Şükrü Erbaş

Şükrü Erbaş

Yazar
8.8/10
1.416 Kişi
·
4.362
Okunma
·
1.810
Beğeni
·
69.947
Gösterim
Adı:
Şükrü Erbaş
Unvan:
Türk Şair ve Yazar
Doğum:
Yozgat, Türkiye, 1953
Şükrü Erbaş (d. 1953, Yozgat), Türk şair ve yazar.

1953'te Yozgat'ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara'da Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü'nden 1978'de mezun oldu. Toprak Mahsulleri Ofisi'nde memurluk ve yöneticilik yaptı, bu kurumdan emekli oldu. Yarın dergisi yazı kurulunda görev yaptı (1984). Edebiyatçılar Derneği'nde yöneticilik görevinde bulundu (1993-1999). Şair, halen Antalya'da yaşamaktadır.

Şükrü Erbaş, ilk şiirini Varlık dergisinde, 1978 yılında yayınlandı. "Yolculuk" adlı şiir kitabıyla, 1987 Ceyhun Atuf Kansu şiir ödülüne değer görüldü. Ayrıca, "Dicle Üstü Ay Bulanık" şiir kitabıyla1996 Orhon Murat Arıburnu şiir ödülünü, "Üç Nokta Beş Harf" şiir kitabıyla 2002 Ahmed Arif şiir ödülünü ve "Gölge Masalı" adlı şiir kitabı ile de 2005 Ömer Asım Aksoy şiir ödülünü kazandı.

Şiir, edebiyat ve yaşam üzerine denemeler yazdı. Denemelerini "İnsanın Acısını İnsan Alır" (1995) ve "Bir Gün Ölümden Önce" (1999) adlı kitaplarında toplayan Şükrü Erbaş'ın, "Gülün Sesi Gül Kokar" (1998) adlı düzyazılarından oluşan bir kitabı da vardır.
Gövdesini hapishaneye çeviren gerçeğin karşısına, harflerden-seslerden-renklerden bir dünya koymayan insan ölür.
Amerika' yı elbette en iyi Türkler anlar
İkisinin de geçmişinde göçler ve kıyımlar var!!!
Yağmur yağıyor Ömür Hanım... Gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına... Ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum.
194 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Sabahları benim kadar seven şair Şükrü Erbaş'ın, kapağı mint yeşili, içi derya deniz, kıymetli 4 kitabının derlendiği Bütün Şiirler-1 ile günlerimi insanlıkla doldurdum da geldim. İnsan olmayı hissettiren ve hissedenler var olsun.

Kitabın ilk sayfasına kime ait olduğunu bilmediğim bir sözü not düştüm: ''Merhamet acımak değil, acıtmamaktır.'' Şükrü Bey'de hissettiğim merhametti çünkü.

Şairin bana düşündürdüğü en kuvvetli hâli, her neye bakarsa ve her ne yaşarsa yaşasın <güzel bakması.> Hepimizin hayatında çivi yazısıyla yazılmış gibi kazınmış anılar vardır. Bazısı kanayarak yazılmıştır bazısı gülerek. Fakat o baktığı her şeyde bir güzellik bulduğu için, acıyı bile öyle ifade etmiş ki, acı olduğunu bile bile, anlamın içine adım atmaktan bir an geri durmak istemiyorsunuz. Kirpiklerle ilgili kaç güzel satır yazılabilirse yazmış ve bazen acının kenarına papatya yaprağı gibi dizmiş intizamla, bazen kirpiklerini salıncak yapmış bir çocuğun sevincine. Bu da şairin sadece güzel bakmakla değil, söz oyunlarını yapabilmesiyle de şair olabileceğini gösterir.

Yaşam denilen bu uzun yolda birçok anıyı, acıyı, meşgaleyi ömre katık eder gideriz. Ama onlar ne yenir ne yutulur. İşte bundan sebep ki ''Yaşamak bir uzun yolculuk/ Bitirmeden biteriz.''

Her insan gibi konuşmaktan hoşlandığım ve maruz kalmaktan hoşlanmadığım şeyler var. Hayatım boyunca hep sosyal bir insan oldum. Ama geçtiğimiz sene içerisinde şunu fark ettim, eğer bazı insanlarla çok fazla konuşmak istemiyorsanız bazen hoşlandığınız insanlardan da uzak durmanız gerekebilir. Bu yüzden kendimi sosyal medyadaki insanlara sessize alırken, içimin sesini sonuna kadar açıp, çok mutlu haftalar geçirdim de geldim. Uzun yıllardır yağmur mevsimi geldiğinde mumlarımı yakar, şiirlerimi okur ve bir tür terapi ile ruhumu, enerjimi tazelerim. Güzel söz söyleyen herkesi dimağıma işler, sözüme sohbetime yedirir, o insanların bayrağını taşımaya çalışırım. Şiirler, kalbinize ulaşan şairleri keşfettiğinizde, işte o zaman anlamlı gelir size. Şiir denilen ne bir koldur, ne bir yoldur. Kimi kaktüs gibi gelir, kimi gelincik gibi. Bu sizin şairle ruh uyumunuzla da ilgilidir. Ama rüştünü ispatlamış her şairde, mutlaka sizin de kalbinizde, dilek balonlarının sakin güzelliğini uyandıracak mısralarınız bulunur. Bu yüzden Şükrü Erbaş'ta hepinizin içine dokunacak satırlar bulmanız kuvvetle muhtemel. Böyle güzel haftalar içerisinde bana beni anlatan satırlar içinde öyle mutlu oldum ki, bunu söz ile anlatmak kafi gelmez. ''Geceler Aydınlık'' isimli şiiri beni yıllar öncesinden sesime ses olan adama tebessümle baktırdı ve sessizliği aydınlık yaptığım günlerde, insansızlık gündüzüm olmuşken, bu dedim, işte bu. Şair de zaman zaman hepimizin içine düştüğü o dış dünyayı sakine alma metodunu denemiş ve suskunluğun tüneklerine çekilmiş. Eğer siz de, söz umduğunuz inceliğe inmiyorsa, alnınızdaki damar kalınlaşmadan, anlamı ucuz edenlerden uzaklaşın ve sessizliğin şükrüne varın. Çünkü Şükrü Bey'in de dediği gibi uysanız kendi özünüzden uzaklaşır, direnseniz gününüz kararır.

***

Kitapta kadınlara ve çocuklara sık sık merhamet içeren, yufka bir yüreğin nazik ve <anlayan insanın gözlerini> taşıyan cümleler var. ''Herkesin gerçeği kendine acı/ Herkesin acısı kendine biricik'' Bunun böyle olduğunu kabul edip, çevremize acımızdan yaptığımız iğnelerle dikenlerle bir hâl sergilemek de mümkün, acımızı gücümüzle sarıp, diğerlerine merhem olmak da mümkün. İyilik; sadece içimizden geldiği için yapılan bir eylem değildir. İyilik, aynı zamanda seçerek yaptığımız bir eylemdir. İnsanız. Hepimizin bir kalbi var. Ve bazen kalbimize yenik düşeriz. <Kalbe yenik düşmek> demek, sadece üzülmek, acı çekmek demek değildir. Kalbimizin, bizi koruyan yanına da yenik düşmek demektir. İnsan, kötülüğe maruz kaldıkça saldırganlaşabilir. Kötü söze maruz kaldıkça kötüleşebilir. (Engin Geçtan'ın İnsan Olmak'ı da bu yazıda etkili.) Haberleri izlemek dahi kâfi. Kelimeleri fırlatıyor musunuz? Yoksa çiçek gibi mi sunuyorsunuz?

***

İnsanlardan kaçıp kitaplara sığındığınız ne çok an var, değil mi? Aslında siz, bir insandan bir başka insana sığındınız. Kiminin dert olduğu yere, kimi şifa olur. Aslında biz yalnız kalmak istemedik, hiçbirimiz. Anlaşılmak ve anlamak istedik hepimiz. Kitap; bir kalp, bir düşüncedir. Kitap, insanı temsil eder. Peki, bizleri birbirimizden kaçacak noktaya getiren nedir? Sebeplerin en büyüğü, nerede duracağımızı bilmemek. Karşımızdaki insana, gereğinden fazla yaklaşmak. Kirpilerden öğreneceğimiz çok şey var. Birbirimize, birbirimizi ısıtacak ama dikenlerimiz batmayacak kadar yaklaşmayı öğrendiğimizde daha iyi hissedeceğiz. Her şey insanla anlamlıdır. Her kitap, insanın dünyaya bir haykırışıdır. İçeriği ne olursa olsun, yazanın izidir. Kimle dost olacağınızı belirleme özgürlüğü kitaplara olan sevginizin sebebidir. Anlamı, insansızlıkta aramak da bu seçim özgürlüğüdür. ''Koşaradım'' şiiri de işte bana bunları düşünürken kelime arkadaşı oldu. Bu şiirle öyle çok şey düşündüm ki. Mutlaka okumanızı isterim. Kulaklarımızı tıkayan kalbimizin gümbürtüsü değil, kötülüğün uğultusu olunca, sesi kesmek için sessizliğe çekilişimiz bundandır. Kalp de kötü de 4 harf, ikisi de göğsümüzden çıkıyor. Seçiminiz nedir?

***

Bu kitap kusursuz bir kitap değil. Fakat kusursuz o kadar çok şiir var ki, sevgimiz şefkatle el ele tutuşup, derin bir hürmete dönüşüveriyor bu satırlar karşısında. Bu kalbi pamuk insan için yaşamak çok zor olmuştur eminim. Bu incelik, çok kırmıştır yüreğinin dallarını. Hassaslıkla acizliğin/ güçsüzlüğün/ zayıflığın karıştırıldığı bu hayatta bu gönlü güzelin yazdığı/yaptığı şey sadece edebi sanat, söyleyiş güzelliği değil.Hiç değil. Baktığı her yeri, bir his olarak içine alan bir insan bu. Onun dimağını, düşüncelerini paylaşıyorum hissem kadar. Yorgun düşüyorsak, yorulduğumuzdan değil, düşen bir yaprağın dahi hüznünü paylaştığımızdan. Bundan kaçamadığımızdan değil, kaçmadığımızdan. Umduğunuzu alabildiniz mi bari şu hayattan, bilmiyorum Şükrü Bey. Sulardan hayatın duruluğunu, mavilerden mutluluğun rengini almamızı söylüyor. Okurken her bir zerrem kanatlanıyor da kelebek oluyor sanki, mutluluktan uçup uçup konuyorum kelimelerin dallarına. Yaşamak mutlaka bir sanat, elimiz ne kadar iyi fırça tutar, nefesimiz ne kadar yeter bu dünyanın kavalına bilmem. Kelimelerim ve kelimelerim var o kadar. Bir de sevdiklerime sarılmak için göğsüm. Sanat sizin, sanata değer vermek bizim işimiz olsun. Bu şekilde gönül penceresini ışıl ışıl temiz tutmuş insanlarla karşılaşmak umuttur. Herkese duyduğu o incelikli saygı bize de yol gösteriyor.

Tek bir satırını dahi ıskalamamak için, sayfalarını günlere böldüm yine. Şiire hak ettiği saygıyı sunmak lazım. Bütün saygımı toplayarak araladım sayfaları. Hazır olarak okumak, en güzel okuma halidir. Bunu anladığımdan beri mutluyum şiirlerin eşlik ettiği saatlerde. İçimi maviye boyayan kitaba güneşimle geldim. Işıyorum. Bir insan, bu kadar iyi satırı bir ömre nasıl sığdırır, bilmiyorum ama. Ve merak ederek sonlandırıyorum, öyle çok şiir var ki içimi hayal işlemeli bir hançerle oyan, böyle sevebilen insanların sevdikleri kadınlar, acaba bu şiirlere değen kadınlar mıdır? Yoksa ''güzelliğin on para etmez/ şu bendeki aşk olmasa mıdır?''

Serbest nazım ölçüsü ile sanat nasıl yapılır, buyrun. Tercih edeceklere keyifli okumalar dilerim.
84 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Yaşamı pay ettiği, yeri geldiğinde dünyanın dünya kadar yükünü sırtlandığı biri olmalı insanın hayatında... "İyi ki seninle yaşadım dünyayı." diyebilmeli, ömrünüze yaren olmalı... Kitap, Şükrü Erbaş'ın 45 yıllık hayat arkadaşı, şahgülü Hatice hanımın vefatı üzerine yazılmış şiirlerden oluşmakta. "Babanız içerde şiir yazıyor diye
çocuklarımı sessizce ağlattım ben." diyen bir kadın Hatice Erbaş. Bir adamın ömrü...

Acısını, çaresizliğini, yasını öyle bir anlatıyor ki etkilenmemek elde değil. Kesinlikle yıldız, yıldız yıldızlı on veriyorum. "Hayatla büyülenmiş son soluğunu
Ölümü de ekledi kızın evimize."
Sanki yaşamını yitiren, hiç tanımadığınız bir hanımefendi değil de nefesiniz olmuş 45 yıllık hayat arkadaşınızdır... Tek istediğim sarılmaktı Şükrü Erbaş'a. Nasıl bir aşktır bu, nasıl sevdin böyle demek istedim.
"Ölümü senden mi öğrenecektim
Soluğu canımdan çekilen kadınım."

Şükrü Erbaş ile birlikte izledim hanımefendinin ölümünü, "Gözlerin biliyor her şeyi, gözlerin bir yaşama çığlığı

Ölüyorsun..."

Onunla birlikte gömdüm Ömür hanımı mezara,
"Mavilik yitirdi hükmünü. Ipi kopmuş bir boncuğum senden sonra."

Onunla ağladım, sırtını sıvazladım elimden geldiğince işte...
"Yastığını koklaya koklaya öğrendim
İnsan bir kere ölmüyormuş meğer..."

Şimdi tavsiye eder miyim, hiç cevaplamayayım bence. Yoksa siz hala Şükrü Erbaş'la tanışmadınız mı?
68 syf.
·Beğendi·10/10
Gün geçmiyor ki güzel topraklarımızda muhteşem şairlerle tanışmayayım.
Gün geçmiyor ki dilimizin güzelliğini bir şenlik havasında kısa ama etkili hem de kat be kat edebi doyumla hissetmeyeyim.
Içim kaynıyor, aşık oldum her bir satırına.
Ah Şükrü Erbaş, iyi ki varsın.

"Aşktan başka gerçeklik yok.
Her şey dünyada olur.
Sevincinizi sevin."
256 syf.
İnsan bazı zamanlarda hüzne bulanır ve bir şairle bağ kurmak ister,o gün Şükrü Erbaş ile bağ kurup yüreğinden dökülen dupduru,berrak sularından içmek istedim,bir yandan içtiğim su serinletti,bir yandan da bulandırdı,başımı döndürdü,boğazımda düğümlendi ,yakıp geçti.Eğer içtiğim su bir anda kayıp gitseydi tat alamazdım,durup düşünemezdim,etkisi hemen kaybolup giderdi.Memnundum bu durumdan...Daha fazla içmeliydim ve hazır hüzün zirvedeyken ''İnsanın Acısını İnsan Alır'' adlı denemesini okumaya koyuldum.
İnsanın acısını insan alır evet ,
Peki insana acı veren de insan değil midir?
Hepimizin kendimize göre çektiği acılar mevcut,bu acıların üstesinden nasıl gelebiliyoruz peki?Belki de kabullenme olgusuyla başlıyor ama kabullenmenin de bir sınırı,dozu olmalı değil mi?...Biz toplum olarak genelde haksızlıklar karşısında kabullenip susuyoruz ve sonra da ne çok acı var diyerek yine sadece lafta kalıyoruz.Acı vermede ve acıtasyon yapmada da kendimizi geliştirıyoruz fakat acılarımızı hafifletmek ya da almak için bir şeyler yapmıyoruz, ah vah tühlerle ömrümüzü tüketiyoruz.Yazarın dediği gibi insan insanın acısını alır,almalıyız da ...
Geçenlerde yolda yürüyordum kalabalık birikmiş ,ne oluyor diye bir baktım ve gördüğüm manzara şok etti,kedi çok kötü durumdaydı araba çarpmış kanlar içinde çok acı çekiyor.Başına toplanan insanlar ah vah tüh ,hayvan nasıl acı çekiyor baksana diyerek kendı aralarında konuşuyorlar sinirlendim ;''Neden başında bekliyorsunuz ,bir şeyler yapmıyorsunuz,birisinin arabası da mı yok hemen götürmeliyiz dedim (oradan birisi ambulansı aradık dedi ama ambulansın gelmesi saatleri buluyor bunun da farkındayız!)kimseden çıt yok hemen annemle atlayıp acile götürdük ve çok şükür ki yetiştik ve tedavisine başlandı, yani dememiz o dur ki acıyarak,bir şeyler yapmayarak çözüme kavuşmuyor acılar dinmiyor..
Zorlaştıran bizleriz.Anlamaya çalışmak,dinlemek ve içten bir gülümseme insanın acısını öyle alır öyle hafifletir ki...Acıların üstesinden önce kendi içimize dönüp kendimizi tanıyarak,kendimize değer vererek gelebiliriz.Derin bir konu böyle uzar gider efendim..Uzattım da kusura bakmayın :(
Kitaba döner olursam Şükrü Erbaş inanılmaz betimlemelerle,akıp giden,yüreğe işleyen,yer yer darbe etkisi veren sözleriyle düşündürüp,sorgulatan bir eser sunmuş önümüze.Çocuklardan,sevgiden,toplumsal olaylardan,acıdan,problemli ilişkilerimizden,hayatın içinden kesitlere dokunarak yer vermiş..Cümleleri altı çizilesi,düşündürüp dona kaldırması...Çokça tavsiye ediyorum ^_^
Sabredip buraya kadar okuyabildeyseniz de ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum.Sağlıcakla ve huzurla kalın.^^
Acı deyince sevdiğim bir gruptan da şarkı atıp koşarak uzaklaşıyorum :)
https://www.youtube.com/watch?v=Ud4HuAzHEUc
194 syf.
·10/10
Ve ablasına güzel bir kitap gönderir bir kardeşi. Dua ablaya sevgilerimle diye başlar kitap. İçinde bir de mektup vardır tam dört sayfa. Hiç üşenmeden yazmıştır. Daha ne ister ki bir insan. Güzel bir kardeş, güzel bir kitap ve güzel bir mektup. Kitap mı güzel mektup mu hala karar veremedim. İkisine öyle içten öyle derinden yazılmıştı. Hisler denizinde yüzerek doldurulmuştu sayfalar.

Hediye gelen kitaplarımı, bütün kitaplarımdan daha çok seviyorum. Hediyeleşmek güzeldir. Her ne kadar ismi lazım değil birisi, kendisine kitap hediye ettiğime beni pişman etmiş olsa da (geri istemeyi düşünüyorum burayı okuyunca hatasını anlar belki) kitap hediye edildiğinde yaşadığım bu güzel duyguyu tüm sevdiklerime yaşatmaya devam edeceğim. Zorlama duygular yoktur. İnsanın içinden gelen bir şeylerdir bunlar.

İşte Şükrü Erbaş böyle bir şairdir. Zorlama yoktur. Her şeyi içinden geldiği gibi hoyratça yazmıştır. Üstüne basa basa tattırmıştır bütün duyguları tüm çıplaklığıyla. Şiir sevmem diyenlere bile şiiri sevdirir. Bölge bölge yayar bütün hüzünleri. Söylemek isteyip söyleyemediğiniz her ne var ise o sizin için şiire dönüştürmüştür.

Toplu Şiirler 1 kitabı

1984 Küçük Acılar

1985 Aykırı Yaşamak

1986 Yolculuk

1992 Kimliksiz Değişim
isimli kitaplarından oluşuyor.

Son kitabı Kuş Uçar Kanat Ağlar kitabınından sonra ilk kitabını okuyunca kendisini şairlik konusunda nasıl dahiyane bir şekilde geliştirdiğini görebildim. Okuyun okuyun okuyun.
256 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Hayatım bir kitap olsaydı Önsöz'ü kesinlikle sayın Erbaş'ın şu cümlesi olurdu: "İnsanlık ne kadar büyük bir yalnızlığı, yabancılaşmayı, sevgisizliği ve yıkımı yaşıyor olursa olsun, dünyanın herhangi bir yerinde şiir yazan birisi varsa ve onu okuyan bir başkası varsa, barıştan, aşktan, özgürlükten ve güzellikten umudu kesmeye yer yoktur."
Şükrü Erbaş mükemmel bir insan, mükemmelliği her konuda başarı anlamında değil yüreğe dokunabilmesinde saklı. İki yüzlü insanlarla dolu, herkesin kendi menfaati peşinde koşarak ömrünü tükettiği bu dünyada, benim hayata daha sıkı tutunmamı sağlayan bir isim.
Yüreği güzel insanların azalmaması dileğimle, mutlaka okuyun..

Güncelleme: Şiirle sınırlandırdığım hayatı anlayabilme ve onu yaşayabilme hevesime düzyazı türünü de eklememi sağlayan güzellikler bütünü bir eser.
125 syf.
·10/10
Memleketimiz bir şairler diyarıdır. Binlerce yıllık geleneğimiz onların kalpleriyle aktarılmıştır nesilden nesile.Şiire burun kıvırmak mı dediniz? Olsun saygı duyalım herkese. Birilerinin yüzlerce sayfayla anlatamadığını birkaç dize, birkaç kelimeyle anlatan şairlerin pabucunu dama atmak ha?

Şükrü Erbaş. Sözün şefkatine kendini bırakıp, gölgesinde dinlenmek isteyenlerin sığınak olarak göreceği adamlardan. Şiir öldü ha? Şiir öldüyse bu yaşayan sen misin ey insanoğlu?

Bu kitap şu dizelerle açılıyor, başka hiçbir şey söylemese de yeterliydi aslında,

“bunalıyoruz çocuk bunalıyoruz
biçim veremediğimiz şeylerin
biçimini alıyoruz”

-Ben bunu zaten biliyordum, hı hı evet, ay ne romantik,şimdi laf mı bu,eee daha ne demiş, şiir okumak mı kaldı, nasıl nasıl ben o adamı tanımıyorum, ha evet geçen arkadaş söylemişti ama bilmiyorum aman banane, ben sevmiyorum öyle şeyler canım.-

Bir filozofla bir şairin ortak özelliği nedir? Kendimce cevabı; ikisi de yarayı gözümüze sokup bizi uyandırır. Ne diyor Şükrü abi,siz bunu biliyorsunuz değil mi peki hiç üzerine düşündünüz mü?

“aklı kalbinden utana utana
-yaşasa bile insan-
yaşamanın bir anlamı kalır mı?”

Siz hiç kalabalıkların arasında yürürken, bir topal bir aksak adamcağız görüp istemsiz adımlarınızı yavaşlattınız mı , utandınız mı sağlamlığınızdan? Bana oluyor öyle de bazen ondan diyorum. Bakın Şükrü abi ne demiş,

“bir adımı diğerinden kısa düşüyor
kısa düşüyor, bir topal
hızla yanından koştular
bu da bir acıdır”

Sonra “genelev mektupları “ diye bir şiir yazıp ortak olmasına ne demeli görmezden gelinen o kadınların hüznüne,

“giysiler alırım nedense
nerelerde ne zaman giyeceksem
bir eski alışkanlık işte
ilk gençlikten kalma”

Ve aynı şiire ekler şu dizeleri beni de mahveder, herhalde insanım diyen herkesi de,

“bir gün olsun pembe uykularımdan
mavi bir erkek
uğrun uğrun öperek
uyandırmadı beni”

Neler neler söylüyor, kırgın adamların incinmişliğiyle sonra ,

“dünyanın bütün suçlarını işlemiş
bütün yanlışlarını ben yapmışım gibi
yaptığım her işten tedirgin oluyorum
içimde sürekli bir horlanma korkusu
bir kekeme tutukluğu ürkek dilimde
en iyi bildiğim konuda bile
çekine çekine konuşuyorum
çekilip sonra kabuğuna küskünlüğün
kendime düşlerden sığınaklar kuruyorum”

Sonra diyor ki Şükrü abi “eğme kirpiklerini”,

“durup dururken eriyor yakınlığın
araya bilmediğim yollar düşüyor
ıpıslak dönüyorum bir uzun dalgınlıktan
soluk soluğayım soğuk odalarda
eğme kirpiklerini yüreğim üşüyor”

Sonra diyor ki,

“siz hiç duyarsız insanlara
şiirler sundunuz mu?”

Şükrü abi bana mı diyorsun yoksa, sunmaya çalışıyorum senin şiirlerini ama bilemedim ki duyarlı insanlar da vardır elbette, yok mudur? Son olarak “biraz da ölümü düşünün” şiirinden birkaç dize paylaşarak bitirelim.

“yaşamak sevgilerden alır gücünü
eğilin biraz da sevgilere eğilin
silin bencilliğin kara kirini
kalbinizin aynasından
o çok derinlerde yitik
temiz yüzünüzü görün
-
ölüm her şeyi bitirir bir gün
kimseleri, kimseleri incitmeyin
ölüm her şeyi bitirir bir gün
ömrünüz size kısa bir oyun
ölüm her şeyi bitirir bir gün
ardınızda güzel anılar koyun
sevgiden başka her şeyi
her şeyi bitirir bir gün
biraz da ölümü düşünün”
68 syf.
·10/10
Yeryüzünde acıya, aşka ve ayrılığa dair son bir şiir yazılacaksa eğer bu şiiri kesinlikle Şükrü Erbaş yazmalı.
Uzun uzun paragraflar kurmaya hiç gerek görmüyorum.
76 syf.
Her aşkta bir Pervane bir Mum vardır.
İsimler, yüzler, çağlar değişir;
değişmez aşk ateşiyle yanmak .


***

Şükrü Erbaş okuduktan sonra kendi kendimle konuşmuyorum artık; yağmurla, toprakla, ağaçla da konuşuyorum, gördüğümde kafamı çevirmiyorum, selamlaşıyoruz.
Şükrü Erbaş da mevsimlerle konuşur, insanla, çiçekle, böcekle, kuşla, rüzgârla...
Aslında dünyayla konuşur, kapalı kapının ardındakiyle de, sokaktakiyle de, mezardakiyle de...
Pervane de öyle.

Şükrü Erbaş serüvenim 2. şiir kitabı Pervane ile başladı.
İlk aşk, ilk acı, ilk ihanet unutulmaz ya Pervane o'dur bende.


Şükrü Erbaş dili, sade ve anlaşılırdır.
Bu demek değil ki sanatsız, süsü olmayan dizeler yazar.
Aksine öyle söz sanatları yapar ki, göze batmadan, tatlı tatlı.
Kişileştirir, benzetir, betimler, kinaye yapar...

Küçük alıntılarla:

"Hatıranın yaraları dedi
Hayal gücünün yaraları dedim"


"Yaşıyoruz sedir ağaçlarının gölgesine tutunarak"


Şükrü Erbaş şiirleri;
toplumun yaralarını ve merhemlerini, doğayı sevmeyi ve onu bir çocuğun başı gibi okşamayı, yalnızlığı, ölümü, acıyı, hüznü, sevgiyi, tutkuyu, özlemi vb. konuları çok içten ele alır.

Küçük alıntılarla:

"Kendini sevmeden
kimseyi sevemezmiş insan..."


"Yalnızlık bizden yayılıyor dünyaya..."



"Bir adam hergün biraz daha ölüyor..."


Hani hoca dersi aynı ses tonuyla anlatır da bakar ki herkeste bir mahmurluk; sesini yükseltir, farklı konular açar, kendinize gelirsiniz.
Şükrü Erbaş da böyle yapıyor.
Bakıyor ki bir iç sıkıntısına sürüklüyor; sevdiğiniz şairlerden, yazarlardan, türkülerden, şarkılardan alıntılarıyla filtre kahve etkisi yapıyor, karamelli.

Alıntılardan alıntılar:

Çamlığın başında söylenirdi:
Üç gün akıllıysam beş gün deliyim.*

* Yozgat Sürmelisi


Kendi yokluğuna rıza göstermeyen kişi akıl hastasıdır.

E. M. CIORAN


Pervane 2015 yılı Aralık ayında 'Türkçem benim ses bayrağım' diyen Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiir Ödülü'ne layık görülmüştür. Erbaş bu ödülü, bir kaç ay önce vefat eden eşine adamıştır.


"Ben, ölümün mazlumuyum Hatice.
Seni sevmenin kapanmaz yarasıyım. Sen, 
ölümden sonra da kaderimsin benim."



Bu duygu geçişlerini hissetmemek ne mümkün... Korkuyu, sevgiyi, rüyayı, gerçeği, geçmişi, geleceği karıştırıyor ve belki bu daha çok yaralıyor.
Benim bu kitapta en değerlilerim, yüz bin tane hisse kapılarak okuduğum; Baş Dönmesi ve Taşın Çiçeklenmesi şiirleri.

Aydın sohbetlerinden geri kalmamak gibi bir amaçla değil(ortamlardan geri kalmamak), kendi ruhunuz için okuyun. Bir yerlerde kendinizi bulacaksınız oldu ki bulamadınız, gözünüzden kaçmıştır, dert etmeyin, o sizi bulur.


Pervane'den esen yel yüreğinize dokunsun.

Keyifli okumalar.
256 syf.
·Beğendi·10/10
Açık konuşmam gerekir mutlaka. Bu sebeple ilk cümlem şu olmalı: Ben bu kitabın hayatımı değiştireceğini aklımın ucundan bile geçirmedim.
Özür dileyerek söylemem gereken diğer bir şeyse hiç Şükrü Erbaş okumamıştım, tanımıyordum ve bir beklentim yoktu. Arka kapaktaki cümleler vurdu ilk olarak. Kitaba başladıktan sonra normal bir şekilde okurken kendi kendime, dur Çiğdem bu bildiğin kitaplardan değil, dedim. Okudukça yüreğim ayaklandı, ufkum genişledi. Şükrü Erbaş farkında olmadan beni kendime getirdi. Hayatımı etkileyecek kararı vermeme vesile oldu.
Her cümlede biraz yaşama isteği var ancak bunu açıkça söylemeye çekinmiş sanki Erbaş. İsyan ediyor dünyaya, kızıyor, sanki hayat somut bir şey olsa yakasına yapışacak. Bu ateşli öfkesi bana yaşama karşı isteğini gösterdi. *Biz dünya vatandaşıyız Savcı bey!
"Susmak insanın sözünü büyütüyorsa bir erdemdir. Bir yaprağı bile kıpırdatamaz yoksa suskunluk."

Yazarın biyografisi

Adı:
Şükrü Erbaş
Unvan:
Türk Şair ve Yazar
Doğum:
Yozgat, Türkiye, 1953
Şükrü Erbaş (d. 1953, Yozgat), Türk şair ve yazar.

1953'te Yozgat'ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara'da Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü'nden 1978'de mezun oldu. Toprak Mahsulleri Ofisi'nde memurluk ve yöneticilik yaptı, bu kurumdan emekli oldu. Yarın dergisi yazı kurulunda görev yaptı (1984). Edebiyatçılar Derneği'nde yöneticilik görevinde bulundu (1993-1999). Şair, halen Antalya'da yaşamaktadır.

Şükrü Erbaş, ilk şiirini Varlık dergisinde, 1978 yılında yayınlandı. "Yolculuk" adlı şiir kitabıyla, 1987 Ceyhun Atuf Kansu şiir ödülüne değer görüldü. Ayrıca, "Dicle Üstü Ay Bulanık" şiir kitabıyla1996 Orhon Murat Arıburnu şiir ödülünü, "Üç Nokta Beş Harf" şiir kitabıyla 2002 Ahmed Arif şiir ödülünü ve "Gölge Masalı" adlı şiir kitabı ile de 2005 Ömer Asım Aksoy şiir ödülünü kazandı.

Şiir, edebiyat ve yaşam üzerine denemeler yazdı. Denemelerini "İnsanın Acısını İnsan Alır" (1995) ve "Bir Gün Ölümden Önce" (1999) adlı kitaplarında toplayan Şükrü Erbaş'ın, "Gülün Sesi Gül Kokar" (1998) adlı düzyazılarından oluşan bir kitabı da vardır.

Yazar istatistikleri

  • 1.810 okur beğendi.
  • 4.362 okur okudu.
  • 218 okur okuyor.
  • 2.979 okur okuyacak.
  • 35 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları