Sophokles

Sophokles

Yazar
8.5/10
510 Kişi
·
1.741
Okunma
·
129
Beğeni
·
6.551
Gösterim
Adı:
Sophokles
Tam adı:
Sophocles - Sofokles
Unvan:
Antik Yunan'ın Eshilos ve Evripides ile beraber 3 büyük tragedya yazarlarından biri
Doğum:
Colonus, Atina, MÖ 495
Ölüm:
Atina, MÖ 406
Hayatı

Sofokles (MÖ 496-MÖ 406) Atina dışında Kolonos'ta doğmuştur. Babası Sophillos zengin bir silah üreticisiydi. 5. yüzyıl Atina'sında yaşamış, Atina site devletinin hem gelişimini hem de çöküşünü görmüş. Birçok resmi ve askeri görevlerde bulunmuş. 441'de birliğe bağlı site devletlerine katkıları yöneten Kolegiumun üyesiydi. 441-440'ta Perikles ile Sisam'da baş gösteren ayaklanmayı bastırmak üzere görev almış. Salamis deniz zaferini kutlamak üzere düzenlenen gençler korosunu yönetmiş. Kendisinden 16-17 yaş küçük olan Euripides'in ölüm haberi üzerine tragedyalarına yas giysileriyle gelerek meslektaşına duyduğu saygıyı göstermiştir.Sofokles'in ilk birinciliği MÖ 468 yılındadır. İlk ödülünü Dionysia şenliğindeki tiyatro oyunu yarışmalarında aldı. Uzun yaşamı boyunca eserler yazmaya devam etmiş. Filoktetes adlı oyununu 88 yaşında kendisi sahneye koymuştur. MÖ 420 yılında Asklepios'un heykelini tapınağa yerleşinceye kadar evinde tutmuştur. Bu davranışıyla ölümünden sonra da Atinalılar tarafından onurlandırılmıştır. MÖ 413'te Peloponnesos Savaşı boyunca Sicilyadaki Atinalı kuvvetin yıkımına karşılık veren komutanlardan biri olmuştur.

Tragedyalarında bir yazarın seyircilerine söylediklerinden çok bir yurttaş olarak diğer yurttaşa söylemek istedikleriydi.Seyircileri düşünmeye yönelten bir uyarıcı ve danışmandı. Suda'ya göre Sofokles 123 oyun yazmış ancak 7 tanesi tam şekliyle günümüze ulaşmıştır. Bunlar Troyalı Kadınlar, Aias, Kral Oidipus, Oidipus Kolonos'ta, Antigone, Elektra, Filoktetes.

Sofokles'in sahneye getirdiği yenilik korodakilerin sayısını 12'den 15'e çıkarmıştır.Sanat yapıtının temel koşutu site ilişkileri olmuştur.

Sofokles'in eserlerinin bize en iyi ulaşanları MS 950'de Bizanstaki elyazmalarıdır. Aiskhylos, Sofokles ve Rodoslu Apollonios'un Argonauticasından meydana gelen bir metin destesi Giovanni Aurispa tarafından 1453'te İstanbul'dan İtalya'daki Floransa Medici kitaplığına getirildi. Bu elyazmalarının yanında Sofokles'e ait olduğu kesin olmayan elyazmaları vardır.

Eserleri ve konuları

Aias ve Antigone'yi,Oidipus Kolonos'ta ile Filoktetes'ten önce sahneye koymuştur.Aias adlı eserinde Arkaizm (edebiyat) izlerine rastlanır.Bu eserde Troya Savaşı'ndaki bir olayı ele alır.Sofokles bu oyununda karakterden çok konuya ağırlık vermiştir.Antigone ile dünya edebiyatında ilk direniş oyununu yazmıştır.Antigone'nin yanında İsmene ve Kreon karakterleri de belirgin olarak gösterilmiştir.Trakhisli Kadınlar'ın temelini oluşturan mitos Herakles'in mitosudur.Kral Oidipus Sophokles'in başyapıtı olarak görülür.Aristoteles'in Poetika adlı eserinde tragedya hakkında bilgi verirken özellikle Kral Oidipus üzerinde durmuştur.

Aristoteles ideal tragedyanın birincil etkisi olarak belirlediği birlikte acı çekme ve dehşete uğramanın ilk kez Sofokles ile tam anlamıyla biçimlendiği görülür. Kral Oidipus MÖ 430'lu yıllarda, Yunan aydınlanma hareketinin sofizm akımına doğru eriştiği dönemde ortaya gelmiştir. Elektra, Filoktetes ve Oidipus Kolonos'ta adlı oyunlarda ana karakterler baştan sona oyunu tek başına belirler. Aias, Antigone ve Deianeira intihar etmiş; Herakles öldürülmüş; Kreon ile Oidipus acı bir sonla tükenirken, Elektra, Filoktetes ve Oidipus yüceltilmiştir.

Elektra mitosunu daha önce Aiskhylos da işlemiştir. Aiskhylos'ta olayların akışı doğrusaldır. Sofokles'te ise olay akışı daha karmaşık bir haldedir. Filoktetes Sofokles'in sanatsal olarak en olgun oyunu ve dönemindeki akılcılık ve bilgicilikle olan kesin bir hesaplaşmadır. Bu oyunda ahlakı vurgulayarak kanıtlamıştır. Oidipus Kolonos'ta adlı eserinde insan aklını, kendini her değerin üstünde ve kendini sınırsız ve güçlü gören yapısıyla hesaplaşmadır. Sofokles'in asıl dile getirmek istediği akıl üstü değerlerin geçerliliğini kanıtlamak için kendi üstün aklını ortaya koymasıdır.

Oyunlar


Aias
Antigone
Kral Oidipus
Trakhisli Kadınlar
Elektra
Filoktetes
Oidipus Kolonos'ta
İdam cezası kanunlara karşı gelen herkese derhal uygulansa, dünyada bu kadar cani olmazdı.
Sophokles
Sayfa 57 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2012. 1. basım, Çeviren: Azra Erhat
" Yanlış anlaşılan sözler birtakım şüphelere yol açtı. Yersiz de olsa şüphe insanı yaralar. "
Sophokles
Sayfa 26 - Türkiye İş Bankası
56 syf.
·1 günde·Beğendi
THEBAİ ÜÇLEMESİ #1

Başlamadan: Bu gibi mitlerin bilinmeyen bir şeyi anlatmadığı ve yıllar boyunca dile getirildiği için içerikle ilgili bilgilerle karşılaşmayı da doğal karşılayınız.

Yunan tragedyasının en kuvvetli örneklerinden biri sayılan Oidipus’u duymayan yoktur herhalde. Yunan mitolojisinde önemli bir yere sahip olan bu mit kader problemiyle karşımıza çıkar. “Oidipus kadercilikle savaşan insanların başında gelir”. Mitolojideki hikâyeler aktaranlar tarafından küçük ve farklı ayrıntılarla aydınlatılmaya çalışıldığı için elinize geçen farklı kaynaklarda sadece özün aynı olduğu görülür. Örneğin, Kral Oidipus’un öz babası Laios ile bir yol ayrımında karşılaşmaları iki farklı kaynakta(elimde bulunan kaynaklar) iki farklı şekilde aktarılmıştır. Bu karşılaşma sırasında Oidipus öz babası Laios’u –tabii henüz öz babası olduğundan haberi yoktur- öldürür. İlk kaynakta Oidipus’un öldürme sebebi, arabadakilerin yoldan çekilmemesi yüzünden ona bağırmaları ve dalaşmalarıdır. İkinci kaynakta ise araba hızlı gittiğinden Oidipus’un ayağını ezmiş, Oidipus buna sinirlendiği için arabadakileri öldürmüştür. Bu gibi küçük farklar bütüne uyarlandığında ister istemez kafa karışıklıklarına sebebiyet verebilir. Ben bu yazı için Sophokles’e sadık kalacağım. Kral Oidipus’u anlatmadan okumayı daha doyurucu hale getirmek için önce ufak iki hatırlatmanın gerekli olduğunu düşünüyorum.

Yunan mitolojisinde tanrılar ve insanlar kadar şehirler de her zaman önemli olmuştur. Eserin geçtiği ve üçlemeye ismini veren yedi kapılı Thebai şehri, çok eski zamanlarda acıklı hikâyelere sahne olmuş, birçok trajedi yazarı konularını bu şehirdeki kahramanlıklar ve facialardan almıştır. Bu yüzden kitap okunurken isim olarak kalması haksızlık olur. Şehrin kuruluş hikâyesi ilginçtir. Bu şehrin ilk kurucusunun Kadmos olduğu söylenir. Şehri sonradan ele geçiren Amphion ve Zethos kardeşler şehri büyütmüşlerdir. Kadmos kız kardeşinin başına gelen felaketi aydınlatmak için bir rahibeye başvurur. Rahibe bunun imkânsız olduğunu bir düvenin peşinden gitmesi ve düvenin durduğu yerde bir şehir kurmasını söyler. Kadmos çaresiz buna uyar, takip eder ve düvenin durduğu yerde şehri kurmaya hazırlanır. Ama şehre su kaynağı sağlayacak kaynaklar bir ejderhanın kontrolündedir. Savaşır ve yener. Dişlerini toprağa serpmesi istenir. Bu serpmeyle birlikte yerden bir ordu çıkar ve bu ordu kendi arasında savaşır. Kadmos sağ kalan beş kişiyle şehrin temellerini atar. Evlenir, çocukları büyür ama aralarında kavgalar çıkınca Kadmos dayanamaz ve eşiyle birlikte şehri terk eder. Sonradan, ilk başta adı geçen kardeşler şehri yönetimlerine alırlar. Amphion’un yedi telli lirinin tellerinden hareketle şehre yedi kapı kurulur. Kısaca şehrin kuruluş hikâyesi böyledir.

Kitapta Oidipus’un başına gelecekleri Apollon’un bildirdiği ya da farklı kaynaklarda Apollon’un kâhinlerinin bildirdiği söylenir. Bilinir ki Apollon yunan mitolojisinde güzel sanatlar tanrısıdır. Güzel sanatlar tanrısı olmasının yanında kehanetleri gören bir tanrıydı da. Güneş’i temsil eder. Güneşin her şeyi görmesi gibi o da her şeyi; zenginin sarayını, fakirin evinin içini, denizlerde yüzen balıkları, otlar arasındaki yılanı vb. görür. Bizzat kehanetleri kendi açıkladığı gibi kâhinler de ondan gizli sırları öğrenir ve açıklarlar. Bu da dikkate değer bir diğer noktaydı. Çevirmen bu gibi notları koymamış maalesef.

Hikayeye gelelim. Thebai kralları Amphion ve Zethos ölünce başa Kadmos’un oğlu Polydros’un soyundan gelen Laios geçer. Zaten Kadmos tahtı bırakınca yerine bir süreliğine Laios gelmişti. Tekrar kral olan Laios İokaste ile evlenir. İokaste’nin kardeşi Kreon ile şehri yönetmeye başlarlar. Çiftin çocukları olmadığı için Apollon’a giderler. Apollon onlara bir çocukları olacağını ama çocuğun babasını öldürerek annesiyle evleneceğini söyler. Laios çocuk doğduktan sonra onu ayaklarından bağlatarak bir dağa attırır. Dağda çocuğu çobanın birisi kurtarır ve Korinthos kralına verir. Çocuğa “ayağı şişmiş, incinmiş” manasına gelen Oidupus ismini verirler.

Oidipus büyür. Bir gün bir tartışma sırasında kendisine uydurma evlat denildiğini duyunca şok olur ve işin aslını öğrenmek için Apollon’un kahinine gider. Aldığı cevap Laios ile aynıdır. Ama kahin gerçek annesi ve babasını söylemez. Bunu duyan Oidipus kehanetin gerçekleşmemesi için şehri terk eder. Yolda başta belirttiğim gibi fark etmeden öz babası Laois’ı öldürür yoluna devam eder. Yolda Thebai şehrine musallat olmuş Sphinks adlı canavarla karşılaşır. Bu canavar şehre girmek isteyenlere bilmece sorar, bilemeyenleri öldürür. Kimse geçememiştir henüz. Bu canavarı geçene ülkenin tahtı ve dul İokaste vaat edilmiştir. Oidipus canavarın bilmecesini bilir. Canavar kendini öldürür. Oidipus vaat edileni almış ve annesiyle evlenmiştir.

Annesiyle evlenen Oidupus’un iki erkek iki tane de kızı olur. Tanrılar bu ensest ilişkiye kızarlar ve bu ölümlüyü cezalandırmak isterler. Thebai şehrini kurak topraklara çevirirler. Felaketten kurtulmalarının tek şansı eski krallarını öldüren ve annesiyle evlenen kişiyi bulup cezalandırmalarıdır. Bundan sonrası malum. Oidipus şehre gelen kahinden sonra öldürdüğünün öz babası, evlendiği kişinin ise annesi olduğunu anlar. İokaste bu durumu önceden bildiği için kendini asar. Oidipus’ta kendi elleriyle gözlerini çıkarır ve şehri terk eder.

Oidipus’un önemi kendi kaderine teslim olan insanları temsil etmesidir. Şöyle der: “Kaderin çocuğu olmakla övünürüm, bundan da bir utanç duymam kader benim anam”. Kaderi Oidipus gibi böyle yücelten başka birisi var mıdır bilmem. Kitapta yüksek bir kadercilik oyunu oynanmaktadır. Oidupus kaderin annesi olmasıyla övünür, karısı aynı zamanda annesi İokaste, kaderin oyuncağı olan insanın başına gelecekleri nerden bilebileceğinden yakınır. Ama ikisi de başta kaderlerine inanmazlar. Oidipus kaderini bilmesi bakımından şanslı ama ona inanmaması bakımından şansızdır ve kader kurbanı olur. Peki, kaderinde ne olduğunu bilmeyen(ya da ilerde ne olacağını bilmeyen) bizler şanslı mıyız, şanssız mı? Bu soru eminim herkesin kafasına bir gün takılacaktır. Biz sadece ilerde olabilecekler için ufak yönlendirmeler yapabiliriz. Kimse Oidipus gibi ilerde ne olacağını bilemez. Onun ve kitabın değeri ensest ilişki sonucu hayatı mahvolan birinin acıları değil, hazin kaderini bildiği halde insana yaraşır şekilde, yılmadan, Olympos Tanrıları’na başkaldırmasıdır. Belki boş bir başkaldırıdır bu ama onun bir kader kahramanı olmasına engel de değildir.

Kitabı okuduktan sonra “Her yürek, kendinin kaderidir” sözünü “Her yürek, kendinin Oidipus’udur” diye değiştiriyorum. Esen kalın.
57 syf.
·2 günde·Beğendi
Elektra hikâyesi mitoloji, psikoloji ve edebiyat olmak üzere üç farklı alana katkıda bulunmuştur.

Elektra hikâyesi ta Truva Savaşı’nın başlamasına kadar dayanır. Elektra tıpkı lanetli bir soydan gelen Kral Oidipus gibi lanetli bir soydan gelir: Pelops Soyu. Bu soy Homeros ve tragedya yazarlarında önemli bir yer tutmuştur. Pelops’un Atreus ve Thyestes adında iki oğlu vardır. Bu ikili Argos’ta hüküm sürmektedir. Araları bozulunca Thyestes Argos’tan kaçar, kaçarken de kardeşinin oğlunu yanına alır. Thyestes kardeşinin oğlu büyünce, yeğenini intikam almak için babasını öldürmeye gönderir. Durumun farkına varan Atreus genci idam ettirir. Sonradan kendi oğlu olduğunu öğrenir. Bu sefer de intikam alma sırası ona gelmiştir. Çok hain bir plan hazırlar Atreus. Kardeşi Thyestes’in iki oğlunu öldürür. Atreus, kardeşi Thyestes’le barışmak maksadıyla bir ziyafet verir. Ziyafette, öldürdüğü yeğenlerinin etini kardeşi Thyestes’e yedirir. Buna çok sinirlenen tanrılar Pelops oğullarını lanetlemişlerdir. Thyestes’in Aigisthos adında bir oğlu daha vardır(Atreus’un da Agememnon ve Menelaos adında iki oğlu var). Babasının ve kardeşlerinin intikamını almak ona kalmıştır.

Truva filmini izleyenler Agememnon, Menelaos, Paris, Helena gibi isimleri bilirler. Paris, Sparta kralı Menelaos’ın dünyalar güzeli karısı Helena’yı Truva’ya kaçırır. Şanlı Agememnon kardeşine yapılanlar karşısında Truva’ya gitmek için büyük bir ordu toplar. Yola çıkarlar fakat denizde rüzgâr esmiyordur. Bunun için Tanrıça Artemis’e büyük kızını kurban eder ve Truva’ya doğru hareket ederler. Savaş çok uzun sürmüştür. Savaş bitmiş, taraflar evlerine dönmüştür. Kızının ölümü için kocası Agememnon’a kin besleyen Klytaimnestra aşığı Aigisthos’la beraber kocasını öldürür. Bu ölüme çok içerleyen Elektra, kardeşi Orestes’i şehirden gönderir. Yıllar boyunca annesi ve annesinin aşığından eziyet görecek olan Elektra, kardeşi Orestes’in büyüyüp babalarının intikamını alacağı düşüncesiyle hep sabretmiştir. Kitap Elektra ve Orestes’in intikamlarını nasıl aldığını anlatıyor.

Elektra babasına çok üzülür, çok ağlar. Annesi onun için tehdit sembolüdür. Babasına olan sevgisi o kadar büyüktür ki annesinin yaptığı zulümlere bile katlanır. Bu sevgi ve bağlılık psikolojide Elektra Sendromu olarak nitelendirilir. Kız çocuklarının babaya karşı aşırı yakınlık beslemesi ve anne tarafından cezalandırılma korkusu içinde olma durumu olarak kabaca tanımlanabilir. Biliyorsunuz bu durumun tam tersi de Oidipus Kompleksi diye nitelendiriyor. Elektra’nın psikolojiye katkısı yüzeysel olarak böyledir.

Elektra hikâyesi üç yunan tragedya yazarı; Aiskhylos, Euripides ve Sophokles tarafından da işlenmiştir. Aiskhylos ve Euripides hikâyeyi Agememnon’un dönüşünden Orestes’in intikamını almasına ve serbest kalmasına kadar tüm efsaneyi anlatır. Elektra geri plandadır. “Hakim fikir, tanrıların amansız laneti ve insanların dindarlıkla ve ahlaka uygun davranarak kadere etki edebilmeleridir”. Sophokles’te tersine Elektra karakterini yüceltir. Kral Oidipus ve Oidipus Kolonos’ta kitaplarında daha çok insan ve kader arasındaki mücadeleye yönelme Antigone ile karakter çözümlemelerine doğru yönelir. Elektra da ise bu yönelme zirveye ulaşır. Bunun için diyebiliriz ki Elektra bireyin iç dünyasına yönelme bakımından Antigone ile beraber Sophokles’in en iyi eseridir. Sophokles, Elektra’nın içindeki ıstırabı, üzüntüyü, sevgiyi, nefreti, kini, mantığı ona ayırdığı kısımlarda öyle güzel tarif eder ve hissettirir ki okuyucu ister istemez Elektra’nın arkasında durur, zalimlere karşı onun yanında görünmez savunucusu olur. Sophokles Elektra’nın karakter portresini çizerken zıtlıklardan yararlanır. Kardeşi Khrysothemis(bu nasıl okunuyor) Elektra’nın tam tersi karakterdedir. Bu zıtlık bize Elektra’nın karakterini daha iyi yansıtır ve özümsememize yardımcı olur. Kral Oidipus ve Oidipus Kolonos’ta kitaplarından edebi zevk çok alamasam da Antigone ve Elektra kitaplarını okurken edebi zevke doydum.

Bilinmelidir ki mitoloji için asıl kaynaklar Hesiedos ve bilhassa Homeros’un eserleridir. Homeros ki iki büyük eseri İlyada ve Odyseia ile tüm dünya edebiyatını etkilemiştir. Ama bu eserler yakıştırmalar, mecazlarla örüldüğü için önceden mitoloji ile ilgili ufak çaplı bilgiler edinmeniz sizin yararınıza olur. Ben okumamı verimli hale getirecek her türlü hazırlığı önceden yapmaya çalışırım. Bu tragedyalar(ve daha fazlası) o eserlere ulaşmak için benim ilk adımımdı. Belki yıllar sürecek ama o eserleri de okuyunca Shakespeare için, Shakespeare okuyunca Ulysses için bir adım olacak ve bu böyle devam edecek.

Şunu da şuraya bırakayım. Kendi başlarına çok güzel oynamışlar Elektra’nın son bölümünü: https://www.youtube.com/watch?v=9JFTTHINulI

Esen kalın.
57 syf.
·1 günde·8/10
Babası için yanıp tutuşan bir kızdır Elektra. Babasının annesi tarafından katledilmesi üzerine durmaksızın ağlar ve acı duyar. Bu durumdan pek hoşnut olmayan annesi Klytaimnestra, Elektra’ya çeşitli kısıtlamalar getirerek onu uzaklara göndermekle tehdit eder. Annesinin bu davranışları, hastalığın iyice ilerlemesine sebep olur ve Elektra -daha da hırçınlaşarak- babası için her şeyi yapabilecek duruma gelir. Babasının öcünü almak amacıyla planladığı tek şey, yıllar önce annesinin gazabına uğramaktan son anda kurtardığı ve başka bir bölgede yaşaması için gönderdiği erkek kardeşi Orestes’dir. Fakat sonraları, kardeşinin bir yarışmada kaza geçirip öldüğünü öğrenir. Babasına çok düşkün olan Elektra, böyle bir yenilgiyi kabullenemeyip annesine saldırmak ister fakat kız kardeşi yapamayacağını düşünür ve izin vermez. Bir süre sonra Orestes saraya, Klytaimnestra’yı öldürmek için geri döner. Dönüşü, gizli bir biçimdedir. İlk geldiğinde kardeşleri de onu tanımamıştır fakat sonra olanları kardeşi Elektra’ya anlatmıştır. İntikam hırsının yol açamayacağı kötülük yoktur.

Bu hikayedeki Kötülüğün ana sebebi Freud’un Elektra sendromu cinselliğinden daha çok “Bir bireyin kendini bir kişiye sabitlemesi” olarak yorumlamak da doğru olur. Özellikle ikili ilişkiler için de söyleyebiliriz. Saplantılı olma durumundan bahsediyorum; sadece bir kişiyi görme, attığı her adımda, soluduğu her nefeste aklından hiç çıkarmadığı kişiyi düşünme hastalığı. Elektra, Babası öldürüldüğünde onda görülen depresyon, saldırganlık ve hayata küsme gibi durumlar, hayatını bir kişiye adayan ve ondan ibaret gören hastalıklı kişilerin durumuyla aynı. Freud okuyan şunu az çok bilir: Küçük yaşta edinilen, edinilmeyen şeyler sonraları mutlaka karşımıza çıkar. Dolayısıyla aile bireyleri olarak bir çocuğun hem anne hem babasının ilgilenmesi gerektiğini; sadece anne babasının bulunmadığını, onu başka şeylerle tanıştırmaları gerektiğini hatırlatmak gerekiyor. Erişkin bir bireyin “Ait olma, ait hissetme” gibi durumları onun duygusal ve zihinsel köleliğinin göstergesi demektir. Böylesine içe kapanık ve yalnız hisseden, pencerelerini sadece bir kişiye açan insanlara bir şeyleri hatırlatmak gerekiyor.

Bitirken Elektra’nın diyaloglarını okurken aldığım keyif muazzamdı. Mitoloji güzel şey.

Keyifli okumalar.
57 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Hırs insanı çürütür. Kin ve nefret ise insanı insanlığından öteler, düşüncesiz, kendini bilmez ve her daim sağlıksız kararlar almasına meyil ettirir, erdemi tüketir. Erdemi tükenen ise önce çevresindekilerden yoksunlaşır ve dahasında kendinden uzaklaşır, düşüncesiz ruhsuz bir bedene dönüşür. Haklı bir çığırtkanlığın vesilesiyseniz, adalete ulaşıncaya kadar çığırmaktan vazgeçmeyiniz, lakabınıza deli deseler bile.

“...idam cezası, kanunlara karşı gelen herkese derhal uygulansa, dünyada bu kadar cani olmazdı.” (Alıntı)

Kitabın konusu Paris’in Helen’i kaçırıp, Menelaos ve Agememnon’u karşısına alır. Bu uğurda Agememnon kızını kurban etmek zorunda kalır, tanrılar lanetlerini yollar ve perde açılır, oyun başlar.

Sophokles MÖ 400-500 yılları arasında yaşamış, Yunan tragedyasının akla gelen ilk ismidir. Sayısız ödülle dolu bir yaşamı vardır. Konu işleniş ve kendine has tarzıyla Tiyatro tekniğinde sayısız yeniliklere öncülük etmiştir.

Mitoloji severlerin keyifle okuyacağı şiirsel bir anlatımla bütünleşmiş, içeriğinde dostluk, sevgi, kin, nefret, intikam gibi sayısız güdülerle harmanlanıp, hitabet tarzı diyaloglar ile bezenmiş naçizane bir oyundur Elektra.

“Ey temiz ışık!
ve dünyayı saran hava!
Ne çok iniltilerimi duydun,
ne çok yumruklara şahit oldun kanlı bağrıma vurduğum,
karanlık gece sona erdikçe.
Geceleyin evin içindeki bayramlarımın ıstırabına gelince,
onu, kederle doldurduğum yatağım bilir.” (Alıntı)

Sözün özü; türünde muazzam denilecek kadar okunulası ve kesinlikle tavsiye edilesi akademik bir inceleme gerektiren eserdir.

Sevgi ile kalın.
104 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
İnsanın başına bela olan kendi benliğidir. Kibir insanı taşa çevirir, akıldan yoksun bırakır, hayvan eder. İnsan akıldan yoksun kalanda akıbetine hazır etmelidir bedenini; ölüm ya da felaket ona en yakın olandır.

“...hiçbir zaman kibirli konuşma
ve sakın böbürlenme birilerinden güçlü
ya da birilerinden zengin olduğun için.
Çünkü bir gün bile sürmez ölümlülerin
yükseklerden düşüp dibe vurması.” (Alıntı #45659396 )

Sophokles MÖ 400-500 yılları arasında yaşamış, Yunan tragedyasının akla gelen ilk ismidir. Sayısız ödülle dolu bir yaşamı vardır. Konu işleniş ve kendine has tarzıyla Tiyatro tekniğinde sayısız yeniliklere öncülük etmiştir.

Büyük Aias büyük sıfatını hem yaş hem de boy pos olarak üstün olduğu Locris Kralı Oileus’un oğlu Aias’tan alır. Keza ona da Küçük Aias derler. İsminin karşılığı “inleyen” diye manalanmaktadır. Salamisli Kral Güzel Helene talip olduğunda -taliplerin sayısı 250’dir- Helene’nin babası “kızı sadece bir kişinin alacağını ve geri kalan herkesin ise; ne olursa olsun Helene yardım edeceğine dair sözü aldıktan sonra Helene’yi Menelaus’la evlendirir,” burada vermiş olduğu sözden dolayı Aias 12 gemiyle Troya Savaşı’na katılır.

Güçün simgesi olan Aias hakkında birçok mit vardır. Bunlardan en yaygın olanları ise; “Troya düşünce Priamos ve Hekabe’nin dünyalar güzeli kızı Kassandra Athena tapınağına sığınır ve Aias Tanrı heykeline sarılan Kassandra’yı zorla oradan çıkarmayı başarır. Bu sebepten dolayı Tanrı’ların lanetini üzerine çeker. Eve dönüşünde fırtınada gemisi batar, Poseidon Aias’ı kurtarır. Kibrine yenik düşen Aias Athena’nın öfkesinden kendi başına kurtulduğunu savunarak böbürlenir. Athena onu denizde yakalar ve Zeus’un yıldırımıyla öldürür.”

Yunan dünyasında tapınaklara sığınan kişilerin dokunulmazlık hakları vardır. Tanrı’ların öfkesinden korktukları için tapınak içerisinde kesinlikle aykırı hareketler yapılmazdı. Yunanlıların bir diğer önemli saydıkları şey ise ölen kişiye yapılan törenlerdi. Buna da çok dikkat eder ve layıkıyla yerine getirmek isterlerdi.

Aias Achillus’tan sonra Akhaların en güçlü kişisiydi. Troya sahiline indiklerinde ordunun bir ucuna Achilleus diğer ucuna ise Aias çadırlarını kurmuş ve iki yandan gelebilecek bütün tehditlere karşı onlar sayesinde aşılmaz önlem almışlardı. Agamemnon ile Briseis yüzünden ters düşen Achilleus’un savaşa dahil olmadığı zamanlarda savaşı idare eden ve bütün gücüyle gemilerin önündeki seti koruyan kişi Aias’tı. Hatta setleri savunurken yanına gelen Tanrıça Athena’ya “yardımın gerekmez, sen ileriye yardım et ben buradayken kimse buradan geçemez,” demesi Athena’yı öfkelendirmiş ve savaşa gelmeden önce babası Telamos ile konuşmasında:
“Savaşlarda zaferi mızrağınla kazanmaya çalışmalısın ve hep bir tanrı olmalı yanında,” dediğinde babası, “Tanrı’ların yardımıyla güçsüzler de zafer kazanabilir, ama ben tek başıma, onlar olmadan da kazanabilirim şanımı,” diye kibirli bir yanıt vererek Athena’yı iyi öfkelendirmiş yıkımını başlatmıştı.

Sophokles eserlerine konu olan asıl izlek toplumdur. Ancak toplumu da bireyselleştirip kişiye odaklanır. Kişinin aykırılığını gözler önüne serer ve toplumda neye maal olduğunu gösterir. Olayı yeniden kişilerden topluma getirir ve dönemine atıfta bulunmaktan keyif alarak konuyu işler.

Buradaki tragedya da Aias’ın kibri üzerine yazılmış ve topluma nasıl aykırı olduğu gösterilmiştir. Bu yüzden insan oldum deyip, benlik iddia etmemelidir. Aias’ın en büyük yanlışı da bu olmuştur.

Konunun başlaması ise Patroklos’un ölümüne öfkelenen Achilleus’un annesi Tanrıça Thetis’ten yeni silahlar istemesiyle başlar. Thetis ise silahlar için Afrodit’in kocası Hera oğlu Hephaistos’a gidip, yeni silahlar dövmesini ister. Hephaistos’ta Thetis’e minnet borcu olduğundan onu kırmaz ve oğlu Achilleus için gereken silahları yapar.

Achilleus öldükten sonra silahlarının pay edilmesine geldiğinde Thetis silahların Aias’a verilmesini salık verir. Ancak Agamemnon ve Menelaus buna karşı çıkar ve silahları Odysseus’a verir. Aias bunu kendine yediremez ve kin besleyip Akhalara düşman olur. Tragedyamız ise burada başlar.

“...akılsız insanlar, sahip oldukları şeylerin
değerini ancak onları başkasına kaptırınca görürler.” (Alıntı #45662298 )

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ından, çevirisi işinin ehli sebebiyle kusursuz. Sayfa kalitesi yerinde ve eksiksiz. Kısa bir yazar hayatı ile eserleri ve Aias hakkında bilgi verdikten sonra oyun başlıyor ve en sonda 5 sayfalık son notlar ile noktalanıyor.

Oyundaki karakterlerin gücüne diyecek yok. Konu asla çıkmaza sürüklenmiyor ve olabildiğince izleyiciyi kendine çekiyor. Sosyal mesajlar vermeyi asla aksatmadan, dönemin siyasi yapısına da dokundurup güzel bir sonla oyunu noktalıyor.

Sözün özü; benim için yerinde ve başarılı bir yazımdı. Beğenerek okudum, bu sebeple okunulası ve tavsiye edilesidir.

Sevgi ile kalın.
112 syf.
·Beğendi
THEBAİ ÜÇLEMESİ #2

Başlamadan: Bu gibi mitlerin bilinmeyen bir şeyi anlatmadığı ve yıllar boyunca dile getirildiği için içerikle ilgili bilgilerle karşılaşmayı da doğal karşılayınız.

Bu incelemeyi okumadan, konu bütünlüğünü sağlamak için Kral Oidipus kitabının incelemesini okuyunuz: #30619141

Üçlemenin ikinci kitabı. Ne kadar yazar bir üçleme olarak yazmasa da aradaki konu bağlantılarını düşününce üçleme sayarak okumak daha sağlıklı olacaktır. İlk kitap gibi beni çok etkilemedi. Bu kitap bilmeyerek işlediği bir günah yüzünden onurundan olan Oidipus’un günahlarından arınması ve onurlandırılmasını anlatıyor. Yine toplum baskısı altında kalmış bireyler var kitapta. Yunan dini anlayışlarının da satırlara yansıdığını görüyoruz.

“Bir günahın peşinden giderken, günahın
kendisinde olduğunu gördü ve kendi elleriyle
oydu iki gözünü. Ardından, hem anası
hem karısı olan kadın, utanç içinde,
kemerini boynuna dolayarak son verdi hayatına.” (Antigone syf. 3)

Oidipus da baskılara dayanamamış şehri terk etmişti. Oğulları da kendisine sırt çevirir(“Ben babaları, aşağılanarak ülkeden kovulurken engel olmadıkları, beni savunmadıkları gibi, evimden kovarak herkese sürgün olduğumu ilan ettiler”). Sadece iyi kalpli, sadık kızı Antigone onun yanında durmuş ve kör gözlerine göz olmuştur. Beraber Attika’ya(Atina’nın bir yerleşim yeri) gelirler. Diğer kızı İsmene onları uzun zamandır aramaktadır. Bulur ve kendilerine haberleri olduğunu söyler. Tanrılar Oidipus’u affetmişlerdir. Oidipus’un defnedildiği yere koruma sağlayacağı kehanetleri dolaşmaktadır ortalıkta. Thebai kralı Kreon da bunu duyarak Oidipus’u aramaya çıkmıştır(“Thebaililer ölü ya da diri seni geri götürecekmiş. Buna bağlıymış refahları”). Oidipus kendini yurdundan köpek gibi kovan Kreon’a dersini vermek istemektedir. Bunun için burada Kral Theseus’a kendini sunacak ve sığınma isteyecektir(“Buraya sana zavallı bedenimi sunmaya geldim. Görünümü kötü olabilir, ama sağlayacağı yarar güzel bir yüzün sağlayacağından kat kat fazla”). Oidipus başından geçenleri anlatır kral Theseus’a. Kral söz vererek onu ve kızlarını korumasına alır.

İsmene’nin getirdiği bir haber daha vardır. Ağabeyleri Eteokles ve Polyneikes taht kavgasına tutuşacak ve birbirlerinin katili olacaklardır. Polyneikes Argos kralının kızıyla evlenerek onları Eteokles’e karşı savaşmaya ikna eder. Muazzam, yedi komutan yönetiminde bir orduyla kardeşinin yakasına yapışırlar. Kısaca sonucu söylersek kehanet yerine gelmiş, kardeşler birbirinin katili olmuşlardır.(Antigone kitabında daha detaylı bahsedeceğim için kısa geçiyorum.)

Gelişen olaylardan sonra Kreon da amacına ulaşamaz. Theseus onu eli boş gönderir. Günahlarından arınan Oidipus için de artık son gelmiştir(“hemşerilerim, kısaca söylemek gerekirse Oidipus öldü”). Artık kutsanmış bir kişi olarak canını vermiştir Oidipus.

Kitabın, bilmeyerek işlediği bir günah yüzünden onurundan olan Oidipus’un günahlarından arınması ve onurlandırılmasını anlattığını söylemiştik. Sophokles de kitap boyunca bunu vurgular Oidipus’un ağzından: “En büyük acıları yaşadım dostlarım ve her şey isteğim dışında oldu. Tanrı şahidimdir ki hiç istememiştim öyle olmasını”. Tanrıların onu neden affettiğine gelince: “Haksız yere bunca cefa çekti, sadece adil bir tanrıdır onu yıkıldığı yerden ayağa kaldırabilecek olan” diyerek belirtir Sophokles. Ozanın seyircisine bu değişimi kabul ettirmek için yazdıklarını sağlam bir temele dayandırması gerekiyordu. Çevirmen, Sophokles’in bunu, Eski Yunanda bazı özel insanların defnedildiği yere koruma sağladığı inancından yola çıkmasına dayandırıyor. Ki zaten kitap boyunca da bunu çok net bir şekilde görüyoruz.

Mitolojik hikayeler dışardan bakıldığı gibi durmuyor. İçine girince her şeyin karışık ve çok detaylı olduğunu görüyorsunuz. Bazen bir karakteri anlatmak için bilmem kaç nesil anne babalar sayılıyor. İşin garibi çoğu zaman Zeus çıkıyor karşımıza. Sanırım çok çapkın bir tanrı olmasından. Çok farklı bir dünya mitoloji. Masallar gibi…
56 syf.
·2 günde
Zaman: 2500 yıl öncesi
Yer: Yunanistan

Düşünelim birlikte...
Bir kraliyetiniz var. Kral ve kraliçe olarak çocuğunuz olsun istiyorsunuz ama olmuyor. - Günümüzde çocuğu olmadığı için ayrılma noktasına gelen nice güzel çifte gizli mesaj içerir bu destan- Bir gün bir oğlunuz oluyor ama bir kehanet de onunla birlikte hayatınıza giriyor. Kehanete göre yeni doğan oğul büyüyünce babasını öldürecek, annesiyle evlenecek ve ondan çocukları olacak. Ne yapardınız?

Kaderin gerçekleşmemesi için bebeğinizin ayak bileklerini delerek iplerle bağlayıp bir dağa mı atardınız yoksa kadere karşı durup geleceğinize iradenizle sahip mi çıkmak isterdiniz?

İşkenceyi normalleştirerek öz oğlunuzu kendi hayatınız uğruna Kithairon dağına atıp kurda kuşa yem mi ederdiniz yoksa ölümünüz pahasına Tanrı'lara karşı mı gelirdiniz?

Ahlaki ikilemler...

Düşünmeye devam edelim....
Adınız Oidipus ve anlamı "şiş, su toplamış ayak". Neden? Düşündüğünüzde anlam veremeseniz de mutlusunuz. Çünkü insan mutluysa irdelemez nice şeyi.

Kraliyetin bir başkasına geçelim. Bu kral ve kraliçenin de çocukları olmuyor ama bir gün çobanın biri onlara bir bebek getiriyor. Öyle bir sahipleniyorlar ki bu bebeği, büyüdüğünde duyduğu uğursuz kehanetin karşısında onlara zarar vermemek için tüm sevdiklerini ve yuvasını terk etmek zorunda kalıyor. İşkencelerle terk edilen bebek ile sevgiyle büyütülen bu bebek aynı kişi ise kötülük inanmak zorunda hissettiğimizde midir inanmayı seçtiğimizde midir? Oidipus iyi midir kötü müdür?
Oidipus kehanetin gerçek olmaması için Tanrı'lara ve kehanete isyan ederek sevdiklerini korumayı seçer öz ana babasının aksine. Kimdir kötü olan?

Yurdunu terkeden Oidipus Thebai yakınlarındaki üçyol kavşağına gelir ve karşıdan gelen arabanın sürücüsü ona kırbacıyla vurur. oidipus sürücüyü ve korumalarıyla birlikte kralı öldürür. kurtulan tek kişi thebai'ye dönüp olanları kraliçeye anlatır ve uzaklara gitmek için izin ister. Gücün sarhoşluğuyla yoldan geçen Oidipus'a vurma hakkını kendinde gören arabacı tetiklemeseydi hayatta olur muydu? Büyük ihtimalle. Hayatımızdan pek çok örnek verilebilir bunun gibi. Gücün ediciliğine boyun eğmeyen ve onların dilini daha sert konuşanlar...

oidipus thebai kentine ulaştığında bir canavar kentin girişini kapatmış ve bir bilmece sorarak bilemeyenlerin canını almaktadır. Soru "Sabah dört, öğle iki, akşam üç ayaklı yaratık nedir?"dir. Cevabın insan olması ve insanın ömrü boyunca durumlarına işaret etmesi düşündürücüdür. Kimse bilemez çünkü insan kendini tanıyamamaktadır. Kendini tanımayan insan hayatı hak etmemektedir ve canavar onu yemektedir. Metaforik olarak düşünürsek canavar zamandır ve insanları avlamaktadır. Cevabı bulan ise hayatla bebekliğinden itibaren kumar oynayan ve zamana isyankar Oidipus'tur. Krallığı hak eder ama Sophokles kral olmaktansa kral gibi yaşamayı över eserde. Manidar...

Oidipus krallığı ve kraliçeyi sahiplendikten sonra bir kurtarıcı olarak yıllarca sevilerek yaşar. Bir gün thebai'de felaketler başlar ve ahlaksız bir durumu bunun sebebi görürler. insanlar sarayın önüne gelirler. oidipus onları dinler, çözümler arar. Detaylar detayları çorap söküğü gibi getirir ve kaderinin acı kehanetini öğrenir. Felaketlerin sebebini bulsa onu sadece sürgün edecekken kendisinin olduğunu öğrenince kendi gözlerini kör eder. Kendini öldürmez ama ölmekten beter eder. Belki de Tanrı'lara öyle öfkelidir ki onların huzuruna çıkmamak için bir acı seçimdir bu. İstemeden öldürdüğü babasına, sevdiği annesinin kendi canına kıyması da eklenir. Başkasına merhametli bir liderken kendisine bu kadar acımasız olması, insanın en adaletsiz yargılamayı kendisine yaptığının göstergesi sayılamaz mı?

Politik bir yorum olarak da Oidipus'un adaletsiz bir buyruğu olunca " Adaletsiz krala boyun eğilmez!" diyebilen bir yurttaşın (amca Kreon'un) varlığı ile güce boyun eğilmesinin temelinin sadece adaletli olunması şartına bağlanması binlerce yıl öncesinde Yunanistan'daki yönetim ve adalet anlayışına bakış açısı İle bugüne bakıldığındaki insanın değişimini görmek üzücü.

Kader belki değişemez ama kadere karşı çıkmak elimizde!
56 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Oidipus efsanesiyle ilk kez Orhan Pamuk'un Kırmızı Saçlı Kadın kitabında karşılaşmıştım, kendisi bende epey merak uyandırdığı için ve zaten mitolojiler ilgimi çektiği için tragedyalara sarmış oldum.

Sophokles Yunan tragedyası denildiğinde Aiskhylos'tan sonra akla gelen ilk isimmiş. Kral Oidipus da tragedya sanatının en başarılı örneklerinden.

Kara kader ve kadercilikle savaşı temsil eden bir eser.

Oidipus kendi babasını öldürüp, öz annesiyle evleneceğine dair kehaneti duyduğunda kaderinden kaçmak için yaşadığı Korinthos şehrini terk edip yollara düşer. Yolda karşılaştığı araba ile aralarında çıkan arbede sonucu arabadakilerin hepsini öldürüp Thebai şehrine varır, şehre musallat olmuş canavarın bilmecesini çözer, şehri canavardan kurtarır, şehrin kralı olur ve eski kralın karısıyla evlenip dört çocuk yapar. Gel zaman git zaman şehir felaketten felakate koşar gidip bir bilene danışırlar o da eski kralın katilinin şehirde yaşadığını, kanını yerde koduklarından başlarına bunların geldiğini söyler.

Tabi Oidipus kendinden emin olanca kibrini saçar etrafına. Kral olarak davayı çözeceğine and içer. Önce kahini ihanetle suçlar sonra karısının erkek kardeşinin tahtta gözü olduğunu iddia eder ama şüphe içine düşmüştür bir kere ve baaaamm gerçeği öğrenir ki aslında kehanet gerçekleşmesin diye şimdiki karısı olan annesi ve babası onu dağ bayır bir yere atarlar, çobanın teki de onu alıp evlatlık verir.

Gerçeği öğrenince kaderine lanet eder, bunları göreceğime kör olsaydım der ve gözlerine iğne batırarak kendisini kör eder. :) Burada aklıma yine Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı'daki nakkaşların daha iyi resmetmek için gözlerini iğneyle kör etmeleri geldi.

Neyse efenim lafı yine çok uzattım az biraz da spoiler verdim gibi oldu ama hem Laios hem Oidipus kaderlerinden kaçmaya savaşsalar da nafile çabalardır bunlar. İnsan kaderinden kaçamaz demek ister Sophokles ya da Pamuk'un dediği gibi inandıkları için kaderlerine dönüşür kehanetler.
56 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Kral Oidipus; Kral Oidipus, Oidipus Kolonosta ve Antigone kitaplarından oluşan Thebai Üçlemesi'nin ilk kitabı. Kitabı almadan önce bir üçlemenin parçası olduğundan habersizdim, okumaya başlamadan önce araştırma yaparken öğrendim, diğer iki kitapta ne anlatıldığı üzerine bir fikrim yok ve okumak için heyecanla bekliyorum. Oidipus efsanesini az çok duymayan yoktur ve genel hatlarıyla konusu herkes tarafından bilinir. Ben üniversite eğitimimde Freud'un oidipus kompleksi teorisi ile tanıdım efsaneyi. Ve tam metni okuyarak anlamaya çalışmak istedim.

Tragedya bir kahramanın kendi çevresinde gelişen olaylarla savaşıp kendinden daha büyük ve anlamlı olduklarını anlayıp bu olaylar karşısında yenik düşmesini anlatır. Kitabı okumadan önce tragedya hakkında daha detaylı bilgi edinmek faydalı olacaktır, böylece kitap daha fazla anlam kazanıp okurken anlatım ögeleri, üslup, yazım şekilleri, konu daha iyi yerli yerine oturacaktır diye düşünüyorum.

Şimdi konusuna gelecek olursak: Kral Oidipus Apollo tarafından lanetlenen bir kraldır. Babasını öldürüp annesiyle evlenmek ve annesinden çocukları olmak onun kaderidir. Bunu öğrenen annesi babası bebekken Oidipus'tan kurtulmaya çalışırlar ancak Oidipus ne babasını öldürmekten ne annesiyle evlenmekten kurtulamaz. Kader Oidipus'u yine bir şekilde bu felaketi yaşamaktan alıkoyamayacaktır.

Kral Oidipus kader üzerine düşünmeye yöneltiyor bizi. Annesi babasının uğraşları, Oidipus'un yaşadıkları ve yine bir şekilde kehanetin gerçekleşmesi... Bizim duygularımız, düşüncelerimiz, bir hayatımız var. Ve bizim için çizilmiş bir yol, kader.. Seçimlerimizle yön verdiğimiz bir hayatımız... Sonu mutlu veya hüzünlü yaşantılar.. Değiştirmek istediklerimiz, çaresizce kabullenişlerimiz, hayatın ucundan tutma çabalarımız.. her şey... Bu hassas konu -kader- hakkında kesin yargılar içeren yorumlarda bulunmayacağım ancak Kral Oidipus'u okuyanların pişman olmayacağına eminim. Kitabın son cümlelerini oluşturan koronun sözleriyle bitirmek istiyorum:

"Ey Thebaililer, yurttaşlarım! O zorlu bilmeceleri çözen Oidipus'un haline bakın! Çok kudretli bir insandı. Onun mutluluğu bu kentte hangi vatandaşı imrendirmemişti? Şimdi ne kadar korkunç bir felaket kasırgasıyla sürüklendiğini görün! Onun için, son gününü görmeden hiç kimseye mutluluğa ermiş demeyin!.."
56 syf.
Kısa ve dili oldukça güzel, dünyaca bilinen tiyatro eserlerinin arasında yer alıyor. Ve ben çok beğendim.Yalnız yunan mitolojisi hakkında bilginiz olması gerekecek yoksa hiç bir tat alamazsınız.

Kral oidipus
Öyle bir yaşantı ki kaderin sağdan soldan sillesini eksik etmediği bir yaşam sürüyor eserimizin kahramanı cidden cok üzüldüm

Okumakla bir şey kaybetmezsiniz ama dediğim gibi ilyadayi filan okuduysanız yada yunan mitolojisi hakkında bir kaç araştırma yapıp fikir edindiyseniz hoşunuza gidecektir.Şimdiden keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Sophokles
Tam adı:
Sophocles - Sofokles
Unvan:
Antik Yunan'ın Eshilos ve Evripides ile beraber 3 büyük tragedya yazarlarından biri
Doğum:
Colonus, Atina, MÖ 495
Ölüm:
Atina, MÖ 406
Hayatı

Sofokles (MÖ 496-MÖ 406) Atina dışında Kolonos'ta doğmuştur. Babası Sophillos zengin bir silah üreticisiydi. 5. yüzyıl Atina'sında yaşamış, Atina site devletinin hem gelişimini hem de çöküşünü görmüş. Birçok resmi ve askeri görevlerde bulunmuş. 441'de birliğe bağlı site devletlerine katkıları yöneten Kolegiumun üyesiydi. 441-440'ta Perikles ile Sisam'da baş gösteren ayaklanmayı bastırmak üzere görev almış. Salamis deniz zaferini kutlamak üzere düzenlenen gençler korosunu yönetmiş. Kendisinden 16-17 yaş küçük olan Euripides'in ölüm haberi üzerine tragedyalarına yas giysileriyle gelerek meslektaşına duyduğu saygıyı göstermiştir.Sofokles'in ilk birinciliği MÖ 468 yılındadır. İlk ödülünü Dionysia şenliğindeki tiyatro oyunu yarışmalarında aldı. Uzun yaşamı boyunca eserler yazmaya devam etmiş. Filoktetes adlı oyununu 88 yaşında kendisi sahneye koymuştur. MÖ 420 yılında Asklepios'un heykelini tapınağa yerleşinceye kadar evinde tutmuştur. Bu davranışıyla ölümünden sonra da Atinalılar tarafından onurlandırılmıştır. MÖ 413'te Peloponnesos Savaşı boyunca Sicilyadaki Atinalı kuvvetin yıkımına karşılık veren komutanlardan biri olmuştur.

Tragedyalarında bir yazarın seyircilerine söylediklerinden çok bir yurttaş olarak diğer yurttaşa söylemek istedikleriydi.Seyircileri düşünmeye yönelten bir uyarıcı ve danışmandı. Suda'ya göre Sofokles 123 oyun yazmış ancak 7 tanesi tam şekliyle günümüze ulaşmıştır. Bunlar Troyalı Kadınlar, Aias, Kral Oidipus, Oidipus Kolonos'ta, Antigone, Elektra, Filoktetes.

Sofokles'in sahneye getirdiği yenilik korodakilerin sayısını 12'den 15'e çıkarmıştır.Sanat yapıtının temel koşutu site ilişkileri olmuştur.

Sofokles'in eserlerinin bize en iyi ulaşanları MS 950'de Bizanstaki elyazmalarıdır. Aiskhylos, Sofokles ve Rodoslu Apollonios'un Argonauticasından meydana gelen bir metin destesi Giovanni Aurispa tarafından 1453'te İstanbul'dan İtalya'daki Floransa Medici kitaplığına getirildi. Bu elyazmalarının yanında Sofokles'e ait olduğu kesin olmayan elyazmaları vardır.

Eserleri ve konuları

Aias ve Antigone'yi,Oidipus Kolonos'ta ile Filoktetes'ten önce sahneye koymuştur.Aias adlı eserinde Arkaizm (edebiyat) izlerine rastlanır.Bu eserde Troya Savaşı'ndaki bir olayı ele alır.Sofokles bu oyununda karakterden çok konuya ağırlık vermiştir.Antigone ile dünya edebiyatında ilk direniş oyununu yazmıştır.Antigone'nin yanında İsmene ve Kreon karakterleri de belirgin olarak gösterilmiştir.Trakhisli Kadınlar'ın temelini oluşturan mitos Herakles'in mitosudur.Kral Oidipus Sophokles'in başyapıtı olarak görülür.Aristoteles'in Poetika adlı eserinde tragedya hakkında bilgi verirken özellikle Kral Oidipus üzerinde durmuştur.

Aristoteles ideal tragedyanın birincil etkisi olarak belirlediği birlikte acı çekme ve dehşete uğramanın ilk kez Sofokles ile tam anlamıyla biçimlendiği görülür. Kral Oidipus MÖ 430'lu yıllarda, Yunan aydınlanma hareketinin sofizm akımına doğru eriştiği dönemde ortaya gelmiştir. Elektra, Filoktetes ve Oidipus Kolonos'ta adlı oyunlarda ana karakterler baştan sona oyunu tek başına belirler. Aias, Antigone ve Deianeira intihar etmiş; Herakles öldürülmüş; Kreon ile Oidipus acı bir sonla tükenirken, Elektra, Filoktetes ve Oidipus yüceltilmiştir.

Elektra mitosunu daha önce Aiskhylos da işlemiştir. Aiskhylos'ta olayların akışı doğrusaldır. Sofokles'te ise olay akışı daha karmaşık bir haldedir. Filoktetes Sofokles'in sanatsal olarak en olgun oyunu ve dönemindeki akılcılık ve bilgicilikle olan kesin bir hesaplaşmadır. Bu oyunda ahlakı vurgulayarak kanıtlamıştır. Oidipus Kolonos'ta adlı eserinde insan aklını, kendini her değerin üstünde ve kendini sınırsız ve güçlü gören yapısıyla hesaplaşmadır. Sofokles'in asıl dile getirmek istediği akıl üstü değerlerin geçerliliğini kanıtlamak için kendi üstün aklını ortaya koymasıdır.

Oyunlar


Aias
Antigone
Kral Oidipus
Trakhisli Kadınlar
Elektra
Filoktetes
Oidipus Kolonos'ta

Yazar istatistikleri

  • 129 okur beğendi.
  • 1.741 okur okudu.
  • 11 okur okuyor.
  • 892 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları