Susanna Tamaro

Susanna Tamaro

Yazar
7.9/10
3.762 Kişi
·
16,7bin
Okunma
·
489
Beğeni
·
16,8bin
Gösterim
Adı:
Susanna Tamaro
Unvan:
İtalyan Yazar
Doğum:
Trieste, İtalya, 12 Aralık 1957
Susanna Tamaro, İtalyan kent soylu bir ailenin kızı. Trieste'de 1957 yılında doğdu, Orvieto yakınlarında kedileri ve köpeğiyle birlikte yaşamaktadır. Zor bir çocukluk dönemi geçiren Tamaro, 18 yaşındayken, bir depreme tanık olur, 25 yaşındayken ölümcül bir hastalık geçirir ve 27 yaşında yazmaya başlar.

Her başarıya ulaşmış yazarın yaşamış olduklarını o da yaşar. İlk denemelerinde başarısız olur ama bunlara aldırmadan yoluna devam eden Tamaro “Tek Bir Ses İçin” adlı kitabıyla büyük ses getirir. ”Yüreğinin Götürdüğü Yere Git” adlı bu eser de ona daha büyük bir ün kazandırır. (Bu kitap aylarca İtalya'da liste başı olmuştur.) Genelde günlük ya da mektuplar şeklinde yazar. Olayları birinci ağızdan anlatır. Eserlerinde hep bir hüzün vardır. Kahramanları genellikle ölümün eşiğine gelmiş ama bu durumu kabullenmiş; hayatta aradığını bulamamış insanlardır.
Çok uzun zaman yaşadığım ve pek çok kişi yitirdiğim için biliyorum ki ölüler yoklukları ile değil de ,onlarla bizim aramızda, söylenemeden kalan sözler yüzünden keder verirler asıl.
160 syf.
·9/10 puan
Oldukça yaşlı bir ninenin torununa yazdığı mektupları içeren bir kitap. kitaplardan genelde sadece birkaç satır alıntı yaparken bu kitapta sayfaları alıntılarla doldurduğumu fark ettim. Yazar, ninenin ağzından toruna serzeniş ederek bize öğütler veriyor aslında. Çok tatlı ve hisli bir kitap. O kadar dolu ki ben bitirdikten sonra sanki tuğla kadar kalın bir kitabı bitirmişim gibi hissetim. Aslında kitaptan sonraki gün biraz kafam karıştı.Ama hoş bir şeydi bu. Farklı bakış açıları içinde olmamı sağladı. Ayrıca okurken bir yaşlının hayata bakışını, geçmişte yaptığı seçimleri ve pişmanlıklarını çok güzel ortaya koyuyor. Tamaro'nun 2 kitabını daha okumuştum fakat en sevdiğim kitabı bu oldu ve yerini koruma konusunda iddialı gözüküyor. Sadece 160 sayfa. Ama mümkünse 1 günde bitirmeyin en az 2 günde okuyun ve bol bol not alın derim. Keyifli okumalar :)
158 syf.
·3 günde·9/10 puan
Kitap 80 yaşındaki ihtiyar bir kadının büyütüp yetiştirdiği ancak, Amerika’da yaşamaya karar veren torununa yazdığı fakat asla postalamadığı bir dizi mektuptan oluşmaktadır.
Acı bir trafik kazası sonucu kaybettiği kızından ona kalan tek miras torunudur. Bir nevi kuşak çatışmasının sonucu aralarında hiçbir diyalog kalmayan torunu ani bir kararla onu terk etmiş ve Amerika’ya gitmiştir. O ise torununun sevimli köpeği ile koskoca evde tek başına yaşamak zorunda kalmıştır.
Gençliğinde çok akıllı, hareketli ve yaşam dolu bir kişiliğe sahip olan bu kadın kendi kafasına göre bir eş bulamadığı için oldukça geç yaşlarda bir evlilik yapmıştır. Uzun süre çocuğu olmadığı için tedavi görmek maksadıyla gittiği kaplıcalarda tanıştığı bir doktorla fırtınalı bir aşk yaşar. Sadece üçer haftadan oluşan iki tatil süresince birlikte olabilmişlerdir. Fakat bu aşkı telefonlarla ve mektuplarla sevdiği erkek ölene dek yoğun bir şekilde yaşar. İkinci buluşmalarının sonunda sevdiği erkekten hamile kalır. Fakat çocuğunun gerçek babasını kocasından ve herkesten gizler. Çocuğunu büyük bir sevgi ile büyütür. Kendi gençlik yıllarında yaşadığı kısıtlamaların hiçbirisini kızına yaşatmamaya kararlıdır. Ona her şeyin en iyisini vermeye çalışır. Fakat bu tutumu kızını tamamen asi ve geçimsiz bir insan yapmıştır.
Annesine hiçbir birsaygısı ve hoşgörüsü olmayan kızı, 60’lı yılların özgürlük çılgınlığına kendini kaptırmış ve Türkiye’de geçirdiği bir tatil sonrasında bir çocuk dünyaya getirmiştir. Çocuğunun babasını bile tanımayan kadın bazı saplantılarından ötürü psikolojik tedavi görmektedir. Duygusal bir ilişki içerisinde de olduğu doktoru onu aldatmış ve bir takım evraklar imzalatarak büyük miktarda bir paraya kefil etmiştir. Her şeyi anladığında iş işten geçmiştir. O hiç saygı duymadığı annesine yardım istemeye koşar. Çok hararetli bir tartışma sonrasında annesinin ağzından kaçan kısacık bir cümle onu alt üst eder.
Hiç ummadığı bir anda babasının öz babası olmadığını öğrenir. Arabasına atlayıp hızla annesinden uzaklaşmak isterken trajik bir kaza sonucu hayatını kaybeder. Hayatta tüm sevdiklerini bir bir yitiren ve kendisini hayata bağlayacak hiçbir şeyin kalmadığını düşündüğü bir anda torununa bakacak başka kimsenin olmaması bu ihtiyar kadını yeniden yaşama bağlamıştır. Çok büyük zorluklarla büyüttüğü torunu bir gün hiçbir sebep yokken Amerika’ya gitmek istediğini söylediğinde O hiç karşı çıkmamış, aksine onu desteklemiş ve içinden geldiği gibi davranmasını öğütlemiştir. Uzun bir yaşamın kendisi ile iç hesaplaşmasını, sorumlu hissettiği insana karşı bir itirafname, bu kitabı yaratmıştır.
Torununa, insanların hayatları boyunca önemli kararlar aşamasında yapmaları gereken tek şeyin, durup yüreklerinin sesini dinlemek olduğunu, ancak bu şekilde gerçek mutluluğun yakalanabileceğini anlatmakla geçmiştir. Onca postaya verilmemiş mektup....
144 syf.
·Puan vermedi
*Yapılacak ilk devrim, insanın kendi içine yapacağıdır, evet ilk önemli devrim budur. İnsan kendi hakkında bir düşünceye sahip değilken bir düşünce uğruna savaşmak, yapılabilecek en tehlikeli şeylerden biridir.
*Dur, sessizce dur ve yüreğini dinle. Seninle konuştuğu zaman kalk ve "yüreğinin götürdüğü yere git"

Aşk kitabı değil aksine uzun süre yaşamış bir kadının torununa "Okuyacağından bile emin olmadan yazdığı mektuplar"
Bir sırla 3 hayatı da değiştiren bir kadın. Ben zaten yaşı hayli ilerlemiş bir insan gördüm mü, yanında bir yer edinir, başlarım hayatını dinlemeye, sizinde böyle bir merakınız varsa bir solukta bitirirsiniz.
Sağlıcakla kalın:)
104 syf.
Uzun yıllar önce ailesinin yaşamış olduğu küçük bir köye iç hesaplaşmalarını ve huzursuzluklarını yenmek için giden bir gencin yaşadıkları anlatılıyor. Yazarın yirmili yaşlarında yazmış olduğu ilk kitap, bunuda dikkate alarak ve anlayarak okumaya çalışılırsa beğenilir. 
152 syf.
·3 günde
Ne güzel bir kitaptı... Çok hoş bir anlatımı var. Yazar gayet başarılı.
Baştan sona içinizi ısıtacak bir kitap .Okuyunca huzur buldum. Devamının "Yüreğinin Sesini Dinle" kitabı olduğunu öğrendim. Onu da en kısa zamanda okuyacağım.
Yazarın diğer kitaplarınıda okumayı düşünüyorum.

Spoiler var!!

80 yaşında bir nine, torununa tüm hayatının sırlarını mektuplarla anlatıyor. Yaşlı kadın, gençliğinde yaptıklarını ya da yapmaya göze alamadıklarını torununa anlatıyor. Çok içten mektuplardı.
Okurken hüzünlendim. Yaşlıları çok severim. Bu kitapta da yaşlı kadının yazdıklarına duygulandım.

Okumanızı kesinlikle tavsiye ederim..
Keyofli okumalar dilerim.


#hayatevesığar
#evdekal
#evdehayatvar
#kitapoku
#kitapcandır
#kitaptavsiyesi
#neokudum
#kitapokubizimle
176 syf.
·12 günde·9/10 puan
Yazarın okuduğum ilk kitabı. En çok okunan bilinen kitabı Yüreğinin Götürdüğü Yere Git , duymayan yoktur neredeyse , etkileyici bir kitap ismi fakat yazarın cümleleri ve anlatım tarzı o kadar yüreğe dokunuyor ki ne yazmış olsa merak edilip okunabilecek birisi.

Bu kitaba gelirsek , kısa denemeler diyebiliriz bir bakıma fakat kitabın temel meselesi çocukluk.. Susanna hanım kendi yalnız , hüzünlü , dertli , düşünceli , yürekli , şaşkın , garip çocukluğunu anlatmış. Bunu da bütün insanlığın halleriyle , inançlarıyla , duygularıyla , dünyayla harmanlamış.

İnancın ve inançsızlığın anlatıldığı bir kitap. İnanmanın kenarında dolaşmak da inanca dahil değil mi sizce de ? Her inanç problemi aynı zamanda bir sevgi problemi değil mi ? İnanmak ve sevmek neredeyse tek yumurta ikizleri kadar benzer değil mi ? İnanmadığınız bir şeyi sever misiniz , sevmediğiniz bir şeye inanır mısınız ?

"Bir kız çocuğu ! " başlığıyla giriş yapıyor ilk yazı , şöyle diyor ,

"İçimdeki kaplanı paçavradan yapılmış bir kediye dönüştürmeye çabalıyordum."

Çocukluğumuzdan itibaren pek çoğumuza yapılan yanlışlara değiniyor genellikle , yanlış yetiştirilme , ilgisizlik , bilinçsizlik , kilisenin yanlışları - bizde cami ve hocalar diyebiliriz- ve daha birçok mesele..

Anneannesini anlatıyor bir yerde ,
"Kültürlüydü , huzursuzdu , doğmuş olduğu dönem ve çevre yüzünden üstün zekasını kullanamamış olmanın pişmanlığını taşırdı."

Yalnız bir çocukluk , yalnız bir insan hep. Düşünen Bir Yürek , kitap ismi hiç boşuna değil.

"Kısa sürede hayatımın büyük bölümünü belirleyecek olan duygunun yalnızlık olduğunu anlamıştım."

Anlam ve anlamsızlık arasında gidip gelen bir hayat. Yüzleşen bir kadın , neredeyse bütün büyük yazarlar gibi yüzleşmenin önemini kavrıyor.

"Anlamsızlığı kutlamadan önce kendimize , hiç anlamı aramaya başladık mı , diye sorma cesaretini gösterebildik mi ?"

Düşünüyor , sorguluyor , arıyor..

"Hayatı yaratan biri vardı , elbette ; ama yalvarmalara kulak asmayan , sadece yok etmeyi bilen bir başkası da mı vardı yoksa? Yoksa aynı gücün iki ayrı çehresi miydi bunlar?"

Şu alıntı da kurban bayramına özel olsun , soru işaretleri ortada dursun , cevaplar ise herkes için kendini bağlar elbette.

"Bize söylenene inanmalıydık , soru sormamalıydık. Peki ama bir babadan biricik oğlunu boğazlamasını isteyen bir Tanrı'ya nasıl inanabilirdim ? İbrahim peygamberin bıçağının keskin demiri zihnimin bütün karanlık köşelerinde tedirgin edici biçimde parlar olmuştu."

Ve şunu da söylüyor ilerleyen sayfalarda ,

"Aslında her şeyin bir anlamının olduğunu idrak edebilmek için belli bir yaşa gelmek ve ilahi takdir düşüncesini kabul etmiş olmak gerekiyor."

Hristiyanlıktaki yanlış uygulamaları eleştiriyor , biz bunu İslam toplumlarına da uyarlayabiliriz pekala ,

"Son yıllarda farklı kişilerle konuştukça pek çok kişinin , Hristiyanlık yolundaki inanç yürüyüşünü reddetmelerinin başlıca nedenini çocukluk ve ergenlik yıllarında yaşadıkları kötü deneyimlere dayandırdıklarını fark ettim. Gericilik , boş şekilcilik , bedensel neşenin duygularını görmezden gelmeye ve küçümsemeye yönelik ahlakçılık deneyimleri bunların arasındaydı. Küçümseme ve dışlanma deneyimleri de vardı."

Hayat bir bakıma da çelişki demek , ya da zıtların birlikteliği. Bunu da bence en iyi anlatan adam Dostoyevski. Şu cümle de adeta bir Dostoyevski cümlesi gibi ,

"Henüz genç olduğumdan , ışığın aktığı yere genellikle karanlığın da indiğini bilmiyordum."

Yine karışık bir zihinden , zor bir hayattan bir alıntı ,

"Olaylara ve zamanın ruhuna kapılınca en bilge yanımdan sarsıcı biçimde uzaklaştım. Sanki öyle bir yanım hiç olmamıştı. Kendimin celladı olmuştum , yıkımın tüm basamaklarını birbiri ardına inmiştim. İçimde sonsuzluğa aşık o küçük kızın yankısı bile kalmamıştı. Yüreğimde nefret , yaralanmadan yaralama arzusu vardı ve hayata kesinlikle uygun olmadığım bilinci her sene daha da güçleniyordu."

Yazarın üslubunu ve varloluş-hakikat hakkında kafa yormasını , anlatımını çok sevdim. Bu kitabı ve yazarın eserlerini okumayı öneriyorum. Biraz uzattım , son bir alıntıyla bitireyim , kitabın bir bakıma özeti niteliğinde.

"Gözlerimizi yukarı çevirirsek Tanrı'nın bize varlığını zorla kabul ettirmeye çalışmadığını , onu bir ilişki olasılığı olarak sunduğunu keşfederiz."

Yazarın biyografisi

Adı:
Susanna Tamaro
Unvan:
İtalyan Yazar
Doğum:
Trieste, İtalya, 12 Aralık 1957
Susanna Tamaro, İtalyan kent soylu bir ailenin kızı. Trieste'de 1957 yılında doğdu, Orvieto yakınlarında kedileri ve köpeğiyle birlikte yaşamaktadır. Zor bir çocukluk dönemi geçiren Tamaro, 18 yaşındayken, bir depreme tanık olur, 25 yaşındayken ölümcül bir hastalık geçirir ve 27 yaşında yazmaya başlar.

Her başarıya ulaşmış yazarın yaşamış olduklarını o da yaşar. İlk denemelerinde başarısız olur ama bunlara aldırmadan yoluna devam eden Tamaro “Tek Bir Ses İçin” adlı kitabıyla büyük ses getirir. ”Yüreğinin Götürdüğü Yere Git” adlı bu eser de ona daha büyük bir ün kazandırır. (Bu kitap aylarca İtalya'da liste başı olmuştur.) Genelde günlük ya da mektuplar şeklinde yazar. Olayları birinci ağızdan anlatır. Eserlerinde hep bir hüzün vardır. Kahramanları genellikle ölümün eşiğine gelmiş ama bu durumu kabullenmiş; hayatta aradığını bulamamış insanlardır.

Yazar istatistikleri

  • 489 okur beğendi.
  • 16,7bin okur okudu.
  • 159 okur okuyor.
  • 3.415 okur okuyacak.
  • 182 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları