olmamış, TAM BAĞIMSIZ bir ülkenin planını cephede yapmış, Milletin KENDİ kendisini yönetmesini, çalışan KÖYLÜNÜN üretmesini, Bilimin yolunda yeni nesillerin yetişmesini, KADINLARIN özgürlüğe kavuşmasını Anafartalar’da, Conkbayırın’da, Kocatepe’de, Katma’da, Trablusgarb’da aklına koymuştu!

Sömürge değil, kendi ayakları üzerinde durabilen bir “TÜRKIYA” ifadesini kullandığında, Yunanlılar, Ankara yolundaydı…

*

Atatürk Etkisi;

İFLASA ve İŞGALE karşı DİRENİŞİ ve KURTULUŞU yaratan etkidir!

Atatürk Etkisini anlayabilmek için Cumhuriyet öncesi dönemi, Cumhuriyet mücadelesini, Cumhuriyet’in kurulduktan sonraki evresini iyi bilmek gerekir.

Dünü anlamadan, bugünü anlamanın bir yolu yoktur. Cumhuriyet tarihini yalanlarla karalamak isteyenlere karşı, belgeli tarih okuyup, iftiralara cevap verebilmek, asla geri adım atmamak "Boynumuzun" borcudur!

*

Sürekli bir kıyas yapma eğilimi içinde olan her bireye sormakta fayda vardır;

Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşını vermek için toprağı kendi kanıyla sulamaya hazırken diğerleri ne yapıyordu?
Mustafa Kemal, savaştığı cephelerde, ulaşabildiği tüm kurumları telgraf yağmuruna tutarken ve uyarırken diğerleri ne yapıyordu?
Peki Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’u ülkenin bağımsızlık planı olarak görürken, diğerleri ne yapıyordu?
Mustafa Kemal, ordu idaresinin Alman komutanlardan acilen alınması için telgraf üstüne telgraf yazarken, üst makamların rütbelileri ne yapıyordu?
Mustafa Kemal, tüm olumsuzluklara rağmen oradan oraya sürülürken, onu kendi hırsları uğruna harcamayı seçenler ne yapıyordu?

Kimse kusura bakmasın, aynı dönem içinden Mustafa Kemal tüm özellikleriyle bütün kurmaylardan, devlet yetkililerinden, tüm düşünce ve fikirlerden ayrılıyor ve sıyrılıyorsa, bu onun karakterinden, ileri görüşlülüğünden kaynaklanıyordur. Diğerlerinin de ileriyi göremeyen, dönemin içinde yabancılara bel bağlamasından kaynaklanıyordur.

Bir Yarbay düşünün Çanakkale’yi ilk başta kıyıdan savunmak gerektiğini söylüyor ve düşmanın çıkarma yapacağı yeri harita da çiziyor. Bir General düşünün ki bu savunma hattını gereksiz görüp, geriye çekiyor.

Bu Yarbay; Mustafa Kemal iken, General ise; Alman Liman von Sanders’tir.

Yarbay Mustafa Kemal, 1 Haziran 1915’te Albaylığa terfi ettirilirken, 8 Ağustos 1915’te Anafartalar Grubu Komutanlığına getiriliyor.

Bu durum neden önemlidir? Mustafa Kemal’in savunma hattı ilk başta uygulansaydı, düşmanın kıyıya çıkması engellenecek ve binlerce verilen kayıp önlenecekti. Bu plan uygulanmadığı için, binlerce şehit kanı toprağı sulamıştır. Bunun sorumlusu orduyu Alman Generallere teslim edenlerdedir. Almanların tek amacı, İngilizleri Çanakkale de daha fazla tutmak, kendi çarpıştıkları cephelerde savaşı kazanmaktır. Bizim erlerimiz, bir yabancının elinde oyuncak olmuştur. Kendi menfaatleri için kullanılmıştır… Bunu hala anlayamadınız mı? Bunu anlamamakta hala zorlanıyor ve tarihe yumuşak bir bakış atmak niyetinde misiniz? Bir karar, binlerce insanın boşuna ölmesine sebebiyet vermiştir, o yüzden geri dönüp baktığımızda, hata yapmıştır diyerek geçiştiremeyeceğimiz konularla doludur tarih!

Bu çarpık düzenin biraz öncesine gidelim… Değinmeden olmaz, kısaca II. Abdülhamit Han’ı ziyaret edelim.

*

II. ABDÜLHAMİT

Zor bir dönemde tahta geçti,
Operadan hoşlanırdı,
Polisiye kitapları severdi,
Fransızca bilirdi,
Döneminde imzalanan 1878 Berlin Antlaşması ile;
Batum, Ardahan, Kars, Oltu, Kağızman Ruslara,
Kotur Kazası ve civarı İran’a,
Bosna Hersek, Avusturya’ya bırakıldı,
Bulgaristan, Karadağ, Sırbistan ve Romanya bağımsız oldu,
Kıbrıs ve Mısır kaybedildi,
Ondan önce 1854’te ilk dış borç alındı,
1881’de Duyunu Umumiye idaresi kuruldu,
İflas eden ekonomi için milyonlarca borç alındı,
Yüksek faizle geri ödemeler yapılmaya çalışıldı,
Köylü vergiye bağlandı,
Döneminde 13 dış borç anlaşması yapıldı,
Borçlar millete için değil,
Yeni saray yapımında zevk için kullanıldı,
Galata bankerlerine borçlanıldı,
Saray yabancı elçiler tarafından kontrol altındaydı,
Ordu Haliç’te çürütüldü,
Suikast korkusuna herkesten şüpheleniyordu,
Hatalı kararlar ile topraklar kaybedildi,
Bazı topraklar masa başında kaybedildi,
Baskı rejimi kurdu,
Basın susturuldu,
Sansür uygulandı,
Devrimler, suikast, grev, cumhuriyet, vatan, millet gibi (…) sözcükler basında yasaklandı,
TRT dizilerinde ki gibi değil,
Gerçekte milyonlarca metrekare Osmanlı toprağı, onun döneminde kaybedildi,
1908’de tahttan indirildi,
II. Abdülhamit dönemi sona erdi…

1905’te kendisine suikast düzenlendi,
Belçikalı Edward Jorris yakalandı,
İdama mahkum edildi,
Yabancı baskısına dayanamayan II.Abdülhamit,
Günümüzde PAPAZ’ı salanlar gibi dik duramayıp,
Jorris’i güle oynaya gönderdi.

Ne demiştik, dünü bilmeden, bugünü anlayamazsınız!

Hafiyeler zamanıydı,
II. Abdülhamit baskıyı artırmıştı,
Her yerde sarayın/sultanın hafiyeleri vardı,
Kitaplar yasaklıydı,
Yayın yapmak suçtu,
Mustafa Kemal öğrenciyken suçlamalarla karşı karşıya kaldı,
Hapse atıldı,
Suçlamalar kanıtlanamadı,
Birkaç ay tutuklu kaldı,
Dışarı çıktığında ise sürülecekti,
Görev Yeri: Suriye olacaktı…

Sürgün onun kaderi olacak,
Vatan savunmasından ve Bağımsızlıktan geri adım atmayacaktı!

*

*** KUT’ÜL AMARE ve KATMA ZAFERİ ***

Şimdi Kut’ül Amare Zaferine bir göz atacağız, KATMA zaferi ile karşılaştırıp, milli bayramlarımızı kutlamamak için, alternatif kutlamalar çıkaranların, neyi kutladığını anlayacağız.

Halil (Kut) Paşa İngilizlere karşı parlak bir zafer kazandı.
Üç tarafı Dicle Nehri ile çevrili olan Kut’ül Amare doğru hamleler ve sabır soncunda İngilizlerin eline bırakılmadı. Irak topraklarında kazanılan bu zafer, günlerce kutlandı ve dillerden düşmedi. İngilizler, teslim oldu olmasına da bunu unuttu mu?

Enver Paşamızın(!) hamleleri sayesinde, Halil Paşa’nın himayesinde ki ordunun yarısını, İran’a gönderdi. Türk gücü bu hamleden sonra zayıfladı. İngilizler bu durumu değerlendirmek için tüm imkanlarını seferber ederken, yanlış hamlenin bedelini ödeyeceğinden habersiz olarak Enver Paşa zafer sarhoşuydu. Bütünü görememek sorunu yaşıyordu.

11 ay sonra İngilizler 22 Şubat 1917’de Kut’ül Amare’yi ele geçirdi. 11 Mart 1917’de de Bağdat’ı aldılar.

Bu kaybın en baş sorumlusu Enver Paşa'dır.

Şimdi bu konuyu neden anlattım? Kut’ül Amare ile ilgili bir çok yayın yapılıyor ve kitap basılıyor. Zafer güzel bir şeydir, kutlanır, hatırlanır, kahramanlıklar anılır, hep birlikte analım. Yalnız; 11 Ay sonra kaybedildiği neden hatırlatılmaz?

Eğer bu gerçekten zaferse, neden bu bölge sınırımızda değil? Devamlılığı olmayan bir zafer, zafer midir?

Gazi Paşa şöyle der;

“Hiçbir zafer gaye değildir, zafer ancak kendisinden daha büyük bir gayeyi elde etmek için en belli başlı vasıtadır.”

Peki Kut zaferi, ne işe yaramıştır? 11 Ay sonra kaybedilmiştir. Anlık olarak kazanılan, daha sonra kaybedilen yeri, milli bayramlara alternatif diye ortaya çıkartmak neyin göz boyamasıdır? Zaferi anlatanlar, Halil Kut Paşamızın ve şehitlerin ve gazilerin haklarına tecavüz etmiyorlar mı? Onları kullanmıyorlar mı? Durum ortadadır ve menfaat uğruna kullanılmaktadır. Siyasete alet edilmiştir.

*** Mustafa Kemal ve KATMA Zaferi ***

Atatürk, Katma Zaferini anlatırken “Türk süngüleriyle sınır çizdim” diyor ve bunu Erzurum ve Sivas Kongrelerinde “Türkiye’nin milli sınırlarını belirlemek için ben Türk süngülerinin çizdiği bu hattı ileri sürdüm” diyecekti.

Katma Zaferi ile ilgili Fahrettin Altay Paşa;
Yıldırım Orduları dağıldı. Ordu Komutanı Liman Von Sanders kaçtı. Cevat ve Mersinli Cemal Paşalar da ordu komutanlığını Mustafa Kemal'e bırakıp gittiler. Mustafa Kemal'in bu koşullarda “istila ordusunu” Halep civarında durdurması “hayrete şayan bir olaydır.” diyecekti.

30 Ekim 1918’de Osmanlı Mondros ile teslim olurken, Mustafa Kemal teslim olmayacaktı, o hiçbir zaman teslim olmadı. I. Dünya Savaşı’nın son muharebesini o kazandı. Son milli sınırları SÜNGÜLER ile çizdi.

“Türk Ordusu'nun geri çekildiğini düşünen İngiliz-Arap kuvvetleri, 26 Ekim 1918'de saldırdılar. Ancak hiç beklemedikleri bir direnişle karşılaştılar, yenilip geri çekildiler. Atatürk, çok güçlü bir İngiliz atlı tümenini geri püskürterek I. Dünya Savaşı'nın son muharebesini kazandı. Böylece 19 Eylül 1918'de Yafa'nın kuzeyinde başlayan İngiliz saldırısını, 500 km'yi aşan bir ilerlemeden sonra, 26 Ekim 1918'de Katma bölgesinde; İskenderun, Beylan, Dir Cemal, Telrifat çizgisinde durdurdu. İki gün sonra Antakya'yı da kontrol etti.”
(ATASE, Birinci Dünya Harbi'nde Türk Harbi, Sina-Filistin Cephesi, C.4, Kısım 2, s. 728 vd)

Şimdi Kut ile Katma Zaferini neden anlattığımı anlamışsınızdır. Tarihimizi karşılaştırıp küçültmek ya da büyütmek gayesi değildir, tarihi yanlış anlatıp, insanları kutuplaştıranlara karşı bir cevaptır. Kronik kitap bu konularda çok başarılı, gündemi kaçırmıyor hemen kitap basıyor. Maşallah diyelim onlara…

*

*** YIKILIŞ VE KURTULUŞ ***

Muazzez İlmiye Çığ , Atatürk Ve Sumerliler kitabında der ki;

Türkiye'de Atatürk Devrimi'yle birlikte tam üç devrim birden yaptık.
1- Rönesans,
2- Sanayi Devrimi,
3- Fransız Devrimi. #37051398

Mustafa Kemal, bağımsız bir ülke kurma uğraşına girişirken, aynı dönemlerde Faşizm ve Bolşevizm dalgaları yayılıyordu. Hepsine set çekti ve bu topraklara özgü modernleşme atılımları ile, tam bağımsız, üreten bir Cumhuriyet kurdu.

Mustafa Kemal’i anlamak, az zamanda yaptığı ÇOK ve BÜYÜK işleri bilmekten geçer.
Mustafa Kemal’i anlamak, bir kitapla olmaz, Cumhuriyet döneminin öncesini ve sonrasını da anlamak gerekir,
Mustafa Kemal’i anlamak, İZİNDEYİZ demekle de olmaz; hem de hiç olmaz, Fikirlerinin etrafında beyin fırtınası yaparak daha da büyütmek gerekir,

Mustafa Kemal’i anlamak, sadece onu anlamakla da olmaz, en az bu kadroyu da anlamakla olur;
*Dr. Reşit Galip,
*Mahmut Esat Bozkurt,
*Şükrü Saracoğlu,
*Salih Bozok,
*Albay Nazım,
*Yarbay Mahmut,
*Ali Kemal Efendi,
*Rifat Börekçi,
*Mazhar Müfit Kansu,
*İbrahim Ethem Akıncı,
*Asker Saime,
*Eribe,
*Türkan Baştuğ,
*Mustafa Necati,
*Vasıf Çınar,
*Hasan Ali Yücel,
*Ruşen Eşref Ünaydın,
*Yunus Nadi,
*Falih Rıfkı Atay ve niceleri…

Mustafa Kemal fikir adamı idi, tek başına hiçbir şey yapmamıştır. Arkasında dev bir kadro vardır. Onu yalnızlaştıran aslında, bu isimleri saklayanlardır. Bilmenizi istemiyorlar, neler yapıldığını anlamanızı istemiyorlar, Cumhuriyet’in nasıl yokluk içinde kurulduğunu bilmenizi istemiyorlar, kısaca anlatarak bir günde kurulmuş hissi veriyorlar…

Atatürk'ün kendisinin kurduğu ve özerk kurumlar olan Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu ne yapmaktadır? Neden Cumhuriyet dönemine ait kitapları tekrar basmamaktadır? Nedeni şu, kendi ayakları üzerinde dursun diye devletten bağımsız kurulan bu kurumlar, 1980'lerden sonra devlet himayesine alındı. Yani iktidara göre yayınlar çıkarmaya, Cumhuriyet döneminin yayınlarını tekrar basmamaya başladı. Türk Tarih Tezi sahaflarda ateş pahası ama TTK bu kitabı inatla tekrar basmıyor, basmak istemiyor!

Mustafa Kemal’i anlamak için, Cumhuriyet’i anlamak gerekir.

Ne haldeydik, ne hale geldik sorunu sorduğumuzda, Turgut Özakman şöyle diyor;

"Kısacası ölüyorduk, dirildik; kulduk, vatandaş olduk; yarı sömürgeydik, tam bağımsızlığa kavuştuk; çağdışıydık, çağı yakaladık; dünyaya kapalı bir toplumduk, dünyaya açıldık; ikinci sınıf bir devlet muamelesi görürken, milletler ailesinin eşit bir üyesi olduk; her yerde ve her düzeyde saygı gördük; uygar dünyanın kamuoyu karşımızdaydı, yanımızda yer aldı; milli ekonomi ve planlı kalkınma dönemini açtık; Batı on yıl tek kuruş kredi vermediği halde, dürüst ve bilinçli bir yönetim sayesinde sanayi dönemini başlattık; birçok fabrika kuruldu; Osmanlı Devleti borca batıktı, bütün borçlarını son kuruşuna kadar ödedik; kıt kanaat geçindik ama tüm yabancı kurumları ve demiryollarını millileştirdik; yeni demiryolları yaparak yurdun batısıyla doğusunu, kuzeyiyle güneyini birleştirdik; sanata, kültüre, spora büyük önem verdik; onurlu, bağımsız bir dış politika izledik; bütün komşularımızla dostça ilişkiler kurduk." #29696994

Yetmez ama kısa bir özet bile nefeslerimizi kesmeye yetiyor haliyle…

*

"Çözümleri, yaşadığımız hayatın içinden çıkardık. Hiçbiri sebepsiz değildir, hepsi hayat kadar güçlü gerekçelere dayanmaktadır."

Bu söz o kadar büyük anlamlar içeriyor ki, etrafımıza baktığımızda her şeyde bu sözü görebilmemiz mümkün.

Kahvesine atacak şeker bulamayan Atatürk, 1926 yılında Uşak Şeker Fabrikası’nı kuracaktı.
İstikbali Göklerde arayan Atatürk, 1936’da Nuri Demirağ Uçak Fabrikası’nı kuracaktı,
Savaşta silah bulamayan Atatürk, 1926’da Kırıkkale Mühimmat Fabrikası’nı kuracaktı,
Kurtuluş Savaşını veren askerlerin halini bilen Atatürk, 1927’de Bünyan Dokuma Fabrikası’nı kuracaktı,

Eskişehir Kiremit Fabrikası 1927’de,
Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası 1928’de,
İstanbul Otomobil Montaj Fabrikası 1929’da,
Nuri Killigil Tabanca, Havan ve Mühimmat Fabrikası 1930’da,
Konya Ereğli ve Bakırköy Bez Fabrikaları 1934’te
İzmit Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası 1934’te,
Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası 1934’te,
İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası 1934’te,
Bursa Merinos Fabrikası 1935’de
Ankara Çubuk Barajı 1936’da,
Malatya Sigara Fabrikası 1936’da,
Karabük Demir Çelik Fabrikası 1937’de,
Divriği Demir Ocakları 1938’de,
Sivas Çimento Fabrikası 1938’de kurulmuştur.

Bu fabrikalar neyi ifade etmektedir?

Batı tarafından sömürülen Osmanlı üretmemiş, tüketmiş, borçlanmış ve sömürge edilmiş, en sonunda fişi çekilmiştir.

Genç Cumhuriyet ise, kısa vadede borçları kapatmış, yabancı sermayeli şirketleri millileştirmiş, üretmiş ve kalkınmaya başlamıştır.

Bu fabrikalar, TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ ifade etmektedir!
Şehit kanlarının boşa gitmediğini göstermektedir!
Köylünün, çalışıp millete efendilik etmesini ifade etmektedir!
Bu fabrikalar DİRENEN bir ülkenin Kaleleridir.

Atatürk “Her Fabrika Bir Kaledir.” demiştir. Bu sözün haklılık payı o kadar yüksektir ki, bu sözü kavrayamamış olanlar değer bilememiştir.

Batı 300 yıldır atılım yaparak gelişmiş ve modernleşmiş bir toplum olmasına karşın, Osmanlı bu durumdan çok uzaktı. Genç cumhuriyet 15 yılda yapılan atılımlarla arayı kapatmış, ekonomik alanda yükselme yaşanmış, üniversite reformları ile eğitim çağ atlamış, okuma yazma oranı harf inkılabı ile yükseltilmiş, yetişen öğrencilerimiz yurt dışına eğitimine “KIVILCIM” olarak gönderilmiş, “ALEV” olarak dönmüşlerdir.

Cumhuriyeti anlamak için, her bir kıvrımı, her bir dokunuşu bilmek gerekir. Hissetmek, ait olmak, paylaşmak ve minnet duymak gerekmektedir.

Yanında arkadaşları vardı, evet. Nutuk’ta çok önemli bir gerçeği söyler Atatürk;

“Millî Mücadele’ye beraber başlayan yolculardan bazıları, millî yaşamın bugünkü cumhuriyet ve cumhuriyet yasalarına kadar gelen gelişmelerinde, kendi fikrî ve ruhî yeteneklerinin kavrayış sınırı bittikçe, bana karşı direnişe ve muhalefete geçmişlerdir. Bu son sözlerimi özetlemek gerekirse, diyebilirim ki, ben milletin vicdanında ve geleceğinde hissettiğim büyük gelişme yeteneğini, bir millî sır gibi vicdanımda taşıyarak yavaş yavaş, bütün toplumumuza uygulatmak zorunluğunda idim.”
1927 (Nutuk I, s. 15-16)

Yavaş yavaş yaptı, Cumhuriyet’i içinde sakladı, soranlara cevap vermedi, ta ki ilan edeceği evreye kadar.

Üst paragrafta Nutuk’tan yaptığım alıntı çok önemlidir. Yanındaki arkadaşlarının KAVRAYIŞ SINIRINDAN bahsediyor Atatürk. Nasıl ki, bugün "nasıl anlamıyorlar" diyorsak, o gün de anlaşılmıyordu.

Mustafa Kemal Cumhuriyet derken, Saltanat diyorlardı,
Mustafa Kemal Özgür Kadın derken, onlar perdeler arasında kadın istiyordu,
Mustafa Kemal Üretelim derken, onlar borç alalım diyordu,
Mustafa Kemal Geldikleri Gibi Giderler derken, onlar Amerikan ve İngiliz Mandası diyordu,
Mustafa Kemal Tam Bağımsızlık derken, onlar yapma etme İzmir’i de mi alacağız diyordu,
Mustafa Kemal Eğitim derken, onlar medrese diyordu,
Mustafa Kemal Bilim derken, onlar halife diyordu,
Mustafa Kemal Modern Türkiye derken, onlar hilafet istiyordu,

Yanında olan insanlar kısım kısım, fikir fikir ona karşı çıkmıştı. Onları idare etti, dereyi geçmesi gerekiyordu.

Yaptığı birçok şeyi tabi ki onunla yola çıkanlarla yaptı, ama;
Birçok yeniliği ve gelişimi de ONLARA RAĞMEN yaptı!

*

*** LOZAN ***

Özellikle LOZAN’ın hala anlaşılamadığını görüyoruz. Bu kitap özelinde bilerek konu etmedim, çünkü LOZAN’a yakışır bir inceleme, LOZAN ile ilgili bir kitapta olmalı.

ABD’li senatör Upshow’un, 1927 yılında ABD Senatosu’nda, Lozan hakkında yaptığı konuşması;

“Lozan Antlaşması, Timurlenk kadar hunhar, Korkunç İvan kadar sefil ve kafatasları piramidi üzerine oturan Cengiz Han kadar kepaze olan bir diktatör’ ün zekice yürüttüğü politikasının bir toplamıdır. Bu canavar, savaştan bıkmış bir dünyaya, bütün uygar uluslara onursuzluk getiren bir diplomatik anlaşmayı kabul ettirmiştir. Buna her yerde ‘Türk Zaferi’ dediler.”

Kuyruk acısının farkındasınız değil mi? Lozan işte böyle bir anlaşmadır. Lozandan önce kaybedilen toprakları ve ada ve adacıkları bilmeyenler ilk önce onları öğrenmeliler. Torun tombalak lafları ağızlarından düşmüyor ama soru sorduğunuzda “sen benim ceddime” diye başlıyorlar. Neyse…

Mondros, Sevr ve Lozan ile ilgili başka planlarım var, şimdilik affınızı istiyorum.

*

Mustafa Kemal Atatürk
Kuldan birey,
Ümmetten millet,
Saltanattan Cumhuriyet yaratmıştır.
Bugün yapılmak istenen şey,
Bireyden Kul olması, Milletten ümmet olması, Cumhuriyet Rejiminin Saltanat vari bir rejim halini almasıdır.
FİKRİ HÜR, VİCDANI HÜR, İRFANI HÜR bireyler yetişmesi için bize en büyük eserim dediği Cumhuriyet’i bırakan Atatürk’e karşı, onu anlayan ve fikirlerini kendisine rehber edinen Türkiye Halkı, gerçek anlamda bu saçmalığı yer mi?
Yiyenlere afiyet olsun, CUMHURİYET evlatları buna izin VERMEZ!
İçiniz müstereh olsun!

*

Kitap içeriğinde olan ama değinmediğim, Hitler ve Mussolini konusunu başka incelemelerde detaylıca anlatıyorum, o yüzden incelemeyi uzatmak istemedim. Hitler ve Mussoli’nin kadınlar hakkında ki görüşlerinden iki alıntı paylaşıp, Özdemir İncenin Cumhuriyet kadınlarımıza sorduğu soruyu, ben de okurlarımıza sormak istiyorum.

Mussolini;
"Çalışan kadın, erkeğin işsiz kalmasına neden olmaktadır." #40425413

Hitler;
"Nasyonel Sosyalistler, kadınların politik hayatta konumlanmasına yıllarca karşı çıktık, çünkü bize göre bu değersiz olurdu." #30664054

Almanya’da Hitler, İtalya’da Mussolini Etkisi Batılı kadına adeta “cehennem” hayatı yaşatırken aynı dönemde Türkiye’de ATATÜRK Etkisi, Türk kadınını bin yıllık zincirlerden kurtarıp ÖZGÜRLEŞTİRİYORDU.

O zaman şu soruyu soralım;

"Ruh ve Kafa sağlığı yerinde bir kadın kendisini esaretten kurtaran bir yasa yapan Cumhuriyet'e nasıl karşı olur?" #36123811

*

Sinan Meydan ‘ın belgelerle yazdığı kitaplar, birçok kıyıda köşe kalmış konuyu gün yüzüne çıkartıyor. Kendisine yazdığı bütün eserleri için teşekkür ediyorum. Cumhuriyet’in ilk döneminde Falih Rıfkı Atay vardı, ben ona Atatürk’ün kalemşörü diyorum, bizim dönemimizde ise Sinan Meydan var!

*

Ve Unutmadan;

"Bu toprakların kötü kaderini değiştiren etki;
Mustafa Kemal Atatürk Etkisidir." #40428206

Ve son olarak, diyeceğim o ki;

"Bu topraklarda yaşayan aklı başında birinin
-eğer cahil veya hain değilse-
Atatürk'e düşman olması mümkün müdür Allah aşkına?" #28672371

Sinan Meydan

*

İncelemeyi okuduğunuz ve zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Bu kitabı okumadan önce Yüzyılın Kitabı - Yüzyılın Lideri nı okuyunuz. Atatürk Etkisi, bu kitabın devamıdır.

10/10

*

Kitap içerisinde bulunan kaynakça kitapların bir çoğuna sahibim. Bu kitapların bir kaçını sizler içinde ekliyorum;

Mustafa Kemal Atatürk - https://1000kitap.com/kitap/nutuk--131279 ve Atatürk'ün Bütün Eserleri

Falih Rıfkı Atay - Çankaya

Cahit Kayra - 1923 - 1950 Devletçilik Altın Yıllar

İsmail Yavuz - Mustafa Kemal'in Uçakları

Lord Kinross - Atatürk

Afet İnan - Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler

Şerafettin Turan - Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Devrim Tarihi (1. Kitap)

Şevket Süreyya Aydemir - Tek Adam - Cilt 1 (I-II-III)

İlave olarak;

Cengiz Özakıncı - Tarih Üzerinden Psikolojik Savaş ve Atatürk Dersi

Kansu Şarman - Türk Promethe'ler

Arnold Reisman - Nazizmden Kaçanlar ve Atatürk'ün Vizyonu

Murat Bardakçı - Yıkılış ve Kuruluş, Clt

Andrew Mango - Atatürk - Modern Türkiye'nin Kurucusu

Erol Mütercimler - Fikrimizin Rehberi

(...)
792 syf.
·Beğendi·10/10
tesadüf eseri orjinalini yerde kitap satanlardan alıp eve gelmemle beraber okumaya başladım .. 2 gün gibi cok kısa bir sürede bitirdim.. kafası aydınlık düşünceleri ve fikirleri hür her bireye önerim mutlaka okumaları yönünde olacaktır..inanılmaz bir kitap..
M.G
M.G Yüzyılın Kitabı - Yüzyılın Lideri'yi inceledi.
399 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Okuyun, Okutun, Ogrenin...Herkesin bilmesi gereken ve ozellikle bugunlerde yanlis bilinen cogu bilgiye isik tutan bir kitap.Hatta okullarda ders kitabi olarak okutulmasindan yanayim cocuklarimiz ve genclerimizin dogrulari gormeleri ve bilgilendirilmeleri adina...
555 syf.
·10 günde·8/10
Aslında, bu kitabın anlatmak istediği, siz değerli okurlara vermek istediği üç temel ana fikri var.
Tam bağımsızlık,
Tam bağımsızlık,
Tam bağımsızlık.

1838 balta limanı antlaşmasıyla batıya verilen en büyük kapitülasyon sonrası Osmanlı'nın beli bir daha doğrulamadi. 1881 Duyun-i Umumiye ise elimizde ne var ne yok alıp batıya gönderiyordu. Şirketin yüksek maaşlarini bile Osmanlı ödüyordu. Ekonomik olarak iflas eden Osmanlı, Balkan savaşlarında ve 1. Dünya Savaşı'nda manen de çökmüştü. O günlerde ülkenin dört bir yanı işgal edilmiş, hükümet işgalcilere misafir muamelesi yapıyordu. İstanbul limanı yedi duvelin savaş gemileri ile dolmuş, padişah ve damadı Ferit'e sadece bir avuç toprak kalmıştı yönetmesi gereken. Ama taht yerli yerindeydi. Hükümet ve işbirlikçileri, İngiliz ve Fransızlara adeta yalvarıyordu. Mandaniz olalım, Yunan gitsin siz gelin v.s. halk uykuda, devlet rehindi. Ta ki İzmir'in işgali gerçekleşinceye kadar. 15 Mayıs günü ,daha karaya çıkmadan ,Yunanlar 2000 kişiyi öldürdü. İşte o gün içinde bulunduğumuz vaziyet en azından halk tarafından anlaşıldı. 9 Eylül'e kadar direniş ve nihai son.

Ardından Lozan görüşmeleri. Zaman zaman askıya alındı, ara verildi. Kiran kırana bir direniş te Lozan'da. Bir destan da Lozan'da verildi. Artık tam bağımsızlık yolunda önemli bir adım daha atılmıştı.
" Türkiye, Lozan'a arazi sorunlarını çözmekten çok ,tam bağımsızlığını kabul ettirmek için gitmiştir." Doğan Avcıoğlu

Kitabın ana başlıklarınin özünde hep tam bağımsızlık var. Mesela,doğu ülkelerinin Türk bağımsızlık savaşını kendilerine örnek alması. Özellikle Hindistan ve Cezayir. Mustafa Kemal Atatürk 'e inanılmaz bir saygı, hayranlık. Belki de bizim gostermedigimiz şekilde. Koyunlarinda Atatürk fotoğrafları. Gandhi,nehru gibi liderlerin demeçleri.

Bir başka mesele mandalık. Bizimkiler esareti kabul etmişler, İngiliz mı olsun, Amerikan mı, tartışmasinda. Kimler yok ki, aralarında. Halide Edip, Yahya Kemal, Refet bey,Rauf bey...
Yahya Kemal şiir yazmış bu konuda.

" Ah İngilizler, keşke vatanımızın hepsini alsalar, Mısır gibi olsak."
Ozentiye bakın.

Sözün özü; içine düştüğumuz çıkmanın tek yolu, 1923 , cumhuriyet ayarlarina geri dönmek. Yol belli,yol Atatürk'ün yolu.

Hepinize keyifli günler...
240 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Mu ile ilgili araştırmalarıma ilk olarak, Mustafa Kemal Atatürk'ün "Türk Tarih Tezi'ni kuvvetlendirmek için", Meksika'ya gönderdiği Tahsin Mayatepek'in, 14 raporundan son 7 raporunu anlatıldığı, Kemal Şenoğlu'nun "Mayatepek Raporları adlı kitabından başlamıştım.

Sonrasında malum merakım ve James Churchward'ın, Kayıp Kıta Mu ile ilgili dört kitabından sonra had seviyeye ulaşmış ve en son olarak Sinan Meydan'ın "Atatürk ve Kayıp Kıta Mu" kitabı ile bugüne gelmiş bulunuyorum.

Öncelikle bu kitabı anlamak için Mu ile Atatürk'ün nasıl yollarının kesiştiğini anlatmak gerekiyor.

Atatürk Türkiye Cumhuriyeti'ni kurduktan sonra batının dikte ettiği, bütün insanlığın Avrupalı "ari ırktan" geldiği, Anadolu'nun da asıl bu ari ırk'a ait olduğu ve fakat barbar(!) Türkler'in Anadolu'yu işgâl ettiği "yalanına" fazlasıyla karşıydı. Bundan dolayıdır ki, Güneş dil Teorisi ve Türk Tarih Tezi üzerine özellikle 1930 ve sonrasında bir çok araştırmalar yaptı/ yaptırttı.

Atatürk, Türk Milleti'nin "binlerce yıl önce" Orta Asya'dan Anadolu'ya geldiğine ve Anadolu'ya medeniyeti Türkler'in getirdiğine inanıyordu. 1071 yılının Türklerin Anadolu'ya ilk değil son gelişi olduğuna inanıyordu. Bilimsel çalışmalar, antropolojik araştırmalar ve nihayet arkeolojik bulgular da Atatürk'ün bu düşüncesini desteklemiş bundan dolayıdır ki Atatürk Türk Tarih Tezi üzerine çalışılmasını emretmişti.

İşte bu sırada Tahsin Mayatepek'i Meksika'ya gönderdi ve Tahsin Mayatepek orada "Güneş dil Teorisi" için çalışmalar yaparken Kayıp Mu kıtası ile yolları kesişti. Bunun üzerine Atatürk'e James Churchward'ın, Kayıp Kıta Mu adlı kitabından bahsetti ve Atatürk James Churchward'ın konu ile ilgili 4 kitabını Türkiye'ye getirterek Türke'ye çevirtti.

İşte bundan sonrası bu kitapta detaylıca anlatılıyor.

Bu kitabı bitirdikten sonra, Atatürk'ün ömrünün sonlarında bu konuyla ilgili inandıklarını iki kısımda ifâde edebilirim...

1- Türkler Orta Asya'ya Mu'dan göç etmişlerdir.
2- Dünyadaki ilk dil Mu dili yani Türkçe'dir.

İşte kitapta bu iki nazariyenin ispat edilişini ve Atatürk'ün de bu konular ile ilgili görüşlerini okuyacaksınız...
528 syf.
·4 günde
Okuduğu ilk Sinan Meydan eseridir. Ve şimdiye kadar neden okumadığımı sorgulamadım. Cumhuriyet Tarihi Yalanları 1. kitabı 4 konuyu ele alıyor:1)KURTULUŞ SAVAŞI'NI ATATÜRK DEĞİL DEDEM BAŞLATTI!
2)VAHDETTİN HAİN DEĞİLDİR! 3)KURTULUŞ SAVAŞI ÖNEMSİZDİR! 4)YAZI VE DİL DEVRİMİ TÜRKİYE'Yİ TARİHİNDEN KOPARMIŞTIR!

Bu dört Cumhuriyet tarihi yalanı içinden beni en çok etkileyen Yazı ve Dil Devrimi Türkiye'yi Tarihinden Koparmıştır adlı bölüm oldu. Uzun zamandır düşündüğüm ve kendi kendime neden değiştirildi dediğim ve bu konuda okuduğum 2/3 kaynak da beni tatmin etmediği için devamlı kafamda soru işareti olan bu inkılâbın neden yapıldığını bu kaynakta o kadar net bir şekilde anlatılmasına şahit oldum ki kafamda ki bir soru tamamiyle bertaraf oldu diyebilirim. Bizlere yıllarca doğruymuş gibi anlatılan dört konun aslında sistematik olarak bizler üzerinde işlenip durması boşa değilmiş. Ve anlıyorum ki şu an içinde bulunduğumuz durumda bu yalanlar ve benzerleri gibi devamlı birileri tarafından birçok yazara tekrarlattırıldığı için yapılan işlerin hayır olmasa bile bizim için hayırmış görmemize ve bir nevi gözlerimiz kör edilerek gerçeklerden bihaber yaşamamıza sebebiyet veriyor.Yıllarca bu ülkenin insanlarına, bu ülkeye hainlik yapmış kişileri kahraman gibi tanıttıkları gibi daha sonra hainlikleri kanıtlansa bile halk bunu kolay kolay kabullenmedi. Yani yaptıkları propagandalar kısmen tuttu. Son dönemler de rahatça Atatürk'e iftiralar artmış ve bir halkın yeniden küllerinden doğarak bağımsızlık için canlarını feda ederek yeni kurulan Cumhuriyet'in temellerine akıllarınca bombalar döşeyen ve bu bombalara göz yumanlar elbet tarih sayfalarında bir gün yargılanacaklardır. Bu eser de; Vahdettin'in,Çerkez Ethem'in, Damat Ferit'in nasıl ihanet içerisinde bulunduklarına belgeler ışığında tanıklık edeceksiniz.
399 syf.
·76 günde·Beğendi·10/10
Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk ve silah arkadaşları ile ilgili yazılan kitapları her zaman severek okumuşumdur Sinan Meydan baş ucuna koyulacak güzel eser hazırlamış kitabını dönem resimlerini ekleyerek daha güzelleştirmiş kitabın özeti benim okuduğum ve anladığım Atatürk devrimlerini bugüne kadar layıkı ile uygulayıp bu devrimlere bağlı kalsaydık bugün bambaşka bir Türkiyemiz olabilirdi gençlere yaşlılara 7’den 70’e kitabı herkesin okumasını tavsiye ederim

Yazarın biyografisi

Adı:
Sinan Meydan
Unvan:
Türk tarihçi ve yazar
Doğum:
Şavşat, Artvin, 1975
1975 yılında Artvin Şavşat'ta doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini Şavşat'ta (Vahdettin Yıldız Ortaokulu-Şavşat Lisesi), yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nde tamamlamıştır.(1993-1997). İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Ana Bilim Dalı'nda master yapmıştır.

1997 yılından itibaren 'Ön Türk Tarihi', 'Cumhuriyet Tarihi ve Atatürk' üzerine araştırmalar yapmaktadır. Çalışmalarının odak noktası Atatürk'tür.

Bir ara "tarih hocalığı" de yapan Sinan Meydan, kısa bir süre ODA TV'de yazmıştır.

Sinan Meydan, çok sayıda yazı yazmış, yurt genelinde çok sayıda konferans vermiş; birçok televizyon programına katılmıştır.

Sinan Meydan şu sıralar bir taraftan kitap çalışmalarına ve konferanslarına devam ederken, diğer taraftan bazı tarihi filmlere danışmanlık yapmakta, Bütün Dünya Dergisi'nde yazmakta ve KANAL 99'da Saklı Tarih adlı bir tv programı yapmaktadır.

Özlem Akkoç ile evli olan Sinan Meydan, İdil Maya adlı bir kız çocuk babasıdır.

15 yıldan fazla bir süredir Atatürk üzerine çalışan Meydan, Atatürk'ü şu üç sözcükle tanımlamaktadır: Tam bağımsızlık (antiemperyalizm), Çağdaşlaşma (muasırlaşma), Ulusal egemenlik (demokrasi).

Yazar istatistikleri

  • 351 okur beğendi.
  • 2.269 okur okudu.
  • 105 okur okuyor.
  • 2.009 okur okuyacak.
  • 33 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları