Terry Eagleton

Terry Eagleton

Yazar
8.2/10
86 Kişi
·
253
Okunma
·
52
Beğeni
·
3.117
Gösterim
Adı:
Terry Eagleton
Tam adı:
Terence "Terry" Eagleton
Unvan:
İrlanda Asıllı İngiliz Akademisyen ve Yazar
Doğum:
Salford, Birleşik Krallık, 22 Şubat 1943
Terence "Terry" Eagleton (d. 22 Şubat 1943, İngiltere), İrlanda asıllı İngiliz akademisyen ve yazar. Edebiyat ve kültür teorileri uzmanı. Özellikle Marksist edebiyat kuramı üzerine çalışmaları ile tanınır. Şu anda Manchester Üniversitesi'nde görevlidir.

Eagleton'ı özgün bir edebiyat kuramcısı olarak düşünmek mümkündür. Marksizm'e dayalı materyalist bir eleştiri teorisi oluşturmaya çalışmıştır. Kurduğu Marksist teori birçok eleştirmenin çalışmalarının kuvvetli ve etkili yönlerinin sentezinden oluşmaktadır. Genelde modernite ve modernizm üzerine eğilmektedir. Postmodernizme temel olarak itiraz etse de, yine de tümden yadsımamaktadır.

Eagleton doktorasını Cambridge Üniversitesi, Trinity Koleji'nde yaptı. Marksist edebiyat eleştirmeni Raymond Williams'ın öğrencisiydi. Kariyerine 19. ve 20. yy edebiyatları üzerine çalışarak başladı. Sonradan Williams'ın Marxist edebiyat kuramına yöneldi. Oxford Üniversitesi'nin Wadham, Linacre ve St. Catherine's Kolejleri'nde görev aldı. 1960'larda Slant etrafında toplanan sol eğilimli bir Katolik gruba katıldı ve birkaç teolojik makale ve bir de kitap yazdı, Towards a New Left Theology (Yeni Bir Sol Teolojiye Doğru). Bu eserin Türkçe çevirisi bulunmamaktadır.

Daha yakın bir zamanda Eagleton kültürel çalışmaları daha geleneksel edebiyat teorisiyle birleştirdi. Son zamanlardaki yayınları teolojik alanlara tekrar ilgi duyduğunu gösteriyor. Eagleton üzerindeki önemli bir diğer etki de psikanaliz oldu ve İngiltere'de Slavoj Zizek çalışmalarının önemli bir savunucusudur.

Halen New Statesman, Red Pepper ve The Guardian gibi önde gelen İngiliz yayınlarında politik olaylar üzerine yorum yazıları yayınlanmaktadır.
Sesini değil, sözünü yükseltmeli insan. Çünkü gök gürültüleri değil, yağmurlardır yaprakları yaşatan.
'' ... okur daima yazarın kafasında kurduğunu düşündüğü şeye boyun eğmek zorunda değildir ...''
Bir sanat eserinden zevk almakla ona hayranlık duymak aynı şey değildir. Hayran olmadığınız kitaplardan keyif alabilir ve keyif aldığınız kitaplara hayran olmayabilirsiniz.
Madem hiçbir insan bırakıp gideceği şeyin gerçekten sahibi olmamış,
Erken bırakmış ne çıkar, ne olacaksa olsun!
270 syf.
·28 günde·Beğendi·10/10
Marx neden haklıydı ?

Terry Eagleton ünlü bir Maksist yazardır. Bu kitapta Marx'ın tüm fikirlerini toptan bir savunması bulunmamakta birlikte asıl amacı Marx hakkında söylenen artık dile iyice yapışan bazı yanlış düşünceleri çürütmek.

Bir düşünürün yazdıklarıyla, o düşünürün yazdıklarını uyguladığını söyleyenler; işte düşünürü yanlış anlaşılma noktasına iten esas neden bu. Kitap, Marx ve Engels'in bir çok çalışmasına değinerek bu yanlış anlaşılmaların önüne geçip bunu hicivle harmanlayıp, anlaşılır kılmak adına günümüzden bir çok örnek de vererek anlatıyor.

Kitabın sonuç bölümü yazarın Marx hakkındaki tüm düşüncelerini yansıtıyor.

"İşte hepsi bu. Marx tutkuyla bireye güvenir ve soyut dogmaya karşı derin kuşku duyardı. Mükemmel toplum anlayışıyla uğraşmaya hiç vakti yoktu; eşitlik kavramına ihtiyatla yaklaşır ve hepimizin sırtına ulusal sigorta numaramızın vurulduğu işçi tulumu giydiğimiz bir geleceği
tahayyül etmezdi. Görmek istediği tek tiplilik değil, çeşitlilikti. Ne de erkelerin ve kadınların, tarihin yardıma muhtaç oyuncakları olduğunu öğretti. Devlete karşı sağcı muhafazakarlardan bile daha düşmanca bir tavrı oldu; sosyalizmi, demokrasinin düşmanı değil, onu derinleştirici
bir güç olarak gördü. Onun iyi yaşam modeli, insanın kendisini sanatsal olarak gerçekleştirme düşüncesine dayanır. Bazı devrimlerin barışçıl biçimde gerçekleşebileceğine inanır ve hiçbir acıdan sosyal reforma karşı çıkmazdı. Dar bicimde el emekçisi olan işçi sınıfına odaklanmadı.
Ne de toplumu tamamen kutuplaşmış iki sınıftan ibaret gördü.

Maddi üretim saplantısı yoktu. Tam tersine mümkün olabildiğince bundan kurtulmaktan yanaydı. Onun hayali çalışmak değil, boş zamandı. Eğer ekonomiye bitmez tükenmez
bir dikkatle eğildiyse, nedeni, bunun insanlığın üstündeki gücünü azaltmak istemesiydi. Onun materyalizmi samimi, ahlaki ve manevi inançlarla bütünüyle uyumluydu. Orta sınıflan bolca övdü ve sosyalizmi büyük özgürlük, sivil haklar ve maddi refah mirasının vârisi olarak gördü. Doğa ve çevreyle ilgili düşünceleri şaşırtıcı biçimde zamanının ötesindeydi. Kadınların özgürlüğünün, dünya barışının, faşizme karşı mücadelenin ya da sömürgecilikten kurtuluş mücadelelerinin ve bunların yol açtığı siyasi hareketlerin ondan daha sadık savunucusu olmamıştır.

Acaba şimdiye kadar başka hiçbir düşünür bu kadar hicvedilmiş midir?"



Şimdi gelelim Marx hakkındaki kitapta yer alan ve çürütülmeye çalışılan on itiraza. Bu itirazları özetleyerek yazıyorum. Yanıtların kitapta veriliş tarzı; öncelikle hemen itirazı çürütecek bir iki nükteli cevap, sonra uzunca - konudan çıkıyormuş gibi görünse de- itirazın ortaya çıkış nedenlerini ve Marx'in çalışmalarının dayanak gösterilerek aktarıldığı bölüm en son olarak yazarın bütün bölümü toparladığı öznel değerlendirme şeklinde yer alıyor.

1- Marksizm, dünyanın temelli olarak değiştiğini görmeyerek yanılan ya da görmekten korkan, her iki anlamda da, son derece inançtı kişilerin inancıdır.

2- Marksizm teoride iyi olabilir ama ne zaman uygulamaya konmuşsa sonucu terör, zorbalık ve kitle katliamı olmuştur. (..) Sosyalizm özgür olmamak, aynı zamanda piyasaların yok edilmesinin zorunlu sonucu olarak mal kıtlığı demektir.

3- Marksizm bir tür determinizmdir. İnsanların özgürlüklerini ve bireyselliklerini bir yana atar. Marx tarihin hiçbir insan eyleminin karşı koyamayacağı ve acımasız bir güçle kendi kendine çalışan bazı demir yasaları olduğuna inanıyordu. Nasıl kapitalizm kaçınılmaz olarak sosyalizme yol açacaksa, feodalizminde kaderinde kapitalizmi doğurması vardı. Gerçekte, Marx’ın tarih teorisi sadece Tanrı’nın takdiri ya da kaderin seküler bir yorumudur. Marksist devletler gibi bu, insan özgürlüğüne ve haysiyetine bir saldırıdır.

4- Marksizm rüyada görülen bir ütopyadır. Zorlukların, şiddetin ya da çatışmaların olmadığı mükemmel bir toplumun mümkün olacağına inanıyor. Kömünist sistemde çekişme, bencillik, sahip olma isteği, rekabet ya da eşitsizlik olmayacaktır. Kimse çalışmayacak, insanlar birbirleriyle tam uyum içinde yaşayacak ve mallar sonsuz biçimde akacaktır. Bu şaşırtıcı derecede saf bakış açısı, insan doğasına safça inanmaktan kaynaklanmaktadır. İnsanın doğal olarak bencil, açgözlü, saldırgan ve rekabetçi yaratıklar olduğumuz ve hiçbir sosyal mühendisliğin bunu değiştiremeyeceği olgusu görmezden gelinmiştir. Marx’ın geleceğe ait saf rüyası bir bütün olarak onun politikasının gerçek dışılığını yansıtır.

5- Marksizm her şeyi ekonomiye indirger. Bir tür iktisadi determinizmdir. Sanat, din, siyaset, hukuk savaş, ahlak, tarihsel değişim bütün bunlar en kaba ifadelerle ekonominin ya da sınıf mücadelesinin yansımalarından başka bir şey değildir. İnsani mesellerin gerçek karmaşıklığı tek renkli bir tarih görüşüyle yok sayılmıştır. Marx ekonomi saplantısı yüzünden karşı çıktığı kapitalist sistemin tersine çevrilmiş bir imajı haline gelmiş- tir. Düşünceleri değişik tarihsel deneyimlerin tek bir katı çerçeveye sıkıştırılamayacağının farkında olan modern toplumların çoğulcu bakış açısına aykırıdır.

6- Marx materyalistti. Maddeden başka hiçbir şeyin Var olduğuna inanmıyordu. İnsanlığın manevi yönlerine hiç ilgi göstermiyordu ve insan bilincini sadece maddi dünyanın bir yansıması olarak görüyordu Dine karşı acımasızca dışlayıcıydı ve ahlakı basitçe sonuca varmak meselesi olarak görüyordu. Marksizm insanlığın bütün en değerli şeylerini kurutur, bizleri çevremizce belirlenen etkisiz hantal maddi yığınlara indirger. İnsanlığa çizilen bu ruhsuz rotanın çıkacağı yol açıktır ki Stalin’in ve Marx’ın diğer izleyicilerinin kıyımlarıdır.

7- Marksizm’le ilgili hiçbir şey sınıf konusu kadar bıktırıcı saplantıdan daha çağdışı değildir. Marksistler dikkat etmemiş olabilir ama sosyal sınıf manzarası Marx’tan bu yana tanınmayacak ölçüde değişmiştir. Özellikle safça sosyalizmi getireceğini hayal ettikleri işçi sınıfı neredeyse iz bırakmadan silinip gitmiştir. Artık sınıfın giderek daha az umursandığı sosyal alışkanlığın giderek arttığı bir dünyada yaşıyoruz, sınıf mücadelesiyle ilgili laflar, kafirlerin kazıklara bağlanıp yakılması kadar arkaiktir. Şeytani, silindir şapkalı kapitalist gibi devrimci işçi de Marksist hayalciliğin bir uydurmasıdır.

8- Marksistler siyasette şiddeti savunurlar. Makul, ılımlı, kademeli reform yolunu reddederek yerine kanlı devrim kaosunu koyarlar. Küçük bir isyancı gurup ayaklanarak hükümeti devirecek ve isteklerini çoğunluğa dayatacaktır. Marksizm ile demokrasinin kanlı bıçaklı olmasının bir nedeni de budur. Marksistler sadece ideoloji diyerek ahlakı küçümsedikleri için politikalarının halka getireceği kargaşa umurlarında değildir. Onlara göre ne kadar can kaybı olursa olsun bu süreçte sonuç, araçları haklı çıkarır.

9- “Marksizm, çok güçlü bir devlete inanır. Sosyalist devrimciler özel mülkiyeti kaldırdıktan sonra despotik iktidarları aracılığıyla ülkeyi yönetirler ve bu iktidar bireysel özgürlüğün sonu olur. Her nerde Marksizm uygulanmışsa böyle oldu. İnsanların partiye, partinin devlete ve devletin canavar bir diktatöre geçit vermesi Marksist mantığın bir parçasıdır. Liberal demokrasi eksiksiz olmayabilir ama vahşice otoriter bir iktidarı eleştirmeye kalkıştı diye insanların akıl hastanesine kapatılmalarına göre daha fazla tercih edilir.

10- Son kırk yılda en ilgi çeken radikal hareketler Marksizmin dışından çıktı. Feminizm, çevrecilik, eşcinsel ve etnik siyaset, hayvan hakları, antiglobalizm, barış hareketi; bunlar şimdi sınıf mücadelesine demode bağlılığın yerini aldı ve Marksizmi çok gerilerde bırakan siyasi aktivizmin yeni biçimlerini temsil ediyorlar. Marksizmin bunlara ilham vermeyen katkısı marjinaldir. Gerçekten hala bir siyasi sol vardır ama bu sınıf sonrası, sanayi sonrası dünyasına uygundur.
Karışık bir anlatım tarzı var sanki . Bir okuduğumu bi daha okumak zorunda kalıyorum .Ama Ingiliz romanı yazarlarını tanımak için güzel bir fırsat. Henüz Henry Fielding, Jonathan Swift, Samuel Richardson ve Daniel Defoe yu öğrenmiş olsam da . Kitaplığımda bulunması gerekn bir kitap olarak düşünüyorum.
184 syf.
·6 günde
Terry Eagleton bir ideolog ve marksisttir.Bu yüzden kitapta zaman zaman marksist düşüncelere rastlarız.
"Azizler ve Alimler" postmodernist bir eserdir.Yani önemli olan olay örgüsü değil, asıl anlatılmak istenen şeydir.Anlatılmak istenen birçok şey var.Ama kitapta çoğunlukla dilden bahsedilmiştir.Burada ise devreye Wittgenstein ve dil üzerine fikirleri girer.Kitap aynı zamanda tarihsel üst kurmacaya,buna bazı postmodernist eserlerde rastlayabiliriz, sahiptir.Yani yazar karakterlerini tarihi figürlerden seçmiştir ve bu kişileri bir kurguda biraraya getirmiştir.
Kitap,yani 1.bölüm,Connoly'nin idam edileceği gün ile başlar.Görevlilerin Connoly'nin idamını diğer mahkumların görmesini istememesi ve bunun için uğraşmaları hayli ilginçtir.Normalde ibret olması için,ki bu ne kadar doğru tartışılır, idamlar herkesin gözü önünde gerçekleşir.Bölümün sonlarına doğru Connoly'ye sıkılan kurşun durur (Matrix'de olduğu gibi:) ). Sanki zaman geriye alınmış gibi olur 2.bölümde.Yazar Connolly,Russell ve Wittgenstein'ı biraraya getirir.Başka karakterler de vardır tabii ki ama başrolde bu 3 kişi vardır.:) 2.bölümde ve sonraki bölümlerde karakterler arasındaki bazı diyaloglar oldukça ilginçtir ve üzerinde düşünülmesi gerekir.
Kitapta unutamadığım ve bana çok komik gelen şey şudur; bir gün Wittgenstein'ın arkadaşı Wittgenstein'ın fotoğrafını çekecektir.Wittgenstein nerede duracağını sorduğunda, arkadaşı "oralarda bir yerde" der ve Wittgenstein bu söze çok güler ve ben de gülerim.:) Aslında bu söz bize dilin belirsizliğini gösterir.Yani biz belli bir dille konuşuyoruz diye söylediğimiz her şey belli değildir,olamaz.

Avusturya doğumlu bir filozof; Ludwig Wittgenstein (1889 –1951). Wittgenstein aynı zamanda Bertrand Russell'ın da öğrencisidir. Hayatı boyunca yayınladığı tek kitap, "Tractatus Logico-Philosophicus" adlı eserdir.

"Hakkında konuşamayacağımız şeyIerde sessiz kaImamız gerekir." Wittgenstein

" DiIimin sınırIarı, dünyamin sınırIarıdır." Wittgenstein


İngiliz bir filozof; Bertrand Russell ( 1872- 1970)         mantık ve matematik alanında önemli çalışmaları olan Russell Whitehead'le birlikte Principia Mathematica adlı ünlü matematik kitabını yazmıştır.
"Ne kadar az biIirseniz, onu o kadar şiddetIe savunursunuz." Russell
"Bir kasabın ekmeğe, bir fırıncının da ete ihtiyacı vardır. Bu nedenIe kasapIa fırıncının birbirini sevmesi için mantıkIı bir neden vardır. Her ikisi de birbirine yararIı oIur."

Connolly  (1868 - 1916),ayaklanmaların bastırılması sırasında İngilizler tarafından ağır yaralı olarak ele geçirildikten sonra, yapılan gizli duruşmalarda yargılanarak idama mahkûm edildi. İngiltere'den bağımsızlığını ilan eden Paskalya Ayaklanması'nın öncüsü ve İrlanda'nın ilk Marksist işçi önderlerinden James Connolly 12 Mayıs 1916'da kurşuna dizildi.

" Rahip herhangi bir ülkede siyasi gücü elde edebildiğinde,sonuç dinin görüşleri için felaket olmuştur ve insanlığın ilerlemesine terstir." Connolly

" İngiliz hükümetinin İrlanda'da hiç hakkı yoktur,asla olmamıştır,asla olamaz." Connolly

"Biz normal zamanlarda anayasal harekete inanırken ender zamanlarda devrimci harekete inanırız." Connolly

Dipnot: Connolly'nin sözlerinin çevirisi şahsıma aittir.
2.Dipnot: Kitabı okumadan önce başroldeki karakterlerle,İngiliz ve İrlanda tarihiyla ilgili araştırma yapıp bilgi sahibi olmak gerekir.Yoksa kitap pek anlaşılmaz.
99 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Her zaman için edebiyat kuramları ve incelemeleri okumak edebiyat okuyanlar için çok faydalıdır.Bu sayede kitaplara daha derinlemesine bakabiliyoruz.Bu kitap da Terry Eagles çok tekrara düşmüş Benjamin Franklin ve George Lukas’dan çok alıntı yapıyor.Bundan dolayı yaratıcı bir eser olmamış.George Lukas’ı okuyamadığım için bu kitaba yöneldim ama beklentilerimi karşılayamadı.İsmail Tunalı’nın eserini okuyacağım.Umarım faydalı olur.
144 syf.
Yazar,kitabın isminden de anlaşılacağı gibi "hayatın anlamı"nı sorguluyor.
Aristoteles,Nietzsche,
Wittgenstein,Marx,Freud, Shakespeare vb... gibi ünlü düşünürlerin bakış açılarıyla konuyu ele alıyor.
Ancak tüm düşüncelere karşı gelen ve eleştiren yazar,bu sırada başka sorular yönelterek okuyucuya da sorgulama ve düşünme fırsatı veriyor.
'
Hayatın anlamından bahsederken
Kader,sevgi,mutluluk gibi başka kavramların da sorgulandığı,sayfa olarak az ama anlam olarak derinlik içeren çok güzel bir kitaptı

Herkesin hayata yüklediği anlam farklı.
Belki de hayat,nefes alıp vermek kadar basit,belkide farkında olmaksızın şu anda yapmakta olduğumuz şeydir hayatın anlamı ?
184 syf.
·8/10
Hani bazı dizilerde derler ya gerçek bir hikayeden uyarlanmıştır diye ama sadece o karakterler gerçektir olaylar kurgudur ya da tam tersidir, işte bu kitap da öyle bir kitap. Karakterler gerçek fakat olaylar cok guzel bir kurgudan olusuyor.
Düşünün ki bir filozof olan ve dile,dilin sınırlarına, dilin sınırlarının hayatımızda oluşturduğu sınırlara kafayı takmış olan Wittgenstein,irlandada devrimin ve bağımsızlığın öncüsü ünlü Connolly ve yazarın bize ; "Platon'dan Nietzsche ye butun yazarlari büyük bir heyacanla okuyor,fakat okudugu her kelimeye inanmak ile hepsini birbirinin aynı supruntuler olarak görüp bir kenara atmak arasinda bocalayıp duruyordu. Beğenisi Tolstoy ile Dostoyevski arasında bölünmüş gibiydi: Sabahları tertipli, tanrı korkusu olan dindar biriydi, aksamlariysa tatlı dilli, yırtıcı ve şeytani biri olur,şehvetle sinsi sinsi dolanıp, ateşli geceler geçirirdi.Buyuk trajedilerin insanı adam ettiginden bahsetse de, kendisi kederden biraz olsun nasibini almamıştı. Basit, açgözlü, masum, duygusal ve obur biriydi." diye tanıtmış olduğu Mihail Bahtin'i bir odaya tıkıyoruz ve bir de bunların üstüne tuz biber niyetine biraz da "ulysess" in Leopold Bloom'unu serpistiriyoruz.
Adeta entellektueliteden yıkılan bir cennet mahallesi.. bir tarafta tek dilegi kafa dinlemek olan bohem bir hayatin arayışları , diger tarafta bagimsizlik derdine dusmus bir komutanin can havli, bir tarafta sosyalizmin ayak sesleri...
220 syf.
·Beğendi·8/10
Edebi metinlerin nasıl okunması gerektiğiyle ilgili temel bilgi ve yöntemleri tartışmacı bir anlatımla ve somut örnekler üzerinden veren bir başlangıç kitabı. Fazla terime boğmayan akıcı bir kitap. Bilinçli bir okur olmak isteyenlerin okumasını tavsiye ederim.
220 syf.
·Puan vermedi
Kitap okurken biraz tekdüze okuduğumu fark ettim ve bunun için internette biraz araştırma yapıp bu kitabı aldım. Yazar kitapta edebiyat eleştirisi nasıl olabilir bunu irdeliyor. Bir yazıyı –roman, şiir ya da tekerleme- farklı yönlerden bakıp değerlendiriyor. Bir kitapta belki de, kitabın yazarının bile aklına gelmeyen çeşitli bağlantılar kuruyor. Farklı edebi metinler üzerinden örnek gösterip anlatıyor. Edebiyat tarihinde oluşmuş farklı düşünceleri ve akımları da inceliyor. Okuru sıkmayan esprili bir anlatımı da var. Kitap okumaya farklı açılardan bakmak isteyen varsa öneririm.
184 syf.
·16 günde·Puan vermedi
Eserin iyi irdelenmesi ve anlaşılması için yeterli bilgi sahibi olmak( özellikle irlanda ingiltere tarihi ve modernçağ figürleri hakkında) gerekli
220 syf.
·Beğendi·9/10
Bir edebi eser veya bir tiyatro oyununda karakterleri gerçekmiş gibi ele almanın eserin edebiliğini nasıl yok ettiğini,
Enteresan ve sıradışı karakterlerkerin aslında sıradan insanlar olmasa bir hiç olduklarını,
Empatinin aslında karşındakini tanımanın tamamen önüne geçtiğini, bunun yerine sempatinin durumu kurtardıgını, Kendimi senin yerine koydugumda (tamamen sen oldugumda) seni tanımamın nasıl imkansızlaştığını,
Kendimize ne kadar yabancı oldugumuzu ve kendimize hakim olamamakla birlikte kendi kimliğimizi başkalarına dayatmanın anlamsızlığını,
Bir yazarın, bir şeyin ele gelmeyen özunü yakalamak için, cümle üstüne cümle, sıfat üstüne sıfat yığmakla aslında karakterleri ya da olayları nasıl yığının altına -veya dilinin - gömdüğünü,
Ve daha nice enteresan detayları başka nasıl ve nereden öğrenebilirdim bilmiyorum?
Sadece hayranlıkla degil, ağzım açık, şaşkınlıkla okuduğum bir kitap. ilk iş daha önce okuduğumu sandığım bir çok kitabı yeniden okumak.

Yazarın biyografisi

Adı:
Terry Eagleton
Tam adı:
Terence "Terry" Eagleton
Unvan:
İrlanda Asıllı İngiliz Akademisyen ve Yazar
Doğum:
Salford, Birleşik Krallık, 22 Şubat 1943
Terence "Terry" Eagleton (d. 22 Şubat 1943, İngiltere), İrlanda asıllı İngiliz akademisyen ve yazar. Edebiyat ve kültür teorileri uzmanı. Özellikle Marksist edebiyat kuramı üzerine çalışmaları ile tanınır. Şu anda Manchester Üniversitesi'nde görevlidir.

Eagleton'ı özgün bir edebiyat kuramcısı olarak düşünmek mümkündür. Marksizm'e dayalı materyalist bir eleştiri teorisi oluşturmaya çalışmıştır. Kurduğu Marksist teori birçok eleştirmenin çalışmalarının kuvvetli ve etkili yönlerinin sentezinden oluşmaktadır. Genelde modernite ve modernizm üzerine eğilmektedir. Postmodernizme temel olarak itiraz etse de, yine de tümden yadsımamaktadır.

Eagleton doktorasını Cambridge Üniversitesi, Trinity Koleji'nde yaptı. Marksist edebiyat eleştirmeni Raymond Williams'ın öğrencisiydi. Kariyerine 19. ve 20. yy edebiyatları üzerine çalışarak başladı. Sonradan Williams'ın Marxist edebiyat kuramına yöneldi. Oxford Üniversitesi'nin Wadham, Linacre ve St. Catherine's Kolejleri'nde görev aldı. 1960'larda Slant etrafında toplanan sol eğilimli bir Katolik gruba katıldı ve birkaç teolojik makale ve bir de kitap yazdı, Towards a New Left Theology (Yeni Bir Sol Teolojiye Doğru). Bu eserin Türkçe çevirisi bulunmamaktadır.

Daha yakın bir zamanda Eagleton kültürel çalışmaları daha geleneksel edebiyat teorisiyle birleştirdi. Son zamanlardaki yayınları teolojik alanlara tekrar ilgi duyduğunu gösteriyor. Eagleton üzerindeki önemli bir diğer etki de psikanaliz oldu ve İngiltere'de Slavoj Zizek çalışmalarının önemli bir savunucusudur.

Halen New Statesman, Red Pepper ve The Guardian gibi önde gelen İngiliz yayınlarında politik olaylar üzerine yorum yazıları yayınlanmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 52 okur beğendi.
  • 253 okur okudu.
  • 17 okur okuyor.
  • 419 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları