Soner Yalçın Hüseyin Soner Yalçın

Yazar 8,1/10 · 1165 Oy · 16 kitap · 3862 okunma ·  281 beğeni

Yazarın Bilgileri

Yazar İstatistikleri

281 okur beğendi.
1.165 puanlama · 723 alıntı
0 haber · 11.035 gösterim
3.862 okur kitaplarını okudu.
1.666 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
102 okur kitaplarını şu anda okuyor.
75 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Yazar ile İlgili Haberler

Henüz ilgili bir haber eklenmedi.

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Soner Yalçın'ın Biyografisi

Hüseyin Soner Yalçın (d. 1 Ocak 1966, Çorum), Türk gazeteci ve yazar.

İlk yılları

Soner Yalçın, Cemile Yalçın ve Mehmet Ali Yalçın'ın oğulları olarak 1 Ocak 1966'da Çorum'da doğdu. Anne tarafı Tercan'lı, baba tarafı ise Horasan'lıdır. Annesi ev hanımı, babası ise gıda ticareti ile uğraşan bir tüccardır. Üniversite eğitimine Hacettepe Sağlık İdaresi Yüksek okulunda tamamladı. Daha sonra idari bilimler konusunda yüksek tahsile karar verdi.

Tutuklanması

ODA TV davası kapsamında 14 Şubat 2011 tarihinde tutuklandı.27 Aralık 2012'de tahliye oldu.

Özel hayatı

Hüseyin Soner Yalçın evli ve bir çocuk babasıdır.

Kariyeri

1987'de 2000'e doğru adlı dergide çalışmaya başladı. Uzun süre Ankara bürosunda muhabirlik yaptı. Burada Serhan Bolluk, Adnan Akfırat ve Hikmet Çiçek’le birlikte çalıştı. 6 Mayıs 1990'da Ankara İstihbarat Şefliğine getirildi.

1993/94 yılları arasında günlük gazete olarak çıkan Aydınlık'ta çalışmaya başladı. 1995'te haber araştırma müdürü iken ayrıldı. Bir ara Doğan Yurdakul'un Siyah – Beyaz gazetesinde çalıştı.

1996 yılında televizyonculuğa giriş yaptı. Show TV Ankara bürosunda çalışmaya başladı. Aynı yıl içerisinde Star TV'ye geçti ve haber müdürlüğüne getirildi. Daha sonra Türk kamuoyunda bir hayli ses getirecek olan kitaplarını basmaya başladı (Efendi 1, Efendi 2 vb.). CNN Türk'te Cüneyt Özdemir'le birlikte 5N1K adlı programı hazırladı. Kurtlar Vadisi adlı dizinin ilk iki yılında, konsept danışmanlığını üstlendi. CNN Türk'te yayınlanan Oradaydım adlı politik belgeselin hazırladı. 4 Şubat 2007 tarihinden bu yana Hürriyet gazetesinde, pazar günleri “Not Defteri” adlı köşesinde yazmış, Mart 2012'de işine son verilmiştir.

Soner Yalçın'ın Kitapları Kitap Ekle

8,0/ 10  (196 Oy) ·  770 Okunma
8. Kayıp Sicil (Erdoğanın Çalınan Dosyası)
8,6/ 10  (93 Oy) ·  237 Okunma
10. Galat-ı Meşhur (Doğru Bildiğiniz Yanlışlar)
8,6/ 10  (78 Oy) ·  161 Okunma
9,0/ 10  (42 Oy) ·  155 Okunma
12. Saklı Seçilmişler (Siz Onları Değil, Onlar Sizi Seçti)
9,3/ 10  (77 Oy) ·  126 Okunma
8,2/ 10  (12 Oy) ·  39 Okunma
16. Hangi Erbakan? (Milli Nizam'dan Fazilet'e...)
8,0/ 10  (1 Oy) ·  18 Okunma
Aktüelkolik, bir alıntı ekledi.
27 Şub 21:20 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Türkiye
Türkiye geri kalmış bir ülke değil, geri bıraktırılmış bir ülkedir!

Saklı Seçilmişler, Soner YalçınSaklı Seçilmişler, Soner Yalçın
Aktüelkolik, bir alıntı ekledi.
27 Şub 21:26 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Kontrol
Rockefeller diyordu ki, "Sahip olmak hiçbir şeydir; kontrol her şeydir."

Saklı Seçilmişler, Soner YalçınSaklı Seçilmişler, Soner Yalçın
Tuco Herrera, bir alıntı ekledi.
18 May 21:28 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Ayranın Yok İçmeye ..
Oğlumla bir gün Beşiktaş çarşıdayız; ayran içmek istedi. "Ayran neden yapılıyor," diye sordum. Bu sorumu tuhaf bir yüz ifadesiyle "yoğurt" diye yanıtladı.

"Aldığın ayranın içindekiler bölümünü oku bakalım yoğurt var mı," diye sordum. Okudu. Yoğurt yoktu. Yoğurtsuz ayran!

Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 10 - Kırmızı Kedi Yayınları 2. basım (2017))Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 10 - Kırmızı Kedi Yayınları 2. basım (2017))
Biri, bir alıntı ekledi.
 04 Şub 11:28 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Buğday
Genetiği değiştirilen buğday, vücudun gluten dayanıklılığını yok ediyor ve çölyak hastalığına sebep oluyor. Bu ise,hazımsızlık, iştahsızlık, saç kaybı, halsizlik, depresyon,baş ağrısı, kısırlık, romatizmal hastalıklar, vitamin yetersizlikleri, vücut döküntüleri gibi semptomlara sebep oluyor

Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 52 - Kırmızıkedi)Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 52 - Kırmızıkedi)
Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
18 Şub 16:35 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Victor Hugo'nun bir sözü vardır:
"İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır."

Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor, Soner Yalçın (Sayfa 319)Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor, Soner Yalçın (Sayfa 319)
Biri, bir alıntı ekledi.
08 Şub 15:31 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Skandal… Skandal…
Ne yazık ki siyasetin gündeminde bu skandal yok.
Oysa bu, insan sağlığının hiçe sayıldığının net olarak ispatıdır.
Kimse sesini çıkarmıyor…
Oysa bu, “hep bana/hep aileme” anlayışının net olarak ispatıdır.
Susuluyor…
Konu, tavuk olduğu için…
Konu, bıldırcın olduğu için…
Konu, sebze olduğu için…
Konu yemek-içmek olduğu için herhalde önemsenmiyor/küçümseniyor!
Ne büyük hata..!
Evet, Ak Saray'daki tavuk-bıldırcın kümeslerinden; Ak Saray bahçesinde yetiştirilen sebzelerden bahsediyorum.
Böyle bir Cumhurbaşkanı olur mu?
Millete yedirdiğini kendi yemiyor.
Millete yedirdiğini ailesine yedirmiyor.
Hiç mi kimsenin aklına gelmiyor; Cumhurbaşkanı neden bakkaldan, pazardan, marketten alışveriş etmiyor da kendi yiyeceğini kendi ürettiriyor.
13 yıldır milletin ne yediğini/millete ne yedirdiğini kendi iyi biliyor!
Evet, endüstriyel yiyeceklerden bahsediyorum:
Sizin çocuğunuzun erken ergenliğe girmesine neden olan yiyeceklerden.
Sizin çocuğunuzun alerjisini artıran, obezite olmasını sağlayan, tüm hormon bozukluklarına neden olan yiyeceklerden bahsediyorum.
Sizin, kısır olmanıza, kanser olmanıza, sinir sistemi bozukluklarına sebep olan yiyeceklerden bahsediyorum.
Çevreyi yok eden GDO'lu/ genetiği değiştirilmiş endüstriyel yiyeceklerden bahsediyorum!
Gördünüz mü? Duydunuz mu? Bir Cumhurbaşkanı düşünün ki; halkına yedirdiğini kendi yemiyor, ailesine yedirmiyor!
Başta Hindistan olmak üzere Asya'yı…
Başta Arjantin olmak üzere Güney Amerika'yı…
Ve tüm Afrika'yı zehirleyen ülkelere-şirketlere, ülkemizin kapısını açanlar demek yaptırdıkları Ak Saray'da doğal besleniyorlar öyle mi?
Bu ahlaki midir..?
Hz. Muhammed'in “komşusu açken, tok yatan bizden değildir” sözünü şöyle değiştirebilir miyiz:
“Komşusu GDO'lu yiyeceklerle zehirlenirken; doğal yoldan beslenen bizden değildir!”
Ey tarih bunu böyle yaz..!

Peki, ya biz?

Ülkeye GDO'lu ithal ürünler gelmesi için neler yapmadılar ki:
Tohumumuzu kuruttular: Çıkardıkları tohum yasasıyla köylüyü yabancı şirketlere-hibrit tohumlara mecbur ettiler.
Toprağın bin bir çeşit ilaçla zehirlenmesine, sularımızın kirlenmesine seslerini çıkarmadılar.
Denetimleri yapacak ziraat mühendislerine, veterinerlere iş vermediler.
Çıkardıkları Biyogüvenlik Yasası ile GDO'lu ürünlerin gıda imalatında ve hayvan yeminde kullanılmasını serbest bıraktırarak gıda güvenliğini tümden yok ettiler.
Ve sürekli yasalarla oynayarak tarımı-hayvancılığı bitirdiler; yabancı gıda tekellerine ülkeyi bağımlı hale getirerek, gıda bağımsızlığını yok ettiler.
Eti bozdular…
Sütü bozdular…
Temiz sağlıklı yiyecek
bırakmadılar.
Tarımsal tüm devlet kuruluşlarını peşkeş çektiler…
İnsanımızı ithal GDO'lu ürünlere mecbur bırakarak sindirim sistemlerini yok ettiler…
Ve şimdi…
Demek gıda tehlikesinin farkındalar ki…
Sağlıklı beslenmek için, Ak Saray'a kümesler kurduruyorlar; sebze-meyve diktiriyorlar…
Demek gıda tehlikesinin farkındalar ki…
Sağlıklı beslenmek için, Ak Saray'a yaptığı bitki kürleriyle tanınan gıda danışmanı alıyorlar…
Peki…
O kendini kurtardı…
O ailesini kurtardı…
Ya biz? Ya bizim sağlığımız?
Halk sağlığının hiç mi
önemi yok?
GDO'lu ürünler yüzünden kızlarımız 6 yaşında regl oluyor.
GDO'lu ürünler yüzünden insanlarımız 30-40 yaşında kanserden ölüyor.
GDO'lu ürünler yüzünden her 7 aileden biri doğuramıyor.
Kaç nesil çürütülüyor…
Hiç mi sorumluluk
duymuyorlar?
Cumhurbaşkanlığının sorumsuzluğu bu anlama mı geliyor?
Sormayalım mı? Susalım mı?
Kümes'in gerçek anlamını yazmayalım mı?

Fark budur

Ah benim AKP'li kardeşim!..
Nasıl hâlâ farkına varmazsınız; hadi kendinizden vazgeçtiniz, çocuğunuzun sağlığını da mı düşünmüyorsunuz?
Saraylarına kendi kümeslerini niye yaptırıyorlar hiç mi düşünmüyorsunuz?
Hiç mi bir büyük farkın farkında değilsiniz?
Biri... Recep Tayyip Erdoğan…
Diğeri... Mustafa Kemal Atatürk…
İkincisi… Atatürk, tarımın gelişmesi için 1925 yılından itibaren örnek çiftlikler kurdu: Ankara'da Orman Çiftliği, Yalova'da Millet ve Baltacı çiftlikleri, Silifke'de Tekir ve Şövalye çiftlikleri, Dörtyol'da Karabasmak Çiftliği, Tarsus'ta Pillioğlu Çiftliği idi. Bu yedi çiftliğin arazi varlığı 15 bin 500 hektar kadardı.
Atatürk 11 Temmuz 1937'de Başbakan İsmet İnönü'ye yazdığı bir yazı ile bu çiftlikleri Hazine'ye, yani halka bağışladı.
Bu çiftliklerin idaresini devralmak üzere 1 Ocak 1938 tarih ve 3308 sayılı Kanun'la bir iktisadi devlet teşekkülü olarak örgütlenen Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu oluşturuldu. Kuruluşun amacı, oluşturacağı zirai makine ve araç parkıyla köylünün ekim, nadas ve harmanına yardım ederek; tarlalarında tarımsal mücadele yaparak, onları modern tarıma alıştırmaktı. Kurum çalışmalarını daha çok tahıl türleri ve hayvan ırklarının iyileştirilmesi üzerinde yoğunlaştırdı. Vs…
Diğeri…
Atatürk Orman Çiftliği üzerinde Ak Saray inşa ettirdi.
Ve Ak Saray'da; halk için, tavuk-bıldırcın, sebze-meyve üretimi yaptırmıyor. Ak Saray'da sadece kendi ve ailesi için üretim yaptırıyor!
İşte fark budur…
Biri... “Köylü öğrensin-halk yesin” diye örnek çiftlikler kuruyor.
Diğeri… “Kendim-ailem hem oturup-hem yesin” diye Atatürk Orman Çiftliği'ni ne hale getiriyor.
Erdoğanlar'ın bencil dünyalarını anlatması bakımından, kümes iyi bir simge değil midir?
Ve:
Kim ne derse desin; bunun adı, çöküş'tür.
Düzenin, siyasetin ve insanın çöküşüdür…

Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 124 - Kırmızıkedi)Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 124 - Kırmızıkedi)
Aktüelkolik, bir alıntı ekledi.
08 Mar 23:44 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

ÇİN TUZU
Gıda ambalajının üzerinde "MSG" ya da E-621 yazıyorsa bilin ki içinde " Çin tuzu" vardır. Neye yarıyor? Çin tuzu, yiyeceklerin lezzetini arttırıyor, insana yedikçe yediriyor. Bu sebeple yapılan araştırmalara göre yol açtığı bilinen sorun obezite.
Ayrıca sinir hüclerine zarar veriyor, buna bağlı olarak alzheimer, parkinson,epilepsi,pankreas,diyabet,böbrek ve karaciğerde soruna sebep oluyor.

Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 177)Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 177)
Eksik Etek, bir alıntı ekledi.
04 Nis 12:26 · 9/10 puan

Gıda düzeni "yaratıcıları" biliyorlarki; beynimiz doymak bilmez bir şeker bagımlısı.Yapay tatlandırıcıları dayıyorlar.

Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 96)Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 96)
Emine Zengin, bir alıntı ekledi.
 08 Kas 2015

Başı açık kadınlara laf atılıyor, oysa kapalı kadınlara ana bacı gözüyle bakılıyor diyordu.
Laf atan Müslüman erkeği değil de, laf yiyen Müslüman kadını düzeltmeye çalışıyordu!

Siz Kimi Kandırıyorsunuz!, Soner Yalçın (Sayfa 34)Siz Kimi Kandırıyorsunuz!, Soner Yalçın (Sayfa 34)
Bütün Alıntıları Göster

Soner Yalçın kitap incelemeleri

Tuco Herrera, Saklı Seçilmişler'i inceledi.
 22 May 22:50 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

"BU KİTABI OKUYUNCAYA DEK, DiLEDİĞİNİZCE DOYA DOYA YİYİN , İÇİN GÜZEL KARDEŞİM !!"

Evet bonibon sever kardeşlerim ve "HEY GİDİNİN APAYRILARI" ..Alayınıza selam olsun .. Yine uzun bir inceleme olacak .. Dediler ki uzun yazma az kısa tut..Ama böyle bir kitabı kısa bir şekilde size anlatmam imkansız .. Hani cidden imkansız .. Şu inceleme altında size anlatacaklarım kitabın % 2 ' sini falan ancak verecek ama emin olun merakınızı da cezbedecek .. Bu kitabı , kitap fuarında türlü çingenelikler yaparak arşive kattım .. Atatürkçü Düşünme Derneği de satıyordu..4 lira daha ucuz deyince hemen oraya dadandım tabii ..2 masa üstü takvim , bir dolu ayraç falan ..Kaçar mı ? Kınamayınız !! O 4 liralar birikip nice 4 bira parası ediyor inanamazsınız .. Her işin başı iktisat.. Ne demiş eski GADDAR Türk atalarımız : Sıçanın sidiği değirmene kardır ( AĞIZ BURUN KIVIRMA BENİ KENDİNE BULAŞTIRMA !!) ... Şimdi şuraya kadar okuduğunuz bu girizgah ile bakın bir de güzel atasözünü silinmemek üzre beyninize nakşettiniz .. Yazarla devam edelim .. Biliyorum ki bazılarınız muhalif olmasından dolayı pekte sevmiyor bu adamı .. Olabilir ! Normaldir ! Ama karşıt fikirleri de okuyun derim .. Zaten biraz sonra anlatacaklarımla sanırım okumak isteyecekseniz ..

İncelemeye bir şehir bir de ülke ile başlayalım .."KIRŞEHERDEYİZ!"
Ne var burda ?
Burası esasen Osmanlının ilk günlerinde , hatta ondan da öncesinde Ahiliğin can damarının attığı bir merkez .. Günümüz kooperatif ( together as one su getir kezban tribi... bir elin nesi var iki elin sesi var , yardımlaşma falan fistan gülistan..) zihniyetinin temellerinin çook önceden atılmış hali burda uzunca müddet hayat bulmuş.. Hala da soluk bir nabızla atıyorsa da devam ediyor ..
Şimdi bir de aklınıza Hollanda'yı getirin ..Ne geldi aklınıza ? Laleler ! Başka ? Red Light District =P Başka? E hadi müzeler falan .. Bakın ben size sayayım Hollanda denince akla gelmesi gerekenleri ..

*Hollanda süs bitkileri ihracatında dünya birincisi... (AL SANA LALE ! OSMANLI DEDELERİMİZ GİBİ SARAYDA YETİŞTİRİP SEYRETMEMİŞLER...)
*Sebze ihracatında dünya birincisi...
*Süt ihracatında dünya üçüncüsü .. .
*Kırmızı et ihracatında dünya dördüncüsü...
*Sıvı-katı yağ ihracatında dünya dördüncüsü...
*Tarım ihracatında dünya ikincisi...

