Thomas Piketty

Yazar 7,2/10 · 6 Oy · 1 kitap · 16 okunma ·  5 beğeni
Ares ares, bir alıntı ekledi.
25 Tem 2017

Uzun vadede gerçekten de ülkeler arası eşitlik lehine işleyen tek kuvvet, bilginin ve becerilerin yayılmasıdır.

Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas PikettyYirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas Piketty
Ares ares, bir alıntı ekledi.
25 Tem 2017

Gelirin her zaman iki bileşenden oluştuğunu hatırlatmakta yarar var: Bir yanda emek geliri (yevmiye, ücret, ikramiye, ücret dışı emek gelirleri vs. ve emekle ilişkilendirilen, hukuki biçimi ne olursa olsun her türlü hakediş); diğer yanda sermaye geliri (kira, kâr payı, faiz, kâr, artı değer, gayrimaddi hak ödemeleri -royalties- vs. ve toprak, gayrimenkul, finansal ürünler, endüstriyel donanım vs. cinsinden ve yine hukuki biçimi ne olursa olsun sahip olunan sermayeden elde edilen gelirler).

Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas PikettyYirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas Piketty
Ares ares, bir alıntı ekledi.
25 Tem 2017

Bir ülkenin kendi içinde ve ülkelerin birbiri arasında , başlıca eşitsizlikleri azaltma yolu, bilginin yayılımı ile becerilere ve eğitime yapılan yatırımdır.

Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas PikettyYirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas Piketty
Ares ares, bir alıntı ekledi.
02 Tem 2017

16 Ağustos 2012'de Güney Afrika polisi, Johannesburg yakınlarındaki Marikana platin madeni işçilerini Londra merkezli Lonmin şirketinin hissedarları olan maden sahipleriyle karşı karşıya getiren çatışmaya müdahale etti. Güvenlik kuvvetleri grevdeki işçilere gerçek mermiyle ateş açtı. Bilanço: Otuz dört maden işçisi hayatını kaybetti.1 Bu tür durumlarda sıklıkla olduğu üzere, toplumsal çatışma ücret sorununa yoğunlaşmıştı: Maden işçileri aylık ücretlerinin 500 avro artırılarak 1.000 avroya yükseltilmesini talep ediyorlardı. Yaşanan trajediden sonra şirket nihayet bir zam teklifi yapmaya karar verdi: Ücretleri ayda 75 avro artıracaktı.2

Yakın zamanda meydana gelen bu olay bize, üretimin ücret ve kâr arasında, emeğin geliri ve sermayenin geliri arasında nasıl bölüştürüleceği meselesinin paylaşım sorununun daima en öncelikli boyutunu teşkil ettiğini hatırlatmaktadır. Geleneksel toplumlardaki sosyal adaletsizlik ve tüm başkaldırıların temelinde de toprak sahibi ile köylü arasındaki, toprağa sahip olan ile onu emeğiyle işleyen arasındaki, topraktan kira alan ile toprağa kira ödeyen arasındaki zıtlık vardı. Sanayi Devrimi sermaye-emek çatışmasını şiddetlendirmiş gibi görünmektedir, bunun sebebi belki de eskiye kıyasla çok daha sermaye yoğun üretim şekillerinin (makine, doğal kaynak vs.) ortaya çıkması ya da belki, çok daha adil bir gelir dağılımı ve çok daha demokratik bir toplumsal düzen umudunun suya düşürülmüş olmasıdır -bu konuya geri döneceğiz.

Her ne olursa olsun, Marikana'da meydana gelen trajik olaylar ister istemez daha eski şiddet olaylarını akla getiriyor. Chicago'nun Haymarket Meydanı'nda 1 Mayıs 1886'da ve daha sonra, Fransa'nın kuzeyindeki Fourmies'de 1 Mayıs 1891'de güvenlik kuvvetleri ücretlerinin artırılmasını isteyen grevdeki işçilere hedef gözeterek ateş açmış ve birçok işçiyi öldürmüşlerdi. Emek ve sermaye arasındaki bu çatışma için geçmişte kaldı denilebilir mi, yoksa bu çatışma 21. yüzyılda da büyük önem taşımaya devam mı edecek?

Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas PikettyYirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas Piketty
Ares ares, bir alıntı ekledi.
17 Tem 2017

İç Savaş öncesindeki ABD aslında birbirine tamamen zıt iki gerçeğin bir bileşimidir: Bir yanda arazilerin fiyatı herkesin mülk sahibi olabileceği kadar düşük olduğundan ve yeni göçmenlerin sermaye biriktirebilmesine yetecek kadar zaman henüz geçmediğinden, sermayenin henüz çok değer taşımadığı nispeten eşitlikçi bir dünya, yani kuzey; diğer yanda ise mülkiyet eşitsizliklerinin, kuzeyin aksine, olabilecek en aşırı ve şiddet dolu vaziyeti aldığı, neredeyse nüfusun bir yarısının diğer yarısına sahip olduğu, köle sermayesinin büyük ölçüde toprak sermayesinin yerini aldığı ve onu geride bıraktığı bir dünya, yani güney.

Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas PikettyYirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas Piketty
Ares ares, bir alıntı ekledi.
 25 Tem 2017

Özetleyecek olursak, Ricardo'nun sermayenin fiyatı ve kıtlık prensibi üzerine geliştirdiği modeli temel alan Marx, sermayenin öncelikle toprağa dayalı değil, endüstriyel olduğu (makine, teçhizat vs.) ve dolayısıyla prensipte sınırsızca birikebildiği bir dünyada sermayenin dinamiklerine dair bir analizle onu daha da ileri götürdü. Aslında, çıkardığı asıl sonuç "sonsuz birikim prensibi" olarak adlandırabileceğimiz, sermayenin hiçbir doğal sınır tanımaksızın birikme ve çok az kişinin elinde yoğunlaşma konusunda amansız bir eğilime sahip olduğuydu. Marx'ın kapitalizmin sonuna dair kıyamet öngörüsünün çıkış noktası da buydu: Ya sermayenin getiri oranı azalma eğilimi içine girecek (bu da birikim sürecini durdurur ve sermaye sahipleri arasında şiddetli bir çatışmaya yol açabilir) ya da milli gelirden sermayenin aldığı pay sınırsız bir şekilde artacaktı (bu durumda da dünyanın bütün işçileri eninde sonunda birleşip ayaklanacaktı).
Bu karanlık yazgı da, Ricardo'nunki gibi gerçekleşmedi. 19. yüzyılın son üçte birlik diliminde ücretler sonunda artmaya başlamıştı: Eşitsizlikler inatla aynı kaldığı, bazı açılardan birinci Dünya Savaşı'na dek arttığı halde, satın alma gücündeki iyileşme herkese yayıldı, bu da durumu kökünden değiştirdi. Komünist devrim şüphesiz gerçekleşti, ancak Avrupa'nın en geri kalmış ülkesinde, Sanayi Devrimi'nin güç bela başladığı Rusya'da gerçekleşti. Halbuki o dönemde, en gelişmiş Avrupa ülkeleri -o ülkelerin nüfuslarının şansına- farklı, sosyal-demokrat yolları keşfe çıkmışlardı.

Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas PikettyYirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas Piketty
Ares ares, bir alıntı ekledi.
25 Tem 2017

Ülkeler arası teknolojik eşitsizlikleri azaltma süreci ,serbest ticaret tarafından teşvik edilmiş olabilir, ancak bu aslında piyasanın işleyişiyle değil, -tam anlamıyla kamu malı olan- bilginin dağılımı ve paylaşımıyla ilgili bir meseledir.

Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas PikettyYirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas Piketty
Ares ares, bir alıntı ekledi.
17 Tem 2017

Göze çarpan ikinci bir olgu Avrupa ve Amerika arasındaki karşılaştırma ile ilgilidir. Bekleneceği üzere, 1914-1945 dönemindeki şoklar Yaşlı Kıta'yı çok daha derinden ve kalıcı şekilde etkilemiştir, Avrupa'daki sermaye/gelir oranı da 20. yüzyılın büyük bir bölümünde -1920'li yıllardan 1980'li yıllara kadar- nispeten daha düşüktür. Ancak, savaş ve savaş sonrasından oluşan bu uzun zaman dilimi hariç tutulursa, sermaye/gelir oranının Avrupa'da daima daha yüksek olma eğilimi gösterdiği dikkat çeker. Bu durum 19. yüzyılın tamamı ve 20. yüzyıl başı için olduğu kadar (Avrupa'da %6-7, buna karşılık Amerika'da %4-5 sermaye/gelir oranıyla), 20. yüzyıl sonu ve 21. yüzyıl başı için de geçerlidir: Avrupa'daki özel servetin büyüklüğü, Amerika'daki özel servet seviyesini 1990'lı yılların başında yine gerilerde bırakmıştı ve 2010'lu yıllarda altı yıllık milli gelire karşılık gelmekteydi, buna karşılık Amerika'da ise özel servet dört yıllık milli gelirden biraz fazlasına karşılık geliyordu

Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas PikettyYirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas Piketty
Ares ares, bir alıntı ekledi.
24 Tem 2017

Sinema ve edebiyatın ve özellikle 19. yüzyıl romanının, toplumun farklı sınıflarının yaşam standartları ve servetleri hakkında, dolayısıyla eşitsizliklerin köklü yapısına, onun nasıl gerekçelendirildiğine ve bireysel yaşama nasıl yansıdığına dair çok değerli detaylı bilgiler içerdiğini göreceğiz. Jane Austen ve Balzac'ın romanları başta olmak üzere, bu eserler bize 1790-1830 döneminde İngiltere ve Fransa'daki zenginliğin paylaşımı konusunda tatmin edici portreler sunar. Bu iki romancı, kendi toplumlarındaki zenginlik hiyerarşisini yakından tanıyordu. Zenginliğin gizli hudutlarını iyice kavramışlardı, onun kadınların ve erkeklerin yaşamları, evlilik stratejileri, umutları ve mutsuzlukları konusundaki kaçınılmaz neticelerini biliyorlardı. Onlar ve başka romancılar eşitsizliğin etkilerini gerçeğe yakın bir biçimde ve hiçbir istatistiki ya da teorik analizin sahip olamayacağı bir çağrışım gücüyle tasvir etmişlerdir.

Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas PikettyYirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas Piketty
Ares ares, bir alıntı ekledi.
05 Tem 2017

Gelir bir akıştır. Belli zamanda (süre olarak genellikle yılı baz alırız) üretilen ve dağıtılan malların niceliğine karşılık gelir.

Sermaye bir birikimdir. Zaman içinde belli bir noktada sahip olunan zenginliklerin toplam miktarına karşılık gelir. Bu birikim geçmiş yıllar boyunca mülk edinilmiş veya istiflenmiş servetlerden kaynaklanır.

Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas PikettyYirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas Piketty
Ares ares, bir alıntı ekledi.
16 Tem 2017

ABD, Roosevelt yönetimi altında, özel sermayenin ekonomideki ağırlığını azaltmak için Avrupa'dakilere benzeyen kamu politikalarını yürürlüğe sokmuştur, kiraların düzenlenmesi buna bir örnektir. İkinci Dünya Savaşı sonunda, gayrimenkullerin değeri ve sermayenin borsa değeri, tarihteki en düşük seviyelere düşmüştür. ABD artan oranlı vergilendirme konusunda Avrupa'dan çok daha ileri gider, bu durum da kuşkusuz asıl endişenin özel serveti değil, eşitsizlikleri azaltmak olduğunu göstermektedir (bu konuya geri döneceğiz). Amerika'da hiçbir zaman geniş kapsamlı bir devletleştirme politikası uygulanmamıştır. Yine de, 1930-1940 yıllarından itibaren, özellikle altyapıda büyük kamu yatırımları başlatılmıştır. Enflasyon ve büyüme, nihayetinde kamu borcunu 1950-1960 yıllarında mütevazı bir seviyeye çekmiş, bu sayede 1970 yılındaki kamu serveti de net olarak artıya geçmiştir (bkz. Grafik 4.7), Sonunda, Amerika'daki özel servet, 1930'da beş yıllık milli gelire karşılık gelirken, 1970 yılına gelindiğinde üç buçuk yıllık milli gelire tekabül eden bir seviyeye gerilemiştir, bu yine de göz ardı edilemeyecek kadar önemli bir düşüştür

Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas PikettyYirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas Piketty
Ares ares, bir alıntı ekledi.
02 Tem 2017

Zengin ve yoksul ülkeler arasındaki büyük eşitsizlikler aynı şiddetle sürse de, dünya genelinde bir yakınsama yaşandığını ve gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelerle arayı kapatma sürecinin günümüzde de devam ettiğini söyleyebiliriz. Ayrıca elimizde, bu arayı kapatma sürecinin öncelikle zengin ülkelerin yoksul ülkelerde yaptığı yatırımların neticesi olduğunu gösteren bir kanıt yok, hatta tüm kanıtlar tam aksini gösteriyor. (Geçmiş tecrübelere bakılarak, yoksul ülkelerin kendilerine yatırım yapmalarının gelecek açısından daha umut verici gözüktüğü söylenebilir.)

Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas PikettyYirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas Piketty
Ares ares, bir alıntı ekledi.
17 Tem 2017

Sermayenin Amerika'daki ve Avrupa'daki tarihleri arasındaki diğer bir önemli fark da yabancı sermayenin Amerika'da asla nispeten sınırlı bir büyüklükten öteye geçememiş olmasıdır. Bunun sebebi, bağımsızlığını kazanmış ilk sömürge olan Amerika'nın kendisinin asla kolonyal bir güce dönüşmemiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas PikettyYirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas Piketty
Ares ares, bir alıntı ekledi.
15 Tem 2017

1950-1970 yıllarında bankacılık ve sanayi sektörlerinde önemli kamu iştiraklerine sahip olan, bu iştirakleri 1980-1990 yıllarından itibaren kısmen satılsa da yine de tamamen yok olmamış Almanya'nın durumu, kamu aktiflerinin birikimi konusunda da Fransa'ya benzemektedir. Örneğin, Aşağı Saksonya eyaleti halen Avrupa'nın ve dünyanın birinci otomotiv üreticisi olan Volkswagen'in hisselerinin %15'ine yakınını -ve oy haklarının kanun teminatındaki %20'sini- elinde bulundurmaktadır, bu haklar yasal güvence altındadır ve AB bunu ortadan kaldırmanın yollarını aramaktadır.

Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas PikettyYirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas Piketty
Ares ares, bir alıntı ekledi.
07 Ağu 2017

Ulusal sermaye veya milli servet, kamu sermayesi ve özel sermayenin toplamıdır. Kamu sermayesi devletin ve çeşitli kamu idarelerinin aktifleri ve pasifleri arasındaki farktır. Aynı şekilde özel sermaye de kişilerin aktifleri ve pasifleri arasındaki farktır. Kamu sektörü ve özel sektör açısından sermaye, her zaman net bir varlık olarak, yani varlıkların (aktiflerin) piyasa değeri ile yükümlülüklerin (pasifler, yani borçlar) arasındaki fark olarak tanımlanmaktadır.

Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas PikettyYirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Thomas Piketty
5 /