Turan Dursun

Turan Dursun

8.7/10
268 Kişi
·
681
Okunma
·
126
Beğeni
·
4.195
Gösterim
Adı:
Turan Dursun
Unvan:
Türk Yazar, Müftü, TRT programcısı
Doğum:
Gümüştepe, Şarkışla, Sivas, 1934
Ölüm:
İstanbul, 4 Eylül 1990
Turan Dursun (1934 - 4 Eylül 1990), Türk yazar, düşünür, eski imâm ve müftü. İbn-i Râvendî'nin tâkipçilerinden olup, yapmış olduğu araştırmalarında İslâmiyeti ve peygâmberi Muhammed'i ağır bir şekilde eleştirmiştir.[1][2] Monoteistik dinler tarihi eğitimi görüp ateistolmadan önce müftü olarak çalışmıştır. İslâm dinini açıkça eleştirdiğinden ötürü köktendinci kesim tarafından tehditler almıştır. 4 Eylül 1990'da evinin önünde uğradığı suikast sonucunda yaşamını yitirmiştir.
Ölümüne değin sandığında saklayan ve alınıp yakılmasını önleyen Hafsa'ydı.( Ömer'in kızı) . Bu koruyucu ölünce, Kuran'ın Tanrısı "kuşkusuz Kuran'ı biz indirdik; kuşkusuz koruyucuları da yine biziz" ( Hicr Suresi 9.Ayet) dese de , koruyucusu kalmamıştı. Mervan İbn Hakem sandıktan almış getirtmiş ve yaktırmıştı.
"Akıl" ve "bilim", aydınlık kesimdedir. "Din", "iman"sa karanlık
kesimde. Aklın, bilimin "ölçüleri" bellidir. "Gözlem" vardır, "deney"
vardır, "nesnellik" vardır... Yolu "ışıklandıran da bunlar. Din ve
imandaysa bunlar yoktur. Karanlığı da bundan...
"Herhangi birimizin ( su ya da yemek) kabına sinek düştüğünde, o kimse sineğin tümünü kabın içine daldırsın. Sonra da kaldırıp atsın. Çünkü sineğin bir kanadında şifa, öbür kanadında hastalık vardır. "
( Buhari, Tecrid; Hadis No: 1941)
Bakara Suresi'nin 187. ayeti: "Oruç gecesinde, kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz onlar için birer elbisesiniz. Tanrı bildi-anladı ki , siz kendinize egemen olamıyorsunuz. O nedenle sizin tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Şimdi GİRİŞİN kadınlarınıza artık..."
Turan Dursun
Sayfa 38 - Kaynak Yayınları
Türkiye arabın dinini bırakıp, Atatürk ve Bilim yoluna dönmedikçe yeni bir başlangıç bu ülkede asla olamaz!
Turan Dursun bu kitabında objektif olamamanın, okura tarafsız bir eser verememenin en güzel örneğini göstermiş. Kitap diyorum ama bir kitap da değil bu eser, Dursun’un çoğunlukla 2000’e Doğru dergisinde yazdığı yazılarının kitaplaştırılmış hali. 2000’e Doğru dergisi dedikten sonra da yazıların objektif olmama durumu zaten anlaşılıyor. Doğu Perinçek’in yayın yönetmeni olduğu, belli bir süre de terör örgütü PKK ile can ciğer kuzu sarması olan bir dergi, hatta Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Doğu’daki operasyonlarında kimyasal silah kullandığını söyleyen bakış açısında olan bir dergi de.

Turan Dursun, Kur’an’dan ayetler vererek, verdiği ayetlerde de genel olarak zamanın Diyanet çevirilerini örnek göstererek bazı kısımlarda da kendi meallerini kullanarak #22699738 , hadislerden örnekler vererek, bazı adı din kitabı olan kitaplardan örnekler vererek ve çoğu Müslüman’ın adını bile duymadığı mezheplerden örnekler vererek belli başlı konulara değinerek reddiye yapıyor; yapıyor ama son derece de kılıfına uydurarak. Ayetin birini alıyor, başka bir surede açıklamasını olmasına rağmen bunu önemsemeden ayetin, kitabın, dinin reddiyesini yapıyor. Sadece bununla kalsa yine iyi, bu işi o kadar art niyetle yapıyor ki, bu düşüncelere inananların ben aklımı kullanan biriyim demesi bana göre işler acısı bir durum. Bakara Suresi 106. Ayette Turan Dursun kendince Kur’an’ın içinde nesh olduğunu iddia ediyor ama Turan Dursun Bakara 106’yı söylerken Bakara 105’i gözünden kaçırmış olamaz, bunu çok iyi biliyordur, çok iyi bildiği için de okuyanların hiçbirini Kur’an’a hâkim olmadığını, bakanlar da sadece 106’yı okuyacak hatta ne 107’ye ne de 105’e bakmayacakları için, sadece 106’yı okuyacaklarını bildiği için vereceği mesajı inceden inceye veriyor. Yazarın bunu yapması dediğim gibi taraflı bakış açısının, okura bilgi vermek yerine kendi kafasındakileri empoze etmek olduğunu çok net bir şekilde belli ediyor. Turan Dursun çok çok da hadislerden örnek veriyor, verdiği örnekler ise çoğu Müslüman’ın uydurma hadisler dediği hadisler, akla ve mantığa uygun hadislere ise her ne hikmetse Dursun uydurma hadis diyor. Ayetlerin içinden kelimeler alıyor, bu kelimelere anlamlarının yanında yüklemler yüklüyor ve tezini kuvvetlendiriyor. Örnek verdiği kelimelerin ise başka manaları varsa eğer ve bunlar Turan Dursun’un dediklerinin aksine ise kitapta bunlara yer verilmediğini görüyoruz ama Dursun’un dediklerini onaylayacak şekildeyse ve o eş anlamlı kelimeden 500 tane bile olsa örneğini okuyoruz kitapta. Yine bu ve benzeri kısımlarda Turan Dursun, İslam din adamlarının bu kısımları açıklamak için bin bir takla attığını dile getirmiş, keşke ama keşke en azından o bin bir taklalardan en azından birini yazısına alsaydı da o yazılara cevap verseydi. Ben de objektif bir şekilde bu yazılarını kaleme almış diyebilseydim.

Turan Dursun bir de Kur’an içindeki yapılan akla vurguların kelime kökenine inerek deva bağlama ipine kadar iniyor, yani Kur’an’daki aklın günümüzdeki akıl olmadığını deve ipi bağlamı ile ilgili bir şey olduğunu belirtiyor, günümüzdeki aklı kendisinin kullandığını açık açık söylemese de yazılarında kullandığı akılda ve Kur’an’a yaptığı reddiyeden bu anlaşılıyor. Kitabı okumadan önce açıkçası gördüğüm yorumlar, internette Turan Dursun hakkındaki okuduğum yorumlar vs. sonucu içime bir korku, bir acaba düşmedi desem yalan olur. Ciddi bir sorgu ile, zorlayacak bir kitap ile karşılaşacağımı sanıyordum ama tamamen kendi içinde zorlama tespitlerin olduğu, işine geleni alan gelmeyenden ise söz etmeyen bir esermiş.

Nerede bizlerin uydurma dediği hadis varsa, Buhari ve Tirmizi ya da diğer dört hadisçinin (çoğunlukla Buhari) kitaplarında yazan uydurma hadisleri alıp, bunları din diye adlandırıp, hadislerin uydurma olduğunu düşünmeden, bu duruma ihtimal vermeden komple dini reddediyor. Bunların reddi olamaz diyor, kime göre neye göre olamaz Turan Dursun? Ayetlerden örnek verdiğin Kur’an’ı nasıl okuyorsun da bunların reddi olamaz diyorsun? Mesela hadislerde bu hadis Buhari’de geçiyor, bunu reddedemeyiz, böyle bir şey bile düşünülemez diyerek hadis uydurmadır demek yerine din uydurmadır demeyi tercih etmiş, sanırım bu düşünceye gelmesinde sebep olarak çevresi de olmuş olabilir, çünkü hâlâ günümüzde Buhari’de geçen hadislere kutsal gözüyle bakan, bir tanesinin bile reddi olamaz diyen zihniyetler her tarafta varlar maalesef. Turan Dursun bu hadislerinin vs. uydurma olduğunu düşünmeyerek, bu duruma ihtimal vermeyerek kafasında oluşan soru işaretleri üzerine de, diğer incelemelerde denildiğine göre de cevaplar bulmak için birçok kapı çaldığı söyleniyor, çok merak ediyorum acaba kimlerin kapısını çaldı? Ercümend Özkan’a gitti mi acaba, Hüseyin Atay ile görüştü mü acaba? Yaşadığı senelerde bu kişilerin yanına gitmediyse eğer kimse Turan Dursun’un cevapları bulmak için kapı kapı dolaştığını vs. demesin çünkü cevap verilemeyecek kapılara gittiği belli olur.

Kitap, kendi içinde kendisiyle o kadar çok çelişiyor ki hayret etmemek elde değil, Tevrat’ın değişmemiş olduğunu savunuyor, orijinal halindedir diyor ama Kur’an’ın değiştiğini iddia ediyor. Tevrat değiştiyse eğer değiştiğini ispat etmek için değişmiş olan Tevrat’ı göstermeniz lazım demektedir diyor ama Kur’an değişti derken farklı olan Kur’an’ı kendisi sunamamaktadır. Tevrat ve Kur’an’ı kıyaslıyor, Kur’an Tevrat’tan çalınmadır diyor, Tevrat’ta olan bir şey Kur’an’da yok ise de, Kur’an’da yok ama tefsir kitaplarında var gibi tespitler sunmuş. Yahu bu nasıl bir saçmalıktır, tefsir kitabı ile böyle bir fikir nasıl ortaya atabilirsin? X birinin yazdığı bir tefsir ile Kur’an Tevrat’tan (ç)alıntıdır demek nasıl bir zihniyettir? İslam’ı bilen bir kişi bu nasıl söyleyebilir anlamıyorum. Kitabın içinde olan bu büyük delillerden bazılarını resim olarak göstermem gerekirse;

https://drive.google.com/...SHIzRWZ3WFNNWWc/view

Taberi filanla mı din reddediliyor, bir ispat yok burada bir çalışma da yok, bir kıssa anlatımı var sadece ve bu yazı nasıl bir belge olabilir, hem o yazının belgesel bir niteliği de yok.

https://drive.google.com/...Z3-asYklxYjJjS0lGQmM
https://drive.google.com/...Z3-asUEkzQ1FEekQwQzg

Hadis müptelalarının bile itibar etmediği kaynaklardan delil gösteriyor.


Kitabı okumaya başlamadan önce birkaç kişiden, din görüşün değişebilir, bozulabilirsin vs. gibi tepkiler aldım, eğer ki okuduğunuz her şeye inanma gibi bir özelliğiniz varsa, okuduğunuzun aksini düşünemiyorsanız ve okuduğunuz kitap da sizin çobanınız oluyor ise evet bu kitabı okuduktan sonra dinden de çıkabilirsiniz, deist de olabilirsiniz hatta ateist de olabilirsiniz.

Dininizi iyi öğrenin arkadaşlar, tarihteki bilmem ne efendilerini, bilmem ne hazretlerini, kitap isimlerinin içinde tirelerin bolca olduğu kitapları okuyarak, Arapça okuyarak, anlamadan Kur’an okuyarak din öğrenemezsiniz. Falanca hazretleri bunu rivayet etmiş, şu bunu demiş, o uçarken secde etmiş, abdestsiz tuvalete girmemiş gibi söylemlerle ancak ve ancak karşınızda daha çok Turan Dursunlar, İlhan Arseller ve Arif Tekinler olur, verdiğiniz cevaplara da sadece gülerler.
Öncelikli incelemeye başlamadan önce yorum yapacak arkadaşları bir çift sözüm olacak; incelemede belirteceğim ayetleri ve hadisleri lütfen okumadan buraya gelip bana saldırmazsanız sevinirim:)
Turan Dursun zaten aldığı din eğitimini biliyoruz o yüzden yazdıkların kesinlikle kayda değer olduğunu düşünüyorum.Sadece kafasındaki sorulara cevaplar arıyor bu cevapları Kuran'da bulamadığını , çelişkiler gördüğünü, anlatıp bunları size sunuyor. Ayrıca arkasında durduğu düşünceleri her türlü platformda tartışmak için çalmadığı kapı kalmamış ama karşısına kimse çıkmaya cesaret edememiştir.
Çok uzun bir inceleme olacağı için başlıklar halinde gitmem daha anlaşılır olacaktır.

*Kadın-Erkek Eşitliği;

Bakara Suresi 28. Ayet
Nisa Suresi 3. ve 34. Ayet
Ahzap Suresi 50. ve 51. Ayet

Hepimiz biliyoruz ki semavi kökenli inançların hepsinde ataerkil bir yapı vardır. Kadınlar genellikle 2. planda kalmıştır. Tüm peygamberlerin erkek olması veya Tanrı denildiği zaman aklımıza hemen erkek figürünün canlanması bunlara kanıttır.

*İnsanların Maymuna Dönüştürme Cezası

Araf Suresi 163. ve 166. Ayet

Ayrıca hadislerde geçen İsrailoğullarından kaybolan bir topluluğun sıçana dönüştüğünü anlatan bir peygamber var. Bu olayın detayı için Ebu Davud Sünen/Kitabul Et-ıma/28 hadis no :3795. bakabilirsiniz.

*Kuran'ın Yakılması

Bu bölümü alıntım altında enine boyuna tartışmıştık. Sadece bir düzeltme yapmak gerekiyor; Hafsa, Ebubekir'in kızı değil Ömer'in kızı olacaktır. Tamamen benim dalgınlığından ötürü yapılan bir hatadır kusura bakmayın.
Kuran'ın yakılması olayına tekrar dönersek yazar zaten Kuran değiştirildi veya eksik veya fazla olduğunu söylemiyor. Eleştirdiği kısım ;derlenen Kuran'ın tıpatıp aynısı olan orjinal aslının niçin yaktırıldığı....Açıklamalar daha sonra bir araya getirilen Kuran'ın önceki aslının ortaya çıkmasıyla meydana gelebilecek şüpheleri yok etmek için olduğunu söylüyor. Ama bir öncekiyle aynı olan orjinalin yakılması, düşünen ,sorgulayan beyinlerde elbetteki şüphe oluşturmayacak mıdır?

*Görüş Değiştiren Tanrı

İslamın ilk dönemlerine baktığımız zaman ılımlı hoşgörülü bir politika izleyen Tanrı , İslamiyet güçlendikçe ayetlerini de hoşgörü politikasından uzaklaştırmıştır . Vereceğim örneklere bakarsanız bunu net bir biçimde görmek mümkündür.
Ilımlı ayetler:
Kafirun Suresi 6. Ayet
Bakara Suresi 256. Ayet
Gaşiya Suresi 22. ve 23. Ayet
Nur Suresi 54. Ayet
Ankebut Suresi 18. Ayet
Yasin Suresi 17. Ayet

Hoşgörüden uzak olan ayetler:
Tevbe Suresi 5. ve 73. Ayet
Tahrim Suresi 9. Ayet
Hacc Suresi 78. Ayet
Furkan Suresi 52. Ayet
Maide Suresi 35. Ayet
Tevbe Suresi 29. Ayet

Tabi bazı İslam yorumcuları bu durumu " NESH" ile açıklamaya çalışıyor.
Nesh: Sözcük anlamı, bir şeyi başka bir şeyle gidermek. İslam hukukunda ise; daha sonraki bir hükümle, daha önce var olan bir hükmün kaldırılmasıdır.
Ama NESH olayına bile baksak ayetler arasında çelişkiler meydana geliyor.
Örnek: Nisa suresi 82. Ayet diyorki "Kuran'da ayrılıklar ( çelişkiler) bulunursa , bunun, Kuran'ın Tanrı'dan olmadığına kanıt olabileceği " belirtilmekte.
Diğer ayetler için bakınız;
Kaf Suresi 29. Ayet
Ahzap Suresi 62. Ayet
Fatır Suresi 43. Ayet
Enam Suresi 34. ve 115. Ayet

NESH olayı Kuran'da ayetlerle birbiriyle çelişmektedir.

Son olarak Muhammet peygamberin Türkler hakkında söylediği dehşet verici düşünceleri aktarıp incelemeye burada son vereceğim çünkü yazmaktan yoruldum :(

- Müslümanlar, Türkler ile öldürüşmedikçe kıyamet kopmayacaktır.
- Sizinle , küçük, çekik gözlü Türkler savaşacaktır. Siz onları 3 kez önünüze katıp götüreceksiniz, süreceksiniz. Sonunda Arap yarımadasında karşılaşacaksınız. Birinci de onlardan kaçan kurtulur,ikinci de kimi kurtulur, kimi yok edilir, üçüncüsündeyse onların tümü kırılacaktır.
Bu son yazdıklarımın tamamını Ebu Müslüm, Buhari, Ebu Davud un hadis kitaplarında bulabilirsiniz.

Nuh tufanı, İsa'nın annesi Meryem, Ay'ın ikiye bölünmesi vs. birçok mucizenin temeline, dayandığı mitolojileri de açıklamış yazar ama o konulara girmeyeceğim,merak eden arkadaşlar kitabı okuyabilirler.

Bu sitede yaptığım en uzun inceleme oldu. Saygı ve sevgi çerçevesinde tartışmak isteyenler arkadaşları beklerim ama ,at gözlüğünü çıkarmamış, sorgulamadan bihaber, özgür düşünmeye cesareti olmayan arkadaşlar ne kendinizi ne de beni yormayın lütfen....
Bu kitap hakkında ilk bilmemiz gereken şudur: Bu kitabın yazarı KATLEDİLDİ.

Şimdi kritiğimize geçebiliriz.Öncelikle kitabın sahip olduğu “ Kürk”ten bahsedelim. (Yeşil rengin hakim olduğu kapak tasarımı sayesinde) Bu kitabı, bir dini kitaplar fuarında sergileseniz; nazar boncuğu niyetine evlerin duvarına Hz. İsa’nın çarmığa çivilenmesinden bile daha üzücü bir şekilde kıytırık bir beton çivisi ile asılan, herhangi bir kitaba yapacağınız en büyük hakarete uğrayan yani “okunmayan”, Kuran’a gösterilecek samimiyetsiz ama şaşalı ihtimamın aynısını bu kitaba da gösterecek çok fazla insan olduğunu görebilirsiniz.

Kitabın içeriğine gelirsek; ( Turan Dursun’u tanımayanlar için) Yazar Tanrı başta olmak üzere bütün dini kavramlar kendi deyimiyle bir “maval” olduğunu savunuyor. ( Hemen başta söyleyelim :Doğru söylüyor, yalan söylüyor vb “gerçek nedir” sorusuna götürecek felsefi tartışmalara bu sıcakta girmeyelim isterseniz… ) Kitap dergilerdeki yazılarının bir araya getirilmiş hali. Değindiği her konu üzerine ciltlerce kitap yazılacak derinlikte. Ancak güzel ülkemde kitap basacak bir yayınevi bulamadığı gibi kendisine dergilerde verilen yerler de hiç de Hıncal Uluç’ a Sabah gazetesinde verilen yerler gibi geniş olmadığından, sonuç olarak açıklamak istediği bir çok şeyi yer darlığından bir çok dipnot koysa da derinlemesine değil tabiri caizse “vur-kaç” taktiği ile sarsıcı şekilde yapmayı tercih etmiş.

Ancak tezinde kullandığı donelerde handikap var. İnaçlılar tarafından “Mucizevi” olarak kabul edilen bir varlğı ve kavramı bilim argümanları kullanarak, yani “fizik ötesi” bir durumun fizik kuralları ile açıklanamamasını kullanarak, yalanlamaya çalışıyor.

Bilim kanıtlarla ilerler ve kümülatiftir. Kanıtları karşılaştırır. Ancak karşısındaki “ Ben ezelden beri varım” dediğinde karşılaştıracağı kanıtlar olmadığından “din var veya yok diyemez “ ve şapkasını alıp çıkar.

Çünkü bilim, bir çoğumuzun yaptığının aksine, bilgi sahibi olmadığı konuda “maval” okumayacak kadar erdemlidir.

Yazarın Kitap boyunca dile getirdiği “ tüm bahsi geçen şeyler bilimsel değil yani mantık dışı” sözleri “inanç sahibi” hedef kitleye ulaşamıyor. Çünkü karşı taraf , inandığı kavrama zaten bilimin açıklayamamasından dolayı hayranlık duyuyor ve inancın temeli olan teslimiyet bu aşamadan sonra gerçekleşiyor.

Yazarın değindiği bir diğer nokta; tanrı ve peygamberlerin gerçekten varlıklarını kabul etsek bile, bu seferde bunların acımasız, kötü ve hatta ahlaksız olduğunun kendi kitaplarında ispatlandığıdır. Bu yöntem de “inanana” ulaşamıyor. Çünkü kitaplarda yazarın yukarıdaki şekilde tanımladığı eylemleri kendisi apaçık görse de bu sefer, Allah’ın Kuran’da söylediği gibi, muhakkak benim aklımın ermediğini, bilemeyeceğimi “o” bilir diyor. Hatta bu söylediğini daha da inanır kılmak için Hz. Hızır ve Hz. Musa kıssaları gibi örnekleri de sıralayabiliyor.

Yazarın en büyük zorluğu , karşı çıktığı kavramların çok güçlü ve köklü olması. Homo sapien’den hatta Homo erectus’a kadar giden; insanın hani şöyle bir çevresine bakıp “ne oluyor lan?” diyerek tanımlayamadığı, insanın hep kafasında olan “ bir başlangıç” olmalı ve tabi ki bir de bunu “başlatan” olmalı arayışı “ TANRI” ile karşılık buluyor. Ve bir diğer “ ölüm” ve “ yok olma” yı kabullenemeyiş sorunsalı ise “Din”lerin büyük çoğunluğunda bulunan “Sonsuz ahiret hayatı” ile çözüme kavuşuyor.

Yazarın benden, milyonlarca kez çok daha, iyi bildiği halde –sanki- kabul etmek istemediği şey; İnsan kendi sorularını ve taleplerini karşılayan bu kavrama zaten inanmak istiyor. Yani bu kavramlar insanı kandırmıyor. Şeyhlerin süperman olmadığı halde uçtuğuna dair rivayetlerde, hep bu aşırı isteğine dizgin vuramayan müritlerden kaynaklanıyor.

Değinmek istediğim bir diğer konu ise yazarın tercih ettiği sert anlatım tarzı. Karşı çıktığı dini kavramları çok sert eleştiriyor –doğru- ancak benim asıl dikkatimi çeken başka bir konu. Hayatının büyük bir bölümünü bir din adamı olarak geçirmenin verdiği büyük “ vay benim gençliğim” pişmanlığından doğan büyük öfke ile; kendisinin tezlerine karşı çıkan, özellikle zamanında onun da yıllarca yaptığı müftülük gibi üst düzey din adamlarına karşı çok sert bir dil kullanıyor. Hepsini şarlatanlık hatta yalancılıkla suçluyor.

Kitapta kendisinin de belirttiği gibi söylediği hiçbir şey ilk defa söylenmiyor. İslam dünyası içinde tartışılagelen çelişkili gibi görünen konular. Ateistliği seçmeden önceki hayatının çok büyük bir bölümünü şu anda yok saydığı değerleri savunmak için hatta sözcüsü olmak için harcadı. Kendi aydınlanması “dank” diye bir anda olmadı ki. Yıllar süren bir iç sorgulama ile bu şekilde sonuçlandı. Karşısındakiler de yalancı değil de henüz “aydınlanamamış” yanılanlar olamaz mıydı ?

Değinilen konu o kadar geniş ki kendi içinde onlarca alt konu açabilir. O konulardan biri de Ateist olmanın, din değiştirmenin öyle her babayiğidin harcı olmadığı gerçeği. Çünkü biz inananların büyük çoğunluğu kendi arasında iki tipe ayrılıyor.

Birinci tip; “ yav! Bu sıcakta/soğukta din mi değiştirilir, ateist mi olunur ?” diyen Canımkalkmışkenbanadabirbardaksugetirirmisin” ci, en büyük delili göstersen bile, mabadını iyice üstüne oturttuğu statükosunu bozmak istemeyen “coğrafi dindarlar” oluşturuyor.

İkinci tip ise korkaklardan oluşur. Dar bir asansörde, tüylü sahne kıyafetleri ile Bülent Ersoy’la beraber, mahsur kalan insanların sahip olabileceği o tanımlanamaz bakışlarla kendilerine de bakılmasından, hatta en radikal “dönüşümcü” “Gregor Samsa” ya reva görülen davranış şeklinden daha beterini kendi üstlerinde uygulanmasından korkanlar.

Tekrar ana konumuza dönüp, zurnanın zırt dediği yere gelelim artık di mi ?

Kutsal değerlerimize bu kadar hakaret eden birinin katli vacip değil midir?

Ben bir çok konuda çok cahil biriyim ve kesinlikle bir din alimi değilim. Ama bir Müslümanım. Ama benim “gördüğüm” islam dininde, sonsuz gücüne samimiyetle inandığım Allah, kıytırık bir mafya babası gibi “hadi şunu temizleyin” diyerek kendisine “maşalar” tutmaz. Ayrıca dinim için öldürdüm diyende nasıl bir cahil cesareti var ki; dinimizce en çok önem verilmesi gereken “kul hakkı” nı es geçip birinin en büyük hakkını yani yaşama hakkını elinden alabiliyor.

Benim dinim benden olmayan benim düşmanım diyen bir din değil, bunu kabul edemem.

Peki bu adamın derdi neydi? Dine fesat karıştırmak için şeytan tarafından mı gönderildi. İnanç sahibi biri olarak kitapta yazanlara katılmasam da, uslubunu tasvip etmesem de; kendi “doğrusunu” anlatan samimi bir insan olduğunu söyleyebilirim. Derdi ise; biz inanç sahibi insanlar kendi kendimize “şeyhler, mürşitler, hocaefendiler” adı altında “aracı putlar” yaratıp; onların, bilmeden inandığımız dinimizi ve bizi sömürmesine, izin verdiğimiz için, canları pahasına da olsa bizi uykudan uyandırmaktı.

Kurtuluş “şüphe ve sevgi” de. “Ben haklıyım” cümlesinden doğan körlük durumuna düşmeden ben de yanılabilirim diyerek karşılaştığımız her eleştiri de kendi bildiğimizden “şüphe” edip araştırmalıyız. İçinde, kendisinden olmayan olarak tanımladığı herkese/her şeye, “sonsuz sevgi” beslemeyen hiçbir öğretiyi kabul etmemeliyiz. “Şüphe ve sevgi” Forever…

Dedim ya ben cahil bir adamım. Bakmayın bilmiş bilmiş konuşmama. Belki de gerçekler benim kabul edemeyeceğim kadar acıdır. Ama ben “bilen” olduğumu hiç iddia etmedim. Ben “inananım” ve benim kafamda olmasını hayal ettiğim bir tanrı var.

Benim tanrım sevgi dolu.

Hababam sınıfındaki “kül yutmaz” gibi her an tepemin üstünde “cız, kaka” şeyler yapıp yapmadığımı gözetleyen bir bekçi değil.

Ve o malum gün geldiğinde bana sadece bir şey soracak : “ Çıkarsızca birini/bir şeyi sevebildin mi? Cevabın evet ise “durma orda gel yanıma” diyecek. Ama hayır dersem “ Sen zaten kaybedenlerdensin, ben sana daha ne ceza vereyim” diyecek.

Bu kitap hakkında son bilmemiz gereken şudur: Bu kitabın yazarı KATLEDİLDİ.

(Güfteye “etanşın” edenlere aşağıya bir emanet bıraktım. Çıkarken alırsınız. )

https://www.youtube.com/watch?v=xw6bbTxbTds
Türkiye'de islam hakkında en deneyimli ve bilgili ilahiyatçılardan biri olan, zamanında müftülük görevlerinde bulunup devletin önemli organlarında çalışmış, kökten dincilerin sonradan ateist olduğu için hiç sevmediği ve bu nedenle vahşice öldürülen Turan Dursun, Kulleteyn adlı kitabında çocukluk anılarından tüm çıplaklığıyla bahsetmiş. Ailesinin isteğiyle islam alimi olmak için Şafilerin yoğun olduğu bir Kürt köyü olan Kartallı köyüne gelen Türko adında bir çocuğun yaşadığı içler acısı ve zalim hayat oldukça düşündürücü bir izlenim veriyor bizlere. Herkesten daha büyük alim olmak için kafasını kitaplardan kaldırmayan Türko bir yandan sert kış şartları, diğer yandan bulaşıcı bitler, öbür yandan ise açlıkla uğraşmaktadır. Doğru düzgün bir yatağı dahi olmayan bu 10 yaşındaki çocuk islam ilmi öğrenirken hocalarını zor duruma sokan sorular sorarak bizleri düşünmeye itiyor. Turan Dursun biraz şark kurnazlığı yaparak sözde Şafilik üzerinden islamı eleştiriyor aslında. Esasında bir otobiyografik roman olan Kulleteyn, Kur'an öğrenen bir çocuğun kafasından geçen kritik sorular hakkında bilgi vermekte. Bu kitap için köyde geçen bir yeraltı edebiyatı diyebiliriz. Kulleteyn adı verilen Şafilerin her türlü temizliğini gördüğü o havuzumsu alanda anlatılanlar çoğu zaman mide bulandırıcı nitelikte. Yazar bize sanki bırakın okumayın kitabı dercesine sümüklü, sidikli muhabbetler çevirmekten geri kalmıyor. Üzücü olan yanı bunların şaşırtıcı derecede gerçek olması. Bize dayatılan köylülerin saf ve temiz insanlar olduğu ön yargısı bu eserle yerle bir oluyor. Maalesef o eski zamanlarda aşırı şiddetli olmasa da Türkler ve Kürtler arasında çatışmalar meydana geldiği ve bazı kesimlerin birbirine karşı küfür ve hakaretlerde bulunduğu konusu işleniyor kitapta. Safo adında bir kız var ki Türko ile ilginç muhabbetleri var, ne olduğunu anlatmayayım siz okuyun en iyisi. Ayrıca diyaloglarda yerel konuşma biçimine sadık kalınmış, bazen ne ohirsin gibi konuşmanıza neden olabilir. Kulleteyn hem insanların yozlaşmasını hem de Turan Dursun'un geçmişini anlatan önemli ve güzel eserlerden biri bana göre. Okumak isteyenleri sağlam bir mideleri olması konusunda uyarmak isterim.
Şimdi bir çok "Gayrimüslim" diyeyim beni topa tutacak ama yine de söyleyeceğim. Bu kitap ateizmin değil, islam karşıtlığının manifestosudur. Bu kitaptaki bilgilerin (eğer zahmet edip karşılaştırırlarsa) bir çoğu yanlış ve çarpıtılmıştır. Bir çok yerde kanıt olarak kullanılan hadisler köşesinden bucağından kırpılarak bilinçli olarak dezenforme edilerek sürülmüştür. Kullanılan Hadislerin yaşandığı olaylar bazen gözardı edilerek anlam ve zaman bütünlüğü kaybettirilmiştir. Üzülerek söylüyorum bu kitabı okuyup ateist olan varsa mümkünse bir daha düşünsün. Çünkü bu kitap insanı ateist değil islam düşmanı yapar. Ateizm bu kitaptan çok daha geniş bir felsefe ve -katılın veya katılmayın- daha saygın şekilde anılmayı hakediyor. Bu kitap sadece bir demagoji.
Hayatımda ilk defa bir kitabın ilk sayfalarından itibaren rahatsız olmaya başladım. Üslubu, tasvirleri nedeniyle kitaptan gelen olumsuz esinti beni ne yazık ki bir kitaba, özellikle emek verilmiş ve onlarca baskısı olmasına rağmen satışta olan ve hatırı sayılmış bir yazara karşı soğuk bir intiba uyandırdı. Ne yazık ki kendimi zorlamam bile okumama yardımcı olmadı ve okunacak, bana iyi gelecek ve belki de bir şeyler kazandıracak okunmayı bekleyen nice kitap varken zaman ayırmayı doğru bulmadım.
Üniversite yıllarında da ismini sık duyduğum yazarın sanırım herhangi bir kitabına daha sahip olmayı düşünmüyorum.
Ön yargılı olmamak gerek elbette ama okurken bana iyi gelmeli kelimeler, anlatım vs.
Okurlarına, eseri beğenenlere ve yazarın takipçilerine saygılarım baki. Lakin ben deniz mümkünse almayayım bir cümle dahi.
Bir kitap aşığı olarak yazıp yazmamakta tereddüt etsem de duygularımı paylaşmaktan da geri kalamadım.
Yine de,
Herşeye rağmen,
Size iyi gelen
Kitaplarla kalınız...
Tüm insanlık için gönderilmiş olan bir kitap. Doğru yolu bulmak isteyene, darda kalana, şifa arayana, içini rahatlatmak isteyene her türlü soruna deva olan kitap. Herkesin her şeyden önce okuması gereken ilk kitap. Tabi okumak için okunmamalı... Anlayarak hayatımızı Kur-an'ı Kerim'e göre yaşamak için okumalıyız.. Gelmiş geçmiş en iyi tek kitap.. .

Yazarın biyografisi

Adı:
Turan Dursun
Unvan:
Türk Yazar, Müftü, TRT programcısı
Doğum:
Gümüştepe, Şarkışla, Sivas, 1934
Ölüm:
İstanbul, 4 Eylül 1990
Turan Dursun (1934 - 4 Eylül 1990), Türk yazar, düşünür, eski imâm ve müftü. İbn-i Râvendî'nin tâkipçilerinden olup, yapmış olduğu araştırmalarında İslâmiyeti ve peygâmberi Muhammed'i ağır bir şekilde eleştirmiştir.[1][2] Monoteistik dinler tarihi eğitimi görüp ateistolmadan önce müftü olarak çalışmıştır. İslâm dinini açıkça eleştirdiğinden ötürü köktendinci kesim tarafından tehditler almıştır. 4 Eylül 1990'da evinin önünde uğradığı suikast sonucunda yaşamını yitirmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 126 okur beğendi.
  • 681 okur okudu.
  • 19 okur okuyor.
  • 387 okur okuyacak.
  • 13 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları