Tezer Özlü

Tezer Özlü

YazarÇevirmen
7.9/10
7,1bin Kişi
·
26,7bin
Okunma
·
3.679
Beğeni
·
104,4bin
Gösterim
Adı:
Tezer Özlü
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Simav, Kütahya, 10 Eylül 1943
Ölüm:
Zürih, İsviçre, 18 Şubat 1986
Tezer Özlü (d. 10 Eylül 1943, Simav, Kütahya - ö. 18 Şubat 1986, Zürih, İsviçre), Türk yazar. Özellikle Çocukluğun Soğuk Geceleri ve Yaşamın Ucuna Yolculuk olmak üzere az sayıda kitabıyla tanınır. Yazar Demir Özlü ile yazar ve çevirmen Sezer Duru'nun kardeşidir.

Yaşamı

Simav'da doğdu. Çocukluğu anne babasının görev yaptığı Simav, Ödemiş ve Gerede'de geçti. İstanbul'a on yaşındayken geldi. Avusturya Kız Lisesi'ne gitti; ancak mezun olmadı. 1961'de yurt dışına çıktı. 1962 - 1963 yıllarında otostopla Avrupa'yı gezdi. Paris'te tanıştığı tiyatrocu ve yazar Güner Sümer'le 1964 yılında evlendi. Birlikte Ankara'ya yerleştiler. Sümer'in AST'ta çalıştığı bu dönemde Özlü Almanca çevirmenlik yaptı. AST'ta 1963-64 sezonunda Sümer'in yönettiği Brendan Behan'ın Gizli Ordu oyununda oynadı. Sümer'den ayrılarak İstanbul'a yerleşti. Geçirdiği rahatsızlık nedeniyle kesintili olarak 1967 - 1972 yılları arasında İstanbul'da farklı hastanelerin psikiyatri kliniklerinde kaldı. Çocukluğundan başlayarak yaşadıklarını ve klinikte kaldığı bu dönemleri Çocukluğun Soğuk Geceleri kitabında yazdı.

1968 yılında yönetmen Erden Kıral'la evlendi. Bu evlilikten 1973'te kızı Deniz doğdu. Bir burs alarak 1981'de Berlin' e gitti. Bu arada Kıral'dan ayrıldı. Kanada'da yaşayan İsviçre asıllı sanatçı Hans Peter Marti ile tanıştı ve 1984'te Marti'yle evlenerek Zürih'e yerleşti. Göğüs kanseri nedeniyle 1986'nın 18 Şubat'ında burada öldü. Mezarı Aşiyan Mezarlığı'ndadır.

Özlü, eski eşi Erden Kıral'ın Yol filminin çekimi döneminde yaşananları anlattığı filmi Yolda'da Yelda Reynaud tarafından canlandırıldı.

Eserleri

İlk kitabı 1963'ten itibaren dergilerde yayımlanan öykülerinden oluşan Eski Bahçe'dir. Kitap ilk kez 1978'de basıldı. 1980'de ilk romanı olan Çocukluğun Soğuk Geceleri yayımlandı. Kendisini derinden etkilemiş üç yazar olan Svevo, Kafka ve Pavese'nin izinden giderek yazdığı ikinci romanı 1983'te Auf den Spuren eines Selbstmords (Bir İntiharın İzinde) adıyla yayımlandı. 1983 Marburg Yazın Ödülü'nü kazanan kitap, yazar tarfından Yaşamın Ucuna Yolculuk adıyla Türkçe olarak bir anlamda yeniden yazıldı ve bu haliyle 1984'te basıldı. İlk öykü kitabı Eski Bahçe ölümünün ardından, daha sonra yazdığı öykülerle birlikte Eski Bahçe - Eski Sevgi 1987'de okurla buluştu. Gergedan Dergisi 13. sayısında yazar anısına bir "fotobiyografi" yayımladı. Günce ve anlatılarından bazı parçalar ise Kalanlar (1990) adlı küçük bir kitapçıkta bir araya getirildi. Bu kitapta yer alan çoğu Almanca yazılmış metinlerin çoğu, Sezer Duru tarafından Türkçeye çevrildi. Özlü'nün yayımlanmamış senaryosu Zaman Dışı Yaşam da 1993'ten itibaren yazarın tüm yapıtlarını yayımlayan YKY tarafından basıldı. Bu seride, yazarın dostu Leyla Erbil'e yazdığı mektuplardan oluşanTezer Özlü’den Leyla Erbil’e Mektuplar (1995) da bulunmaktadır.

Eserleri

Eski Bahçe (1978), öykü
Çocukluğun Soğuk Geceleri (1980), roman
Auf den Spuren eines Selbstmords (Bir İntiharın İzinde 1983),roman
Yaşamın Ucuna Yolculuk (1984), roman
Eski Bahçe - Eski Sevgi (1987), öykü
Kalanlar (1995), deneme
Zaman Dışı Yaşam (2000), senaryo
çocukluğumuz üzerine kabus gibi çöken eski kuşaklar , bilinçli yıllarımızı da elimizden almayı başaramayacak ..
&
baskıya başkaldıran her zaman haklıdır ..
65 syf.
·3 günde·10/10 puan
Bazı yazarların yazdıklarında yüreğe dokunan bir yan vardır. İşte Tezer Özlü de o yüreğe dokunan yazarlardan. Bu sebeptendir ki, kendisine edebiyatımızın “gamlı prenses”i denmektedir. Bana göre gamlı prenses tabirini sonuna kadar hak ediyor.

Çok değerli bir yazar. Yazar olmanın da ötesinde, çok değerli bir kadın. Sapına kadar, kadın. Sapına kadar, haklı bir kadın...

Bakmayın sürekli yaşamdan kaçtığına, defalarca intihar denemelerinde bulunduğuna. Yazdıkları, satırları, fikirleri hayatla dopdolu. Onu okuduğunuzda intihar etme fikrine değil, aksine yaşama fikrine daha çok sarılıyorsunuz. Çünkü Tezer Özlü her şeyden önce “yaşamış bir insan.” Daha çok yaşamak ve doyasıya hayatın tadına bakmak istemiş bir insan. Onun gamlı prenses olmasının sebebi, yaşadıkları, başından geçen acı olaylar değil, yaşamak isteyip de yaşayamadıklarıdır, engellenmesidir. Geri zihniyetli insanlarla bir arada olup, hayatın gerçek değerini ve amacını kavrayamamış insanlarla ne kadar doğru bir yaşam sürülebilir ki zaten? Haklıydın Tezer Özlü. Sonuna kadar haklıydın; ama tıpkı Oğuz Atay gibi kimse gelip sana da haklı olduğunu söyleyemedi. Ancak sen öldükten sonra değerini kavrayabildi bu ülke. Böyle olmamalıydı elbette; ama ne yaparsın ki ülkemizin kaderi bu. Hep sonradan aklımızın başımıza gelmesi...

Çocukluğun Soğuk Geceleri, Tezer Özlü’nün ilk romanı. Yaşamının başlangıcını bizlere sunduğu, çocukluk yıllarının ve gelişim sürecinin önümüze çırılçıplak bırakıldığı kısacık kitabı.

Kısacık dediğime bakmayın. Kitapta neler yok ki? Tezer Özlü’nün sobalı bir evde büyümesi, İstanbul sokaklarının eski görüntüsü, babasıyla, kardeşleriyle, kuzenleriyle olan ilişkisi, hatta babasıyla annesi arasındaki ilişki, düşlenen, erişilemeyen sevgililer, evlilikleri, sevmeden nikah masasında evet deyişleri, hastane koridorları, kaçma isteği... Hepsi var; ama şimdiki yazarların yaptığı gibi “sansürlü” değil. Tüm çıplaklığıyla. Ayrıntılarıyla...

Her şeyden önce cesur bir yazar. Böyle yazarlara bayılıyorum. Yukarıda da dediğim gibi, cesur bir yazar olmanın ötesinde, cesur ve güçlü bir kadın. Sözünü sakınmayan, doğru bildiğini söyleyebilen, hiç utanmadan isteklerini ve hislerini yazabilen bir kadın. Çünkü insan olmanın ne olduğunu, insan doğasının neyi emrettiğini çok iyi biliyor Tezer Özlü.

Onunla ilgili ne anlatsam, ne söylesem eksik kalacak gibi hissediyorum. Beni öylesine düşüncelerle dolduruyor ki, yaşadığı döneme gidip onunla bir akşam yemeği yemek, hatta sevgili olmak istiyorum. Tam olarak, “aşık olunacak bir kadın.” Bu arada çok mu kitabını okudum? Hayır, yalnızca okuduğum ikinci kitabı bu. Fakat tek bir cümlesini okumam bile onu anlamama yetiyor. Tekrar buluşmak üzere, sevgili Tezer.

Tezer Özlü ile ilgili hazırlamış olduğum ayrıntılı videoyu izlemek isterseniz buyurun: https://www.youtube.com/watch?v=T3Xge-gH6IU
Merhabalar..:) Öncelikle yazarla tanıştığım ilk kitap. Belki de yanlış seçim benim için. Ama bence bir yazarın hangi kitabı olursa olsun o kitabı okurken saatin sesini "tik-tak-tik" diye duyurmamalı. Kitabın isminden çok şey umarak, büyük bir beklenti ile başladım. İlk satırlarda anlatım şeklini sevmediğimi, farklı bulduğumu okuma durumuma yorum olarak eklemiştim. Satırlar arasında kopukluk vardı. Olaylara geçiş arasında da vardı bu alakasızlık. Sonra cinsellikle karşılaştım. ( https://imgyukle.com/i/aa214o ) Normal canım n'olacak her kitapda vardır dedim ki herkes der bunu. Ama bu da alakasızdı. Yani durduk yere şey yazmış "Babamın eli şeyindeydi" banane adamın şeyinden, banane adamın elinden? ( https://imgyukle.com/i/aa2Z4s ) Birçok inceleme okudum belki pdf yanlış diye. Herkes övmüş incelemesinde. Ben de pdf okumayan kişiler gerçek kitabın o sayfasını atarsa demekki yazarın kalemi bu şekilde diye düşündüm, ileti attım. ( https://imgyukle.com/i/aa2Xbv ) Maalesef kitapda da öyleymiş. Şimdi bunu okuyanlardan Tezer Özlü sevenler mutlaka olacaktır. Şunu belirteyim ayrı ayrı cümleler, alıntılar olarak güzel. Hatta çok sevdiğim cümleleri alıntı olarak ekledim. Ama kitap olarak nitelendiremedim. Belki de okuyanlar psikolojik bir manada bağlayabilmişlerdir, anlam katabilmişlerdir kitaba ama ben katamadım. Şimdi bunun bir yanını daha konuşalım. Günümüzde bir gencimiz böyle cümlelerle kitap yazsa toplum olarak linç eder, her baskıyı uygular, bu ne deriz. Yazdığına pişman etmez miyiz? Ederiz. Bu kadarız işte. İyi okumalar.
67 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Öncelikle kitabın olay örgüsünün normal kitaplardan biraz farklı olduğunu söylemek isterim. Biraz kopuk açıkçası okurken bende biraz takip etmekte zorlandım. Fakat yine de kitaptan istenileni alıyorsunuz buram buram acıyı hissediyorsunuz. Tek kelime ile bu kitabı özetlemek istesem kesinlikle o kelime 'acı' olurdu....”
1K iyi okumalar /
126 syf.
·2 günde·4/10 puan
Hani olur ya, mesela taze fasulyeyi sevmezsiniz, ama gittiginiz bir yerde fasulye ikram edilir, cok da guzel yapilmistir, herkes cok begenir. Ve siz de merak eder bir catal alirsiniz. Guzel de olsa, baskin tat fasulyedir ve siz sevmiyorsunuzdur neticede. Bu, fasulyenin kotu oldugunu gostermez, ama sizin sevmenizi de gerektirmez…
Ozetle, kitabi bitirdim ama anladim ki kitap benlik degilmis. Kitaba kotu diyemem, neticede o kadar cok sevenin yaninda begenmeyen azinliktayim. Ama kitapla ya da yazarla okuyucu arasinda kurulmasi gereken o bag, bizim aramizda olmadi. Olamadi…
Peki neden…
Birincisi ben sayisalciyim, hayatta her seyi formulize edebilen bir yapim var. O yuzden o formulun disina cikan bir sey oldugu an ben kayboluyorum. Algim kopuyor. Benim icin de bir yazinin girisi, gelismesi ve sonucu olmali. Ki ne kitabin genelinde, ne de kitabin bolumlerinde bunu bulamadim. Bir anda yazarin beyninde baslayan dusunce akisi, zaman zaman bir yolculuk boyutunda zaman zamansa yine beyinde dusunceler uzerinden akti. Akti akmasina da, bende pek akamadi. Bir cumle yazarin dis agrisindan bahsediyor, bir sonraki cumle sehrin sokaklarina geciyor, ardindan yalnizliktan dem vurup dorduncu cumlede yeniden konu bas agrisina baglaniyor. Takip etmekte gercekten zorlandim.
Ikincisi, ki yine tamamen birinci ile ayni sebepten, cumlelerde de bir formul aradim durdum. Benim bildigim, cimleler sirasiyla ozne tumlec ve yuklemden olusur. Ama bu kitapda degil. Tamam arada devrik cumleler de olur ama bir paragraf, sadece birer kelimeden olusan cumleler vardi. Kitabin ozellikle ilk yarisinda tamamlanmamis cumleler, tamamlanmis cumlelerden cok cok daha fazlaydi. Zaten Saramago tarzinda nokta ve virgule disinda bir isaret kullanilmamis olmasi zorlastiriyordu okumayi.
Son olarak da… Ne yazik ki yazarla aramla duygusal bir bag da kuramadim. O yuzden pek cok okurun incelemelerinde belirttigi “cok guzel tespitleri var, bana hayati sorgulatti” gibi bir durum bende olmadi. Bunun altinda yatan sebep ise yazarin inanilmaz karamsar olmasi. Gercekten okurken icim daraldi. Ya bir de, nasil desem, hayatta gercek problemleri olan milyonlarca insan varken cani biraz sikilmis ve kendisini Avrupa gezisine vermis bir insanin burjuva problemlerini okumak bana pek de samimi gelmedi. Yani nasil desem, yillardir Dante’nin evini, mezarini gormek icin bir Italya yapasim var ama is guc hayat kosusturmacasi yuzunden hala mumkun olmadi. Ote yandan yazarin haftalarca is guc dusunmeden sevdigi bir yazarin ayak izlerini takip edebilmesi mukemmel bir firsast ve harika bir yasam tarzi.
Bir de nasil desem… ben bir kitabi okurken yazarin hayal gucunu, hayallerini, umutlarini paylasmak isterim. Hayatta o kadar can sikici olgu varken, ve ne yazik ki her haberlere bakinca bu kotu olgulara maruz kaliyorken, bir kacis noktasi olarak gordugum, guvenilir limanlarim olan kitaplarimda da fazladan defresif fikre maruz kalmayi istemiyorum.
67 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
İÇİNDE BİR ÇOCUK ÖLÜSÜYLE YAŞAYAN KADIN

Hep Zühre
Hep Leyla
Hep aşk
Hep cici bici
Hep kendini seven
Hep kendini öven, önemseyen
Hep şen şakrak, gülümseyen...
Rengarenk kahramanlarla dolu edebiyata bir de Tezer gerek:
Siyah beyaz film gibi, cam gibi keskin, yaralarını gizlemeyen yaralı kadın...
Karşımda çırılçıplak soyundu; utanmadı, saklanmadı, yargılayacağımdan korkmadı, suçlamalarıma inat gözüme soktu kendini...

Hayat, bizim seçtiklerimizden çok seçmediklerinizle başlıyor aslında.
Pembe pamuk helvalarıyla ve elma şekerleriyle büyütülen, prenses özeni ile büyütülen kız çocukları var...
Gecekondularda doğan büyüyen ve toprak yiyen, toz toprağın içinde yanık ten ve bembeyaz dişleriyle gülümseyen kızlar...
Daha bebekken tacize uğrayan...
Cami avlusuna bırakılan...
Beşikteyken kertilen...
Horlanıp aşağılanan ve dayak yiyen...
Mor çatılara sığınan...
Bilmem kaç koyuna satılan....
Kaç kadın varsa o kadar kadın hikâyesi var ...
Sizin de var hikâyeniz ( anlatmaya utandığınız, korktuğunuz, ayıplanacağınızı sandığınız, parmakla gösterilip dışlanacağınız hikayeniz var biliyorum, herkesin var )...

Bu kitap ne anlatır?
Tezer’i...
Çocukluğundan başlayarak gençliğini, korkularını, intihar girişimini, 5 yıl akıl hastanesinde yaşadıklarını, şizofren ataklarını, hastanelerde uğradığı tacizleri, erkeklere bakışını, cinselliği, evliliklerini, arkadaşlarını, ailesini, elektroşoklarda hissettiklerini, yalnızlığını, kusurlarını, kadere rıza göstermeyişini,ölmeden ölmelerini...

Biri de çıksın yazdıklarıyla seni hırpalasın istiyorsan Tezer’ i oku...
Üstesinden gelemediğim sorunlarım var diyorsan Tezer’i oku...
Bir hasta ruh nasıl korkar,
Bir kadın ne hisseder,
Erkekleri tanımak için kaç erkek tanıman gerek,
Merak ediyorsan Tezer oku...
..........
Dipsöz:Tanımıyorsan ;ayıplama, yargılama, suçlama...
142 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Yaşamın Ucuna Yolculuk ve Tezer Özlü...
Şüphesiz ki bu inceleme bugüne kadar yaptığım en kişisel ve farklı inceleme olacak :)
Hadi, o zaman başlayalım!

Aylardır, incelemelerde okumalarda gördüğüm bir yüz... Bir kadın var ve gülümsüyor. Gözlerinin çevresinde biraz kırışıklıklar ve acı dolu bir gülümseme...

Okuyanlar var sevenler var tabi bana da önerenler oldu. Sonra birkaç gün önce kitap sipariş edeceğim zaman aklıma geldi. Dedim araya katayım bunu da. İyi ki de demişim!

Benim DÜNYANIN EN İYİ KİTABI ile tanışmam işte bu şekilde oldu. Bugün iki tane Zweig kitabı okudum sonra da bunu da okuyayım bari dedim. Bakın bunu da iyi ki demişim :D

Kitabı elime aldım ama bu benim için bir ilkti. Tezer Özlü kimdir bilmiyorum hala araştırmadım da :D Kitabın başında yazılanları biliyorum sadece. Daha öncede kitaplarını okumamışım.

Ama bu nasıl bir kitaptır ya! 11. sayfaya gelmişim ve şöyle diyorum "Bu kitabı okumam çok uzun sürecek galiba!" Çünkü her sayfada beni çeken bir şey var ve durmadan aynı yerleri tekrar tekrar okuyorum. Ha bu anlayamadığımdan değil, o kadar etkililer ki...
Sonra 57. sayfaya geliyorum ve şunu diyorum.
BU DÜNYANIN EN İYİ KİTABI ve Tezer Özlü'yü herkesin tanıması şart!
Dünya bu kitabı tanımalııı!

Ve bundan dolayı etkinlik oluşturuyorum :D
İncelememi beğenip etkinliğe dahil olmak isteyenler için: #30470051

Peki neydi bu kitabı EN İYİ yapan? Ben de bilmiyorum :D
Sadece bildiğim bir şey var ki beni ilk sayfalarından içine çekti. Hani yemek yersiniz falan da doymazsınız hala yemek istersiniz İşte benim bu kitabı okumam öyleydi. Bir yandan her sayfasını hızlı hızlı okumak istiyorum diğer yandan da dur ya diyorum kendime dur! Bu kadar hızlı okuma ki çabuk bitmesin...

Her sayfası ayrı mükemmel olan bu kitap baya melankolik ve intihar hakkında birkaç tavsiye veriyor :D
Burada tuhaf olan bir şey daha var "Ben Tezer Özlü ile daha önce neden tanışmadım?" Kendime çok ama çok kızıyorum. Hayatım boyunca tanışabileceğim en güzel ve en iyi yazarların arasında yerini aldı kendisi :)
Kitaplığımda da olmasından gurur duyuyorum!

İncelememde sona yaklaşırken de şöyle bir şey söylemek isterim. Beni bu dünyada tutan tek şey kitaplar. Ve bu kitabın ne kadar iyi olduğunu betimlemek istersem şöyle bir şey söyleyebilirim.

Bu dünyaya veda etmek istersem şüphesiz okuyacağım son kitap ve başucumdaki kitap Yaşamın Ucuna Yolculuk olurdu.

Herkese iyi okumalar dilerim :)
Hala burada mısınız? Çabuk gidin okuyun şu kitabı!! :D
128 syf.
·Puan vermedi
YAŞAMIN UCUNA YOLCULUK - TEZER ÖZLÜ

"Gitmem gerek. Yeni resimler görmem gerek. Benimseyeceğim, içimdeki kıpırdanışları dolduracak bir resim bulana kadar gitmem gerek."

*Sevdiği yazarların peşinden sürüklenen Tezer Özlü, onların yaşamlarına eşlik eden maddelerdeki manayı kavrayabilmek için yolculuğa çıkıyor. Pavese'yi, Svevo'yu, Kafka'yı içlerine gömen şehirleri, oradaki yüzleri, hisleri bir de kendi görmek istiyor. Kimisi intihar eden yazarların intihar ettiği odalara giriyor. İronik de bir isim koyuyorlar kitabına. Çıkılan yolculuk içsel bir deşme çabası aslında. Bu yazarları neden çok sevdiğini anlama çabası. Bir onları arıyor, anlamaya çalışıyor. Bir de kendini götürüyor gittiği yere, benliğini kavramaya çalışıyor. Yazarlarla ortak bağ kuran, kader arkadaşlığı yapan kendisi de yazar olan bir kadının, yaşama edebiyatla tutunma çabası.

"Dayanılmaz yaşamdan kaçılacak tek köşe gene kitaplardı."
67 syf.
·3 günde·5/10 puan
Kitabı okurken harika bir gün geçirmek umuduyla okuyacaksanız hiç elinize almayın.
Buram buram bunalım,karamsarlık,acı kokuyor.

Tezer Özlü, toplumun birey üzerindeki baskılarını çocukluk yıllarından başlayarak olgunluğa kadar işliyor.Yaşadıklarını, yaşattıklarını,gel-gitlerini, baskıcı ailesini, kardeşi ve kuzeni ile yaşadığı çarpık cinsel ilişkilerini büyük bir cesaretlikle dile getirmiş.
Kadınlık ve cinsellik kavramlarının yan yana gelmesinin bile ayıplandığı bu devirde, kitabıyla adeta kurallara başkaldırıyor, onlar sizin ön yargılarınız bunlar benim hayatım diyor gibi, belki de demek istiyor.
Kitabın özünden çok cesurluğu ön plana çıkıyor, o parlıyor.
Dağınık konuya, konuşma havasına müşkülpesent olmasanız bile eh be diyebilir ve o konuda mideniz bulanabilir, hatta bir ara sıkılma evresine gelip rafa kaldırabilirsiniz, garanti veriyorum..
Açıkçası biraz meraktan sonunu getirdim, yoksa yarım bırakacağım ilk kitap olabilirdi.

Türk Edebiyatının Lirik Prensesi denilmiş fakat benim için Manik Depresif Prenses olarak kalacak Tezer Özlü.
Hayran olunası tek şey kaleminin cesareti ve hastane kavramının bir çırpıda okunmasına rağmen bir hastaya hissettirdiği yoğun duyguları ele alış şekli.
İlginç...değişik bir yazar...
Okuduğum ilk kitabıydı, sanırım son olacak.
76 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
*Bu incelemenin çok büyük bir kısmı Tezer Özlü'nün kitaplarında geçen sözlerden oluşmaktadır. Tezer Özlü okumayanların içi rahat olsun, hangi cümlenin alıntı olduğu anlaşılmayacağından spoiler mevzusu yoktur.

O kendini anlattı. Ben yazdım. Siz de dinleyin:

"Ölemiyorum... Eylül 1943. Doğdum. Nerde doğduğumun önemi yok. Ben belli bir ülkesi, yeri olmayanlardanım. Daha doğduğum zaman koptum köklerimden, annemden, babamdan, insanlardan. Ne kadar yaklaşırsam o kadar koptum. On yaşıma kadar çevremi, çevremdeki sessizliği kavramaya çalıştım. Büyüdü, büyüdü, büyüdü. Bu sessizlikte kayboldum. Ölemiyorum... Yirmi ile otuz yaşına geldim. Aklın bittiği yerleri ve çıldırmanın sınırlarını aradım. Ama ne garip sınırlar kadar hiçbir sınırlamadan sıkılmadım. Kurallara karşı çıktım. Ve beni okyanus gibi yalnız bıraktınız. Ölmek istedim, dirilttiniz. Aç kaldım, serum verdiniz. Delirmek istedim, kafama elektrik verdiniz. Yazı yazmak istedim, tutunamazsın dediniz. Ama yazdım. Neden yazdım peki? Dünya acılı olduğu için, duygular taştığı için. Sözcüklerin tümü içimden çıkmadan uyuyamayacağım için. Neden yazdım? Karşıma çıkan her şey yetersiz. Soluduğum her şey yetersiz. Dalgalar, odalar, mekanlar, sevgiler yetersiz. Suların tadı yetersiz. Günlerin uzunluğu yetersiz. Haftaların günleri yetersiz. Bu boşluğu doldurmak için yazdım. Artık sokaklardayım. Yaşamın olduğu sokaklarda. Kaçıyorum ve kaçmıyorum. Birbirine yabancılaşmış, çürümüş, fabrika insanına dönmüş sizden; düzeninizden, okul anlayışınızdan, namus anlayışızdan, başarı anlayışnızdan kaçıyorum ve kaçmıyorum. Aranızda dolaşmak için giyindim. Hem de iyi giyindim sırf iyi giyinene iyi değer verdiğiniz için. Ölemiyorum... Sevdim, aşık oldum. Aşk acısıda çekmedim. Nasıl çekerdim dünyanın verdiği acı daha güçlüyken? Bu acı da olmasa yeşil yapraklar üzerindeki güneş ışınlarının anlamı olmazdı. Pavese'yi Torino'da, Svevo'yu Trieste'de, Kafka'yı Prag'da sevdim. Peşlerinden gittim. Onların acısını aradım. En çok Pavese'yi sevdim. Pavese'nin intihar acısını buldum. Ondan sonra acıyı mutluluk olarak tanımladım. Sonra kendi mutluluğumu, intiharımı aramaya başladım. Ölüm düşüncesi izledi beni. Gece gündüz kendimi öldürmeyi düşündüm. Ama ölemedim, ölemiyorum...
Kırklı yaşlardayım. Uzun zamanım kalmadı. Kitlenin anlamsız gürültüsü içinde boğuluyorum. Çok yoruldum. Taşıyamayacağım kadar yaşantı üslendim. Artık ağır geliyor. İnsanları kendi dünyalarını anlamaları için bıraktım. Anlamadılar. Ve bana ölümsüzlüklerin sonsuz acıları kaldı. Size ne bıraktım? Birkaç kitap, birkaç söz, birkaç anı.(Bu kitapta da size yayımlanmamış anılarımı, öykülerimi, sözlerimi bıraktım.) Bu tarihi unutmayın: 18 Şubat 1986. Küçük dünyanız sizin olsun dostlarım. Öldüm."
65 syf.
Tezer Özlü nün okuduğum ilk kitabı.Sürekli çevremde adını ve alıntılarını duyuyordum ama bir türlü okuma fırsatı bulamadım. Sağolsun doğum günümde kuzenim birkaç kitabını hediye olarak almış. Fakat Tezer Özlü yü yanlış kitapla tanımaya çalıştığımı düşünüyorum. Kitabın ilk bölümünde yaşadığı evi, okulunu, çocukluğunu ve gençlik dönemini anlatıyor. Kitapta belli bir düzen, olay ve kurgu sırası yok. Bu da kitaba yoğunlaşmakta zorluk yaşatıyor. Kitabın hastane bölümleri ama etkileyici bir şekilde anlatılmış. Kendi isteği dışında uyutulup tedavi edilmesi hatta elektroşok verildiği anlarda düşündükleri içimi acıttı. Ama sözleri cümleleri iyi bir kalemi olduğunu gösteriyor. Sanırım onunla tanışmak için sadece ilk tercihim bu kitap olmamalıydı. Yazarın anlatımı Pavese ve Svevo'nun etkisinde kaldığını gösteriyor ve tabi ki Kafka nın da. Onlar da psikolojinin derinliklerinde yüzen düşünürlerdir. Tezer Özlü yolculuğum devam edecek mutlaka.

Yazarın biyografisi

Adı:
Tezer Özlü
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Simav, Kütahya, 10 Eylül 1943
Ölüm:
Zürih, İsviçre, 18 Şubat 1986
Tezer Özlü (d. 10 Eylül 1943, Simav, Kütahya - ö. 18 Şubat 1986, Zürih, İsviçre), Türk yazar. Özellikle Çocukluğun Soğuk Geceleri ve Yaşamın Ucuna Yolculuk olmak üzere az sayıda kitabıyla tanınır. Yazar Demir Özlü ile yazar ve çevirmen Sezer Duru'nun kardeşidir.

Yaşamı

Simav'da doğdu. Çocukluğu anne babasının görev yaptığı Simav, Ödemiş ve Gerede'de geçti. İstanbul'a on yaşındayken geldi. Avusturya Kız Lisesi'ne gitti; ancak mezun olmadı. 1961'de yurt dışına çıktı. 1962 - 1963 yıllarında otostopla Avrupa'yı gezdi. Paris'te tanıştığı tiyatrocu ve yazar Güner Sümer'le 1964 yılında evlendi. Birlikte Ankara'ya yerleştiler. Sümer'in AST'ta çalıştığı bu dönemde Özlü Almanca çevirmenlik yaptı. AST'ta 1963-64 sezonunda Sümer'in yönettiği Brendan Behan'ın Gizli Ordu oyununda oynadı. Sümer'den ayrılarak İstanbul'a yerleşti. Geçirdiği rahatsızlık nedeniyle kesintili olarak 1967 - 1972 yılları arasında İstanbul'da farklı hastanelerin psikiyatri kliniklerinde kaldı. Çocukluğundan başlayarak yaşadıklarını ve klinikte kaldığı bu dönemleri Çocukluğun Soğuk Geceleri kitabında yazdı.

1968 yılında yönetmen Erden Kıral'la evlendi. Bu evlilikten 1973'te kızı Deniz doğdu. Bir burs alarak 1981'de Berlin' e gitti. Bu arada Kıral'dan ayrıldı. Kanada'da yaşayan İsviçre asıllı sanatçı Hans Peter Marti ile tanıştı ve 1984'te Marti'yle evlenerek Zürih'e yerleşti. Göğüs kanseri nedeniyle 1986'nın 18 Şubat'ında burada öldü. Mezarı Aşiyan Mezarlığı'ndadır.

Özlü, eski eşi Erden Kıral'ın Yol filminin çekimi döneminde yaşananları anlattığı filmi Yolda'da Yelda Reynaud tarafından canlandırıldı.

Eserleri

İlk kitabı 1963'ten itibaren dergilerde yayımlanan öykülerinden oluşan Eski Bahçe'dir. Kitap ilk kez 1978'de basıldı. 1980'de ilk romanı olan Çocukluğun Soğuk Geceleri yayımlandı. Kendisini derinden etkilemiş üç yazar olan Svevo, Kafka ve Pavese'nin izinden giderek yazdığı ikinci romanı 1983'te Auf den Spuren eines Selbstmords (Bir İntiharın İzinde) adıyla yayımlandı. 1983 Marburg Yazın Ödülü'nü kazanan kitap, yazar tarfından Yaşamın Ucuna Yolculuk adıyla Türkçe olarak bir anlamda yeniden yazıldı ve bu haliyle 1984'te basıldı. İlk öykü kitabı Eski Bahçe ölümünün ardından, daha sonra yazdığı öykülerle birlikte Eski Bahçe - Eski Sevgi 1987'de okurla buluştu. Gergedan Dergisi 13. sayısında yazar anısına bir "fotobiyografi" yayımladı. Günce ve anlatılarından bazı parçalar ise Kalanlar (1990) adlı küçük bir kitapçıkta bir araya getirildi. Bu kitapta yer alan çoğu Almanca yazılmış metinlerin çoğu, Sezer Duru tarafından Türkçeye çevrildi. Özlü'nün yayımlanmamış senaryosu Zaman Dışı Yaşam da 1993'ten itibaren yazarın tüm yapıtlarını yayımlayan YKY tarafından basıldı. Bu seride, yazarın dostu Leyla Erbil'e yazdığı mektuplardan oluşanTezer Özlü’den Leyla Erbil’e Mektuplar (1995) da bulunmaktadır.

Eserleri

Eski Bahçe (1978), öykü
Çocukluğun Soğuk Geceleri (1980), roman
Auf den Spuren eines Selbstmords (Bir İntiharın İzinde 1983),roman
Yaşamın Ucuna Yolculuk (1984), roman
Eski Bahçe - Eski Sevgi (1987), öykü
Kalanlar (1995), deneme
Zaman Dışı Yaşam (2000), senaryo

Yazar istatistikleri

  • 3.679 okur beğendi.
  • 26,7bin okur okudu.
  • 394 okur okuyor.
  • 9,2bin okur okuyacak.
  • 357 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları