Süleyman  Uludağ

Süleyman Uludağ

YazarDerleyenÇevirmen
9.0/10
123 Kişi
·
369
Okunma
·
36
Beğeni
·
1559
Gösterim
Adı:
Süleyman Uludağ
Tam adı:
Prof. Dr. Süleyman Uludağ
Unvan:
Türk Akademisyen, İlahiyatçı, Yazar
Doğum:
1937
Süleyman Uludağ (d. 1937, Akyazı köyü, Amasya), akademisyen, ilahiyatçı. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi.Uzmanlık alanı olan tasavvuf tarihinin yanı sıra iktisattan siyaset bilimine ve toplum bilimine birçok alanda telif ve tercüme eserlerin ve makalelerin yazarıdır.

Çorum İmam-Hatip Okulu'nu ve İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'nü bitirdi. Kastamonu İmam-Hatip Okulu'nda üç yıl görev yaptı. 1970'teKayseri Yüksek İslam Enstitüsü'nde göreve başladı. 1975'te Bursa Yüksek İslam Enstitüsü'ne nakledildi. Halen Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalında çalışmaktadır. Kuruluşundan itibaren TDV İslâm Ansiklopedisi'nde madde yazarlığı yapmaktadır.

Orta Asya, Kafkasya ve Balkanlar'a yaptığı seyahat izlenimlerini 2002'de İran'a ve Turan'a Seyahat adıyla kitaplaştırmıştır. Batumgöçmeni bir aileden gelmesi itibarıyla Sovyetler'in çöküşünün ardından bu bölgenin dînî uyanışına katkıda bulunmaya çalışmıştır. Kendi düşünce hayatında önemli bir yer tutan İbn Haldun'dan yaptığı Mukaddime çevirisi Süleyman Uludağ'ın Türkçe'ye kazandırdığı önemli eserlerdendir.
“Tabiatta ne varsa onun aynısı veya benzeri şeyler insanda da mevcut olduğundan insana ‘küçük alem’ âleme de ‘büyük insan’ denmiştir.”
1224 syf.
Öncelikle şunu belirteyim bu kitap önyargılarla üzerine yürümeyenler için kesinlikle muhteşem bir eser. Bazı incelemeler okudum bu kitapla ilgili (gerçi onlara inceleme demek ne kadar doğru, tartışma götürür). Şimdi yazacaklarımın asıl sebebi de bu tarz önyargılara zincir vurmaktır.

Sırf yazarın isminin önünde 'İbn' var diye bu kitapta İslam anlatılacak sanıp daha okumadan, duyduklarıyla ya da birkaç sayfaya bakarak yorumlamış olanlar var inanın. Gerçi onlar ne derse, nasıl yorumlarsa yorumlasın asırları devirmiş bu kitabı çökertmeye güçleri yetmeyecektir. Ayrıca İslami bir eser değildir. Hatta II. Abdülhamit bu kitabı yasaklatmıştı dersem din düşmanı o kesim (İslami bir şey gördüğünde gecenin karanlığında far görmüş tavşan gibi olanlar) nasıl bir yanılgı içinde olduklarını anlayabilirler:)

Her ne kadar yazıldığı dönem itibariyle 14. yüzyıla kadarki zamanı içine alsa da bugün ki kapitalist sömürünün de, sosyalist kandırmacanın da içerisinden çıkarabileceği çok şey bulunmakta. Devletlerin oluşum süreçlerini bir insana benzeterek; doğan, büyüyen ve ölen devletin bu süreçteki keyfi ve zaruri koşuların içine nasıl da hapis olduğunu anlamak çok güzeldi. Kapitalist düzen öncesini merkantilizmi de ilave ederek çıkartırsak, geriye 'Mukaddime' kalır. Bu, çok net.

Mukaddime aslında İbn Haldun'un kitabının sadece giriş kısmı. Zaten mukaddimenin anlamı da giriş. Fakat 1200 sayfa.

Kitap gerçekten yazıldığı dönem ele alındığında gerçekten çağının tüm özelliklerine vâkıf, hatta günümeze de renk katabilecek, farkındalık uyandırabilecek bir kitap.

Hâlâ önyargılarını sarılıp okuyacaklar için zaman kaybı. Tam aksi açık bir zihin için büyük kazanımlar barındırmakta olan bir kitap.
1224 syf.
·Beğendi·10/10
Merhaba :) Bu kitabı ve tarih ilmini çok önemsiyorum seviyorum etrafta bilen çok insan var aslında ama okunma sayısı çok değil malesef keşke daha fazla okunsa "coğrafya kaderdir"üzerinden bilinmese bu güzel eser ahhh keşke...

Baktigimiz da kitabül iber ve divanül mübtedei vel haber fi eyyamil arab vel acem vel berber ve men aserehüm min zevissultanil ekber" çalışmasının sadece birinci cildininden müteşekkil aslında ayrı 7 cilt var bu eser sadece önsöz kısmını içeriyor o şekilde .İşte böylesine özgün bir yapıya sahip ilk cilt, dönemsel tarih, coğrafya ve güncel politika konularını ele alıyor.

ibni haldun`un mukaddime kitabını okuduğumuzda onu ümran ilmini kurmaya götüren yegane sebebin tarih ilmi ile ilgili bazı sorun ve kaygıları olduğunu görebiliriz.çünkü o yeni bir tarih kaleme almanın gerekli olduğunu savunmuştur.

Kitap konusunda Dergâh yayınevine teşekkür ediyorum eseri oldukça iyi çevirmişler üstelik türkçede çevirisi çok fazla yok ve yorumlar katılarak yapılan özgün çeviriler az. Okuduğumda oldukça anlaşılır buldum bir solukta okumadım tabi sindirerek okumaya çalıştım üzerinde çok not aldığım düşündüğüm kısımlar oldu.Büyük islam alimi Ibni Haldunun ruhuna rahmet diliyorum bu güzel eseri Yazdiklari icin..

İbni Haldun’un tasarısının kapsamı daha okuyucuların dikkatine sunduğu ilk satırlarıyla kendini gösterir. ,Eser eksiksiz bir Evrensel Tarih’tir. Olayların nedenlerini verir. Tarihin felsefesini bir bütün olarak içinde taşır. Olayların nedenlerinden ve aynı zamanda bizzat olgulardan çıkarılacak dersleri açıkça ortaya koyar. Onun içindir ki yapıta, Arapların, Perslerin ve Berberilerin tutumları ve onların zamanlarının egemen olduğu görülür.


Söze kitabin önsöz kısmında Ibni Haldunun Eseri yazma sebebini ele almasiyla geçen kısımdan bahsederek başlamak istiyorum;

Bu eserde umranın ve medenileşmenin hallerini, zatî arazlardan olmak üzere insan topluluklarına arız olan hususları açıkladım. Bu açıklamalar, olan şeylerin illet ve sebeplerini anlama konusunda sana faydalı olacak, devlet sahiplerinin ve hükümdarların, devlete açılan kapıdan nasıl girdiklerini sana tarif edecektir. Hatta bu sayede taklitten el çekecek, senden önceki ve sonraki nesillerin, hâdiselerin durumlarına vâkıf olacaksın.
Mukaddime..

İbn Haldun’un muhteşem eseri Mukaddime belki de en güzel tavsîfini Cemil Meriç’te bulur düşününce : “Bazen revak saraydan daha muhteşem. İbn Haldun'un Mukaddimesi gibi” Günümüzde değerlendirmeye tutulduğunda içerisinde pek çok ilimle alakalı mevzu içeren, pek çok ilmî disiplinin sahasına giren Mukaddime her şeyden önce şüphesiz tarihte bir usûl koyma iddiasını taşır daha çok.

İbn Haldun’a göre sıradan, hatta gaflet içerisindeki kişilerin bile öğrenmek için heveslendikleri tarih ilmi aslında hiç de basit bir ilim değildir, anlaşılması derin bir vukûfiyet ister. Öyle ki bu ilmin sahip olduğu değer kendisinin hikemî ilimlerden sayılmasını da zorunlu kılar.

Kendi dönemine kadar gelen tarihçilik literatür müktesebâtına vâkıf olduğu anlaşılan İbn Haldun, bu tarihçileri tenkîd etmekten de geri kalmaz. İslam tarihinde büyük tarihçilerin varlığını inkar etmemekle birlikte özellikle bu büyük tarihçilerden sonra gelen ve bunları asalak tarihçiler olarak tavsîf eden İbn Haldun, belli bir tarih usûlüne sahip olmadıkları için gelen haberlerin yalan yanlış pek çok rivayetler harmanlandığını ifade eder.İbn Haldun’a göre İslam tarihçiliğinde asıl problemler de işte burada başlar. Sonra gelen kimi tarihçilerin öncekilerin mukallidi olduğunu söyleyen İbn Haldun onlar hakkında “budala” ve “ahmak” kelimelerini kullanmaktan da çekinmez.

Eserde dikkatimi en çok çeken kısım şu oldu ;

ibni haldun konusunda islam coğrafyası, yaşadığı dönem, yaptığı görevler dikkate alındığında en dikkat çekici tarafı burda devlet düzeninin dinsel kurallara dayanmak zorunda olmadığı iddiasıdır.

toplumu öne aldığı konulardan bahsederken ; peygamberlik kurumunu insanlığın yaşamı için zorunlu görmediğini, dinin, kabile gücüyle gerçekleştirilebildiğini kabile gücü olmasaydı peygamberin başarılı olamayacağını, bu güç olmasaydı hiç bir peygamberin başarılı olamayacağını dile getiresi oldu Peygamberimiz dönemini de sav düşündüm.

Haldun’a göre tarihçinin vazifelerinden biri de kendi döneminin şahitliğini yapmaktır. Daha öncekiler bunu yapmış olmalarına rağmen sonra gelen bu tarihçiler işin içinden çıkamadıkları için kendi dönemleriyle alakalı bir birikim ortaya koymamış, bunun yerine kendilerinden önceki tarihçilerin naklettikleri bilgileri nakledegelmekten başka bir şey yapmamışlardır.Ayrıca eserlerini doğru olmayan hakimlerle dolduranlar için  İlk problem budur.
Suan günümüze baktığımızda bu durumu görüyoruz zaten.Kitapta dediği gibi Ibni Haldun
(Hakîkatin kudretine mukâvemet edilemez .)

Kesinlikle youtube üzerinden Ihsan Fazlıoğlu hocadan dinleyin seri olarak üstelik tavsiye ederim.

En alt kısımda faydalandigim kaynağım müfid dergisinde gördüğüm bir yazıdır.O pespektifi sizlerle paylaşıyorum.;;;

https://youtu.be/aRrz00tnuIw

KİTABI OKUYUN OKUTUN EFENDIM..
iyi okumalar:)
266 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Ortaçağda felsefenin akibetini en genel anlamda Batı için karanlık, Doğu için altın çağı olarak nitelendirmek yerinde bir değerlendirme olacaktır. İslam dünyası Batı’ da durma noktasına gelen felsefenin yeniden bir ilerleme katettiği ve Antik Yunan felsefesinin mirasını da alarak üzerine yenilerini eklediği bir dönem olarak karakterize olur. Tabi islam dünyasında başta Gazali olmak üzere felsefeye tenkitler yöneten taraflar da varolmuştur. İşte bu noktada İbn Rüşd’ ün konumu felsefe lehinde olması bakımından oldukça önemlidir. Zira Rüşd felsefe ile dini, akıl ile vahiyi uzlaştırma çabası içerisine girmiştir. Bu nokta da onun akılcı yönü üzerinde Aristoteles üzerine yapmış olduğu şerhlerin etkisi de oldukça fazladır. O uzlaştırmacı tavrını bir neticesi olarak uç noktalarda sadece dinin veya sadece felsefenin savunulmasını eleştirmiş ve ortayolcu bir tavır takınmıştır diyebiliriz. Sonraki süreçlerde de Rüşd’ ün rönesans ve reformun başlamasında etkisi olduğu batılı kaynaklarda ifade edilir. Bu eser Rüşd’ ün din ile felsefeyi uzlaştırmacı tavrını ve dinin yanlış anlaşılmasına neden olan te’ vil sorununu konu alan bir eserdir.
196 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Kelam ilmindeki geniş bilgisi ile tanıdığımız Fahrettin Razi, kelam, tefsir fıkıh usulü ve mantık alanlarında yenilikler yapmış ,kendinden sonra gelen alimler tarafından büyük ölçüde benimsenmiştir Razi'nin en önemli özelliklerinden biri; tartıştığı kişileri kendi fikirleri ile çelişkiye düşürmek ve muhatabının düşünceleri arasındaki tutarsızlığı ortaya koymaktır. tehafüt adı altında kelam felsefe alanında yapılan en ciddi tartışma Razı ile başlamıştır. yazı ve Uslubu son derece açık, akıcı,kolay ,anlaşılır, Özlü etkili ve tertipli oluşu onun İslam alemindeki tesirini arttıran sebeplerdendir. Razi, kelam ve Felsefe gibi zor anlaşılan ilim dallarını bile oldukça kolay anlaşılır bir dille ifade etmiştir. Tasnifçi bir deha sayılan Razi ,bu tasnif ve taksim usulünü ,geniş bir biçimde kullanmış ,başta kelam ve tefsir olmak üzere bu metodu çeşitli dini ilimlere uygulamıştır .Sonradan gelenler, bu yolda Raziyi izlediklerinden O, bir okul sahibi olarak kabul edilmiştir. Razi tefsirinde ;coğrafya, tarih ,biyoloji, fizik ,astronomi gibi birçok bilimden istifade eder .Nitekim Razi'nin tefsiri gibi bir tefsire alışık olmayan din alimleri, bu eseri görünce,' Razi'nin tefsirinde her şey var, ama tefsir yok 'demekten kendilerini alamamışlardır. Razi'nin tefsiri ;bir kelam kitabına benzer ,tefsirinde rivayet tefsirlerinden faydalanır .Sureler arasındaki ilgi ve bağı göstermeye çalışır ,ayetlerin sırasına ve tertibine dikkati çeker. Burhan ve delillerden başka iknai ve hatabii delillere de geniş yer verir ,hükümlerin konuluşundaki Hikmet ve maksatları fevkalade güzel bir şekilde izah eder. mefatihu'l gayb adlı tefsiri ile ilgili pek çok çalışma yapılmıştır. tefsir-i Kebir mefatihu'l gayb Türkçe tercümesi adı ile yapılan tercümenin ilk cildi Ankara'da çıkmış olup henüz tamamlanmamıştır bizlere pek çok eser bırakan ömrünü ilme adayan Razi; vasiyetnamesinde;" beni mezara koydukları zaman şöyle desinler;' el-kerim geldi katına bir yoksul ve fakir lütfet ona.'
266 syf.
Din de hakikat felsefe de hakikat zira iki hakikat birbirine zıt olmaz düşüncesi ile felsefe ve dini ilişkilendirmeye çalışmış olan endülüslü islam alimi hayatının son demlerinde hakketmediği ile karşılaşarak önemli mevkilerde iken iftiraya maruz malarak zındık ve dinsiz olarak telakki edilmiş ömrünün sonlarında kurtubada cami önünde oturup insanlar yüzüne tükürerek geçmişlerdir...
76 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Büyük mütefekkirlerimizden olan İbrahim Hakkı Hazretleri, mühim evliyalardan biridir. Yazdığı Marifetnâme eseri ile tanınmış ve günümüze kadar gelmiştir. Mürşidi, İsmail Fakirullah Hazretleri’dir. Babası Derviş Osman ile birlikte kabirleri aynı yerdedir. Siirt’in Tillo ilçesinde bulunan bu türbe’de çok ilginç bir ‘Işık Hadisesi’ vardır. Her ekinoks tarihinde, güneşin ilk ışınları İbrahim Hakkı’nın Mürşidi, İsmail Fakirullah Hazretlerinin kabrinin üzerine gelir. Bu ilginç düzeneği, İbrahim Hakkı Mürşidi için yapmıştır. Ben bizzat gidip ziyaret ettim. Gerçekten çok ilginç bir durum.. Burda İbrahim Hakkı’nın hocasına olan sevgisinin ne boyutlarda olduğunu görüyoruz.. Sizlere de tavsiyem, mutlaka Siirt’in Tillo ilçesini ziyaret edin..

Sözlerimi o güzel insan İbrahim Hakkı’nın şu güzel sözleriyle bitirmek istiyorum..

“Mevla görelim neyler neylerse güzel eyler”

Selam ve dua ile...
1000 syf.
·Beğendi·10/10
Hak dostlarının hayat hikayelerinin ve tefekkür dünyamıza farklı bakış açısı kazandıran öğütlerinin yer aldığı, bu alanda yazılmış en zirve eserlerdendir. Özellikle söz konusu zâtların ufuklarına, yaşam biçimlerine dair, etkileyici tespitlere yer verilmiş. Kitabın Öz Türkçe ile yazılmış şiirsel bir anlatıma sahip olmasından ayrı bir zevk aldım.
Kitapta yer alan bazı isimler şöyle:
Câfer-i Sâdık, Veysel Karani, Hasan Basri, Zunnun Mısri, İmam Ebu Hanife, Haris Muhasibi, Cüneyd Bağdadi, Hallac-ı Mansur, Rabia el-Adeviyye...
1662 syf.
·Beğendi·10/10
Büyük bir sosyolog, siyasetçi, tarihçi, hukukçu olan İbn Haldun un Mukaddime eseri tarih kitabi olan El İber eserinin giriş kısmını oluşturmaktadır.Çok geniş kapsamlı bir kitap.Kitapta Evrim Teorisi ile alakalı bir dipnot geçmektedir.Buradaki evrimi su şekilde değerlendirebiliriz diye düşünüyorum : Hayvana, melege özgü nitelikler ,istidatlarin insana geçmesi şeklinde.Yani İbn Haldundaki bu dönüşüm, varlıklar alemindeki bir türün başka bir türün özelliklerini taşıma yeteneğne sahip olmasıdır...Bu kitap ile ilgili yazılacak çok şeyler var.Her sayfasından pay çıkartabilecegimiz yerler bulunmakta.Bir kere okuma ile yetinilmemeli güzel bur okuma ile okunmalı diye düşünüyorum.
1224 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Kitap mükemmel. Bitirdikten sonra Haldun’a çok saygı duydum. Kesinlikle okunmalı. İslam hakkında birçok hurafeleri de barındırıyor. Dikkatli okunmalı. Ama kesinlikle okunmalı. Su gibi!

Yazarın biyografisi

Adı:
Süleyman Uludağ
Tam adı:
Prof. Dr. Süleyman Uludağ
Unvan:
Türk Akademisyen, İlahiyatçı, Yazar
Doğum:
1937
Süleyman Uludağ (d. 1937, Akyazı köyü, Amasya), akademisyen, ilahiyatçı. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi.Uzmanlık alanı olan tasavvuf tarihinin yanı sıra iktisattan siyaset bilimine ve toplum bilimine birçok alanda telif ve tercüme eserlerin ve makalelerin yazarıdır.

Çorum İmam-Hatip Okulu'nu ve İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'nü bitirdi. Kastamonu İmam-Hatip Okulu'nda üç yıl görev yaptı. 1970'teKayseri Yüksek İslam Enstitüsü'nde göreve başladı. 1975'te Bursa Yüksek İslam Enstitüsü'ne nakledildi. Halen Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalında çalışmaktadır. Kuruluşundan itibaren TDV İslâm Ansiklopedisi'nde madde yazarlığı yapmaktadır.

Orta Asya, Kafkasya ve Balkanlar'a yaptığı seyahat izlenimlerini 2002'de İran'a ve Turan'a Seyahat adıyla kitaplaştırmıştır. Batumgöçmeni bir aileden gelmesi itibarıyla Sovyetler'in çöküşünün ardından bu bölgenin dînî uyanışına katkıda bulunmaya çalışmıştır. Kendi düşünce hayatında önemli bir yer tutan İbn Haldun'dan yaptığı Mukaddime çevirisi Süleyman Uludağ'ın Türkçe'ye kazandırdığı önemli eserlerdendir.

Yazar istatistikleri

  • 36 okur beğendi.
  • 369 okur okudu.
  • 47 okur okuyor.
  • 413 okur okuyacak.
  • 12 okur yarım bıraktı.