Syrie James

Syrie James

8.1/10
9 Kişi
·
21
Okunma
·
1
Beğeni
·
813
Gösterim
Adı:
Syrie James
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Poughkeepsie, New York, Amerika Birleşik Devletleri
Vaftiz adlarımızı da ciddi olarak düşündük. Kendimizi kadın olarak duyurmak istemiyorduk, ama aynı zamanda, çok kesin biçimde erkek isimleri de kullanmak istemiyorduk, çünkü bu düpedüz yalan olurdu.
Syrie James
Sayfa 134 - Everest - Ağustos - 2013
Kız kardeşlerimle ben evin yarı yolundaydık ki Emily birden, ''Peki ya Bell ?'' dedi.
''Bell mi ?''
''Edebi soyadımız olarak,'' diye açıkladı Emily. ''Bay Nicholls'ın göbek adı sanırım annesinin kızlık soyadı. Şimdi onu görünce ve çanları duyunca aklıma bu geldi. İsimsiz 'Bell erkek kardeşler' olabiliriz.''
Syrie James
Sayfa 139 - Everest - Ağustos - 2013
Büyük heyecanla, küçük kitabımızı hazırlamaya başladık. Benim on dokuz ve Emily'yle Anne'in yirmi birer şiirini seçtik. Başından beri taslağı takma adlı üç yazarın eseri olarak sunmakta anlaştık ve takma ad seçimi üzerinde çok düşündük.
''Eğer Bronte olamıyorsak, en azından B ile başlayan bir ismimiz olsun,'' dedi Anne.
Syrie James
Sayfa 134 - Everest - Ağustos - 2013
Sonunda,vaftiz adlarımız için, Currer, Ellis ve Acton'da karar kıldık.
Syrie James
Sayfa 135 - Everest - Ağustos - 2013
Bir roman, yeni ve tanınmayan bir yazardan bile olsa , aranan bir ürün olabilirmiydi ? Eğer öyleyse, belki benim gibi ücra bir tepe köyünde yaşayan, edebi dünyayla hiçbir bağlantısı olmayan, bir rahibin kızının da, bir nebze başarıda, her ne kadar alçak gönüllü olursa olsun, şansı olabilrdi.
Syrie James
Sayfa 155 - Everest - Ağustos - 2013
Kız kardeşlik bağı hafife alınacak bir bağ değildir ve kardeşim benim için hayatın ta kendisi kadar değerliydi.
O, kendisini pek az kişiye bağlayan, ama duyguları samimi ve derin biriydi; bir yeraltı deresi gibi, dar bir kanalda güçlü akan.
GÖZDÜR DÜNYAYI GEZEN AMA GÖNÜL BİRİNEN OLUR.

Bu inceleme 1 sene önce yazıldı. Bu kitapla birlikte, Rüzgar Gibi Geçti ve Jane Eyre benim için çok kıymetli eserler. Bu sene biraz daha eski kitaplarımı gözden geçirmek istediğim bir sene olsa da, yenilere de uzanıyor elbet bu ellerim. Aşkın, ayakta kalmanın, hayatta kalmanın kitabıdır bu. Bay Nicholls'lara gelsin.

Karşılaştığım ve satın aldığım için çok şanslı hissederek, çok ama çok severek, çoğu zaman da burnumun direği sızlaya sızlaya ve buruk bir mutlulukla okuduğum bir kitaptı. Buruktu çünkü yaşanan acılar kurgu değil gerçekti. Charlotte Bronte, ünlü klasiklerden Jane Eyre'ın yazarı. Kısa denebilecek bir ömre, çok güzel anılar biriktirmiş, bizlere de güzel kitaplar bırakmış bir İngiliz hanım. Onun hayatını araştıran, günlüklerini okuyan Syrie James bunları derleyip romanlaştırmış ve bizlere bu mükemmel kitabı yazmış.

1800'lü yıllarda ne çok insan hastalıklardan ölmüş! Kalp hissetmeyi bırakmaz. İnsan acıya da alışmıyor. Okuduğum her ölümle yapma be, gitme be, sen bari ölme yahu derken kıvırıştım. Elim yüzüm üzüntüden buruştu. Ah... Derin bir iç çekmeden ne yazılabilir ki?

Kitap, Charlotte Bronte'nin Gizlik Günlükleri adından anlaşılacağı üzere, onun hayatını ve hayatındakileri anlatıyor. Uğultulu Tepeler'in yazarı Emily Bronte, Agnes Grey'in yazarı Anne Bronte, Charlotte Bronte'nin kız kardeşleri. Bir de erkek kardeşleri Branwell var. Birbirlerini çok seven ve uyum içinde yaşayan kız kardeşler uzun bir süre erkek kardeşlerinin bazı tercihlerinden çok sıkıntı yaşasalar da bu sıkıntı anlarında birbirlerine destek olarak yazma kararı almış ve tarihe adlarını zarifçe yazdırmışlar. Şehre uzak yemyeşil bir köyde papaz babaları ile mütevazı bir hayat yaşamışlar. Ama meselenin ne yokluk ne uzaklık olduğunun birer canlı kanıtı olmak ister gibi hayatları boyunca okumuş, diller öğrenmiş ve başlarını dik tutmuşlar. Küçükken ölen iki kız kardeşleri de yaşasalardı onlar gibi yaşayışlarıyla saygı uyandıracak kızlar olurdu, buna eminim.

Köyde gönderilecek bir okul olmadığı için babaları onları birkaç yatılı okula göndermiş. Bu okullarda bazen öyle kötü karakterli öğretmenleri vardı ki okuduklarımla vicdanıma cam kırıkları battı. Ve onların olanlar karşısında çocuk yüreklerinin aldığı asil tavır beni inanılmaz şaşırttı. Düşünmeden edemedim, bu çocuklar neden bu kadar olgun?

Çocukluktan beri hep hikayeler uyduran, kendi krallıklarını kuran, bunları kendilerine özgü yazılarla hatıralaştıran bu yazarlar, yazarlığın öyle pat diye olmadığını, uzun bir zamanın antrenmanıyla bu ünvanın hak edildiğinin birer örneği olmuşlar.

Bu yoldaşlardan Emily Bronte hem hırçın, hem ağır, hem olgun, hem katı ama kesinlikle iyi bir yol arkadaşı imiş. Katı mizacı bazen kalp kırsa da yerinde kurduğu bazı olgun cümleler onun aynı zamanda ne kadar asil de bir insan olduğunu göstermiş. Jane Eyre yazıldığında o kadar büyük bir başarıya ulaşmış ki Charlotte Bronte mütevazı mizacıyla kardeşleri üzülmesin diye sevincini bastırmaya çalışmış. Fakat Uğultulu Tepeler ve Agnes Grey'in bu kadar başarılı olmaması gerçeği karşısında, Emily de Anne de kendilerine üzülmek yerine kardeşlerine sevinmeyi seçmişler.

Hastalıklar... Ne zor hayatlar yaşanmış. İnsan düşünmeden edemiyor, hayat yaşam denen şey başladığından beri hep zormuş. Değişen, bir şeyler kolaylaşırken başka şeylerin zorlaşması olmuş. Şu an birçok insan yalnızlığın pençesinde kıvranırken o zamanlarda da pek yalnızlık yokmuş. Kalabalık aileler, büyük YUVAlar varmış. Belki yemek az, ama kalpler sıcakmış. Şimdi en kötü makarna yer, aç kalmaz insan ama soğuk algınlığından ölen neredeyse yoktur. Ah diyorum neyi nasıl aktaracağımı bilemeden. İstiyorum ki bu kitap daha fazla okunsun. Ama yaşanan her olay öyle etkileyiciydi ki sürprizbozan verme endişesiyle sadece kıyıya kıyıya vuruyorum. Biri beni denize atabilir mi?

Ölümler o kadar çokmuş ki. Ordan burdan açan çiçekler gibiymiş. Ama kötü kokan, çirkin çiçekler. Bu ölümlerle, bazen yaşanan büyük mutluluklarla, kendimi bu tecrübeleri edinmiş biri gibi hissettim. Kitap okumanın en büyük artısı da bu zaten. Sıyrıksız tecrübe sahibi oluyoruz.

Gelelim aşka, biraz da güzel kokan çiçekler açsın. Şöyle her taraf yemyeşil, toz pembe çiçekler dört bir yanda, ruhumuz ince bir heyecanla uçalım değil mi? Charlotte'a öyle bir aşk geliyor ki bu süprizi bozsam mı bozmasam mı bilemedim :) Ama aşk üzerine biraz konuşabilir miyim: Aşık oldunuz diyelim. Bunun bir ömür boyu sürecek bir birlikteliğe dönüşmesi için neler yaparsınız? Karşınızdaki insanı bedeninden sıyırıp, ruhuyla ne kadar değerlendirirsiniz? Aşk sadece bir duygu işi değil, aynı zamanda bir karar işidir. Bir umuda tutunup, sonu meçhul bir bekleyişi kaçımız göze alabiliriz? Kaçımız bu kadar mangal yürekliyiz? Malum, insanlar vazgeçmeye o kadar meyilli ki aşklar da birçok arkadaşlık gibi zamana hapsedilerek yalan olmuş gidiyor. Gerçekten ''aşkım'' sözcüğünü derin bir saygı ve sevgiyle kullanan kaç kişi var? Vefasız insanlar neden aşktan bu kadar kolay bahsediyorlar? Neden bu sözcüğü sokağa düşürüyorlar? Kaçımız Bay Nicholls gibi olabiliriz? Okuyun da adam görün. Böyle birinin gerçek olması, böyle bir sevmenin yaşanmış olması hayatta iyi insanların olduğuna inancımı bir kez daha artırıyor ve inanıyorum güzel günler gelecek. Bay Nicholls'ın derin aşkı beni o kadar etkiledi ki şu şiir aklıma geldi:

''Bekliyorum, yıllar geçti aradan
Herkes geldi, geçti, gitti buradan
Sensiz geçen tüm günlerim sıradan
Ve beklemek güzel şey, beklenen sen olunca''

Vay be... Ekmek Teknesi diye bir dizi vardı bilirsiniz, orada Herodot Cevdet'in anlattıklarıyla aşka gelen bir karakter vardı ''Alllllllahh'' derdi :) Şu an derin bir Allllllah çekesim geldi :)

Çok güze bir kitaptı, Jane Eyre'ı okuduktan sonra mutlaka ama mutlaka bu kitabı da okumalısınız. Sevgiyle kalın.
Charlotte Bronte, Emily Bronte ve Anne Bronte. 1800'lü yılların ilk yarısında yaşamış ve isimleri Dünya Edebiyat Tarihine altın harflerle yazılmış olan üç kız kardeş. Bu kitapta, onların kısa süren yaşamlarının dramatik hikayesi, abla Charlotte'un anlatımıyla bize aktarılıyor.

Kitap , Charlotte'un yazdığı günlüklerden oluşmaktadır. Kitabın yazarı bu günlükleri derleyip birleştirerek bir roman havasında bize sunmaktadır. Ayrıca yazılanların tamamının gerçek olduğu, bağlantı yapmak ve kurgulamak amacıyla, sadece bir kaç cümle kendisinin eklediği, yazar tarafından önsözde ifade edilmektedir.

İngiltere'nin ücra kırsal köşelerinden birinde bulunan ''Haworth'' adlı bir köyde mütevazi olarak yaşayan ve bir papazın kızları olan bu üç kardeşin yaşam hikayelerini okurken, aynı zamanda da, başta dünyanın en iyi romanlarından ikisi ''Jane Eyre'' ve ''Uğultulu Tepeler'' olmak üzere, ''Agnes Grey','' Villette'', Shirley'', ''Tenant of WildfelL Hall ( Wildfell Hall'ın Kiracısı)'' ve ''Profesör'' adlı eserlerin yazılma ve basılma hikayelerinden de geniş bir şekilde bilgi sahibi olunmaktadır.

Kitap , Charlotte Bronte'un direkt olarak kendi yazdığı romanları aratmayacak düzeyde akıcı bir şekilde yazılmış olup, bir günlük değilde sürükleyici nitelikte bir roman görünümünde olma özelliği taşımaktadır. Bu yüzden baştan sona kadar büyük merak içerisinde ve kolayca okunmaktadır.

Hayatları kısacık olsa da, dünyaya böylesine büyük,ölmez ve muhteşem eserler bırakan bu kardeşlerin yürek dağlayan dramatik yaşamlarının hikayesini anlatan bu müthiş kitabı ben çok etkilenerek ve beğenerek okudum. Kesinlikle okunmasını herkese tavsiye ediyorum.
Cancağzım Charlotte!
Kitap karakterlerini sevmek, normal.
Yazarları sevmek, normal.
İkisiyle kol kola girip beş çayı içmek, eh, Charlotte ile tanışınca mecbur! Ne yazık ki ömrü kısa olan Charlotte Bronte ve yazdığı her kitapta kalbe dokunan karakterler ve kendi karakterinde hayatından, nefeslerinden izler bulmak mümkün. Profesör, Jane Eyre ve Vilette ve hala dilimize çevrilmeyen Shirley. Yetenekli Bronté kardeşlerinin hepsinin ömrü kısa, ne yazık ki. Ama belki de bu kiminin eserlerini daha bir paha biçilemez yapmıştır. Ama bunun Charlotte için geçerli olduğunu düşünmüyorum. Aralarında en uzun yaşayan kardeş olan Charlotte yazdığı her kitapta bir adım öteye gitmeyi başaran, dilini belki de birçoklarına ilham kaynağı olacak şekilde kullanmış.
Evet.
Gizli Günlükleri okurken tam olarak böyle düşünüyorsunuz. İlk olarak hemen bir 'Charlotte? Orada mısın?!' ardından 'Ah, yazar sana çok özenmiiiiş!' nidasıyla devam ediyorsunuz. Belki de bu denli kalbe dokunmasının nedeni budur. Eğer ilk olarak sevgili yazarımızın kitabını okur ve ardından buna geçiş yaparsanız arkadaş listenizde önemli değişikliklere gidebilirsiniz. Hazır olun!
Aşk var mı aşk diye yakınan olur belki.
Evet, kalbinizden taşacak bir aşk var, ama sırf onun için okumak Charlotte'a haksızlık olur azizim!
Jane Austen'in günlüğü şeklinde kendi ağzından yazılmış güzel bir romandı. Gerçek mekan ve ayrıntıların arasına kurgu eklenerek oluşturulmuş bir hikayesi var.
Jane Austen'ın hayatı hakkında bir çok ip ucu veriyor. Komple hayatı olmasa da; kitaplarını yazarken kendi ve çevresinde ki kişilerden etkilenerek ve hatta zaman zaman nerdeyse birebir olarak o karakterleri kitaplarına uyarlamış olduğunu anlıyoruz.
Yazarlar arasında ki bir ayırım olan; kimi yazarın tamamen hayal gücü ile yazdığı veya yaşanmışlıklardan esinlenerek kitap yazılırın en net örneğidir Jane Austen. Ben de kendisine katılıyorum ve yaşanmışlıklar olmazsa, yazar çok kolay yazamaz ve bir de tartışılan bir konu ise, acı çekmeden yazılma??? Doğru mu? Siz söyleyin:))

Yazarın biyografisi

Adı:
Syrie James
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Poughkeepsie, New York, Amerika Birleşik Devletleri

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 21 okur okudu.
  • 43 okur okuyacak.