Biz sanırım tarım ülkesi olarak adlandırılıyorduk bir zamanlar değil mi? =))

KONYA KADAR YÜZÖLÇÜMÜNE SAHİP BİR MEMLEKETTEN BAHSEDİYORUM ! ALOO!!! Nasıl oluyor bu ? Nasılını anlatayım .. Bu gavur kısmı herşeyi ilime bilime dayandırdığı , yağacak olan yağmura sebep Nisan ayında yağmur duasına çıkmadığı için her işleri sistematik biliyorsunuz ..Ar- Ge denilen kavramı biz henüz bilmiyorken bu gavur oğullarından Michael Sandown adlı bir amca 1800'lerde bizim topraklara geliyor ..Kayseri, Sivas, Niğ­de, Nevşehir ve Kırşehir' de incelemeler yapıyor .. Bir bakıyor ki bizde Ahilik diye bir kavram var .. Kısaca herkesin üstlendiği bir iş gücü ve sahası mevcut tarımda.. Bundan baya baya etkilenip geri dönüyor Hollanda ' ya...Kooperatifleri kuruyor.. Sonuç : YUKARDA YAZDIKLARIM .. Ha ama Osmanlı ' da boş durmuyor tabii!! Hakkını yemeyelim .. 1850lerde bakın Osmanlı ne tip önlemler alıyor ..
*Çoban , evet yanlış okumadın ÇOBAN İHRACATINA (?!?!?!?!) yasak getiriliyor ..
*Sakız çiğnenmesi yasaklanıyor..
*Kadınların kaymakçı dükkanlarına girmeleri yasaklanıyor ..( Abdülaziz ' in çekirge fermanı var yazsam bir tane nefes alan kalmaz aranızda .. Kafadan totaliniz imamın kayığına binersiniz .. yazmayayım =)) )
Ben, Tuco Herrera ki bakın ben yani.. Böyle İŞSİZLİK GÖRMEDİM !Neyse geri dönelim , konu dağılmasın .. Laleyi zaten bizden aldıkları bir sır değil .. Peki ya angora kazaklarının macerası ? Şimdi İngilizlerin diye bilinen bu kazakların isminin esasen Ankara Tiftik keçilerinden geliyor olması ? Nasıl diye sormayın .. Yukarda KABAK gibi duran lale örneğinden yola çıkarsanız taşlar yerine oturur .. Sadece bu mu ? Bu bizim vurdum duymazlığımız diyelim ve bir başka konuya geçelim .. Köy Enstitüleri ..

Korkudan Korkmak incelememde (#27268771) üstü kapalı da olsa bahsettiğim için uzun tutmayacağım .. En büyük amaçlarından biri modern tarımın ne olduğundan habersiz Türk insanına tarımı öğretmek , köy yerinde eğitim vermek olan bu kuruluşların Adnan Menderes ve saz arkadaşlarının tekerine çomak soktuğu için kapatıldığını bilmem biliyor musunuz ? Bizim için cidden büyük bir kayıp..Hem eğitimsel , hem tarımsal boyutta .. Kapatılma sebebi mi ? Bir tanesi için ileri sürdükleri bahaneyi yazayım buraya ..

"Hasanoğ­lan Köy Enstitüsü'nün müzik salonuna havadan kuşbakışı ba­kınca 'orak' şeklinde!" Yani burda komunizm propagandası yapılıyor .. Kızlı erkekli eğitim veriliyor .. Namus ve din elden gidiyor .. Bu topraklarda McCarthycilik modası asla bitmez tükenmez ASLA GEÇMEZ! Yapılacak iyi şeylerin hepsinin yolunu komunizm şiarı ile kesmek bizim örf ve adetimiz olmuş .. Sonuç olarak tüm bunları diye diye sonuçta tarımı bitirdiler .. Ve bakın samanı Uruguay' dan , eti Sırbistan' dan ithal eder hale geldik .. Mercimeğin anavatanı Anadolu ! Kanada bizden aldığı mercimeğin genleriyle oynayıp soğuğa dayanıklı bir başka tohum elde etti .. Bugün mercimekte ve pek çok tahılın ihracatında Dünya' da tekel ..Bugünlerin temelleri 1950 lerde Menderes hükümeti döneminde yapılan ikili antlaşmalarla atıldı .. Aldığımız ve üzerinde "uzanan ellerin" olduğu süt tozu tenekeleri ile bize yaptıklarını belirttiğim incelememde yazdım.. Peki bunların ardında esasen kim/ kimler var? Oltadaki Balık Türkiye diyen Rockefeller sülalesi , DuPontlar ve 8 - 10 büyük TRÖST sahibi .. Rockefeller 'ları az çok biliyorsunuz .. Dünya' da petrol ve petrolle alakalı tüm yan sanayiinden Gdo lu ürünlere , psikolojik savaş araştırmalarından tutun da AMERİKA MERKEZ BANKASI - DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ - BİRLEŞMİŞ MİLLETLER gibi pek çok oluşumun sahibi (ya da bunların ardındaki görünmez el ).. CIA 'i bir dönem fonladığı su götürmez bir gerçek.. Ve ne diyordu kendisi : ""Sahip olmak hiçbir şey­dir; kontrol ise her şey. Eğer ülke hükümetlerini kontrol etmek istiyorsan, ülkedeki tekelleri kontrol etmeli, eğer uluslararası tekeller veya karteller kurmak istiyorsan bir dünya hükümeti kurmalısın.. "Petrolü kontrol edersen ulusları, yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin!"

Gelelim Dupontlaraaa.. Rockefeller nasıl ki bir petrol tröstü ise , bu sülalede barut ve patlayıcıda dünyanın gelmiş geçmiş en büyük tekeli en büyük tröstü..Bakın yaptıklarından birkaçını sayayım ..

*Birinci Dünya Savaşı'nda müttefik ordularının toprakların­dan ateşlenen barutun yüzde 40'ı DuPontlar tarafından üretildi.
*İkinci Dünya Savaşı'nda atılan atom bombası DuPont fabri­kasında üretildi..
* Tokyo'da evler tahtadan olduğu için bombardımanlarda gereken verimi alamadıklarından dolayı Napalm olarak bilinen yangın bombasını bu amcalar ürettiler.Yani Tokyo katliamında kullanılan Napalm Bombasının mucidi de bu adamlar ..Sadece son 2 madde itibari ile 500BİN insan katlettiler Japonya' da .. Ve seneler sonra Dupontların Japon Expo Ticaret Fuarı'nda sattığı ürün ne biliyor musunuz ? ATEŞE DAYANIKLI TEKSTİL ÜRÜNLERİ !!! Bunu JAPONYA GİBİ BİR YERDE YAPABİLİYOR ADAMLAR !! Heriflerdeki caniliğin , küstahlığın boyutlarını anlamanız açısından da biraz uzun yazıyorum .. Buraya kadar okuyanlar zaten bana lazım olan kesim ..

Şimdii.. Biri PETROL ,diğeri BARUT ve Patlayıcı Tröstü iki sülale ..Bu insanların bizim yediğimiz gıdalarla ne alakası olabilir ? Tohumculuk (ve araştırmalarında ) , her türlü ilaç sanayiinde ( tarımsal - bitkisel , insani ve hayvansal) , petrolde , insanlara sağlanacak kredilerde sürekli DİRSEK TEMASI ile çalışan bu insanların amacı ne ? Soner Yalçın bu kitapta bir yerde aynen şunları diyor ..

"Bir taşla kaç kuş vuracaklar:
ı) Tohumlarını satacaklar...
2) Tohumlarını kullananlara gübre ve ilaç satacaklar...
3) Tohumlarını ekenlere petrollerini satacaklar...
4) Parası olmayanlara kredi verecekler...
5) Bu tarım felaketi sonucu hastalananlara ilaç satacaklar... Hep aynı soruyu tekrarlayacağım:
Tüm bunları Rockefeller gibi küresel şirketler SADECE PARA KAZANMAK İÇİN Mİ YAPIYOR? Ülkeleri boğazlarından kendilerine bağlamak için mi yapıyor? Başka? .
Hastalık saçan "ölüm tohumlarının" dünya tarlalarına dağı­tılmalarının gizli amacı yok mu?
Evet, bu kitabın yazılma amacı işte bu soruya yanıt bulmak­tır..."

Birbirleri arasındaki bağları okudukça delirmemek elde değil ..

Bu işleri çok uzun müddettir takip eden , araştıran biri olarak sadece şunu söylüyorum sizlere : BU KİTABI OKUYANA KADAR DiLEDİĞİNİZCE , DOYA DOYA YİYİN İÇİN GÜZEL KARDEŞİM !! ZİRA BİZİ TEK KURŞUN ATMADAN HEM FİZİKSEL HEM DE İKTİSADİ YÖNDEN TAKIR TAKIR ÖLDÜRÜYORLAR ..

Biliyorsunuz Ramazan Bayramı kapıda ...baklava alacaklar ..HUUUU!!! Baklavanın içinde gördüğünüz ve antep fıstığı sandığınız o yeşil partiküllerin aslında dondurulduktan sonra çekilmiş ve düşman hatlarının ardına sızmış ajanlar misali yufkaların arasına girizgah yapmış bezelye ve mercimek olma ihtimali olduğunu hiç aklınıza getirdiniz mi bilmem ! E madem kuruyemiş dedik ...

Bonus da Ersen ve Dadaşlardan gelsin ..

BAHÇEDE KURUYEMİŞ ! KİM YEMİŞ KİM YEMEMİŞ ?!?!

https://www.youtube.com/watch?v=LZGnYO6upyQ

(Bu arada girişteki CİĞERİ SÖNÜK KLAVYE ÖMÜRDEN HER DİNLEYİŞTE 5 SENE ÇALIYOR !!)

ESEN KALIN , İŞSİZ KALIN !!

Siyasi yazarları sevemiyorum çünkü hep kendi düşüncelerini insanlara kabul ettirmek için kitapları kullanıyorlar. Bu kitabı beş yıl önce aldım. Aldığım zaman başlayıp saya saya yarım bıraktım. Yakın bir tarihte kitabı tekrar okudum, çünkü kitapları yarım bırakmayı sevmem. Soner Yalçın, şu anki iktidara muhalefet bir yazar. Bu kitabı bu yüzden almıştım, ama muhalifliğini keşke adil bir şekilde insanların; aile, eğitim, yaşayış tarzı ve inançlarına saygı duyarak gösterebilseydi. Kitabın başlarında lider eşlerini küçük düşürmek için aşağılaması onu ne muhalif ne de iyi bir yazar yapar. Herkes üniversite mezunu olmak zorunda değil ve bunun için kimse kimseyi küçümseyemez. Soner Yalçın laiklik ilkesinin arkasına gizlenip bol keseden dine, başörtüsüne, muhafazakarlara sallamış.

Lider eşlerinin başörtüsü ve eğitimsizliğinden başlayıp, çarşafa,Türkiye nin İranlaştırılmasına, Osmanlı padişah ve halifelerinin içki içmesine, Ermenilere, Nakşibendilerin Alevilere çarşaf baskısı yaptığına, Atatürk ün mirasına, İstiklal Marşı na...kadar her konuya kendince yorumlar yapmış. Tabii hiçbiri kaale alınacak, bir ispatı olan yorumlar değil. Bu kitaba harcadığım parama ve zamanıma yazık...

Sadettin TANIK, Kayıp Sicil'i inceledi.
 22 Haz 2015 · Kitabı okudu · 4 günde · 9/10 puan

Çok asabi siyasi şahsiyetin hayatını merak ediyorsanız okuyun. Bizi kim nasıl yönetiyor? Ve böyle bir zat bu ülkede olabilecek en yüksek yerlere nasıl gelebiliyor? O zaman sorgulamak lazım, bu sistem sorunlu demek ki. Okuyanın içini sızlatacak, uykularını kaçıracak ve kahrettirecek bir kitap. Medyadaki her şeye ve her aleyhindeki yoruma dava açan şahsiyet bu kitaba bir şey diyememiştir. Halkımızın kitap okumamasına ve kendi tarafındaki kişilerin de "gözüyle görseler bile zaten inanmamayı tercih edeceğine" güveniyor. Ne yazık ki gerçek bu. Soner Yalçın'ın kalemine sağlık.

Biri, Saklı Seçilmişler'i inceledi.
06 Mar 18:06 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İlk incelemem !!

Aslında biraz geç oldu vakit buldukça okuduğum kitap olarak elimden geldiği kadar siz değerli arkadaşlara incelemeye sunmam için benden inceleme isteyen Kevser hanıma teşekkür ederim

Gelelim kitaba

Araştırma ve birikimin sonucunda okunması gereken akıcı ve sade bir kitap ( bazı yerler aynı olduğu için sıkabilir ) araştırmacı gazeteci Soner YAYÇIN Dünyayı yöneten zenginler, aile şirketlerinin fakir toplumların üreme,gelişme,kanser,hormonal bozukluk,şeker,obezite gibi hastalıkların ürünlerin yani mısır,pirinç,buğday,yoğurt,peynir,hayvan etleri,hayvanların beslendiği yem gibi ürünlerle nasıl oynandığı ne gibi değişiklikler yapıp insan sağlığında nelere yol açtığını ve bu sorunların 1980 ve daha öncesinden çalışmalar yaparak Afrika ülkelerinde 10 yılı aşkın süre denenip daha sonra geçmiş dönem iktidarları ve günümüz iktidarları zamanında Türkiye gibi büyük bir tarım ülkesine de tohum,hayvan yemi, ithal hayvan ihracat ederek toplumun büyük bir kesimini hastalıklara sürükleyen tehlikeleri konu alan hayretler içerisinde aaaa buda mı bu şirketlerin ürünüymüş diyeceğimiz daha sonra yeme konusuna şüphe ile yaklaşacağımız bazı yerlerde pür dikkat bazı yerlerde ise sıkılarak okuyacağınız kitap olmuş.
İncelemem de hata,spoiler,noktalama işaretleri gibi sorunlar için siz değerli okurlardan özür dilerim =)

Kerim Özbekler, Efendi: Beyaz Türklerin Büyük Sırrı'ı inceledi.
03 Eyl 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Bu kitabı baştan sona büyük bir dikkatle okudum, Soner Yalçın'ın bilgisine hayran kaldım. Bu kitabı yazmak için bir çok eseri okumuş olmalı ki, çok sayıda ki kitaptan alıntılar eklemiş. Eser ayrıca, Türkiye'de ki olayları en iyi anlatan bir eser bana göre. Herkesin bu kitabı okumasını özellikle tavsiye ederim, ileride de bu kitabı okuyarak bir çok araştırmacı yazarın ortaya çıkmasını temenni ederim.

Gürkan Keleş, Saklı Seçilmişler'i inceledi.
 24 Mar 18:42 · Kitabı okuyor · 10/10 puan

İlk kitap incelemesine başlıyorum, hatalar affola. Kitabın, daha başında olmama rağmen, evet; bizim seçen değil, seçilen olduğumuzu farkediyorum. İnsan vücudunun binlerce yıllık evrim sürecinde alışageldiği gıdaların haricinde, müdahele edilerek (bkz. GDO) , biz farkında olmadan, sofralarımıza sürülen gıdalar aracılığıyla nasıl zehirlendiğimiz detaylarıyla veriliyor. Bu gıdalara alışık olmadığımız için, alınan gıdaları vücut yadsıyor ve bağışıklık geliştiremediğimiz için haliyle hastalıklara kapı açıyoruz. Yediğimiz yoğurdun, sütün, çikolatanın, bisküvi vb. birçok ürünün neoliberalizmin gerektirdiği şekilde, raf ömürlerinin uzatılarak ve akabinde yüksek kâr amacı güdülerek ne şekilde zehirlendiğimiz; temel gıdalarımızın tohumlarının, küresel sermayenin kontrolüne geçerek ithal tohumlarla tarımcılığın bitirildiği ve o tohumları ‘kullanmak zorunda bırakıldığımız’ gerçeği ve daha birçok unsur ilk otuz sayfada kendine yer buluyor. Bütün bunları “Gıda Terörü” başlığı altında inceleyebiliyoruz. Peki, bütün bunların amacı nedir? Biz neden bu teröre maruz bırakılıyoruz. Siyasilerin rolü ne? Kitap hepsinin altını çiziyor.

***
Kitapta bahsedilen en önemli meselelerden birisi de; “Petrolü kontrol et, ulusları kontrol et; gıdayı kontrol et, insanları kontrol et.”
Artan nüfusla beraber birçok sorun ortaya çıkıyor: Tüketimin artması, doğayı hunharca katletmemiz, betonlaşma, kaynakların tüketilmesi/tükenmeye yaklaşması şeklinde örnek verebiliriz. Burda nüfus üzerinde özellikle duruluyor. Yani insan unsurundan bahsediyorum. İnsanları kontrol etme amacına hizmet edenler, resmen biyolojik savaş açmış durumdalar. Ne yapılıyor, neye neden oluyor dersek: İnsanlar, neye mahal vereceğini bilmeden çeşitli gıdaları tüketiyor. Bunun sonucu olarak ortaya kısırlık, kanser ve birçok hastalık çıkıyor. Doğal, organik, genetiğiyle herhangi bir şekilde oynanmamış gıdalara ulaşmamız bir şekilde engelleniyor ve küresel güçlerin istediği gıdalara-zaruri olarak- yönlendiriliyoruz. Nüfusun yoğun olduğu(Çin,Hindistan vb.) yerlere fabrikalar açılıyor, tüketim kültürünü değiştiriyorlar. Artan nüfusa, mevcutta üretilen gıdaların yetmeyeceği düşüncesinden hareketle kendi ürettikleri, zehirli, hastalıklı gıdaları insanların sofralarına kadar ulaştırmayı yeğliyorlar ve başarılı da oluyorlar. Amaç açlığa çare olmak, herkesin karnının doymasını sağlamak mı? Hayır. Amaç; nüfusu azaltarak kontrol altına almak. Nüfus kontrolünün haricinde başka şeyler de oldu/oluyor. Irak’ta, sosyalist Baas iktidarı döneminde ülkeye giren/zorla sokulan gıdalar insanları öldürdü ve nüfusu kontrol etme amacı doğrultusunda hareket eden, küresel zehir saçan-başta ABD’den olmak üzere- şirketler şeytani amaçlarına biraz da olsa ulaştılar.
Bu şirketler ülkelerin tohumlarını alıp, yokedip yerine kendi ürettikleri kısır hibrit tohumlarla kendilerine bağımlı hale getiriyorlar. Tarladaki ürüne zarar veren organizmaları öldürsün diye kullanılan “pestisit” isimli kimyasal, hasattan sonra ürüne zarar veriyor. Havaya karışabildiği için solunum yoluyla da insanlara, hayvanlara zarar veriyor. Ama biz bunların ne kadar farkındayız, tahmini güç. Kitap tüm bunlara cevap niteliğinde. Diğer taraftan “cüce buğday” denilen, genetiği değiştirilmiş olan buğday türünün içinde oldukça fazla gluten olup, insanoğlunun da fazla glutene karşı gerekli sindirimi sağlayamadığı, bunun sonucunda da ince bağırsakta arpa, çavdar ve yulaf gibi diğer tahıllar da dahil olmak üzere içerdikleri fazla glutene karşı kronikleşen alerjik hastalık “çölyak hastalığı” ortaya çıkıyor. Genetiği değiştirilmiş tahıl ürünleri vücudun glutene olan dayanıklılığını yok ediyor. Bu durum bilinmekte iken American Diabet Assocation (Amerikan Diyabet Derneği) ısrarla tahıl ürünlerini öneriyor. Neden? Cevabını ve daha fazlasını kitapta buluyoruz. Neyle karşı karşıya olduğumuzu görmek adına okuyalım, okutturalım.

Onur Çakır, Saklı Seçilmişler'i inceledi.
19 Mar 22:12 · Kitabı okudu · 15 günde · Beğendi · 9/10 puan

Okuduğum İlk Soner Yalçın kitabının geldik ürpertici ve sinir bozucu inceleme köşesine,bu kitap ayrıca first inceleme –araştırma enlemine geliyor benim için.Öncelikle Soner yalçın beyefendiye bu konularda emeği geçtiği için teşekkür etmeyi borç bilirim.Kalemine sağlık.İncelemem –SPOILER- içerecek kusura bakmayın.Kitap Cumhuriyet Dönemindeki Atatürk’ün milli tarım politikalarından 1983 seçimlerinde Özal’ın başa gelerek nasıl tarım-gıda düzeninin bozulduğunu anlatıyor.Özal iktidara gelince biliyorsunuz ki ithalat vergilerini kaldırarak gıda emperyalistlerin şu an ki Türkiye’mizin bütün tarım,yiyecek,içecek sektörünü komple içine almalarını sağladı.”Ölüm İmparatoru” Rockefeller ve hepimizin “iyilik meleği”diye tanıdığımız Microsoft Bill Gates gibi isimlerin saman altından su yürüttüklerini işte bu kitapçıkta belgeleriyle göreceksiniz. Neler yiyoruz ve bizi nasıl “aptallaştırıyorlar” her sayfasında şok olacağınız okudukça “yemeyi bırakamayacağıma göre acaba kitabı okumayı bıraksam mı”düşüncesine kapılacağınız bir eser.Soner Bey en son işte bu kısım beni çok ürküttü Öjeni (Üstün ırk)’den bahsediyor ki ben hiç bu terimi daha önce bu yaşıma kadar duymamıştım.Nedir bu terim dersiniz kendimce söyle açıklayayım:İnsan ırkı ıslah edilerek “uygunsuz ırklar” yok ediliyor!Yani,doğal/kaliteli beslenemeyen yoksullar dolaylı yoldan yok edilmek isteniyor!hayat hakkı tanınanlar ise,dünyayı yöneten belirli şirket ve onların hizmetçileri olacak! Bugün ise herkesin üzerinde düşünmesi gereken soru şu:
GDO’lar biyolojik harp silah mı?
Kimyasallar atom bombası mı?
Hedef dünya nüfusunu azaltmak mı?
Benim değerli incelemelerim bu kadar çok uzun oldu lütfen sonuna kadar okuyun.Kitaplığınız da bu şahane esere yer vermenizi tüm halkıma öneririm.Sevgilerimle….

Ismaıl Sentürk, Galat-ı Meşhur'u inceledi.
04 Mar 00:24 · Kitabı okudu · 14 günde · 7/10 puan

Soner yalçın'ın okuduğum 4. kitabıydı. Yazarın her eserinde olduğu gibi bu kitabında da derin araştırmalar, emek, bolca bilgi ve analiz/yorumlar içerdiği için sindire sindire okumak gerektiğini düşünüyorum. Kitap her ne kadar bölümlere ayrılmış şekilde olsa da konuların dağınıklığı ve fazla detaylı olması akıcılığı azaltıyor. Soner yalçın'ın tarzını ve kitaplarını seven okuyucularının içerik olarak tatmin olacağı beğeneceği doğru bildiğim ne çok yanlış varmış diyerek okuyacağı klasik bir soner yalçın eseri...
***
Daha önce yazarı hiç okumamış olanlar için ise ilk okuyacağı kitabın bu kitap olmasını pek tavsiye etmiyorum.

Nur Önder, Bay Pipo'yu inceledi.
02 Nis 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitabı okuyunca, ülkede milli istihbarat diye bir şey olmadığını,tamamen abd 'nin kuklası olduğumuzu anladım.Çok öğretici oldu benim için.Şimdi durum daha da beter ya neyse.

İlk önce belirtmeliyim ki; çok güzel olacak şekilde GALAT-I MEŞHUR adı verilen eserin alt başlığı veya diğer adı, "Doğru Bildiğiniz Yanlışlar". Daha ilk başta; kendinizin yanlış, yazarının doğru bildiği yaklaşımı veriyor yazar kitabında. Bu, okuru cahil ve dolayısıyla 'ötekini "aşağı" kendini üstün gören anlayış ve yaklaşım' eserin içine de sinmiş. Böyle insanlardan, yazarlardan ders almak istemiyor insan. Ama bu önemli ayrıntıya (!) takılmadan eseri okursanız çok da istifade edebilirsiniz.
...
Eserde, her ne kadar fazlasıyla dağınık işlense de, özellikle popüler ve dahi klasik pek çok konuda, yazarın kendisinin de sıkça bahsettiği "Bizim Mahalle" (syf.171; 182; 309; 407; vb) açısından bakış açısı ve sorgulama görüyorsunuz ilk bakışta. Ama aslında; Güncel üzerinden klasiğe, geçici olandan kalıcı bir değere sahip olabiliyorsunuz okuduklarınızla... Nasıl mı?
Çok ilginçtir ki; -yakın tarih vb pek çok konuda aslında- sağ ve sol anlatılar, grupların özellikle kitlelerini harekete geçirecek özelliğe sahip temel taşları, birbirlerine de çok benziyor olduğunu fark ediyorsunuz... Kitaptaki pek çok veri yada yaklaşım niteliğindeki cümle aslında her kesimin donesi.. hem de; her (sosyolojik) taraf, öteki tarafın bu donelerden ve insancıl yaklaşımlardan yoksun olduğunu düşünüyor, zannediyor yada her mahalle, kendi içinde öteki mahallenin kötülüğünü ima ediyor, aynı doneler üzerinden.
Kitap, yakın zaman ve dolayısıyla tartışmalı denebilecek nokta ve açılar içermesi nedeniyle, kitaptan az alıntıda bulunacakken, -görüleceği üzere ve görülmesi için- çok sayıda alıntıda bulundum...
...
Okuyucu, yazılanları, 'yanlı olan "cevap verme" şeklinde değil, çoğu kez "soru sorma" şeklindedir' diye düşünürken bir bakıyorsunuz yazar "Soru, aslında yanıttır..." (syf.214 ) diyor zaten. Zaten öyle değil midir hep? Bu da yadsınacak değildir elbet.
Hattâ çok güzel, unutulmaması gereken ve her görüş için kullanılacak çok güzel veriler bile veriyor yazılar kendi içlerinde... Hatta bu konuda yazarın arşivi, araştırmacı gazeteciler için bile bir hayli "zengin" aslında... Gel gör ki; bu güzel veriler, "doğru mantık ve sonuç, yazarın yalnız kendisinde" imiş gibi, "bu verilerden sadece yazarın söylediği sonuca varılır" mış gibi işliyor konuları. Oysa pek doğal olarak başka sonuçların da çıkarılabileceği mantalitesiyle yazılsa insan çok daha bir zevkle okur eseri. Ancak bu haliyle bile eserden alınabilecek çok şey var. Muhaliflerinin bile.
...
Yazar, sayfa 341'de; "Batı, "İslam ve terör" konusunda ısrarla tarihten tek örnek veriyor: Hasan Sabbah!" diyor. Bu doğru ama işin garibi bu ve benzeri yaklaşımlar -yazar kendisi dahil- Türkiye'de de hep yapılıyor. Kaç insan veya grup (soy, cemaat, topluluk, görüş, hareket, parti vb) bunu yapmıyor ki?. Herkes; kendi haklılığını, doğruluğunu, üstünlüğünü, ötekinin haksızlığı üzerinden veya ötekini şeytanlaştırma, düşmanlaştırma üzerinden sağlıyor. Doğruluğunu, ve ilkeliliğini, ötekinin yanlışı üzerinden değil de, kendi erdem veya faziletini artırma üzerinden kaç insan, kaç grup hattâ kaç devlet ortaya koyuyor? Batı veya daha geniş anlatımıyla her "öteki" nin ikiyüzlülükleri ortaya konurken "samimi" ve "doğru" tarafları neden göz ardı ediliyor. Demek o ki; "sütten çıkmış ak kaşık" yok; "hatasız kul olmaz" gerçeğinden hareketle hatalarıyla seveceğiz biz insanlar birbirimizi. Böyle sevemediğimiz müddetçe de, ne içimize, ne ailemize, ne toplumumuza ve ne de dünyamıza "barış" ve "huzur" gelecek değil!
...
Yazarın da dediği gibi "Önyargıları yıkmak zorundayız... Yanlış, hatalı olanı cesurca dile getirmeliyiz." (s.12) Buna yazar da dahil. En güzel nasihatleri yapanlar, aynı zamanda nasihatlere muhtaç olanlar olabiliyor örnekteki gibi...
...
bu kitapta da olduğu gibi, tüm okumalardan ve yazarlardan alınacak çok şey var. Ancak onlar gibi düşünmek, onların vardığı sonuçlara aynen varmak durumunda değiliz. Her birey, gerçekliği kendi açısından görür ve keşfeder. Diğer tüm bireylerden de yararlanır. Zenginlik katar diğer bireyler. Diğer yandan, Yararlanmak zorundadır da. Çünkü yaşam kısa ve gerçekliği bilerek veya bilmeden manipüle eden insanlar hiç te az değil. Ve bu arada yaşam geçiyor. Herkesin vardığı sonuçlar yada gittiği yollar, çok samimi olunsa bile, birbirinden farklı olabiliyor. Bu zor şartlarda gerçekliği olduğu gibi keşfetme derdimiz var ortak olarak. Bunun için "öteki"ne ihtiyacı var herkesin.. diğer bir deyişle; "Herkes ötekine muhtaç; sevemese bile saygı duymak zorunda!" ötekine, diğer mahallelere... Kendisinin aynı zamanda "sosyal bir varlık" olduğunu fark etmiş her insan için bu, aynı zamanda sindirilmesi gereken bir besin değerinde, görmüş ve hatta yemiş olmak bile yetmez...
...
Kitaptan Bir örnek ile incelememi bitirmek istiyorum, şikayet anlamında:
"Kitlelerin; bilgilenmeye-mücadeleye değil, inanmaya ihtiyacı olduğu dönemlerde ortaya çıkan bu "yeni aydın" sorununu irdelemeliyiz! Konuyu açmalıyım... Kimi entel takılır. Adı; Ahmet'tir, Hadi'dir, Gülay'dır, Oral'dır. Kimi dantel takılır. Adı; Sezen'dir, Halil'dir, Sinan'dır, Kadir'dir." (syf. 417)
derken; fikir-olay-kişi eğrisinde, fikir seviyesinden doğrudan kişi seviyesine düşüyor yazar...

Çok kişi;"yazar, aydın, sanatçı vb. önde giden insanlar hep aynı noktada düşmüyorlar mı?

İstemeden uzayan incelememi daha fazla uzatmayayım..
Sizi, alıntılar ve kitapla başbaşa bırakıyor, iyi okumalar diliyorum..:)
Kalın sağlıcakla..

Bütün İncelemeleri Göster