Teresa Medeiros

Teresa Medeiros

Yazar
8.0/10
88 Kişi
·
234
Okunma
·
16
Beğeni
·
2.081
Gösterim
Adı:
Teresa Medeiros
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
1962/1963
New York Times'ın en çok satanlarından Teresa Medeiros, romantik kurgu eserlerinde en sevilen ve çok yönlü seslerden biri olan okuyucuları tanıtarak, ilk romanı yirmi yaşındayken yazdı. New York Times, USA Today ve Publishers Weekly listeleri de dahil olmak üzere her ulusal en çok satanlar listesinde yer aldı. Şu anda on milyondan fazla kitap var ve on yedi dilde yayınlanıyor.

Affaire de Coeur dergisinin "En Sevilen Romantizm Yazarlarından" biri seçildi ve "En İyi Tarihi Sevgi ve Kahkaha" konulu Romantic Times Reviewer's Choice Ödülünü kazandı. O, sekiz kez RITA finalist, iki kez PRISM kazanan ve iki kez en çok satan kurgu Waldenbooks Ödülü sahibi.

Teresa, Amerika Onur Rulosu Romance Yazarlar Birliği üyesidir. Kentucky Romance Writers ve Novelists, Inc. Kentucky'de kocası ve kedileri Willow ve Buffy the Mouse Slayer ile birlikte yaşıyor.
Tiyatroda büyümenin bana öğrettiği bir şey varsa o da; insanların inanmak istedikleri şeyi gördüğü ve görmek istediklerine inandıklarıdır.
Sanat eseri gibisin, zarif kadınım,
Sana olan aşkım o kadar derin ki;
Seni daima seveceğim
Ta ki denizler kuruyana kadar.
"Yaşamam için tek bir hayat verilmiş olabilir ama bu anlatacak tek hikayem olduğu anlamına gelmez."
'' Cookie ' den korkmanıza gerek yok.O karıncayı bile incitmez.''
Laura kaşlarını çattı. ''Tavuklar belki ya da turtaya katabileceği herhangi bir hayvanı. Ama karıncayı asla.''
Mezar güzel ve özel bir yer. Ama oraya kucak açabileceğimi hiç sanmıyorum." Andrew Marvell
Her adam, birinin zevkinin diğerinin laneti çıkabileceğinin
farkına varmayacak kadar masumdu.
Catriona: "Zannediyorum kuzenimi de hatırlıyorsunuz değil mi?"
Simon: "Bir kuzeniniz mi vardı?"
Catriona:"Alice'i hatırlıyor olmalısınız. Samanlıkta sırtınıza düştüğümde neredeyse onu baştan çıkarma eyleminizi sonlandırıyordunuz."
Simon:"Ah evet, nasıl unutabilirim o sevgili, tatlı... Adı neydi?"
Catriona:"Alice."
Simon:"Ah evet, sevgili Amelia. Kaderin zalim oyununun bizi ayırmasından bu yana hemen her gün onu sevgiyle anıyorum."
İtibar bir elbise değil ki onu
iğne ve iplikle düzeltebilesin... Bir kere mahvolduğunda sonsuza
kadar yok olur.
''Tüm bu yıllar
boyunca seni korumayı başaramadığım tek şey, kendin oldun.”
Basit, esprili, neşeli bir kitap. Edebi bir değer beklemeden, boş günlerde, yazın sıcak günlerinde gölgeye uzanılarak okunabilecek bir kitap.

Klasik sevmeyenler için ideal.
Çoğu zaman olduğu gibi tarihi aşk serilerinde birinci kitap yerine ikinci kitapla başlıyorum daha sonra ilk kitabı okuyorum. Bu yüzden kitabın belli başlı yerlerini ikinci kitaptan zaten biliyordum yine de kötü bir kitap değildi.

Yeri geldi güldüm, eğlendim. Detayları unutmuşum ama kafamı dağıtmak için okuduğum bir kitapti zaten. Akıcı olmasi hızlı okumama sebep oldu. Üstelik sınav haftamdayim hiç kitap okuyamiyorken ilaç gibi geldi.

Tarihi aşk severlere tavsiye ederim. Herkese iyi okumalar. İncelememi okuyanlara teşekkür ediyorum. :)
Bir zamanlar romantik kitaplar da okuyordum bu da onlardan biriydi. Artık pek romantik türünü sevmesem de bu kitabı çok beğendiğimi hatırlıyorum o zamanlar okuduğumda. Bu türe ilgisi olanlar kesinlikle tercih etmeli güzel ve akıcı bir kitaptı.
Kitabı okurken yüzünüzde bir gülümsemeyle okuyorsunuz, konunun işlenişi de gayet güzeldi, okuduğum diğer kitabına göre saçmalıklar yoktu. Kimi zaman gülmekten karnım ağrırken kimi zaman ciddi sahnelerde pür dikkat kesildim. İkisi arasındaki çekim de gayet hoştu, zaten bu tarz romanlarda çiftler arasındaki elektriği hissediyorsam kitap kendini daha bir okutturuyor bence.

Yazar bu sefer sevilesi karakterler yaratmış özellikle Simon'un hazırcevaplılığına birçok yerde hayran kaldım ve gülümsedim. Bazıları cidden tam söylenecek şeylerdi bazılarıysa cidden çok gülünecek şeylerdi.
Kincaid kardeşlerin hikayesinin anlatıldığı seriye tersten başladım<:)
İlk okuduğum Connor Kincaid ve Pamela'nın hikayelerinin anlatıldığı "bazıları hırçın sever" romanına Catriona Kincaid ve Simon ardlarında merak uyandırarak sonda dahil olmuşlardı.
Her iki romanda da ortak özellik kadın kahramanların pes etmez, güçlü ve hedef odaklı oluşları, erkek kahramanların ise mükemmel fiziksel özellikleri ve naif kişiliklerine rağmen hayattan vazgeçmiş bir hallet-i ruhiye içinde bulunuşlarıydı. Çiftlerin ilişkilerindeki gelişmeler üç aşağı beş yukarı aynı şekilde evreler seyretti. Okunması keyifli romanlardı. Ama açıkçası her iki romanda da isterdim ki erkek kahramanların kişilik savaşı verdikleri ve hayatlarının amacını kavradıkları anlar biraz daha vurucu olsun. Aydınlanmaları çok hızlı oldu:)
Dediğim gibi akıcı romanlardı. Ama bitirip kapaklarını kapattığınızda yüreğinizde bir iz bırakmıyorlar. En azından benimkinde kalmadı.
Aman Allahım bu nasıl bir kitaptı! Bayıldım, bayıldım, bayıldım! Bu kitabı önceden görmüş olmama rağmen zamanında okumuş olduğum Güllerin Fısıltısı kitabı yüzünden almayı düşünmüyordum çünkü bence o kitap cidden kötüydü. Bu kitabı da bildiğimiz historical tarzında yazılmış olduğunu düşünüyordum. Ama kitap beni öyle bir ters köşe yaptı ki ne siz sorun ne ben söyleyim. Julia Quinn'in Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü kitabından sonra bu kitap beni çok derinden etkiledi ve ağlattı.

Öncelikle kurgudan başlamak istiyorum. Karakterler arasındaki kimi zaman eğlenceli, kimi zaman hüzünlü diyaloglar çok zekice ve içten yazılmış. Sterling'in, annesinin son mektubunu ve Laura'nın mektubunu okurken karakterin neler hissettiğini resmen yaşadım ve içim parçalandı; böylece benim çeşmeler akmaya başladı. Sanırım o mektuplar aklıma geldikçe bir süre böyle ağladım ağlayacağım modunda olacağım.

Karakterlerin hepsine ama hepsine bayıldım ben. Yazar onların duygu ve düşüncelerini öylesine güzel aktarmış ki onların hissettiklerini çok iyi anlıyorsunuz ve onlarla dolu dolu yaşıyorsunuz.

Laura, ailesiyle yaşadıkların evin ve onların sorumluluklarını üstüne almış, ciddi gibi duran ama içinde tam bir romantik barındıran şirin mi şirin bir hanımefendi.

Sterling ise küçüklüğünde ailesinden koparıldığı ve amcası tarafından duygusuz biri olarak yetiştirilmiş olmasından dolayı sevgi denen kavramı bilmeyen, yaptığı onca şeyden dolayı insanların Devonbrooke Şeytanı olarak andığı ancak kendisi farkında olmasa da çocukluğunda her gün pencere önünde annesini bekleyip onu bir gün buralardan almasını dileyen, birinden sevgi görmeyi umutsuzca isteyen, yaşına ve yaptıklarına rağmen bence içinde hala saf bir çocuk barından muhteşem bir karakter. Ve kehribar gözlü. Bu göz renginde olan karakterlere ayrı bir sempati duyuyorum ben çünkü mavi gözden bile bulunması zor bir renk bence ve ortaya çıkan manzara inanın beni cezbediyor. Ben resmen Sterling'e aşık oldum. Kitap boyunca ona hep sarılmak ve sevgimi vermek istedim. Aklıma yaşadıkları geldikçe -mutlu veya hüzünlü- gözyaşlarımı durduramıyorum.

Laura'nın kardeşleri Lottie ve George da ayrı bir hayran kaldım. George, aklı başında ve karşılaştığı durumlarda ne yapması gerektiğini bilen ancak ben sorumluluk sahibiyim diyerek kendini kasmayan, içindeki çocuğu göstermekten de çekinmeyen tatlı biri.

Lottie ise ben bu kıza ne desem az olur şimdi. Dıştan tam melek ama içinde bir psikopat barındıran delinin teki :D . Bilmiyorum ben birçok kişinin aksine Lottie'ye bayıldım.

Diğer karakterler de ayrı eğlenceli, ayrı sevilesiydi.

Ama ben yazarın yerinde olsaydım Diana-Thane arasında geçenleri ayrı bir kitap olarak yazardım. Bir oralarda elektrik aldım alamadım havası oluşu bende. Aralarındaki aşkı hissettim ancak biraz yarım kaldı be.

Teresa bence yazdıklarıyla Julia Quinn'e en yakın olan kişi. İkisi de sizi gülmekten krizlere sokacak zekice diyaloglar buluyorlar, aile kavramını inanılmaz güzel işliyorlar. Kalemleri çok akıcı. Aralarındaki fark ise bence Julia aşk kavramını güzel işiyor ama Teresa'nın kitaplarında aşkı daha fazla hissediyorsunuz.
Leydiler, Dükler, balolar ve skandallar
Lotti genç, pervasız, akıllı, güzel ve yazmaya çok hevesli ve çok meraklı bir hanım kızımız.
Tabii ki asıl erkeğimiz Kanlı Marki yani Hayden karanlık, dertli, soğuk, mesafeli ama zalim veya zorba değil.
Hayden genç yaşta ilk eşi ile evlenmiş ve bu evliliğinden bir kızı var. Eski eşinin psikolojik rahatsızlıkları varmış ve buna rağmen Hayden Onu çok sevdiği için her türlü tutarsız davranışlarına katlanmış. Hatta bilmeden Onu aldatmasına bile kızamamış vs. vs. Sonra aşka kapılarını kapatmış ama kızı ile problemleri var. Kızı annesinin ölümünden babasını sorumlu tutuyor.
Lotti, hizmetçilerinden duyduğu kadarı ile yan malikanede yaşayan Kanlı Marki'yi merak eder ve Onun takdim balosunun olduğu gece kendi odasının camından çıkıp ağacın dallarından Marki'nin malikanesine camdan girmeye kalkışır ve Merkiye yakalanır ve Kanlı Marki Onu arkadaşının gönderdiği bir fahişe zanneder. Bu esnada arkadaşını gönderdiği gerçek fahişe gelir ve işler karışır. Sonra Lotti baloya geç kalır ve Onun Hayden'in evinde olduğu kendi evinin camından ablası , halası ve eniştesi tarafından görülür. Lotti'nin şerefi iki paralık olmuştur . Hayden Lotti ile evlenmeyi kabul etmez. Lotti'nin eniştesi de düelloya davet eder. Lotti Hayden'e yalvarır Onunla evlenmesi için çünkü eniştesinin ölmesini istemez. Çünkü Markinin çok iyi silah kullandığını duymuştur. Hayden kabul eder.
Sonra bir gün sonra evlenip kırsalda olan malikanesine yola çıkarlar ve eve varınca Lotti Hayden'in bir kızı olduğunu öğrenir. Hayden çok sabırlı davranır ve küçük kız ile ilişkilerini düzenli tutmaya ve kıza yardım etmeye çalışır ve başarılıda olur. Ama Hayden ile aralarında çok sırlar var ve çok soğuklar. Zaten ayrı odalarda kalıyorlar birbirleri ile yemek saatleri dışında karşılaşmıyorlar ve konuşmuyorlar.
Devamını size bırakıyorum. İyi okumalar....
Gizem, romantizm yüklü bir kitap
Eğlenceli, ilginç bir kitaptı. Arka kapağı okuyunca aklınızda canlanan şeyler az çok doğru aslında. Sanal ortamda kurulan bir arkadaşlık ve aşkı anlatıyor iyi geceler tweetaşkım. İki karakter birbirini anlayan ve ortak kültürel birikimler sayesinde tanıyan insanlar. Çoğu repliğe yabancı kaldım çünkü duymadığım dizi, film, kitap karakterleri vs. ağırlıktaydı yine de sağlam bir mizah yönü olduğunu kabul etmeli yazarın. Yalnızca 140 kelimelik mesajlar da olsa gayet eğlenceliydi konuşmalar.

Ancak ben bunun, yüzünü görmediğin biri ile tweetleşmekten bahsediyorum, ciddi bir ilişkiye dönüşmesini korkutucu buldum. Hiç tanımadığınız birine tamamen güvenmek ve tanıyor hissetmek dışarıdan bakınca biraz ürkütüyor. Sonu tatsız bitmediği için sevindim.

Kolay okunan, işleyişi özgün bir kitap olmuş. Kitaplığımda olmasa da elinize geçerse okumanız için önerdiğimi söyleyebilirim.
Yorum hafif spoiler içerir!!!

Bu kitapla beraber Kincaid Highland serisi bitti ve bu seri sayesinde yazar en sevdiğim yazarlar arasına girmeyi başardı.

Aslında kitabı okurken ara ara Julia Quinn'nin Kayıp Dük romanı aklıma geldi. Kitabın ilk bölümü ve Connor'dan önce başka birisinin -yani kuzeninin- marki olması bana Kayıp Dük'ü anımsattı ancak böyle yazmam kitabın olduğu gibi o romanın aynısı olduğunu düşündürmesin. İkisinin konu olarak ilerleyişi çok ama çok farklı.

Kayıp Dük ve bu romandaki karakterler birbirinden oldukça farklı ayrıca Kayıp Dük'te Jack'ten önce Thomas düktü, bunda ise dük olan başka birisi var ve Connor'dan önce Crispin dükün yerini alacak kişi olarak gösteriliyor.

Her neyse konudan biraz saptım sanırım, dönelim asıl kitaba.

Connor ve Pamela arasındaki yeri geldi çekişmeli yeri geldi romantik sahnelerini okumak çok güzeldi. Ayrıca burada 2 tane yan aşk da vardı ama neyse ki kitabı bozmayacak ve kısa, öz şekilde güzelce yerleştirilmişti.

Serinin ilk kitabı gibi burada da komik sahneler vardı. En çok Crispin'in, Connor'ın odasını araştırmaya gideceğim derken Brodie ve aşçının Connor'un odasında aşk yaptığını anladığı sahnede koptum.

Ve kitap bazı yerler hiç tahmin etmediğim gibi gelişti örneğin Crispin'in, Sophie'yi ilk gördüğü zamanda yaşananları ve Connor'un asılma sahnesinde gelişen olayların böyle hal alacağını hiç düşünmezdim, yazar bunu o kadar ustaca saklamış ki şaştım kaldım. Ne yazık ki tarihi aşk romanı okuyunca birçok olayı, o olay gerçekleşmeden önce öğreniyorsunuz bu da çoğu yazarın yaptığı en büyük hata diyebilirim.

Bu kitap başlarda ilgi çekici gelse de hafiften sıkmıştı beni ama devam etmeye değer bir kitap olduğunu okuduğum andan beri bildiğim için kitaba devam ettim. Ve gerçekten devam etmeme değdi.

Yazarın bu kitaplarını önceden görmeme rağmen Güllerin Fısıltısı adlı kitabı yüzünden bu kitapları okumayı hiç istemiyordum çünkü o kitap gerçekten faciaydı. Sonrasında ne oldu bilmiyorum ama kendimi bu kitapları okumaya karar vermiş buldum ve bu kadar güzel kitapları daha önce okumadığım için çok pişman oldum.Bu seri, Güllerin Fısıltısı kitabından 15 sene sonra yazılmış ve yazar kendini baya geliştirmiş onu anladım.
Kitap konu olarak cezbedici, yazarın konu işleyişi de her zamanki gibi muhteşemdi. Ancak kitap öncekilere oranla biraz farklıydı. Diğer kitaplarda aşk önde olurken, bu kitapta bir adamın geçmişiyle yüzleşmeye çalışmasını ve Lottie sayesinde bir ailenin eski haline dönmesindeki aşamaları okuyorsunuz. Gerçi diğer kitaplarda da aile sevgisi vb.kavramlara önem veriyor yazar ama bu kitapta daha derine girmiş.

Kitabın muhteşemliğini görmeme rağmen nedense pek içine giremedim. 40-50 sayfa sonra hep bırakıp durdum. Ve açıkçası ben Lottie'yi anlatan daha çılgın, daha heyecanlı bir kitap beklerdim. Bence Lottie'ye göre bu kitap çok durgun kalmış. Ben olsam biraz daha hayat dolu bir karakteri Lottie'yle eş yapardım.

Kapağa gelince: Aslında kapağa bayıldım, kitap elimdeyken bolca baktım, bakmaya doyamadım. Ancak kapak kızı biraz kitabı bozuyor. Sonuçta kitap 1800'leri anlatıyor 60'lı-70'li yılları değil. Ayrıca kitapta kızımızın saç rengi sarı, kızıl değil - buna rağmen kızın kıyafetine, saçına ve duruşuna bayılmadım dersem yalan söylemiş olurum- .

Yazarın biyografisi

Adı:
Teresa Medeiros
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
1962/1963
New York Times'ın en çok satanlarından Teresa Medeiros, romantik kurgu eserlerinde en sevilen ve çok yönlü seslerden biri olan okuyucuları tanıtarak, ilk romanı yirmi yaşındayken yazdı. New York Times, USA Today ve Publishers Weekly listeleri de dahil olmak üzere her ulusal en çok satanlar listesinde yer aldı. Şu anda on milyondan fazla kitap var ve on yedi dilde yayınlanıyor.

Affaire de Coeur dergisinin "En Sevilen Romantizm Yazarlarından" biri seçildi ve "En İyi Tarihi Sevgi ve Kahkaha" konulu Romantic Times Reviewer's Choice Ödülünü kazandı. O, sekiz kez RITA finalist, iki kez PRISM kazanan ve iki kez en çok satan kurgu Waldenbooks Ödülü sahibi.

Teresa, Amerika Onur Rulosu Romance Yazarlar Birliği üyesidir. Kentucky Romance Writers ve Novelists, Inc. Kentucky'de kocası ve kedileri Willow ve Buffy the Mouse Slayer ile birlikte yaşıyor.

Yazar istatistikleri

  • 16 okur beğendi.
  • 234 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 69 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.