Turan Dursun

Turan Dursun

YazarÇevirmen
8.4/10
891 Kişi
·
2.467
Okunma
·
374
Beğeni
·
14164
Gösterim
Adı:
Turan Dursun
Unvan:
Türk Yazar, Müftü, TRT programcısı
Doğum:
Gümüştepe, Şarkışla, Sivas, 1934
Ölüm:
İstanbul, 4 Eylül 1990
Turan Dursun (1934 - 4 Eylül 1990), Türk yazar, düşünür, eski imâm ve müftü. İbn-i Râvendî'nin tâkipçilerinden olup, yapmış olduğu araştırmalarında İslâmiyeti ve peygâmberi Muhammed'i ağır bir şekilde eleştirmiştir.[1][2] Monoteistik dinler tarihi eğitimi görüp ateistolmadan önce müftü olarak çalışmıştır. İslâm dinini açıkça eleştirdiğinden ötürü köktendinci kesim tarafından tehditler almıştır. 4 Eylül 1990'da evinin önünde uğradığı suikast sonucunda yaşamını yitirmiştir.
Karanlığa olabildiğince ışık tutulmalı. Neyin ne olduğunu herkes anlamalı, insanlığa daha yakışan, daha uygar, daha güzel bir dünya için başka bir yol var mı?
Turan Dursun'un Türkiye'de İslamı en iyi bilen ve 8. yüzyıldan bu yana yazılmış eski Arapça eserleri en doğru okuyan düşünürlerimizden olduğu İslamcı ulema tarafından da kabul edilmiştir.
“Eğer onlara, hoca kıyafetli sahte din âlimlerine karşı benim şahsımdan bir şey anlamak isterseniz, derim ki, ben şahsen onların düşmanıyım. Onların menfi istikâmette atacakları bir hatve, yalnız benim şahsî îmanıma değil, yalnız benim gayeme değil, o adım benim milletimin… kalbine havale edilmiş zehirli bir hançerdir. Benim ve benimle hemfikir arkadaşlarımın yapacağı şey, mutlaka o adımı atanı tepelemektir. Sizlere bunun da fevkinde bir söz söyleyeyim: farz-ı muhal bunu temin edecek kanunlar olmasa, bunu temin edecek Meclis olmasa, öyle menfi adım atanlar karşısında herkes çekilse ve ben kendi başıma yalnız kalsam, yine tepelerim."
Anlatırken gerçekleri örtme yoluna gidilmemiştir. Olduğu gibi sunulmuştur her şey. Bilindiği gibi dürüstlük,açıklıkta. Kapalılıktaysa karanlık olur. "Tabu"lar karanlıkta yaşarlar.
Eyvah, yakacak! Ve alevler içindeyim. Bir yanım Yunan’dan gelmişti, bir yanım Mezopotamya’dan gelmişti, bir yanım Hint’ten, bir yanım Yemen’den... Ne denli uğraşılmıştı yazılarım için. Onca çaba, onca kalem, onca kağıt (ya da deri), onca mürekkep, onca ışık ve onca düşünce demetleri uçup gitmişti dumanlarıyla birlikte.
350 syf.
‌Kitabı yeni bitirdim. Elim ayağım hala titriyor. Bir kitap ancak bu kadar nefret dolu, iğrenç ve mide bulandırıcı olabilir. Bir topluluk ancak bu kadar iğrenç insanlardan oluşabilir. Bir din ancak bu kadar anlaşılamazdı. Özellikle de böyle zaruret anlarında kolaylık olarak görülen mezhepler ve amaçları ancak bu kadar çarpıtılabilir. Turan Dursun ve yaşadığı toplum dini kendince konuşturmakta ve ondan olmayan veya zaruri durumlarda değişmeye açık olan hükümleri dinin katı kuralları olarak göstermektedirler. Ne yazacağımı, nereyi düzelteceğimi bilmiyorum. Bu toplum nasıl anlatılır bilmiyorum fakat bu kitabın okunmaması için elimden geleni yapacağım bu incelemede. Bu iğrençlikleri ister inanan ister inanmayan olsun bir insanın okuması kendisini kötü etkileyecektir. Dileyen din bu serisini okusun, zaten bu kitapta öyle çok iddialı bir şey yok. Zaten bu kitabın ne kadarı doğru ne kadarı kurgu bilmiyorum fakat birçok yerinde kurgu olduğunu düşünüyorum. İncelemeler arasında bunu dile getiren tek bir kişi vardı artık iki oldu. Yazarın pireyi deve yaparak kitap yazdığını düşünüyorum. Niye mi? Dinin tartışmaya açık bulunan ve yüzyıllarca tartışılan taraflarını alıp bunları hayatında uygulamalı olarak yaşadığını, yani şeriatın bunlardan ibaret olduğunu okuyanlara lanse ediyor, ya hu bu dinin hiç mi adam akıllı inananı yok, hiç mi ahlak sahibi doğru düzgün bir mensubu yok? Hiç mi güzel bir yanı yok bu dinin? Madem iğrenç, aşağılık bir sistem sunuyor, madem sorularına istediğin cevabı bulamadın niye müftülük seviyesine kadar çıkıp ekmeğini yiyorsun? Hangi ahlaka sığıyor bu? Çık yüreklice inanmıyorum de, kenara çekil, yazılarını yine yaz. İstediğin kadar yaz. Böyle yapmadın. Çocukluktan beri sorduğun sorulara o günün sahte medresesi ve sahte alimleri cevap veremedi sen de büyüdün daha da yoğunlaştın fakat cevap alamadın ama asla terk etmedin. Ta ki müftü olana kadar. İşe bak!! Filmin o zaman koptuğunu söylemişsin bir röportajda. Hayır bu kitap aslında filmin hiç başlamadığını söylüyor. Belki de çocukluktan beri düşlerinde gördüğün, hayalinde yaşattığın, bunun için Allah'tan söz aldığın(!) Basralı, Kufeli alimleri geçip allame-i cihan olma düşünceni gerçekleştiremeyince düşmanlık taslamaya başladın. İyi bildiğin tartışmalı durumları kendince kullanmaya başladın. Küçükken babanı sahih hadisleri bilmemekle eleştirip büyüdüğünde zayıf hadisleri, uydurma hadisleri kitaplarına aldın. Sahihlerin arasına öylesine ustaca sıkıştırdın ki okuyanlar kolay kolay fark etmediler. Nasılsa kaynak taraması yapabilmek her yiğidin harcı değil. Abarttığımı düşünenler din bu 4 kitabının incelemesini okuyabilir: #73236865
‌Ben samimi bir sorgulayıcı olduğuna inanmıyorum. Yukarıdaki kitabı okurken de buna inanmıyordum. Bu kitabı okuyunca da tamamen böyle olduğunu düşünüyorum. Turan Dursun bu kitaplarının devamını yazamadı, katledildi. Işıklar içinde uyusun. İnanmayanlar böyle söylüyor ölülerine. Ben hiçbir müslümanın hakaret etmesini bile doğru bulmuyorum. Her ne kadar bazen çok sinirlersem de bu yola başvurmamaya çalıştım, bu durum hoş değil. Ama o nefretini kusmaya devam etti kitapları boyunca. İğrenç uslubunu asla bozmamış. Saygılı olmayı asla denememiş. Kustukça kusmuş. İnananların kutsalına aşağı gözle bakmayı asla bırakmamıştır. Nietszche'nin Hristiyanlığa Lanet adlı bir kitabı var sen de onun Müslüman versiyonunu yazmışsın. Hem de çocukluktan beri. Bizim aydınlanma savaşçımız da senin kadar olabiliyor işte, yapacak bir şey yok!! Ya da çok sık önümüze çıkan diğer aydınlanma savaşçısı, Türklerin artık Ermeni soykırımını kabul etmesi gerektiğini anlatan Erdoğan Aydın gibi olabiliyor. Sırf bu sebeple bile yazdıklarına şüphe ile yaklaşması gereken aydınlarımız konu Nasıl Müslüman Olduk sorusu olunca ilk bu adama başvuruyorlar. Benzer bir durum bir inanan için olsa kesinlikle her dediğinden sonra bu durumu hatırlatıp linç etmekten geri durmayacaklardı. Ama kendi cenahlarından olunca şüphe duymayı bile gerekli görmüyorlar. Ya da bu yazılanları Turan Dursun değil de onun hayatını inceleyen başka biri yazsa okumadan reddedeceklerdi.
İnanmayanlar kitap boyu çocukken dinini iğrenç fiillerine alet ettiğini görüyor ancak yine de ses etmiyor. Ama aynı inanmayanlar bir Tolstoy okuduğunda onun için "duygusal" olarak yaklaşmış, samanyolu TV dizisi gibi kitap diyor en meşhur kitabına, içeriğe pek yoğunlaşmıyor. Ya da iş Nietszche'nin kadınlarla ilgili sözlerine gelince "bir kadına olan aşkına cevap alamayınca yükü bütün kadınlara yükleyip iğrenç ifadeler kullanmış" diyorlar. "Bu psikolojik tepki Dursun'a özel değildir. Mesela, Alman filozof Schopenhauer, annesinin ilgisizliğinden dolayı hayatı boyunca kendisini etkileyecek psikolojik davranışlar sergiler ve bu fikirlerine de yansır. Yine D. Diderot adlı filozofta, çocukluk yaşlarında iken yaşamını kaybeden rahibe ablasının ölümünden kiliseyi sorumlu tutar. Daha sonra gençlik çağlarında cizvit tarikatından da kovulunca ateistliğe yönelir. F. Büchner ateist yazarda çocuk denecek yaşta ailesinden kopar ve yatılı okullarda okur. Babasının yönlendirmesi ile doktor olur ama işini hiç sevmez. İlk fırsatta da ailesinden kopar ve bir daha onları asla aramaz. Benzer bir örneği bir tanıdığımdan vereyim. Yıllarca tarikatçı bir çevrede yaşamış bu arkadaşım, bulunduğu ilin tarikat temsilcisinden adaletsiz bir tutum görür. Hayatının merkezinde olan tarikatlara bir anda soğur ve hala namazında, ihlaslı bir Müslüman olmasına rağmen, İslam düşmanı olan insanların bakış açısı ile artık tarikatlara bakmaya başlar. Aslında tüm bu örnekler bizi tek bir yere götürür: Geçmişte yaşanılanların insan hayatında bıraktığı izler ve bunun nerede ve ne oranda zamanla ortaya çıkacağı meselesi. Ve daha da önemlisi verdiğimiz tepkilerin doğru ve haklı bir alana kanalize edilebilmesi, sapla samanın karıştırılmaması..." Örneklere çok daha fazla ekleme yapabiliriz. Bizim aydınlanmacı, entelektüellerimiz asla bu pencereden bakmamışlardır. Kitaplarında açıkça yer alan bu nefreti asla görmek istememişlerdir. Konu başka yazarlar olunca bir anda sosyolog oluyorlar, psikolog oluyorlar, tarihçi oluyorlar ve her yönden değerlendiriyorlar. Ama kendi ön kabüllü düşüncelerini onaylayan, destekleyen bu gibi yazarlara bakarken sadece okuyucu oluyorlar.
Ne derse desin onun dediklerini asla sorgulamamışlardır. Bunu da müftülük makamına erişmiş biri olmasıyla sebeplendiriyorlar. Muhtemelen bu yazıyı okurken de bu nedenle söylenilenler hafife alınacak. Çarpıtma görülecek. İsterse şeyhulislam olsun yine de bu o kimsenin her söylediğine şüphesiz iman etmeyi gerektirmez. Bu sitede birçok kişi bunu yapıyor. İstedikleri kadar objektiflikten bahsetsinler bu çerçevede olaya bakmıyorlar. Kitaplarında benim de kafamı kurcalayan, üzerinde uzun uzun düşündüğüm şeyler oldu fakat abartıyorlar adamı. Tıpkı Muazzez İlmiye Çığ gibi. Hala kitabındaki birkaç ilgi çekici iddia ile beraber birçok gerçek dışı iddiayı da hakikat gibi paylaşıp duruyorlar. İnananları sıklıkla suçladıkları "okumama" fiilini "körü körüne inanma" durumunu en az onlar kadar gerçekleştiriyorlar. Bu sitede durum böyle. Neyse artık bu kitaba geçeyim. Hassas bir mideye sahip olanlar okumasın. İğrenebilir. Ben kitabın tüm iğrençliklerini anlatmacağım. Profilimde kusmanızı istemiyorum. Aklımda kalan kısımlardan bazılarına değineceğim. Kitaplarını okumayı düşünen varsa diğer kitaplarına yönelebilir, burada malzeme yok o kadar. Zaten buradakiler de oradakilerin tekrarı. Yine de okumak istiyorum diyorsanız buyurun. Batman'da sık kullanılan bir laf var: "Benden günah gitti."

