Stefan Zweig

Stefan Zweig

Yazar
8.4/10
43.171 Kişi
·
126.865
Okunma
·
9.020
Beğeni
·
165.274
Gösterim
Adı:
Stefan Zweig
Unvan:
Avusturyalı Romancı, Oyun Yazarı, Gazeteci ve Biyografi Yazarı
Doğum:
Viyana, Avusturya, 28 Kasım 1881
Ölüm:
Petropolis, Rio de Janeiro, Brezilya, 22 Şubat 1942
Stefan Zweig, (d. 28 Kasım 1881, Viyana/ Avusturya-Macaristan - ö. 22 Şubat 1942, Petrópolis/ Rio de Janeiro/ Brezilya)
Avusturyalı romancı, oyun yazarı, gazeteci ve biyografi yazarı.

Yaşamı

Babası varlıklı bir sanayici olan Stefan Zweig, küçük yaşlardan itibaren kültür ve edebiyat alanında eğitim görmeye başladı. İngilizce, Fransızca , İtalyanca, Latince ve Yunanca öğrendi. Viyana ve Berlin üniversitelerinde felsefe öğrenimi gördü. İlk şiirlerini lisedeyken, Hugo von Hofmannsthal'ın ve Rainer Maria Rilke'nin eserlerinin etkisiyle yazdı. 1901'den sonra Fransızca yazan Paul Verlaine ve Baudelaire'in şiirlerini Almanca'ya çevirdi. 1907-1909 yılları arasında Seylan, Gwaliar, Kalküta, Benores, Rangun ve Kuzey Hindistan'ı gezdi, bunu, 1911'deki New York, Kanada, Panama, Küba ve Porto Riko'yu kapsayan Amerika yolculuğu izledi. 1914 yılında Belçika'ya Émile Verhaeren'in yanına gitti.

I. Dünya Savaşı'nda (1914-1917) gönüllü olarak Viyana'da savaş karargâhında "Savaş Arşivi"nde memur olarak çalıştı. Savaştan sonra Avusturya'ya dönerek Salzburg'a yerleşti. 1920 yılında, Frederike Von Winternit ile evlendi. Stefan Zweig Salzburg'da yaklaşık 20 yıl yaşadı. Kapuzinerberg'in yamacındaki villasında geçirdiği yıllar, Zweig'ın en verimli yıllarıdır. Kapuziner yokuşu, 5 numaradaki villayı, Friderike ile evli olduğu yıllarda satın aldı. Salzburg'da geçirdiği yıllar Zweig'ı edebiyatta doruğa tırmandırdı, en güzel eserlerini, kente ve Salzach’a yukardan bakan iki katlı, ağaçlar arasına gizlenmiş villada yazdı. Kısa sürede ünlü insanlarla dostluk kurdu, onları sık sık Salzburg'da konuk etti. Romain Rolland, Thomas Mann, H.G. Wells, Hugo von Hofmannstahl, James Joyce, Franz Werfel, Paul Valery, Arthur Schnitzler, Ravel, Toscanini ve Richard Strauss, Zweig'in konuğu oldu.

Salzburg'da geçen yıllarında Zweig, Avrupa'nın düşünsel birliği için ağırlığını koydu; makaleleriyle ve konferanslarıyla aşırılıklara karşı uyarılarda bulundu; diplomatik çevrelere, akıl ve sabır çağrısı yaptı. 1927'de Almanya'nın Münih şehrinde "Duygu Karmaşası", "Yıldızın Parladığı Anlar" ve "Tarihsel Baş Minyatür" adlı kitapları yayımlandı, yine 1927'nin 20 Şubat tarihinde "Rilke'ye Veda" başlıklı konuşmasını yaptı. 1928'de Leo Tolstoy'un 100. Doğum Yıldönümü Kutlamaları'na katılmak üzere, Sovyetler Birliği'ne gitti.

1933'de, Nazilerin yakmaya başladıkları kitaplar arasında Yahudi kökenli Zweig'ın eserleri de yer alıyordu. 1934'te Gestapo'nun villasını basıp, silah araması üzerine Zweig ülkesini terk etmek zorunda kaldı ve İngiltere'ye, Londra'ya yerleşti. Ancak, kendini burada da rahat hissedemedi ve taşındı.

Zweig, 1937'de ilk karısı Frederike'den ayrıldı ve bir yıl sonra Portekiz'e yanında Lotte Altman adında bir kadınla gitti. O sıralarda Avusturya, Alman Reich'ına katılmıştı ve Zweig da İngiliz vatandaşlığına geçmek için müracaat etti. 1939'da "Kalbin Sabırsızlığı" adlı romanı yayımlandı ve Zweig da, Portekiz seyahatine birlikte çıktığı Lotte Altman ile evlendi. 1940'ta İngiliz tabiiyetine girdi, II. Dünya Savaşı sırasında New York'a, Arjantin'e, Paraguay'a ve Brezilya'ya gitti. Zweig konferanslar için gittiği Brezilya'ya yerleşmeye karar verdi. Orada ünlü "Bir Satranç Öyküsü"nü kaleme aldı. Stefan Zweig, 1941'de Montaigne üzerine çalışmaya başladı ve "Dünün Dünyası - Avrupa Anıları" adlı otobiyografisini kaleme aldı. "Dünün Dünyası" kitabı, 1900’lerin başında gençliğini yaşamış bir yazarın yaşadığı dünyanın asla eskisi gibi olmayacağını farkettiğinde eski günlere düzdüğü bir övgüdür.

Avrupa’nın içine düştüğü durumdan duyduğu üzüntü ve yaşamındaki düş kırıklıkları nedeniyle 22 Şubat 1942'de Rio de Janeiro'da, karısı Lotte ile birlikte intihar etti. Buna Hitler’in dünya düzenini kalıcı sanmasının verdiği karamsarlığın yanı sıra, kendi dünyasının asla bir daha varolmayacağı düşüncesi neden oldu.

Çalışmaları

Üretken bir yazar olan Zweig, birçok konuda denemeler yaptı. Lirik şiirler yazdı, trajedi ve dram türünde sahne eserleri denedi, özellikle biyografi alanında önemli eserler ortaya koydu. Freud ve psikolojiye olan ilgisi onu bu alana yöneltti. Biyografi alanındaki çalışmaları, dönemin birçok ünlü kişisinin hayatlarını gözler önüne serdi. Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski; Kendi İçindeki Şeytanla Savaşanlar: Hölderlin, Kleist, Nietzsche; Romain Rolland; Marie Antoinette; Magellan, Stendhal, Erasmus, Fouche eserleri bu biyografilerden birkaçıdır.
Görünen o ki insan beyninde istenmeyen hatıraları gün yüzüne çıkarmayı engelleyen mekanizmalar var.
Kaybetmek ve kazanmak, beklenti ve hayal kırıklığına dair her evre, tutkunun esir aldığı bu yüzdeki sinirler ve jestlerin oluşturduğu hummalı çizgilerden oluşuyordu
"Bir şeyi saklayan ya da saklamak zorunda kalan kişinin gözlerinin doğal, özgür ve samimi bakması olanaksızdır."
Her hamlesini çoktan ezberlediğim oyunları tekrar tekrar oynamanın ne anlamı vardı ki?
"Çünkü bir insan kendini sınırladığı ölçüde sonsuzluğa da yaklaşmış demektir."
Belki de utançların en büyüğü; insanın kendine en yakın bildiği kimselere karşı duyduğu utançtır...
Bir karış suratla, can sıkıntısı içinde, küskün küskün ortalıkta dolanıyor, annem ağlamaktan kıpkırmızı olmuş gözlerime bakıp ümitsizliğimi anlamasın diye azami dikkat gösteriyordum.
170 syf.
·9/10
Zweig bilinen biyografilerin dışına çıkıyor. Klasik olarak “Şurada doğdu, burada okudu, şu akıma bağlandı, şöyle dedi” şeklindeki bir yazından çok uzak bir hayat öyküsü... Nietzsche’nin ruhunun ızdırabının, onu böyle düşünmeye iten psikolojik ve çevresel etkenlerin üzerinde duruyor. Zaman zaman o kadar derin psikolojik tahliller yapmış ki Nietzsche’nin kimse tarafından bilinmeyen günlüklerini çalmış gibi.... Hakikaten nasıl bu kadar çok şey biliyor, anlamak güç. Zweig’in çıkarım gücüne hayran kalmamak elde değil. Kitap benim okuduğum basımında 149 sayfa idi ve bir gecede bitiverdi, Zweig’in yazdığı romanlarda ve öykülerde sayfa sayısı önemli olmaksızın inanılmaz bir akıcılığı var ve yazmış olduğu biyografilerde de bu geçerli olmalı(okuduğum ilk biyografisi olduğu için kesin konuşmuyorum elbette).
68 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Satranç tan sonra yazarın okuduğum ikinci kitabi da harika ve sürükleyiciydi. Duyguları ifade edişinde ki aktarımı tam ve inanılmazdı. Tavsiye ederim.
68 syf.
·1 günde·9/10
Söyleyecek pek bir şey bulamıyorum. Çok kısa sürede okudum ama bu kısa sürede bir genç kızın bütün hayatı boyunca yaşadığı aşkı çok iyi anlayarak okudum. Kadının her yaştaki duyguları o kadar iyi yansıtılmış ki. Herkes kendi geçmiş duygularından bir şey bulabilir.

Gül detayı var kitapta. Her doğum gününde adama gül gönderiyor kadın, adam "tanımadığım birinden" diyor gönderen kadına "ama bu beni mutlu ediyor" diyor. Kadının yaşadığı hayal kırıklığı nasıl tarif edilebilir ki...

Bu arada her yerde dolaşan aşk sözlerinin çoğu bu kitaptan imiş. Bunun da farkına varmış olduk.
80 syf.
·2 günde·Beğendi·6/10
Bu kitap beni içine almadı... evet çok iyi şekilde başladım ama ilk kez Zweig kitabı bana birşey bırakmadı. Sadece okudum!
Kitabın konusu belki de ilgimi çekmeyi başaramadı....
kötü kitap yoktur siz yine de okuyun :)
80 syf.
·Puan vermedi
6 sayfalık sondaki Avare hikayesinde intihara giden yolun düşünüldüğü kadar bilinçli yapılan bir eylem olmaya bileceğini anlatışı beni etkiledi. İntihar sanki kusmak gibi aniden gelişen bir eylem, beynin tüm güzel verilerini görmezden gelmek susturmak.

leoperellada insanlara yaptığımız ufacık davranışların, şakaların; bizim yaptığımız değilde onun algıladığıyla geleceğimizin şekillendiği biçimi ürkütücüydü. İnsanların kendini adamışlığının farklılığı ve benliğin yok oluşu yada hiç olmayışı ile canavara dönüşülebilecek olmak. Cinayet ve intihar...

5 farklı hikaye hepsi ayrı bir kaçışı anlatıyor. Leoperella, avare ve leman gölü kıyısında olay intiharı anlatıyor. Bazen ölümün bize gelmediğini bizim ölüme gidişimizi anlatıyorlar.

Stefan Zweigın içinde ne kadar derin bir karanlık sakladığını bilmiyorum ama o karanlığa bizi bir parçamızla çekmeyi çok iyi başarıyor
80 syf.
·Puan vermedi
bir oturuşta okuduğum ve sonuna kadar heyecanla ve merakla olacakları karakterler gibi yaşadığım muhteşem bir kitap.insanların duygu patlamaları,olaylar arasındaki geçişler ve karşı çıkışlar,kendimi ve hayatı bir kez daha sorgulamaya itiyor.kitaptaki günah kavramı en güzel şekilde açığa konmuş,kendini düşünürek yaptığın bir şeyin bile başkalarını nasıl etkilediğini görmek hayret verici...
80 syf.
·Beğendi·8/10
Amok Koşucusu'nda klasik Zweig tarzı yine karşımıza çıkıyor.  Şaşırtıyor, ağlatıyor, üzüyor, sarsıyor ve kitap bitince de düşüncelerinizle başbaşa bırakıyor. Biz Zweig okuyucuları onun ilk kitabına başladığımız andan itibaren birer 'Amok Koşucusu'yuz aslında. Yeni bir kitabını okumak için can atan, okurken kendinden geçen, olayların içine çekilip yaşayan, karakterlerle sarsılan ve kitabın son satırıyla adeta yığılıp kalan... Bir çok kitabı bitirdikten sonra vaktim varsa hemen başka kitaba başlarım, bazıları hariç. Ve onlardan biri de  Zweig kitapları. O kadar çelişkili ve yoğun duyguyu, kısacık kitaplara öylesine ustaca sıkıştırır ki; bittikten sonra bir müddet düşünmeye sevkeder. Karaktere bir satırda kızarken, öbür satırda acırsınız. 
Amok Koşucusu da, yazarın yine kısa ama ikizler burcuna bile parmak ısırtan duygu değişimleriyle yoğrulmuş, bir başka şahanesi... Hindistan'a gönüllü giden bir doktor orada küçük bir kasabada çalışmaktadır. Bir müddet sonra yalnızlık, tek düze yaşam ve medeniyetten uzak olmak onu bunaltmaya başlar. Bir gün  İngiliz bir kadın onu görmeye gelir. Ona bir teklifi vardır. Ama çevresinden hep kölelik derecesinde hayranlık ve itaat görmeye alışmış doktor, kadının ukala ve emrivaki tavrı karşısında vicdanını ve aklını yitirip, kadını baş eğdirmek ister. Ama amacına ulaşamaz ve öfkeden deliye döner. Hırsı geçtiği anda da pişmanlık tüm benliğini sarar. Kadına karşı suçluluk duygusu ve verdiği söz uğruna emekliliğine iki yıl kala her şeyden vazgeçer. Kitapta olaylar iki farklı ağızdan anlatılıyor yani kurgu içinde kurgu var.
Yine çok uzattım biliyorum ama inanın bu kısacık kitaptaki duygu ve olayları sayfalarca yazsam bitiremem. Son ve tek kelime ile yorumumu tamamlıyorum ; OKUYUN!!!
68 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Bu kadar mı zordu 15 yıl içerisinde karşısına çıkıp ona duygularını söylemek ? Hayır değildi ve istese bunu defalarca kez yapabilirdi kadın. Ama o adamın onu tanımasını istedi. Seviştiği kadını tanımasını değil. Onu tanımasını istedi, ilkel benliğini ve ona olan aidiyetini tanımasını istedi. Ruhu ile diz çöktüğünü görmesini istedi ama adam bunu görmedi . Ve kadın öldü. Belki de böylece mutlu öldü...
"Sana, beni asla tanımamış olan sana..."
56 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Kitabı okumadan önce Gallipoli diye bir dizi izlemiştim Çanakkale Savaşı'nın 100.yılı için çekilmiş 7 bölümlük Savaşı Avusturalyalıların gözünden anlatan bir dizi. Dizinin ana karakteri Thomas'ın abisi askere yazıldıktan sonra annesinin baskılarına dayanamaz kendisi de askere yazılır ve |.Dünya savaşı'na abisi ile beraber katılır. Thomas bize şu soruyu sorar savaş tercih mi yoksa mecburiyet mi ? Aklımda bu soru varken kitaba denk geldim ve Stephen Zweig'da bu soruya yanıt aramış spoiler vermeyeceğim
Bana kalırsa Ferdinand'ın en büyük şansı paula gibi bir eşe sahip olması
80 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10·
Sıradan bir insan daha ne kadar sıradanlaşabilir . Parası, gücü , sağlığı , gençliği velhasıl elinde her şeyi varken neden ne kadar keyif alabilir? Sanırım çok fazla... Peki bir gece tüm bunlara sahip olmaktan aldığınız haz, puff diye uçup giderse.... Kafka' nın dönüşümü gibi kendinizi bir anda devasa bir böceğe dönüştürmek üzereyseniz ya!
"Çok sonradan evime dönüp büyük bir mutlulukla kapımı açıp da odama uzanan o karanlık koridorla karşı karşıya kaldığımda son bir bunaltıcı an deneyimledim: kapıyı açar açmaz şayet eskiden olduğum kişinin evine girip yatağına yatarsam, o olağanüstü gecede silip süpürdüğüm tüm geçmişimim bana tekrar dokunacağını ve yine o eski halime döneceğimi düşündüm korkuyla. Hayır , bir daha asla o insan; o hissiz, dönük, hakiki dünyadan uzak soylu adam olmak istemiyordum, suçun ve dehşetin tam ortasında kalmak zorunda olsam da gerçek yaşamı tatmayı arzuluyordum artık. "
Alıntısı ile hepinize iyi okumalar diliyorum , günün birinde hazzı sonuna kadar yaşayan , gerçek insanlar olmak ümidiyle...

Yazarın biyografisi

Adı:
Stefan Zweig
Unvan:
Avusturyalı Romancı, Oyun Yazarı, Gazeteci ve Biyografi Yazarı
Doğum:
Viyana, Avusturya, 28 Kasım 1881
Ölüm:
Petropolis, Rio de Janeiro, Brezilya, 22 Şubat 1942
Stefan Zweig, (d. 28 Kasım 1881, Viyana/ Avusturya-Macaristan - ö. 22 Şubat 1942, Petrópolis/ Rio de Janeiro/ Brezilya)
Avusturyalı romancı, oyun yazarı, gazeteci ve biyografi yazarı.

Yaşamı

Babası varlıklı bir sanayici olan Stefan Zweig, küçük yaşlardan itibaren kültür ve edebiyat alanında eğitim görmeye başladı. İngilizce, Fransızca , İtalyanca, Latince ve Yunanca öğrendi. Viyana ve Berlin üniversitelerinde felsefe öğrenimi gördü. İlk şiirlerini lisedeyken, Hugo von Hofmannsthal'ın ve Rainer Maria Rilke'nin eserlerinin etkisiyle yazdı. 1901'den sonra Fransızca yazan Paul Verlaine ve Baudelaire'in şiirlerini Almanca'ya çevirdi. 1907-1909 yılları arasında Seylan, Gwaliar, Kalküta, Benores, Rangun ve Kuzey Hindistan'ı gezdi, bunu, 1911'deki New York, Kanada, Panama, Küba ve Porto Riko'yu kapsayan Amerika yolculuğu izledi. 1914 yılında Belçika'ya Émile Verhaeren'in yanına gitti.

I. Dünya Savaşı'nda (1914-1917) gönüllü olarak Viyana'da savaş karargâhında "Savaş Arşivi"nde memur olarak çalıştı. Savaştan sonra Avusturya'ya dönerek Salzburg'a yerleşti. 1920 yılında, Frederike Von Winternit ile evlendi. Stefan Zweig Salzburg'da yaklaşık 20 yıl yaşadı. Kapuzinerberg'in yamacındaki villasında geçirdiği yıllar, Zweig'ın en verimli yıllarıdır. Kapuziner yokuşu, 5 numaradaki villayı, Friderike ile evli olduğu yıllarda satın aldı. Salzburg'da geçirdiği yıllar Zweig'ı edebiyatta doruğa tırmandırdı, en güzel eserlerini, kente ve Salzach’a yukardan bakan iki katlı, ağaçlar arasına gizlenmiş villada yazdı. Kısa sürede ünlü insanlarla dostluk kurdu, onları sık sık Salzburg'da konuk etti. Romain Rolland, Thomas Mann, H.G. Wells, Hugo von Hofmannstahl, James Joyce, Franz Werfel, Paul Valery, Arthur Schnitzler, Ravel, Toscanini ve Richard Strauss, Zweig'in konuğu oldu.

Salzburg'da geçen yıllarında Zweig, Avrupa'nın düşünsel birliği için ağırlığını koydu; makaleleriyle ve konferanslarıyla aşırılıklara karşı uyarılarda bulundu; diplomatik çevrelere, akıl ve sabır çağrısı yaptı. 1927'de Almanya'nın Münih şehrinde "Duygu Karmaşası", "Yıldızın Parladığı Anlar" ve "Tarihsel Baş Minyatür" adlı kitapları yayımlandı, yine 1927'nin 20 Şubat tarihinde "Rilke'ye Veda" başlıklı konuşmasını yaptı. 1928'de Leo Tolstoy'un 100. Doğum Yıldönümü Kutlamaları'na katılmak üzere, Sovyetler Birliği'ne gitti.

1933'de, Nazilerin yakmaya başladıkları kitaplar arasında Yahudi kökenli Zweig'ın eserleri de yer alıyordu. 1934'te Gestapo'nun villasını basıp, silah araması üzerine Zweig ülkesini terk etmek zorunda kaldı ve İngiltere'ye, Londra'ya yerleşti. Ancak, kendini burada da rahat hissedemedi ve taşındı.

Zweig, 1937'de ilk karısı Frederike'den ayrıldı ve bir yıl sonra Portekiz'e yanında Lotte Altman adında bir kadınla gitti. O sıralarda Avusturya, Alman Reich'ına katılmıştı ve Zweig da İngiliz vatandaşlığına geçmek için müracaat etti. 1939'da "Kalbin Sabırsızlığı" adlı romanı yayımlandı ve Zweig da, Portekiz seyahatine birlikte çıktığı Lotte Altman ile evlendi. 1940'ta İngiliz tabiiyetine girdi, II. Dünya Savaşı sırasında New York'a, Arjantin'e, Paraguay'a ve Brezilya'ya gitti. Zweig konferanslar için gittiği Brezilya'ya yerleşmeye karar verdi. Orada ünlü "Bir Satranç Öyküsü"nü kaleme aldı. Stefan Zweig, 1941'de Montaigne üzerine çalışmaya başladı ve "Dünün Dünyası - Avrupa Anıları" adlı otobiyografisini kaleme aldı. "Dünün Dünyası" kitabı, 1900’lerin başında gençliğini yaşamış bir yazarın yaşadığı dünyanın asla eskisi gibi olmayacağını farkettiğinde eski günlere düzdüğü bir övgüdür.

Avrupa’nın içine düştüğü durumdan duyduğu üzüntü ve yaşamındaki düş kırıklıkları nedeniyle 22 Şubat 1942'de Rio de Janeiro'da, karısı Lotte ile birlikte intihar etti. Buna Hitler’in dünya düzenini kalıcı sanmasının verdiği karamsarlığın yanı sıra, kendi dünyasının asla bir daha varolmayacağı düşüncesi neden oldu.

Çalışmaları

Üretken bir yazar olan Zweig, birçok konuda denemeler yaptı. Lirik şiirler yazdı, trajedi ve dram türünde sahne eserleri denedi, özellikle biyografi alanında önemli eserler ortaya koydu. Freud ve psikolojiye olan ilgisi onu bu alana yöneltti. Biyografi alanındaki çalışmaları, dönemin birçok ünlü kişisinin hayatlarını gözler önüne serdi. Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski; Kendi İçindeki Şeytanla Savaşanlar: Hölderlin, Kleist, Nietzsche; Romain Rolland; Marie Antoinette; Magellan, Stendhal, Erasmus, Fouche eserleri bu biyografilerden birkaçıdır.

Yazar istatistikleri

  • 9.020 okur beğendi.
  • 126.865 okur okudu.
  • 2.626 okur okuyor.
  • 61.888 okur okuyacak.
  • 769 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları