Tezer Özlü

Tezer Özlü

8.1/10
1.416 Kişi
·
4.759
Okunma
·
1.356
Beğeni
·
42.157
Gösterim
Adı:
Tezer Özlü
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Simav, Kütahya, 10 Eylül 1943
Ölüm:
Zürih, İsviçre, 18 Şubat 1986
Tezer Özlü (d. 10 Eylül 1943, Simav, Kütahya - ö. 18 Şubat 1986, Zürih, İsviçre), Türk yazar. Özellikle Çocukluğun Soğuk Geceleri ve Yaşamın Ucuna Yolculuk olmak üzere az sayıda kitabıyla tanınır. Yazar Demir Özlü ile yazar ve çevirmen Sezer Duru'nun kardeşidir.

Yaşamı

Simav'da doğdu. Çocukluğu anne babasının görev yaptığı Simav, Ödemiş ve Gerede'de geçti. İstanbul'a on yaşındayken geldi. Avusturya Kız Lisesi'ne gitti; ancak mezun olmadı. 1961'de yurt dışına çıktı. 1962 - 1963 yıllarında otostopla Avrupa'yı gezdi. Paris'te tanıştığı tiyatrocu ve yazar Güner Sümer'le 1964 yılında evlendi. Birlikte Ankara'ya yerleştiler. Sümer'in AST'ta çalıştığı bu dönemde Özlü Almanca çevirmenlik yaptı. AST'ta 1963-64 sezonunda Sümer'in yönettiği Brendan Behan'ın Gizli Ordu oyununda oynadı. Sümer'den ayrılarak İstanbul'a yerleşti. Geçirdiği rahatsızlık nedeniyle kesintili olarak 1967 - 1972 yılları arasında İstanbul'da farklı hastanelerin psikiyatri kliniklerinde kaldı. Çocukluğundan başlayarak yaşadıklarını ve klinikte kaldığı bu dönemleri Çocukluğun Soğuk Geceleri kitabında yazdı.

1968 yılında yönetmen Erden Kıral'la evlendi. Bu evlilikten 1973'te kızı Deniz doğdu. Bir burs alarak 1981'de Berlin' e gitti. Bu arada Kıral'dan ayrıldı. Kanada'da yaşayan İsviçre asıllı sanatçı Hans Peter Marti ile tanıştı ve 1984'te Marti'yle evlenerek Zürih'e yerleşti. Göğüs kanseri nedeniyle 1986'nın 18 Şubat'ında burada öldü. Mezarı Aşiyan Mezarlığı'ndadır.

Özlü, eski eşi Erden Kıral'ın Yol filminin çekimi döneminde yaşananları anlattığı filmi Yolda'da Yelda Reynaud tarafından canlandırıldı.

Eserleri

İlk kitabı 1963'ten itibaren dergilerde yayımlanan öykülerinden oluşan Eski Bahçe'dir. Kitap ilk kez 1978'de basıldı. 1980'de ilk romanı olan Çocukluğun Soğuk Geceleri yayımlandı. Kendisini derinden etkilemiş üç yazar olan Svevo, Kafka ve Pavese'nin izinden giderek yazdığı ikinci romanı 1983'te Auf den Spuren eines Selbstmords (Bir İntiharın İzinde) adıyla yayımlandı. 1983 Marburg Yazın Ödülü'nü kazanan kitap, yazar tarfından Yaşamın Ucuna Yolculuk adıyla Türkçe olarak bir anlamda yeniden yazıldı ve bu haliyle 1984'te basıldı. İlk öykü kitabı Eski Bahçe ölümünün ardından, daha sonra yazdığı öykülerle birlikte Eski Bahçe - Eski Sevgi 1987'de okurla buluştu. Gergedan Dergisi 13. sayısında yazar anısına bir "fotobiyografi" yayımladı. Günce ve anlatılarından bazı parçalar ise Kalanlar (1990) adlı küçük bir kitapçıkta bir araya getirildi. Bu kitapta yer alan çoğu Almanca yazılmış metinlerin çoğu, Sezer Duru tarafından Türkçeye çevrildi. Özlü'nün yayımlanmamış senaryosu Zaman Dışı Yaşam da 1993'ten itibaren yazarın tüm yapıtlarını yayımlayan YKY tarafından basıldı. Bu seride, yazarın dostu Leyla Erbil'e yazdığı mektuplardan oluşanTezer Özlü’den Leyla Erbil’e Mektuplar (1995) da bulunmaktadır.

Eserleri

Eski Bahçe (1978), öykü
Çocukluğun Soğuk Geceleri (1980), roman
Auf den Spuren eines Selbstmords (Bir İntiharın İzinde 1983),roman
Yaşamın Ucuna Yolculuk (1984), roman
Eski Bahçe - Eski Sevgi (1987), öykü
Kalanlar (1995), deneme
Zaman Dışı Yaşam (2000), senaryo
''Şunu öğrenmelisin: Sen hiçbir işe yaramaz değilsin. Seni senden çalan toplumdur.''
Hiçbir şeyin değişmeyeceği umutsuzluğuna kapıldığım kısa anlar kadar korkunç ve umutsuz anlar tanımıyorum.
Bombaların patladığı, her gün, her gece silah seslerinin duyulduğu, her an, ölümün insanları bulduğu İstanbul kentinde dayanılmaz yaşamdan kaçılacak tek köşe gene kitaplardı.
İnsan ne denli derin düşünebiliyorsa, sevgisi o denli derindir. O denli doyumsuzdur.
İnsanın kendi yükünü taşıması, diğerlerinin yükünü taşımasından daha rahatlatıcı.
Ot gibi yaşamaktansa, uykusuz kalmak daha iyi.
Tezer Özlü
Sayfa 18 - Yapı Kredi Yayınları, 5. Baskı
*Bu incelemenin çok büyük bir kısmı Tezer Özlü'nün kitaplarında geçen sözlerden oluşmaktadır. Tezer Özlü okumayanların içi rahat olsun, hangi cümlenin alıntı olduğu anlaşılmayacağından spoiler mevzusu yoktur.

O kendini anlattı. Ben yazdım. Siz de dinleyin:

"Ölemiyorum... Eylül 1943. Doğdum. Nerde doğduğumun önemi yok. Ben belli bir ülkesi, yeri olmayanlardanım. Daha doğduğum zaman koptum köklerimden, annemden, babamdan, insanlardan. Ne kadar yaklaşırsam o kadar koptum. On yaşıma kadar çevremi, çevremdeki sessizliği kavramaya çalıştım. Büyüdü, büyüdü, büyüdü. Bu sessizlikte kayboldum. Ölemiyorum... Yirmi ile otuz yaşına geldim. Aklın bittiği yerleri ve çıldırmanın sınırlarını aradım. Ama ne garip sınırlar kadar hiçbir sınırlamadan sıkılmadım. Kurallara karşı çıktım. Ve beni okyanus gibi yalnız bıraktınız. Ölmek istedim, dirilttiniz. Aç kaldım, serum verdiniz. Delirmek istedim, kafama elektrik verdiniz. Yazı yazmak istedim, tutunamazsın dediniz. Ama yazdım. Neden yazdım peki? Dünya acılı olduğu için, duygular taştığı için. Sözcüklerin tümü içimden çıkmadan uyuyamayacağım için. Neden yazdım? Karşıma çıkan her şey yetersiz. Soluduğum her şey yetersiz. Dalgalar, odalar, mekanlar, sevgiler yetersiz. Suların tadı yetersiz. Günlerin uzunluğu yetersiz. Haftaların günleri yetersiz. Bu boşluğu doldurmak için yazdım. Artık sokaklardayım. Yaşamın olduğu sokaklarda. Kaçıyorum ve kaçmıyorum. Birbirine yabancılaşmış, çürümüş, fabrika insanına dönmüş sizden; düzeninizden, okul anlayışınızdan, namus anlayışızdan, başarı anlayışnızdan kaçıyorum ve kaçmıyorum. Aranızda dolaşmak için giyindim. Hem de iyi giyindim sırf iyi giyinene iyi değer verdiğiniz için. Ölemiyorum... Sevdim, aşık oldum. Aşk acısıda çekmedim. Nasıl çekerdim dünyanın verdiği acı daha güçlüyken? Bu acı da olmasa yeşil yapraklar üzerindeki güneş ışınlarının anlamı olmazdı. Pavese'yi Torino'da, Svevo'yu Trieste'de, Kafka'yı Prag'da sevdim. Peşlerinden gittim. Onların acısını aradım. En çok Pavese'yi sevdim. Pavese'nin intihar acısını buldum. Ondan sonra acıyı mutluluk olarak tanımladım. Sonra kendi mutluluğumu, intiharımı aramaya başladım. Ölüm düşüncesi izledi beni. Gece gündüz kendimi öldürmeyi düşündüm. Ama ölemedim, ölemiyorum...
Kırklı yaşlardayım. Uzun zamanım kalmadı. Kitlenin anlamsız gürültüsü içinde boğuluyorum. Çok yoruldum. Taşıyamayacağım kadar yaşantı üslendim. Artık ağır geliyor. İnsanları kendi dünyalarını anlamaları için bıraktım. Anlamadılar. Ve bana ölümsüzlüklerin sonsuz acıları kaldı. Size ne bıraktım? Birkaç kitap, birkaç söz, birkaç anı.(Bu kitapta da size yayımlanmamış anılarımı, öykülerimi, sözlerimi bıraktım.) Bu tarihi unutmayın: 18 Şubat 1986. Küçük dünyanız sizin olsun dostlarım. Öldüm."
Yaşamın ucuna yolculuk etmek ve hatta ötesine geçmek isteyenlerin, hayatı sorgulayanların, yaşamın saçma olduğunu düşünenlerin, iç dünyasında yaşayanların kitabı.
Kasvetli cümleleri, suratınıza tokat gibi iniyor. Derin, karanlık, buz gibi bir kitap. Ama bunlar kitabı kötü yapmıyor; aksine size hayatı sorgulatıyor, kendinize olan tutumunuzu değiştiriyor. İnsan olmanın zayıflığını tüm gerçekliğiyle haykırıyor. Cümlelerin derinliği, içinize geçişi, sizleri sarsacak cinsten.
Tezer Özlü ile neden şimdiye kadar tanışmadım diye çok kızdım kendime. Kafka sevdalısı birisi benim gibi. Bulunduğu toplumu derinlemesine irdeleyen, bu düzene ayak uyduramayan bir kadın. Baş döndürücü tahlilleri, insanı kitap boyunca sarıp sarmalıyor.
Bu incecik kitabın etkisi uzun yıllar sürecek gibi duruyor. Kitaptan sonra kendimi daha iyi tanıyorum artık. İnsanlığmızı, yaşantılarımızın basitliğini, sistemin çürümüşlüğünü ve bunlara karşı duruşumuzdaki zayıflığı daha iyi anlıyorum.
Var olmak ancak bu kadar güzel ve bir o kadar karamsar sorgulanabilirdi.
Tezer Özlü gibi insanlar toplumun altına dinamitleri yerleştiren insanlardır. Gün gelecek fitili birisi tutuşturacak.
Yaşamın Ucuna Yolculuk ve Tezer Özlü...
Şüphesiz ki bu inceleme bugüne kadar yaptığım en kişisel ve farklı inceleme olacak :)
Hadi, o zaman başlayalım!

Aylardır, incelemelerde okumalarda gördüğüm bir yüz... Bir kadın var ve gülümsüyor. Gözlerinin çevresinde biraz kırışıklıklar ve acı dolu bir gülümseme...

Okuyanlar var sevenler var tabi bana da önerenler oldu. Sonra birkaç gün önce kitap sipariş edeceğim zaman aklıma geldi. Dedim araya katayım bunu da. İyi ki de demişim!

Benim DÜNYANIN EN İYİ KİTABI ile tanışmam işte bu şekilde oldu. Bugün iki tane Zweig kitabı okudum sonra da bunu da okuyayım bari dedim. Bakın bunu da iyi ki demişim :D

Kitabı elime aldım ama bu benim için bir ilkti. Tezer Özlü kimdir bilmiyorum hala araştırmadım da :D Kitabın başında yazılanları biliyorum sadece. Daha öncede kitaplarını okumamışım.

Ama bu nasıl bir kitaptır ya! 11. sayfaya gelmişim ve şöyle diyorum "Bu kitabı okumam çok uzun sürecek galiba!" Çünkü her sayfada beni çeken bir şey var ve durmadan aynı yerleri tekrar tekrar okuyorum. Ha bu anlayamadığımdan değil, o kadar etkililer ki...
Sonra 57. sayfaya geliyorum ve şunu diyorum.
BU DÜNYANIN EN İYİ KİTABI ve Tezer Özlü'yü herkesin tanıması şart!
Dünya bu kitabı tanımalııı!

Ve bundan dolayı etkinlik oluşturuyorum :D
İncelememi beğenip etkinliğe dahil olmak isteyenler için: #30470051

Peki neydi bu kitabı EN İYİ yapan? Ben de bilmiyorum :D
Sadece bildiğim bir şey var ki beni ilk sayfalarından içine çekti. Hani yemek yersiniz falan da doymazsınız hala yemek istersiniz İşte benim bu kitabı okumam öyleydi. Bir yandan her sayfasını hızlı hızlı okumak istiyorum diğer yandan da dur ya diyorum kendime dur! Bu kadar hızlı okuma ki çabuk bitmesin...

Her sayfası ayrı mükemmel olan bu kitap baya melankolik ve intihar hakkında birkaç tavsiye veriyor :D
Burada tuhaf olan bir şey daha var "Ben Tezer Özlü ile daha önce neden tanışmadım?" Kendime çok ama çok kızıyorum. Hayatım boyunca tanışabileceğim en güzel ve en iyi yazarların arasında yerini aldı kendisi :)
Kitaplığımda da olmasından gurur duyuyorum!

İncelememde sona yaklaşırken de şöyle bir şey söylemek isterim. Beni bu dünyada tutan tek şey kitaplar. Ve bu kitabın ne kadar iyi olduğunu betimlemek istersem şöyle bir şey söyleyebilirim.

Bu dünyaya veda etmek istersem şüphesiz okuyacağım son kitap ve başucumdaki kitap Yaşamın Ucuna Yolculuk olurdu.

Herkese iyi okumalar dilerim :)
Hala burada mısınız? Çabuk gidin okuyun şu kitabı!! :D
İÇİNDE BİR ÇOCUK ÖLÜSÜYLE YAŞAYAN KADIN

Hep Zühre
Hep Leyla
Hep aşk
Hep cici bici
Hep kendini seven
Hep kendini öven, önemseyen
Hep şen şakrak, gülümseyen...
Rengarenk kahramanlarla dolu edebiyata bir de Tezer gerek:
Siyah beyaz film gibi, cam gibi keskin, yaralarını gizlemeyen yaralı kadın...
Karşımda çırılçıplak soyundu; utanmadı, saklanmadı, yargılayacağımdan korkmadı, suçlamalarıma inat gözüme soktu kendini...

Hayat, bizim seçtiklerimizden çok seçmediklerinizle başlıyor aslında.
Pembe pamuk helvalarıyla ve elma şekerleriyle büyütülen, prenses özeni ile büyütülen kız çocukları var...
Gecekondularda doğan büyüyen ve toprak yiyen, toz toprağın içinde yanık ten ve bembeyaz dişleriyle gülümseyen kızlar...
Daha bebekken tacize uğrayan...
Cami avlusuna bırakılan...
Beşikteyken kertilen...
Horlanıp aşağılanan ve dayak yiyen...
Mor çatılara sığınan...
Bilmem kaç koyuna satılan....
Kaç kadın varsa o kadar kadın hikâyesi var ...
Sizin de var hikâyeniz ( anlatmaya utandığınız, korktuğunuz, ayıplanacağınızı sandığınız, parmakla gösterilip dışlanacağınız hikayeniz var biliyorum, herkesin var )...

Bu kitap ne anlatır?
Tezer’i...
Çocukluğundan başlayarak gençliğini, korkularını, intihar girişimini, 5 yıl akıl hastanesinde yaşadıklarını, şizofren ataklarını, hastanelerde uğradığı tacizleri, erkeklere bakışını, cinselliği, evliliklerini, arkadaşlarını, ailesini, elektroşoklarda hissettiklerini, yalnızlığını, kusurlarını, kadere rıza göstermeyişini,ölmeden ölmelerini...

Biri de çıksın yazdıklarıyla seni hırpalasın istiyorsan Tezer’ i oku...
Üstesinden gelemediğim sorunlarım var diyorsan Tezer’i oku...
Bir hasta ruh nasıl korkar,
Bir kadın ne hisseder,
Erkekleri tanımak için kaç erkek tanıman gerek,
Merak ediyorsan Tezer oku...
..........
Dipsöz:Tanımıyorsan ;ayıplama, yargılama, suçlama...
Kişileri en çok kullandığı kelimelerle tanımlamak nasıl bir olgudur acaba. Benim kelimem 'güzel' sanırım. Kızıma hep 'Ne güzelsin' diyorum. Annemin yemeklerinin güzelliğini, hava durumunun güzelliğini, siz okuyucuların incelemelerinin güzelliğini, yaşamanın güzelliğini başka nasıl anlatırım ki? Tezer Özlü' nün kelimeleri ne peki: acı ve gitmek. Üstüne basa basa büyük harflerle ille de gitmek. Ve acı, yoğun acı.

Gidebiliyor mu peki o istasyon dudaklarından sayısız bindiği trenlerle, her gün farklı bir şehire, her an farklı bir otele? Kendinden kaçabilir mi ki insan, gidemiyor işte. Dönme dolaba binmiş gibi. Zirvelere çıkıyor, derinliklerde kalıyor dere tepe düz gidiyor ama gidemiyor işte, yaşamın ucuna yaklaşayım diye, sınırları zorlayayım diye diye hepimizi koyu bir yalnızlığa sürüklüyor. Hatta hala diyor ki '"Belki yaşam benim sandığımdan daha acı."

Pavese demiş ki "Gövdemizin işleyişindeki incelikleri ancak bir hastalık sonucu anlayabiliriz. Aklımızın ve ruhumuzun işleyişini de dengemizi yitirdiğimiz zaman." Tezer Özlü de akıl hastanesinde kaldığında ruhumuzun işleyişini anlamış sanırım. Toplumun akılla bağdaşmayan düzende olduğuna, yemek yemenin bile yük olduğu bedeninde ruhunun hapsolmuşluğuna, bir yere ait olmamanın insan özgürlüğü için şart olduğuna inanıyor.

Kafka'nın, Svevo'nun, Pavese' nin hayatının peşinde, bir intiharın izinde, kısa, derin anlamlı cümleler eşliğinde bir varoluş sorgulaması. En yakınları edebiyat dünyasından olan, içine sığmayan, dolan taşan bir kadın. Ben anlayamıyorum, okuyorum okuyorum da bu intihar özlemini kavrayamıyorum, bu da benim eksikliğim olsun.
“ Çocukluğumun soğuk geceleri” Bu kitap ismi bile ne çok şey anlatıyor, bayılıyorum böyle kitap başlıklarına. Yazarın çocukluk ve gençlik yıllarında yaşadıkları anlatılmış ve anlatılırken de kimseden çekinilmemiş, mahrem anılar saklanmamış. Hangimiz cesaret edebiliriz ki ilk cinsel deneyimlerimizi anlatmaya. Tezer Özlü anladığım kadarıyla Manik Depresif bir kişilikmiş, mani döneminde evlilikler kaçmalar yaşanmış, depresif dönemde kendini edebiyata vermiş. Edebiyatın gücü ve gördüğü yardımlar sayesinde bu hastalığı hafifletmiş. 42 yaşında gencecikken, daha çok şey yazacakken kadınların belası meme kanserinden yaşamını yitirmiş.

Yazarların çoğunun psikolojik sorunlar bunalımlı yıllar yaşadığı bir gerçek, bu duruma büyük müzik ve bilim dehalarında da rastlıyoruz. Benim fikrim de bu tip insanlar olmasaydı insanlığın bu kadar gelişemeyeceği yönünde.

“Hiç Kimseyi yalan söylediğini anlayacak kadar tanımak istemiyorum” diyen Tezer Özlü bir deha değil ama kesinlikle farklı uçlarda ve hisleri çok kuvvetli bir insan. Kitap incelendiğinde; o keyfine yazmamış belli ki onun için yazmak, yaşamak için bir zorunluluk olmuş.

Cümleler çarpıcı ve şiirsel bir anlatım var, özellikle son iki sayfayı tekrar tekrar okudum şiir okur gibi. Azıcık müstehcen çok samimi, yaşamak için itiraflar...

Bir yazarı beğendiğim zaman tüm kitaplarını okumaya çalışırım bu yazar da onlardan.
İlk gençliğimde olsa gerek, çok verimsiz geçirdiğim bir okuma dönemim var. Elime ne gelirse okuduğum, üstünde durup düşünmediğim, ayrıntılarına inmediğim... Kitaplığıma bakıyorum da bazı kitapları okuduğumu bilsem de hiçbir şey kalmamış aklımda. Yeniden okunacaklar listesine alıyorum söz konusu kitapları. Hakkını vermek lazım. Tezer Özlü de onlardan biri. Kitaplarına dair hiçbir şey hatırlayamasam da müthiş bir yakınlık duyuyorum ona karşı. Öyle tanıdık ki. Sanki yıllardır görüşmediğim eski bir dostum hakkında konuşur gibi. Olur ya hani, fotoğraflarına bakarsınız birden aklınızdan hızlıca bir hesaplama yapıverirsiniz. Belki 8 belki 10 senedir görmüyorsunuz. 10 senede insanın hayatında neler neler değişir. Kim bilir neler yaşadı o dönemde siz yokken. Ama bir o kadar tanıdık size bir o kadar yabancı. Öyleyiz sevgili Tezer Özlü ile.

Bu kitap, çok güzel olmuş. Tezer Özlü'yü tanımak yahut benim gibi yeniden hatırlamak isteyenler için harika bir -Leylâ Erbil'in kendi deyimiyle- kitapçık olmuş. "Bu mektupları mutlaka bastırmalıyız" dermiş Tezer Özlü hep. Bir nevi vasiyet olmuş yani. O sebeple Leylâ Erbil de özenle seçmiş mektupları. Dostlukları seriliyor gözler önüne. Tezer Özlü'nün hayatının belirli noktaları net bir şekilde görülüyor. Aynı zamanda hayata bakış açısı da. Diğer yazarlar hakkında görüşleri de. Olumsuz eleştirilerde bulunduğu yazarların isimleri gizlenmiş haliyle. Ama Tezer Özlü'yü bu kadar kızdıran da kimmiş demeden edemiyor insan :)

"Bütününde bir kadının kişiliğini veren bir şeyler yazmaya çabalıyorum." Diyor kitabı hakkında Tezer Özlü. Ve yine "Ama gene küçük bir kitap yazarsam, okuyana bir şey versin, içini dalgalandırsın, onu huzursuz etsin istiyorum..." diyor. Başarmışsın sevgili Tezer. Kitabın konusunu bile hatırlayamasam da beni huzursuz ettiğini net hatırlıyorum mesela. Bu da bir başarı mıdır?

"Bazen hiçbir şeyden yılmayacak kadar gücüm oluyor. Bazen çok aciz oluyorum." Diyorsun ya. Sen çok güçlüydün hep. Sana uymayan bütün o kurallara nasıl da baş kaldırdın. Mecburiyet olmasa kimseyle evlenmeyecek kendi başına yaşayacak kadar da güçlüydün tabii. Bir tek dünya çok ağır geliyordu sana. Farkındayım. Yine de muhteşem bir yaşamak çıkarmışsın ortaya sevgili Tezer. Kim ne derse desin. Hoş, hiç umrunda da olmamış ya zaten.

Kitaba dair tek olumsuz eleştirim, yetersiz oluşu. Mektuplardan önce Tezer Özlü ile anılarını anlattığı bir bölüm yazmış sevgili Leylâ Erbil. Aynı şekilde mektupların ardından da bir açıklama bölümü beklemiştim doğrusu. Mektuplarda bahsedilen bazı noktaları açığa çıkarması açısından en azından.
Kimilerine göre edebiyat tarihimizin kadın yazarları arasındaki Oğuz Atay'ı olarak adlandırılıyor Tezer Özlü. Bu cümleyi ilk duyduğumda ilginç bir benzetme gibi gelmişti ve yazarı araştırmak istemiştim. Ufacık bir merak duygusu ile yazarın hayatını araştırdığınızda zaten kitaplarını okuma isteği de hemen capcanlı bir şekilde beliriyor içinizde.

Neyse, girizgahı çok uzatmadan, dün ikinci defa aldım bu kitabı elime ve tekrardan Tezer Özlü'nün aklının içerisinde dolaşmaya başladım. Hayata bakış açısını bildiğim için yazdığı cümlelerin üzerine birkaç defa daha basa basa okudum. Neler demek istediğini gözlerimi kapayarak anlamaya çalıştım. Böyle bir insanı anlamak hayli güçtür zira. Önceden altını çizdiğim cümlelerin altını tekrar çizdim, altını çizmediğim birçok cümlenin de ilk defa altını çizdim. Nasıl yapsam da yazdıklarını bilincime yerleştirebilsem ve bedenimde sindirebilsem bilemedim. Yazarın benliğinde olmak istedim. Ne söylüyorsa, ne yazıyorsa itiraz etmeksizin özümsemek istedim. Bu kadar içten, bu kadar doğru ve bu kadar kendinden emin yazan bir kadın yazar daha tanımadım şimdiye kadar. Tarifi imkansız bir kitap.

Ülkenin bir kesim okurunu barındıran bu sitede, yazarın bu kitabının 800 küsür defa okunduğunu görmek ise beni derinden üzdü, sarsıldım resmen. Böyle güzel bir kitabın okunmaması veya az okunması kitabı okuyanlar için değerini bir kat daha artırıyor sanki.

Konuya gelince, konu önemli değil. Gitmek üzerine kurulu bir kitap. Yazarın hayranı olduğu üç yazarı (Cesera Pavese, Franz Kafka ve Italo Svevo) yaşadıkları yerlere giderek benliğinde hissetme çabasını anlatıyor. Başka da bir ayrıntı vermiyorum. Okumak isteyen okuyarak tanısın Tezer Özlü'yü. Çünkü kelimelerle anlatmanın zor bir yazar olduğunu düşünüyorum.
İnceleme yazmayacaktım ama dayanamadım. Öncelikle Tezer Özlü için şunu söylemem gerek, defalarca intihar girişiminde bulunmuş ve sürekli kurtarılmış. İlk intihar girişiminden sonra eve döndüğünde babasının ona uzattığı yemişleri göstererek "böyle güzel yemişler varken insan ölmeyi nasıl düşünür" sözünü çok beceriksizce, acınası ve yetersiz bulmuştum. Sonunda kendi karar verdiği bir ölümle değilde göğüs kanserinden ölmüştür ne yazık ki.. Çünkü bu değişmez isteğine saygım var. İntihara kesinlikle karşıyım. Ama bunu tercih edenlere ilginç bir saygı duyuyorum. Hele bu kitabı okurken yaşadıklarını öğrenince onu her seferinde kurtaranlara kızdım.

Çok gerçekçi yazdığını belirtmeliyim. Bu gerçekçiliğin yanısıra birde bunların gerçek olmadığını düşündürür okuyucuya. Hem bir belirsizlik, hem bir kesinlik vardır kitaplarında. Gerçekçidir. Ve bu gerçekler sizi çok acıtabilir.. Acıtmalıda. Zira acıtmıyorsa kendinizden şüphe etmeniz gerekir. Çünkü o Guguk Kuşu filmini izlemeye dayanamayıp, filmi yarıda bırakıp çıkacak kadar naiftir. Öyle naif birinin yaşadıkları acıtmalı elbette insanı..

Velhasıl Tezer Özlü edebiyatımızda bambaşka bir yere sahip olan ve bence olduğu yerinde sonuna kadar hak eden bir yazardır. İntihar girişimleri yüzünden bazı insanlar onu okumadıkları için zayıf bir kişiliğe sahip olduğunu düşünebilirler. Ama kitaplarını okuduklarında ne kadar güçlü, inatçı olduğunu göreceklerdir.

Tezer Özlü'yle tanışmalı :))
Sitedeki etkinlikler sayesinde daha önce okumadığımız yazarlarla tanışma fırsatını yakalıyoruz...Bu vesile ile bende Tezer Özlü ile tanışmış oldum. Burdan etkinliği düzenleyen Ömer Gezen'e teşekkürlerimi iletiyorum...

Öncelikle yazar hakkında edindiğim bilgilere göre kendisi bu kitabı ilk Almanca olarak kaleme almış. Kitabın orijinal ismi "Auf dem Spur eines Selbstmords" (Bir intiharın izinde)...Nedense türkçeye "Yaşamın ucuna yolculuk" diye çevrilmiş...Ben kitabın orijinal ismini, kitabın içeriğine daha uygun buldum...Tabii bu benim şahsi görüşümdür. Artık kitaba geçebiliriz...

Bir insanın hayatta o kadar yalnız kalabilmesi ve bu yalnızlığı içinde, sadece ve sadece okuduğu ve hayran olduğu kitapların yazarlarını kendine dost edinmesi...Yazarımız bu kitabında sevdiği 3 yazarın ( Franz Kafka, Casero Pavese, Italo Svevo) yaşadıkları ve hatta öldükleri yerlere giderek, kendi iç dünyasına yaptığı yolculuğu bize mükemmel bir şekilde aksettiriyor..Zira kitabı okurken yazarın vurgulu cümlelerini yalnız okumuyor, hissediyorsunuz...Bakınız:

"En yakın dostlarım romanların kahramanları gerisindeki yazarlar mı olmalıydı. Uçaklara, trenlere, otobüslere bu denli çok mu binmeliydim..."

Tezer Özlü gerçekten kitap boyunca kendi kimliği, kadınlığı ve burjuvalılığıyla ilgili tüyoları da bize cesurca veriyor..Hiçbir yerli olmamak, hiç kimseye ait olmamak ve kimseyi sahiplenmemek...Ben kendisini her konuda aynı fikirde olmasak da, bir kadın olarak, çok takdir ettim ve sevdim...

Bu kitabı okuyun arkadaşlar...Gerçekten okuduğunuza değecek...Sevgiler, saygılar...

Yazarın biyografisi

Adı:
Tezer Özlü
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Simav, Kütahya, 10 Eylül 1943
Ölüm:
Zürih, İsviçre, 18 Şubat 1986
Tezer Özlü (d. 10 Eylül 1943, Simav, Kütahya - ö. 18 Şubat 1986, Zürih, İsviçre), Türk yazar. Özellikle Çocukluğun Soğuk Geceleri ve Yaşamın Ucuna Yolculuk olmak üzere az sayıda kitabıyla tanınır. Yazar Demir Özlü ile yazar ve çevirmen Sezer Duru'nun kardeşidir.

Yaşamı

Simav'da doğdu. Çocukluğu anne babasının görev yaptığı Simav, Ödemiş ve Gerede'de geçti. İstanbul'a on yaşındayken geldi. Avusturya Kız Lisesi'ne gitti; ancak mezun olmadı. 1961'de yurt dışına çıktı. 1962 - 1963 yıllarında otostopla Avrupa'yı gezdi. Paris'te tanıştığı tiyatrocu ve yazar Güner Sümer'le 1964 yılında evlendi. Birlikte Ankara'ya yerleştiler. Sümer'in AST'ta çalıştığı bu dönemde Özlü Almanca çevirmenlik yaptı. AST'ta 1963-64 sezonunda Sümer'in yönettiği Brendan Behan'ın Gizli Ordu oyununda oynadı. Sümer'den ayrılarak İstanbul'a yerleşti. Geçirdiği rahatsızlık nedeniyle kesintili olarak 1967 - 1972 yılları arasında İstanbul'da farklı hastanelerin psikiyatri kliniklerinde kaldı. Çocukluğundan başlayarak yaşadıklarını ve klinikte kaldığı bu dönemleri Çocukluğun Soğuk Geceleri kitabında yazdı.

1968 yılında yönetmen Erden Kıral'la evlendi. Bu evlilikten 1973'te kızı Deniz doğdu. Bir burs alarak 1981'de Berlin' e gitti. Bu arada Kıral'dan ayrıldı. Kanada'da yaşayan İsviçre asıllı sanatçı Hans Peter Marti ile tanıştı ve 1984'te Marti'yle evlenerek Zürih'e yerleşti. Göğüs kanseri nedeniyle 1986'nın 18 Şubat'ında burada öldü. Mezarı Aşiyan Mezarlığı'ndadır.

Özlü, eski eşi Erden Kıral'ın Yol filminin çekimi döneminde yaşananları anlattığı filmi Yolda'da Yelda Reynaud tarafından canlandırıldı.

Eserleri

İlk kitabı 1963'ten itibaren dergilerde yayımlanan öykülerinden oluşan Eski Bahçe'dir. Kitap ilk kez 1978'de basıldı. 1980'de ilk romanı olan Çocukluğun Soğuk Geceleri yayımlandı. Kendisini derinden etkilemiş üç yazar olan Svevo, Kafka ve Pavese'nin izinden giderek yazdığı ikinci romanı 1983'te Auf den Spuren eines Selbstmords (Bir İntiharın İzinde) adıyla yayımlandı. 1983 Marburg Yazın Ödülü'nü kazanan kitap, yazar tarfından Yaşamın Ucuna Yolculuk adıyla Türkçe olarak bir anlamda yeniden yazıldı ve bu haliyle 1984'te basıldı. İlk öykü kitabı Eski Bahçe ölümünün ardından, daha sonra yazdığı öykülerle birlikte Eski Bahçe - Eski Sevgi 1987'de okurla buluştu. Gergedan Dergisi 13. sayısında yazar anısına bir "fotobiyografi" yayımladı. Günce ve anlatılarından bazı parçalar ise Kalanlar (1990) adlı küçük bir kitapçıkta bir araya getirildi. Bu kitapta yer alan çoğu Almanca yazılmış metinlerin çoğu, Sezer Duru tarafından Türkçeye çevrildi. Özlü'nün yayımlanmamış senaryosu Zaman Dışı Yaşam da 1993'ten itibaren yazarın tüm yapıtlarını yayımlayan YKY tarafından basıldı. Bu seride, yazarın dostu Leyla Erbil'e yazdığı mektuplardan oluşanTezer Özlü’den Leyla Erbil’e Mektuplar (1995) da bulunmaktadır.

Eserleri

Eski Bahçe (1978), öykü
Çocukluğun Soğuk Geceleri (1980), roman
Auf den Spuren eines Selbstmords (Bir İntiharın İzinde 1983),roman
Yaşamın Ucuna Yolculuk (1984), roman
Eski Bahçe - Eski Sevgi (1987), öykü
Kalanlar (1995), deneme
Zaman Dışı Yaşam (2000), senaryo

Yazar istatistikleri

  • 1.356 okur beğendi.
  • 4.759 okur okudu.
  • 87 okur okuyor.
  • 2.725 okur okuyacak.
  • 70 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları