Süreyyya Evren

Süreyyya Evren

YazarDerleyenÇevirmenEditör
7.5/10
89 Kişi
·
206
Okunma
·
5
Beğeni
·
1.182
Gösterim
Adı:
Süreyyya Evren
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
İstanbul, 19 Mayıs 1972
1972 doğumlu. Cemal Süreya’nın soyadından attığı ikinci “y” harfini kendi soyadına ekledi. Önceki kitapları: “Postmodern Bir Kız Sevdim” (1993), “Yaşayıp Ölmek / Aşk ve Avarelik Üzerine Kısa Bir Roman” (1994), “Ur Lokantası” (1999). Çok sayıda kısa öyküsü de bulunan Evren, çeşitli edebiyat dergilerinde yazmayı sürdürüyor.


Süreyya Evren, çalışmalarını özellikle edebiyat, çağdaş sanat ve siyaset teorisi üzerinde yoğunlaştırdı. Edebiyat alanında yazılarının yanı sıra Postmodern Bir Kız Sevdim, Yaşayıp Ölmek Aşk ve Avarelik Üzerine Kısa Bir Roman, Ur Lokantası, Kanlar Ülkesinde Karnaval ve Viyana Nokta adlı romanları ve Zaman Zeman Öyküleri, Hepimiz Gogol'un Palto' sundan Çıktık ve Buruşuk Arzular başlıklı öykü kitapları yayınlandı. 2004'te yayın hayatına başlayan kültür dergisi Siyahi' yi hazırlayan ekip içinde yer almaktadır.
- sessizliklere sığınıyorsun, kalabalıklardan kaçıyorsun, kendini bir şizofren olarak eğitiyorsun, sabahları altıda kalkıp talim yapıyorsun, tempoyla deliriyorsun..
Süreyyya Evren
Sayfa 82 - Varlık Yayınları
173 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Her distopya yakmaz mı okurunun canını?

Klasik bi ifadeyi kendime ne kadar uydurabilirim bilmiyorum ama ben bunu yeterince hissettiğim için söyledim, yazdım. Çünkü her distopya aslında tokatlarıyla bi şeyler gösteriyor.

Fütürizmin çekiciliği geleceğe dair ışıltılarla bize mesajlar göndermesi ama distopya dediğimiz dünya daha karanlık, daha gotik, daha etkileyici. Tüm o üstten bakan ifadenin altında aslında distopyanın tarihi iyi anlama gücü saklı. Çünkü geçmişin öğrenilen o tehlikeli, acılı hallerini şu anla birleştirip geleceğin olası dünyasına uzandırabiliyorlar. Ve bu bence, günümüzde oturup düşünmeye vakit ayır(a)madığımız bizler için büyük ve eşsiz bir avantaj.

İşte bu avantajı sonuna kadar sunan kitaplardan sadece biri Maymun ve Öz. Benim için unutulmayacak olanlardan. Aldous Huxley’nin tarzını ‘’Cesur Yeni Dünya’’ ile tanımış ve çok sevmiştim. Öncesinde okuduğum diğer distopyalardan ,1984 ya da Hayvanlar Çiftliği’ndeki gibi ‘’geçmişteki’’ bir zaman dilinden ziyade, geleceğe yönelik, daha fütürist, teknolojinin artık insanı tamamen kontrol altına aldığı bir evrende geçiyor onun kurguları. ‘’Maymun ve Öz’’de de öyle bir zamana tanıklık ediyoruz.

Üçüncü D. Sav.’nın çıkmasıyla dünyanın tamamen, her şeyiyle meta olarak görüldüğü bir zamandayız. Açlık var, kıtlık var, cinsiyet ayrımı had safhada, ırkçılık, gen değişimleri, keskin sınıflı toplum yapısı… Günümüzde ufak ufak var olan pek çok şeyin daha net çizgilerle ifade edildiği bu ortam dediğim gibi, geleceğin korkunç bir portresi. Maddi anlamda böylesine sert, sosyal tarafta yeterince keskin çizgileri olan bu dünyada insanların ruhları nasıl diye soracak olursak denebilecek tek şey .. ‘’kötü’’ olduklarıdır. Dünyayı yöneten ‘’Şey’’ diye bir varlık var, ve o şeytanın ta kendisi aslında. Kötülük denilen kavramın, diktatör ‘’Şey’’ ile genler aracılığıyla aktarıldığını ve aslında normal bir insan kalmadığını düşünelim. Yani aslında insanlar kötülüğün saadık itatkarları.

Distopyalardaki fütürizmin her zaman geleceğe dair bi anlam taşıdığını düşünüyorum. Çünkü bu eserleri yazan insanlar geçmişe dair farklı açılardan önemli bilgilere sahipler. Nitekim okudukça Maymun ve Öz’deki analizler beni hem şaşırttı hem de korkuttu. Yazar, sistem eleştirisini özellikle makineleşme sonrasında savaşlar ve ardından gelişme, ilericilik, milliyetçilik gibi alt başlıkları kasvetli, realist ve hayal edilebilir şekilde anlatmış. Hayal etme kısmında kendi adıma hiç zorlanmadım. Günden güne yaşadığımız pek çok sorun, okuduğumuz haberler vb. durumlar nedeniyle aslında dünyadan çokta kopuk olmayan bi kişi pek çok şeyi kolayca tamamlayabiliyor aklında. Yani kitap yer yer bugünü ve geleceği birebir anlatır durumda. O halde kim inkar edebilir dünyanın pamuk şekeriyle kaplanmış bir distopya olduğunu!

Dünü bugünü ve yarını anlamak adına ‘’Maymun ve Öz’’ü herkese öneririm.

‘’Ve şunu hatırlayın ki, ‘’ diye ekler: ‘’Sentetik ruamlar olmadan, atom bombası olmadan da, Şeytan tüm emellerine ulaşacaktı. Belki biraz daha yavaş, fakat insanoğulunun yaşadığı dünyayı yok ederek kendini mahvetmesi gibi kesi bir şekilde. Bundan kaçamazlardı. Şeytan onları iki boynuzuyla sürecekti. Savaş boynuzundan kendilerini kendilerini kurtarabilseler bile alık boynuzuna geçmiş bulacaklardı kendilerini. Ve aç kaldıkları zaman da savaş çok cazip gelecekti. Ve bu açmazdan kurtulmak için barışçı ve akılcı bir çözü bulmaya kalktıkları takdirde, titizlikle hazırlanmış bir kendini- yok etme boynuzu onları bekliyor olacaktı. Endüstri devriminin ta başlarında insanların kendi teknolojilerinin mucizeleriyle kendinden emin ve kibirli olacaklarını, öyle ki, gerçeklik hissini kaybedeceklerini öngördü. Ve olan biten de tamamen bundan ibarettir. Tekerleklerin ve büyük hesap defterlerinin sefil köleleri Doğanın Fatihleri oldukları için birbirlerini tebrik etmeye başladılar. Doğanın Fatihleri, öyle mi! Aslında, pek tabii, Doğanın dengesini bozdular ve sonuçlarına da katlandılar. Sadece Şey’den önce bir buçuk yüzyıl boyunca neler yaptıklarını bir düşünün. Nehirleri kirleterek, vahşi hayvanları öldürerek, ormanları yok ederek, yüzey toprağını denize sürükleyerek, bir okyanus petrol yakarak, bütün jeolojik çağlar boyunca biriktirdiği mineralleri israf ederek. Bir suç budalalılığı orjisi. Ve buna gelişme dediler, gelişme.’’ tekrarlar, ‘’Gelişme, sana söylüyorum, insan beyninin buluşlarının pek azı gelişmeydi – şeytanice ironik! Bunun için dışarıdan yardım gerekliydi. Şeytanın hep gelecek olan inayeti olmalıydı- onunla işbirliği yapmaya hazır herhangi biri için. Ve kim değil ki?’’ (syf.106)
124 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Son yıllarda gördüğümüz trajikomik bazı olayların edeplice hicvedilmesine bayıldım. Torpille kitap bastırılmaya çalışılması için önce hükümeti öven bir kitap yazılmak zorunda kalınması konulu eğlenceli bir mizah kitabı.
543 syf.
·8/10
Usta'dan başka bir büyük eser. Crichton her romanında farklı bir konuyu seçip (dinazor, deniz altı, uzay, nanoteknoloji, korsan, vahşi batı vs.) nasıl bu kadar başarılı romanlar çıkartabiliyor şaşıyorum gerçekten. Vefat ettiğine en çok üzüldüğüm yazarlardan biridir.

Zaman Tüneli de adından anlaşılacağı üzere zamanda yolculuk ve o yolculuk ile başka olayların da oluştuğu hatta poliseyin karıştığı, Crichton'dan mükemmel bir eser daha.
376 syf.
·3 günde·7/10
Öncelikle herkese ıyi okumalar
Istila konulu kitabı okumak istiyordum ve sonunda yorumlarım ile burdayım öncelikle kısaca bir özet geçelim akşamın bir vakti insanların evindeki arabasındaki o an çalışan bütün elektronik aletler bir anda kimisi patlar kimisi bozulur kimse bunu dikkate almaz ertesi gün etrafta siyah halkalar şeklinde taşlar bulunur o taşı eline alan kişiler bir süre sonra grip benzeri bir hastalığa yakalanırlar bir anda salgın tüm dünyada etkili olur olayda bir tuhaflık sezen bir kaç doktor ve bazı kişiler aslında hiç birseyin göründüğü gibi olmadığını ve konunun çok daha vahim olduğunu anlarlar artık yapmaları gereken bu virüse karşı insanları kurtarmaktır
Konusu kısaca böyle kitabın peki kitap nasildi bastan söylemek gerekirse zamanında nicola citmanin bir kaç yıl önceki istila isimli bir filmi vardı biyerde filmin bu kitaptan uyarlandigini okumuştum ve hemen kitabı aldim peki önlemiydi bence hayır filmide izlemiş biri olarak evet benzerlikler vardı ama bence kitap ile film ayrı sularda yüzüyorlardı
Şimdi kitaba gelicek olursak bir uzaylı istilâsı konulu bir kitap evet yer yer tırnak yediriyor diğer sayfaya hemen geçme isteği uyandırıyor macera gerilim üst düzeyde ama şu varki yazar çok çabuk bir şekilde ve bence çok basitçe finali yapmış keşke finali biraz daha düşünüp dahada güzel yapabilirdi bence tek kusur orda
Bunun haricinde gayet güzel okunabilir ne ara bittiğini anlamiycaginiz bir gerilim romanı idi
Bir not özellikle kitabın basında hastalığın ilk belirtileri gozukurkenki bölümler bana koranavirus belasını hatırlattı insanlar bir anda hastanelere akın ediyorlardı sürekli öksürük halsizlik titreme ateş yükselmesi falan ve doktorlar bir cagre bulamıyorlardı bu duruma belkide bir tesadüftür belkide değildir kim bilir
Puanım 10 / 7
205 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Sadece sanat ile ilgilenen insanların okuması gerektiğini düşünüyorum aksi halde bi hayli sıkıcı olabilir sizin için. Bana bazı şeyler kattı tabi ki ama bende biraz sıkıldım. Bu alanın meraklısı olduğum için okudum. Çevirmeden kaynıklı bazı yerlerde takıldım, devrik cümleler vs. Tavsiyem meraklısı okusun :)
213 syf.
·17 günde·7/10
Çok değişik bir kitap okudum ve çok şey anladım ama hiçbirşey anlamadım gibiyim şuanda öyle karakter kalabalığı içinde aslında çoğu sanatçı ya siyasete şairlere atıfta bulunulmuş...
Gelelim yazarımıza
SE'nin Süreyyası'sındaki üçüncü Y, Cemal Süreyya' nın"adımın bir harfini atıyorum" söylediği Y harflidir..
YAZAR, Süreyya'nın Y'lerine sahip çıkmış, adı geçen Y'yi de almış ve 3 Y'li Süreyyya olmuştur...
#alıntılar
¶Şair nesne kalabalığı ve karmaşıklığı bakkaliyesinden içeçek bir şeyler alır.
¶Olaylar Mezopotamya mitolojilerindeki gibi gelişmeye başlamıştır.
¶Jim Morrison diyor ki"Sinemanın iki türü vardır, biri röntgencilik... "
¶Kürklüler, Kürklülerle iyi anlaşır...
¶Üstelik kıyıdan üç kulaç ötede kıyamet geçiyordu, ya karaya nasıl çıkılır unutmuştu ya da karaya çıkınca kıymetliği kalmıyordu o hep denizdi kıyametti...
208 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Sadece sanatçıların, sanatseverlerin değil herkesin okuyunca çok şey öğreneceği bir kitap; Sanatçı Gibi Düşün. Ben de sanat konusunda nasıl daha üretken, daha verimli olunur öğrenmek için almıştım fakat "hepimiz birer sanatçı olarak doğarız zaten" diyor yazar. Önemli olan bunu körelmiş olduğu yerden çıkarmak ve yaratıcılık potansiyelimizi güçlendirmek. "Her çocuk bir sanatçıdır, mesele büyürken sanatçı kalmakta." (Pablo Picasso)
Hepimiz bir şeyler üretmeyi, icat etmeyi isteriz. Adı tarihe yazılmış isimler bunu oturduğu yerden ya da elinde sihirli bir değnekle yapmadı. Hiçbiri süper insan değildi, hepimiz gibi zaafları ve korkuları vardı. "Esin gelmesini bekleyemezsin, elinde sopayla esini kovalaman gerekir." (Jack London)
Sadece sanatta değil her konuda nasıl daha yaratıcı, daha verimli olunması gerektiğinden bolca bahsetmiş yazar. "Her okul sanat okulu olmalı" sözüne bayıldım. "Aksi takdirde bir işe gitmek boğucu ve çocuk muamelesine maruz kalınan bir deneyim olabilir ve bunlar da yaratıcılığa pek yol açmaz."
Sadece bir defa okunacak bir kitap değil kesinlikle bir başucu kitabı, ilham kaynağı.
Bu yüzden kendini geliştirmek, farklı bakış açılarıyla ufkunu genişletmek isteyen insanlara en içten önerilerimle tavsiye ediyorum. Çünkü "Şimdiye kadar hiç meraksız ve kayıtsız bir sanatçıya rastlamadım." diyor yazar. O kadar doğru ki..
Ve yine kitaptan çok sevdiğim bir alıntıyla yorumu bitiriyorum;
"Nihayetinde bizi insan yapan şey hayal gücümüzdür. Vincent Van Gogh şunu sormuştu; Herhangi bir şeye girişecek cesaretimiz olmasa neye benzerdi hayat?"
141 syf.
·4 günde
Çok okunası, okurken sizi alıp başka diyarlara götürecek bir inceleme yapamıyorum maalesef, ki bunu çok iyi becerenler var ve ben bayılarak okuyorum. Bu kitabın sitede ilk okuyanı ve puanlayanı olarak iki satır bir şey yazmak istedim yine de. Kütüphanede dolaşırken gördüm kitabı ve yazardan da kitaptan da ilk o an haberdar oldum. Yani bilinçli ve planlı bir okuma olmadı benimkisi, yazarın diline dair en ufak bir bilgim olmadığı için. Peki neden aldım okudum? Çünkü yazarın ismindeki fazladan 'y' harfi beni çok meraklandırdı. Kafamda hemen eksik 'y' harfli Cemal Süreya belirdi ki yazarımız da o yetim 'y' harfini alıp kendisine eklemiş. Kitabımız okurken üzerine epey düşünülmesi gereken bir kitap mıydı yoksa içi boş metaforlarla mı doluydu bilmiyorum, bilemiyorum. Ben biraz boğuldum okurken çünkü anlayamadığım daha doğrusu anlamlandıramadığım o kadar yer oldu ki. Ayrıca bazı kısımlarda rahatsız da oldum, üzerine ikinci kez düşünülmeye bile gerek duyulmadan yazılmış çok fazla kısım vardı bence. Eline ne geçtiyse, dilinin ucuna ne geldiyse kitaba da doldurmuş gibiydi. Ama hakkını da yiyemem tabii 1-2 öykü de güzeldi gayet. Sonuç olarak bilemiyorum Süreyyya.
376 syf.
·Beğendi·10/10
Robin Cook, en bastırılmış korkularımızı bile şaşırtıcı bir yetenekle gün ışığına çıkarıp bizi kendimizle yüzleştiren bir yazar.
En kışkırtıcı yapıtı olan bu kitabı büyük bir heyecanla okuyacaksınız...
Robin Cook ile yolculuğa hazır mısınız?!

Yazarın biyografisi

Adı:
Süreyyya Evren
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
İstanbul, 19 Mayıs 1972
1972 doğumlu. Cemal Süreya’nın soyadından attığı ikinci “y” harfini kendi soyadına ekledi. Önceki kitapları: “Postmodern Bir Kız Sevdim” (1993), “Yaşayıp Ölmek / Aşk ve Avarelik Üzerine Kısa Bir Roman” (1994), “Ur Lokantası” (1999). Çok sayıda kısa öyküsü de bulunan Evren, çeşitli edebiyat dergilerinde yazmayı sürdürüyor.


Süreyya Evren, çalışmalarını özellikle edebiyat, çağdaş sanat ve siyaset teorisi üzerinde yoğunlaştırdı. Edebiyat alanında yazılarının yanı sıra Postmodern Bir Kız Sevdim, Yaşayıp Ölmek Aşk ve Avarelik Üzerine Kısa Bir Roman, Ur Lokantası, Kanlar Ülkesinde Karnaval ve Viyana Nokta adlı romanları ve Zaman Zeman Öyküleri, Hepimiz Gogol'un Palto' sundan Çıktık ve Buruşuk Arzular başlıklı öykü kitapları yayınlandı. 2004'te yayın hayatına başlayan kültür dergisi Siyahi' yi hazırlayan ekip içinde yer almaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 206 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 300 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.