Taşkın Tuna

Taşkın Tuna

Yazar
8.5/10
264 Kişi
·
750
Okunma
·
91
Beğeni
·
4457
Gösterim
Adı:
Taşkın Tuna
Unvan:
Yazar, Bürokrat ve Fizik Yüksek Mühendisi
Taşkın Tuna, bürokrasinin üst kademelerinden gelen bir yazardır. 1962 yılında Ankara Fen Fakültesinden Fizik Yük. Müh. olarak mezun oldu. Daha sonra DMİ Genel Müdürlüğüne geçen Tuna, Almanyada staj ve eğitim aldı. 1969 yılında İngilterede Reading Üniversitesinde yüksek lisans eğitimi gören Tuna, burada Master düzeyinde ihtisas yaptı. Yurda dönüşünde ODTÜde öğretim görevlisi olarak çalıştı. ABDde çevre sorunları konusunda da eğitim gören Tuna, 1987-1991 yılları arasında İngilterede Avrupa Meteorolojik Tahmin ve Araştırma Merkezinde uzman olarak hizmet verdi. Daha sonra Yurda dönen Taşkın Tuna Çevre Bakanlığına Genel Müdür olarak atandı ve burada da 3 yıla yakın bir süre çalıştıktan sonra emekli oldu.rnrnTuna’nın ses getiren kitapları arasında, ‘OKU AMA NEYİ’ Şule Yayınları tarafından kısa sürede sekizinci baskısı yapılmış ve geniş bir okuyucu kütlesi tarafından beğeni ile karşılanmıştır.rnrnTaşkın Tunanın, 1945-1960 yıllarındaki siyasi çalkantıları kapsayan ‘ADNAN MENDERES’İN ANILARI’ adlı bir kitabı da Şule yayınevi tarafından Ekim 2002 tarihinde basılmış ve çok satan kitaplar listesine girmiştir.rnrnYazarın SON BASAMAK adlı çalışması, 2003 Nisan ayı ortalarında piyasaya çıkmış ve basında geniş yer almıştır. SON BASAMAK, daha çok bilimsel gerçekleri; bu arada uzay, zaman, yaratılış ve atom altı parçacıkların davranışlarını ele alan bir popüler bilim kitabı olarak değerlendirilebilir.rnrnTuna’nın 2003 yılı sonlarında çıkan bir diğer kitabı da ‘BİR ELMA İKİ AYNA’ ismini taşıyor. Bu eserde Tuna, asırlara imzasını alan bazı öncü sufîlerin hayat hikâyeleri ile günümüze kadar ulaşan fikir ve düşünce tomurcuklarını sergiliyor.rnrnTaşkın Tuna, ‘BİR ÇARPI BİR’ adındaki eserinden sonra, bu kez Big Bang konusuna el attı. Evrenin yaratılışı, zamanımızdan yaklaşık 14 milyar yıl önce çok sıcak, çok yoğun bir madde ve enerji yumağının, birdenbire uzay boyutlarına taşması ile oluşan kozmik fırtınanın, akıllara idraklere ve zihinlere sığmayacak kadar muhteşem bir mucizenin, imanlı yürekleri titreten esintisidir! OL DEDİ OLDU isimli bu çalışmasından sonra ‘Büyük Patlama’nın ikinci kitabı da okuyucularla buluştu. ‘OL DEDİ OLDU’ ‘ama nasıl oldu?’ İşte bu soruyu ikinci kitapta bulacaksınız. Kara delikler, UFO’lar, uzayda hayat arama girişimleri, paralel evrenler, zaman ve zamanda yolculuk kavramı ve nihayet canlılık. Ve sonra ölüm! Yani kıyamet!rnrnTuna, 2007 yılında uzun yılların araştırmalarına dayanarak hazırladığı ‘Muhammedi Bilinç’ adlı kitabıyla, maddenin esasını bilinç boyutunun penceresinden bakarak anlatıyor. Madde, enerji, evren, uzay ve zaman konularında alışılmadık bir bilincin varlığı fizikî gerçeklerin nefes kesen yorumlarıyla şekil ve vücud buluyor. Önce ‘hayret’, daha sonra da ‘hayranlık’ vadisinde dolaşmak isteyenlere harika bir yapıt.rnrnGele gele geldik, 2008 yılına! Muhamedi Bilinç’in ikinci kitabı yerine, “ÖLÜ KÖPEĞİN GÜZEL DİŞLERİ” adlı yeni bir çalışma ile Tuna karşımıza çıkıyor. Sabır, sevgi, hoşgörü, güven, yardımlaşma, dayanışma; özetle İslamî Ahlak anlayışı çerçevesi içinde “sıratı mustakim” istikametinde bulunmak! Biraz zor, ama temiz vicdanlara çok kolay gelen bir çizgi!rnrnBu çizgide bulunanlar, hep güzel dişleri görürler de ondan!rn
İsmine ister "fark", ister "Şehadet", ister "Mülk", ister "Nâsût", ister "Halk", ister "hariç", ister "fizik" denilsin bu izafî âlem içinde yüce Yaratıcı'nın esmasından (isimlerinden) başka hiçbir şey yoktur. Çünkü ilk (Evvel) odur, son (Âhir) odur, iç (Bâtın) odur, dış (Zâhir) odur.
Taşkın Tuna
Sayfa 33 - Şule Yayınları/ Temmuz 2014
Hani demişler ya,''İnsan düşünen bir hayvandır.''diye! Ben burada biraz da mizahi bir yaklaşımla ''Sadece kendini düşünen insan, hayvandır.'' diyorum.
Aşk ve arkadaşlık bir gün yolda karşılaşırlar. Aşk, kendinden emin bir şekilde sorar:
- "Ben senden daha samimi ve daha cana yakınım, sen niye varsın ki bu dünyada?"
Arkadaşlık cevap verir:
- "Sen gittikten sonra bıraktığın gözyaşlarını silmek için..."
Taşkın Tuna
Sayfa 100 - Şule
"Ne Araplık, ne Türklük kalacak aç gözünü!
Dinle Peygamber-i zişanın ilahi sözünü!
Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize?
Fikr-i kavmiyeti şeytan mı soktu zihninize??"

Mehmet Akif Ersoy
312 syf.
Bu kitabın devamı -ikincisi- olduğu için, onu okumadan buna yorum yapmakta tereddüt etmiştim.Çünkü, birinciyi okurken, yazar ikinci kitabın birincinin devamı ve tamamlayıcısı olduğunun sinyalini vermişti.Ama düşünüyorum ki, bir çok tekrarlardan vazgeçerek ikisini bir kitap halinde suna bilirdi
. Birinci bölümüyle gerçekten mükemmel.İkinci bölüm birinci bölümün daha genişletilmiş "roman havasında" açıklayıcı şekli, son bölüm ekstra ve düşündürmeye açık konuları ihtiva eder.
Modern bilimin ulaştığı en son keşif ve bilgilerden, bu bilgilere ve keşiflere yol açan yüzyıllar öncesi buluşlara kadar değinen bu eser, okuyucusunu hayret ve şaşkınlık içinde bırakacaktır.Bir tarafta makrokozmik denilen sonsuz büyüklüğe açılan kusursuz evren sistemi; bir tarafta da, mikrokozmik denilen sonsuz küçüklüğe açılan atom modeli sistemi (atomaltı "alem" ).Kitabı okurken sonsuz büyüklük ve sonsuz küçüklük arasında "yalpalayıp" kalmıştım.
240 syf.
Taşkın Tuna'nın okuduğum üçüncü kitabı.Diğerlerinin çok gerisinde kaldı.Okurken biraz sıkıldığım oldu; tekrar konular nereye kadar!..Tavsiyem şu ki Taşkın Tuna okuyacaksanız ilk bu kitaptan başlayın, diğerlerini okuduktan sonra bu kitap sıkıcı gele bilir.Ama yine de bilimle tasavvufu karşılaştırma çabası takdir edilir.Okunursa okuyucusuna şaşırtacak bilgiler de veriyordur.
291 syf.
Eğer bu yazıyı okumaya karar verdiyseniz,
İnançlarınızdan/İnançsızlığınızdan bağımsız olarak okumaya başlayınız.

Barış Özcan'ın "İçinde her şey olan bir resim" adlı videosunu izlemiştim. Video, "Evinizin ya da odanızın duvarına sadece tek bir resim asmak durumunda kalsaydınız, nasıl bir resim seçerdiniz?" diye başlıyordu. Barış Özcan, cevap olarak, Pablo Carlos Budassi isimli bir müzisyenin NASA robotlarından, teleskoplardan, uydulardan elde edilen verileri kullanarak yaptığı gözlemlenebilir evrenin logaritmik resmini seçmişti. Çok etkileyici bir resimdi. Merak edenler baksınlar; armut piş ağzıma düş, yok. Siz hangi resmi seçerdiniz? Bu kitabı da o ara okumaya başlamıştım. Sadece bilime ilgisi olanların değil herkesin anlayabileceği şekilde teknik şeylere sizi boğmadan yazmaya çalışacağım. Hazy'den Cosmos'u da şuraya iliştiriyorum ve başlıyorum https://m.youtube.com/watch?v=eEyOCavt4y4 

Küçük olanla bir giriş yapayım yani insanla...

Her insan biriciktir; küçük alem/evren demişler sana. Vücudunda 'kütle' olarak en ağır nokta değil ama kimsenin taklit edemeyeceği, kainatı içine sığdırabilen bir şeye sahipsin: Beyin... Hem sen evrenin içindesin, hem evren senin içinde!

Kainat > Beyin mi?
Beyin > Kainat mı?

Dünyadan yavaş yavaş yükselerek genişleyen kısmi evren görüntüsünü hemen hemen herkes bilir. Dünya nokta olup, sonra da ortadan kayboluncaya kadar ilerleyen bir görüntü akışı... Hiçbir şey sorgulattı mı bu görüntü size bugüne kadar? Başka bir şey daha sorayım: Sizce tüm yeryüzünde kaç adet kum tanesi vardır? Bilim adamları, 10 üzeri 18 değeri ile açıklıyorlar. Peki, yıldızların adeti mi daha çok kum taneleri mi? Cevabım kum taneleriydi benim... Yanılmışım. İlk duyduğumda dumur olmuştum. Neden sonra araştırmaya başlayınca, daha evvel başkalarının da aklına gelen bir soru çaktı kafamda(çok akıllı biri olduğum için değil yanlış anlaşılmasın, sade vatandaş sorusuydu) : Madem ki kum tanelerinden daha fazla yıldız var, neden geceleri karanlık oluyor? Sayıları 10 üzeri 22-24 değerleriyle ifade edilen yıldızlar, neden dünyayı önümü görmekte zorlanmadan yürüyebileceğim şekilde ışıl ışıl aydınlatmıyorlar?

Sıkıldın mı? Sabret akıllım... Hangi emoji olmak istediğine karar verdiğin andan daha değerli bir an sunmayı vadediyorum şimdi sana...

6 madde sıralayacağım... 5.'ye gelene kadar vazgeçme oku, kopuş orda başlayacak... NASA'nın uzaya yolladığı teleskoba adını veren Hubble 20.yy'ın ilk çeyreğinde bakın neler diyor:

1. Evrenin genişlemesi sadece bugün için değil, tüm geçmiş zamanlar için geçerlidir.

2. Bizden uzak yıldız toplulukları, bize yakın olanlara oranla daha hızlı uzaklaşmaktadır. Uzayda ne kadar uzağa gidersek, zamanda da o kadar geriye gidiyoruz demektir.

3. Yıldızların bizden uzaklaşmaları sadece bizim merkez olarak kabul ettiğimiz dünyamız için geçerli değil, tüm evren boyutları için geçerlidir. Başka bir ifadeyle, bize uzak bir galaksiden, bizi gözleyen bir gözlemci de bizim de kendisine göre uzaklaştığımızı görecektir. Tüm evren şişmekte, büyümekte ve genişlemektedir. Bu genişlemenin bir merkezi yoktur.

4. Aslında uzaklaşan yıldız toplulukları değil; aradaki uzaydır. Uzayın esnek yapısı lastik gibi uzamakta ve her boyutta genişlemektedir.

5. Madem ki evren genişlemektedir; o halde dün, bugüne göre daha 'küçük' bir evrende yaşamaktaydık. Geçen sene, bin yıl önce, bir milyar yıl önce evren şimdikine göre daha küçüktü. Buradan çıkan sonuç, bize ne kadar şaşırtıcı, ne kadar sarsıcı, ne kadar çarpıcı gelirse gelsin; hakikat odur ki, geriye gide gide öyle bir zamana rastlarız ki, evren o anda en küçük hacim değerine sahiptir. Bu en küçük, bu kozmik yumurta, aslında içinde yaşadığımız evrenin tüm madde ve enerji yumağının yoğun, sıcak ve enerjik yapısını saklar. O halde zamanda geriye giderek bir yaratılış sürecinin başlangıcına ulaşırız ki, bu bize kaçınılmaz bir gerçek olan evrenin yaratılmış olduğu fikrini açıklıkla ortaya koyar.

6. Bu gerçeklerin ışığı altında, uzun süreden beri bir türlü anlaşılmayan ve üzerinde çeşitli tereddütlerin bulunduğu Olber Paradoksu, geceleri gökyüzünün niçin aydınlık değil de karanlık olduğunu izah edemiyordu. Bu görüş, tüm yıldızların yerlerinde 'sabit' olduğu esasına dayanıyordu. Eğer yıldızların mevkii değişmiyor ise, geceleri onlardan yayılan ışığın da gökyüzünü aydınlatması gerekirdi. Oysa şimdi artık biliyor ve öğreniyoruz ki, yıldızlar yerlerinde sabit değildir, uzaklaşmaktadır.

Vay be... Demek ki zamanın hep geleceğe doğru akması, geleceği bilemememiz, "hatırlayamamamız", geleceğin değiştirilememesi için hiçbir zaman geçmişe gidemeyeceğimiz gerçeği... hepsi evrenin genişliyor olmasından!!!

Bir saat icat ediyorsun. Haklı olarak, buluşunla gururlanıyorsun. Bir iyilik yapıp, saatin ne olduğunu bilmeyen benim için bir de kılavuz hazırlıyorsun. Sonra, ben saatin nasıl kullanılacağını öğrenince, birden, ışık hızından daha hızlı olduğunu iddia ettiğim düşüncelerimle 'nolmuş yani, bunu ben de yaparım' demeye başlıyorum. Hem de daha iyisini! Sonra başlıyorum denemeye, bir şeyler çıkarıyorum ortaya... Fakat ne göreyim; gördüğüm ilk saat kadar güzel olmuyor yaptıklarım... Bükemediğim eli öpmek ağır geliyor... Zira büyük bir evren var ya içimde... Kim ki rekabetçidir, yok olacaktır demiş Jack London adeta piyanonun tuşuna okşayıcı ince bir dokunuş yapan piyanist edasıyla... Anlamayana davul zurna da az, o ayrı!

İçinde yaşadığımız Dünya'nın evrenin merkezinde olmadığı kanıtlandığı halde, nereden geliyor sendeki bu 'benmerkezcilik'? Bre insan, psikoseksüel gelişiminin 3 - 6 yaş arasını kapsayan fallik döneminde mi bir kaçak var? Hayır, uyurken dahi 25 wattlık bir ampülü çalıştırabilecek beyine sahipsin, uyandığında beyninin sahip olduğu enerjinin saçtığı ışık mı gözlerini kör ettiği için bu kadar kibirlisin? Ben, Ben'i anlayamadım...

Ekseriyetle kendini fazla önemsiyorsun. Değersizliğinin farkında mısın, acziyetinin ya da? Daha yeni ekilmiş bir ağaç haftada en fazla 55 litre suya ihtiyaç duyup, bu suyu da yeraltı suyu olarak doğaya geri bırakırmış... Kaç yaşındasınız siz? Şu ağacın yaptığı ile eşdeğer bir iyilik yaptınız mı birine veya doğaya? Ağaç örneğini bilerek öne çektim yoksa şunu soracaktım: Varolanların(bu kelimeyi kasti seçtim) en şereflisi, en akıllısı olan siz, Güneş'ten daha fazla dünyaya yarar sağladığınızı düşünüyor musunuz? Sizin oluşumunuz mu daha zor(sana göre) yoksa Güneşinki mi? Akıllandıkça boyun eğeceğinize... Neyse!

Geçmişte yaşayan insanların beyinleri daha büyükmüş. Evren genişlemeye devam ederken tuhaf bir şekilde beyinler küçülmüş fakat gücü, verimliliği artmış!!! Eee o zaman, 2000 sene evvelki söylenenleri bile henüz idrak etmeye başlayan sizin, salt akıldan ziyade mesnet teşkil edecek bir şeye daha ihtiyacınız yok mu?

"... Gözünü gökyüzüne çevir ve bak! Bir çatlak görebiliyor musun?..."

Görebiliyor musunuz hakikaten?

"... Sonra bir daha tekrar bak! Nihayet gözün yorgun ve aciz olarak geri döner."

Prof. Paul Davies, 1987 yılında yayımladığı bir kitabında şöyle demiş: "Çağımızın en önemli bilimsel keşfi, evrenin yaratılmasıdır. "

Descartes ne söylemiş bir de ona bakalım:
" Tanrı bilinmezse hiçbir şeyin kesin bilgisi yoktur. "

Gıcırdamayı duymuyor musunuz soru işareti ünlem
501 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Bu kitabı okumadan evvel bazı adreslerden yorumların bir kısmını okudum. Yazarı ağır eleştiriyorlardı. Bu yüzden önyargılı elime aldım. Uzun zaman önce bir arkadaşım hediye etmiş bir kenarda unutmuştum. İslami bilgilerin, bilimle, bilimin İslami bilgilerle yoğrularak açıklandığı harika bir eser. Çok şey öğrendim. Çok etkilendim. Defalarca okurum diye düşünüyorum. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Mutlaka okunmalı.
240 syf.
·4 günde·8/10
Arka kapak tanıtım yazısı ve kitabın ismi beni çok etkilediği için aldım bu kitabı. Önce çok güzel başladı, bir çok düşünürden alıntılar, düşündüren sözler okumak güzeldi. Okumak, evren, insan, düşünmek, yaratılış, bilim, Big Bang etrafında örülü, biraz deneme, biraz kişisel gelişim, biraz felsefe, biraz tasavvuf tadında diyebilirim. Daha sonra yazarın üslubu ya da üstüne basa basa "Vadeti Vücud" üzerinde durması veya anlattığı konuların derinliği üzerine pek fazla düşünemememden dolayı biraz sıkıldım. Biraz daha fizik ve insan üzerine yoğunlaşılsa daha güzel olabilirdi. Bir de okuyucuyu dinlendirme maksatlı aralara konulan fıkralara hiç gerek yoktu bence. Sonuç mu? Farklı bir pencere açmak için okuyun derim.
501 syf.
·Beğendi·9/10
hep süregelen bilimsel gerçekler mi dini gerçekler mi sorusunun aslinda ne kadar manasiz oldugunu, Efendimiz (sav)in dediği "ilimsiz din topal, dinsiz ilim ise kördür" sözündeki gibi bilimle dinin harmanlandığı dolu bir kitap..
312 syf.
·5 günde
Aklın, dehanın, mantığın, zihnin iflas ettiği yer. Asla layıkıyla anlamak mümkün değil. Sayılar rakamlar karşısında hayretten hayrete sürüklüyor. Şaşırmamız, hayretten şükre geçmemiz için sağlam bir tevekkül zemini oluşturulmuş. Bilinçsizce yaşadığımız bu evrene hayran kaldım.
Gel de içten bir haykırışla, "SÜPHANALLAH!" deme!
501 syf.
·Puan vermedi
Üniversite'de hakikati ararken, girdiğim kitapçıda rafın en altında bulmuştum bu kitabı. Başlığı ilginç geldi, biraz karıştırdım tabi... Sonra hemen parasını ödeyip hızlıca eve gidip okumaya başladım. Kitap bittiğinde kendimce bir çok muhasebe yaptım ve dedim ki 14 yıl "boşuna! " okumuşum. Kitaptan sonra bir çok şeye bakış açım değişti. Önceliklerim bile... Tavsiye ederim...
312 syf.
"Yarabbi benim hayretimi arttır(Hz muhammed)" Bir kitap bu kadar mı güzel anlatır yaradılış teorisini ! Kanıtları ve yazmış olduğu bilimsel bilgiler ardından kuran-ı kerimden vermis olduğu ayetlerle şaşkınlığımı kat ve kat artırarak sayfalarını sabırsızlıkla çevirdiğim kesinlikle okunması gereken bir eser.Bitirdiğim an duymuş olduğum burukluk neyseki devamı olan 2. kitabını görmemle azıcık geçti.Bu hafta içinde sipariş ettiğim 2. kitabın geleceğini bilmek dahi beni heyecanlandırıyor.Okurken hayranlığınız her sayfayı çevirdiğinizde katlanarak artacak.Özellikle sayısal çıkışlı biri olarak lisede sadece soruları çözerken kullandığım fakat niçin hangi sebeple bulunmuş olduğunu bilmediğim formüllerin kimler tarafından nerede ne şekilde bulunmuş olduğunu öğrenmek beni ayrıca mutlu etti.Bu kitap üzerine sayfalar dolusu yorum yazabilirim fakat daha fazla uzatmadan bilhassa da sayısal bölüm okumakta olan yada gönlünü böyle bilimsel araştırmalara vermiş meslek grubundaki bütün bireylerin okumasını tavsiye ediyorum.
312 syf.
·Puan vermedi
Kitap dünyanın yaratılışını merak edenler için gerçekten çok açıklayıcı.Bing Bang teorisinin nasıl gerçek olduğunu gözler önüne seriyor.Başta küçük bir nokta iken nasıl bu boyutlara kadar genisleyebildi ve hala da genişliyor anlıyoruz.Evren sabit bir olgu değil canlı yaşayan bir olgu ve tüm canlılar gibi onun da ömrünün sonu gelecek.

Yazarın biyografisi

Adı:
Taşkın Tuna
Unvan:
Yazar, Bürokrat ve Fizik Yüksek Mühendisi
Taşkın Tuna, bürokrasinin üst kademelerinden gelen bir yazardır. 1962 yılında Ankara Fen Fakültesinden Fizik Yük. Müh. olarak mezun oldu. Daha sonra DMİ Genel Müdürlüğüne geçen Tuna, Almanyada staj ve eğitim aldı. 1969 yılında İngilterede Reading Üniversitesinde yüksek lisans eğitimi gören Tuna, burada Master düzeyinde ihtisas yaptı. Yurda dönüşünde ODTÜde öğretim görevlisi olarak çalıştı. ABDde çevre sorunları konusunda da eğitim gören Tuna, 1987-1991 yılları arasında İngilterede Avrupa Meteorolojik Tahmin ve Araştırma Merkezinde uzman olarak hizmet verdi. Daha sonra Yurda dönen Taşkın Tuna Çevre Bakanlığına Genel Müdür olarak atandı ve burada da 3 yıla yakın bir süre çalıştıktan sonra emekli oldu.rnrnTuna’nın ses getiren kitapları arasında, ‘OKU AMA NEYİ’ Şule Yayınları tarafından kısa sürede sekizinci baskısı yapılmış ve geniş bir okuyucu kütlesi tarafından beğeni ile karşılanmıştır.rnrnTaşkın Tunanın, 1945-1960 yıllarındaki siyasi çalkantıları kapsayan ‘ADNAN MENDERES’İN ANILARI’ adlı bir kitabı da Şule yayınevi tarafından Ekim 2002 tarihinde basılmış ve çok satan kitaplar listesine girmiştir.rnrnYazarın SON BASAMAK adlı çalışması, 2003 Nisan ayı ortalarında piyasaya çıkmış ve basında geniş yer almıştır. SON BASAMAK, daha çok bilimsel gerçekleri; bu arada uzay, zaman, yaratılış ve atom altı parçacıkların davranışlarını ele alan bir popüler bilim kitabı olarak değerlendirilebilir.rnrnTuna’nın 2003 yılı sonlarında çıkan bir diğer kitabı da ‘BİR ELMA İKİ AYNA’ ismini taşıyor. Bu eserde Tuna, asırlara imzasını alan bazı öncü sufîlerin hayat hikâyeleri ile günümüze kadar ulaşan fikir ve düşünce tomurcuklarını sergiliyor.rnrnTaşkın Tuna, ‘BİR ÇARPI BİR’ adındaki eserinden sonra, bu kez Big Bang konusuna el attı. Evrenin yaratılışı, zamanımızdan yaklaşık 14 milyar yıl önce çok sıcak, çok yoğun bir madde ve enerji yumağının, birdenbire uzay boyutlarına taşması ile oluşan kozmik fırtınanın, akıllara idraklere ve zihinlere sığmayacak kadar muhteşem bir mucizenin, imanlı yürekleri titreten esintisidir! OL DEDİ OLDU isimli bu çalışmasından sonra ‘Büyük Patlama’nın ikinci kitabı da okuyucularla buluştu. ‘OL DEDİ OLDU’ ‘ama nasıl oldu?’ İşte bu soruyu ikinci kitapta bulacaksınız. Kara delikler, UFO’lar, uzayda hayat arama girişimleri, paralel evrenler, zaman ve zamanda yolculuk kavramı ve nihayet canlılık. Ve sonra ölüm! Yani kıyamet!rnrnTuna, 2007 yılında uzun yılların araştırmalarına dayanarak hazırladığı ‘Muhammedi Bilinç’ adlı kitabıyla, maddenin esasını bilinç boyutunun penceresinden bakarak anlatıyor. Madde, enerji, evren, uzay ve zaman konularında alışılmadık bir bilincin varlığı fizikî gerçeklerin nefes kesen yorumlarıyla şekil ve vücud buluyor. Önce ‘hayret’, daha sonra da ‘hayranlık’ vadisinde dolaşmak isteyenlere harika bir yapıt.rnrnGele gele geldik, 2008 yılına! Muhamedi Bilinç’in ikinci kitabı yerine, “ÖLÜ KÖPEĞİN GÜZEL DİŞLERİ” adlı yeni bir çalışma ile Tuna karşımıza çıkıyor. Sabır, sevgi, hoşgörü, güven, yardımlaşma, dayanışma; özetle İslamî Ahlak anlayışı çerçevesi içinde “sıratı mustakim” istikametinde bulunmak! Biraz zor, ama temiz vicdanlara çok kolay gelen bir çizgi!rnrnBu çizgide bulunanlar, hep güzel dişleri görürler de ondan!rn

Yazar istatistikleri

  • 91 okur beğendi.
  • 750 okur okudu.
  • 51 okur okuyor.
  • 533 okur okuyacak.
  • 29 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları