Sylvia Plath

Sylvia Plath

Yazar
8.0/10
1.299 Kişi
·
4.294
Okunma
·
1.340
Beğeni
·
43951
Gösterim
Adı:
Sylvia Plath
Unvan:
Amerikalı şair ve yazar
Doğum:
Boston, Amerika Birleşik Devletleri, 27 Ekim 1932
Ölüm:
Londra, İngiltere, 11 Şubat 1963
Sylvia Plath (d. 27 Ekim 1932 Boston - ö. 11 Şubat 1963 Londra), ABD'li şair ve yazardır.

Trajik yaşamı ve intiharıyla tanınan Plath, aynı zamanda yarı otobiyografik bir roman olan ve depresyonu üzerine ayrıntılı bilgiler veren Sırça Fanus kitabının yazarı olarak bilinir. Anne Sexton ile birlikte, Plath gizdökümcü şiirin önemli isimlerinden biridir.

Hayatı

1932 yılında Alman bir baba ve ABD'li bir anneden, Massachusetts'te doğdu. Profesör olan babası 1940 yılında öldü. Plath ilk şiirini 8 yaşında yayımladı.

Plath, hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bir akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den summa cum laude derece ile mezun oldu.

Kazandığı Fulbright bursuyla Cambridge Üniversitesi'ne giderek çalışmalarını burada sürdürdü ve şiirlerini üniversitenin öğrenci gazetesi olan Varsity'de yayımladı. Plath burada 1956 yılında evleneceği İngiliz şair Ted Hughes'la tanıştı. Evliliklerinin ardından Boston'da yaşamaya başladılar. Plath, hamile kaldıktan sonra ise İngiltere'ye geri döndüler.

Plath ve Hughes, Londra'da kısa süre yaşadıktan sonra North Tawton'a yerleştiler. Çiftin Sylvia'nın kıskançlık krizleriyle başlayan sorunları bu dönemde başladı ve ilk çocuklarının doğumundan kısa süre sonra Sylvia Plath Londra'ya geri dönerek boşanma işlemlerini başlattı.

Kiraladığı evin eskiden İngiliz şair William Butler Yeats'e ait olduğunu öğrenen Plath bunu iyi bir işaret olarak değerlendirdi. 1962-1963 kışı Plath için çok zor geçti. 11 Şubat 1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.

İntiharıyla ilgili olarak kocası Ted Hughes eleştirilere maruz kaldı. Hughes yıllarca bu konuda konuşmadı. Daha sonra anılarını yayımladı.

1963 yılında daha 30 yaşındayken intihar eden Plath’ın hayatı, Oscarlı oyuncu Gwyneth Paltrow’un ünlü şairi canlandırdığı “Sylvia” filmine de aktarıldı.

Plath’ın Türkçe’ye çevrilen eserleri arasında bulunan “Sırça Fanus” adlı romanı, birçok kişi tarafından ilk Amerikan feminist romanı olarak değerlendirilir.
Ölümü gördüm çıplak ağaçlarda,
Yok oluşu gördüm.
İnanamadım. O kadar güç mü
Ruhun bir yüze, bir ağıza kavuşması?
Sylvia Plath
Sayfa 10 - Artshop Yayıncılık
Nefret ettiğim bir şey daha varsa, o da insanların kendinizi berbat hissettiğinizi bildikleri halde neşeyle hatırınızı sorup,"iyiyim,"demenizi beklemeleridir.
Şu andan başka hiçbir şey gerçek değil ama ben yüzyılların ağırlığı altında boğulduğunu hissediyorum.
540 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Nereden başlanır ki buna?
Kitap bitti. Bomboş duvara baktım. İzledim...
Müzik falan da yok bu sefer. Sessizlik istiyorum sadece. Gözyaşlarım ve sessizlik. Bu evde mümkün değil tabiki bu. Yazmak için geceyarısını bekleyeceğim dedim. Ama işkenceydi bu kendime. Ruhum bedenimden ayrılıyordu sanki. Nefes alamadım. Gerçekten alamadım. Tuvalete koştum. Elimi yüzümü yıkayıp bıraktım kendimi. Hıçkıra hıçkıra ağladım. Ağladığımı kimse görsün istemem ben. Birkaç kişi görmüştür. Hatta hiç ağlayıp ağlamadığımı soran arkadaşlarım olmuştu.

Al işte. Annem girdi odaya. Gece yarısını bekleyemeden yazmanın cezası. Kapıyı neden kapatmışım. Kafamı ona çevirmeden cevap verdim: "Ses geliyor" dedim. Bakarsam ağladığımı görür, binbir türlü soru sıralardı. Neyseki açıköğretim okuyan biriyim. "Ders mi çalışıyorsun?"dedi. " Evet. " dedim. Ve kapıyı kapatıp gitti. Rahatım artık, geceyi beklemeden yazabilirim.

Hep böyle oluyor işte. Onları düşünmekten, görmesinler diye bir şeyleri gizliyorum. Görüp de üzülmesinler diye. Sorarlarsa gizleyemem söylerim çünkü. Söylersem, anlatırsam üzülürler diye. Seviyorum ailemi, onlar beni ne kadar üzseler de seviyorum.

Sylvia nefret etmiş annesinden. Babasını uzaklaştırdı diye. Bu yüzden bir sürü flört edinmiş babayı bulmak için. Ayrıca annesi bakire olarak evlenmen gerek diye baskı yaptıkça, o daha çok erkekle birlikte olmuş evlenene kadar, annesine nefreti yüzünden.

Kuklayım bende. İplerim babamın elinde. Ne yana çekerse oraya doğru hareket halindeyim. Annemde sanardım ipler küçükken, babam her şeye izin verir annem vermezdi. Oysa annem için her şey netti. Ya var ya yok. Babam için öyle değil. " Bizden ayrı yaşaman doğru değil. Ailesiz bir hayatta yaşanmaz. Ailenden uzaklaşırsan mutlu olamazsın. Zaten gittiğin yerde sana destek olacağımızı sanma. Rizedeki gibi her ağladığında annen gelecek sanma. Zor zamanında bizi yanında bekleme. Ancak hayat tabiki senin hayatın. İstediğin yere tayin isteyebilirsin." diyen bir babam var şu günlerde. Bana gidemezsin dese benim bu kadar canım yanmaz. Ama yapayalnızsın Sema sen hep öyleydin demek değil mi bu?

Çocukken de yalnızdım. Ben hep yalnızdım. Yanlış anlaşılmasın çevrem geniş, çok arkadaşım vardı benim. Şu an herkesi uzaklaştırıyorum hayatımdan. Dayanamıyorum artık. Çünkü onların beni düşünüp umursuyormuş, beni seviyormuş gibi yapması canımı yakıyor. Çünkü gerçekten kimse sevmiyor beni. Hiç kimsenin umrunda değilim ben. Anne ve babamın bile umrunda değilim sanki... Hepsi bencil, herkes bencil... Ben bencil olamıyorum. Bencilce davranıp sadece kendimi düşünmek bana acı veriyor. Bunu yapamadığım için daha çok batıyorum bataklıkta sanki...

Kitabı okurken bugün evin yanındaki parka gittim. Çocukluğumun geçtiği parka... Kahve de aldım evden, kulaklık kulağımda okuyordum kitabı. Kafamı kaldırdım. Üstümde çam ağaçları... Kulaklığı çıkardım. Öten kargalar... Sesleri pek hoş olmasa da insana huzur veriyor. Az ileride çocuk parkı var. Çocuklar oynuyor. Ne kadar masumlar. Bende bir zamanlar oynardım o parkta. O zamanlar sevincim, mutluluğum vardı. Umutlarım vardı. Şimdi hepsi yok olmuş durumda. Umut kırıntıları ile yetiniyorum. Sürekli yok olmak için debelense bile ben onlar var olsun diye çırpınıyorum...

Sylvia'nın çığlıklarını duyuyorum. Hissediyorum. O; bir cinsel obje olarak görülmek istemiyor. Sevilmek istiyor. Ne kadar fiziksel olarak güzel olduğunu düşünmese de, bir sürü erkekle flört ediyor. Aradığını bulamıyor. Ta ki evlenene kadar...
Böyle birini bulmak zor. O kadar zor ki seni sadece sen olduğun için seven birini bulmak. Seni bedenen değil sadece ruhen de sevecek birini bulmak... Sylvia anne olmaktan korkuyor. Böyle bir sorumluluğu almaktan, çocuğuna iyi bir anne olamamaktan korkuyor. Ben de sürekli anne olamayacağımı düşünürüm. Bunun hayalini hiç kurmadım çünkü. Evlilik hayalim de hiç olmadı. Bunlar için sevilmek gerek. Karşılıklı olması lazım. Benim için böyle. Sevilmediğim için düşünmüyorum. Kaldı ki bu karmakarışık halimle biriyle olmak fikri bana yanlış geliyor. Kendi cehennemimde kimseyi beraberimde yakmaya hakkım yok benim.

Sylvia tutkuyla sevdiği bu adam tarafından defalarca aldatılmış. Aslında yaşama sarılma sebebiymiş Ted. Yok edilmiş... Neden aldatıyor ki ? Dürüst olsa ne olur? Yalvarıyorum herkese; karşınızdaki insan sizin gibi olmayabilir. Bir insana seviyorum seni derken, bu anne, baba, kardeş, dost, arkadaş bile olsa ki aşık olduğunuz kişiyi söylememe gerek bile yok, gerçekten hissediyorsanız bunu söyleyin. Değerli ise o kişi bunu yapın. Sevmiyorsanız da bunu dürüstçe söyleyin. Onu istemediğinizi deyin. Bu diğer türlü yalanlardan daha çok can yakar.

Defalarca arkadaşları tarafından aldatılmış, sahteliklerle dolu bir çevresi olan biriyim ben. Kimse tarafından bir önemi olmayan bir hayalet. Kimse tarafından farkedilip görülmeyen... Sevgilim oldu. Canımı yakan şeyler yaptı. Ama dostlarım kadar yakmadı canımı. Acıtmadı. O bile bir yerde dürüsttü. Seni hiç sevmedim ki diyebildi mesela. Ama dostum dediğim insanlar, gözümün içine baka baka yalan söylediler. Bu benim canımı daha çok yakmıştı. Şimdi bunlar benim zayıflıklarım. Onları yazıyorum buraya. Dışarıda zırhımı kuşanmış sert ve hiçbir şeyi umursamayan insan olmaktan yoruldum. Bunları yazdırıyor okuduğum Sylvia. İçimde bitmek bilmeyen yalnızlık korkusunu da yüzüme vurdu tekrardan...

İntihar etmeyi sıkça düşünürüm. Yapamayacağım bir şey bu. Anne ve babamı üzmemek için yine. Kardeşim de var tabiki. Tavsiyelerde falan bulunmasın kimse bana. Yeterince dinledim, kendi kendime de yaptım. 17 yaşından beri de yapıyorum. Bir işe yaramıyor. Korkak, güçsüz ve acizim. Kabulleniyorum...

Şimdi nefes alabiliyorum işte. Sylvia'yı anlayıp hissediyorum. Benzetiyorum biraz kendime. Onun gibi olmam elbet mümkün değil. Onu şimdi daha iyi anladım. Kitabı okurken gözümün önünde fırında yaşamına son verdiği fotoğrafı belirdi hep. Nasıl bir acıdaydı biraz olsun anladım. Yaşamının sonundaki notlar yok. Yok edilmiş bazıları. Onunla ilgili ve aldatılmasının sonuçları, nasıl olduğu ile ilgili yazılanlar da şunlar:
http://www.milliyet.com.tr/...-hayati-molatik-283/

http://www.kulturservisi.com/...n-kayip-son-mektubu/

O muhteşem, taparcasına sevdiği adam tarafından aldatılmasının yanında şiddet dahi gören bir insan. Annesine olan öfkesi, birçok şeyi sorgulaması, varoluşu benliği kafasında kurması ile son veriyor her şeye.

İnsan içten içe çığlık atar, kimse görmez. Çünkü umrunda değil kimsenin. Sadece suçlarlar birilerini. Şu an çok yoruldum. Daha fazla yazamayacağım. Yazmayım da zaten. Huzurluyum. Sizlerden özür diliyorum ve üzgünüm. Size kendimi yazdım gereksiz hassaslık biraz. Ancak rahatlamam için bu gerekliydi. Kusuruma bakmayın...

Ek bilgi: Sylvia Plath, Virginia Woolf'tan oldukça etkilenmiş.Virginia'nın intiharı ve yazdıkları büyülemiş onu. Sonunda kendisi de intihar ediyor ve bunun devamında, Nilgün Marmara'yı görüyoruz. O da sonunda intiharı seçiyor. Bu sanki zincir gibi... Umarım bu zincirin son halkasıdır.
256 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
Bu kitabı okumayın!
Bir kadının çöküşünü, çırpınışlarını okumak insanın yüreğine ağır gelir. Nefes almakta zorlanırsınız.

İlk yarayı henüz çocukken babasından almıştı Sylvia, yıllarca nefret etti babasından. Büyüdü, baba eksikliğini başka kollarla doldurmaya çalıştı ve aşık oldu. Hayalleri vardı evlenecekti o da herkes gibi, sevecekti sevilecekti ama eşi Ted aldattı Sylvia'yı. "Kendimi duygusuz ve boş hissediyordum, aklım, paramparça olmuş hayallerimin kırıntılarıyla doluydu."
İlk en yanındakiler bıraktı elini... Tutunamadı Sylvia o da yaralarından bir Esther yarattı.

Sırça Fanus, Sylvia Palth'in intihar etmeden bir ay önce yayınlattığı romanı. Esther Greenwood, başarılı bir üniversite öğrencisidir, New York'a gelir ve bir moda dergisinde iş bulur. Ne var ki işler istediği gibi gitmez, iş dünyasındaki rekabet ve acımasızlığı görür kimlik arayışı içerisinde bulur kendini. Bir 'sırça fanus'un içinde nefessiz kalmış gibi hisseden Esther, dünyaya daha fazla tahammül edemeyecek hale gelir. "Sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkılıp kalan insan için dünyanın kendisi kötü bir rüyadır."
Artık intihar, Esther için de bir seçim değil, zorunluluktur. Tıpkı 11 Şubat günü, 2 çocuğunu odalarında bırakıp kapıyı bantladıktan sonra mutfakta fırının gazını açarak intihar eden Sylvia gibi. Onu hapseden camları kıramayan Sylvia'nın, içeride ölmeyi tercih etmesi onun güçsüz olduğunu mu gösterir? Camları kırılamayacak kadar kalındı belki de. Ne kadar nefes alabilirdi ki bu fanusun içerisinde?

İlk yarısı Esther'in erkeklerle ilişkilerini anlatıyor, ergenimsi gençlik kitabı kıvamında ilerlese de sonrası mükemmeldi. Kitap asla intiharı güzel göstermiyor sadece hayatın gerçeklerini yüzümüze çarpıyor. Kendi gibi feminist bir karakter yaratmış Sylvia. Bu kadar yaralı bir ruha rağmen, kalemi o kadar naif ki. Anladım ben seni belki çok geç ama anladım. Seni tanımış olmayı çok isterdim.
404 syf.
·19 günde·Beğendi·10/10
Okuduğum basımda olan son kitabı. Bununla birlikte uzun bir süre inceleme paylaşmayacağım. Sebebi elbette ki Sylvia değil...


Size nasıl bahsetsem... İçimde hissetmiş olduğum yoğun duygularla okuduğum için, bu kitabı yüceltecek cümlelerden kaçınmaya çalışsam da maalesef bunu yapamayacağım.

İlk önce Kafkaokur Dergisi ile karşılaşmıştım Sylvia ile. Hayatını okumuş oldum ilk önce tamamı olmasa da... Sonra Sırça Fanus 'u okumaya karar verdim. Hem onu hem de Nilgün Marmara'nın Sylvia Plath'ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analiz kitabını alarak, okumaya başladım. Beni içine çeken bir şeyler vardı bu kadında. Şiirlerini almaya karar verdim. Çok başarılı değildi açıkçası okuduğum yazıları ve şiirleri bence. Sadece içinden koparıp attığı duygular ve ruh hali kalıntıları ile oluşturduğu harf birikintileri...

Kendimde bulduklarım ile empati yeteneğim de üst seviyede olduğu için; yaşadıklarını, hissettiklerini derinlerde kıpırdayan hareketlenmeler ile, yoğun bir şekilde hissettim.


Sıra Günlükler 'e geldi. Benim için hapis hayatı da böylelikle başladı. Her yanımda O'nun benliğini duyumsuyordum. Sanki O'nun gözleriyle bakıyordum dünyaya. O'nun aldığı nefesle soluyordum sanki... Bu yüzden objektif olmamın mümkün olamayacağı kişilerden birisi...


Yalnız çok farklı bir Sylvia ile karşı karşıya kaldım bu eserle ve şunu dedim: "Ne olurdu hep öykü yazsaydı? Daha çok yazsaydı!"

Öykülerinde genel olarak korkuyu hissediyorsunuz. Kendi duygularını da yansıtmış öykülere. Bazı öyküler ise günlük havasındaydı. "Aceba kendini ki anlatmış yoksa kurgu mu?" diye düşünüyor insan. Zaten kitap yayınlanmış ve yayınlanmamış öyküleriyle birlikte, günlüklerinden arta kalanlardan oluşuyor.

Hayallerle hayal kırıklıkları savaşıyor kimi öykülerde...
Rüyalar ile gerçekler tartışıyor. Depresyon sonucunda oluşan iniltileri, kelimeler ve cümleler ile duyuruyor öykülerin içinde.

Depresyon demişken, o hüznü hissederken bir yandan da o umut dolu, neşeli gözlerinin parıltısı sanki karşımda duruyordu.

Onunla daha fazla durabilmek için bitmesin istedim bu kitap. Ama sona geldik her şey gibi. Hatıra kalsın diye, Sylvia ve benim küçüklük fotoğraflarımdan kolajlar yaptım:

https://ibb.co/gpRqhz

Tabiki ekmek tutan benim:)

https://ibb.co/heut2z

https://ibb.co/bvcP9e

Kardeşimi kedi yerine koydum. Kendi de zaten küçükken bir ip bağlatırdı kıyafetinin arkasına kuyruk diye ve ben kediyim derdi.:)

https://ibb.co/cV8T2z


Ara ara çok özlediğim zamanlarda Günlükler'i açıp göz gezdiriyorum. Şimdi bu fotoğraflar ile birlikte gülümsüyorum...
Hoşçakalın!
256 syf.
·Beğendi
Hiç kendinizi kapana kısılmış gibi hissettiniz mi?
Ya da gerçekten sizi sevdiğini söyleyen insanların sadece sözde kaldıklarını ve aslında onların işine yaradığınız sürece sizin yanınızdaymış gibi yaptıklarını?
Hiç sizi sevabınızla günahınızla sevecek biri olduğuna inandınız mı?

Bu sorulara belki evet diye yanıt vereceklerimiz olacaktır nadir olsa da ama genelde çoğumuz kendimizi bu yalan dünyanın içinde çaresiz ve yapayalnız hissetmişizdir.Kimilerimiz belki bu durumun üstesinden bir şekilde gelmiştir, kimilerimiz ise bu kadar yükün altında yok olup benliğimizi, kimliğimizi kaybetmişizdir. Ben bu kısır döngü içinde etrafıma baktığımda kendimi şanslı olarak görenlerdenim. Belki de bu benim savaşçı ve özgür bir ruha sahip olmamla alakalıdır ya da hayal kırıklılığına uğramamak adına kimseden bir beklentim olmayışına bilemiyorum fakat bu kitaptaki Esther karakteri beni derinden etkiledi diyebilirim.Çünkü o hayatın zorluklarına karşı kendi sırça fanusunun dışına çıkamadı ve her şeyden, kendinden vazgeçti.
Onu kurtarabilir miydim diye sordum kendime ama buna kesin bir cevap bulamadım. Etrafımda ona benzeyen insanları düşündüm ve elimden çok şey gelemediğini fark ettim. Tutunacak bir dalın yoksa düşersin...

İncelemimi çok sevdiğim bir şiirle bitirmek istiyorum.

Bugün yaşayacağım her şeyi ben seçeceğim...
Ya kızacağım yağmura etrafı ıslatıyor diye,
ya da seveceğim onu çiçeklerimi suladığı için...
Ya sızlanacağım bozulan sağlığıma,
ya da hayatta olmayı kutlayacağım...
Ya içli içli sitem edeceğim anne babama, beni büyütürken veremedikleri şeyler yüzünden,
ya da onları yürekten seveceğim beni dünyaya getirdikleri için...
Ya kaybettiğim dostlar için yas tutacağım,
ya da yeni insanlarla yeni dostluklar peşinde koşacağım...
Ya köye inmek zorunda olduğum için mızırdanacağım,
ya da gidecek bir köyüm olduğu için sevinç dolacağım...
Ya sıkıntı basacak dikenli güllere katlanmak zorundayım diye,
ya da dikenlerin gülleri var diyerek umut dolacağım...
Bugün yaşayacağım her şeyi ben seçeceğim...

Leo Rosten
256 syf.
Slyvia Plath, yazarı, şairi Nilgün Marmara ' nın intiharını bir dergide okurken tanımıştım. 30 yaşında intihar etmiş olan Slyvia Plath ' ın , 29 yaşında hayatı hakkında tez hazırlayıp , etkilenen ve sonucunda intihar eden Nilgün Marmara dolayısıyla. Sırça Fanus üç yıldır okumayı ertelediğim bir kitap. Kendi manic depresyonundan kesitler verdiği yarı otobiyografik kitabı. Kitap başta sıradan liseli aşkları anlatacak eğlenceli bir kitap seyrinde gidecek sanıyorsunuz. Ama birdenbire Esther ' in darmadağın psikolojisi içerisinde buluyorsunuz kendinizi. Feminist kimliğiyle sıkça ismini duyduğumuz yazar, kendisi gibi feminist bir karakter oluşturmuş kitapta da. Karakter iflah olmaz bir akıl hastası diye düşündürtüyor. Yalnız kitaptaki ani duygu geçişi rahatsız etti beni. Bunun dışında akıcı, güzel bir kitaptı. Kendimden çokça parçalar buldum ve keşke okumayı bu kadar geciktirmeseydim. Tavsiye ederim...
256 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Kitabı aylar önce hediye olarak almıştı bir arkadaş. Ama nedense kitaba her baktığımda beni sıkacağını düşündüğüm için bir türlü başlayamadım. Oysa Fahrenheit 451 kitabından öğrenmem gerekirdi kitaplar ve insanlar hakkında kapaklarına bakarak yargıya varmamam gerektiğini. Bu ön yargı yüzünden geç okuduğum bir kitap olmasına üzüldüm. Ama hiç bir şey için geç değildir hayatta :))

Kitap çok fazla Tezer Özlü'nün Çocukluğumun Soğuk Geceleri kitabına benziyor. Tezer Özlü seven biri olarak bu beni hiç rahatsız etmedi. Rahatsız edici bir benzerlikte değil zaten. Kendine özgü iki farklı üslubun ortak paydaları, kesişim noktaları olması gibi. Biraz karşılaştırma gibi olacak ama Sylvia Plath'ın biraz daha yumuşak bir yapıya sahip olduğunu düşündüm okurken. Çeviri olmasından da kaynaklı olabilir. Tezer Özlü mesela gerçekleri gözler önüne sererken rahatsız edici bir noktaya getirir durumu. Kendi rahatsız olduğu için sizi de rahatsız edecek kelimeleri özenle seçer. Bu yüzden tam olarak onunla aynı rahatsızlığı hissedersiniz. Ama Sylvia ne hissetmek istediğinizi size bırakmış sanki. İntihar, kadın erkek ilişkileri vs..

Kitabın kendi kendine sayıklamalar şeklinde yazılmış olduğunu düşünüyorum. Parça parça, en önemli şeyleri önemsizmiş gibi anlatarak. Bu bana çok hoş geldi. Ölüm ve intihardan bahsederken mesela o kadar sıradan yazmış ki önce şaşırdım. Sonrada ölümün zaten doğal olduğunu hatırlayıp kendime şaşırdım. Kitaptaki karakterle Sylvia Plath'ın aynı sonu paylaşmıyor olmasına çok üzüldüm. Yazar hakkında hiç bir kitabını okumamış olmama rağmen zaten çok şey biliyordum. İntihar ederken bile nasıl vicdanlı bir anne olabildiğini, hayatın bazı kurallarına uyum sağlayamayışını..

Diğer incelemelere de baktığımda herkes Sylvia ile birlikte en kötü ihtimal Nilgün Marmara'dan da bahsetmiş. Bu aslında çok güzel bir şey. Böylelikle daha önce tanışmamış insanlar Sylvia sayesinde Tezer Özlü ve Nilgün Marmara'yla tanışmış oluyor..

Kitabın intihara özendirdiğini ya da bunu güzellediğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.. Okuyun ve keşfedin. Bu kitapta en çok hissedeceğiniz şey Ester'in sırça fanusuna baktıkça, kendi sırça fanusunuzunda sınırlarını yoklamanız olacak. Etrafınızdaki bütün ilişkileri, kuralları, ahlak alğısını bu çerçevede değerlendirip tartacaksınız. Ve Ester'in (dolayısıyla Sylvia'nın- dolayısıyla kendinizin) iyileşmesi için dua ederken bulacaksınız kendinizi. Kitabı okurken bunalıma gireceğimi, içimi sıkıntılar basacağını düşünmüştüm. Ama hiç sıkılmadan bunalmadan okudum.

O kadar acımışken ruhu, bu kadar naif yazmayı nasıl başarmış bilmiyorum. Bu da insana kendini suçlu, sorumlu ve üzgün hissettiriyor.

Mutlaka okunması ve üzerine uzun uzun düşünülmesi gereken bir kitap.. Keyifli okumalar.
256 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Başlangıçta sıradan bir gençlik kitabı okuyormuş gibi hissettiren, sonrasında her şeyin tepetaklak olduğu, Esther adlı karakterimizin ruh halini, düşüncelerini, hissettiklerini uzun uzun okuduğumuz bir eser. Yazarımız bu kitapta kendi hayatından esinlenmiş. Esther’in mükemmel parlak yaşamının arkasında bambaşka bir hayatın yattığı, günümüz dünyasının sorunlarıyla boğuşurken hayatın bambaşka bir hal alabileceğini gördüğüm bir eser oldu. Sonu bize bırakılmış, Esther’in bundan sonra nasıl olacağı sanki bizim kararımızla şekillenecek gibiydi. Karakterin ruh halinin yer yer bana yansımasından ötürü biraz bunalımda gibi hissettiren bir kitap oldu.
276 syf.
·14 günde·9/10
"Nefes almak da zor gelecek miydi bir gün bana?"

Evet öyle anlar gelirki nefesiniz bile sizi boğar. Her çektiğiniz nefes acı verir. Elinizden de bir şey gelmez o an. Mecbur almak zorundasınızdır o nefesi. Kendiniz için olmasa da başkaları için. Hep başkaları için olmadı mı zaten bu? Ne zaman kendimizi düşündük ki? Kendimizi düşünmeye başladığımızda ise iş işten geçmiş oluyor artık. Çünkü o kadar çok taviz vermişsinizdir ki kendinizden, artık geri dönüş de yoktur. Ya o nefesi bu şekilde almaya devam edeceksiniz ya da artık Sylvia gibi sonunda tükeneceksiniz.

Tükene tükene yaşıyoruz, tükene tükene öleceğiz.
Ya kendi isteğimizle olacak bu durum ya da adına ecel dediğimiz şeyin gelmesini bekleyerek. Kimisi bekler bunu nefesi acı verse de bekler, yapamaz cesaret edemez. Kolay değildir ölmek, nasıl ki yaşamanın da kolay olmadığı gibi. Ne ölebilidim ne de yaşayabildim diyor ya Becit, o hesap işte. Sırça Fanus içinde debelenip duruyoruz. Ya o fanusu kırıp çıkacağız ya da onun içinde ölüp gideceğiz.

"Sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalan insan için dünyanın kendisi kötü bir düştür. Kötü bir düş."
diyor ya Sylvia, o hesap işte bu dünya kötü bir düş. Yaşamak, görmek zorunda olduğumuz.
Gerçi görmek zorunda mıyız, yaşamak zorunda mıyız bilmiyorum.

Doğumumuz bizim isteğimiz dışında gelişen bir şey, sorsalar belki istemeyeceğiz. Peki istemsizce geldiğimiz bu dünyadan gitmek istediğimizde neden insanlar buna engel olmak için elinden geleni yapıyor.? Neden sizi sizle bırakmıyor? Yaşamak acı veriyor, sadece kendine değil herkese zararı varsa bu durumun neden devam etsin ki? Bir anlık gibi gözükse de bu olay öyle olmadığını çoğunuz biliyorsunuz. Adım adım gelir bu. Sylvia'ya da adım adım geldi. 8 yaşında babasını kaybetti.

Ardından şu şiiri yazdı.

Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya;
Yeniden doğuyor açınca gözlerimi.
(Kafamın içinde yarattım seni galiba.)
 
Yıldızlar dansediyor mavilerle, kırmızılarla.
Dört nala geliyor keyfince karanlık:
Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya.
 
Beni büyüyle çektin yatağa, bunu düşledim,
Şarkılar söyledin çılgınca, delice öptün.
(Kafamın içinde yarattım seni galiba.)
 
Tanrı düşüyor gökten, sönüyor cehennem ateşleri:
Çekip gidiyor melekler de, şeytanın adamları da:
Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya.
 
Söylediğin gibi dönersin demiştim,
Ama yaşlanıyorum artık, unuttum adını.
(Kafamın içinde yarattım seni galiba.)
 
Bir fırtına kuşunu sevmeliydim senin yerine;
Bahar gelince gökyüzünü basarlar hiç değilse.

Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya.
(Kafamın içinde yarattım seni galiba.)

Sonra ne annesi anladı onu, ne arkadaşları, ne de çok sevdiği eşi. Adım adım  gitti o "mutlu sona."
Sırça Fanus'ta dediği gibi;

"Bir gün, bir yerde -okulda, Avrupa’da, herhangi bir yerde- o boğucu çarpıtmalarıyla sırça fanusun yeniden üzerime inmeyeceğini nasıl bilebilirdim?"

Aslında hep biliyordu bunu, o sırça fanusun içinde boğulacağını ve sonunda da engel olamadı 30 yaşında, benim şu an olduğum yaşta tamamen boğuldu o fanusta.

" Kafamda akıl namına ne kalmışsa onu kullanarak bedenimi tuzağa düşürmem gerekiyordu. Yoksa beni elli yıl boyunca o ahmak kafesinde hiçbir anlamı olmayan bir yaşama mahkûm edecekti."
Yaşamın neresinden dönülürse kâr demişti Nilgün Marmara, sanırım bu alıntıdan ilham aldı.

18.12.2018
60 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Üç Kadın; acı, hayal kırıklığı, yalnızlık, mutsuzluk ve kadınlık hallerini anlatıyor bize. Bir doğum evinde karşımıza çıkan üç kadın, kendilerini anlatıyor bizlere, tüm kadınlarımız adına. Kadınlarımızın ne kadar mutsuz olduğunu gözler önüne seriyor her mısrasında Sylvia Plath.
Sylvia Plath, Amerikan edebiyatının, başarılı feminist yazarlarından biri olmasına rağmen, ne yazık ki yaşamında bu başarıyı çok görmüşlerdir ona. Önce babası sonra da anlayışsız kocası mutluluğu hep esirgemiştir şairimizden.
Üç Kadın, sade ve anlaşılır bir anlatımıyla okunmaya değer bir eser olarak ele alınmalıdır...

Yazarın biyografisi

Adı:
Sylvia Plath
Unvan:
Amerikalı şair ve yazar
Doğum:
Boston, Amerika Birleşik Devletleri, 27 Ekim 1932
Ölüm:
Londra, İngiltere, 11 Şubat 1963
Sylvia Plath (d. 27 Ekim 1932 Boston - ö. 11 Şubat 1963 Londra), ABD'li şair ve yazardır.

Trajik yaşamı ve intiharıyla tanınan Plath, aynı zamanda yarı otobiyografik bir roman olan ve depresyonu üzerine ayrıntılı bilgiler veren Sırça Fanus kitabının yazarı olarak bilinir. Anne Sexton ile birlikte, Plath gizdökümcü şiirin önemli isimlerinden biridir.

Hayatı

1932 yılında Alman bir baba ve ABD'li bir anneden, Massachusetts'te doğdu. Profesör olan babası 1940 yılında öldü. Plath ilk şiirini 8 yaşında yayımladı.

Plath, hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bir akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den summa cum laude derece ile mezun oldu.

Kazandığı Fulbright bursuyla Cambridge Üniversitesi'ne giderek çalışmalarını burada sürdürdü ve şiirlerini üniversitenin öğrenci gazetesi olan Varsity'de yayımladı. Plath burada 1956 yılında evleneceği İngiliz şair Ted Hughes'la tanıştı. Evliliklerinin ardından Boston'da yaşamaya başladılar. Plath, hamile kaldıktan sonra ise İngiltere'ye geri döndüler.

Plath ve Hughes, Londra'da kısa süre yaşadıktan sonra North Tawton'a yerleştiler. Çiftin Sylvia'nın kıskançlık krizleriyle başlayan sorunları bu dönemde başladı ve ilk çocuklarının doğumundan kısa süre sonra Sylvia Plath Londra'ya geri dönerek boşanma işlemlerini başlattı.

Kiraladığı evin eskiden İngiliz şair William Butler Yeats'e ait olduğunu öğrenen Plath bunu iyi bir işaret olarak değerlendirdi. 1962-1963 kışı Plath için çok zor geçti. 11 Şubat 1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.

İntiharıyla ilgili olarak kocası Ted Hughes eleştirilere maruz kaldı. Hughes yıllarca bu konuda konuşmadı. Daha sonra anılarını yayımladı.

1963 yılında daha 30 yaşındayken intihar eden Plath’ın hayatı, Oscarlı oyuncu Gwyneth Paltrow’un ünlü şairi canlandırdığı “Sylvia” filmine de aktarıldı.

Plath’ın Türkçe’ye çevrilen eserleri arasında bulunan “Sırça Fanus” adlı romanı, birçok kişi tarafından ilk Amerikan feminist romanı olarak değerlendirilir.

Yazar istatistikleri

  • 1.340 okur beğendi.
  • 4.294 okur okudu.
  • 180 okur okuyor.
  • 3.386 okur okuyacak.
  • 102 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları