Sophokles

Sophokles

Yazar
8.5/10
1.548 Kişi
·
5,4bin
Okunma
·
330
Beğeni
·
11,9bin
Gösterim
Adı:
Sophokles
Tam adı:
Sophocles - Sofokles
Unvan:
Antik Yunan'ın Eshilos ve Evripides ile beraber 3 büyük tragedya yazarlarından biri
Doğum:
Colonus, Atina, MÖ 495
Ölüm:
Atina, MÖ 406
Hayatı

Sofokles (MÖ 496-MÖ 406) Atina dışında Kolonos'ta doğmuştur. Babası Sophillos zengin bir silah üreticisiydi. 5. yüzyıl Atina'sında yaşamış, Atina site devletinin hem gelişimini hem de çöküşünü görmüş. Birçok resmi ve askeri görevlerde bulunmuş. 441'de birliğe bağlı site devletlerine katkıları yöneten Kolegiumun üyesiydi. 441-440'ta Perikles ile Sisam'da baş gösteren ayaklanmayı bastırmak üzere görev almış. Salamis deniz zaferini kutlamak üzere düzenlenen gençler korosunu yönetmiş. Kendisinden 16-17 yaş küçük olan Euripides'in ölüm haberi üzerine tragedyalarına yas giysileriyle gelerek meslektaşına duyduğu saygıyı göstermiştir.Sofokles'in ilk birinciliği MÖ 468 yılındadır. İlk ödülünü Dionysia şenliğindeki tiyatro oyunu yarışmalarında aldı. Uzun yaşamı boyunca eserler yazmaya devam etmiş. Filoktetes adlı oyununu 88 yaşında kendisi sahneye koymuştur. MÖ 420 yılında Asklepios'un heykelini tapınağa yerleşinceye kadar evinde tutmuştur. Bu davranışıyla ölümünden sonra da Atinalılar tarafından onurlandırılmıştır. MÖ 413'te Peloponnesos Savaşı boyunca Sicilyadaki Atinalı kuvvetin yıkımına karşılık veren komutanlardan biri olmuştur.

Tragedyalarında bir yazarın seyircilerine söylediklerinden çok bir yurttaş olarak diğer yurttaşa söylemek istedikleriydi.Seyircileri düşünmeye yönelten bir uyarıcı ve danışmandı. Suda'ya göre Sofokles 123 oyun yazmış ancak 7 tanesi tam şekliyle günümüze ulaşmıştır. Bunlar Troyalı Kadınlar, Aias, Kral Oidipus, Oidipus Kolonos'ta, Antigone, Elektra, Filoktetes.

Sofokles'in sahneye getirdiği yenilik korodakilerin sayısını 12'den 15'e çıkarmıştır.Sanat yapıtının temel koşutu site ilişkileri olmuştur.

Sofokles'in eserlerinin bize en iyi ulaşanları MS 950'de Bizanstaki elyazmalarıdır. Aiskhylos, Sofokles ve Rodoslu Apollonios'un Argonauticasından meydana gelen bir metin destesi Giovanni Aurispa tarafından 1453'te İstanbul'dan İtalya'daki Floransa Medici kitaplığına getirildi. Bu elyazmalarının yanında Sofokles'e ait olduğu kesin olmayan elyazmaları vardır.

Eserleri ve konuları

Aias ve Antigone'yi,Oidipus Kolonos'ta ile Filoktetes'ten önce sahneye koymuştur.Aias adlı eserinde Arkaizm (edebiyat) izlerine rastlanır.Bu eserde Troya Savaşı'ndaki bir olayı ele alır.Sofokles bu oyununda karakterden çok konuya ağırlık vermiştir.Antigone ile dünya edebiyatında ilk direniş oyununu yazmıştır.Antigone'nin yanında İsmene ve Kreon karakterleri de belirgin olarak gösterilmiştir.Trakhisli Kadınlar'ın temelini oluşturan mitos Herakles'in mitosudur.Kral Oidipus Sophokles'in başyapıtı olarak görülür.Aristoteles'in Poetika adlı eserinde tragedya hakkında bilgi verirken özellikle Kral Oidipus üzerinde durmuştur.

Aristoteles ideal tragedyanın birincil etkisi olarak belirlediği birlikte acı çekme ve dehşete uğramanın ilk kez Sofokles ile tam anlamıyla biçimlendiği görülür. Kral Oidipus MÖ 430'lu yıllarda, Yunan aydınlanma hareketinin sofizm akımına doğru eriştiği dönemde ortaya gelmiştir. Elektra, Filoktetes ve Oidipus Kolonos'ta adlı oyunlarda ana karakterler baştan sona oyunu tek başına belirler. Aias, Antigone ve Deianeira intihar etmiş; Herakles öldürülmüş; Kreon ile Oidipus acı bir sonla tükenirken, Elektra, Filoktetes ve Oidipus yüceltilmiştir.

Elektra mitosunu daha önce Aiskhylos da işlemiştir. Aiskhylos'ta olayların akışı doğrusaldır. Sofokles'te ise olay akışı daha karmaşık bir haldedir. Filoktetes Sofokles'in sanatsal olarak en olgun oyunu ve dönemindeki akılcılık ve bilgicilikle olan kesin bir hesaplaşmadır. Bu oyunda ahlakı vurgulayarak kanıtlamıştır. Oidipus Kolonos'ta adlı eserinde insan aklını, kendini her değerin üstünde ve kendini sınırsız ve güçlü gören yapısıyla hesaplaşmadır. Sofokles'in asıl dile getirmek istediği akıl üstü değerlerin geçerliliğini kanıtlamak için kendi üstün aklını ortaya koymasıdır.

Oyunlar


Aias
Antigone
Kral Oidipus
Trakhisli Kadınlar
Elektra
Filoktetes
Oidipus Kolonos'ta
Bir insan için en iyi hizmet, elinde neyi varsa, sahip olduğu her şeyle, diğerlerinin yardımına koşmak değil midir?
"Hepinizin nasıl acı çektiğinizi pek iyi biliyorum. Fakat inanın, içinizde hiçbirinizin benim kadar yüreği sızlamamıştır."
Duyması bile beni utandıran şeyleri
yapmaktan nefret ederim...
Onursuz bir zafer kazanmaktansa
namusumla yenilmeyi yeğlerim..
Sophokles
Sayfa 4 - İş Bankası Kültür Yayınları
56 syf.
·1 günde·Beğendi
THEBAİ ÜÇLEMESİ #1

Başlamadan: Bu gibi mitlerin bilinmeyen bir şeyi anlatmadığı ve yıllar boyunca dile getirildiği için içerikle ilgili bilgilerle karşılaşmayı da doğal karşılayınız.

Yunan tragedyasının en kuvvetli örneklerinden biri sayılan Oidipus’u duymayan yoktur herhalde. Yunan mitolojisinde önemli bir yere sahip olan bu mit kader problemiyle karşımıza çıkar. “Oidipus kadercilikle savaşan insanların başında gelir”. Mitolojideki hikâyeler aktaranlar tarafından küçük ve farklı ayrıntılarla aydınlatılmaya çalışıldığı için elinize geçen farklı kaynaklarda sadece özün aynı olduğu görülür. Örneğin, Kral Oidipus’un öz babası Laios ile bir yol ayrımında karşılaşmaları iki farklı kaynakta(elimde bulunan kaynaklar) iki farklı şekilde aktarılmıştır. Bu karşılaşma sırasında Oidipus öz babası Laios’u –tabii henüz öz babası olduğundan haberi yoktur- öldürür. İlk kaynakta Oidipus’un öldürme sebebi, arabadakilerin yoldan çekilmemesi yüzünden ona bağırmaları ve dalaşmalarıdır. İkinci kaynakta ise araba hızlı gittiğinden Oidipus’un ayağını ezmiş, Oidipus buna sinirlendiği için arabadakileri öldürmüştür. Bu gibi küçük farklar bütüne uyarlandığında ister istemez kafa karışıklıklarına sebebiyet verebilir. Ben bu yazı için Sophokles’e sadık kalacağım. Kral Oidipus’u anlatmadan okumayı daha doyurucu hale getirmek için önce ufak iki hatırlatmanın gerekli olduğunu düşünüyorum.

Yunan mitolojisinde tanrılar ve insanlar kadar şehirler de her zaman önemli olmuştur. Eserin geçtiği ve üçlemeye ismini veren yedi kapılı Thebai şehri, çok eski zamanlarda acıklı hikâyelere sahne olmuş, birçok trajedi yazarı konularını bu şehirdeki kahramanlıklar ve facialardan almıştır. Bu yüzden kitap okunurken isim olarak kalması haksızlık olur. Şehrin kuruluş hikâyesi ilginçtir. Bu şehrin ilk kurucusunun Kadmos olduğu söylenir. Şehri sonradan ele geçiren Amphion ve Zethos kardeşler şehri büyütmüşlerdir. Kadmos kız kardeşinin başına gelen felaketi aydınlatmak için bir rahibeye başvurur. Rahibe bunun imkânsız olduğunu bir düvenin peşinden gitmesi ve düvenin durduğu yerde bir şehir kurmasını söyler. Kadmos çaresiz buna uyar, takip eder ve düvenin durduğu yerde şehri kurmaya hazırlanır. Ama şehre su kaynağı sağlayacak kaynaklar bir ejderhanın kontrolündedir. Savaşır ve yener. Dişlerini toprağa serpmesi istenir. Bu serpmeyle birlikte yerden bir ordu çıkar ve bu ordu kendi arasında savaşır. Kadmos sağ kalan beş kişiyle şehrin temellerini atar. Evlenir, çocukları büyür ama aralarında kavgalar çıkınca Kadmos dayanamaz ve eşiyle birlikte şehri terk eder. Sonradan, ilk başta adı geçen kardeşler şehri yönetimlerine alırlar. Amphion’un yedi telli lirinin tellerinden hareketle şehre yedi kapı kurulur. Kısaca şehrin kuruluş hikâyesi böyledir.

Kitapta Oidipus’un başına gelecekleri Apollon’un bildirdiği ya da farklı kaynaklarda Apollon’un kâhinlerinin bildirdiği söylenir. Bilinir ki Apollon yunan mitolojisinde güzel sanatlar tanrısıdır. Güzel sanatlar tanrısı olmasının yanında kehanetleri gören bir tanrıydı da. Güneş’i temsil eder. Güneşin her şeyi görmesi gibi o da her şeyi; zenginin sarayını, fakirin evinin içini, denizlerde yüzen balıkları, otlar arasındaki yılanı vb. görür. Bizzat kehanetleri kendi açıkladığı gibi kâhinler de ondan gizli sırları öğrenir ve açıklarlar. Bu da dikkate değer bir diğer noktaydı. Çevirmen bu gibi notları koymamış maalesef.

Hikayeye gelelim. Thebai kralları Amphion ve Zethos ölünce başa Kadmos’un oğlu Polydros’un soyundan gelen Laios geçer. Zaten Kadmos tahtı bırakınca yerine bir süreliğine Laios gelmişti. Tekrar kral olan Laios İokaste ile evlenir. İokaste’nin kardeşi Kreon ile şehri yönetmeye başlarlar. Çiftin çocukları olmadığı için Apollon’a giderler. Apollon onlara bir çocukları olacağını ama çocuğun babasını öldürerek annesiyle evleneceğini söyler. Laios çocuk doğduktan sonra onu ayaklarından bağlatarak bir dağa attırır. Dağda çocuğu çobanın birisi kurtarır ve Korinthos kralına verir. Çocuğa “ayağı şişmiş, incinmiş” manasına gelen Oidupus ismini verirler.

Oidipus büyür. Bir gün bir tartışma sırasında kendisine uydurma evlat denildiğini duyunca şok olur ve işin aslını öğrenmek için Apollon’un kahinine gider. Aldığı cevap Laios ile aynıdır. Ama kahin gerçek annesi ve babasını söylemez. Bunu duyan Oidipus kehanetin gerçekleşmemesi için şehri terk eder. Yolda başta belirttiğim gibi fark etmeden öz babası Laois’ı öldürür yoluna devam eder. Yolda Thebai şehrine musallat olmuş Sphinks adlı canavarla karşılaşır. Bu canavar şehre girmek isteyenlere bilmece sorar, bilemeyenleri öldürür. Kimse geçememiştir henüz. Bu canavarı geçene ülkenin tahtı ve dul İokaste vaat edilmiştir. Oidipus canavarın bilmecesini bilir. Canavar kendini öldürür. Oidipus vaat edileni almış ve annesiyle evlenmiştir.

Annesiyle evlenen Oidupus’un iki erkek iki tane de kızı olur. Tanrılar bu ensest ilişkiye kızarlar ve bu ölümlüyü cezalandırmak isterler. Thebai şehrini kurak topraklara çevirirler. Felaketten kurtulmalarının tek şansı eski krallarını öldüren ve annesiyle evlenen kişiyi bulup cezalandırmalarıdır. Bundan sonrası malum. Oidipus şehre gelen kahinden sonra öldürdüğünün öz babası, evlendiği kişinin ise annesi olduğunu anlar. İokaste bu durumu önceden bildiği için kendini asar. Oidipus’ta kendi elleriyle gözlerini çıkarır ve şehri terk eder.

Oidipus’un önemi kendi kaderine teslim olan insanları temsil etmesidir. Şöyle der: “Kaderin çocuğu olmakla övünürüm, bundan da bir utanç duymam kader benim anam”. Kaderi Oidipus gibi böyle yücelten başka birisi var mıdır bilmem. Kitapta yüksek bir kadercilik oyunu oynanmaktadır. Oidupus kaderin annesi olmasıyla övünür, karısı aynı zamanda annesi İokaste, kaderin oyuncağı olan insanın başına gelecekleri nerden bilebileceğinden yakınır. Ama ikisi de başta kaderlerine inanmazlar. Oidipus kaderini bilmesi bakımından şanslı ama ona inanmaması bakımından şansızdır ve kader kurbanı olur. Peki, kaderinde ne olduğunu bilmeyen(ya da ilerde ne olacağını bilmeyen) bizler şanslı mıyız, şanssız mı? Bu soru eminim herkesin kafasına bir gün takılacaktır. Biz sadece ilerde olabilecekler için ufak yönlendirmeler yapabiliriz. Kimse Oidipus gibi ilerde ne olacağını bilemez. Onun ve kitabın değeri ensest ilişki sonucu hayatı mahvolan birinin acıları değil, hazin kaderini bildiği halde insana yaraşır şekilde, yılmadan, Olympos Tanrıları’na başkaldırmasıdır. Belki boş bir başkaldırıdır bu ama onun bir kader kahramanı olmasına engel de değildir.

Kitabı okuduktan sonra “Her yürek, kendinin kaderidir” sözünü “Her yürek, kendinin Oidipus’udur” diye değiştiriyorum. Esen kalın.
57 syf.
·2 günde·Beğendi
Elektra hikâyesi mitoloji, psikoloji ve edebiyat olmak üzere üç farklı alana katkıda bulunmuştur.

Elektra hikâyesi ta Truva Savaşı’nın başlamasına kadar dayanır. Elektra tıpkı lanetli bir soydan gelen Kral Oidipus gibi lanetli bir soydan gelir: Pelops Soyu. Bu soy Homeros ve tragedya yazarlarında önemli bir yer tutmuştur. Pelops’un Atreus ve Thyestes adında iki oğlu vardır. Bu ikili Argos’ta hüküm sürmektedir. Araları bozulunca Thyestes Argos’tan kaçar, kaçarken de kardeşinin oğlunu yanına alır. Thyestes kardeşinin oğlu büyünce, yeğenini intikam almak için babasını öldürmeye gönderir. Durumun farkına varan Atreus genci idam ettirir. Sonradan kendi oğlu olduğunu öğrenir. Bu sefer de intikam alma sırası ona gelmiştir. Çok hain bir plan hazırlar Atreus. Kardeşi Thyestes’in iki oğlunu öldürür. Atreus, kardeşi Thyestes’le barışmak maksadıyla bir ziyafet verir. Ziyafette, öldürdüğü yeğenlerinin etini kardeşi Thyestes’e yedirir. Buna çok sinirlenen tanrılar Pelops oğullarını lanetlemişlerdir. Thyestes’in Aigisthos adında bir oğlu daha vardır(Atreus’un da Agememnon ve Menelaos adında iki oğlu var). Babasının ve kardeşlerinin intikamını almak ona kalmıştır.

Truva filmini izleyenler Agememnon, Menelaos, Paris, Helena gibi isimleri bilirler. Paris, Sparta kralı Menelaos’ın dünyalar güzeli karısı Helena’yı Truva’ya kaçırır. Şanlı Agememnon kardeşine yapılanlar karşısında Truva’ya gitmek için büyük bir ordu toplar. Yola çıkarlar fakat denizde rüzgâr esmiyordur. Bunun için Tanrıça Artemis’e büyük kızını kurban eder ve Truva’ya doğru hareket ederler. Savaş çok uzun sürmüştür. Savaş bitmiş, taraflar evlerine dönmüştür. Kızının ölümü için kocası Agememnon’a kin besleyen Klytaimnestra aşığı Aigisthos’la beraber kocasını öldürür. Bu ölüme çok içerleyen Elektra, kardeşi Orestes’i şehirden gönderir. Yıllar boyunca annesi ve annesinin aşığından eziyet görecek olan Elektra, kardeşi Orestes’in büyüyüp babalarının intikamını alacağı düşüncesiyle hep sabretmiştir. Kitap Elektra ve Orestes’in intikamlarını nasıl aldığını anlatıyor.

Elektra babasına çok üzülür, çok ağlar. Annesi onun için tehdit sembolüdür. Babasına olan sevgisi o kadar büyüktür ki annesinin yaptığı zulümlere bile katlanır. Bu sevgi ve bağlılık psikolojide Elektra Sendromu olarak nitelendirilir. Kız çocuklarının babaya karşı aşırı yakınlık beslemesi ve anne tarafından cezalandırılma korkusu içinde olma durumu olarak kabaca tanımlanabilir. Biliyorsunuz bu durumun tam tersi de Oidipus Kompleksi diye nitelendiriyor. Elektra’nın psikolojiye katkısı yüzeysel olarak böyledir.

Elektra hikâyesi üç yunan tragedya yazarı; Aiskhylos, Euripides ve Sophokles tarafından da işlenmiştir. Aiskhylos ve Euripides hikâyeyi Agememnon’un dönüşünden Orestes’in intikamını almasına ve serbest kalmasına kadar tüm efsaneyi anlatır. Elektra geri plandadır. “Hakim fikir, tanrıların amansız laneti ve insanların dindarlıkla ve ahlaka uygun davranarak kadere etki edebilmeleridir”. Sophokles’te tersine Elektra karakterini yüceltir. Kral Oidipus ve Oidipus Kolonos’ta kitaplarında daha çok insan ve kader arasındaki mücadeleye yönelme Antigone ile karakter çözümlemelerine doğru yönelir. Elektra da ise bu yönelme zirveye ulaşır. Bunun için diyebiliriz ki Elektra bireyin iç dünyasına yönelme bakımından Antigone ile beraber Sophokles’in en iyi eseridir. Sophokles, Elektra’nın içindeki ıstırabı, üzüntüyü, sevgiyi, nefreti, kini, mantığı ona ayırdığı kısımlarda öyle güzel tarif eder ve hissettirir ki okuyucu ister istemez Elektra’nın arkasında durur, zalimlere karşı onun yanında görünmez savunucusu olur. Sophokles Elektra’nın karakter portresini çizerken zıtlıklardan yararlanır. Kardeşi Khrysothemis(bu nasıl okunuyor) Elektra’nın tam tersi karakterdedir. Bu zıtlık bize Elektra’nın karakterini daha iyi yansıtır ve özümsememize yardımcı olur. Kral Oidipus ve Oidipus Kolonos’ta kitaplarından edebi zevk çok alamasam da Antigone ve Elektra kitaplarını okurken edebi zevke doydum.

Bilinmelidir ki mitoloji için asıl kaynaklar Hesiedos ve bilhassa Homeros’un eserleridir. Homeros ki iki büyük eseri İlyada ve Odyseia ile tüm dünya edebiyatını etkilemiştir. Ama bu eserler yakıştırmalar, mecazlarla örüldüğü için önceden mitoloji ile ilgili ufak çaplı bilgiler edinmeniz sizin yararınıza olur. Ben okumamı verimli hale getirecek her türlü hazırlığı önceden yapmaya çalışırım. Bu tragedyalar(ve daha fazlası) o eserlere ulaşmak için benim ilk adımımdı. Belki yıllar sürecek ama o eserleri de okuyunca Shakespeare için, Shakespeare okuyunca Ulysses için bir adım olacak ve bu böyle devam edecek.

Şunu da şuraya bırakayım. Kendi başlarına çok güzel oynamışlar Elektra’nın son bölümünü: https://www.youtube.com/watch?v=9JFTTHINulI

Esen kalın.
96 syf.
·1 günde·9/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Antigone kitabını anlattım ve Yunan mitolojisine başlangıç kitapları önerdim: https://youtu.be/pjLJWRBNSAw

Gerçekten yazılmış bir kadere göre mi yaşıyoruz yoksa kaderimizi kendimiz mi belirliyoruz?

Dünyada bugüne kadar pek çok kader tanımı yapılmış. Mesela Yunan mitolojisinde Moira'lar var. Klotho, Lakhesis ve Atropos adlı 3 kader tanrıçası insanın kader ipliğini örmeye başlar, zamanı geldikçe o iplik bükülür ve iplik kesilince de insan ölür. Hatta Yunanlarda kaderi Zeus bile değiştiremez, baş Tanrı bile kadere boyun eğer.

Bunu Zincire Vurulmuş Prometheus kitabında da görebiliriz:
"KORO
Olacağı yöneten kim?
PROMETHEUS
Üç Moira’lar ve unutmak bilmez Erinys’ler.
KORO
Zeus onlar kadar güçlü değil mi?
PROMETHEUS
O da olacağın elinden kurtulamaz" (s. 22) Zincire Vurulmuş Prometheus

Yunanlar dışında eski Germen ve İskandinav dinlerinde kurban edilen hayvanların kanlarının akış yönüne göre geleceği okuma; karganın, kartalın veya diğer kuşların uçuşundan geleceği tahmin edebilme gibi insanın kaderini ve onu bekleyen geleceğini öğrenmek istemiş eski insanlar.

Peki, İslam'da kaderin durumu nasıl? Yunanlardan farklı olarak Allah, kaderi de elinde tutandır. Izdırari kader, insanın kendisinin belirleyemeyeceği özellikleri olan saç, ses, cinsiyet, coğrafya ve bunun gibi şeyler olurken, ihtiyari kader insanın tamamen kendi çabasıyla kendi kaderini belirlemesi üzerinedir.

Bunları niye anlattım ya da bunların Sophokles, Oidipus efsanesi ve Antigone ile nasıl bir alakası var kısmına gelelim şimdi. Bugünlerde kader konusuna biraz kafa yoruyorum. Çeşitli kaynaklardan hangi milletlerin nasıl bir kader anlayışına olduğuna dair araştırma yapmaya çalışıyorum. İnsanın önüne çıkan bir yoldan gidince diğer yoldaki bütün ihtimaller çöpe mi gidiyor, yoksa biz de bize en uygun kaderi ararken Minotor gibi bir labirentte kısılı mı kalmışız, bunu anlamaya çalışıyorum.

Antigone, Oidipus'in kızı mesela. Ama zaten Oidipus Kompleksi de tam bundan dolayı doğmuş. Oidipus, Laios ile İokaste'nin oğlu iken İokaste'nin düşünü yorumlayan Teiresias, Oidipus'un babasını öldüreceğini söylemiş. E bunun üzerine Oidipus evde kalabilmiş mi? Tabii ki küçük yavrucak Oidipus'u dağa yollamışlar sonra, aynı Zeus'un küçüklüğü gibi bir dağda büyümek zorunda bırakılmış. Yolda karşılaştığı babasını nefsi müdafaa yapabilmek için öldürmek zorunda kalmış. Sonra Thebai'ye varabilmesi için Sphinks adlı canavarın sorduğu soruları bilmesi gerekirmiş, soruları bilmiş ve gitmiş sanki şehirde hiç kadın kalmamış gibi tamamen bilmeden annesi İokaste ile evlendirilmiş. Yani aynı Zeus ile Hera'nın kardeş ve eş olması gibi, Oidipus ve Iokaste de anne-çocuk ve eştir. Böyle bir ilişkiden doğan çocuklar da kadere el mahkum olarak doğmak zorunda kalmıştır.

İşin ilginci de bu zaten... Antigone, kendi kaderinin bu şekilde olacağını nasıl belirleyebilirdi ki? Çünkü Oidipus daha o doğmadan istemeden de olsa kendi annesi ile evlenmişti. Peki, Oidipus, kendi kaderinin bu şekilde olacağını nasıl belirleyebilirdi ki? Oidipus'un babası Laios, Pelops'un oğlu Khrysippos'a karşı cinsel arzu duymuş ve bu yüzden Laios'un sülalesi lanetlenmiş. Yani sırf Laios'un işlediği bir suçtan dolayı aile lanetleniyor ve bunun suçunu çocuklar da çekiyor. Peki, kader neden kişi seçiyor?

Kaderin neden kişi seçtiği konusuna şu anlık bir cevap veremesem de Antigone'un bu kitapta Kreon ile olan muhabbetleri bugüne kadar okuduğum en etkileyici şeyler arasındaydı diyebilirim. Çünkü Antigone, devlet iktidarının aldığı kararlara boyun eğmeden karşı çıkabilen insan ile Prometheus arasında kalmış bir karakter. Ama aynı zamanda devletin, Tanrı kararlarına uymadığını da açıkça belirtebilen bir cesareti var. Her zaman kararlarının arkasında ve hiç yılmadan, direniyor, dayanıyor aynı Vergilius'un dinsever Aeneas'ı gibi. Antigone bence modern zamanda da devletinin kararlarını benimsemeyip bir Tanrı'ya inanan insanın karşılığıdır. 1984'ün Winston'ı gibi etrafında özgürlük olmayan distopik dünyayı savunmaz. Guy Montag gibi kitapları yakmayı hiç istememektedir. Cesur Yeni Dünya'daki Vahşi gibi sonradan vahşileştirilmiş ve devletinin getirdiği şartlandırma mekanizmalarına inanması beklenmiştir. Ama o devlete değil, Tanrı'ya güvenmeyi seçmiştir.

Biz de kendi kaderimizi kendi çabamız ve emeğimizle belirleyebilenlerden oluruz umarım. İşçi kazalarına fıtrat deyip geçmemeyi, başarısızlıklarımıza kader deyip de bahaneler sunmamayı, kadere mahkum olmamayı öğreniriz umarım. Zira unutmayalım ki;

"Yönetimi ele geçirmiş nice iktidar sahibi kişi
ya da partiler vardır ki, karşılarına dikilip direnen tek tük düşünce sahiplerini susturup yok edebileceklerini sanırlar, oysa sonuç umduklarının tersine çıkar: İktidar sahipleri devrilir gider, düşünce sahipleri yener ve kalır." (s. 14) Zincire Vurulmuş Prometheus

İşte bu kadar basit. Var ol Antigone.
56 syf.
·2 günde
Zaman: 2500 yıl öncesi
Yer: Yunanistan

Düşünelim birlikte...
Bir kraliyetiniz var. Kral ve kraliçe olarak çocuğunuz olsun istiyorsunuz ama olmuyor. - Günümüzde çocuğu olmadığı için ayrılma noktasına gelen nice güzel çifte gizli mesaj içerir bu destan- Bir gün bir oğlunuz oluyor ama bir kehanet de onunla birlikte hayatınıza giriyor. Kehanete göre yeni doğan oğul büyüyünce babasını öldürecek, annesiyle evlenecek ve ondan çocukları olacak. Ne yapardınız?

Kaderin gerçekleşmemesi için bebeğinizin ayak bileklerini delerek iplerle bağlayıp bir dağa mı atardınız yoksa kadere karşı durup geleceğinize iradenizle sahip mi çıkmak isterdiniz?

İşkenceyi normalleştirerek öz oğlunuzu kendi hayatınız uğruna Kithairon dağına atıp kurda kuşa yem mi ederdiniz yoksa ölümünüz pahasına Tanrı'lara karşı mı gelirdiniz?

Ahlaki ikilemler...

Düşünmeye devam edelim....
Adınız Oidipus ve anlamı "şiş, su toplamış ayak". Neden? Düşündüğünüzde anlam veremeseniz de mutlusunuz. Çünkü insan mutluysa irdelemez nice şeyi.

Kraliyetin bir başkasına geçelim. Bu kral ve kraliçenin de çocukları olmuyor ama bir gün çobanın biri onlara bir bebek getiriyor. Öyle bir sahipleniyorlar ki bu bebeği, büyüdüğünde duyduğu uğursuz kehanetin karşısında onlara zarar vermemek için tüm sevdiklerini ve yuvasını terk etmek zorunda kalıyor. İşkencelerle terk edilen bebek ile sevgiyle büyütülen bu bebek aynı kişi ise kötülük inanmak zorunda hissettiğimizde midir inanmayı seçtiğimizde midir? Oidipus iyi midir kötü müdür?
Oidipus kehanetin gerçek olmaması için Tanrı'lara ve kehanete isyan ederek sevdiklerini korumayı seçer öz ana babasının aksine. Kimdir kötü olan?

Yurdunu terkeden Oidipus Thebai yakınlarındaki üçyol kavşağına gelir ve karşıdan gelen arabanın sürücüsü ona kırbacıyla vurur. oidipus sürücüyü ve korumalarıyla birlikte kralı öldürür. kurtulan tek kişi thebai'ye dönüp olanları kraliçeye anlatır ve uzaklara gitmek için izin ister. Gücün sarhoşluğuyla yoldan geçen Oidipus'a vurma hakkını kendinde gören arabacı tetiklemeseydi hayatta olur muydu? Büyük ihtimalle. Hayatımızdan pek çok örnek verilebilir bunun gibi. Gücün ediciliğine boyun eğmeyen ve onların dilini daha sert konuşanlar...

oidipus thebai kentine ulaştığında bir canavar kentin girişini kapatmış ve bir bilmece sorarak bilemeyenlerin canını almaktadır. Soru "Sabah dört, öğle iki, akşam üç ayaklı yaratık nedir?"dir. Cevabın insan olması ve insanın ömrü boyunca durumlarına işaret etmesi düşündürücüdür. Kimse bilemez çünkü insan kendini tanıyamamaktadır. Kendini tanımayan insan hayatı hak etmemektedir ve canavar onu yemektedir. Metaforik olarak düşünürsek canavar zamandır ve insanları avlamaktadır. Cevabı bulan ise hayatla bebekliğinden itibaren kumar oynayan ve zamana isyankar Oidipus'tur. Krallığı hak eder ama Sophokles kral olmaktansa kral gibi yaşamayı över eserde. Manidar...

Oidipus krallığı ve kraliçeyi sahiplendikten sonra bir kurtarıcı olarak yıllarca sevilerek yaşar. Bir gün thebai'de felaketler başlar ve ahlaksız bir durumu bunun sebebi görürler. insanlar sarayın önüne gelirler. oidipus onları dinler, çözümler arar. Detaylar detayları çorap söküğü gibi getirir ve kaderinin acı kehanetini öğrenir. Felaketlerin sebebini bulsa onu sadece sürgün edecekken kendisinin olduğunu öğrenince kendi gözlerini kör eder. Kendini öldürmez ama ölmekten beter eder. Belki de Tanrı'lara öyle öfkelidir ki onların huzuruna çıkmamak için bir acı seçimdir bu. İstemeden öldürdüğü babasına, sevdiği annesinin kendi canına kıyması da eklenir. Başkasına merhametli bir liderken kendisine bu kadar acımasız olması, insanın en adaletsiz yargılamayı kendisine yaptığının göstergesi sayılamaz mı?

Politik bir yorum olarak da Oidipus'un adaletsiz bir buyruğu olunca " Adaletsiz krala boyun eğilmez!" diyebilen bir yurttaşın (amca Kreon'un) varlığı ile güce boyun eğilmesinin temelinin sadece adaletli olunması şartına bağlanması binlerce yıl öncesinde Yunanistan'daki yönetim ve adalet anlayışına bakış açısı İle bugüne bakıldığındaki insanın değişimini görmek üzücü.

Kader belki değişemez ama kadere karşı çıkmak elimizde!
96 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Sophokles tarafından yazılmış bir üçleme olan Yunan tregedyasının en önemli eseridir. M.Ö. 441 yılında yazılmış ve bizzat Sophokles tarafından sahnelenmiştir. Oyun ülkemizde de defalarca kez tek perdelik tiyatro oyunu ve operet olarak sergilenmiştir.

Kral Oidipus (thebai kralı laios ile kraliçe iokaste nin kulağına şu kehanet ilişir: yeni doğan oğulları büyüyünce babasını öldürecek, annesiyle evlenecek ve ondan çocukları olacak.) babası olduğunu bilmediği düşmanını öldürerek thebai kraliçesi olan annesi ile annesi olduğunu bilmeksizin evlenir. Bu evlilikten iki kız iki erkek dört çocukları olur. Oidipus annesiyle evlendiğini anlayınca annesi kendini asarak ölür ve Oidipus kendini kör eder. Krallık oğullar arasında dönüşümlü olarak yönetilecektir ancak tahttaki kardeş sırasını devretmek istemeyince iki kardeş arasında savaş başlar. Kardeşler birbirini öldürür ve ülkenin kralı olarak dayıları Kreon tahta geçer. Her şey ölen iki genç için kız kardeşi Antigone tarafından cenaze töreni yapılmak istemesiyle başlar.

Antigone karakteri kitapta düzene ve hiyerarşiye karşı başkaldıran işk insanı canlandıran kişi olmakla birlikte aynı zamanda ölülerin gömülmesi tarzı adet ve gelenekleri de sıkı sıkıya savunur.
104 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Acını anlıyorum, dahası seni anlıyorum. Bedenen çektiğin sıkıntıya birde ben yüklenip seni aldatıp, kandırıp iç rahatsızlığı verdiğim için kusuruma bakma. Kaderin bükülmez olduğuna hepimiz birçok kere şahit olduk. Şimdi sana ihtiyacımız hâsıl oldu ve yardımın lazım. Bu savaşı benim sonlandırmam kesinleşti, ancak sen olmadan bunu başarmanın imkânsız olduğunu bilirim. Şimdi tut elimi ve yıllar önce yapılmış hatalar yüzünden kendini kahretme, dön özüne… Kralların kendi savaşları olduğunu ise düşünme, bu bizim kendi savaşımızdır. Yitirdiklerimizin, değerlerimizin üzerine kurulu düzende adını tarihe yazdırmanın tek doğru yoludur. Hadi kalk ve gel benimle…

Sophokles MÖ 400-500 yılları arasında yaşamış, Yunan tragedyasının akla gelen ilk ismidir. Sayısız ödülle dolu bir yaşamı vardır. Konu işleniş ve kendine has tarzıyla Tiyatro tekniğinde sayısız yeniliklere öncülük etmiştir.

“...hiç aklından çıkarma insanların mutluyken
bir anda her şeylerini yitirebileceğini.” (Alıntı #47157093 )

Diğer eserleri gibi bu eserin konusu da lirik ve epik şiir geleneğinden alındı. Muhteşem üçlü dediğim Aiskhylos, Euripides ve Sophokles tragedyalarında bu konuyu işledi. Ancak günümüze sadece Sophokles’in eseri erişebildi.

İşin aslı Troya seferine katılan Philoktetes bir yılan tarafından ayağından sokularak sakatlanır. Bu sakatlık öle bilinen yılan sokmalarına benzemeyen ve ayağında devamlılığı sürekli olan bir ağrı çekme halidir. Yaranın bulunduğu yerden irinin akıyor olması ve yaydığı konunun ise dayanılmazlığı sefer arkadaşlarının canına tak etmiş ve tanrılara sunu yapılırken temizliğin esas olduğunu bahane ederek Philoktetes’i Lemnos arasında bırakırlar. Burada yaşam mücadelesi veren Philoktetes hep adadan kurtulma hayalini canlı tutar, başarılı olamaz.

Troya savaş sebebi olan Güzel Helen’den bahsetmezsek sanırım inceleme tam olmamış olur  Bilindiği üzere Helen’in annesi dünyalar güzeli Leda’dır. O kadar güzeldir ki güzelliği tanrılar tanrısı Zeus’un gözünden kaçmaz. Hera’dan çekinen Zeus, Leda ile doğrudan ilişkiye giremez. Leda kocası Sparta kralı Tyndareos seviştiği bir gecede Zeus kuğu kılığında Leda’ya görünür ve Leda kendisine hâkim olamaz, Zeus ile ilişkiye girer. Tanrıların her seviştiği kadın muhakkak gebe kalır, ancak ilişkinin sonucunda doğum olmaz, Leda altın bir yumurta yumurtlar, bu yumurtadan da Helen ve Pollux dünyaya gelir. Güzelliğin başa bela olduğu bir çağda yaşam elbet muhatabının başına derttir. Annesi gibi Helen’de güzellikten bolca nasibini alır ve ilk olayı Atina şehir kurucusu Theseus’un onu kaçırmasıyla sonuçlanır. Burada kurtulması kolay olur Helen için, lakin güzellik başa beladır. Babası Tyndareos biran önce Helen’i evlendirmek ister.

“...en iyi seçenek korkuya neden olmayandır.” (Alıntı #47159131 )

Troya seferlerine katılanların şöyle bir ortak özelliği bulunmaktadır. Bu ortak özellik ise Helen’i babası evlendirmek istediğinde Yunanistan’da ne kadar soylu bekâr varsa buyursun gelsin demesiyle başlar. Kıza yüzlerce talip gelir ve sadece birisi alacaktır. Sorun daha da büyümektedir. Tyndareos kızını kime verirse bu sefer diğer talipler kendisine düşman olacak ve hatta kan dökecektir. Talipler arasında bulunan kurnaz Odysseus olayı çözer. Kral babaya seçimin sonucunda diğer taliplerden yeminler almasını ister. Bu yemin ise; “Helen'le kim evlenirse, diğerleri bu evliliği kabul edecek ve yardıma ihtiyacı olduğunda ona yardım edeceklerdir.” Sonuç olarak ise Tyndareos içlerinde en güçlü olan Menelaus’a kızını verir. Bu hadise sadece bir kız alıp verme olarak kalmaz. Bütün Yunanistan’ın birleşmesine sebep olur.

Ancak bu sefere yemin etmemiş gönüllü katılan kişilerde vardır bunlarda bir tanesi de Philoktetes’dir. Bu sefere katılmamak için Odysseus’un kehanet yüzünden deli numarası yaptığı da bilinmektedir. Tarlada çift sürerek sefere katılmaları için ikna etmeye çalışanları duymamazlıktan, anlamamazlıktan gelen Odyseus’un deli olmadığını kanıtlamak için oğlu Telemakhos’un çiftin önüne koyarlar ve Odysseus oğlunun üzerine sürmez çifti, bu şekilde deli olmadığı ortaya çıkar ve sefere katılmak zorunda kalır.

Kitaba dönelim çok açıldı sanırım. Philoktetes sefer başlangıcında Lemnos Adası’na bırakılmış ve aradan 10 yıl geçmiştir. Bir türlü düşmeyen Troya her iki taraftan da can almaya devam ederken, Priamos’un büyük oğlu bilici kâhin olan Helenos Odysseus tarafından yakalanır ve sorguya çekilir. Helenos aynı zamanda Hekabe’nin Paris’e hamileyken gördüğü sancılı rüyayı da yorumlayan bilicidir. O rüyada Paris’in Troya şehrini ateşler içerisinde bırakacağı kehanet edilmişti. Ayrıntılı açıklamayı site üzerinden İlyada incelemesinden okuyabilirsiniz.

“Pisliklerine tanrıları bahane göstererek
yalanlarına ortak etmeye çalışıyorsun.” (Alıntı #47159765 )

Helenos yakalandığında yeni bir kehanet ortaya atar ve Troya’nın düşmesini Achilleus oğlu Neoptolemos ve Herakles’in attığını vuran oklarını emanet ettiği Philoktetes’in sefere katılması gerektiğini söyler. Aksi takdirde Troya şehri düşmeyecektir. Philoktetes adada bu oklar sayesinde hayatta kalmıştır.

Kitabın içeriği de tamda burada başlamaktadır. Odysseus ve Neoptolemos Lemnos Adası’na Philoktetes’in elinden Herakles’in ok ile yayını almak için gelirler. Burada oyunumuz başlar. Ancak işin daha derininde Sophokles yine bireyden yola çıkarak toplum eleştirisi yapar. Her oyunda yazarın bu huyunu görmek yazarın kararlılığına bir işaret, delildir. Bu hususta yazarın çok başarılı olduğunu da söylemek isterim. Gerek sosyal, gerek siyasi ve eğitim alanında haklı isyanına tanık olmak için Sophokles’i dinlemek yeterlidir.

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan, çevirisi işinin ehli tarafından yapılmış ve muazzam. Kısa bir yazar hayatı ve ardından Philoktetes hakkında bilgi verdikten sonra oyun başlamaktadır. Oyunun noktalandığı yerde ise “sonnotlar” başlığı altında 9 sayfa bilgilendirmeler yer almaktadır.

“Kendisine yapılan iyiliğe iyilikle karşılık verenler,
dostların en değerlileridir.” (Alıntı #47158350 )

Sözün özü; ben kitabı çok yerinde ve kusursuz buldum. Çok iyi bir eleştirisel bakış ile toplumun gediğine taşı koyduğunu gördüm. Eser benim için okunulası ve tavsiye edilesidir. Zararın neresinden dönersen kardır payesine tanık olmak istiyorsanız ve doğruluğun en büyük erdem olduğuna kalben inanıyorsanız muhtemelen eser size de hitap edecektir.

Sevgi ile kalın.

Resimleri görebilmek için tercihen aşağıdaki linki kullanabilirsiniz.

https://sessizm.blogspot.com/...incelemesi.html#more
57 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Hırs insanı çürütür. Kin ve nefret ise insanı insanlığından öteler, düşüncesiz, kendini bilmez ve her daim sağlıksız kararlar almasına meyil ettirir, erdemi tüketir. Erdemi tükenen ise önce çevresindekilerden yoksunlaşır ve dahasında kendinden uzaklaşır, düşüncesiz ruhsuz bir bedene dönüşür. Haklı bir çığırtkanlığın vesilesiyseniz, adalete ulaşıncaya kadar çığırmaktan vazgeçmeyiniz, lakabınıza deli deseler bile.

“...idam cezası, kanunlara karşı gelen herkese derhal uygulansa, dünyada bu kadar cani olmazdı.” (Alıntı)

Kitabın konusu Paris’in Helen’i kaçırıp, Menelaos ve Agememnon’u karşısına alır. Bu uğurda Agememnon kızını kurban etmek zorunda kalır, tanrılar lanetlerini yollar ve perde açılır, oyun başlar.

Sophokles MÖ 400-500 yılları arasında yaşamış, Yunan tragedyasının akla gelen ilk ismidir. Sayısız ödülle dolu bir yaşamı vardır. Konu işleniş ve kendine has tarzıyla Tiyatro tekniğinde sayısız yeniliklere öncülük etmiştir.

Mitoloji severlerin keyifle okuyacağı şiirsel bir anlatımla bütünleşmiş, içeriğinde dostluk, sevgi, kin, nefret, intikam gibi sayısız güdülerle harmanlanıp, hitabet tarzı diyaloglar ile bezenmiş naçizane bir oyundur Elektra.

“Ey temiz ışık!
ve dünyayı saran hava!
Ne çok iniltilerimi duydun,
ne çok yumruklara şahit oldun kanlı bağrıma vurduğum,
karanlık gece sona erdikçe.
Geceleyin evin içindeki bayramlarımın ıstırabına gelince,
onu, kederle doldurduğum yatağım bilir.” (Alıntı)

Sözün özü; türünde muazzam denilecek kadar okunulası ve kesinlikle tavsiye edilesi akademik bir inceleme gerektiren eserdir.

Sevgi ile kalın.
104 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
İnsanın başına bela olan kendi benliğidir. Kibir insanı taşa çevirir, akıldan yoksun bırakır, hayvan eder. İnsan akıldan yoksun kalanda akıbetine hazır etmelidir bedenini; ölüm ya da felaket ona en yakın olandır.

“...hiçbir zaman kibirli konuşma
ve sakın böbürlenme birilerinden güçlü
ya da birilerinden zengin olduğun için.
Çünkü bir gün bile sürmez ölümlülerin
yükseklerden düşüp dibe vurması.” (Alıntı #45659396 )

Sophokles MÖ 400-500 yılları arasında yaşamış, Yunan tragedyasının akla gelen ilk ismidir. Sayısız ödülle dolu bir yaşamı vardır. Konu işleniş ve kendine has tarzıyla Tiyatro tekniğinde sayısız yeniliklere öncülük etmiştir.

Büyük Aias büyük sıfatını hem yaş hem de boy pos olarak üstün olduğu Locris Kralı Oileus’un oğlu Aias’tan alır. Keza ona da Küçük Aias derler. İsminin karşılığı “inleyen” diye manalanmaktadır. Salamisli Kral Güzel Helene talip olduğunda -taliplerin sayısı 250’dir- Helene’nin babası “kızı sadece bir kişinin alacağını ve geri kalan herkesin ise; ne olursa olsun Helene yardım edeceğine dair sözü aldıktan sonra Helene’yi Menelaus’la evlendirir,” burada vermiş olduğu sözden dolayı Aias 12 gemiyle Troya Savaşı’na katılır.

Güçün simgesi olan Aias hakkında birçok mit vardır. Bunlardan en yaygın olanları ise; “Troya düşünce Priamos ve Hekabe’nin dünyalar güzeli kızı Kassandra Athena tapınağına sığınır ve Aias Tanrı heykeline sarılan Kassandra’yı zorla oradan çıkarmayı başarır. Bu sebepten dolayı Tanrı’ların lanetini üzerine çeker. Eve dönüşünde fırtınada gemisi batar, Poseidon Aias’ı kurtarır. Kibrine yenik düşen Aias Athena’nın öfkesinden kendi başına kurtulduğunu savunarak böbürlenir. Athena onu denizde yakalar ve Zeus’un yıldırımıyla öldürür.”

Yunan dünyasında tapınaklara sığınan kişilerin dokunulmazlık hakları vardır. Tanrı’ların öfkesinden korktukları için tapınak içerisinde kesinlikle aykırı hareketler yapılmazdı. Yunanlıların bir diğer önemli saydıkları şey ise ölen kişiye yapılan törenlerdi. Buna da çok dikkat eder ve layıkıyla yerine getirmek isterlerdi.

Aias Achillus’tan sonra Akhaların en güçlü kişisiydi. Troya sahiline indiklerinde ordunun bir ucuna Achilleus diğer ucuna ise Aias çadırlarını kurmuş ve iki yandan gelebilecek bütün tehditlere karşı onlar sayesinde aşılmaz önlem almışlardı. Agamemnon ile Briseis yüzünden ters düşen Achilleus’un savaşa dahil olmadığı zamanlarda savaşı idare eden ve bütün gücüyle gemilerin önündeki seti koruyan kişi Aias’tı. Hatta setleri savunurken yanına gelen Tanrıça Athena’ya “yardımın gerekmez, sen ileriye yardım et ben buradayken kimse buradan geçemez,” demesi Athena’yı öfkelendirmiş ve savaşa gelmeden önce babası Telamos ile konuşmasında:
“Savaşlarda zaferi mızrağınla kazanmaya çalışmalısın ve hep bir tanrı olmalı yanında,” dediğinde babası, “Tanrı’ların yardımıyla güçsüzler de zafer kazanabilir, ama ben tek başıma, onlar olmadan da kazanabilirim şanımı,” diye kibirli bir yanıt vererek Athena’yı iyi öfkelendirmiş yıkımını başlatmıştı.

Sophokles eserlerine konu olan asıl izlek toplumdur. Ancak toplumu da bireyselleştirip kişiye odaklanır. Kişinin aykırılığını gözler önüne serer ve toplumda neye maal olduğunu gösterir. Olayı yeniden kişilerden topluma getirir ve dönemine atıfta bulunmaktan keyif alarak konuyu işler.

Buradaki tragedya da Aias’ın kibri üzerine yazılmış ve topluma nasıl aykırı olduğu gösterilmiştir. Bu yüzden insan oldum deyip, benlik iddia etmemelidir. Aias’ın en büyük yanlışı da bu olmuştur.

Konunun başlaması ise Patroklos’un ölümüne öfkelenen Achilleus’un annesi Tanrıça Thetis’ten yeni silahlar istemesiyle başlar. Thetis ise silahlar için Afrodit’in kocası Hera oğlu Hephaistos’a gidip, yeni silahlar dövmesini ister. Hephaistos’ta Thetis’e minnet borcu olduğundan onu kırmaz ve oğlu Achilleus için gereken silahları yapar.

Achilleus öldükten sonra silahlarının pay edilmesine geldiğinde Thetis silahların Aias’a verilmesini salık verir. Ancak Agamemnon ve Menelaus buna karşı çıkar ve silahları Odysseus’a verir. Aias bunu kendine yediremez ve kin besleyip Akhalara düşman olur. Tragedyamız ise burada başlar.

“...akılsız insanlar, sahip oldukları şeylerin
değerini ancak onları başkasına kaptırınca görürler.” (Alıntı #45662298 )

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ından, çevirisi işinin ehli sebebiyle kusursuz. Sayfa kalitesi yerinde ve eksiksiz. Kısa bir yazar hayatı ile eserleri ve Aias hakkında bilgi verdikten sonra oyun başlıyor ve en sonda 5 sayfalık son notlar ile noktalanıyor.

Oyundaki karakterlerin gücüne diyecek yok. Konu asla çıkmaza sürüklenmiyor ve olabildiğince izleyiciyi kendine çekiyor. Sosyal mesajlar vermeyi asla aksatmadan, dönemin siyasi yapısına da dokundurup güzel bir sonla oyunu noktalıyor.

Sözün özü; benim için yerinde ve başarılı bir yazımdı. Beğenerek okudum, bu sebeple okunulası ve tavsiye edilesidir.

Sevgi ile kalın.
56 syf.
·1 günde·9/10
Oidipus efsanesiyle ilk kez Orhan Pamuk'un Kırmızı Saçlı Kadın kitabında karşılaşmıştım, kendisi bende epey merak uyandırdığı için ve zaten mitolojiler ilgimi çektiği için tragedyalara sarmış oldum.

Sophokles Yunan tragedyası denildiğinde Aiskhylos'tan sonra akla gelen ilk isimmiş. Kral Oidipus da tragedya sanatının en başarılı örneklerinden.

Kara kader ve kadercilikle savaşı temsil eden bir eser.

Oidipus kendi babasını öldürüp, öz annesiyle evleneceğine dair kehaneti duyduğunda kaderinden kaçmak için yaşadığı Korinthos şehrini terk edip yollara düşer. Yolda karşılaştığı araba ile aralarında çıkan arbede sonucu arabadakilerin hepsini öldürüp Thebai şehrine varır, şehre musallat olmuş canavarın bilmecesini çözer, şehri canavardan kurtarır, şehrin kralı olur ve eski kralın karısıyla evlenip dört çocuk yapar. Gel zaman git zaman şehir felaketten felakate koşar gidip bir bilene danışırlar o da eski kralın katilinin şehirde yaşadığını, kanını yerde koduklarından başlarına bunların geldiğini söyler.

Tabi Oidipus kendinden emin olanca kibrini saçar etrafına. Kral olarak davayı çözeceğine and içer. Önce kahini ihanetle suçlar sonra karısının erkek kardeşinin tahtta gözü olduğunu iddia eder ama şüphe içine düşmüştür bir kere ve baaaamm gerçeği öğrenir ki aslında kehanet gerçekleşmesin diye şimdiki karısı olan annesi ve babası onu dağ bayır bir yere atarlar, çobanın teki de onu alıp evlatlık verir.

Gerçeği öğrenince kaderine lanet eder, bunları göreceğime kör olsaydım der ve gözlerine iğne batırarak kendisini kör eder. :) Burada aklıma yine Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı'daki nakkaşların daha iyi resmetmek için gözlerini iğneyle kör etmeleri geldi.

Neyse efenim lafı yine çok uzattım az biraz da spoiler verdim gibi oldu ama hem Laios hem Oidipus kaderlerinden kaçmaya savaşsalar da nafile çabalardır bunlar. İnsan kaderinden kaçamaz demek ister Sophokles ya da Pamuk'un dediği gibi inandıkları için kaderlerine dönüşür kehanetler.
112 syf.
·Beğendi
THEBAİ ÜÇLEMESİ #2

Başlamadan: Bu gibi mitlerin bilinmeyen bir şeyi anlatmadığı ve yıllar boyunca dile getirildiği için içerikle ilgili bilgilerle karşılaşmayı da doğal karşılayınız.

Bu incelemeyi okumadan, konu bütünlüğünü sağlamak için Kral Oidipus kitabının incelemesini okuyunuz: #30619141

Üçlemenin ikinci kitabı. Ne kadar yazar bir üçleme olarak yazmasa da aradaki konu bağlantılarını düşününce üçleme sayarak okumak daha sağlıklı olacaktır. İlk kitap gibi beni çok etkilemedi. Bu kitap bilmeyerek işlediği bir günah yüzünden onurundan olan Oidipus’un günahlarından arınması ve onurlandırılmasını anlatıyor. Yine toplum baskısı altında kalmış bireyler var kitapta. Yunan dini anlayışlarının da satırlara yansıdığını görüyoruz.

“Bir günahın peşinden giderken, günahın
kendisinde olduğunu gördü ve kendi elleriyle
oydu iki gözünü. Ardından, hem anası
hem karısı olan kadın, utanç içinde,
kemerini boynuna dolayarak son verdi hayatına.” (Antigone syf. 3)

Oidipus da baskılara dayanamamış şehri terk etmişti. Oğulları da kendisine sırt çevirir(“Ben babaları, aşağılanarak ülkeden kovulurken engel olmadıkları, beni savunmadıkları gibi, evimden kovarak herkese sürgün olduğumu ilan ettiler”). Sadece iyi kalpli, sadık kızı Antigone onun yanında durmuş ve kör gözlerine göz olmuştur. Beraber Attika’ya(Atina’nın bir yerleşim yeri) gelirler. Diğer kızı İsmene onları uzun zamandır aramaktadır. Bulur ve kendilerine haberleri olduğunu söyler. Tanrılar Oidipus’u affetmişlerdir. Oidipus’un defnedildiği yere koruma sağlayacağı kehanetleri dolaşmaktadır ortalıkta. Thebai kralı Kreon da bunu duyarak Oidipus’u aramaya çıkmıştır(“Thebaililer ölü ya da diri seni geri götürecekmiş. Buna bağlıymış refahları”). Oidipus kendini yurdundan köpek gibi kovan Kreon’a dersini vermek istemektedir. Bunun için burada Kral Theseus’a kendini sunacak ve sığınma isteyecektir(“Buraya sana zavallı bedenimi sunmaya geldim. Görünümü kötü olabilir, ama sağlayacağı yarar güzel bir yüzün sağlayacağından kat kat fazla”). Oidipus başından geçenleri anlatır kral Theseus’a. Kral söz vererek onu ve kızlarını korumasına alır.

İsmene’nin getirdiği bir haber daha vardır. Ağabeyleri Eteokles ve Polyneikes taht kavgasına tutuşacak ve birbirlerinin katili olacaklardır. Polyneikes Argos kralının kızıyla evlenerek onları Eteokles’e karşı savaşmaya ikna eder. Muazzam, yedi komutan yönetiminde bir orduyla kardeşinin yakasına yapışırlar. Kısaca sonucu söylersek kehanet yerine gelmiş, kardeşler birbirinin katili olmuşlardır.(Antigone kitabında daha detaylı bahsedeceğim için kısa geçiyorum.)

Gelişen olaylardan sonra Kreon da amacına ulaşamaz. Theseus onu eli boş gönderir. Günahlarından arınan Oidipus için de artık son gelmiştir(“hemşerilerim, kısaca söylemek gerekirse Oidipus öldü”). Artık kutsanmış bir kişi olarak canını vermiştir Oidipus.

Kitabın, bilmeyerek işlediği bir günah yüzünden onurundan olan Oidipus’un günahlarından arınması ve onurlandırılmasını anlattığını söylemiştik. Sophokles de kitap boyunca bunu vurgular Oidipus’un ağzından: “En büyük acıları yaşadım dostlarım ve her şey isteğim dışında oldu. Tanrı şahidimdir ki hiç istememiştim öyle olmasını”. Tanrıların onu neden affettiğine gelince: “Haksız yere bunca cefa çekti, sadece adil bir tanrıdır onu yıkıldığı yerden ayağa kaldırabilecek olan” diyerek belirtir Sophokles. Ozanın seyircisine bu değişimi kabul ettirmek için yazdıklarını sağlam bir temele dayandırması gerekiyordu. Çevirmen, Sophokles’in bunu, Eski Yunanda bazı özel insanların defnedildiği yere koruma sağladığı inancından yola çıkmasına dayandırıyor. Ki zaten kitap boyunca da bunu çok net bir şekilde görüyoruz.

Mitolojik hikayeler dışardan bakıldığı gibi durmuyor. İçine girince her şeyin karışık ve çok detaylı olduğunu görüyorsunuz. Bazen bir karakteri anlatmak için bilmem kaç nesil anne babalar sayılıyor. İşin garibi çoğu zaman Zeus çıkıyor karşımıza. Sanırım çok çapkın bir tanrı olmasından. Çok farklı bir dünya mitoloji. Masallar gibi…

Yazarın biyografisi

Adı:
Sophokles
Tam adı:
Sophocles - Sofokles
Unvan:
Antik Yunan'ın Eshilos ve Evripides ile beraber 3 büyük tragedya yazarlarından biri
Doğum:
Colonus, Atina, MÖ 495
Ölüm:
Atina, MÖ 406
Hayatı

Sofokles (MÖ 496-MÖ 406) Atina dışında Kolonos'ta doğmuştur. Babası Sophillos zengin bir silah üreticisiydi. 5. yüzyıl Atina'sında yaşamış, Atina site devletinin hem gelişimini hem de çöküşünü görmüş. Birçok resmi ve askeri görevlerde bulunmuş. 441'de birliğe bağlı site devletlerine katkıları yöneten Kolegiumun üyesiydi. 441-440'ta Perikles ile Sisam'da baş gösteren ayaklanmayı bastırmak üzere görev almış. Salamis deniz zaferini kutlamak üzere düzenlenen gençler korosunu yönetmiş. Kendisinden 16-17 yaş küçük olan Euripides'in ölüm haberi üzerine tragedyalarına yas giysileriyle gelerek meslektaşına duyduğu saygıyı göstermiştir.Sofokles'in ilk birinciliği MÖ 468 yılındadır. İlk ödülünü Dionysia şenliğindeki tiyatro oyunu yarışmalarında aldı. Uzun yaşamı boyunca eserler yazmaya devam etmiş. Filoktetes adlı oyununu 88 yaşında kendisi sahneye koymuştur. MÖ 420 yılında Asklepios'un heykelini tapınağa yerleşinceye kadar evinde tutmuştur. Bu davranışıyla ölümünden sonra da Atinalılar tarafından onurlandırılmıştır. MÖ 413'te Peloponnesos Savaşı boyunca Sicilyadaki Atinalı kuvvetin yıkımına karşılık veren komutanlardan biri olmuştur.

Tragedyalarında bir yazarın seyircilerine söylediklerinden çok bir yurttaş olarak diğer yurttaşa söylemek istedikleriydi.Seyircileri düşünmeye yönelten bir uyarıcı ve danışmandı. Suda'ya göre Sofokles 123 oyun yazmış ancak 7 tanesi tam şekliyle günümüze ulaşmıştır. Bunlar Troyalı Kadınlar, Aias, Kral Oidipus, Oidipus Kolonos'ta, Antigone, Elektra, Filoktetes.

Sofokles'in sahneye getirdiği yenilik korodakilerin sayısını 12'den 15'e çıkarmıştır.Sanat yapıtının temel koşutu site ilişkileri olmuştur.

Sofokles'in eserlerinin bize en iyi ulaşanları MS 950'de Bizanstaki elyazmalarıdır. Aiskhylos, Sofokles ve Rodoslu Apollonios'un Argonauticasından meydana gelen bir metin destesi Giovanni Aurispa tarafından 1453'te İstanbul'dan İtalya'daki Floransa Medici kitaplığına getirildi. Bu elyazmalarının yanında Sofokles'e ait olduğu kesin olmayan elyazmaları vardır.

Eserleri ve konuları

Aias ve Antigone'yi,Oidipus Kolonos'ta ile Filoktetes'ten önce sahneye koymuştur.Aias adlı eserinde Arkaizm (edebiyat) izlerine rastlanır.Bu eserde Troya Savaşı'ndaki bir olayı ele alır.Sofokles bu oyununda karakterden çok konuya ağırlık vermiştir.Antigone ile dünya edebiyatında ilk direniş oyununu yazmıştır.Antigone'nin yanında İsmene ve Kreon karakterleri de belirgin olarak gösterilmiştir.Trakhisli Kadınlar'ın temelini oluşturan mitos Herakles'in mitosudur.Kral Oidipus Sophokles'in başyapıtı olarak görülür.Aristoteles'in Poetika adlı eserinde tragedya hakkında bilgi verirken özellikle Kral Oidipus üzerinde durmuştur.

Aristoteles ideal tragedyanın birincil etkisi olarak belirlediği birlikte acı çekme ve dehşete uğramanın ilk kez Sofokles ile tam anlamıyla biçimlendiği görülür. Kral Oidipus MÖ 430'lu yıllarda, Yunan aydınlanma hareketinin sofizm akımına doğru eriştiği dönemde ortaya gelmiştir. Elektra, Filoktetes ve Oidipus Kolonos'ta adlı oyunlarda ana karakterler baştan sona oyunu tek başına belirler. Aias, Antigone ve Deianeira intihar etmiş; Herakles öldürülmüş; Kreon ile Oidipus acı bir sonla tükenirken, Elektra, Filoktetes ve Oidipus yüceltilmiştir.

Elektra mitosunu daha önce Aiskhylos da işlemiştir. Aiskhylos'ta olayların akışı doğrusaldır. Sofokles'te ise olay akışı daha karmaşık bir haldedir. Filoktetes Sofokles'in sanatsal olarak en olgun oyunu ve dönemindeki akılcılık ve bilgicilikle olan kesin bir hesaplaşmadır. Bu oyunda ahlakı vurgulayarak kanıtlamıştır. Oidipus Kolonos'ta adlı eserinde insan aklını, kendini her değerin üstünde ve kendini sınırsız ve güçlü gören yapısıyla hesaplaşmadır. Sofokles'in asıl dile getirmek istediği akıl üstü değerlerin geçerliliğini kanıtlamak için kendi üstün aklını ortaya koymasıdır.

Oyunlar


Aias
Antigone
Kral Oidipus
Trakhisli Kadınlar
Elektra
Filoktetes
Oidipus Kolonos'ta

Yazar istatistikleri

  • 330 okur beğendi.
  • 5,4bin okur okudu.
  • 39 okur okuyor.
  • 2.434 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları