Şinasi Gündüz

Şinasi Gündüz

YazarEditör
8.3/10
31 Kişi
·
104
Okunma
·
15
Beğeni
·
645
Gösterim
Adı:
Şinasi Gündüz
Tam adı:
Prof. Dr. Şinasi Gündüz
Unvan:
Türk Akademisyen, İlahiyatçı, Yazar
Doğum:
Hekimhan, Malatya, Türkiye, 1960
Prof. Dr. Şinasi Gündüz lisansını Ankara Üniversitesinde lisansüstü eğitimini İngiltere’de Durham ve Manchester üniversitelerinde tamamladı. 1995’te Dinler Tarihi Doçenti, 2003’te Profesör oldu. 2009-2012 yılları arasında İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dekanlığını yaptı. Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) aslî üyesi olan Prof. Gündüz, Milel ve Nihal: İnanç, Kültür ve Mitoloji Araştırmaları Dergisi ile Journal of Social and Human Sciences süreli yayınlarının editörlüğünü de yapmaktadır. Yurtiçinde ve yurtdışında yayınlanan çalışmaları arasında şunlar sayılabilir:

The Knowledge of Life: The Origins and Early History of the Mandaeans and Their Relation to the Sabians of the Qur’an and to the Harranians, Oxford: Oxford Univeristy Press 1994.

Sâbiîler Son Gnostikler, Ankara: Vadi 1995.

Din ve İnanç Sözlüğü, Ankara Vadi 1998.

Mitoloji ile İnanç Arasında: Ortadoğu Dinsel Gelenekleri Üzerine Yazılar, Samsun: Etüt 1998.

Pavlus: Hıristiyanlığın Mimarı, Ankara: Ankara Okulu 2001.

Dinsel Şiddet: Sevgi Söyleminden Şiddet Realitesine Hıristiyanlık, Samsun: Etüt 2002.

Küresel Sorunlar ve Din, Ankara: Ankara Okulu 2005.

Misyonerlik, Ankara: DİB Yayınları 2005.

Change and Essence: Dialectical Relations Between Change and Continuity in the Turkish Intellectual Tradition, (eds. Şinasi Gündüz, Cafer S. Yaran) Washington: RVP 2005.

Yaşayan Dünya Dinleri, (ed. Şinasi Gündüz) Ankara 2007.

Anadolu’da Paganizm: Antik Dönemde Harran ve Urfa, Ankara: Ankara Okulu Yayınları 2005.
"Başkasını yargılamayın ki siz de yargılanmayasınız. Başkasını nasıl yargılarsanız, siz de aynı yoldan yargılanacaksınız. Hangi ölçekle ölçerseniz size de aynı ölçek uygulanacak. (...)"
“Hıristiyanlık açısından Hz.Îsâ’nın vefatından sonraki dönemde ortaya çıkan en önemli figür Pavlus’tur.”
Şinasi Gündüz
Sayfa 29 - İsam YAYINLARI
Tüketime yönelik davranışlardaki amaç artık ihtiyaç ya da estetik değil, modaya uymaktir. Onun için düne kadar absürt olan bu gün vazgeçilmez oluyor..
223 syf.
·7 günde
Falwel diye biri, islamı ve islami değerleri şiddet ve terörle iç içe göstermektedir. Hatta bununla kalmayıp islamcıların ABD ve Hristiyanlardan nefret ettiğini söyleyerek insicamda bulunmuştur. Hatta AB'ye girerse müslümanlar buna zarar vereceğini söylemiştir (Hristiyan geleneğine )ve batı ülkelerinde göçmen işçi statüsünde çalışan müslümanların kovulup yerine Doğu Avrupa'dan hristiyan işçiler getirilmeye kadar iş varmaktadır .Yazara göre tarih boyu dinsel inanışlar şiddete referans olarak kullanılmıştır. Şinasi gündüz şiddete referans olarak kullanılan unsurlarda en çekici şey şiddete başvuranların dinsel metinlerle, şiddet eylemleri arasında kurdukları ilişkidir. Kurana baktığımızda evrensel boyutta şiddet ön gören ifadeler mümkün değildir. Yani kurandaki ifadeler müslümanlara hitap etmekte onların yaşadıkları şart ve durumları konu almaktadır. Dolayısıyla kurandaki böylesi ifadeler o özel ve tarihsel şart ve durumlarla yakından irtibatlıdır. Kısaca temelde barış ve esenlik temalarını işleyen, islam bireylere ve topluma karşı yapılan bir taciz veya haksızlığın ortadan kaldırılıp, cezalandırılması durumunda şiddetle ilişkili görülebilecek bazı yatırımlara başvurmayı yasal görmektedir. Hristiyanlıktada çok şiddet vardır. Orta çağ dan günümüze kadar görüşleri nedeniyle Hristiyanlarda bazı düşünür ve yazarlar (ilahiyatçı) ölüm cezasına çarptırılmıştır. (Pavlusun mektubunda )Mesihin incilde kötü olarak anlatılan davranışlarının içerdiğini ve bu Mesih öfkeli figürünün " düşmanlarınızı bile sevin " deyip herkese yönelik bağışlama ve hoşgörüden bahsetmesi ne kadar tutarlı olabilir. Pavlusçu anlayışa göre " tüm yönetim şekillerini yaratıcı yaratmıştır. O yüzden ne ile yönetiliyorsanız ona boyun eğin ama kötülük yaparsanız, boş yere yönetim kılıç taşımıyor. " der.pavlusun bu anlayışı tarihi hristiyanlığın otoriteden otoriteye şiddete bakışında bir ölçüdür. Reform ve Rönesans döneminde kiliseye teokrasi karşıtı şeyler yaşanmışsada, kilise iktidarı laik yönetimlere bırakarak, yeniden Pavlusçu çizgiye dönmüştür. Pavlusçu anlayış doğrultusunda reform döneminde Luther, savaş ve şiddete değil, siyasal otoriteden kaynaklanmayan savaş ve şiddette karşı çıkmıştır. Hristiyan geleneğinde çarmıh şiddetin meşrulaştırılmış halidir. Onlara göre çarmıh teolojisi kurtuluş anlayışıdır. Pavlus çarmıh kapsamında çarmıh teoljisinde acı çekerek ölen isa insanların suçları için Kefaret ödemiştir. Ve günahtan aklanmaları için yeniden diriltilmiştir ama isa ne amaçla olursa olsun acı çekerek ölmesi İsa'nın şahsında gerçekleşen bir şiddetir. Yazar burda şu soruyu soruyor. Tanrının kanı kanla yıkamaya çalışması ve insanların musallat olduğu ölümü yenmek için bir başkasının ölümünü görmesi etik açıdan ne kadar doğrudur?
Ve bu şekilde şiddet, bir şiddet eylemini ön gören bir tutum " Seven tanrı " motifleriyle nasıl bağdaştırılabilir? Ayrıca isa'yı çarmıha germe eyleminin gerçek sorumlusu kimdir? Tanrı mı? Pavlusun mektubunda dediği gibi Yahudiler mi ? Yoksa Romalı askerlermi? Buna karşı hristiyan ilahiyatında 3 temel yorum ortaya çıkmıştır.
1) şeytan isa'yı çarmıhta öldürmüştür. Görünürde kötülük güçlerinin açık bir zaferidir. Ancak İsa'nın dirilmesiyle yeniden tanrı, şeytana karşı bir zafer elde etmiştir .
2)şeytan ve tanrı kainatın yönetimi açısından bir kozmik savaş cereyan etmiştir . Bu savaşta tanrının oğlu şeytani güçlerce öldürülmüş fakat sonra , dirilmekle şeytana karşı kesin bir zafer elde edip ve tanrının kainatın yöneticisi olduğu ortaya çıkarılmıştır.
3) üçüncü ise tanrı sevgisini göstermek için en sevdiği oğlunu bizim için ölüme göndermiştir .Bu yorumlar ciddi sorunlar taşımaktadır. Tanrının bu şiddet eylemindeki sorumluluğu sorunu hala geçerliliğini sürdürmektedir. Bu Doktrin diğer inanç bağlılarına karşı yürüttükleri şiddet eylemlerine haklılık kazandırmıştır. İsa'nın çarmıhta ölümü inancıyla hristiyan tarihindeki şiddet eylemleri arasında yakın bir irtibat vardır. Kendi gayeleri uğruna insanları ölüme göndermekten kaçınmamışlardır .örneğin Balkanlar Ortadoğu ve Afganistan hadiselerinde bunu görmek mümkündür. Hristiyanlık kendisiyle birlikte başka dinsel inançların ve kültürel yapıların yaşamasına izin vermeyen tekelci ve dayatmacı bir tarihsel miras ortaya koymuştur. Başta Vatikan olmak üzere kilise çevrelerinin Avrupa birliğini bir hristiyan birliği olarak görmeleri ve bu nedenle Türkiye gibi halkının çoğu müslüman olan bir ülkenin birlikte yer almasının söz konusu olamayacağını söylemiştir .Oysa Türklerin Osmanlı ordularının Balkanlarda uzun yıllar hristyanlara karşı savaşmış olmaları, bugün türkiyenin avrupadan dışlanması için yeterli nedendir. Batıda sekülerleşme ve çok kültürcülük geleneksel hristiyan tutumu karşısında önemli bir tehdit olarak algılanmaktadır. Hristiyan Yazarlar şunu söyle açıklamaktadır. Modern insan zihninin sekülerize olması sebebiyle bir hristiyan ahlakı hristiyan zihninin olmadiginda ileri sürer . diğer bir görüş kapsayıcılığın yani sadece " kilise dışında kurtuluş yoktur " görüşüdür. Hristiyanlar kendi dinleri dışındaki dinleri kurtuluş görmedikleri için "öteki "ler diye adlandırmıştır. Ve ötekilerin "kurtuluşu bekleyen inananlar " der.fakat pluralistler her dinin öğretisinin olduğunu ve hakikatin ifadesi olduğunu ancak hiçbir dinin hakikatinin ifadesi olduğunu ancak hiçbir dinin mükemmel olmadığını savunup daha global bakmışlardır. Yani hiçbir dini dışlamamıştır. 20. yy'da misyonerleri haçlıları diye tanımlamıştır . Ve hedefleri müslümanlardır. Öteki"lere ulaşmayı görev edinir.bunu şuna benzetir; örneğin kuranı kerimde iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak olduğu gibi , Matta incilinde de isa çarmıhta gerildikten sonra gömülüp sonra dirilen isa " öğrencilerine, gidin bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin "der. Bu yüzden evrensel nitelik taşır. Binevi buda insanlara " kendi dinlerini tebliğ etme biçimidir. Dünyada yayılması için. Fakat İslamın ve Müslümanların hristaynlıktan ya da başka bir dinsel ve düşünsel gelenekten kaynaklanan bir Misyon hareketinden korkması, çekinmesi için hiçbir neden bulunmamaktadır . Misyonerlik hareketinin Tunus'a gelen Misyon gezisiyle Raymund lull olduğunu söyler .ve onunla başladığını söyler. Asıl olarak ise Pavlusun kendi öğretilerini yaymasıyla başlamıştır. Ve Pavlus bunu yaparken her şeyi caiz görmüştür .kendi öğretileri için .bir ifadesinde " ne yapıp ne edip bazılarını kurtarmak için herkesle her şey oldum" .ve bu amacı için. Her şeyi denediğini açıklamaktadır . Nitekim Pavlusun Metodolojisi kendisinden yüzyıllarca sonra makyevelli'nin çokça tartışılan meşhur "davaya giden her yol mübahtir. "İlkesini akla getirmektedir.
Misyonerler seçilip , kaos ortamı olan yerlere gönderilmektedir. Yani türkiyede, Doğu Karadeniz ve Güneydoğu Anadoluya misyonerler yönelmişlerdir. Charles D. Egal "ministering to muslims" başlıklı yazısında müslümanlar arasında kullanılacak metod ve yöntemlerle ilgili kısaca şu hususlara değinmiştir .
A) Müslümanlarla irtibatta toplumun din dilini kullanmak.
B) Dua ve vaazlarda kurandan ve islam kültüründen hristayn teolojisiyle uyum içinde olan ifadeler ve örnekler kullanmak , fakat bunu yaparken kuranın vahiy alabileceği izlenimi verilmemelidir.
C) Müslümanları , iyi anlamak ve onlarla giyim, kuşam, adetler ve dil konusunda özdeşleşmek
D) Müslüman halkın tepkisini çekecek davranışları gizlemek ve ertelemek. Örneğin kilise evleri yerine , cemaat evleri kurmak.
E) Misyonda mümkün olduğunca yerli halktan kişileri kullanmak. Misyonerlerin seçerek insanları aldatması için ve onları kandırıp din değiştirmeye çağırması hiç ahlakı değildir . Her ne kadar bizim için Avrupa ve ABD hristyan gibi olsada , günümüzde hepsi hristyan değildir .hristyan kültürüyle iç içe yaşayan ama hristyanlığa ilgisiz kalan batılılar kalmıştır. Misyonerlerin aslında amacı sadece Müslümanları hristyanlaştırmak hedefleridir bunu anlıyoruz .
252 syf.
·4 günde·3/10
Yazar, islamın sabiilikten turetilmiş bir din olduğu iddialarına karsi islamı savunuyor fakat sahsen beni ikna edemedi. Kitap sanki bir oturuşta yazılmış gibi, tam bir zemine oturtulamamis. Fikrinin karsiti olabilecek hicbir kaynaga yer verilmemis. Savunmalar ve soylemler hep havada kaliyor. Genel soylem olarak, yazar, islam ve sabiilik arasında benzerlikler vardir ama ikisi temelde farkli ogretileri amaclar, diyor ve konuyu kapatiyor cogu zaman. Asil onemli olan konunun benzerlikler olmasi gerekirdi bana gore. Benzerliklerin ne olduguna ve nasil olduguna dair konuya pek girilmemis. Turetilme iddiasinin temel dayanagini harraniler olarak anlatiyor ve harranilerin de aslinda sabii olmadigini savunuyor ama gercek sabiilerin kim oldugu da pek aciklanmamis. Yazar, baslarda sabiiligin, hadis ve tefsirlerde putperestlige isaret ettigini savunuyor ve hak veriyor, daha sonra dinden dönenlere ithaf edilebilecegi soyleniyor. Putperestlige tamamen karşı olan Kur'an, nasil olur da sabiiligi kitap ehli'nden sayar ve onlara cizye hukuku ayricaligi saglar, bu konuda bir bağdaşım yapilamamis. Daha sonra gercek sabiilik anlatilmaya girisilmis ve dualist gnostikler olarak tanimlanmis. Kur'an'da dualist olan hicbir dinin kabul gorebilecegini sanmam cunku ortada iki ilah vardir. Sadece iyi olana tapinilmasi bir sey degistirmez. O zaman Kur'an'da gecen sabiilik, harranilere mi ozeldir, gercek sabiilige mi? Yazarin kitabina bakarsak ikisi de pek mümkün durmuyor. Ve böylece kitapta savunulan soylemler ve savunmalar hicbir sonuca baglanamiyor malesef.

Yazarın biyografisi

Adı:
Şinasi Gündüz
Tam adı:
Prof. Dr. Şinasi Gündüz
Unvan:
Türk Akademisyen, İlahiyatçı, Yazar
Doğum:
Hekimhan, Malatya, Türkiye, 1960
Prof. Dr. Şinasi Gündüz lisansını Ankara Üniversitesinde lisansüstü eğitimini İngiltere’de Durham ve Manchester üniversitelerinde tamamladı. 1995’te Dinler Tarihi Doçenti, 2003’te Profesör oldu. 2009-2012 yılları arasında İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dekanlığını yaptı. Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) aslî üyesi olan Prof. Gündüz, Milel ve Nihal: İnanç, Kültür ve Mitoloji Araştırmaları Dergisi ile Journal of Social and Human Sciences süreli yayınlarının editörlüğünü de yapmaktadır. Yurtiçinde ve yurtdışında yayınlanan çalışmaları arasında şunlar sayılabilir:

The Knowledge of Life: The Origins and Early History of the Mandaeans and Their Relation to the Sabians of the Qur’an and to the Harranians, Oxford: Oxford Univeristy Press 1994.

Sâbiîler Son Gnostikler, Ankara: Vadi 1995.

Din ve İnanç Sözlüğü, Ankara Vadi 1998.

Mitoloji ile İnanç Arasında: Ortadoğu Dinsel Gelenekleri Üzerine Yazılar, Samsun: Etüt 1998.

Pavlus: Hıristiyanlığın Mimarı, Ankara: Ankara Okulu 2001.

Dinsel Şiddet: Sevgi Söyleminden Şiddet Realitesine Hıristiyanlık, Samsun: Etüt 2002.

Küresel Sorunlar ve Din, Ankara: Ankara Okulu 2005.

Misyonerlik, Ankara: DİB Yayınları 2005.

Change and Essence: Dialectical Relations Between Change and Continuity in the Turkish Intellectual Tradition, (eds. Şinasi Gündüz, Cafer S. Yaran) Washington: RVP 2005.

Yaşayan Dünya Dinleri, (ed. Şinasi Gündüz) Ankara 2007.

Anadolu’da Paganizm: Antik Dönemde Harran ve Urfa, Ankara: Ankara Okulu Yayınları 2005.

Yazar istatistikleri

  • 15 okur beğendi.
  • 104 okur okudu.
  • 10 okur okuyor.
  • 97 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.