Susanna Tamaro

Susanna Tamaro

Yazar
7.9/10
2.669 Kişi
·
12.137
Okunma
·
381
Beğeni
·
13497
Gösterim
Adı:
Susanna Tamaro
Unvan:
İtalyan Yazar
Doğum:
Trieste, İtalya, 12 Aralık 1957
Susanna Tamaro, İtalyan kent soylu bir ailenin kızı. Trieste'de 1957 yılında doğdu, Orvieto yakınlarında kedileri ve köpeğiyle birlikte yaşamaktadır. Zor bir çocukluk dönemi geçiren Tamaro, 18 yaşındayken, bir depreme tanık olur, 25 yaşındayken ölümcül bir hastalık geçirir ve 27 yaşında yazmaya başlar.

Her başarıya ulaşmış yazarın yaşamış olduklarını o da yaşar. İlk denemelerinde başarısız olur ama bunlara aldırmadan yoluna devam eden Tamaro “Tek Bir Ses İçin” adlı kitabıyla büyük ses getirir. ”Yüreğinin Götürdüğü Yere Git” adlı bu eser de ona daha büyük bir ün kazandırır. (Bu kitap aylarca İtalya'da liste başı olmuştur.) Genelde günlük ya da mektuplar şeklinde yazar. Olayları birinci ağızdan anlatır. Eserlerinde hep bir hüzün vardır. Kahramanları genellikle ölümün eşiğine gelmiş ama bu durumu kabullenmiş; hayatta aradığını bulamamış insanlardır.
İnsanlar bir araya toplanıp bir önceki hayatlarından konuşuyorlarmış. Sözgelimi bir ev kadını şöyle diyor: "1800'lerde New Orleans'da yaşayan bir sokak kadını idim, bu yüzden şimdi kocama sadık kalamıyorum."
“Bu dünyanın, beğendiği ve kabul ettiği pırıltı
Senden binlerce fersah uzaktadır.
Hep susacaksın ve ağzını açarsan bu mutlaka
Yanlış zamanda, yanlış bir söz söylemek üzere olacaktır..”
" Her erkeğin yaşamında," diyordu, "mükemmel birlikteliğe ulaşabileceği tek bir kadın vardır, her kadının yaşamın bütünlüğüne ulaşabileceği tek bir erkek vardır." Ama buluşabilmek pek az kişinin yakalayabildiği bir alın yazısıydı. Böylesine bir buluşmayı kaç kişi başarabilmiştir ki....
160 syf.
·9/10
Oldukça yaşlı bir ninenin torununa yazdığı mektupları içeren bir kitap. kitaplardan genelde sadece birkaç satır alıntı yaparken bu kitapta sayfaları alıntılarla doldurduğumu fark ettim. Yazar, ninenin ağzından toruna serzeniş ederek bize öğütler veriyor aslında. Çok tatlı ve hisli bir kitap. O kadar dolu ki ben bitirdikten sonra sanki tuğla kadar kalın bir kitabı bitirmişim gibi hissetim. Aslında kitaptan sonraki gün biraz kafam karıştı.Ama hoş bir şeydi bu. Farklı bakış açıları içinde olmamı sağladı. Ayrıca okurken bir yaşlının hayata bakışını, geçmişte yaptığı seçimleri ve pişmanlıklarını çok güzel ortaya koyuyor. Tamaro'nun 2 kitabını daha okumuştum fakat en sevdiğim kitabı bu oldu ve yerini koruma konusunda iddialı gözüküyor. Sadece 160 sayfa. Ama mümkünse 1 günde bitirmeyin en az 2 günde okuyun ve bol bol not alın derim. Keyifli okumalar :)
176 syf.
·3 günde
Kişileri tanıma ile başlayan duygusal yoğunlukla devam eden ve sonunda özümüze dönüşle son bulan bir kitap Yüreğimin Sesini Dinle .... Kitabı keyif alarak okudum, okudukça bir taraftan hüzünlendim bir taraftan da sürekli olarak kendimi ve içinde bulunduğumuz hayatı sorguladım , zaten kitap ister istemez bunu yaptırıyor. Eğer kitaptaki duygusal yoğunluk devam etseydi yarıda kesmek zorunda kalabilirdim çünkü bu kadar hüzün karakterime uygun değil :)) Hayatın için de haliyle her şey mevcut ölüm, aşk , sevgi, hastalık , mutluluk ama ana karakterdeki Sevgili Hanımefendi tüm bunları özümseyerek hayatına devam etmeyi biliyor ama aslında burada tüm Sevgili Kitapseverlere hayatımızla ilgili ışık saçıyor. Sevgili Kitapseverlere yüreklerinin sesini dinlemeleri dileğiyle ...
144 syf.
·Puan vermedi
*Yapılacak ilk devrim, insanın kendi içine yapacağıdır, evet ilk önemli devrim budur. İnsan kendi hakkında bir düşünceye sahip değilken bir düşünce uğruna savaşmak, yapılabilecek en tehlikeli şeylerden biridir.
*Dur, sessizce dur ve yüreğini dinle. Seninle konuştuğu zaman kalk ve "yüreğinin götürdüğü yere git"

Aşk kitabı değil aksine uzun süre yaşamış bir kadının torununa "Okuyacağından bile emin olmadan yazdığı mektuplar"
Bir sırla 3 hayatı da değiştiren bir kadın. Ben zaten yaşı hayli ilerlemiş bir insan gördüm mü, yanında bir yer edinir, başlarım hayatını dinlemeye, sizinde böyle bir merakınız varsa bir solukta bitirirsiniz.
Sağlıcakla kalın:)
152 syf.
·Beğendi·10/10·
Kızının ölümünden sonra torununa bakan anneannesi, kendisini yalnızlığa terk eden torununa yazdığı mektuplardan oluşan bu roman,akıcı, sürükleyici,oldukça etkileyici ve yol gösterici bir eser...Okurken mektuplar başkası tarafından bana ithafen yazılmış hissettim.Kesinlikle kitap severlerin okuması gereken bir eser okumanızı,her sözünde bir nebzede olsun kendinizi tanımanızı tavsiye ederim. 

Mektuplardan notlar;

//“Ama güçlü olabilmek için insanın kendini sevmesi gerekir; kendini sevebilmek içinde insan, kendini derinlemesine tanımalı, kendi hakkında her şeyi, en gizli, kabullenmesi en zor şeyleri bilmelidir.”

//“Kimbilir neden en basit gerçeklikler, anlaması en zor olandır.”

//“Anlayışın sessizliğe gereksinmesi vardır. Gençken bunu bilmezdim, şimdi cam akvaryumunda dönen bir balık gibi bu boş ve sessiz evin içinde dolaşırken bunu biliyorum.”

Yüreğinin Götürdüğü Yere Git, seksen yaşında bir büyükannenin uzaklardaki torununa yazdığı mektuplardan oluşur. Alabildiğine yalın, gündelik konuşma diliyle yazılmış bu sevgi dolu mektuplar, hem bir iç döküş, hem de bir bilgenin vasiyeti niteliğinde. Yaşlı büyükanne, bu mektuplarda, kendisinin ve kızının dokunakl? yaşamlarının gizli kalmış yönlerini açığa vururken kendi kendisiyle bir iç hesaplaşmayı da birlikte yürütüyor. Değişen gelenekler, altüst olmuş değerler karşısında hissettiklerini, torununa sevgiyle aktarmaya çalışan bu yaşlı kadın, gençliğinde yapmayı göze alamadığı şeyleri yapmasını torununa öğütlerken şöyle diyor: "Yapmaya değecek tek yolculuk, içimize yaptığımız yolculuktur; o özgün çağrıya kulak vermeli, yüreğimizin götürdüğü yere gitmeliyiz."
Susanna Tamaro'nun bu en ünlü kitabı, yayımlandığı günden bu yana yeni okurlarla buluşmayı sürdürüyor.
176 syf.
·12 günde·9/10
Yazarın okuduğum ilk kitabı. En çok okunan bilinen kitabı Yüreğinin Götürdüğü Yere Git , duymayan yoktur neredeyse , etkileyici bir kitap ismi fakat yazarın cümleleri ve anlatım tarzı o kadar yüreğe dokunuyor ki ne yazmış olsa merak edilip okunabilecek birisi.

Bu kitaba gelirsek , kısa denemeler diyebiliriz bir bakıma fakat kitabın temel meselesi çocukluk.. Susanna hanım kendi yalnız , hüzünlü , dertli , düşünceli , yürekli , şaşkın , garip çocukluğunu anlatmış. Bunu da bütün insanlığın halleriyle , inançlarıyla , duygularıyla , dünyayla harmanlamış.

İnancın ve inançsızlığın anlatıldığı bir kitap. İnanmanın kenarında dolaşmak da inanca dahil değil mi sizce de ? Her inanç problemi aynı zamanda bir sevgi problemi değil mi ? İnanmak ve sevmek neredeyse tek yumurta ikizleri kadar benzer değil mi ? İnanmadığınız bir şeyi sever misiniz , sevmediğiniz bir şeye inanır mısınız ?

"Bir kız çocuğu ! " başlığıyla giriş yapıyor ilk yazı , şöyle diyor ,

"İçimdeki kaplanı paçavradan yapılmış bir kediye dönüştürmeye çabalıyordum."

Çocukluğumuzdan itibaren pek çoğumuza yapılan yanlışlara değiniyor genellikle , yanlış yetiştirilme , ilgisizlik , bilinçsizlik , kilisenin yanlışları - bizde cami ve hocalar diyebiliriz- ve daha birçok mesele..

Anneannesini anlatıyor bir yerde ,
"Kültürlüydü , huzursuzdu , doğmuş olduğu dönem ve çevre yüzünden üstün zekasını kullanamamış olmanın pişmanlığını taşırdı."

Yalnız bir çocukluk , yalnız bir insan hep. Düşünen Bir Yürek , kitap ismi hiç boşuna değil.

"Kısa sürede hayatımın büyük bölümünü belirleyecek olan duygunun yalnızlık olduğunu anlamıştım."

Anlam ve anlamsızlık arasında gidip gelen bir hayat. Yüzleşen bir kadın , neredeyse bütün büyük yazarlar gibi yüzleşmenin önemini kavrıyor.

"Anlamsızlığı kutlamadan önce kendimize , hiç anlamı aramaya başladık mı , diye sorma cesaretini gösterebildik mi ?"

Düşünüyor , sorguluyor , arıyor..

"Hayatı yaratan biri vardı , elbette ; ama yalvarmalara kulak asmayan , sadece yok etmeyi bilen bir başkası da mı vardı yoksa? Yoksa aynı gücün iki ayrı çehresi miydi bunlar?"

Şu alıntı da kurban bayramına özel olsun , soru işaretleri ortada dursun , cevaplar ise herkes için kendini bağlar elbette.

"Bize söylenene inanmalıydık , soru sormamalıydık. Peki ama bir babadan biricik oğlunu boğazlamasını isteyen bir Tanrı'ya nasıl inanabilirdim ? İbrahim peygamberin bıçağının keskin demiri zihnimin bütün karanlık köşelerinde tedirgin edici biçimde parlar olmuştu."

Ve şunu da söylüyor ilerleyen sayfalarda ,

"Aslında her şeyin bir anlamının olduğunu idrak edebilmek için belli bir yaşa gelmek ve ilahi takdir düşüncesini kabul etmiş olmak gerekiyor."

Hristiyanlıktaki yanlış uygulamaları eleştiriyor , biz bunu İslam toplumlarına da uyarlayabiliriz pekala ,

"Son yıllarda farklı kişilerle konuştukça pek çok kişinin , Hristiyanlık yolundaki inanç yürüyüşünü reddetmelerinin başlıca nedenini çocukluk ve ergenlik yıllarında yaşadıkları kötü deneyimlere dayandırdıklarını fark ettim. Gericilik , boş şekilcilik , bedensel neşenin duygularını görmezden gelmeye ve küçümsemeye yönelik ahlakçılık deneyimleri bunların arasındaydı. Küçümseme ve dışlanma deneyimleri de vardı."

Hayat bir bakıma da çelişki demek , ya da zıtların birlikteliği. Bunu da bence en iyi anlatan adam Dostoyevski. Şu cümle de adeta bir Dostoyevski cümlesi gibi ,

"Henüz genç olduğumdan , ışığın aktığı yere genellikle karanlığın da indiğini bilmiyordum."

Yine karışık bir zihinden , zor bir hayattan bir alıntı ,

"Olaylara ve zamanın ruhuna kapılınca en bilge yanımdan sarsıcı biçimde uzaklaştım. Sanki öyle bir yanım hiç olmamıştı. Kendimin celladı olmuştum , yıkımın tüm basamaklarını birbiri ardına inmiştim. İçimde sonsuzluğa aşık o küçük kızın yankısı bile kalmamıştı. Yüreğimde nefret , yaralanmadan yaralama arzusu vardı ve hayata kesinlikle uygun olmadığım bilinci her sene daha da güçleniyordu."

Yazarın üslubunu ve varloluş-hakikat hakkında kafa yormasını , anlatımını çok sevdim. Bu kitabı ve yazarın eserlerini okumayı öneriyorum. Biraz uzattım , son bir alıntıyla bitireyim , kitabın bir bakıma özeti niteliğinde.

"Gözlerimizi yukarı çevirirsek Tanrı'nın bize varlığını zorla kabul ettirmeye çalışmadığını , onu bir ilişki olasılığı olarak sunduğunu keşfederiz."
44 syf.
Yıllar sonra çocuk kitabı okudum bugün. İncecik, kısacık ama sıcacık. Anne babasının zorla kitap okutmaya çalıştığı, kitap okumayı sevmeyen bu yüzden evden kaçan bir çocuk, parkta yaşlı bir kör adamla karşılaşıyor ve kitap okumayı sevmeye başlıyor bu güzel insanla birlikte. Bu kitaptan bi sürü alıp çevremdeki bütün çocuklara dağıtmak istiyorum.
160 syf.
·7 günde·9/10
Çok yoğun ve derin şeyler yazan yazarlar için hep acı şeyler yaşadığını düşünürüm. Bu kadar hisli şeyler yazabilmesi için insanın baya uzun çetrefilli yollardan geçmesi lazım herhalde. Belki o yollardan geçmeden evvel yazsaydı kendini yetersiz hissederdi ve eksik olurdu yazdığı şey, o yol boyunca öğreneceği çok şey vardı belki… Kim bilir…

Yüreğinin Götürdüğü Yere Git de böyle bir kitap. Hisli yoğun bir anlatım var. Kitap bittikten sonra merak edip yazarın hayatına baktığımda çok az bilgiye ulaştım. Edindiğim bilgilere göre de Tamaro’nun zor yollardan geçtiğini görmüş oldum…
Hayat herkes için zor ancak güçlü ve iyi insanlar kolaylaştırarak güzel yaşamak için uğraş veriyor. Benim gördüğüm bu.

Kitaba gelecek olursak; (içerik hakkında bilgi içerebilir) bir ninenin torununa yazdığı mektuplardan oluşuyor. Bunlar ki sadece mektup değil birkaç insanın hayatından bahseden, dolu dolu yaşanmışlık ve tecrübe kokan mektuplar.
Kızını elim bir kazada kaybeden ninemiz, iki yaşlarındaki torunuyla yeni bir hayata başlıyor. Hayatlarına dair çok şey öğreniyoruz bu mektuplarda. Geçmişe dönüp anlatmak istediği ne varsa anlatıyor ninemiz. Geçmişteki pişmanlıklarını, üzüntülerini, yaşadığı zorlukları, heyecanlarını ve mutluluklarını…

Kitapta çocuk yetiştirmeyle ilgili çok fazla örnek olduğunu gördüm. (Çocuk gelişimi eğitimi görmüş biri olarak ilgimi çekti.) Bu konuda eğitimsel anlamda bir şeyden bahsetmiyor, sadece örnek olarak önünüze sunuyor.
İlişkiler, evlilik, anne-kız, nine-torun, karı-koca kısacası hayata dair her şey var kitapta. Çok kısa olmasına rağmen yoğun, dolu bir kitap bu.

Anneanneyle yaşayan, anneannenin büyüttüğü bir sürü insan vardır burada eminim. Nasıl bir şey olduğunu bilirler… Anneden daha hassas bir yapıda oluyor çoğu en azından benim anneannem öyleydi. Annem çalıştığı için beni oraya bırakırdı, bazen geceler bazen de gündüzleri orada olurdum. Şanslı bir çocuktum hep el üstünde tutuldum. Ne anneannem ne dedem sesini yükseltti. Üstüne bir de ilk torunları olduğum için daha bir kıymetliydim tabii :) Gözünüzde baya şımarık bir kız çocuğu canlanabilir şimdi ama gerçekten öyle şımarıklarım yoktu. Çok güzel bir çocukluk geçirdim anneannem sayesinde:) Onun yeri bende çok kıymetlidir yani...
Kitapta ise biraz farklı bir iletişim var. Torunu ergenliğe girene kadar her şey yolundayken ergenliğe girişiyle daha başkaldıran bir genç haline geliyor. Anneanne ise sabrından asla taviz vermiyor. Karşısında her zaman duygulu ve sessiz bir kadınla karşılaşan torun daha da asileşip başka bir yerde okumak istiyor ve ninesinden çok uzaklaşıyor. Yaşlı kadın koca evde bir başına yaşamaya başlıyor. Buralarda yalnızlığın yaşlıyken çok daha ağır geldiğini düşündüm. Çok daha yoğun hissedildiğini. Terkedilmişlik duygusu daha ağır basıyor. Zor bir durum.
Hep şunu düşündüm; gençken kalabalıklar içinde savrulmak, bir yaprak gibi gittiğin yeri bilmeden uçmak gibi geldi bana. Bu yüzden gençken insanların yalnız kalmaya ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum. Kendilerini geliştirmek, hayat üzerine düşünmek ve kendilerini bulmaya çalışmaları için. Yaşlıykense biraz daha kalabalıklara karışıp yalnızlıktan uzak olmalılar bence. Yaşlıyken insanlar evlerine birileri gelsin, arayanım soranım olsun diye bekliyorlar. Unutulma korkusu belki de bu. Ölüm yaklaştıkça beklenen sondan korkmak belki.
Belki de yalnızken öleceğim korkusudur bu. Ölümün belirsizliği insanda zaten korku uyandırırken bir de bunu yalnızken yaşamak bambaşka bir korku oluyordur içlerinde… Annem hep ölümün de hayırlısı olsun, der. Öyle gerçekten…
Genel bir şekilde değerlendirirsek kitabı gerçekten iyi buldum. Alınacak çok şey var bu kitaptan. Öğrenilecek çok şey…
Tavsiye edilir:)
Kitabın son paragrafıyla da bitireyim…

"Ve sonra, önünde pek çok yol açılıp sen hangisini seçeceğini bilemediğin zaman, herhangi birine, öylece girme, otur ve bekle. Dünyaya geldiğin gün nasıl güvenli ve derin derin soluk aldıysan, öyle soluk al, hiçbir şeyin senin dikkatini dağıtmasına izin verme, bekle gene bekle. dur, sessizce dur ve yüreğini dinle. Seninle konuştuğu zaman kalk ve yüreğinin götürdüğü yere git."

Yüreğinizin götürdüğü yerde olmanızı dilerim…

Sevgiyle ve kitapla…

https://youtu.be/UhBmb9Y0puo

Yazarın biyografisi

Adı:
Susanna Tamaro
Unvan:
İtalyan Yazar
Doğum:
Trieste, İtalya, 12 Aralık 1957
Susanna Tamaro, İtalyan kent soylu bir ailenin kızı. Trieste'de 1957 yılında doğdu, Orvieto yakınlarında kedileri ve köpeğiyle birlikte yaşamaktadır. Zor bir çocukluk dönemi geçiren Tamaro, 18 yaşındayken, bir depreme tanık olur, 25 yaşındayken ölümcül bir hastalık geçirir ve 27 yaşında yazmaya başlar.

Her başarıya ulaşmış yazarın yaşamış olduklarını o da yaşar. İlk denemelerinde başarısız olur ama bunlara aldırmadan yoluna devam eden Tamaro “Tek Bir Ses İçin” adlı kitabıyla büyük ses getirir. ”Yüreğinin Götürdüğü Yere Git” adlı bu eser de ona daha büyük bir ün kazandırır. (Bu kitap aylarca İtalya'da liste başı olmuştur.) Genelde günlük ya da mektuplar şeklinde yazar. Olayları birinci ağızdan anlatır. Eserlerinde hep bir hüzün vardır. Kahramanları genellikle ölümün eşiğine gelmiş ama bu durumu kabullenmiş; hayatta aradığını bulamamış insanlardır.

Yazar istatistikleri

  • 381 okur beğendi.
  • 12.137 okur okudu.
  • 121 okur okuyor.
  • 2.473 okur okuyacak.
  • 121 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları