Thomas Piketty

Thomas Piketty

7.4/10
8 Kişi
·
21
Okunma
·
5
Beğeni
·
907
Gösterim
Adı:
Thomas Piketty
Unvan:
Ekonomist
Doğum:
Fransa, 1971
1971 doğumlu Fransız iktisatçı ve Paris School Of Economics'de akademisyen. Capital in the twenty-First Century adlı eseriyle tam anlamıyla patlama yapmış ve dünya çapında haklı bir şöhrete kavuşmuştur. Ülkesi Fransa'da Paris School Of Economics'ye yakın olan ve daha önce fransız cumhurbaşkanı François Hollande'ın eski eşi ve solun önemli siyasetçilerinden Segolene Royal'e de danışmanlık yapan Piketty'nin makaleleri zaman zaman Liberation ve Le monde'da da yayınlanıyor.
Uzun vadede gerçekten de ülkeler arası eşitlik lehine işleyen tek kuvvet, bilginin ve becerilerin yayılmasıdır.
Gelirin her zaman iki bileşenden oluştuğunu hatırlatmakta yarar var: Bir yanda emek geliri (yevmiye, ücret, ikramiye, ücret dışı emek gelirleri vs. ve emekle ilişkilendirilen, hukuki biçimi ne olursa olsun her türlü hakediş); diğer yanda sermaye geliri (kira, kâr payı, faiz, kâr, artı değer, gayrimaddi hak ödemeleri -royalties- vs. ve toprak, gayrimenkul, finansal ürünler, endüstriyel donanım vs. cinsinden ve yine hukuki biçimi ne olursa olsun sahip olunan sermayeden elde edilen gelirler).
16 Ağustos 2012'de Güney Afrika polisi, Johannesburg yakınlarındaki Marikana platin madeni işçilerini Londra merkezli Lonmin şirketinin hissedarları olan maden sahipleriyle karşı karşıya getiren çatışmaya müdahale etti. Güvenlik kuvvetleri grevdeki işçilere gerçek mermiyle ateş açtı. Bilanço: Otuz dört maden işçisi hayatını kaybetti.1 Bu tür durumlarda sıklıkla olduğu üzere, toplumsal çatışma ücret sorununa yoğunlaşmıştı: Maden işçileri aylık ücretlerinin 500 avro artırılarak 1.000 avroya yükseltilmesini talep ediyorlardı. Yaşanan trajediden sonra şirket nihayet bir zam teklifi yapmaya karar verdi: Ücretleri ayda 75 avro artıracaktı.2

Yakın zamanda meydana gelen bu olay bize, üretimin ücret ve kâr arasında, emeğin geliri ve sermayenin geliri arasında nasıl bölüştürüleceği meselesinin paylaşım sorununun daima en öncelikli boyutunu teşkil ettiğini hatırlatmaktadır. Geleneksel toplumlardaki sosyal adaletsizlik ve tüm başkaldırıların temelinde de toprak sahibi ile köylü arasındaki, toprağa sahip olan ile onu emeğiyle işleyen arasındaki, topraktan kira alan ile toprağa kira ödeyen arasındaki zıtlık vardı. Sanayi Devrimi sermaye-emek çatışmasını şiddetlendirmiş gibi görünmektedir, bunun sebebi belki de eskiye kıyasla çok daha sermaye yoğun üretim şekillerinin (makine, doğal kaynak vs.) ortaya çıkması ya da belki, çok daha adil bir gelir dağılımı ve çok daha demokratik bir toplumsal düzen umudunun suya düşürülmüş olmasıdır -bu konuya geri döneceğiz.

Her ne olursa olsun, Marikana'da meydana gelen trajik olaylar ister istemez daha eski şiddet olaylarını akla getiriyor. Chicago'nun Haymarket Meydanı'nda 1 Mayıs 1886'da ve daha sonra, Fransa'nın kuzeyindeki Fourmies'de 1 Mayıs 1891'de güvenlik kuvvetleri ücretlerinin artırılmasını isteyen grevdeki işçilere hedef gözeterek ateş açmış ve birçok işçiyi öldürmüşlerdi. Emek ve sermaye arasındaki bu çatışma için geçmişte kaldı denilebilir mi, yoksa bu çatışma 21. yüzyılda da büyük önem taşımaya devam mı edecek?
İç Savaş öncesindeki ABD aslında birbirine tamamen zıt iki gerçeğin bir bileşimidir: Bir yanda arazilerin fiyatı herkesin mülk sahibi olabileceği kadar düşük olduğundan ve yeni göçmenlerin sermaye biriktirebilmesine yetecek kadar zaman henüz geçmediğinden, sermayenin henüz çok değer taşımadığı nispeten eşitlikçi bir dünya, yani kuzey; diğer yanda ise mülkiyet eşitsizliklerinin, kuzeyin aksine, olabilecek en aşırı ve şiddet dolu vaziyeti aldığı, neredeyse nüfusun bir yarısının diğer yarısına sahip olduğu, köle sermayesinin büyük ölçüde toprak sermayesinin yerini aldığı ve onu geride bıraktığı bir dünya, yani güney.
Bir ülkenin kendi içinde ve ülkelerin birbiri arasında , başlıca eşitsizlikleri azaltma yolu, bilginin yayılımı ile becerilere ve eğitime yapılan yatırımdır.
Ülkeler arası teknolojik eşitsizlikleri azaltma süreci ,serbest ticaret tarafından teşvik edilmiş olabilir, ancak bu aslında piyasanın işleyişiyle değil, -tam anlamıyla kamu malı olan- bilginin dağılımı ve paylaşımıyla ilgili bir meseledir.
Sinema ve edebiyatın ve özellikle 19. yüzyıl romanının, toplumun farklı sınıflarının yaşam standartları ve servetleri hakkında, dolayısıyla eşitsizliklerin köklü yapısına, onun nasıl gerekçelendirildiğine ve bireysel yaşama nasıl yansıdığına dair çok değerli detaylı bilgiler içerdiğini göreceğiz. Jane Austen ve Balzac'ın romanları başta olmak üzere, bu eserler bize 1790-1830 döneminde İngiltere ve Fransa'daki zenginliğin paylaşımı konusunda tatmin edici portreler sunar. Bu iki romancı, kendi toplumlarındaki zenginlik hiyerarşisini yakından tanıyordu. Zenginliğin gizli hudutlarını iyice kavramışlardı, onun kadınların ve erkeklerin yaşamları, evlilik stratejileri, umutları ve mutsuzlukları konusundaki kaçınılmaz neticelerini biliyorlardı. Onlar ve başka romancılar eşitsizliğin etkilerini gerçeğe yakın bir biçimde ve hiçbir istatistiki ya da teorik analizin sahip olamayacağı bir çağrışım gücüyle tasvir etmişlerdir.
Özetleyecek olursak, Ricardo'nun sermayenin fiyatı ve kıtlık prensibi üzerine geliştirdiği modeli temel alan Marx, sermayenin öncelikle toprağa dayalı değil, endüstriyel olduğu (makine, teçhizat vs.) ve dolayısıyla prensipte sınırsızca birikebildiği bir dünyada sermayenin dinamiklerine dair bir analizle onu daha da ileri götürdü. Aslında, çıkardığı asıl sonuç "sonsuz birikim prensibi" olarak adlandırabileceğimiz, sermayenin hiçbir doğal sınır tanımaksızın birikme ve çok az kişinin elinde yoğunlaşma konusunda amansız bir eğilime sahip olduğuydu. Marx'ın kapitalizmin sonuna dair kıyamet öngörüsünün çıkış noktası da buydu: Ya sermayenin getiri oranı azalma eğilimi içine girecek (bu da birikim sürecini durdurur ve sermaye sahipleri arasında şiddetli bir çatışmaya yol açabilir) ya da milli gelirden sermayenin aldığı pay sınırsız bir şekilde artacaktı (bu durumda da dünyanın bütün işçileri eninde sonunda birleşip ayaklanacaktı).
Bu karanlık yazgı da, Ricardo'nunki gibi gerçekleşmedi. 19. yüzyılın son üçte birlik diliminde ücretler sonunda artmaya başlamıştı: Eşitsizlikler inatla aynı kaldığı, bazı açılardan birinci Dünya Savaşı'na dek arttığı halde, satın alma gücündeki iyileşme herkese yayıldı, bu da durumu kökünden değiştirdi. Komünist devrim şüphesiz gerçekleşti, ancak Avrupa'nın en geri kalmış ülkesinde, Sanayi Devrimi'nin güç bela başladığı Rusya'da gerçekleşti. Halbuki o dönemde, en gelişmiş Avrupa ülkeleri -o ülkelerin nüfuslarının şansına- farklı, sosyal-demokrat yolları keşfe çıkmışlardı.
Zengin ve yoksul ülkeler arasındaki büyük eşitsizlikler aynı şiddetle sürse de, dünya genelinde bir yakınsama yaşandığını ve gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelerle arayı kapatma sürecinin günümüzde de devam ettiğini söyleyebiliriz. Ayrıca elimizde, bu arayı kapatma sürecinin öncelikle zengin ülkelerin yoksul ülkelerde yaptığı yatırımların neticesi olduğunu gösteren bir kanıt yok, hatta tüm kanıtlar tam aksini gösteriyor. (Geçmiş tecrübelere bakılarak, yoksul ülkelerin kendilerine yatırım yapmalarının gelecek açısından daha umut verici gözüktüğü söylenebilir.)
ABD'nin eşitsizlikle kurduğu bu karmaşık ve çelişkili ilişki(Kızılderili ve Afrika kökenlilere yapılan uygulamalar)büyük ölçüde günümüzde de varlığını sürdürmektedir: Bir yandan eşitlik vaat eder ve mütevazı ülkelerden gelen milyonlarca göçmen için bir fırsatlar dünyasıdır; diğer yandan günümüzde de, hele ki ırk söz konusu olduğunda, hâlâ görülen aşırı şiddetli bir eşitsizlik biçiminin görüldüğü bir ülkedir (Güneyde yaşayan siyahlar sosyal haklarından 1960'lara dek mahrum bırakılmış ve Güney Afrika'nın 1980'lere dek yürürlükte kalan ırk ayrımına dayanan apartheid rejimiyle ortak özelliklere sahip hukuki bir ayrımcılık rejimine tabi kılınmışlardır). Bu da şüphesiz ABD'de sosyal devletin gelişme -daha doğrusu gelişmeme- düzeyini açıklamaktadır.
Sosyalizm Komunizm üzerine birazcık okumuşların yolunun düşmesi gereken oldukça objektif bir eser. Marx'ın tezleri ile veriler ne ölçüde tutuyor ? Kapitalist dünya bize ne vaad ediyor ? Okuyunuz...
Lisans okurken dönem projesi olarak bu kitabı incelemiştim. Piketty her ne kadar idealist bir yazar olsa da söyleyecekleri önemli. Kitabı almadan önce dikkat edin, baya kalın ve okumak için uzun süre vermeniz gerekiyor. Kitabı alıp 10 sayfa okuyup kenara bırakan bir çok insan olduğu için, vaktiniz yoksa uzak durun derim. Ayrıca iktisat bilgisi az olanlar için kitabın başlarında özet geçtiği bölüm ufkunuzu biraz açacaktır sonra söyleyecekleri için.
çok geniş hacimli ve çok ayrıntılı bir kitap. İlginç bilgiler mevcut ... okunmalı mı peki ? bana göre eğer akademik olarak bu konularla ilgilenmiyorsanız okumayın. içindekilerini daha az ayrıntılı olarak veren kitaplarda piyasada mevcut. Yazar gerçekten çok titiz bir araştırma yapmış. 18. ,19. ve 20. yy'larda servet üzerinde etkili olan parametleri derinlemesine incelemiş. Dünyadaki paranın-sermayenin eşitsiz dağılımını ayrıntısıyla incelemiş.

Yazarın biyografisi

Adı:
Thomas Piketty
Unvan:
Ekonomist
Doğum:
Fransa, 1971
1971 doğumlu Fransız iktisatçı ve Paris School Of Economics'de akademisyen. Capital in the twenty-First Century adlı eseriyle tam anlamıyla patlama yapmış ve dünya çapında haklı bir şöhrete kavuşmuştur. Ülkesi Fransa'da Paris School Of Economics'ye yakın olan ve daha önce fransız cumhurbaşkanı François Hollande'ın eski eşi ve solun önemli siyasetçilerinden Segolene Royal'e de danışmanlık yapan Piketty'nin makaleleri zaman zaman Liberation ve Le monde'da da yayınlanıyor.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 21 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 59 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.