1000Kitap Logosu
Sylvia Plath

Sylvia Plath

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
7.9
2.570 Kişi
8,6bin
Okunma
1.984
Beğeni
54,6bin
Gösterim
Unvan
Amerikalı şair ve yazar
Doğum
Boston, ABD, 27 Ekim 1932
Ölüm
Londra, İngiltere, 11 Şubat 1963
Yaşamı
Sylvia Plath (d. 27 Ekim 1932 Boston - ö. 11 Şubat 1963 Londra), ABD'li şair ve yazardır. Trajik yaşamı ve intiharıyla tanınan Plath, aynı zamanda yarı otobiyografik bir roman olan ve depresyonu üzerine ayrıntılı bilgiler veren Sırça Fanus kitabının yazarı olarak bilinir. Anne Sexton ile birlikte, Plath gizdökümcü şiirin önemli isimlerinden biridir. Hayatı 1932 yılında Alman bir baba ve ABD'li bir anneden, Massachusetts'te doğdu. Profesör olan babası 1940 yılında öldü. Plath ilk şiirini 8 yaşında yayımladı. Plath, hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bir akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den summa cum laude derece ile mezun oldu. Kazandığı Fulbright bursuyla Cambridge Üniversitesi'ne giderek çalışmalarını burada sürdürdü ve şiirlerini üniversitenin öğrenci gazetesi olan Varsity'de yayımladı. Plath burada 1956 yılında evleneceği İngiliz şair Ted Hughes'la tanıştı. Evliliklerinin ardından Boston'da yaşamaya başladılar. Plath, hamile kaldıktan sonra ise İngiltere'ye geri döndüler. Plath ve Hughes, Londra'da kısa süre yaşadıktan sonra North Tawton'a yerleştiler. Çiftin Sylvia'nın kıskançlık krizleriyle başlayan sorunları bu dönemde başladı ve ilk çocuklarının doğumundan kısa süre sonra Sylvia Plath Londra'ya geri dönerek boşanma işlemlerini başlattı. Kiraladığı evin eskiden İngiliz şair William Butler Yeats'e ait olduğunu öğrenen Plath bunu iyi bir işaret olarak değerlendirdi. 1962-1963 kışı Plath için çok zor geçti. 11 Şubat 1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti. İntiharıyla ilgili olarak kocası Ted Hughes eleştirilere maruz kaldı. Hughes yıllarca bu konuda konuşmadı. Daha sonra anılarını yayımladı. 1963 yılında daha 30 yaşındayken intihar eden Plath'ın hayatı, Oscarlı oyuncu Gwyneth Paltrow'un ünlü şairi canlandırdığı "Sylvia" filmine de aktarıldı. Plath'ın Türkçe'ye çevrilen eserleri arasında bulunan "Sırça Fanus" adlı romanı, birçok kişi tarafından ilk Amerikan feminist romanı olarak değerlendirilir.
Sırça Fanus
OKUYACAKLARIMA EKLE
Ariel ve Seçme Şiirler
OKUYACAKLARIMA EKLE
Günlükler
OKUYACAKLARIMA EKLE
Üç Kadın
OKUYACAKLARIMA EKLE
Suyu Geçiş
OKUYACAKLARIMA EKLE
Kiraz Hanım'ın Mutfağı
OKUYACAKLARIMA EKLE
Mary Ventura ve Dokuzuncu Krallık
OKUYACAKLARIMA EKLE
Temmuz Gelincikleri
OKUYACAKLARIMA EKLE
Ariel
OKUYACAKLARIMA EKLE
Çizimler
OKUYACAKLARIMA EKLE
Daddy
OKUYACAKLARIMA EKLE
The Mirror
OKUYACAKLARIMA EKLE
Metaphors
OKUYACAKLARIMA EKLE
The Bell Jar
OKUYACAKLARIMA EKLE
540 syf.
·
35 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
"Benim hayatımın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim? Bilmiyorum ve korkuyorum. Asla istediğim bütün kitapları okuyamayacağım; olmak istediğim bütün insanlar olamayacağım ve yaşamak istediğim bütün hayatları yaşayamayacağım." Hayatı boyunca binlerce kez bunları düşünen ve "Bu kadar fazla düşünmeseydim çok daha mutlu olurdum," diyen güzeller güzeli Sylvia... Çocuk yaşta babasını kaybeden, annesiyle arasına duvarlar ören, anlaşılmayı beklerken anlamayı reddeden, çok zeki bir kadın Sylvia... Herkesin imrendiği okullarda burslu olarak okuyan, beyaz atlı prensini bulana kadar fırtınalı bir hayat yaşayan, hep baba sevgisinin yokluğunu hisseden, "Yazmazsam, yazamazsam Sylvia olamam" diye kendini büyük bir kısırdöngünün içine hapseden bir kadın Sylvia... Deliler gibi aşık olarak evlendiği eşi Ted Hughes'un büyük kısmını sansürleyerek ilk kez yayımlattığı Günlükler, Slyvia Plath'ı anlatmış bir nebze de olsa bizlere. Bazen yazdıklarıyla, bazen yazamadıklarıyla, bazen de sustuklarıyla... Otuz yıllık yaşamına unutulmaz eserler sığdıran müthiş bir kalem, muazzam zekâsıyla kendine hayran bıraktıran çok özel bir kadın Sylvia... Çok dokunaklı, hüzünlü bir okumaydı, yer yer boğazınıza oturan yumruyla başbaşa kalınan bir okuma... Önyargıyla değil empati yapılarak okunmayı hakeden bir eserdi kesinlikle. Herkesin tek bir hayatı var yaşaması gereken acısıyla, tatlısıyla, hüznü, mutluluğuyla... Ne şekilde yaşamak ise kişinin tasarrufunda olan bir süreç. Yargılamak, eleştirmek kimsenin haddi değil. Bu dünyadan bir Sylvia Plath geçmiş, kâh ağlamış, kâh gülmüş ve bir yerde artık ne düşünmek istemiş, ne ağlamak, ne gülmek, sadece susmak istemiş, susmak ve susmak...... Sevgiyle Sylvia...
Günlükler
8.6/10
· 533 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
3
172
256 syf.
·
13 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
İNCELEMELER #10
"Karanlığın sızdığını görüyor musunuz çatlaklarımdan? Tutamıyorum içimde hayatımı." Kitaptan bahsetmeye başlamadan önce sizlere birazcık Plath' den bahsetmek isterim; Sylvia Plath 27 Ekim 1932 yılında Boston' da ailenin ilk çocuğu olarak doğar. Annesi Avustralyalı babası ise Alman'dır. Babası Boston Üniverstesinin biyoloji bölümünde profesördür. Plath henüz sekiz yaşındayken babasını kaybeder. İlk şiirini de sekiz yaşındayken babası için yazar ve bir dergide yayımlanır: "Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya, yeniden doğuyor açınca gözlerimi, kafamın içinde yarattım seni galiba." Babasının ölümünden sonra maddi sıkıntılardan dolayı annesi öğretmenlik yapmaya başlar. Plath' in annesi fedakâr olduğu kadar da mükemmelliyetçi bir kadındır da. Kızından hep mükemmel olmasını bekler. Plath hep mükemmel olmaya çalışır eğitim hayatını burslar kazanarak bitirir. Smith Collage'de ondan başkasına verilmeyen başarı belgesiyle mezun olur. Katıldığı bütün edebiyat yarışmalarında iyi dereceler alır. Bütün başarılarına rağmen annesine yetemez. Annesinin mükemmelliyetçilik baskıları ve kendisini küçük yaşta terkeden babasına duyduğu öfke ile büyür şair. İçine kapanır öyle ki küçük yaşta manik depresif bozukluk tanısı konulur. 1950 yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirir ve bir akıl hastanesine yatırılır ve psikolojik tedavi görür. "Ama beni kefenden çıkardılar, tutkalla geri yapıştırdılar parçalarımı." Plath üniversite de hayatının aşkı olan Ted Hughes'la tanışır. Ted de Plath gibi şairdir, birbirlerinin şiirlerini ve yazılarını eleştirerek fikir alış verişinde bulunurlar. Küçük yaşta babasını kaybeden Plath için Ted çok önemlidir. Ted, Plath'in hayatında hep eksikliğini hissettiği erkek figürüdur. Bu yüzden de Ted'in bütün görüş ve düşüncelerine çok önem verir. Ted ile tanıştıktan kısa bir süre sonra, 1956 yılında evlenerek Boston'a yerleşirler. Aynı yıl Plath hamile kalır ve İngiltere'ye dönerler. Bunun üzerine evliliklerinde Plath'in kıskançlıklarından dolayı sorunlar yaşanmaya başalar. İlk çocuklarının doğumundan sonra araları iyice açılır. Plath, Ted'in öğrencilerinden biriyle birlikte olduğunu öğrenir ve giderek Ted'e karşı güvenini yitirir. Bu sorunu çözmelerinin ardından taşınırlar. Yeni evlerinde komşuları David ve Asya ile dost olurlar. Ancak bu durum Asya ve Ted'in ilişkilerinin başlangıcı olur. Ted' in Asya' ya olan ilgisini farkeden Plath boşanma kararı alarak ve Londra'ya gider. Bu ayrılığın üzerine bir kere daha bir araya gelen çiftin bir çocukları daha olur. Ancak bu kez de Plath'in ruhsal bozuklukları Ted' in ondan soğumasına neden olur. Plath'i yarı yolda bırakır ve devamlı olarak aldatır. Hayatının aşkıyla karşılaştığını belki de iyileşeceğini düşünen Plath bir anda kendisini evde çocuk büyüten dışarıda nerelerde gezdiğini bilmediği kocasını bekleyen bi kadın olarak bulur. Bu ilişki Plath'e yarardan çok zarar getirir. Yaratıcılığının gerilediğini ve kısıtlandığını hisseder. "Bir fırtına kuşunu sevmeliydim seveceğime seni; Hiç değilse baharda göğü şenlendirir gelirdi. Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi. Sanıyorum kafamdan uydurdum seni." Sanata ve yazının her türüne aşıktır Plath. Daha iyi yazma hırsı onu daima yetenekleri konusunda kuşkuya düşürür, tabi bu kuşkuda mükemmelliyetçi bir annenin çocuğu olması da etkilidir. Bu kuşkuyla yalnızlaşır, içine kapanır ve hayatında yaşadığı bunalımların nedenlerinden biri de budur. Bulunduğu ortamlarda eşi Ted'in şiirleriyle ondan hep bir adım önde olmasıyla mücadele eder. Hem iyi bir şair olmalı, hem güzel bir kadın, iyi bir anne, sevgili... Bütün bu vasıfları ruhunda barındırmalıdır. Bu baskılar içinde boğulur Plath. Plath'in daha çocuk yaşlarda başlayan başlangıçta aile içi olan karanlık deneyimleri onu kendini yok edişe sürükler. Çocuklarını alıp Ted ile yollarını ayıran şair, Ted'e olan duygularını bitiremez. 1963 şubatında Ted ile görüşen Plath her şeyi unutmayı teklif eder, ama Asya'nın hamile olduğunu ve onu öylece bırakamayacağını söyler Ted. Bunun üzerine 11 şubat 1969 tarihinde intihar etmeye karar verir. Çocuklarını uyutur, başuçlarına ekmek ve sütlerini bırakır. Pencereyi sonuna kadar açar odanın kapısını aralığından hava geçmeyecek biçimde bantlar. Mutfağa gider ve fırının gazını açıp kafasını içine sokar... İntihar etmeden önce diğer intiharlarının aksine sanki kurtarılmayı istermişçesine yanına bir not bırakır. Notta Doktor Hordr' u ara yazmıştır ve altına telefon numarasını eklemiştir. Ancak o gün hizmetli işine geç kalır... "Ölmek, ölmek bir sanattır her şey gibi. Eşsiz bir ustalıkla yapıyorum bu işi. Öyle ustaca ki insana korkunç geliyor, öyle ustaca ki gerçeklik duygusu veriyor. Bu konuda iddalıyım sanırım." *** Sırça Fanus Path'in intihar etmeden bir ay önce yazdığı roman. Kitap Ester' in bir moda dergisinin yaptığı slogan bulma yarışmasını kazanması üzerine New York'ta iş imkanı verilmesinin adından gelişen olayları silsilesi ile gençlik romanlarını andıran bir tarzda başlıyor. Kitap ortalarına doğru Ester'in dağınık ruh hâlleri ve bozulmuş psikolojisiyle Plath'in manik depresifliğini anlattığı yarı otobiyogdafik tarzda devam ediyor. Plath' in intihar etmden önce doktorunun aranmasını istediği not gerçekten çok dokundu bana. Kitapta da Ester onu intihar düşüncesinden vazgeçirmesi için papaza gitmeyi düşünmüştü. Ah be Sylvia... Belki de birinin seni kurtarmasını, seni duymasını istedin sadece. Ben seni duydum Sylvia, hatta duymaktan öte en derinlerimde hissettim seni. Ama artık çok geç... Mümkünse, iyi okumalar.
Sırça Fanus
7.8/10
· 6,2bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
6
55
540 syf.
Nereden başlanır ki buna? Kitap bitti. Bomboş duvara baktım. İzledim... Müzik falan da yok bu sefer. Sessizlik istiyorum sadece. Gözyaşlarım ve sessizlik. Bu evde mümkün değil tabiki bu. Yazmak için geceyarısını bekleyeceğim dedim. Ama işkenceydi bu kendime. Ruhum bedenimden ayrılıyordu sanki. Nefes alamadım. Gerçekten alamadım. Tuvalete koştum. Elimi yüzümü yıkayıp bıraktım kendimi. Hıçkıra hıçkıra ağladım. Ağladığımı kimse görsün istemem ben. Birkaç kişi görmüştür. Hatta hiç ağlayıp ağlamadığımı soran arkadaşlarım olmuştu. Al işte. Annem girdi odaya. Gece yarısını bekleyemeden yazmanın cezası. Kapıyı neden kapatmışım. Kafamı ona çevirmeden cevap verdim: "Ses geliyor" dedim. Bakarsam ağladığımı görür, binbir türlü soru sıralardı. Neyseki açıköğretim okuyan biriyim. "Ders mi çalışıyorsun?"dedi. " Evet. " dedim. Ve kapıyı kapatıp gitti. Rahatım artık, geceyi beklemeden yazabilirim. Hep böyle oluyor işte. Onları düşünmekten, görmesinler diye bir şeyleri gizliyorum. Görüp de üzülmesinler diye. Sorarlarsa gizleyemem söylerim çünkü. Söylersem, anlatırsam üzülürler diye. Seviyorum ailemi, onlar beni ne kadar üzseler de seviyorum. Sylvia nefret etmiş annesinden. Babasını uzaklaştırdı diye. Bu yüzden bir sürü flört edinmiş babayı bulmak için. Ayrıca annesi bakire olarak evlenmen gerek diye baskı yaptıkça, o daha çok erkekle birlikte olmuş evlenene kadar, annesine nefreti yüzünden. Kuklayım bende. İplerim babamın elinde. Ne yana çekerse oraya doğru hareket halindeyim. Annemde sanardım ipler küçükken, babam her şeye izin verir annem vermezdi. Oysa annem için her şey netti. Ya var ya yok. Babam için öyle değil. " Bizden ayrı yaşaman doğru değil. Ailesiz bir hayatta yaşanmaz. Ailenden uzaklaşırsan mutlu olamazsın. Zaten gittiğin yerde sana destek olacağımızı sanma. Rizedeki gibi her ağladığında annen gelecek sanma. Zor zamanında bizi yanında bekleme. Ancak hayat tabiki senin hayatın. İstediğin yere tayin isteyebilirsin." diyen bir babam var şu günlerde. Bana gidemezsin dese benim bu kadar canım yanmaz. Ama yapayalnızsın Sema sen hep öyleydin demek değil mi bu? Çocukken de yalnızdım. Ben hep yalnızdım. Yanlış anlaşılmasın çevrem geniş, çok arkadaşım vardı benim. Şu an herkesi uzaklaştırıyorum hayatımdan. Dayanamıyorum artık. Çünkü onların beni düşünüp umursuyormuş, beni seviyormuş gibi yapması canımı yakıyor. Çünkü gerçekten kimse sevmiyor beni. Hiç kimsenin umrunda değilim ben. Anne ve babamın bile umrunda değilim sanki... Hepsi bencil, herkes bencil... Ben bencil olamıyorum. Bencilce davranıp sadece kendimi düşünmek bana acı veriyor. Bunu yapamadığım için daha çok batıyorum bataklıkta sanki... Kitabı okurken bugün evin yanındaki parka gittim. Çocukluğumun geçtiği parka... Kahve de aldım evden, kulaklık kulağımda okuyordum kitabı. Kafamı kaldırdım. Üstümde çam ağaçları... Kulaklığı çıkardım. Öten kargalar... Sesleri pek hoş olmasa da insana huzur veriyor. Az ileride çocuk parkı var. Çocuklar oynuyor. Ne kadar masumlar. Bende bir zamanlar oynardım o parkta. O zamanlar sevincim, mutluluğum vardı. Umutlarım vardı. Şimdi hepsi yok olmuş durumda. Umut kırıntıları ile yetiniyorum. Sürekli yok olmak için debelense bile ben onlar var olsun diye çırpınıyorum... Sylvia'nın çığlıklarını duyuyorum. Hissediyorum. O; bir cinsel obje olarak görülmek istemiyor. Sevilmek istiyor. Ne kadar fiziksel olarak güzel olduğunu düşünmese de, bir sürü erkekle flört ediyor. Aradığını bulamıyor. Ta ki evlenene kadar... Böyle birini bulmak zor. O kadar zor ki seni sadece sen olduğun için seven birini bulmak. Seni bedenen değil sadece ruhen de sevecek birini bulmak... Sylvia anne olmaktan korkuyor. Böyle bir sorumluluğu almaktan, çocuğuna iyi bir anne olamamaktan korkuyor. Ben de sürekli anne olamayacağımı düşünürüm. Bunun hayalini hiç kurmadım çünkü. Evlilik hayalim de hiç olmadı. Bunlar için sevilmek gerek. Karşılıklı olması lazım. Benim için böyle. Sevilmediğim için düşünmüyorum. Kaldı ki bu karmakarışık halimle biriyle olmak fikri bana yanlış geliyor. Kendi cehennemimde kimseyi beraberimde yakmaya hakkım yok benim. Sylvia tutkuyla sevdiği bu adam tarafından defalarca aldatılmış. Aslında yaşama sarılma sebebiymiş Ted. Yok edilmiş... Neden aldatıyor ki ? Dürüst olsa ne olur? Yalvarıyorum herkese; karşınızdaki insan sizin gibi olmayabilir. Bir insana seviyorum seni derken, bu anne, baba, kardeş, dost, arkadaş bile olsa ki aşık olduğunuz kişiyi söylememe gerek bile yok, gerçekten hissediyorsanız bunu söyleyin. Değerli ise o kişi bunu yapın. Sevmiyorsanız da bunu dürüstçe söyleyin. Onu istemediğinizi deyin. Bu diğer türlü yalanlardan daha çok can yakar. Defalarca arkadaşları tarafından aldatılmış, sahteliklerle dolu bir çevresi olan biriyim ben. Kimse tarafından bir önemi olmayan bir hayalet. Kimse tarafından farkedilip görülmeyen... Sevgilim oldu. Canımı yakan şeyler yaptı. Ama dostlarım kadar yakmadı canımı. Acıtmadı. O bile bir yerde dürüsttü. Seni hiç sevmedim ki diyebildi mesela. Ama dostum dediğim insanlar, gözümün içine baka baka yalan söylediler. Bu benim canımı daha çok yakmıştı. Şimdi bunlar benim zayıflıklarım. Onları yazıyorum buraya. Dışarıda zırhımı kuşanmış sert ve hiçbir şeyi umursamayan insan olmaktan yoruldum. Bunları yazdırıyor okuduğum Sylvia. İçimde bitmek bilmeyen yalnızlık korkusunu da yüzüme vurdu tekrardan... İntihar etmeyi sıkça düşünürüm. Yapamayacağım bir şey bu. Anne ve babamı üzmemek için yine. Kardeşim de var tabiki. Tavsiyelerde falan bulunmasın kimse bana. Yeterince dinledim, kendi kendime de yaptım. 17 yaşından beri de yapıyorum. Bir işe yaramıyor. Korkak, güçsüz ve acizim. Kabulleniyorum... Şimdi nefes alabiliyorum işte. Sylvia'yı anlayıp hissediyorum. Benzetiyorum biraz kendime. Onun gibi olmam elbet mümkün değil. Onu şimdi daha iyi anladım. Kitabı okurken gözümün önünde fırında yaşamına son verdiği fotoğrafı belirdi hep. Nasıl bir acıdaydı biraz olsun anladım. Yaşamının sonundaki notlar yok. Yok edilmiş bazıları. Onunla ilgili ve aldatılmasının sonuçları, nasıl olduğu ile ilgili yazılanlar da şunlar: milliyet.com.tr/Sylvia-Plath-kimdir... kulturservisi.com/p/sylvia-plathin-ka... O muhteşem, taparcasına sevdiği adam tarafından aldatılmasının yanında şiddet dahi gören bir insan. Annesine olan öfkesi, birçok şeyi sorgulaması, varoluşu benliği kafasında kurması ile son veriyor her şeye. İnsan içten içe çığlık atar, kimse görmez. Çünkü umrunda değil kimsenin. Sadece suçlarlar birilerini. Şu an çok yoruldum. Daha fazla yazamayacağım. Yazmayım da zaten. Huzurluyum. Sizlerden özür diliyorum ve üzgünüm. Size kendimi yazdım gereksiz hassaslık biraz. Ancak rahatlamam için bu gerekliydi. Kusuruma bakmayın... Ek bilgi: Sylvia Plath, Virginia Woolf'tan oldukça etkilenmiş.Virginia'nın intiharı ve yazdıkları büyülemiş onu. Sonunda kendisi de intihar ediyor ve bunun devamında, Nilgün Marmara'yı görüyoruz. O da sonunda intiharı seçiyor. Bu sanki zincir gibi... Umarım bu zincirin son halkasıdır.
Günlükler
8.6/10
· 533 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
30
297