Yazar 1934'te doğuyor. Annesi doğumunu tek başına gerçekleştirdiğini söylüyor. Kadın ev hanımı, iyi niyetli biri. Babası ise ilimden yoksun bir imam. Kendisi de bunu ifade ediyor. Babası hem ona hem de annesine şiddet uyguluyor, hem de sık sık. Bunu da Kur'an'dan bir emirmişcesine referans alarak yapıyor.(Hatta T. Dursun medrese tatil verdiğinde geliyor ve kitapta böyle olmadığını onun kendisine isyan etmediğini bu yüzden vuramayacağını söylüyor. Ama adam dinlemiyor.) Kanun gereği okula gitmesi zorunlu olan çocuk babası tarafından medreseye veriliyor. Medrese de medrese olsa! Hem ailesi, hem hocaları cahil, bağnaz, fırsatçı, kurnaz, sapkın, ırkçı kişiliklerden oluşuyor. Arkadaşları da terbiyeden yoksun ve ırkçı. Doğru düzgün bir adam bile çıkmamış memleketten! Ergenliğe girmiş ve güya eğitim alan çocuklar birbiriyle penis boyu yarıştırıyor. Hocalarından biri bir hayvanla ilişkiye giriyor. Onu yakalayan bir başka hoca ise o hocayı sıkıştırıp onunla ilişkiye giriyor. T. Dursun bunu bir arkadaşından dinliyor. Tüm medrese çalkalanıyor fakat nedense kimse gelip sahte şeyhler ve iğrençliklerine son vermiyor. Daha sonra cami içinde bunu yaparken Turan Dursun da onları yakalıyor. Bunlar din temsilcisi olabilir mi? Bunlar işte şeriat diye anlatılabilir mi? Büyük alim olacam diye her yerde ezber yapıyor. Durmadan çalışıyor güya. Herkesi geçiyor. En doğrusunu o biliyor... Ama hocalardan biri yani Turan Dursun'un en beğendiği hocası, Arapça'yı en iyi bilen hocası Kuranı tecvidiyle okumayı bile beceremiyor. Yine diğer hocasının yıllarca öğrendiği bilgilerine Turan Dursun iki üç yıl içinde ulaşıyor. Nasıl bilgilerse artık... Bunların verdiği eğitim medrese eğitimi olabilir mi? Kitapta sıklıkla dile getirdiği, hatta durumu sonuca bağlarken "din bu" dediği şeyler din olabilir mi? Bu hocalar cahil oldukları kadar da kurnaz. Gittikleri yerlerde devletin kanunu olduğu halde öşür vergisi adı altında para topluyor. Zekat topladıklarını iddia ediyorlar. Sıkışınca Allah kitaptan bahsediyorlar ama iş ciddiye binmeyene kadar aşırılık ve sapkınlıklarına devam ediyorlar. Kaymakamdan, jandarmadan asla ses çıkmıyor. Kitabın sadece bir yerinde kanunu temsil edenlerin sesi geliyor onda da T. Dursun'un babası üfürükçülükle suçlanıyor. Bunun gerçekliğini bilmiyorum fakat babasının da dini kullanan biri olduğu ortada. Din bunların ayağına kadar düşmüş işte. Aynı jandarma ve kaymakam, kanun gereği okuması gereken bu çocuğun okumadığını bilmiyor. Aynı jandarma, kaymakam ve müftü medresenin sapkınlığını bilmiyor. Aynı devlet adamları bir köyde dini kılıf bulunarak eş değiştirme uygulamaları olduğunu bilmiyor. Peygamber’e de bu konuda iftira atıldığını bilmiyor. (Turan Dursun da bu konuda iftira atmayı es geçmiyor ve bunu kendince ayetle taçlandırıyor. Ayette nikahtan bahsederken ve yüzyıllarca böyle anlaşılırken sadece kendi yaşadığı dönemin dil kullanımına bakarak mana veriyor. Hani 7.yy Arapçası biliyordu bu adam? İsteyince fikrine kaynak döşüyor isteyince hakim görüşü reddedip kendi meal veriyor) Din bir başkasının günahının yüklenilmeyeceğini açıkça söylemesine rağmen bu sahte şeyhler ıskat adı altında para topluyor ve halkı kandırıyor, dini hassasiyetleri ile oynanıyor ama kanun gereği ile asla müdahale edilmiyor. Sahi sırf bu sebeplerle ortaya çıktığı iddia edilen kanun ve gereği bütün bu iğrençlikler olurken neredeydi? Hani Türkiye şeyhler, dervişler memleketi olmayacaktı? Neyse devam edeyim. Turan Dursun da içine doğduğu bu dünyada kendisini bulunduğu kabın şeklini alırken buluyor. Çocuk yaşta sevdiği kız ile beraber kızın babası ve annesinin ilişkisine ve diğer iğrençliklere şahit olunca o kızla da yakınlaşıyor ve bunu da sık sık dinden bir kılıf bularak yapıyor. Yetmiyor annesine bile şehvet duyacak kadar psikolojik sorunlar yaşıyor. Serinin devamı olsa kim bilir neler neler anlatacaktı. Bunları inançlı biri anlatsa ona demediklerini bırakmazlar. Kitabı her okuyan toplumun bozuk olduğunu fark edecektir. Turan Dursun da bundan nasibini alıyor. Tabi bunlar olurken medreseye de devam ediyor. En çok kızdığı konulardan biri de Kulleteyn denilen havuzda abdest alınırken (kaynaklarda 13 ton, 210 litre gibi rakamlar veriliyor, büyük bir havuz) Şafi mezhebinden olanların birçok pisliğe rağmen kullanmaya devam etmeleri oluyor. Şafi ilmihalinin bazılarında suyun değiştirilemeyeceği yazıyor.

Bu hükme dayanak olan Ebu Davud'da yer alan hadisi ve bu kitabın açıklamalarını inceleyelim:

Abdullah b. Ömer'den demiştir ki, Nebî (s,a.)'e ehlî yaba­nî hayvanların uğrağı olan suyun durumunu sordular.Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu: "İki külle miktarında olan su pislik tutmaz"

Bu hadis-i şerifin gerek rivayet edilen metinleri ve gerekse se-netleri çeşitli olup birini diğerine tercih etmek mümkün olma­dığından manası ve hükmü üzerinde imamlar arasında görüş ayrılıkları vardır. (Demek konunun içeriği de başka yorumlara elverişli ve insanlarla birlikte binek ve yırtıcı hayvanlarının da kullandığı bir sudan bahsedilen bir hadis)
İmam Malik, bir kavlinde, İmam Ahmed ve Zahirîler, Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)'nin rivayet ettiği:
"Su muhakkak ki temizdir; onu hiç bir şey pislemez"Hadis-i şerifi­ne bakarak; "Su az olsun çok olsun temizdir, ancak karışan pislik suyun üç özelliğinden birini değiştirirse ancak o zaman (su) pis olur. Çünkü bu ko­nuda İCMA vardır" dediler.
Hanefî ve Şafîîlere göre ise, bu durum, suyun çokluğuna ve azlığına gö­re değişir. Az suyu pislik mutlaka murdar eder, çok su ise, renk.koku ve tat gibi üç özelliğinden biri bozulmadıkça pislenmez. Ancak Hanefîlerle Şafiî-ler, çok suyun miktarını tayin hususunda görüş ayrılığına düşmüşlerdir.

Şafiîlere göre, hecr küpleriyle iki küp su, çok sudur. Hadîs-i şerifte ge­çen "külle" işte bu küptür. İki kulle'yi ulemâ, S tulum olarak takdir etmiş­lerdir. Kimi de "iki külle, 408'Htre eder** demiştir ki buna göre.bir kuüe 204 litre oluyor. İki külle 408 litrelik iki küp eder.

Ebû Dâvüd dedi ki; Bu Ibnu'l*Alâ'nın rivayet ettiği metindir, Osman b. Ebî Şeybe ve Hasan b. Ali, (Seneddeki Muhammed b. Cafer yeri­ne) "Muhammed b.Abbâdb. Cafer'den"diyerek rivayet ettiler. Ebâ Dâvûd "doğrusu da budur" dedi.

Konunun altında yer alan hükümlerden biri de şu: İki külle miktarına ulaşan bir su, kokusu ve tadı değişmedikçe içine pislik düşmekle pis olmaz. Fakat bunlardan biri değişirse, pis olur. imam Şafiî ile İmam Ahmed ve Ebû Sevr bu görüştedirler.

Ancak bu görüşün da­yanağı olan mevzumuzu teşkil eden hadis, senedi ve metin cihetiyle muzda-rib sayılarak tenkid edilmiştir.

Yine bu hadisin geçtiği İbn Mace'de hadisin fıkhi yönü de açıklanıyor: Çok suya necaset girdiği zaman evsafı değişmedikçe su te­mizleyicidir.Çünkü Ebû Ümâme' den merfuolarak riva­yet edilen bir hadîste şöyle buyuruluyor:
«Hiç bir şey suyu necis etmez. Fakat suyun kokusuna, tadına ve rengine galip gelen necaset onu pisler.» "İbn-i Mâceh ve Tabarânî'nin rivayet ettikleri bu hadisin senedi zayıf ise de mânâları ile amel etmek hakkında âlimlerin İCMA'sı vardır."

Bunu dedikten sonra ekleme yapıyor: İki külle veya daha çok olan suya bir necaset girdiği halde su­yun evsafı değişmemişse abdest, gusül ve necasetin giderilmesinde o su kullanılabilir. Hanefi âlimlerine göre çok sayılan suyun hükmü budur. Şer'i olan bu hüküm belirtilirken hatıra şöyle bir so­ru gelebilir: İçine sidik, hayvan tersi ve benzeri bir necasetin ka­rıştığı su, mikroplu olur, kullanılması sıhhî yönden sakıncalıdır. Bu­na rağmen «Temizlik îmandandır» diyen İslâm dini nasıl böyle bir suyun kullanılmasına izin verir?
Bu sorunun cevâbı şudur: Yukarıda belirtilen hüküm, dîne da­yalı olduğu gibi, sağlığa zararlı olan bir maddenin kullanılamıya-cağı hükmü de İslâmiyet'te yer alır. Bu iki hüküm beraber düşü­nülür. Sağlık yönünden zararlı olursa miktarı iki külle değil, bin külle de olsa ne abdest ve gusülde, ne de yiyecek ve içecekte kul­lanılır. Bunu kullanmak HARAMDIR.

Yine ilmihallerden bazıları da kokusu, rengi ya da tadı değişen suyun necis olacağı yazıyor. Örneğin Şafi fıkıhçı kadı Ebu Şuca el-isfahani'den bir alıntı yapayım:

Temiz olmayan su. Bu su da içine necis veya pislik düşen sudur ki bu su da iki kısımdır:

a) Az su: Kulleteyn olarak bilinen 210 litre   (yaklaşık 192 kg.lık)'a ulaşmayan su. Bu miktardaki suya necis düşerse, rengi, kokusu ve tadı değişmese dahi o su necistir.

b) Çok su: Yukarıda verdiğimiz ölçü miktarından fazla olan su. Böyle bir su içine necis düşerse hemen su pislenmez. Ancak suyun üç özelliği olan renk, tat veya kokudan biri değişirse o zaman o su necis olur. Bunun delili de İbni Munzir'in şu rivayetidir: "Suyun içine az veya çok necaset düşüp te, tadından, kokusundan veya renginden birini bozarsa bu durumdaki suyun necis olmasında alimler İCMA etmiştir." (Bu rivayet İmam Nevevi gibi bir alimin kitabında da yer bulmuştur)

Bu kitapları o şeyhler de derslerinde okuyordur ama nedense o aptal şeyhler ne bunu biliyor ne öğretiyor ne de dinin kolaylık dini olduğunu gösteriyor Turan Dursun'a. Belli ki ortada bir zaruret var ve su pis. Fıkıh kitaplarının birçoğunun ilk bölümü Taharet adlı bölüm olur ve bunlardan bahseder. Günde 5 vakit temizlenilmesini isteyen bir dinin böyle iğrenç bir durumda sessiz kalma ihtimali yoktur. Hadi diyelim yukarıdaki bilgilerden haberleri yok. Yine de aklın ve mantığın emrettiği, hatta fıkhın birçok zaruret durumunda tavsiye edildiği gibi diğer mezhepleri taklid etmeyi asla düşünemiyorlar bu alim müsveddeleri. Bu çokça görülen bir uygulamadır. Örneğin aynı Şafii mensupları Hac'ta elleri kadınlara değeceği için Hanefi gibi abdest alıp Hanefi gibi bu değişle abdestin tazelenmesi gerekmeyeciğini söylüyor ve yapıyor. Ama sözde hocalar bunu asla aklına getirmiyor. Kitabı yazan Turan Dursun da bu uygulamaları iyi bildiği halde kitabında düzeltme olarak bunların yapılabileceğini sunmuyor. Kitabın çeşitli yerinde araya girip bir şeyler söylese de dinin lehine bir durumda konuşmuyor. Şeriat budur, din budur deyip duruyor. Şafi olan sahte şeyhler benzer yaklaşımı kışın soğuğunda dışarıda kalan masum bir köpek olduğunda da sergiliyorlar. Bilmiyorlar ki işin içine can girince zaruret girince o mezhebin görüşü derhal terk edilir. Camiye alınmayan köpek Turan Dursun'un tüm çabalarına rağmen ölüyor. Halbuki peygamber zamanında köpeklerin mescide girdiği tuvaletini yaptıkları sahih hadis olarak elimizde yer alıyor. Böyle bir durumda Hanefi gibi uygulama yapıp içeri almıyorlar. Rahmetli Ömer Döngeloğlu hocanın dediği gibi umarım o köpeğin hesabı en şiddetli şekilde size sorulacaktır. Bu çocuğun böyle uygulamayı görüp dini bu sanmasından doğal bir şey olamaz. Çocuğun psikolojisi o kadar bozuk ki rüyalarında Allah'ı, peygamberi görüyor olmadık şeyler söylüyor. Sevdiği kızın da olduğu rüyada Peygamber için ayet mayet gelir de sevgilimi benden alır diyecek kadar da sınırını aşıyor. Bunu inançlıyken ve 9-10 yaşındayken söylüyor!! Hatta İslam'da sıradan insanın sahih bir rüya yorumu yapamayacağını öğrenmiş olması gerektiğini düşünürsek bunu da kendisine mal edip yorumlayabileceğini iddia etmesini da unutmayalım.
Yine bir dönem müftü makamına erişmiş birinin yanında kalıyor. Müftüye birisi gelip diyor ki "Ben iki defa hırsızlık yapan bir kadına bir daha bunu yaparsan üçten dokuza şart olsun ki seni ***" dedim. Bana bir çare bul karımla boşanmam mı gerekir vs diyor. Müftü de çareyi aptalca bir yolla buluyor. Dinde, şeriatte açık arıyor neredeyse Allah'ı kandırma yoluna gidiyor. Ulan zaten bu söz kendi başına bidat içeriyor. Böyle bir boşamanın geçerli olmayacağını söyleyenler zaten var. Ne diye eğip büküyorsun koca müftü olmuşsun. Yine başka başka olaylarda köylüler kılıf bulmaları için şeyhlere geliyor onlar da Allah'ı kandırmanın yollarını arıyor. Kitabı okurken sık sık Kuran'da geçen "Aldatıcılar sizi Allah'la aldatmasın" ayeti aklımdan geçti...Yine medrese tatil olduğu zaman halasına giderken kafası kesilmiş birini görüyor, her olay da bu çocuğun başına geliyor nedense. Bir de arkadaşının suda boğulup ölme hikayesi var tabi.
Bir alıntı yapayım:  

“Ne yapıp edip herkesi geçmeye “ ve  “Kendisinden herhangi bir şekilde söz ettirmeye” karar vermiştir. Ama aldığı klasik medrese eğitimi güncel hayata cevap vermemektedir. Zaten Türkçe okuma-yazmayı bile henüz bilmeyen, yaşadığı dünyadan habersiz olan Dursun’un, hem de daha çocuk yaşta, kelam, felsefe ve mantık ile ilgili eserleri kavraması beklenemez. Bundan dolayı okuyup ezberlediği bu eserler çoğu zaman onun kafasını karıştırır, zaman zaman kendi deyimiyle Tanrı’yla “kavga” eder; okuduğu kitaplarda “Adem’in topraktan, Havva’nın onun kaburga kemiğinden, Hz. Muhammed’in nurdan, Hz. İsa’nın Cebrail’in üfürüğünden, kendisinin ise meniden yaratıldığını” okur ve bunu haksızlık olarak yorumlar. Özürlü bir kızı, ormanda başı kesilmiş bir insanı, nehri geçerken boğulan arkadaşını, kurbağayı yutan yılanı gördüğünde bütün bunlardan dolayı sorumlu tuttuğu Tanrı’yı rüyasında görür ve O’na yaptığı işleri beğenmediğini söyler. Çocukluğunda koşullandığı ” En önde olma” , ” Kendisinden herhangi bir şekilde söz ettirme ” tutkuları ve din  adına yaşadığı bütün negatif tecrübeleri ileride bilinç altından çıkacak büyük ölçüde şahsiyetini ve dine bakışını etkisi altına alacaktır."

Yaşadıklarından ötürü travma geçirmesi gereken çocuk eve gidip dersini çalışmaya devam ediyor. Kurgu! Yine kaza ve kaderden bahsettiği ve hocalarının sözlerini aktardığı kısımda işi çarpıtıyor ve ehli sünnetin cebri bir kader anlayışına sahip olduğunu anlatıp bunu eleştiriyor. İyi de biz böyle inanmıyoruz ki. Yine kendini aşıyor cünüp ölen birinin cehenneme gideceğini söylüyor. Nerde yazıyor bu? Bir sürü sitede dolaştım hala kaynağını bulamadım. Cünüplük ile inançsız ölüşü karıştırıyor, bunun okulunu okuduğu halde. Halkın hurafelerini din diye anlatıyor sonra din bu diyor. Hocaları neymiş de öğrenci ne olsun. Turan Dursun inanmasa bile geçmişe bakıp peygamber dönemi ile karşılaştırma yapıp doğrusunu yazmıyor ve din bu, şeriat bu diye anlatıyor. Yav biz böyle inanmıyoruz nasıl şeriat bu oluyor. Diğer kitaplarında da aynı şeyi yapıyorsun. Velhasıl asrın en büyük din alimi, aydınlanma savaşçısı falan değil bu adam. Sadece çocukluktan itibaren saplantı duyduğu dine ve tartışmalı yönlerini ve en aykırı yorumlarını kitabına alıp anlatan bir insan. Çoğunlukla böyle yapıyor. Kesinlikle objektif de değil. En azılı inançsız benzer bir dönüşle inançlı olsa entelektüellerimiz kesinlikle "yaşadığı travmalar sonucu anlamlı bir yaşama ve teslimiyetine bağlanma ihtiyacı" diyecekti. Ama tersi olunca savaşçı, büyük alim gibi sıfatlara sahip oluyor. Kimse de sormuyor, ya hu her dediği doğru mu diye. Bir bakalım, inceleyelim tamamen objektif şekilde sunmuş mu her şeyi, diyen yok. Türkçe kaynaklarda verilenleri doğrulamayı deniyen yok. Bazen kaynak veriyor bulamıyoruz. Bir tefsir veriyor yazarın görüşlerinin tamamını değil işine geleceği kısmı alıyor. En sahih hadis kitapları uydurmalarla dolu diyor sonra onlardan uydurma ve zayıfları sahihlerle karıştırarak din diye anlatıyor. Kitaplarında bulunanlar çok küçük bir kısmı dışında kafamda hiçbir soru işareti yaratmadı. Din Bu 4'te Buhari ve Müslim'den çok Suyuti kaynak olarak veriliyor o da zayıf hadisleri çokça kitabına dahil eden biri. Örneğin; #71542380 Ya da oryantalistlerin yüzyıllardır sunduğu iddiaları kendisininmiş gibi aktarmış ama onlara verilen cevapları kitaplarına almamış. Yani bahsettiği konularla ilgili elimizde çokça kitap ve makale var. Ben de birçoğunu incelemedim ve cevapların çoğundan habersizim. Ama iddialarının çoğunun ilk defa ortaya atılmadığı ortada. Buradan bakarsak "yauv kardeşim adam yaşarken kimse ona cevap veremiyordu" düşüncesinin de bir hurafe olduğunu söyleyebiliriz. Gördüğüm kadarıyla birçok iddiasına karşı mantıklı cevaplar var ama okuyan yok. Yaşadığı dönemde kendisini ciddiye alıp cevap verenler de var. Kendisinin ismi ile açılan sitelerde bile yer alıyor bu durumlar. Ama henüz tartışmalarını ve karşılıklı cevaplarını okumadım ama okuyacağım. Ezbere konuşmak yerine bunlara yoğunlaşsak konuları irdelesek daha mantıklı değil mi? Bizim ülkemizin güzide insanları kişileri yüceltmek veya ezmekten konulara odaklanamıyor. Yine çok sık yaptığı gibi iddiayı verip sahih hadis kitaplarında geçtiğini söylemesi var. Böyle deyince mealen şöyle demiş oluyor: "Bunu kabul etmek zorundasınız yoksa dinden çıkarsınız."
Ya hu sen kendin demişsin en sahihleri bile uydurma dolu diye. Neden biz tartışılması gereken bir hadisi tartışırken dinden çıkalım. Neyse çok uzattım.

"Sonuç olarak dini inkârın psikolojik kaynaklarını Turan Dursun örneğine bağlı olarak şöyle sıralayabiliriz:
- Olumsuz çocukluk dönemi deneyimleri,
- Bu deneyimlerin bir sonucu olarak meydana gelen zihinsel ve duygusal çöküntüler,
- Yetişkinlik döneminde, çocukluk döneminde karşılaşılan olumsuzlukları ortadan kaldırmak için yapılan girişimler ve özelikle dindar çevreden alınan olumsuz tepkiler,
- Bu zorlukları yaşarken inkârcı çevrelerden görülen yakın ilgi.

Bunları daha genel maddeler halinde söylemek gerekirse, dini inkârın psikolojik kaynaklarını;
- Aile büyüklerinin olumsuz ve dengesiz tutumlarını yol açtığı zihinsel ve duygusal sarsıntı ve incinmeler,
- Geleneksel dinin eksik ve yanlışlarının insanın duygu ve düşünce dünyasında bıraktığı olumsuz etkiler,
- Dinin bütün öğretilerini akılla temellendirme girişimi,
- İnsanın beklenti ve ideallerine ulaşamaması,

İnsanlar üzerinden dinin yorumlanmaması gerektiğini herkes bilir..Turan dursun kullanildigi için ve yasadigi tramva dolayısıyla dini kendi istediği hale sokmaya çalışıp çarpıttığı gerçektir.

-Saydığımız bu üç konuyla ilgili olarak çeşitli girişimlerde bulunup, onları aşmaya çalışırken, din mensuplarından tepki, baskı ve din karşıtlarından sıcak ilgi görme şeklinde ifade edebiliriz."

Bunlar da benim görüşüm. Bu incelemelerin amacı sadece bu adam böyle diyor da "acaba böyle mi?" dedirtmektir. "Görüşlerinde tamamen objektif kalması, yazdıklarının bir nefret boyutu olup olmadığını sormak ve bu şartlar altında sadece doğruyu arama çabasında olduğunu söylemek mümkün müdür?" sorusunu sordurtmaktır.

Tamam bu adam müftülüğe kadar çıkmış ama bu görüşleri reddeden insanlar pazarda manavlık mı yapıyor da reddeden insanların görüşlerini dikkate almayalım?

İnanan ve inanmayan arkadaşlara iyi günler dilerim. İki kısım da genelde bana tepkili oluyor. Ben de içimden şöyle diyorum:
https://drive.google.com/...3RZ/view?usp=sharing


Yazıyı yazarken alıntılar yaptığım ve içinde yazılanların bazı kısımlarını doğru bulmasam da incelemeye değer olduğunu düşündüğüm kaynak:

http://islamicevaplar.com/...ursuna-cevaplar.html
250 syf.
·10 günde·5/10
Turan Dursun bu kitabında objektif olamamanın, okura tarafsız bir eser verememenin en güzel örneğini göstermiş. Kitap diyorum ama bir kitap da değil bu eser, Dursun’un çoğunlukla 2000’e Doğru dergisinde yazdığı yazılarının kitaplaştırılmış hali. 2000’e Doğru dergisi dedikten sonra da yazıların objektif olmama durumu zaten anlaşılıyor. Doğu Perinçek’in yayın yönetmeni olduğu, belli bir süre de terör örgütü PKK ile can ciğer kuzu sarması olan bir dergi, hatta Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Doğu’daki operasyonlarında kimyasal silah kullandığını söyleyen bakış açısında olan bir dergi de.

Turan Dursun, Kur’an’dan ayetler vererek, verdiği ayetlerde de genel olarak zamanın Diyanet çevirilerini örnek göstererek bazı kısımlarda da kendi meallerini kullanarak #22699738 , hadislerden örnekler vererek, bazı adı din kitabı olan kitaplardan örnekler vererek ve çoğu Müslüman’ın adını bile duymadığı mezheplerden örnekler vererek belli başlı konulara değinerek reddiye yapıyor; yapıyor ama son derece de kılıfına uydurarak. Ayetin birini alıyor, başka bir surede açıklamasını olmasına rağmen bunu önemsemeden ayetin, kitabın, dinin reddiyesini yapıyor. Sadece bununla kalsa yine iyi, bu işi o kadar art niyetle yapıyor ki, bu düşüncelere inananların ben aklımı kullanan biriyim demesi bana göre işler acısı bir durum. Bakara Suresi 106. Ayette Turan Dursun kendince Kur’an’ın içinde nesh olduğunu iddia ediyor ama Turan Dursun Bakara 106’yı söylerken Bakara 105’i gözünden kaçırmış olamaz, bunu çok iyi biliyordur, çok iyi bildiği için de okuyanların hiçbirini Kur’an’a hâkim olmadığını, bakanlar da sadece 106’yı okuyacak hatta ne 107’ye ne de 105’e bakmayacakları için, sadece 106’yı okuyacaklarını bildiği için vereceği mesajı inceden inceye veriyor. Yazarın bunu yapması dediğim gibi taraflı bakış açısının, okura bilgi vermek yerine kendi kafasındakileri empoze etmek olduğunu çok net bir şekilde belli ediyor. Turan Dursun çok çok da hadislerden örnek veriyor, verdiği örnekler ise çoğu Müslüman’ın uydurma hadisler dediği hadisler, akla ve mantığa uygun hadislere ise her ne hikmetse Dursun uydurma hadis diyor. Ayetlerin içinden kelimeler alıyor, bu kelimelere anlamlarının yanında yüklemler yüklüyor ve tezini kuvvetlendiriyor. Örnek verdiği kelimelerin ise başka manaları varsa eğer ve bunlar Turan Dursun’un dediklerinin aksine ise kitapta bunlara yer verilmediğini görüyoruz ama Dursun’un dediklerini onaylayacak şekildeyse ve o eş anlamlı kelimeden 500 tane bile olsa örneğini okuyoruz kitapta. Yine bu ve benzeri kısımlarda Turan Dursun, İslam din adamlarının bu kısımları açıklamak için bin bir takla attığını dile getirmiş, keşke ama keşke en azından o bin bir taklalardan en azından birini yazısına alsaydı da o yazılara cevap verseydi. Ben de objektif bir şekilde bu yazılarını kaleme almış diyebilseydim.

Turan Dursun bir de Kur’an içindeki yapılan akla vurguların kelime kökenine inerek deva bağlama ipine kadar iniyor, yani Kur’an’daki aklın günümüzdeki akıl olmadığını deve ipi bağlamı ile ilgili bir şey olduğunu belirtiyor, günümüzdeki aklı kendisinin kullandığını açık açık söylemese de yazılarında kullandığı akılda ve Kur’an’a yaptığı reddiyeden bu anlaşılıyor. Kitabı okumadan önce açıkçası gördüğüm yorumlar, internette Turan Dursun hakkındaki okuduğum yorumlar vs. sonucu içime bir korku, bir acaba düşmedi desem yalan olur. Ciddi bir sorgu ile, zorlayacak bir kitap ile karşılaşacağımı sanıyordum ama tamamen kendi içinde zorlama tespitlerin olduğu, işine geleni alan gelmeyenden ise söz etmeyen bir esermiş.

Nerede bizlerin uydurma dediği hadis varsa, Buhari ve Tirmizi ya da diğer dört hadisçinin (çoğunlukla Buhari) kitaplarında yazan uydurma hadisleri alıp, bunları din diye adlandırıp, hadislerin uydurma olduğunu düşünmeden, bu duruma ihtimal vermeden komple dini reddediyor. Bunların reddi olamaz diyor, kime göre neye göre olamaz Turan Dursun? Ayetlerden örnek verdiğin Kur’an’ı nasıl okuyorsun da bunların reddi olamaz diyorsun? Mesela hadislerde bu hadis Buhari’de geçiyor, bunu reddedemeyiz, böyle bir şey bile düşünülemez diyerek hadis uydurmadır demek yerine din uydurmadır demeyi tercih etmiş, sanırım bu düşünceye gelmesinde sebep olarak çevresi de olmuş olabilir, çünkü hâlâ günümüzde Buhari’de geçen hadislere kutsal gözüyle bakan, bir tanesinin bile reddi olamaz diyen zihniyetler her tarafta varlar maalesef. Turan Dursun bu hadislerinin vs. uydurma olduğunu düşünmeyerek, bu duruma ihtimal vermeyerek kafasında oluşan soru işaretleri üzerine de, diğer incelemelerde denildiğine göre de cevaplar bulmak için birçok kapı çaldığı söyleniyor, çok merak ediyorum acaba kimlerin kapısını çaldı? Ercümend Özkan’a gitti mi acaba, Hüseyin Atay ile görüştü mü acaba? Yaşadığı senelerde bu kişilerin yanına gitmediyse eğer kimse Turan Dursun’un cevapları bulmak için kapı kapı dolaştığını vs. demesin çünkü cevap verilemeyecek kapılara gittiği belli olur.

Kitap, kendi içinde kendisiyle o kadar çok çelişiyor ki hayret etmemek elde değil, Tevrat’ın değişmemiş olduğunu savunuyor, orijinal halindedir diyor ama Kur’an’ın değiştiğini iddia ediyor. Tevrat değiştiyse eğer değiştiğini ispat etmek için değişmiş olan Tevrat’ı göstermeniz lazım demektedir diyor ama Kur’an değişti derken farklı olan Kur’an’ı kendisi sunamamaktadır. Tevrat ve Kur’an’ı kıyaslıyor, Kur’an Tevrat’tan çalınmadır diyor, Tevrat’ta olan bir şey Kur’an’da yok ise de, Kur’an’da yok ama tefsir kitaplarında var gibi tespitler sunmuş. Yahu bu nasıl bir saçmalıktır, tefsir kitabı ile böyle bir fikir nasıl ortaya atabilirsin? X birinin yazdığı bir tefsir ile Kur’an Tevrat’tan (ç)alıntıdır demek nasıl bir zihniyettir? İslam’ı bilen bir kişi bu nasıl söyleyebilir anlamıyorum. Kitabın içinde olan bu büyük delillerden bazılarını resim olarak göstermem gerekirse;

https://drive.google.com/...SHIzRWZ3WFNNWWc/view

Taberi filanla mı din reddediliyor, bir ispat yok burada bir çalışma da yok, bir kıssa anlatımı var sadece ve bu yazı nasıl bir belge olabilir, hem o yazının belgesel bir niteliği de yok.

https://drive.google.com/...Z3-asYklxYjJjS0lGQmM
https://drive.google.com/...Z3-asUEkzQ1FEekQwQzg

Hadis müptelalarının bile itibar etmediği kaynaklardan delil gösteriyor.


Kitabı okumaya başlamadan önce birkaç kişiden, din görüşün değişebilir, bozulabilirsin vs. gibi tepkiler aldım, eğer ki okuduğunuz her şeye inanma gibi bir özelliğiniz varsa, okuduğunuzun aksini düşünemiyorsanız ve okuduğunuz kitap da sizin çobanınız oluyor ise evet bu kitabı okuduktan sonra dinden de çıkabilirsiniz, deist de olabilirsiniz hatta ateist de olabilirsiniz.

Dininizi iyi öğrenin arkadaşlar, tarihteki bilmem ne efendilerini, bilmem ne hazretlerini, kitap isimlerinin içinde tirelerin bolca olduğu kitapları okuyarak, Arapça okuyarak, anlamadan Kur’an okuyarak din öğrenemezsiniz. Falanca hazretleri bunu rivayet etmiş, şu bunu demiş, o uçarken secde etmiş, abdestsiz tuvalete girmemiş gibi söylemlerle ancak ve ancak karşınızda daha çok Turan Dursunlar, İlhan Arseller ve Arif Tekinler olur, verdiğiniz cevaplara da sadece gülerler.
283 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
TABU CAN ÇEKİŞİYOR

İNCELEMEM KALDIRILMIŞ TEKRARDAN YAYINLAYACAĞIM!
BUNU DA SİLİN BUNU DA TEKRARDAN YAYINLAYACAĞIM!

Bu inceleme benim için ayrı bir değer ve önem taşıyor. Turan Dursun’dan alıntı yaptığım ve okuduğum için, burada büyük bir saldırı ve linç girişimine uğradım. Mesaj kutusunda ve yorumlarda aileme ve şahsıma onlarca hakaret edildi. Turan Dursun’u sevip okuduğum için, aynı Turan Dursun gibi ölmemi isteyenler dahi oldu.

(Eklemek isterim ki Kitaptan yaptığım bazı alıntılar 1000Kitap tarafından kaldırıldı.)

Ki bu bana değil sadece, bir kadına hiç olmayacak mesajlar dahi atıldı. Buna tepki göstermek varken, gidip SAHİH-İ BUHARİ’DEN ALINTI YAPAN, TURAN DURSUN OKUYAN İNSANLARI LİNÇLEME İHTİYACI DUYULDU.

Aşağıda paylaşacağım bağlantılarda göreceksiniz. Sivas’ta aydın yakan canilerin torunları, zihniyetlerinden bir şey kaybetmediklerini ve Hoşgörü denilen kavramın İslamiyet’te kesinlikle yer almadığını salyalarını akıtarak, tüm 1k kullanıcılarına kanıtlamaya çalıştılar. Bazılarını tenzih ederek yapıyorum bu yorumu.

https://hizliresim.com/tYCORA

https://hizliresim.com/b1W2Ei

https://hizliresim.com/1hw0hM

Bu olaydan sonra, Sizlerle birlikte bu gericiliğe karşı Turan Dursun Okuma etkinliği başlatmak istiyorum. Etkinliğe katılmak isteyen arkadaşlarımdan ricam, etkinliğe katıldıklarını ve hangi kitabını okuyacağını belirtmeleri.

Gelelim incelemeye ve önemli bir noktaya:

Daha önceden de şimdi de fark ettiğim gibi kritik olmasına rağmen burada, hayatında hiç açıp ayet hadis kavramının ve öneminin farkında olmayan ne olduğunu bilmeyen KİTLE (boş inanlar diyorum ben bu kitleye) çok kolay bir şekilde hadis reddi yapıyor. Hadisleri hoşlarına giden veya gitmeyen olarak ikiye ayırıyorlar. ÇOK KRİTİKTİR UYARIYORUM DİNDEN ÇIKARSINIZ! Bu hükmü ben vermiyorum üstelik.

“Hz. Peygamber'den kendisine gelen bir haberin doğru olduğuna inandığı hâlde –hayatî bir zorlama olmaksızın- onu reddeden kâfir olur.” hükmünü vermiştir.

“Hz. Peygamberin hadisi (sözü) olduğunu bildiği hâlde, onu inkâr eden kimse kâfir olur. (bk. el-Avasım ve’l-kavasım, 2/274)

Manası anlaşılmazsa bile, Kitap ve Sünnette yer alan her şeye iman etmek gerekir.”(Mecmuu’l-fetavî, 3/41).

Paylaşımlarımın altında Hadis reddi yapandan tutun da, Ahzab 51, ayetini reddeden dahi oldu. Reddedilen hadisler ise ehl-i sünnet’in kabul ettiği, kaynak aldığı ve uyguladığı, BUHARİ’NİN SAHİH, hadisleridir! İşine geleni alıp, işine geleni reddetmek çok kritiktir, İMANI SARSAR! Bu bilgilerden yoksun olup, toplumdan dışlanmama korkusuyla inanan ve hayatı boyunca araştırmayan kitle Hadis de reddeder, Kur’an’da böyle bir Ayet de yok der.

Turan Dursun en başından beri yazdığı her şeyi ayet ve hadisleri göz önüne alarak aktarır. Yorumlamaz, AKTARIR! Burada benim yaptığım gibi. Burada beni veya Turan Dursun’un kitaplarını redderek, linç girişiminde bulunarak, insanlara küfrederek, BU GERÇEKLERİ YOKMUŞ GİBİ GÖSTEREMEZSİNİZ!

GELELİM İNCELEMEYE

Kur’an tahrif edilmiş midir?

Ebu Abid dedi ki: İbrahim oğlu İsmail Eyyub’dan o da Nafi’den, o da İbn Ömer’den aktarmış olarak bize haber verdi. İbn Ömer Şöyle dedi;

Sakın herhangi biriniz Kur’an’ın tümünü elimde tutuyorum demesin! Tümünün ne (ne kadar) olduğunu kimse bilmez. Kuşku yok ki, Kur’an’dan çoğu (yok olup) gitmiştir. Onun için herhangi biriniz görünürde olanı aldım desin. ( Süyüti, el itkan, e’n- Nevu’s- Sabiu ve’l - Erbeün 2/32)

Kim bu İbn Ömer? Ömer diye anılan Abdullah, nübüvvetin üçüncü yılında Mekke’de doğdu. Hz. Peygamber’in zevcesi Hafsa ile ana baba bir kardeştir. Babasıyla birlikte müslüman oldu, yine onunla birlikte Medine’ye hicret etti.

Hadis Reddi mi yapacaksınız? Yoksa hadisi olduğu gibi aktaran insanları mı linçleyeceksiniz? Bu anlatınlar ne yalan, ne iftira, ne hakaret ne de saygısızlıktır. Olguları gerçekleri dile getirmektir.

Yetmedi mi?

Kur’an’da kimi ayetlerde, Muhammed’in ve Kur’an’ın ‘’nas’’a, yoruma göre insanlığa gönderildiği bildirilirken, En’am Suresinin 92. Ve Şüra suresinin 7. Ayetlerine göre, Yalnızca Ümmü’l- Kura yani Mekke ve Çevresine gönderildiği bildiriliyor. Hiçbir tanrı inancında rastlanmaz ki, ‘’Eksiksiz’’, ‘’Bilgisi Sonsuz’’ diye nitelenen bir tanrı, birini bir yere önce dar çevreye peygamber olarak göndersin, sonra da şimdi de seni Tüm insanlığa peygamber yaptım desin ( Turan Dursun Din Bu, Cİlt 4, Sayfa 25)

Peygamberin Eşleri ve Cariyeleri

Daha önce yukarıda ki durumları alıntı yapmıştım kimse itiraz etmediği saldırmadığı gibi beğenen
"din kardeşleri" dahi oldu, şaşkınlığımdan bu hoşgörüye teşekkür babında bir ileti dahi attım fakat gerçekliği bir gün sürdü sadece. Gelelim linç yağmuruna tutulduğum konuya. Ben veya Turan Dursun’unl değil, Buhari ve Kur’an esas alınarak yazıyorum. Hadis reddinin ne kadar kritik olduğunu, yukarıda belirttim.

Muhammed’in eşleri.

Gelelim dün ki Aişe ile olan paylaşımlar sonrasında gelen linçler ve Hz. Aişe’ye hakaret ediyormuş gibi gösterildiğim kısma.

Hz. Aişe ;

Aişe’nin aktardığına ve Hadis’te geçen kaynak alınarak. Peygamberin çok eşli olduğunu biliyoruz.

50-60 yaşında ‘’çok evlilik’’ hayatı yaşamıştır. Peygamberin çok eşli olması ile ilgili Buhari/ Tecrid 192’de şöyle bir hadis geçer;

Arkadaşlarından Enes anlatır: Peygamber 9 ya da 11 karısı varken, günün belirli saatlerinde bütün karılarını dolaşır ve hepsi ile cinsel ilişkide bulunurdu.

Enes’e sordular: Peki peygamber buna nasıl güç yetiriyordu?

Enes şöyle dedi: ‘’ Biz aramızda peygamberin 30 erkek gücünde olduğunu konuşurduk ‘’7

Bir diğer hadiste şöyle buyrulur: Hz. Muhammed karılarına eşit süre ayırır; aynı gece hepsini dolaşır; sıra kimdeyse ounla kalırdı. ( Kaynak : Müsned, c.6 s.108)

EHLİ SÜNNETİN, SAHİH ALDIĞI HADİS KİTABINDA ANLATILIYOR VE SİZ BUNLARI ALINTILAYIP PAYLAŞAN İNSANLARI LİNÇ EDİP, HADİSTE OLAN OLGUYU GÖRMEZDEN GELMEYE ÇALIŞIYOR VE REDDEDİYORSUNUZ! UYARIYORUM KRİTİKTİR DİNDEN ÇIKARSINIZ!

Diyelim ki bu hadis sahih değil (size göre ama!) Bu Hadis yalan, Buhari de Tu-kaka. Aişe’nin kıskançlıkları ve itirazları sonrası şu AYET geliyor HADİS DEĞİL AYET!

Ahzab 51;

Ey peygamber, bu hanımlardan, kimini dilersen geri bırakır, dilediğini alabilirsin. Boşandığını yeniden alman konusunda bir vebal yoktur sana....

Ve tekrardan REDDİNİ İDDİA ETTİĞİNİZ SAHİH-İ BUHARİ’DEN AKTARILIYOR. Aişe bu ayetten sonra kendini tutamayarak şöyle der:

Görüyorum ki, senin Allah’ın yalnız senin şeyinin keyfi için koşturuyor. (KAYNAK: BUHARİ, TEFSİR; TECRİD-HADİS/1721, MÜSLİM, RIDA/49-50- HADİS/1464; İBN-İ MAECE, NİKAH/ 57, HADİS 200...)

Gelelim, Muhammed’in Aişe ile 6 yaşında nikahlanıp, 9 yaşında birlikte olduğuna dair, Hz. Aişe’nin kendi sözlerinde ve Sahih olan buhari’den aktarılanlara. BURADA AKTARILAN SADECE HADİSTE GEÇENLERDİR KAYNAK ALINARAK YAZILIYOR.

o dönemde kızların erken olgunlaştığını savunanlar da oldu, Hadisi inkar edenlerde. Şimdi gelelim BUHARİ’DE anlatılanlara;

İbn Sa’d ve Müslim’de kaydedilen başka bir rivayette de “Hz. Aişe 6 veya 7 yaşında nişanlanmış, 9 yaşında da evlenmiştir.” Bazı kaynaklarda nişanlanma yaşı “6 veya 7” olarak verilmiştir. Ancak başka yazılı eserlerde de nişanlanmadan bahsedilmeksizin, direkt “9” yaş ifade edilmektedir KAYNAK; İbn Sa‘d, Muhammed b. Saʻd b. Menî el-Hâşimî el-Basrî (ö. 230/845), “etTabakâtü’l-Kübrâ”, 2. Baskı, 8. cilt, s. 62, Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye, 1418/1997, Beyrut.

Buhari’de geçen bir hadisi burada olduğu gibi yayınlıyorum;

"hadis : rivâyete göre şöyle demiştir: ben altı yaşında bir kız iken nebî salla`llahu aleyhi ve sellem beni akd ve nikâh eylemişti. (üç sene sonra) biz medîne`ye hicret ettik. hâris ibn-i hazrec oğullarının menziline indik. müteâkıben ben, sıtmaya tutuldum. bu cihetle saçım döküldü. (hastalıktan kurtulduktan sonra) saçım gürleşti, uzayıp omuzlarıma döküldü. bir kere ben, arkadaşlarımla berâber salıncakta oynarken annem ümmü rumân bana doğru geldi ve beni çağırdı. ben de annemin yanına geldim. beni ne edeceğini bilmiyordum. annem elimi tuttu. tâ evin kapısı önün (e geldiğimizde ora) da beni durdurdu. ben de yorgunluktan kaba kaba soluyordum. nihâyet soluğum biraz yatıştı. sonra annem biraz su aldı. onunla yüzümü, başımı sıvazladı. sonra beni eve koydu. evde ensâr`dan birtakım kadınlar hazır bulunyordu. bunlar bana: - hayır ve bereket üzere geldin, hayırlı kısmet getirdin! di(ye alkışla) dılar. annem beni bu kadınlara teslîm etti. bunlar da benim kılığımı, kıyâfetimi düzlediler ve resûlullah`a teslîm ettiler. beni hiçbir şey sıkmadı. ancak resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi habersiz görünce sıkıldım. (resûlullah bir sedir üzerine oturmuştu. yanında ensâr erkeklerinden, kadınlarından oturanlar vardı. beni resûlullah yanına oturttu). ensâr kadınları beni resûlullah`a takdîm ettiklerinde ben dokuz yaşında bir kızdım.
hadisno : 1553
buhari, e’s-sahih, kitabu menakıbi’l-ensar/44; tecrid, hadis no. 1553"

TALAK 4. AYETİYLE EVLİLİK ÇAĞI İLE İLGİLİ BİLGİ VERİLİR

Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Hamile olanların bekleme süresi ise, doğum yapmalarıyla sona erer. Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.

Ay hali başlamadan yaşları sayılmacağını iddia eden arkadaşlar olacaktır. Bu yüzden 12+7'den falan 19-20 yaşlarında olmalı diyorsunuz, ölüm tarihi ve falanca bir takım hesaplamalarla da bunu kanıtlıyorsunuz (kendinizce). Ben de yaşının 20 civarlarında olmasına inanmak istiyorum. Fakat Martin Lings’ hz.muhammed'in hayatı kitabında, hz.ayşe peygamberle evlendikten sonra, yesrib'de ateşli humma salgını başlamış. hz.ayşe babasını ziyarete gidip ne olup bittiğini anlamaya çalışırken, adamlar çocuk zekasıyla hastalığı anlamayacağını düşünüp şiirle cevap vermişler. (syf:142)

Bu konuyu alıntılarken de aynı şekilde Peygambere ve dine hakaret olmadan Hadis’te aktarılanı yazdım ve bu incelemede var olan hadise dair kaynak da verdim. Reddedip, reddetmemek sizin elinizde.

KİMSEYİ HİÇBİR DİNİ HİÇBİR İNANCI VE HZ.MUHAMMED’İ YARGILAMADAN VEYA SAYGISIZLIK VE HAKARET ETMEDEN BİZİM BAKIŞ AÇIMIZA DAİR BİR ELEŞTİRİ BELİRTİYORUM;

SADECE! BÜYÜK HARFERLE YAZIYORUM. LİNÇLENMESİ GEREKEN SİZİN MANTIĞINIZA GÖRE HADİSLERİ 1000KİTAP’TA PAYLAŞAN KİŞİ!

Dün yediğim linçte Peygamber’in 30 erkek gücünde olması ve bu hadis çok tartışıldı ve REDDEDEN OLDU! ÜSTÜNE ÜSTELİK BU HADİS KUR’AN’DA BİR AYET İLE DESTEKLENMİŞ YANİ SAHİH İKEN! GEÇMİŞ OLSUN! UMARIM BU ARKADAŞLAR YAKINDA İMAN TAZELER TEVBE EDERLER. BEN İNANÇLARINA SAYGI DUYUYORUM ZARAR GÖRMELERİNİ İSTEMEM!

Zeynep ile evliliği;

Muhammed oğulluğu ve azadlı kölesi Zeyd’in karısı Zeynep ile evlenir;

Zeyd Hz. Muhammed’e der ki; Zeynep’i sevdinse hemen boşanayım. Muhammed ise cevap olarak Allah’tan kork karını boşama der ama Zeyd, eşi Zeynep’i boşar ve bunun üzerine, AHZAB SURESİ 37. AYET’TE İNER; Madem ki Zeyd onunla ilişiğini kesti; biz onu sana eş yaptık.

YORUM EKLEMEDEN, NEYSE O, AYET’TE YAZAN AKTARILIYOR!

BURAYA KADAR GELDİĞİMİZ NOKTA DA NE MUHAMMED’İN ŞAHSINA NE DE İSLAM DİNİNE DOĞRUDAN BİR HAKARET BULUNMAKTA. HADİSLERİ DOĞRUDAN AKTARAN BİRİSİNİ SEN İSLAMA HAKARET EDİYORSUN DİYE LİNÇLİYORSUNUZ. BU NE PERHİZ BU NE LAHANA TURŞUSU DERLER ADAMA.

Kitabın özelinde diğer ufak nüanslar var. Bu incelemeyi okuduktan sonra ar damarınızın yine her zaman olduğu gibi çatlamayacağını biliyorum. Mesaj kısmından ve yorumlar da şahsıma edilen hakaretlerin hepsinin hesabı, zamanı geldiğinde Adli olarak sorulacaktır. Şimdi burada herkesin özelinde soruyorum; suç, okuduğunu ve hadisleri olduğu gibi kaynak vererek aktaranda mı oluyor? Ek olarak bu hadislerin islam’a zarar verdiğini savunanlar dahi oldu. Peki ehli sünnet, imana zarar verecekse Buhari’nin hadis kitabını ne diye kaynak alıyor. Yoksa ehli Sünnet sizin kadar düşünemiyor mu? Okuyan ve detaylı olarak anlamaya çalışanları linçleyerek, Turan Dursun’a suikast düzenleyerek, Sivas’ta aydın yakarak, ne gerçekleri, ne de var olanın üzerini örtebilirsiniz!


Cimer'e vs şikayet eden, dini bütün arkadaşlar olmuş.
Şimdi olayı açıkça tane tane anlattığıma göre beni değil, bu hadisleri aktaran Sahih-i Buhari’yi Cimer’e Emniyet Genel Müdürlüğüne falan şikayet edebilirsiniz. Hatta bu hadisleri yazan Buhari’yi halkın inançlarına saldırdığı ve Halkı Tahrik ettiğine inanarak yargılayabilirsiniz! Seçim sizin.
261 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Öncelikli incelemeye başlamadan önce yorum yapacak arkadaşları bir çift sözüm olacak; incelemede belirteceğim ayetleri ve hadisleri lütfen okumadan buraya gelip bana saldırmazsanız sevinirim:)
Turan Dursun zaten aldığı din eğitimini biliyoruz o yüzden yazdıkların kesinlikle kayda değer olduğunu düşünüyorum.Sadece kafasındaki sorulara cevaplar arıyor bu cevapları Kuran'da bulamadığını , çelişkiler gördüğünü, anlatıp bunları size sunuyor. Ayrıca arkasında durduğu düşünceleri her türlü platformda tartışmak için çalmadığı kapı kalmamış ama karşısına kimse çıkmaya cesaret edememiştir.
Çok uzun bir inceleme olacağı için başlıklar halinde gitmem daha anlaşılır olacaktır.

*Kadın-Erkek Eşitliği;

Bakara Suresi 28. Ayet
Nisa Suresi 3. ve 34. Ayet
Ahzap Suresi 50. ve 51. Ayet

Hepimiz biliyoruz ki semavi kökenli inançların hepsinde ataerkil bir yapı vardır. Kadınlar genellikle 2. planda kalmıştır. Tüm peygamberlerin erkek olması veya Tanrı denildiği zaman aklımıza hemen erkek figürünün canlanması bunlara kanıttır.

*İnsanların Maymuna Dönüştürme Cezası

Araf Suresi 163. ve 166. Ayet

Ayrıca hadislerde geçen İsrailoğullarından kaybolan bir topluluğun sıçana dönüştüğünü anlatan bir peygamber var. Bu olayın detayı için Ebu Davud Sünen/Kitabul Et-ıma/28 hadis no :3795. bakabilirsiniz.

*Kuran'ın Yakılması

Bu bölümü alıntım altında enine boyuna tartışmıştık. Sadece bir düzeltme yapmak gerekiyor; Hafsa, Ebubekir'in kızı değil Ömer'in kızı olacaktır. Tamamen benim dalgınlığından ötürü yapılan bir hatadır kusura bakmayın.
Kuran'ın yakılması olayına tekrar dönersek yazar zaten Kuran değiştirildi veya eksik veya fazla olduğunu söylemiyor. Eleştirdiği kısım ;derlenen Kuran'ın tıpatıp aynısı olan orjinal aslının niçin yaktırıldığı....Açıklamalar daha sonra bir araya getirilen Kuran'ın önceki aslının ortaya çıkmasıyla meydana gelebilecek şüpheleri yok etmek için olduğunu söylüyor. Ama bir öncekiyle aynı olan orjinalin yakılması, düşünen ,sorgulayan beyinlerde elbetteki şüphe oluşturmayacak mıdır?

*Görüş Değiştiren Tanrı

İslamın ilk dönemlerine baktığımız zaman ılımlı hoşgörülü bir politika izleyen Tanrı , İslamiyet güçlendikçe ayetlerini de hoşgörü politikasından uzaklaştırmıştır . Vereceğim örneklere bakarsanız bunu net bir biçimde görmek mümkündür.
Ilımlı ayetler:
Kafirun Suresi 6. Ayet
Bakara Suresi 256. Ayet
Gaşiya Suresi 22. ve 23. Ayet
Nur Suresi 54. Ayet
Ankebut Suresi 18. Ayet
Yasin Suresi 17. Ayet

Hoşgörüden uzak olan ayetler:
Tevbe Suresi 5. ve 73. Ayet
Tahrim Suresi 9. Ayet
Hacc Suresi 78. Ayet
Furkan Suresi 52. Ayet
Maide Suresi 35. Ayet
Tevbe Suresi 29. Ayet

Tabi bazı İslam yorumcuları bu durumu " NESH" ile açıklamaya çalışıyor.
Nesh: Sözcük anlamı, bir şeyi başka bir şeyle gidermek. İslam hukukunda ise; daha sonraki bir hükümle, daha önce var olan bir hükmün kaldırılmasıdır.
Ama NESH olayına bile baksak ayetler arasında çelişkiler meydana geliyor.
Örnek: Nisa suresi 82. Ayet diyorki "Kuran'da ayrılıklar ( çelişkiler) bulunursa , bunun, Kuran'ın Tanrı'dan olmadığına kanıt olabileceği " belirtilmekte.
Diğer ayetler için bakınız;
Kaf Suresi 29. Ayet
Ahzap Suresi 62. Ayet
Fatır Suresi 43. Ayet
Enam Suresi 34. ve 115. Ayet

NESH olayı Kuran'da ayetlerle birbiriyle çelişmektedir.

Son olarak Muhammet peygamberin Türkler hakkında söylediği dehşet verici düşünceleri aktarıp incelemeye burada son vereceğim çünkü yazmaktan yoruldum :(

- Müslümanlar, Türkler ile öldürüşmedikçe kıyamet kopmayacaktır.
- Sizinle , küçük, çekik gözlü Türkler savaşacaktır. Siz onları 3 kez önünüze katıp götüreceksiniz, süreceksiniz. Sonunda Arap yarımadasında karşılaşacaksınız. Birinci de onlardan kaçan kurtulur,ikinci de kimi kurtulur, kimi yok edilir, üçüncüsündeyse onların tümü kırılacaktır.
Bu son yazdıklarımın tamamını Ebu Müslüm, Buhari, Ebu Davud un hadis kitaplarında bulabilirsiniz.

Nuh tufanı, İsa'nın annesi Meryem, Ay'ın ikiye bölünmesi vs. birçok mucizenin temeline, dayandığı mitolojileri de açıklamış yazar ama o konulara girmeyeceğim,merak eden arkadaşlar kitabı okuyabilirler.

Bu sitede yaptığım en uzun inceleme oldu. Saygı ve sevgi çerçevesinde tartışmak isteyenler arkadaşları beklerim ama ,at gözlüğünü çıkarmamış, sorgulamadan bihaber, özgür düşünmeye cesareti olmayan arkadaşlar ne kendinizi ne de beni yormayın lütfen....
160 syf.
·1 günde·7/10
Bu kitaptan yaptığım alıntılar için birkaç takipçi kaybettim ama olsun, "Gerçek İslam bu değil" düşüncesinde olan insanlarla takipleşmemek her zaman daha iyidir zaten. Çünkü ne kadar görmek istemeseler de gerçek İslam bu. Din bu.

Kitap iki bölüme ayrılmış, ilk bölümde Turan Dursun'un, Tevrat ve Kur'an ağırlıklı olmak üzere cinselliğin ve seksin geçtiği ayetler ve hadisleri anlatışını okuyoruz. Bu kısımda karşılaştırma yapılırmış gibi bir anlatım var ama genele baktığımızda Tevrat'ta geçen örneğin devamında Kur'an'a nasıl yansıdığını göstermiş, yani karşılaştırma yapmışsa bile bu bağlamda yapmış.
Mesela Habil ve Kabil hikayesini Tevrat'a göre anlatmış, bu iki ismin Kur'an'da geçmediğini söyleyip bırakmamış. Neden geçmediğine dair açıklamalar getirmiş. Veya Tevrat'ta farklı Kur'an'da farklı anlatılan hikayelerin neden farklı olduklarını anlatmış, yani hikayeleri anlatıp atlamamış, gerekli açıklamaları yapmış. Bahsedilen örneklerin Sümer, Asur, Babil kökenlerini anlatmış, Yunan ve Roma'ya değinmiş, mesela Pandora efsanesini Azra Erhat'ın yorumuyla aktarmış bize. Bu açıdan çok dolu bir kitap, aramadığınız şeyleri bile bulabiliyorsunuz.

İkinci bölüm ise Turan Dursun'un yakın arkadaşı Gürbüz Tüfekçi'nin ağzından yazılmış, bu iki yakın arkadaşın yıllar boyunca aralarında geçen konuşmalar baz alınarak bir sentez oluşturulmuş ve çeşitli başlıklar altında incelenmiş. Bu başlıklar ilk bölümdeki gibi din ağırlıklı değil de daha çok tarih ve siyaset-politika odaklı. Yeri gelmiş Atatürk'ün din hakkındaki düşünceleri alıntılanmış, yeri gelmiş dinin Türk toplumlarındaki yeri Cumhuriyet öncesi ve sonrası şeklinde incelenmiş. Bu kısım daha yoruma dayalı, dini doğrularla ilgilenmiyor diyebileceğimiz bir kısımdı. Sıkıcı değildi ama bu kitapta çok da yeri yoktu, kitabın başlığına yakışmıyordu.

Kitabı sadece ilk kısmı için bile okumanızı öneririm, okuması keyifli ve düşündüren bir kitaptı. Yeni birkaç şey öğrenmekle birlikte zaten bildiğim şeylerin üzerine düşünmemi sağladı, bu kitapla dini bir kez daha sorgulama fırsatı buldum diyebilirim. Okumadan önce alıntılarıma bakıp kitapta neyle karşılaşacağınıza dair bir fikir edinebilirsiniz. Okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar.
160 syf.
·1 günde·10/10
Anlamak ve görmek isteyene Turan Dursun kaynakları ile birlikte neyin ne olduğunu yüzümüze tokat gibi vuruyor. Ama dediğim gibi anlamak ve görmek isteyene.
414 syf.
·56 günde·4/10
Net olarak söyleyeyim bu kitap açık bir şekilde kitap olmaktan ziyade İslam’a karşı art niyetle yazılmış bir yazılar topluluğudur.

İlk kitaba yazdığım incelemedeki gibi maalesef Turan Dursun gerçekleri söylemekten çok karalamaya, yermeye ve bir dini çökertmeye çalışıyor; çünkü maalesef işine gelenleri yazıp, işine gelenleri kabul ettirmeye, empoze ettirmeye uğraşıp işine gelmeyenlerden ise hiç bahsetmiyor, eğer ki bunları gerçekten yapıyor olsa Turan Dursun’un iyi niyetine, samimiyetine hak vereceğim, yani kitapların önsözlerindeki gibi veya sağda solda yazanlar gibi mükemmel bir kişilik veya insana, insanlığa ülkeye büyük bir faydası olan biri değil. Değerlere saygısı yok en başta. Bir de anlamadığım bir nokta var ki benim Turan Dursun için harika kişilik, bilgi dehası veya cumhuriyet devriminden sonraki en önemli olay gibi abartılı övgülerin söylendiğini okuyorum. Bu adam bunları hak etmek için ne yapmış? Tamam konuştukları, yazdıkları o dönemlerde dile getirmek söylemek çok zordu, büyük bir cesaret göstergesi ama bunları yapmak, dile getirmek bu kadar mı büyük olay? İnsanların değerlerine, inanışlarına hakaret etmek bu kadar mı yüce davranış? Hakaret diyorum evet çünkü kitap içinde açık bir şekilde hakaretler, laf atmalar var. Bir insan bir değeri, bir dini veya bir kültürü tabii ki eleştirebilir, kendince veya dünya gerçeklerine dayanarak yanlışlarını tabii ki söyleyebilir ama bu “Muhammed’in şeyinin keyfi” diyerek, “Muhammed’in karıları” diyerek veya “Âişe, Muhammed’in şeyinin keyfine karşılık Muhammed’ten intikam almış olabilir mi?” diyerek olmaz. Kimse kimsenin değerlerine, savunduklarına bu şekilde dil uzatarak eleştiremez, bakın kimse diyorum hani diyorsunuz ya iyilik, saygı ve ahlak için dine gerek yoktur diyorsunuz ya işte tam da burada, bu kısımda bu dediğinizi uygulama zamanı, Dursun’un yanlışına yanlış deme zamanı. Arkadaşlar biz futbol maçları için, tuttuğumuz takım için kavga eden yaratıklarız (ben dahil) kimse öyle kolay bir şekilde dinine, kitabına, peygamberine laf söyletmez, her bir insan bir değildir. Biri sözlü eleştirir biri ise fiziksel müdahale ile tepkisini gösterir. Dursun’un öldürülmesini her ne kadar doğru bulmuyor olsam da dünyanın neresinde olursanız olun, hangi değeri eleştirirseniz eleştirin üslubunuz bu olduğu sürece başınıza bir bela açılması en büyük olasılıktır.

Turan Dursun’un “Din yalan, Allah yoktur” şeklinde sunduğu argümanların hemen hemen hepsi ya çok zorlama, ya çok tutarsız ya da aksi iddia edilebilen türden ama bakın dedikleri bu saydığım üç sebep dışında olsa son derece de haklı olduğu argümanlar olacak. Bu kitabın içeriğinde genel olarak hadisler üzerinden tezini sunuyor Dursun, haklı çünkü bunu yapabileceği en kolay ve en etkili yol hadis kaynaklarında yazan hadisler; ama bunda da maalesef ilk başta dediğim gibi işine göre hareket ediyor. Hadisleri inkar edemezsiniz dinden çıkarsınız diyor, çok bilgili ya, din tarihine çok hâkim ya ama hiçbir şekilde de bu hadis kaynaklarının peygamber ölümünden ortalama 200 – 300 sene sonra yazıldığını, rivayet edenlerden değil de bilmem kaç kuşak altındaki kişilerden toplanıp kaynaklara bu şekilde geçirildiği söylemiyor, söyleyemez çünkü kendi tezini kendisi çürütmüş olacak bu sefer. Bir hadisten örnek veriyor ama Kur’an’da bunun tam tersi ayet var iken bunu dile getirmiyor, bu hadisi kabul etmek zorundasınız yoksa dinden çıkarsınız diyerek aklı sıra kendi savını kuvvetlendiriyor.

Demem o ki Turan Dursun, Allah’ın dinini Allah’ın kitabından çok kendisi gibi çıkıp kitaplar yazan kişiler üzerinden eleştiriyor ve dini de Allah’ı da yıktığını sanıyor. Okuyanlar, sevenler ise kendilerini büyük bir bilgi yumağının içinde görüp geliştiklerini, ileri gittiklerini sanıyorlar.
93 syf.
·9/10
Hoşgörü dinine mensup olan kişiler tarafından öldürülen Turan Dursun'un akademik ve tarafsız bir incelemesi. Kısa olmasına rağmen bir çok bilgiyi kaynakları ile okuyucuya sunuyor.
Kitabın giriş kısmında ki bir paragrafı şuraya bırakmadan geçemeyeceğim.
"Bu kitabın yazan öldürüldü. Öldürülünce din kurtuldu mu? İdeolojik sorunlar, ideoloji dışı araçlarla, şiddet ve cezayla değil, demokratik bir ortamda ve ideolojik mücadeleyle çözülmelidir."
331 syf.
Kulleteyn Turan Dursun'un 12 yaşına değin olan yaşamının romanıdır. Yani roman kahramanı Türko Turan Dursun'un kendisidir. Annesi Kürt, babası Türk'tür. Annesine sevgisi daha fazla olmasına rağmen, babasından dolayı kendini Türk saymaktadır. ( Bu sebeple de herkes ona Türko diyor ) Kendisi de hoca olan baba oğlunun okuyup alim olması için ön ayak oluyor. Ailesinden uzak, çoğu zaman camilerde faki'lerle ( faki: Anadolu'da okur yazar, bilgili imam, hoca gibi kişilere verilen ünvan ) birlikte yaşayarak eğitim alır. Yaşı küçük ama sorgulama ve müzakere yeteneği yüksektir.

Tüm yaşananlar, akıldan geçenler, fikirler üzerleri örtülmeden ortaya dökülmüş bu kitapta. Dili akıcı, samimi... Sadece ''kulleteyn'' detaylarını okurken biraz zorlandığımı söylemem gerek. Şeriat öyle diyor diye sorgusuz sualsiz yerine getirilen bu kural beni benden aldı açıkçası...

Kulleteyn: ''İki kulle'' ( yaklaşık 13 ton ) su demek. Durağan bir suyun temiz ( ''tahir'' ) sayılabilmesi için ,Şafi mezhebine göre bu kadar olması yeterli idi. Daha az olamazdı. Bu kadar oldu mu, içinde ne bulunursa bulunsun ''temizdi'' artık. Pisliklerle dolu olsa bile... Ama madem ki şeriat temiz demişti, temizdi. Şeriat neye pis diyorsa, pis olan oydu...

Turan Dursun (1934-1990): Yazar, düşünür, eski imam ve müftü... Aydınlanma savaşçısı... İslam dinini açıkça eleştirdiği için köktendinci kişiler tarafından sürekli tehditler almış ve 04 Eylül 1990'da evinin önünde düzenlenen suikast ile öldürülmüştür...

İnsan özgür olduğu sürece insandır... Turan Dursun

Yazarın biyografisi

Adı:
Turan Dursun
Unvan:
Türk Yazar, Müftü, TRT programcısı
Doğum:
Gümüştepe, Şarkışla, Sivas, 1934
Ölüm:
İstanbul, 4 Eylül 1990
Turan Dursun (1934 - 4 Eylül 1990), Türk yazar, düşünür, eski imâm ve müftü. İbn-i Râvendî'nin tâkipçilerinden olup, yapmış olduğu araştırmalarında İslâmiyeti ve peygâmberi Muhammed'i ağır bir şekilde eleştirmiştir.[1][2] Monoteistik dinler tarihi eğitimi görüp ateistolmadan önce müftü olarak çalışmıştır. İslâm dinini açıkça eleştirdiğinden ötürü köktendinci kesim tarafından tehditler almıştır. 4 Eylül 1990'da evinin önünde uğradığı suikast sonucunda yaşamını yitirmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 374 okur beğendi.
  • 2.467 okur okudu.
  • 66 okur okuyor.
  • 1.796 okur okuyacak.
  • 39 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları