Thomas More

Thomas More

Yazar
8.2/10
711 Kişi
·
2.417
Okunma
·
182
Beğeni
·
7.448
Gösterim
Adı:
Thomas More
Unvan:
İngiliz Yazar, Devlet Adamı ve Hukukçu
Doğum:
İngiltere, 7 Şubat 1478
Ölüm:
6 Temmuz 1535
Thomas More, (7 Şubat 1478 - 6 Temmuz 1535) İngiliz yazar, devlet adamı ve hukukçu. Yaşamında önde gelen bir hümanist bilgin ünvanına kavuşup bir çok kamu görevi üstlendi. Eseri Ütopya ile edebiyatta yeni bir nesil yarattı. 1516’da yazdığı Ütopya’da ideal hayali bir ada ülkenin siyasi sistemini tarif ediyordu. More’un Kral Henry VIII’in İngiliz kilisesinin başına geçme niyetine ilke olarak karşı çıkması, kendi siyasi kariyerinin sonunu hazırlayıp hain olarak idam edilmesine sebep oldu. Ölümünden 400 yıl sonra, 1935’de Papa Pius XI tarafından aziz ilan edildi.

7 Şubat 1478'de, Londra'da doğmuştur. Babası dönemin önemli bir yargıcı olan Sir John More'dur. Eğitim için Oxford Üniversitesi'ne girdi. Oxford'da geçirdiği 2 yılda yazmaya başladı. Antik Yunan ve Latin edebiyatına ilgisi de bu dönemde oldu. Daha sonra Londra'ya geri döndü ve 1496 yılında hukuk öğrenimi görmeye başladı. 1501 yılında avukat oldu. Hukuk öğrenimi gördüğü yıllarda manastır yaşamı yaşamakta ve bir rahip olmak isteğiyle yanıp tutuşmaktaydı. Yine de zamanla bu duygusu söndü ve ruhu ülkesine hizmet etmek isteğiyle doldu. Bunun üzerine 1504 yılında parlementoya girdi. Bu sıralarda ünlü Hollandalı yazar Erasmus ile olan arkadaşlığı iyice gelişti ve Erasmus 1509'da basılan ünlü eseri Encomium Moriae`yi (Deliliğe Övgü) Thomas More'a adadı. 1517'de Kral'ın hizmetine girdi. Giriştiği başarılı bir diplomatik görev ardından şövalye unvanı verildi ve yardımcı veznedar ilan edildi. Kralın kişisel danışmanı olarak kariyeri parlamaya devam etti. 1525'de Lancaster Düklüğü'nün bakanı oldu. Kral Henry VIII'in evlilikleriyle ilgili konularda ona yeterince yardım edemeyen Lordlar Kamarası başkanı Kardinal Wolsey'i istifaya zorladıktan sonra yerine Thomas More'u Lordlar Kamarası başkanı ilan etti. Başlarda Kralın düşüncelerini paylaşan More, zamanla Kralın protestanlığa olan artan ilgisi ve kiliseye olan negatif düşüncelerinden rahatsız oldu. Kişisel olarak protestanlığı sevmiyor ve doğru bulmuyor, dönemin katolik kilisesini benimsiyor ve önemsiyordu. Protestanlığı eleştiren kitaplarıyla Kral ile olan ilişkisini gerdikten sonra 1531'de Krala bağlılık yemini etmeyi reddetti. Daha sonra hastalığı bahane ederek 1532'de görevlerinden ayrıldı. 1533'de Anne Boleyn'in İngiltere Kraliçesi olarak ilan edildiği taç giydirme törenine katılmayı reddedince şimşekleri üzerine çekti. Yalan davalar ve dedikodular başladı.

Parlementonun Anne Boleyn'i İngiltere'nin kraliçesi olarak ilan edebileceğini kabul etmesine rağmen, bağlılık yemini etmeyi reddetti zira bu Papa'ya karşı bir davranış olurdu. Bu yüzden tutuklandı. Daha sonraları Kralı kilisenin başı olarak görmediği için ölüm cezasına çarptırıldı. 6 Temmuz 1535'de idam edildi.
Her dürüst yurttaşın, her şeyden önce kendi vicdanına, kendi ruhuna saygı göstermesi gerekir.
Thomas More
Sayfa 144 - İş Kültür Yayınları - Mina Urgan incelemesi
Aşırı doğruluk aşırı haksızlık getirir. Kanunları yazanın aklı o kadar hatasız, o kadar kesin midir ki buyruğunu dinlemeyen kılıcı hak etsin?
Thomas More
Sayfa 29 - Sis
Bir dava ne kadar haksız olursa olsun, onu haklı gösterecek bir yargıç bulunur: Ya her iddianın tam tersini savunma alışkanlığıyla, ya yenilik, aykırılık hevesiyle ya da krala yaranmak isteğiyle.
''Öyle bir şeydir ki bu kibir, insanı kendi elindekiyle değil başkasının sefaletini görerek mutlu olmaya iter.''
Yuttaşların kin bağladığı, hor gördüğü bir kral; halkı ezerek, soyarak, dilenci durumuna düşürerek tahtında tutunabilecekse, bıraksın krallığı, insin gitsin tahtından. Bu yollarla belki kral adını elinde tutar; ama ne yiğitliği kalır, ne büyüklüğü. Kral, yüceliği dilencilerin değil, zengin ve mutlu insanların başında kalmakla kazanır.
"...onu övmek, atasözünün dediği gibi, güneşi fenerle göstermeğe benzer."
Thomas More
Sayfa 3 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Politika ahlakının ilkeleri şunlardır ve devleti yönetenler bunlarda anlaşmışlardır:

'' Bir orduyu besleyen kralın ne kadar parası olsa azdır. ''
'' Kral, istese bile, haksızlık edemez. ''
'' Kral uyruklarının ve mallarının ortaksız sahibidir: Uyruklar herhangi bir şeyden, kralın keyfi istediği ölçüde yararlanabilir ''
'' Halkın yoksulluğu kralın varlığını korur. ''
'' Zenginlik ve özgürlük devlete başkaldırmaya, hor bakmaya götürür. Özgür ve zengin adam haksızlığa, zorbalığa kolay katlanamaz. ''
'' Yoksulluk ve açlık yürekleri çökertir, ruhları körletir, insanları acı çekmeye, köle olarak yaşamaya alıştırır: Öylesine ezer ki onları, boyunduruklarını sarsmaya güçleri kalmaz. ''
Hayatta hiçbir şey insan hayatı kadar değerli değildir.
Thomas More
Sayfa 28 - Cem Yayınları
İKİ İSİM , İKİ SİSTEM , TEK DÜNYA ...

Bir başka incelemeden daha selamlar ola kikirikler.. Hemen uyarayım ki bu inceleme ister istemez uzun olacak .. Aslında her ne kadar bu kitabı hiç okumamışlar ve okumayı düşünmeyenler dahi olsa , bu eser hepimizi , biz bilmesek de ilgilendiriyor .. Nasıl mı ? Başlayalım öyleyse ..
Okuyacak olduğunuz hikaye, bir isim ile beraber bir ülkede start alıyor .. Avrupanın yükselişi..Güçlü krallar yeni yeni meydana iniyor .. Ateşli silahlar egemenliği ele almış ,şıkır şıkır zırhlarının içinde halen daha at koşturan ÇİKİ ÇİKİ süvariler var ama eli silahlı piyadeler onların son kullanım tarihlerini belirlemek üzereler .. Çekik gözlü gavur Çinliler odun kömürü , kükürt ve güherçileyi "bahçelerde börülce oynar gelin görümce" diyerek bir araya getirmiş , barutu icat etmişler .. Nerede miyiz ? İlerleyen dönemlerde Kutsal Roma' nın bir zamanlar hüküm sürdüğü topraklarda hak iddaa edecek olan Mussolini' nin memleketi İtalya' da.. Sene 1500 ler .. Bahsedeceğim şahıs aslen bir siyaset kuramcısı .. Çocukluğu Michalengelo ' nun çamura ve kağıtlara can verdiği dönemlere rastlıyor ( sözde ciddi olacaktı bu inceleme ama Mikelanj diyince sizin de aklınıza Öztürk Serengil gelmedi mi? dayanamadım valla napam ? =)) )..O sıralarda Floransa ' da borusu öten aile Mediciler..Hani şu banker aile ..Para bunlarda , canlı bunlarda anlıyacağınız o zamanlar.. Bu arkadaşımız da yanlış hatırlamıyorsam on dört, on beş hadi taş çatlasın on altı sene bu aileye karşı katı bir duruş sergileyen bir hükümetin sözcülüğünü , sekreterliğini yürütüyor .. Bir GS vs FB sendromu işte sen anla! Gün geliyor devran dönüyor, horoz dönüyor tavuk öpüyor ve bizimki işini kaybediyor .. İktidarda Mediciler ..Bunu alıp hapse atıyorlar komplo kurdun sen diyerek ..Bir süre işkence görüyor , uzun müddet hapiste yatırıyorlar ama adalet gereği kanıt yetersizliğinden kız kaçıran edasıyla serbest kalıyor arkadaşımız .. Tabi öncesinde Papanın oğlu Cesare Borgia 'nın kendisine karşı gelenlerin ümüğüne nasıl çöküp boğdurduğunu bir bir görüyor .. Kanın ve diktanın tadını alıyor .. İşte bu serbest kaldığı sıralarda hemencik iki kitap yazıyor bizimki..Birini millet sallamıyor o zamanlar ama konusu eskiye özlem ve eski Roma ile alakalı .. Diğeri ise Il Prince (Prens işte =) ). Bu , dini kendi çıkarları için kullanmaktan geri kalmayacak din simsarı ve otorite özlemiyle yanıp tutuşan güzide kardeşimiz İtalya ' da cumhuriyet kavramına KÖKÜNDEN karşı o dönemde..İtalya' yı ancak ve ancak bir despot bir araya getirebilir ona göre . Bu despotu da şöyle tanımlıyor : Papa kadar yalancı , oğlu kadar acımasız .. Şunlar da kendisine ait cümleler : HİÇ KİMSE PAPA KADAR AĞIRBAŞLI BİR BİÇİMDE ŞEREF SÖZÜ VERİP , VERDİĞİ SÖZDEN BÖYLESİNE ÇABUK DÖNEMEZ...1527 ' de öldüğünde İtalya' nın onun sözünü ettiği türden bir hükümdara sahip olamayacağı çok açıktı (en azından o dönemler)..Kim mi idi bu arkadaşımız ? Az sabır... =)))

Thomas More ise onun Prens ' i yazdığından tam 3 sene sonra , şu an incelemesini yaptığım bu kitabı yazdı .. Bildiğim kadarıyla hiç karşılaşmadılar ve hiç tanışmadılar da .. İkisi de Avrupa ' nın yükselişe geçtiği dönemlerde bu emekleyen ulusların zayıf ve güçlü yanlarını gayet iyi analiz ettiler .. More çok parlak bir kariyere ve parlak biz zekaya sahipti..Yirmisinde başarılı bir avukat iken , yirmilerinin ortasında parlamentoya girdi..Burada bir yasa tasarısı tartışılırken VII. Henry ' ye öyle bir ayar verdi ki , kral More ' un babasına hatırı sayılır bir para cezası vermek zorunda kaldı.. Sonrasında gelen VIII. Henry ise kendisini gayet seviyordu ve onu Adalet Bakanı olarak atadı..Gel zaman git zaman sonra More yukarda da belirttiğim gibi Ütopya' yı kaleme aldı .

Yunanca bir kelime ..Olmayan yer , olmayan ülke demek katharevousada (eski yunanca.. bkz : yunan dili okumuş olmanın yararları=) ).. Biz YALANYA da diyebiliriz =)) Bu kitapta , Thomas abimiz dönemin krallıklarının ardına düştüğü sonu gelmez askeri şöhret ve budalalıkları hicvediyor Portekizli bir gezginle sohbet ediyorum diyerek..Kralın yanındaki şakşakcıları topa tutuyor.. Diyor ki ; bırak artık savaşmayı ey eşşek Fransa kralı !! Elindekilerle yetin , halihazırda elinde olan topraklara bak ..Onlar sana zaten yeter!! Savaşla uğraşana kadar halkınla ilgilen , onların refahını sağla ..Ve ekliyor hemen "Tabi hiçbir kral buna yanaşmayacaktır!" Peki nasıl bir yerdir bu Yalanya pardon Utopia? Ne var orada ? Nasıl bir zihniyet egemen?
* Utopya' da kral yok .. Bir seçilmişler meclisi var .. Dolayısıyla çoğunluğun rızası ile alınan kararlar söz konusu ..
* Savaştan nefret ediliyor .. Savaş ancak meşru müdafa söz konusu olduğunda bir seçenek onlar için.. Mutlaka savaşmak gerekirse de komşuları PARAYATAPANLAR ' a para vererek kendileri adına savaştırıyorlar (sanırım o dönem , dış borçlarını savaşarak kapayan İsviçrelilere bir kapak yapmış More amcamız burada =) )
* Meclisin en büyük görevi sağlık , eğitim ve su işleri (su diyince garibine gitmesin emmoğlu..o dönemler din-tarım toplumu ortamlar =) )
* Aslen komunizm benzeri bir sistem bu ve herşey ortak..Herkes aynı şeyleri giyiyor ve on senede bir evini değiştiriyor..
* Üretici ve çiftçinin ensesinde boza pişirip vergi alan feodal beyler , lordlar falan yok..
* İş paylaşımı söz konusu lakin ağır işleri mahkumlar yapıyorlar.
* Kimse paraya değer vermiyor , örneğin mücevher takmıyor..
* Buraya çok dikkat !! Avukatları yok çünkü ONLARI ,ASIL İŞLERİ SORUNLARI GİZLEMEK OLAN İNSANLAR olarak görüyorlar ..

Bu kitabı ilginç kılan aslında bahsettiklerinin keskinliği veya tartışılabilirliği değil , zihinde yarattığı KUŞKULAR.. Thomas More yaşadığı dönemde , BİZİM İTALYALI ESAS OĞLANIN AKSİNE , gücün tek bir elde toplanmasından kaynaklanacak sorunları gayet iyi analiz etmiş .. Olası savaşları önceden görmüş baba - oğul Henryleri yakından tanıdığı için..
Esas oğlanımız ise yeni yeni serpilen ve kaba kuvvetle hükmedecek ulusları betimlemiş ve İtalya' nın bu uluslardan biri olacağını ummuş idi.. Thomas More ise bunun tam karşısındaydı ..O belirginleşen , gücü tek elde toplayan ulusların yaratacağı tehlikelere karşı uyardı.. Veeee tahmin edileceği üzere More ' un bahsettiği sistemi pek azı uyguladı..Avrupalılar, Il Prince 'in yolundan gitmeyi seçtiler ..Dünyayı keşfedenler , sömürecek olanlar şiddet yanlısı ve açgözlü MACHIAVELLI taraftarıydılar : Tüccarlar - Askerler ve Hükümdarlar..Sonrası mı ? Dünyanın neresinde olursanız olun .. Kafanızı kaldırıp alıcı gözüyle bir bakın çevrenize .. Tv den medyaya ,eğitim öğretim birimlerinden tutunda sağlık sistemlerine dek bu sistemin izlerini göreceksiniz..

NOT : bir kaç kelam daha edicem ama "Mazot ikmali" yapmam lazım =)) Bakkala gidip gelem az sürtem dışarlarda ayazı ağzıma yüzüme yiyip =))
Dünya Düşünce Tarihinin en önemli eserlerinden biri olan Thomas More'un Utopia'sı; 1516'da kaleme alınmıştır, var olmayan bir kurgusal adada geçmektedir. İnsanların eşit olduğu, toplumsal sınıfın ve özel mülkiyetin olmadığı; insanların refah içinde ve mutlu yaşadığı adada suçların da minimuma indiği gözlenmektedir. More kitabında ütopyalıları ve onların yaşam biçimlerini anlatarak, döneminin İngilteresi'ne de bir eleştiri getirmektedir. Kitaba odaklanarak okuduğunuzda zevk alacağınıza inanıyorum. Kesinlikle tavsiye ederim.
Huzur.. Hayat boyu aradığımız peşinden koştuğumuz huzur. Bu uğurda bazen içimize kapandığımız bazen kendimizi bağımlılıklara bıraktığımız bazen eşimize dostumuza sarıldığımız bazen de kendimizi kalabalıklara vurduğumuz huzur.. Deniz manzaralarında, doğada, köşklerde, lüks yatlarda, barlarda, pavyonlarda, bir insanın sıcaklığında aradığımız huzur. Peki neredeydi bunca zaman, biz kendimizi yerken için için bitirirken köşe bucak ararken neredeydi? Onu bulmak için Nilgün Marmara’nın dediği gibi, Kafatasımızın içini, bir küçük huzur adına aynalarla mı kaplatmalıydık yoksa Sait Faik gibi kendimizi doğaya mı bırakmalıydık? Onlar bulabildiler mi acaba?

Sürekli yalnızlıklardan bahsettik belki de huzur toplu olarak yaşamayı bilmekteydi, toplumdaydı, geleceğe güven ile bakabilmekteydi, can güvenliğimizin olmasıydı, zamanımızın çoğunu başkalarının hesabına çalışarak geçirmemekteydi, dini inanışlara saygıdaydı, bilimdeydi, eğitimdeydi, felsefedeydi, sanattaydı.. Toplum olarak bireylerin huzurunu kaçırmak, çatışmak yerine insana ve insanlığa değer vermekteydi..

Thomas More’de 1516 yılında yayınlanmış Ütopya isimli kitabında huzuru aramış. Yönetenlerden ziyade yönetilenlerin huzurunu refahını. Tarih ne kadar da esik değil mi? Yaklaşık 500 yıl önce.. Üzerinden yüzyıllar geçse de insanlığın sorunları hala aynı. Kitabı iki kısma ayırmış, ilk bölümde dönemin İngiltere ve Fransa’sının sorunlarına yer vermiş. İkinci kısımda ise; zihninde yeni bir ülke yaratmış “Ütopya”. Ne kadar da manidar bir isim değil mi?

Ütopya isimli ülkede insanlar huzur, refah içinde. Bu mükemmel ülkeden çağına göndermelerde bulunmuş. Bunların en çarpıcılarından bir tanesi; insanların hayvanlar gibi çalıştırılması, çalışan bu insanların tüm insanlık adına üreten tek kesim olması, gördükleri muamele ve bu insanlar bu şekilde çalışıp yaşarken efendi, yöneten konumunda olanların hiçbir iş yapmadıkları halde en lüks hayatı yaşayıp çılgınca tüketmeleri.

Yazarın değindiği diğer konular ise; dini hoşgörü, mülkiyet kavramı, savaş ve devlet yönetimi. Bu konuların hepsi zaten iç içe günlük hayatta da. İnsanlığın baş düşmanı. Tüm sorunların kaynağı. Yazar savaş için diyorki, en şerefli zafer bile onur kırıcıdır, insan kanı döktüğü için. Ayrıca yarattığı ülkedeki hiçbir bireyi de savaşa göndermiyor, kimseyi öldürtmüyor çok zor da kalmadığı sürece.

Burada kitaptan koparak mülkiyet kavramı üzerin birkaç cümle de ben kurmak isterim. Herkesin bu kavrama yüklediği farklı anlamlar vardır. Hatta bu kavrama yüklenen anlamlar üzerinden kişilerin ideolojileri hakkında yorumlar da yapılır. Burada bahsettiklerim kesinlikle ideolojik değil kavram ile alakalıdır. Mülkiyet bana göre ahlaksızlıktır, bencilliktir. Dünyadaki suçların %80’inin kaynağı insanlığın baş düşmanıdır. Temel olarak sahip olma iç güdüsünden gelir. Yeri gelir insanın öyle bir gözünü döndürür ki her şeyi yaptırır. Hırsızlık, cinayet, gasp, rüşvet vs. Aklınıza ne kadar pislik geliyorsa. Yahu üç günlük dünya hepimiz kiracıyız, nedir bu alıp veremediğiniz, benim olsa ne senin olsa ne..

Her zaman pislikte değil, iyi niyetli insanlarda bunun kurbanı.. Bir ev için ömrünü feda eden, bir telefon, araba için türlü sıkıntılara giren insanlarla dolu sokaklar.. BEN İNSAN HAYATININ BU KADAR KIYMETSİZ OLMADIĞINI DAHA BÜYÜK AMAÇLAR PEŞİNDE KOŞMAMIZ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM.

Kitap güzel ben sevdim. Okumak isteyenlere de tavsiye ederim. Bu arada şu mülkiyet meselesini de bir düşünün.

Herkese keyifli okumalar dilerim..
Ütopya bilindiği üzere, bugün gerçekleşmesi imkânsız toplum tasarımlarıdır veya bir başka ifadeyle; tasarlayıcısı için bir ideal ya da karşı ideali temsil eden, düşünsel ve tutarlı bir toplum tasarısı anlamına gelmektedir. Yazarımızın bin beş yüzlü yıllarda kaleme aldığı bu eser aynı zamanda dönemin İngiltere'sine eleştiri niteliğindedir. İngiltere'nin ve Kral'ın yönetimini benimsemeyen More, anlatımı sıkıcı bir kitap oluşturmuştur. Evet, bana oldukça sıkıcı gelen bir anlatımı vardı kitabın, kaldı ki bir ütopya oluşturulmuşsa eğer bu şekilde diyaloglar şeklinde mi ifade edilmeliydi? Orwell gibi hikayesi de olan bir ütopya eserini kesinlikle tercih ederim. Hoş yazıldığı dönem itibariyle Avrupa'da bilginin henüz olgunlaşmamış olmasının yanı sıra kaynakların sınırlı, bilimin ve edebiyatın da oldukça geri kaldığı düşünülürse kitabın anlatımı bir nebze olsun kabul edilebilir nitelikte.

Zannediyorum ki benim gibi kitabı okuyan okurlar da, tasarlanan toplumun kabul dahi edilemeyecek düzenlemelerinin ve yönetim kanunlarının mevcut olduğunu fark edeceklerdir. Yazımımı oluşturmadan önce kitabın incelemelerine biraz göz gezdirdim ve bazı arkadaşlar; "İnanılmaz bir yönetim, inanılmaz bir toplum tasarısı, bende bu toplum tasarısında var olmak isterdim." gibi talihsiz yorumlarda bulunmuşlar. Açıkçası bu yorumları okuyunca kendimi üzülmekten alıkoyamadığımı da belirtmek isterim. Nasıl bir insan bir başka insandan kendisini üstün görür de kölelik sistemini kabul edebilir aklım almıyor. Burada ki köleler arasında suç işleyenleri de var, dışarıdan gelen yabancıları da var. Bu esnada dikkatimi çeken bir diğer nokta ise kölelere altın, gümüş gibi zamanın ve günümüzün değerli sayılabilecek ürünlerini, kölelere takılıyor olmasıydı. Sözüm ona altınlara, gümüşlere değer vermeyen bu ütopik toplumumuz, değer vermedikleri aynı yaradılışa sahip kölelere takarak Altın ve Kölelerin değersizliklerini perçinlemiş olduklarını düşünüyorlar.

Tasarlanan toplumun bazı kanunları, şehrin planlaması ve (bazı)düzenlemeleri adaletsizliği ortadan yok etme amaçlı olsa da genel itibari ile benim hoşuma gitmeyen bir kurguydu. Hoşuma gitmeyen bu kurgu belki de zamanına göre değerlendiremediğim içindir bilemiyorum ama en başta da söylediğim gibi inanılmaz sıkıcı bir kitap. Yine de okumak isteyen olursa buyursunlar.

Kitabı hediye eden Uğur Abiye teşekkür ederim. Umarım bu eleştirilerime bakarak bana kızmaz. Asıl incelemeyi diğer hediyesi olan "Bülbülü Öldürmek" ile yapacağım. :) Sevgiler, saygılar...
Tarih tekerrürden ibaretse; siyaset külliyen tekerrürden ibarettir. İşte bize beş asır öncesinden bir kaynak. Kişiler farklı, zaman farklı; karakter özellikleri ise aynı. Yalancılığın, fırsat kollamanın, kendi menfaatini her şeyden önce tutan halkı temsil eden kişilerin kol gezdiği bir dünya, gerçek dünya... Ve tüm bunlardan sıkılan, eşitliği adaleti, paylaşımı kendisine kural edinmiş tamamı iyi insanlardan oluşan bir dünya: Ütopya

Normal, düze düz vatandaş olmaktan sıkıldınız mı? Siz de artık yönetici olup halkı temsil etmek mi istiyorsunuz? İşte size kaçıramayacağınız bir fırsat. Üstelik sadece 39 kupona. (Yeni nesile not: Siz şimdi kupon ne bilmezsiniz tabi, bir fotoğraf makinesi için ben kaç ay kupon biriktirmiştim hey yavrum. Şimdi hepinizin cebinde kaç megapiksellisi!) Bu kitabı okuduğunuzda siz de ister gelecekte, isterseniz hemen yönetici olma vasfına erişebilirsiniz. Yapmanız gereken, öncelikle Ütopya ülkesinin gerçekten de bir ütopya olduğunu, imkânsız olduğunu kabullenmek. Bu imkânsız olduğuna göre kitapta Ütopia ile ilgili yazılan önerilerin tam tersini yapmamız gerekirken gerçek dünya ile alakalı yazılanları aynen uygulamanız gerek. Örneklerle gidelim: ”Politika ahlakının ilkeleri şunlardır ve devleti yönetenler bunlarda anlaşmışlardır:
'Bir ordu besleyen kralın ne kadar parası olsa azdır.'
'Kral, istese bile, haksızlık edemez.'
'Kral uyruklarının ve mallarının ortaksız sahibidir: Uyruklar herhangi bir şeyden, kralın keyfi istediği ölçüde yararlanabilir.'
'Halkın yoksulluğu kralın varlığını korur.'
'Zenginlik ve özgürlük devlete başkaldırmaya, hor bakmaya götürür. Özgür ve zengin adam haksızlığa, zorbalığa kolay katlanamaz.” (Sayfa 29 )

Yukarıda saydıklarımız altın kurallar ve hala uygulanıyor. Zaten uyguladıkları için yöneticiler… Siyaset tekerrürden ibaretse bu altın kuralları unutmamalısınız. Düzeni bu maddeler çerçevesinde tutmalısınız. Yapılması doğru olan bazı kurallar var:
-“Öyle yasalar çıkarın ki; köyleri, çiftlikleri yıkan beyler ya hepsini yapmak ya da toprağı yeniden çiftlik kuracak insanlara bırakmak zorunda kalsınlar. Zenginlerin cimri bencilliğini frenleyin. Sömürme, tekel kurma hakkını alın ellerinden. Aylak insan bırakmayın memleketinizde. Tarımı büyük ölçüde geliştirin. Yün işlikleri ve daha başka üretim kolları yaratın. Yoksulluk yüzünden bugüne dek hırsızlık, serserilik ya da uşaklık eden, aşağı yukarı aynı kaderi paylaşan bir sürü insan oralara gidip yararlı bir çalışma yoluna girsin. Bütün bu anlattığım dertlere çare bulamazsanız, adaletinizle övünmeyin: İnsafsızca, budalaca yalan söylemiş olursunuz." (Sayfa 16)
-Zorbalığa ve bozgunculuğa karşı sert yasalar koymak.
-Yükselme tutkusu ve entrikaları kötüleyip cezalandırmak.
-Devlet görevlerini parayla satmamak. (Sayfa 36)
Eserde yer alan bu ve bunun gibi birçok altın nasihat var. Püf noktası şu ki, bu maddelerin tamamen tersini yapmalısınız ki liderlik vasfınız devam etsin.

Gelelim hayal ülkesinin özelliklerine. Orası, yani Ütopya, yönetim şeklinden ziyade; halkın gerçekten iyi insan olduğu bir ülke. Bu yüzden hayali bi ülke. Ütopya’nın kurallarını her ülkede uygulayabilirsiniz, zor değil. Fakat yaşayan insanlar asla bu kurallara riayet etmez. Çünkü kötü insanlar her yerde barınır. Bu yüzden buranın adı “Ütopya” Ütopya halkının özelliklerine bakalım. (Dilerseniz kıyaslama yapabilirsiniz; ama pek tavsiye etmem. Hiç gerek yok, boşa yormayalım kendimizi)
-Ütopya’da cimri insan yoktur. ”Paralarını toprağa gömüp saklayan ve yüzünü bile görmeyen bir insan mutlu bir insan olabilir mi?” (sayfa 66)
-Ütopya’da halkın av ve kumar zevki bulunmaz. "İnsan nasıl olur da bu kan dökmeden, güçlünün güçsüzü, zalimin masumu alt etmesinden, azgın bir köpeğin ürkek bir tavşanı parçalamasından zevk duyabilir?" (sayfa 67)
- Ütopya’da “sağlık gerçek mutluluğun temelidir.” (Sayfa 68)
-Orada hiçbir yargıç insana tepeden bakmaz, insanda korku uyandırmaz” (sayfa 78) Bu yüzden de adalet layıkıyla işleyecektir.
-“Onlara göre, bir insan size kötülük yapmadıkça düşmanınız sayılamaz; tabiat bağları güçlü bir anlaşmadır; candan saygı ve iyi niyet, laflardan da, yazılı anlaşmalardan da çok daha sıkı bağlar insanları birbirine.” (Sayfa 81)

Eğitiminden, anlayışından, karı-koca ilişkisinden tutun birçok konuda Ütopya halkı da, yöneticisinin olduğu gibi hayali insanlardan oluşuyor. Gerçek mutluluğun yaşandığı ülkede yöneticileri iyi olması yetmez diyor More. Halk da bu yönetime uyum sağlayacak eğitim ve kültür seviyesine gelebilmeli. Elbet bu noktada da iş, halkın seçtiği kişilerin elinde.

Eserde Ütopyayı okuduktan sonra Thomas More’un trajik hayat öyküsünü de okuyoruz. Maalesef hayat hikayesi de bizi derinden etkiliyor.

Siyaset neden tekerrürden ibaret; asırlar öncesinde yazılan siyasi hamle ve kişileri, bugün gözünüzün önünde görebildiğimiz için. Yapılması gerekenin aslında yüzyıllar önce bilinmesine rağmen, koltuk sevdası uğruna her zaman yanlış olanın bilerek yapılmasının kural olduğu için. Savaşın felaket olduğunu söyleyen yöneticiler, tüm dünyada en ufak bir anlaşmazlıkta savaş sevdalısına dönüşen bir canavar haline geldikleri için. Halkı bu felaketlere bilerek sürükleyen, fakirliğe, yoksulluğa iten ve onları eski durumlarına getirmeyi insanlara kurtarışları olarak gösteren kişilerin sözde kahraman olduğunu tekrar tekrar gördüğümüz için. Tarihin tekerrürden ibaret olmasının en büyük müsebbibi siyasetin iğrenç yüzüdür. Devlet yönetimi üzerine yazılan bu enfes kitabı okuyunca ve ne zaman siyaset hakkında konuşmaya düşünmeye çalışsam olduğu gibi büyük bir umutsuzluğa kapılıyorum. Gelenin gideni aratmayacağı, iyi olanın bile makam mevki hırsıyla, üstünden çekinerek, korkarak yaşayacağı karakter değişimiyle, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın zihniyetiyle ilelebet baş başa kalacağımızı bir kez daha anlamış oldum Thomas More'un eşsiz eseriyle. Bu yüzleşmeyi yaşattığı için teşekkürler!
Thomas More'un ideal olarak gördüğü yönetim şeklini anlattığı bir eser.
Askerlik konusuna büyük ölçüde katılmama rağmen, ideal toplum düzenine katılmadığımı söylemem gerek. Çünkü, kitaptaki gibi ideal bir toplum düzeninin toplumdaki kişileri tek tipleştirmesine yol açacağını düşünenlerdenim.
Kendi tabirince toplumdaki ahlak düzenini bozanların çok sert cezalara çarptırılması uygulamasını doğru bulmadım.
Çok mantıklı ve çok mantıksız gelen yerler de var. Bazı yerlerde de anlatılan Ütopya'nın kendi içindeki kurallarla çeliştiğini fark ettim.
Sosyoloji ve felsefe ile ilgilenenlere öneririm.Kitap gayet akıcı ve dili sade.
Genel olarak güzel ve yazarın kendi görüşleriyle ideal bir ülke yönetiminin nasıl olması gerektiğini anlatan bir kitap.
Uzun zamandır okumayı istediğim ama nihayet vakit bulabildiğim, mükemmel bir baş yapıt Ütopya. Özellikle de yazıldığı zamanı (1516) düşünürsek. Bugün bile güncelliğini koruyan, insanın ufkunu açan ve düşünmeye sevk eden bir kitap. More, Avrupa ve dünyadaki siyasi yapıyı, genel adaletsizliği ve sorunları inceledikten sonra Ütopya adası ile de bu sorunlara gayet incelikli, zekice düşünülmüş çözümler sunuyor. O
kurken insanın zihni boş duramıyor, More sizi her satırda düşünmeye teşvik ediyor, her satırda ona katılmasanız bile onun gösterdiği sorunlar ve çözümler ile kendi bilgi ve görüşlerinizi bir araya getirerek kendi düşüncenizi oluşturuyorsunuz.
Kesinlikle okunması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum, More ortaya çok iyi bir şaheser çıkarmış ve satır aralarında bir çok şey gizli, bir kaç kez okunsa daha iyi olur gibi.
Ütopya,yorumları hala birbiri ile çelişen,birbirini tamamlayan bir politik ekonomi klasiğidir. Karşımızda, o dönemde keşfedilmiş "yeni dünyayı " cennet olarak tasvir eden ikinci bir platoncu "devlet" modeli mi var ? Ütopya'nın, ideal bir devlet tasarımı sunduğu görüşünden İngiliz emperyalizminin ilk taslağı olduğu görüşüne kadar çok sayıda 'okuma ' düzlemi iç içe geçer burada. Ama metin, her şeyden önce mizah yeteneği yüksek bir yazarın edebiyat örneğidir de.

Ütopya: Hayal gücünü kaybeden toplum yarınsızdir.

Şunu da belirtmek isterim ki kitabı çok beğendim ama tabiki içinde desteklemedigim bir çok yer var ve düşündüm ki bu ütopya Türkiye için uygulanmış olsaydı ne olurdu ? Dini hayat, Siyasi hayat vs... her şey bir düzen içerisinde ve insana önem veriliyor. En çok ilgimi çeken ise kadınlar çok değerli görünüyor, kadına şiddet yok,zulüm yok umarım bizim toplumumuzda da bir gün ütopya geleneği uyanır. Okumanızı tavsiye ederim....
Ütopya Yunanca olmayan yer demek.
Thomas More kendine göre bir ülke düşünmüş.
Özel mülkiyetin kaldırılmasını istiyor.
O zamanki İngiltereyi eleştirmiş.
Ona göre ideal toplum, sınıfsız bir toplum olmalıdır.
Esirler haricinde herkes eşittir. (Bu bana çok saçma geldi. Eşitlik diyor ama köle sınıfı var)
Herkesin evi aynı şekilde.
Evlerde bir sokak bir de bahçe kapısı var ve kilit yok.
Herkes istediği eve girebilir.
Herkes aynı şekilde giyinir.
6 saat çalışıyorlar.
Hayvanları köleler öldürüyor çünkü Ütopyalıları böyle vahşi davranışlardan uzak tutmak için.
Sadece zorunlu durumda savaşa girerler.
Dünya Düşünce Tarihinin en önemli eserlerinden biri olan Thomas More'un Utopia'sı; 1516'da kaleme alınmıştır, var olmayan bir kurgusal adada geçmektedir. İnsanların eşit olduğu, toplumsal sınıfın ve özel mülkiyetin olmadığı; insanların refah içinde ve mutlu yaşadığı adada suçların da minimuma indiği gözlenmektedir. More kitabında ütopyalıları ve onların yaşam biçimlerini anlatarak, döneminin İngilteresi'ne de bir eleştiri getirmektedir. Kitaba odaklanarak okuduğunuzda zevk alacağınıza inanıyorum. Kesinlikle tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Thomas More
Unvan:
İngiliz Yazar, Devlet Adamı ve Hukukçu
Doğum:
İngiltere, 7 Şubat 1478
Ölüm:
6 Temmuz 1535
Thomas More, (7 Şubat 1478 - 6 Temmuz 1535) İngiliz yazar, devlet adamı ve hukukçu. Yaşamında önde gelen bir hümanist bilgin ünvanına kavuşup bir çok kamu görevi üstlendi. Eseri Ütopya ile edebiyatta yeni bir nesil yarattı. 1516’da yazdığı Ütopya’da ideal hayali bir ada ülkenin siyasi sistemini tarif ediyordu. More’un Kral Henry VIII’in İngiliz kilisesinin başına geçme niyetine ilke olarak karşı çıkması, kendi siyasi kariyerinin sonunu hazırlayıp hain olarak idam edilmesine sebep oldu. Ölümünden 400 yıl sonra, 1935’de Papa Pius XI tarafından aziz ilan edildi.

7 Şubat 1478'de, Londra'da doğmuştur. Babası dönemin önemli bir yargıcı olan Sir John More'dur. Eğitim için Oxford Üniversitesi'ne girdi. Oxford'da geçirdiği 2 yılda yazmaya başladı. Antik Yunan ve Latin edebiyatına ilgisi de bu dönemde oldu. Daha sonra Londra'ya geri döndü ve 1496 yılında hukuk öğrenimi görmeye başladı. 1501 yılında avukat oldu. Hukuk öğrenimi gördüğü yıllarda manastır yaşamı yaşamakta ve bir rahip olmak isteğiyle yanıp tutuşmaktaydı. Yine de zamanla bu duygusu söndü ve ruhu ülkesine hizmet etmek isteğiyle doldu. Bunun üzerine 1504 yılında parlementoya girdi. Bu sıralarda ünlü Hollandalı yazar Erasmus ile olan arkadaşlığı iyice gelişti ve Erasmus 1509'da basılan ünlü eseri Encomium Moriae`yi (Deliliğe Övgü) Thomas More'a adadı. 1517'de Kral'ın hizmetine girdi. Giriştiği başarılı bir diplomatik görev ardından şövalye unvanı verildi ve yardımcı veznedar ilan edildi. Kralın kişisel danışmanı olarak kariyeri parlamaya devam etti. 1525'de Lancaster Düklüğü'nün bakanı oldu. Kral Henry VIII'in evlilikleriyle ilgili konularda ona yeterince yardım edemeyen Lordlar Kamarası başkanı Kardinal Wolsey'i istifaya zorladıktan sonra yerine Thomas More'u Lordlar Kamarası başkanı ilan etti. Başlarda Kralın düşüncelerini paylaşan More, zamanla Kralın protestanlığa olan artan ilgisi ve kiliseye olan negatif düşüncelerinden rahatsız oldu. Kişisel olarak protestanlığı sevmiyor ve doğru bulmuyor, dönemin katolik kilisesini benimsiyor ve önemsiyordu. Protestanlığı eleştiren kitaplarıyla Kral ile olan ilişkisini gerdikten sonra 1531'de Krala bağlılık yemini etmeyi reddetti. Daha sonra hastalığı bahane ederek 1532'de görevlerinden ayrıldı. 1533'de Anne Boleyn'in İngiltere Kraliçesi olarak ilan edildiği taç giydirme törenine katılmayı reddedince şimşekleri üzerine çekti. Yalan davalar ve dedikodular başladı.

Parlementonun Anne Boleyn'i İngiltere'nin kraliçesi olarak ilan edebileceğini kabul etmesine rağmen, bağlılık yemini etmeyi reddetti zira bu Papa'ya karşı bir davranış olurdu. Bu yüzden tutuklandı. Daha sonraları Kralı kilisenin başı olarak görmediği için ölüm cezasına çarptırıldı. 6 Temmuz 1535'de idam edildi.

Yazar istatistikleri

  • 182 okur beğendi.
  • 2.417 okur okudu.
  • 71 okur okuyor.
  • 1.747 okur okuyacak.
  • 60 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları