Susan Sontag

Susan Sontag

Yazar
7.9/10
94 Kişi
·
325
Okunma
·
76
Beğeni
·
4.965
Gösterim
Adı:
Susan Sontag
Unvan:
Abd'li Deneme ve Roman Yazarı, Kuramcı, Eleştirmen ve İnsan Hakları Savunucusu
Doğum:
Abd, 1933
Ölüm:
Abd, 2004
Susan Sontag (16 Ocak 1933 – 28 Aralık 2004) dünyaca tanınan ABD'li deneme ve roman yazarı, kuramcı, eleştirmen ve insan hakları savunucusu. The New York Review of Books, Commentary ve Partisan Review'da birçok denemesi yayınlandı. Roman yazmaya 1963 yılında başlayan Susan Sontag, aynı zamanda film senaryoları yazdı ve yönetmenlik yaptı. Denemeleri Against Interpretation (1966), About Photography (1977), Illness as Metaphor (1978) ve Under the Sign of Saturn (1980), romanları The Benefactor (1963), Death Kit (1967), The Volcano Lover: A Romance (1992), öyküleri Ben, Vesaire (1977), filmleri Duet for Cannibals (1970), Brother Carl (1974), Promised Lands (1974) ve Unguided Tour (1983)'dur.
İnsanın, kendi çektiği acıların başka birisinin acılarıyla aynı kefeye konmasını kabul etmesi dayanılmaz bir durumdur.
Susan Sontag
Sayfa 113 - Agora Kitaplığı
“Dünyaya katlanamadığım zamanlar bir kitap alıp battaniyenin altına kıvrılırım. Beni her şeyden uzaklaştıran küçük bir uzay gemisi gibidir.”
Yine de en büyük suç savaştır ve 1960'lı yılların ortalarından beri, savaşları görüntüleyen en ünlü fotoğrafçıların çoğu, kendi rollerinin savaşın "gerçek" yüzünü gözler önüne sermek olduğunu düşünmüşlerdir.
Susan Sontag
Sayfa 37 - Agora Kitaplığı
151 syf.
·4 günde·9/10
"Edebiyat özgürlüktür. Özellikle de birer değer olarak okumanın ve içedönüklüğün ayaklar altına alındığı bir çağda edebiyat, özgürlüğün ta kendisidir!"

Susan Sontag'ın, savaşın gerçek yüzünün fotoğraf ile nasıl resmedildiği ve resmedilmediği üzerine yazdığı enfes bir inceleme kitabı. Pek tarzım olmamasına rağmen eşimin tavsiyesi üzerine okuma kararı aldım ve hiç pişman olmadım.

Kitap fotoğraflar vasıtasıyla acılar ve savaşlar üzerine yazılmış deneme yazılarından oluşuyor. Yazar kitabın hemen başlarında; "Savaş, iç deşer; savaş, bağırsakları boşaltır. Savaş, teni yakıp kavurur. Savaş, organları bedenden koparır. Savaş, yıkıp yok eder. Ve savaş, insan türünün doğasından gelir." diyerek sert bir giriş yapıyor konuya. Devamında kurduğu cümleler, verdiği örnekler ve hayata bakış tarzıyla sizi direkt kitabın içerisine çekiyor.

Özellikle fotoğraf sanatı ile ilgili olan okurların içerisinde çok faydalı bilgiler bulacağı bir eser. Ana konu fotoğraf sanatı olduğundan verilen örnekler de fotoğraf sanatıyla ilgili oluyor. Aynı fotoğrafa bakıp farklı düşünmenin mümkün olduğunu ifade ediyor yazar. Benim kitapta en beğendiğim örneklerden birisi şuydu:

"Bir İsrailli Yahudinin gözünde, Kudüs'ün merkezindeki Sbarro pizzacısına düzenlenen saldırıda paramparça olan bir çocuğun fotoğrafı, öncelikle, Filistinli bir intihar bombacısı tarafından öldürülen bir Yahudi çocuğun fotoğrafıdır. Bir Filistinlinin gözündeyse, Gazze'de devriye gezen bir tankın ezerek paramparça ettiği bir çocuğun fotoğrafı, öncelikle, İsrail ordusunun bir zırhlı aracı tarafından öldürülen bir Filistinli çocuğun fotoğrafıdır."

Konuyla bağlantılı olan şu linki buraya bırakmakta fayda görüyorum: https://onedio.com/...-fotograflar--306417

Yazarın kurduğu net ve kendinden emin cümleler benim çok hoşuma gitti. Böyle insanları da yazarları da seviyorum. Birçok insanın böyle kesin cümleler kuran ve net fikirleri olan insanları sevmediğini de biliyorum; fakat ben kürsüden ders anlatır gibi yazan veya konuşan insanları/yazarları seviyorum. Mesela şu alıntılar ne kadar da net cümlelerden oluşuyor: #28940307 #28940230 #28877959... Bu konuda azınlıkta kalacağımı da biliyorum elbette; ama seviyorum böyle kesin konuşan yazarları.

Kitabın son kısımlarında ise "Edebiyat Özgürlüğün Ta Kendisidir" isimli bir bölüm bulunmakta. Bu bölümün en beğendiğim kısımlarını paylaşarak yazımı sonlandırıyorum. Sizin de beğeneceğinize eminim.

"Edebiyata (dünya edebiyatına) ulaşmak, ulusal kibrin, dargörüşlülüğün, zoraki taşralılığın, anlamsız müfredat eğitiminin, tamamlanmayan kaderlerin ve kötü şansın meydana getirdiği hapishaneden kaçmaktı. Edebiyat daha büyük bir hayata, yani özgürlük alanına giriş pasaportuydu.

Edebiyat özgürlüktür. Özellikle de birer değer olarak okumanın ve içedönüklüğün ayaklar altına alındığı bir çağda edebiyat, özgürlüğün ta kendisidir!"
151 syf.
Sakatlanmış bedenlerin fotoğraflarına bakarken ne hissederiz? O fotoğraf ne kadar çekicidir? Savaş, katliam fotoğraflarının estetik olması önemli midir? İnsanların acılarına karşı ne kadar meraklıyız? Her gün televizyonda uzak yerlerdeki insanların yaşadığı üzüntülerini, acı yüklü sinema filmlerini izledikçe, savaş fotoğraflarına baktıkça duyarsızlaşıyor muyuz?
Evet sorular bile irite edici. Bir kere savaş gibi iğrenç bir gerçek ile estetik kavramı nasıl ilişkilendirilebilir? İşte bunu Susan Sontag çok başarılı aktarıyor okuyucuya.
Rahatsız edici bir inceleme çünkü içerisinde bu zamana kadar yapılmış savaşların, katliamların, sömürgelerin, vahşetin, zalimliğin ünlü fotoğrafçılar tarafından çekilmiş fotoğraflarının, çizilmiş resimlerin, çekilmiş sinema filmlerinin, haberlerdeki felaketlerin iç yüzlerinin filtresiz anlatımı var. Başkalarının acısına çok farklı pencereden bakmamızı sağlıyor.
Çok başarılı bulduğum bir inceleme. Sarsıcı, çarpıcı, etkileyici, cümleler tokat gibi..
Kitabı okurken adı geçen fotoğrafları araştırmak, onlara bakmak gerekiyor yazarın ne demek istediğini anlamak için. Tabii bu fotoğraflar hiç iç açıcı değil. Dolayısıyla rahatlıkla herkese tavsiye edemiyorum.
124 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Aklınıza gelebilecek her konu ve her kavram üzerine yazıları, denemeleri, romanları, kitapları olan bir yazar, eleştirmen, film yapımcısı, öğretmen ve aktivist. Üç yaşında okumayı öğrenen, 15 yaşında Berkeley Üniversitesi’ne kabul edilen bir dahi. Çeşitli söyleşilerinde günde bir kitap bitirdiği zamanlar olduğunu belirtmiş. İlk etkilendiği kitap Sefiller. On üç yaşında Thomas Mann, James Joyce, Kafka ve Gide okuyan bir çocuk!
Fotoğraf Üzerine isimli kitabını okumasam fotoğrafa bu kadar tutku ile bağlanabilir miydim emin değilim. Kitap, ilk okuduğum günden beri defalarca baktığım başucu kitaplarımdan biri oldu. Öyle ki, bence fotoğrafın kutsal kitabı ve bu kitabı okumayan fotoğrafçıların fotoğrafçılığına soru işaretleri ile bakarım. Fotoğraf Üzerine, fotoğrafçılara oldukça sert eleştiriler getirmesinin yanı sıra onları ortaya çıkardıkları işlerin olası sonuçları ile yüzleşmeye zorlayan, yaşamın farklı pencerelerden görünen gerçekleri ile karşı karşıya getiren bir kitap. Bu nedenle kitabın yayınlandığı dönemde bazı eleştirmenler Susan Sontag’a “Sen fotoğrafçı değilsin ki!” diyerek tepki gösteriyorlar. Söyleşide Sontag bu konuya değiniyor ve bu eleştirmenlere şu şekilde cevap veriyor:
Söyleşi, yazmak eylemi ve yazarlık konusunda Sontag’ın düşüncelerini ve uyguladığı yöntemleri de içeriyor. Fotoğraftan görsel sanatların farklı dallarına, cinsellikten aşka, edebiyattan savaşa, hastalıklardan en basit insani duygulara kadar her konuda güçlü yazılara imza atan Sontag’ın başarısının temelini, söyleşide yer alan şu cümlesi ile ilişkilendirebileceğimizi düşünüyorum:
Bu kapsamlı söyleşi, 1978 yılında söylenenlerin halen geçerliliğini koruması ile Susan Sontag’ın dehasını okuyucuya şaşırtıcı ve keyifli bir şekilde belgelerken, okuyucunun yaşamla ve kendisi ile yüzleşmesini sağlayan düşünsel bir yolculuk sunuyor.İyi Okumalar...
52 syf.
·Beğendi·7/10
Çeşitli zamanlarda,çeşitli ülkelerde geçmişte tedavisi olmayan,ama sonraları tedavileri bulunan bir çok salgın yaşanmış.Yaşanmaya devam ediyor.Salgınlar insanlar için her zaman bir tehdit ,yaşama yönelik bir son,cinayet,eziyet,çile olarak görülmüş.Tüm salgınların,hastalıkların zamanla tedavisi bulunmuş,ilacı üretilmiş fakat en iyi tedavinin aslında insanın çevresiyle olan bağlantısı olduğuna bu kitapta vurgu yapılmış.."Çünkü çevremiz bizi doğrudan,dolaylı yollardan olumlu ya da olumsuz olarak etkileyen en büyük faktör..Hasta'nın tedavi sürecinde bile insana en gerekli olan şey Sevgi.."

Aklıma sarah jio'nun bir kitabında okuduğum o cümle geldi.."Nefret kanser gibidir,insanın kalbini çürütür.."Aslında bizi hasta eden şey kendi içimizde yeşerttiğimiz sevgisizlik ve nefret duygusu..Hiçbir çocuk nefretin egemen olduğu bir aile de büyümeyi haketmiyor.Fakat bir çok insan aile kurumunun içerisinde sadece nefret'i öğretiyor..Hastalıklara yol açan bizleriz ve bu salgınların en büyük tedavisi de içimizde..
Bu güzel kitapta AİDS hastalığına yakalanan ve yakın arkadaşlarıyla bağlantısı çok kuvvetli olan bir adamın hikayesini okuyoruz..Kitabın sonlarına doğru bu hastalık hakkında bilgiler verilmiş..İlk 30,35 sayfada da bu kısacık yaşam hikayesi..
Akıcılığını bir an bile bozmayan ve bazı yerlerinde sorguladığım kısacık bir kitap okudum..Çok detaylı değildi fakat güzeldi..İlginizi çektiyse bakabilirsiniz..
151 syf.
·Beğendi·9/10
Bir fotoğraf ne kadar can yakar ki beni bu kitapla tanıştıran hocama minnettarım bir yazı ne kadar hüzünlendirir ki sadece kendi acısını görenler birazda başkalarının acısına bakmanın hissiyatını mı deneyimlese? Siz de bakar mısınız başkasının acısına okuyun okutturun nacizane.
256 syf.
·70 günde·9/10
Fotoğraf nasıl çekilir, fotoğraf çekerken nelere dikkat etmeliyiz, iyi fotoğraf nasıl olmalıdır….. Bu tür sorulara cevap arıyorsanız yanlış kitabı seçtiniz.
Kitap fotoğrafın ve fotoğrafçılığın felsefi yanı üzerinde duruyor.
Fotoğraf ilk icat edildiği andan itibaren nasıl anlaşıldı, nasıl yorumlandı, fotoğrafçılığın duayenleri sayılan kişiler fotoğraf çekerken nelere dikkat ettiler veya nelerden sakındılar. Bu kişilerin fotoğraflarının birbirinden ayrılan veya birbirine benzeşen yönleri nelerdi..
Fotoğraf hayatımıza ne kattı veya hayatımızdan neleri çaldı.
Kısacası fotoğrafçılığın teknik yönlerini değil, düşünsel yönlerini önümüze getiriyor kitap. Fotoğraf üzerine düşünmek, bu konuda kendini geliştirmek isteyen kişilere şiddetle tavsiye ederim.
151 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Savaş fotoğrafçılığı mesleğini bu kadar iyi anlatan, insana bu konu hakkında farkındalık kazandıran ve bunu yaparken dilini aşırı iyi kullanan harika bir kitap. Gerçekten bir yandan konuyla alakalı bilgi verirken bir yandan da o kadar edebi bir dille konuyu anlatıyor ki etkilenmemek ve bunu konu üzerinde düşünmemek imkansız hale geliyor. İnsanı gerçekten çarpan ve etkileyen bir gerçekliği var. Okuduğum için çok mutlu olduğum ve bu zamana kadar neden okumamışım dediğim nadir kitaplardan.
52 syf.
·7/10
Kitap Aids hastalığı üzerine gerçi kitap sayılmaz 50 sayfalık bir hayat hikayesi. Kitapta Aids ile ilgili bilgiler var. Anlatılmak istenen hastalıkların en büyük düşmanı sevgidir.
151 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Fotoğraf, anı durdurmaya yarar. Savaş, katliam, felaket fotoğrafları ise o anı durdurmakla birlikte andaki acıyı durdurmaya. Kitap bu acı anların fotoğrafları üzerinden insanda başkalarının acısına bakmanın doğurduğu duyguları inceliyor. Daha çok bir fotoğraf okuma kitabı gibi görünse de sosyolojik ve psikolojik değerlendirmeleri çok yerinde. Bahsedilen fotoğraflardan yalnızca bir ikisine bakabildim. Yüreği dayanabilecek olan her fotoğrafı değerlendirmesiyle birlikte okuyabilir ki bu daha faydalı bir okuma olacaktır. Edebiyat hakkındaki son bölüm ise bir edebiyat sevdalısı olarak elbette ki çok sevdiğim bir okuma oldu.
:::
:::
Kitapta öne sürülen düşüncelerden beni en fazla etkileyen sanırım acıyı çekenin kimliğinin ölüm karşısındaki duygumuzu belirlediği oldu. Ölmüş bir insanın fotoğrafını gördüğümüzde bu fotoğraftaki kişinin hikayesini (kimliğini) öğreninceye kadar fotoğraftaki kişinin bizim için yalnızca ölü bir insan olduğunu, kimliğini öğrendiğimizde ise bizim kimliğimize yakın ya da uzaklığına bağlı olarak öfke ya da acıma duygusu hissettiğimizi anlatan satırlar - çok daha acı ifadelerle- çok etkileyici ve üzerinde düşünülmesi gereken cümlelerdi. Kitaptan alıntı yapmak çok zor zira her cümlesi alıntılanacak kadar vurucu. Okuyun.

#başkalarınınacısınabakmak
#susansontag
@agorakitapligi

#birannedoğdukitap
151 syf.
Savaş Fotoğrafçılığı, acıya tanıklık!

Kevin Carter’ı hatırlarsınız hani ; Küçük kız çocuğu kampa doğru gelirken yığılıp kalmıştı ve hemen arkasında ölmesini bekleyen yırtıcı bir kuş/akbaba vardı, fotoğrafı çektikten sonra olay yerinden çekip gitmişti!

İşte bu kitap Savaş Fotoğrafçılığını enine boyuna duygusuna felsefesine vicdanına gerçekliğine dair bir araştırma.

Savaş, iç deşer; savaş, bağırsakları boşaltır. Savaş, teni yakıp kavurur. Savaş, organları bedenden koparır. Savaş, yıkıp yok eder. Ve savaş, insan türünün doğasından gelir." Böyle diyor Susan Sontag, 'tefekkür nesneleri olarak' savaş ve dehşet fotoğraflarından hareketle kaleme aldığı bu sarsıcı kitabında. Daha sonra da, Goya'nın "Savaşın Felaketleri" serisinden Amerikan İç Savaşı, Birinci Dünya Savaşı ve Nazi ölüm kamplarının fotoğrafik belgelerine ve daha yakın tarihimizde Bosna, Sierra Leone, Ruanda, İsrail, Filistin ve 11 Eylül 2001 New York City trajedilerine, zaman içinde bir gezintiye çıkıp, asıl olarak şu soruyu yöneltiyor bizlere: "Savaşın ve dehşetin yüzünü sergileyen fotoğraflara bakmaya ne kadar dayanabilirsiniz?

Küçük ekranların (televizyon, bilgisayar, avuç bilgisa­yarı) önüne park etmiş olan bizler, dünyanın dört bir tara­fındaki felaketleri bildiren kısa haberler ve görüntüler ara­sında sörf yapıyoruz.

Peki, bütün bu resimleri sergilemenin yararı nedir? Öf­ke uyandırmak mı? Kendimizi 'kötü' hissettirmek, yani, üzüntüye ve dehşete boğmak mı? Yas tutmamıza yardım­cı olmak mı? Vahşetin bugün cezalandırılması mümkün olmayan uzak geçmişte kaldığı dikkate alındığında, böyle resimlere bakmak sahiden gerekli midir? Bu resimleri gör­düğümüzde daha iyi mi olacağız? Onlar bize gerçekten
bir şey öğretirler mi? Zaten bildiğimiz (bilmek istediği­miz) şeyleri doğrulamaktan öte ne anlamları vardır?

Peki bu karelere neden olan Bar­barca davranışlardan dolayı kimi suçlamayı isteriz? Daha kesin bir dille sorarsak: Kimi suçlamaya hakkımız oldu­ğuna inanırız? Hiroşima ve Nagasaki'nin çocukları, Ame­rika'nın küçük kasabalarında linç edilip, ağaçlarda sallan­dırılan genç Afrikalı-Amerikalı erkeklerden (ve aynı katli­ ama kurban giden birçok kadından) daha az masum de­ğillerdi. Britanya uçaklarının Dresden'i müthiş bir bombardımana tuttuğu 13 Şubat 1945 gecesi katledilen 1300'ü aşkın sivilin dörtte üçü kadındı; Amerika'nın Hiroşima'ya attığı atom bombasında birkaç saniyede 72 bin sivil insan
yanıp kül olmuştu. Bu liste daha uzatılabilir tabii. Burada karşımıza aynı soru çıkıyor: Bu katliamlardan dolayı kimi suçlamayı isteriz?

Niçin gazetelerde durmadan korkunç yangın­lar ve şok edici cinayetlerle ilgili haberler okuyup duruyo­ruz? Çünkü fesatlık tutkusu, zulmetme tutkusu, insanoğluna sempa­ti duygusu kadar doğal gelmektedir.

Maalesef "Olağan­dışı ve feci olayları doymak bilmez bir merak içinde sey­retmek kadar bakmaya hevesli olduğumuz başka bir manzara yok.

Çünkü;

İnsanlar oldukları yerde kendilerini güvende
hissettiklerinde başkalarına karşı kayıtsızlaşırlar.

Kesinlikle okuyun...

Yazarın biyografisi

Adı:
Susan Sontag
Unvan:
Abd'li Deneme ve Roman Yazarı, Kuramcı, Eleştirmen ve İnsan Hakları Savunucusu
Doğum:
Abd, 1933
Ölüm:
Abd, 2004
Susan Sontag (16 Ocak 1933 – 28 Aralık 2004) dünyaca tanınan ABD'li deneme ve roman yazarı, kuramcı, eleştirmen ve insan hakları savunucusu. The New York Review of Books, Commentary ve Partisan Review'da birçok denemesi yayınlandı. Roman yazmaya 1963 yılında başlayan Susan Sontag, aynı zamanda film senaryoları yazdı ve yönetmenlik yaptı. Denemeleri Against Interpretation (1966), About Photography (1977), Illness as Metaphor (1978) ve Under the Sign of Saturn (1980), romanları The Benefactor (1963), Death Kit (1967), The Volcano Lover: A Romance (1992), öyküleri Ben, Vesaire (1977), filmleri Duet for Cannibals (1970), Brother Carl (1974), Promised Lands (1974) ve Unguided Tour (1983)'dur.

Yazar istatistikleri

  • 76 okur beğendi.
  • 325 okur okudu.
  • 27 okur okuyor.
  • 497 okur okuyacak.
  • 15 okur yarım bıraktı.