Uğur Mumcu

Uğur Mumcu

Yazar
8.5/10
795 Kişi
·
2.654
Okunma
·
562
Beğeni
·
15.917
Gösterim
Adı:
Uğur Mumcu
Unvan:
Türk Gazeteci, Araştırmacı ve Yazar
Doğum:
Kırşehir, 22 Ağustos 1942
Ölüm:
Ankara, 24 Ocak 1993
Uğur Mumcu (d. 22 Ağustos 1942, Kırşehir - ö. 24 Ocak 1993, Ankara), Türk gazeteci, araştırmacı ve yazar. 24 Ocak 1993'te Ankara'da Karlı Sokak'taki evinin önünde, arabasına konulan bombanın patlaması sonucu suikaste kurban giderek yaşamını yitirmiştir.

Ailesi

Annesi Nadire Hanım, babası Tapu Kadastro memuru Hakkı Şinasi Bey idi. Uğur Mumcu, 22 Ağustos 1942 tarihinde, Kırşehir'de, dört kardeşin üçüncüsü olarak doğdu.

Eşi Şükran Güldal Mumcu (Homan) ile olan evliliğinden bir oğlu (Özgür) ve bir kızı (Özge) olmuştur.

Uğur Mumcu anısına ailesi tarafından Ekim 1994'te Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı adında bir vakıf kurulmuştur.

Eşi Şükran Güldal Mumcu, 23. Dönem TBMM'ye İzmir Milletvekili olarak girmiş ve halen TBMM Başkanvekilliği görevini yürütmektedir.

Ağabeyi İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Ceyhan Mumcu'nun Uğur Mumcu ile ilgili röportajlarının bir kısmı Kardeşim Uğur Mumcu adıyla bir kitapta toplanmıştır.

Eğitim yaşamı

İlk ve orta okulları Ankara Bahçelievler Deneme Lisesi'nde okuyan Mumcu çok aktif bir öğrenciydi. 1961'de başladığı üniversite eğitimini avukat olmak üzere başladığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde 1965'te tamamladı. Henüz öğrenciyken 26 Ağustos 1962’de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan "Türk Sosyalizmi" başlıklı makalesiyle Yunus Nadi Ödülü'nü aldı. 1963'te fakültede öğrenci derneği başkanı seçildi. 1969-1972 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde İdare Hukuku Profesörü Tahsin Bekir Balta'nın asistanı olarak çalıştı.

Askerlik dönemi

Askerliğini yapmaya hazırlandığı sırada 12 Mart döneminde bir yazısında kullandığı "ordu uyanık olmalı" sözleriyle, "orduya hakaret etmek" ve "sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmak" suçunu işlediği iddasıyla gözaltına alındı. Mamak Askeri Cezaevi'nde pek çok aydınla birlikte bir yıla yakın kalan Mumcu, bu davadan dolayı 7 yıl hapse mahkûm edildi. Fakat bu karar Yargıtay tarafından bozuldu ve Mumcu serbest bırakıldı. Bu olaydan sonra askerliğini yedek subay olarak yapması gerektiği halde, 1972-1974 yılları arasında Ağrı'nın Patnosilçesinde, resmi tanımıyla "sakıncalı piyade eri" olarak tamamladı. Patnos'ta, ağır koşullar altında askerliğini yaparken, zaten uzun zamandan beri var olan ülseri yüzünden mide kanaması geçirdi.

Gazetecilik dönemi

Yeni Ortam gazetesinde köşe yazarlığı yapan Uğur Mumcu, 1975’ten itibaren Cumhuriyet’te 'Gözlem' başlıklı köşesinde düzenli olarak yazmaya başladı. Aynı zamanda Anka Ajansı'nda çalışmaktaydı. 1975’te Mart dönemini sergilediği makalelerinden oluşan Suçlular ve Güçlüler adlı kitabını yayınladı. Aynı yıl, Altan Öymen' le birlikte hazırladıkları, Süleyman Demirel'in yeğeniYahya Demirel'in hayali mobilya ihracatını konu edinen, Mobilya Dosyası adlı kitabı yayınlandı.

1977 yılından sonra sadece Cumhuriyet için yazmaya başladı. "Gözlem" başlıklı köşesinde 1991 yılının Kasım ayına kadar aralıksız olarak yazdı. 1977’de Sakıncalı Piyade ve Bir Pulsuz Dilekçekitapları yayımlandı. Ertesi yıl, Sakıncalı Piyade adlı yapıtını Rutkay Aziz ile birlikte tiyatroya uyarladı. Oyunu Ankara Sanat Tiyatrosu tam 700 kere sahneledi. 1978’de, ünlünün yaşam öykülerini, siyasal geçmişlerini, bir güldürü zenginliğiyle anlattığı kitabı Büyüklerimiz yayımlandı.

1981’de terörün silah kaçaklığıyla ilgisini ortaya koymak ve kamuoyunu bu konuda uyarmak için yazdığı Silah Kaçakçılığı ve Terör yayımlandı. Aynı yıl, Mehmet Ali Ağca'nın Papa'yı öldürme girişiminden sonra Ağca üzerine inceleme ve araştırmalarını yoğunlaştırdı.

Türkiye'de terör olaylarının artması nedeniyle 1979 yılında 12 Mart dönemi öncesi ve sonrası gençlik liderlerinin yaşadıklarını kendi ağızlarından yansıttığı ve silahlı eylemlerle bir yere varılamayacağına dikkat çektiği kitabı Çıkmaz Sokak’ı yayımladı. 1982’de Ağca Dosyası, ardından Terörsüz Özgürlük adlı makale derlemesi yayımlandı. 1983 yılında Ağca ile cezaevinde röportaj yaptı. 1984 yılında Aziz Nesin öncülüğünde bir grup tarafından Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Başkanlığına sunulan, ancak Kenan Evren'in imzalayanları "vatan hainliği" ile suçlayarak dava açtığı Aydınlar Dilekçesi'nin hazırlanmasına katıldı; 12 Eylül döneminde aydınlara yapılan işkenceyi anlatan Sakıncasız adlı oyunu yazdı; Papa-Mafya-Ağca kitabını yayımladı.

1987’de araştırmacı gazetecilik açısından büyük bir başarı kabul edilen Rabıta ve 12 Eylül adlı kitapları; 1991’de en önemli araştırmalarından biri olan Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925yayımlandı.

1991 yılında İlhan Selçuk ve yaklaşık seksen Cumhuriyet gazetesi çalışanı ile birlikte gazeteden ayrıldı. Bir süre işsiz kaldı. 1 Şubat - 3 Mayıs 1992 tarihleri arasında Milliyet Gazetesi'nde yazan Mumcu, Cumhuriyet Gazetesindeki yönetim değişikliği üzerine 7 Mayıs 1992'de Cumhuriyet'e döndü.

Mumcu, 7 Ocak 1993 tarihinde "Mossad ve Barzani" isimli bir yazı yazdı. Bu yazısında Barzani, CIA ve Mossad arasındaki bağlantılara değindi ve yazısını şöyle bitirdi:

"Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD'ın Kürtler arasında?" "Yoksa CIA ve MOSSAD, anti-emperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi?"

8 Ocak 1993 tarihli Cumhuriyet Gazetesindeki Ültimatom başlıklı yazısında ise yakında yayınlayacağı kitabında istihbarat örgütleri ile Kürt milliyetçileri arasındaki bağlantıları açıklayacağını yazmıştı. Kardeşi İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ceyhan Mumcu, cinayetten önce Uğur Mumcu'nun İsrail elçisiyle görüşme yaptığını basına gönderdiği açıklamada yazmıştı. Gazetecilik hayatı başarılarla dolu olan Mumcu 24 Ocak 1993 tarihinde uğradığı bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetmeden önce polis-mafya-siyaset ağının derin boyutlarını araştırmaktaydı. Öldürülme sebebi olarak Abdullah Öcalan'ın bir müddet MİT için çalıştığını araştırması iddia edilmektedir.

Suikast

Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993'te Ankara'da Karlı Sokak'taki evinin önünde, arabasına konan C-4 tipi plastik bombanın patlaması sonucu suikaste kurban giderek yaşamını yitirdi. Suikastın hemen ardından olay yerinde inceleme yapan uzmanların hiçbir delil bulamadığı, patlamayla etrafa dağılan ve cımbızla toplanması gereken delillerin ise süpürgeyle süpürüldüğü iddia edilmiştir.

Suikasti; İslami Hareket, İBDA-C, Hizbullah, PKK gibi örgütler üstlendi. Suikastin arkasında Mossad'ın ve kontrgerilla'nın olduğu da iddia edilmiştir. Ergenekon Davası sanıklarından Ümit Oğuztan, iddianamede yer alan ifadesinde, Mumcu'nun seri numarası silinmiş ve şu an Irak Devlet Başkanı olan Kürdistan Demokratik Partisi lideri Celal Talabani'ye götürülen silahlarla ilgili araştırması nedeniyle öldürüldüğünü iddia etti. Ayrıca ağabeyi Ceyhan Mumcu kendi yaptığı araştırmada ölümüne yakın bir süre içerisinde Mossad ve Barzani ilişkisi ortaya çıkınca İsrail büyükelçisinin ısrarla kardeşi Mumcu'yla birebir olarak görüşmek istediği, ancak Uğur'un tek görüşmeyi kabul etmemesine rağmen görüşmenin yapıldığını belirtmiştir.

Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu'yu ziyaretleri sırasında dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, "cinayeti çözmenin, devletin namus borcu olduğu"nu belirterek adeta namus sözü verdiler (1993). Suikastın failleri yakalanamamıştır.

Ödülleri


1962 Yunus Nadi Ödülü ("Türk Sosyalizmi" başlıklı makalesiyle)
1979 Türk Hukuk Kurumu Yılın Hukukçusu Ödülü
1979 Çağdaş Gazeteciler Derneği Yılın Gazetecisi Ödülü
1980 & 1987 Sedat Simavi Vakfı Kitle Haberleşme ve Gazetecilik Ödülü
1980, 1982 & 1992 İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Ödülü (inceleme dalında)
1983 İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Ödülü (röportaj ve seri röportaj dalında)
1984, 1985 & 1987 Nokta Dergisi Yılın Doruktaki Gazetecisi Ödülü
1987 İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Ödülü (güncel yazılar dalında)
1987 Cumhuriyet Gazetesi Örnek Gazeteci Ödülü (Rabıta Olayı dolayısıyla)
1988 Cumhuriyet Gazetesi Bülent Dikmener Haber Ödülü
1993 Nokta Dergisi Doruktakiler Basın Onur Ödülü
1993 Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü Ödülü
Anayasaya bakarsanız , kanunlar önünde herkes EŞİTTİR.Uygulamaya göz atarsanız , insanlar ÇEŞİT ÇEŞİTTİR.
Uğur Mumcu
Sayfa 147 - um:ag Yayınları 9. Basım 2007
"İnsanlara can güvenliği sağlayamamış bir düzene
hukuk devleti denilemez.
Devrimcilerin faili mechul cinayetlere kurban gittiği bir düzene
demokrasi denilemez.
Yolsuzlukların devlet yetkililerini sardığı bir düzene
Anayasa düzeni denilemez.
Bu, katiller demokrasisidir. Bu, hırsızlar düzenidir."
Kalkınıyor ve gelişiyor muyuz? Başbakanımıza sorsanız , öylesine kalkınıyoruz ve gelişiyoruz ki , bizi yabancılar kıskanıyor!
Uğur Mumcu
Sayfa 76 - Cumhuriyet, 7 Kasım 1985
Bir ulus, ne kadar okuma-yazma, öğrenme, araştırma eğilimde ise, o kadar sağlam, o kadar hoşgörülü ve demokrat yapıda olur.
99 syf.
Pazar, 24 Ocak 1993 öğle saatleri evde izinliyim gelen telefona kadar. Arayan ekip arkadaşım; ‘’ Hadi hazırlan seni almaya geliyorum ‘’ dedi. Ne oldu ‘’dedim? ‘’Uğur Mumcu evinin önünde öldürüldü, evine gidiyoruz’’ Daha basına tüm detaylar yansımamış , polis telsizlerinde anonslarda manşet haber. Amcamı aradım ''amca dedim biliyor musun ne oldu? Hani sen bana imzalı kitabı yollamıştın ya Sakıncalı Piyade ama sakın kızım ulu orta okuma malum sakıncalı yazarın sakıncalı kitabı demiştin, işte o sakıncalı piyade öldürüldü. Şimdi evine gitmem lazım sonra ararım seni '' dedim ve kapadım telefonu.
Ankara’da yaşayanlar bilir Çankaya Karlı Sokak şimdiki adı artık Uğur Mumcu Sokak oldu, mahşer yeri sanki. Basın orada, sağlıkçılar orada , siyasetçiler orada, halk orada , yakınları orada, üzüleni orada, sevincini neredeyse zil takıp oynacak o denli belli eden SAKINCASIZLAR orada.
O havada, adını inkar etmiyor sokak da, karlı buz gibi. 11 yaşında kızı orada, 16 yaşında oğlu orada , şaşkın bir halde araca binmek için daha evinden çıkmadan patlama sesini duyan eşi orada.
Uğur Mumcu, aracı ısıtmak için eşi ve çocuklarından önce çıkıyor evden ve aracını çalıştırdığı anda gümmm patlayan bomba.
Neler olmadı ki o evin önünde ne yorumlar ne ironiler?
Uğur Mumcu’nun aracı karşısında cami inşaatının duvarı önünde park halinde imiş. Sokak ahalisi ezan sesi istemiyoruz cami inşaatı durdurulsun demiş de imza toplamış Uğur Mumcu da destek vermiş de bulmuş belasını, niye çünkü dinsiz SAKINCALI
Nedir bu kadar laik düşünceye hizmet etmek savunmak, ölmeli niye çünkü Atatürkçü SAKINCALI
Köşe yazılarında hizbullahın pkk nın önünün alınamayacağına ülkenin başına bela olacaklarını ufaktan ufaktan kaleme alıp , kocaman araştırmalar yapıyor olmamalı vurun gitsin, SAKINCALI
Bekliyoruz ya ekip olarak evinin önünde, bomba imha uzmanları ve olay inceleme ekipleri gerekli incelemeler yapıyorlar, evden soğukta bekliyorsunuz en azından sıcak bir şeyler için ikramlar kabul edilemez niye Cumhuriyet Gazetesi SAKINCALI, yazarı daha da SAKINCALI
O kadar çok şey vardı ki o dönemler SAKINCALI olarak dile gelmese de hissettirilenler, alıştırılanlar belki hepsini tek tek hatırlayıp sayamayabilirim.
Neydi bunlar;
Solcudan polis, sağcıdan asla sanatçı, yazar olmaz.
Solcu yayınlar okunmaya değer bulunmaz
Ayağında mekap ayakkabısı giyen birisi muhakkak teröristtir iyi bellenmelidir
Düşünce dernekleri, sol yönetimin idaresinde bulunan belediyelerin amacı millete hizmet değildir.
Ahmet Kaya’yı bırakın dinlemek adını anmak bile ihraç sebebindir.
Sağcıların cenazesi Kocatepe Caminden , solcuların ki Maltepe Caminden kalkar.
Namaz kılmayan, oruç tutmayan (mazereti ne olursa olsun) zinne haşa kafirdir.
Fikir beyan etmek, ya bir de belki şöyle olabilir diye fısıldamak bile ne mümkün kesin kellesini.
Diyemiyorsun ki solcuların neyi var be arkadaşım bir rakıları, bir de Ahmet Kaya'ları:))
Yıllar geçti, çoğu şey değişmedi. Sakıncalı Piyade faili meçhul dosyası ile kaldı adliye raflarında sanıyor olabilirsiniz evet ama canına mal olan savunduğu , başa bela olacak dediği Pkk olsun, hizbullah olsun hatta daha da bela olan cemaatler olsun onun dediklerini inkar etmeyecek şekilde icraatlerinde faili meçhul olmadılar.
Kitabında; dönemin sıkıyönetim mahkemelerini , askerlik anılarını ve cezaevleri süreçlerini mizahi bir üslup ile güleriz ağlanacak halimize dedirtene kadar anlatıyor.
Düşüncelerimiz, hislerimiz SAKINCALI olmasın. Merhametimiz, ayrım gözetmeksizin sevgimiz saygımız SAKINCALI olmasın.
Tüm iyi niyeti yüreğinde taşıyıp okumak isteyenlere keyifli okumalar.

https://www.youtube.com/watch?v=A4bq3vNA7ts
99 syf.
·Beğendi·10/10
Efenim herkeşlere selamlar olsun .. Hava buz gibi .. Neşe tavan .. Biram , (yine uyarıyı yapayım : AMAN BİRA İÇMEYİN EY 18 YAŞ ALTI KARDEŞLERİM .. YOLDAN ÇIKARSINIZ BAK!! DEMEDİ DEME !!) fındıh ,fıstıh, jelibon dörtlüsü ile dörtlü kutsal ittifakı kurduk .. Mihver devletleri gibiyiz.. Keyfim gıcır olduğundan kelli , bir de KAR YAĞINCA (WOTAN MIT UNS!!) , esasen yapmayayım dediğim bu incelemeyi yapma kararı aldım .. Arkaya da DAVARO OST açtım ki - beni takip edenler bileceklerdir - bu parça ile yapılan incelemelerden fazla hayır ve CİDDİYET beklemeyesiniz .. Ben uyarıyı yaptım sevgili kikirik ..

Sayın cevizkabuğu biliyorsunuz ki bizim atasporumuz sanıldığının aksine halter ya da güreş falan değil, "NE OLACAK BU MEMLEKETİN HALİ " bazlı yapılan tartışmaların katık edildiği müsabakalardır.. Spor diyince aklına ekipman , giyim ,alet, edavat ya da sahalar falan geliyor hemencik biliyorum..Ama bu öyle bir spordur ki HER YERDE icraa edilebilmektedir .. Sermayesi , akarı kokarı , algısı ,vergisi olmadığı gibi toplum içinde YERGİSİ DE yoktur .. Bununla birlikte fit bir vücut gerektirmemesi , akıllı - akılsız herkes tarafından da yapılabilir oluşu onu daha da cazip hale getirmektedir..
Yani?
Yanisi şu cicim : Köy yerinde su başında sıra bekleyen ve memeleri "SAĞLIK TOPUNA" evrilmiş Hacile teyze de , gökdelendeki ofisinde oturmuş , Harvard mezunu ,milyar dolarlık sermayeyi yöneten ve küçük bir kaçamak sonucu yakalanıp gece ofiste yatmak zorunda kalan beli tutuk Ferruh bey de eşit şartlar altında yarışmaktadırlar ..Okumadan , yazmadan ,sorgulamadan düşünmek biliyorsunuz ki bizde bedava!! Gelgelelim biz Türk milleti senelerdir yaptığımız tüm bu maçları deplansmanda değil "evimizde" yapıyor olmamıza rağmen bir arpa boyu yol gidebilmiş değiliz bu sporda.. Osmanlının fetret devrinden itibaren sayacı günümüze alırsak , 300 400 senelik bir mazimiz var .. Yahu insan 400 senede hiç mi ilerlemez be bilader bir spor dalında?!?! İşte İŞİM GÜCÜM OLMADIĞI İÇÜN ben bu kötü gidişe bir son vermeye karar verdim .. Elimi taşın altına sokuyorum !! Herşeyler sizin için sayın canikolar.. Elimden ne gelirse İŞSİZLİK ADINA seferber edeceğim ..

İsota bulanmış sevgili şemmameler ..Ben size bir yol haritası vermeyeceğim .. Mekik , şınav , barfiks gak-guk falan benim işim değil .. Oku desem biliyorum ki OKUMAZSIN!! Yaz desem adını yazamazsın!! Ama bir de mevsim kış diyip gürlersin suratıma .. Ondan kelli ben sana iki isim ve iki farklı olay serisi anlatıcam .. Şapkanı çıkarıp düşünesin diye .. Hazırsan başlayalım ..

1.55 boylarında bir adam .. "Sakıncalı" dediklerinden ... Tam bir kefere ! TAM AMA !! Türkiye "güççüh amariga" olacak demişler karşı çıkmış, sürülmüş .. Anasından emdiği sütü burnundan getirmişler .. Nereye gitse kovulmuş , üstü çizilmiş .. Çocukluğu inanılmaz yokluklar içinde geçmiş .. Devlet başına nasıl bir belayı sardığını bilmeksizin almış okutmuş bunu ..Kendisini Türkiye Cumhuriyeti okuttuğu için , sürekli bir borçlu psikolojisi altında ezilip durmuş .. Bu millete borcumu ne yaparsam yapayım , istesem de ödeyemem diye .. İsmet İnönü' ye , Adnan Menderese' e , kısaca iktidara kim geldiyse sert bir dille eleştirip karşı çıkmış .. Daha öncede yazdım.. BJK ÇARŞI GRUBU gibi bir adam .. TEK KİŞİLİK ORDU! VE HERŞEYE KARŞI !! Haliyle 9 KÖYDEN KOVULMUŞ .. 10. Köy' de , kendi vakfında yaşayan bir tip .. Bilenler kim olduğunu anladı ya , ben yine bilmeyenler için başından geçmiş YUH DEDİRTEN bir olayını anlatayım ... Efenim rivayet odur ki , bir gün gazetesini okurken seri ilanlarda bir satır dikkatini çekiyor bu keferenin .. Edirne' de bir GENELEV ,içindeki hayat kadınlarıyla beraber açık arttırmaya çıkarılmak sureti ile satışa sürülmüş .. Bir kez , üç kez ,sayıyla 5 kez okuyor , gözlerine inanamıyor gerçek mi bu yazanlar diye .. Dedim ya tam bir kefere, İfritin en önde flamalı araçta gideni!!! Kalkıp gidiyor açık arttırmanın olduğu mekana .. Huzur bozacak yaa !! O zamanlar facebook , twitter ve sosyal medya yok ..Ondan kelli, O'nun yüzünü simasını bilen de yok pek tabii.. Oturuyor bir köşeye olanı biteni bir bir not alıyor .. Geri dönünce , bu gördüklerini gazetesinde yazıyor , BU NASIL BİR İNSANLIKTIR DİYE!!! Vay efendim sen misin yazan ?!? Hemen dava açılıyor tabii hakkında... Ne için mi?
ADLİYEYİ AŞAĞILAMAK SUÇUNDAN!! =)) NASIL??? MÖHTEŞ Dİ Mİ AMA ?!?!? =))
Velhasıl kelam , lafı çok uzatmayayım .. Yargıç soruyor buna , “Siz genelevdeki kadınların avukatı mısınız?" diye.. Karşılığında şu cevabı alıyor;
"ELBETTE AVUKATIYIM". Salt onların değil, bütün insanların avukatıyım ve salt ben değil, bütün aydınlar, yazarlar halkımızın avukatıyız, sizler de öyle olmalısınız..."
Merak edenler için kısa not : Tabii ki suçu cezasız kalmıyor.. =))

Kim bu şahıs dersen , bu kitaba önsöz yazan adam O..İsmi Aziz Nesin .. BABALARIN BABASI !!

Sevgili çokomeller .. Diğer isim bu kitabın yazarı ...Bu kitaba yapılmış incelemeleri açıp okursanız zaten Uğur Mumcu ile alakalı pekçok satıra gark olacaksınız .. Bu satırlara , yenilerini de ben eklemek istemiyorum .. Bilen zaten kim olduğunu biliyor .. Türkiye' de araştırmacı gazetecilik denince, "İLK" kim akla geliyor HERKEŞ biliyor... O ekolün okulunun temellerini kim atmış , kahpe amerika ve ülkemizdeki yardakçılarına kim dur demiş , diyince başına neler gelmiş hepimiz biliyoruz sanırım .. Bilmeyen Mars kolonisi sakinlerini de , 55. kattan kafalarına atacağım ELLİ BEŞER kiloluk Diyarbakır karpuzlarıyla ödüllendiriyorum işte burada , bu satırları yazarken sizinde huzurlarınızda .. Biliyorsunuz ben spoiler falan vermiyorum normalde incelemelerde.. Yine de derine dalmadan birkaç konu başlığını incelemek elzem diyorum bu defaya mahsus..

VE Bunun için halk arasındaki adıyla CIRCIR yani İshal denilen illeti ele almamız gerekiyor .. GÜLME !! Ben gayet ciddiyim !!

Hepimiz bu kabus ile yüzleşmişizdir .. Bir korkulu rüya , bir istenmeyen misafir , kimimiz için "AMAN ALLAH KORUSUN" , kimimiz için "ODHIN BETERİNDEN SAKLASIN" dediğimiz bir olaydır bu .. İnsanlık halidir .. Kimimizi evde , kimimizi uçakta ( başıma geldi !!) , kimimizi işyerinde yakalar .. Şiddetine göre kabusun ivmesi büyür.. Öyle bir düşmandır ki , evde yakalananlar hariç ,ilaçı olmadığından dolayı açık kalmış ARTEMA marka duş başlıklarına dönersin .. Tuvaletlerde kahve falına dönmüş post modern şaheserlere imza atarsın .. Kısaca evlerden ırak bir müsibettir bu .. Peki , bu kitapta yeralan TRAJİKOMİK dahi diyemeyeceğim bir olayı aktarayım sizlere .. Bir hukuk doçentinin İSHAL oluşu VE İFADE VERMEYE GİDEMEYİŞİ Anayasa Mahkemesi İçtihat Kararlarına nasıl olur da girer ?!?! BAKIN ANAYASA MAHKEMESİ DİYORUM !! BORU DEĞİL !!! Darbe olmuş ve "askeri" mahkemeler kurulmuş !! Şakası yok bunun !! Bakkal Rüstem emmi çağarmıyor seni ifade vermeye cicim !!! RÖHAHAHAHAHAHA !!! =))

Ya da yazdığınız bir yazının içinde bir türküden aktardığınız "sağdan sola , soldan sağa salla bayrağı düşman üstüne" satırları yüzünden Komunizm propagandası yaptığınızdan kelli ceza almanız aklın ve mantığın neresine düşmektedir !

Ya da bilmem kaç yıl önce ölmüş Şopen'i dinleyerek komunizm övmek ??! =))

Yüze yakın Aziz Nesin kitabı okudum .. Az çok dilini ve zikrini biliyorum .. Bu önsözü ondan başkası yazsa idi cidden olmazdı !! Ki o da yazarken kıskanmıştır nasıl yazdın bunları be adam diye .. Adım gibi eminim !! O kadar açık ve net garanti veriyorum .. İster acı acı , ister katıla katıla gülün ama NE OLACAK BİZİM BU HALİMİZ SORUSUNUN CEVABI "KABAK" gibi ortada duruyor bu kitabın içinde ..

Şimdi diyeceksin ki , yahu arkadaş nerden aklına geliyor bunlar .. Bu kelimeleri bu incelemenin içinde görsem inanmazdım falan fistan gülistan .. Kardeşim malzeme bu .. Ben düşünüp önüne getirmiyorum ki .. Uğur Mumcu bunları yazdıysa SEBEBİ SENSİN !!! AZİZ BABA bunları yazdıysa SEBEBİ SENSİN !!! İŞSİZ OLDUYSAM SEBEBİ SENSİN .. Askerde 3-5 nöbetine

- " KALK !!! ALAY KARARGAHIN ÖNÜNE UFO İNMİŞ!"
- " ROBER HATEMO NİZAMİYEDEYMİŞ ..DURUM ACİL .. BEKLENİYORSUN ! GİYİN HEMEN! "

diyerek kaldırdığım ve koşa koşa oraya giden insanlar bunun sebebi .. BEN NE YAPAYIM ?!?! =)) Kemal Kükrer' in torunuyla davalık olayazmış bir adam var karşınızda .. BENİM SUÇUM YOK !! SUÇ SİZİN !! =))) İnceleme burada bitti ama ...

Uzun bir aradan sonra , kendisini soranlar için gelsin KuP KuP BoY ' dan şu dizeler ..

Bizde incelemeler KAMU MALI , "ÖZELLEŞMEZ" ABİSİ
Sanma ki şaha kalkan faşizm gördüklerinin en ADİSİ
Ahlak jandarmaları türemiş ! AHLAKLISI HANGİSİ?
18 , 19 , 66 .. ortasında yer alır İŞSİZLİKLER VADİSİ !

KuP KuP BoY

Esen kalınız , İŞSİZ KALINIZ KUKUMANJEROLAR !!!
517 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Kitap hakkında fazla bir şey söylemeyeceğim.Gerçeklere dayalı bir araştırma kitabı haliyle konunun etraflıca araştırılması gereği detaylara ve tekrara biraz fazlaca yer verilmiş.Onun dışında 'Sunuş'tan bir alıntıyla incelememi bitireceğim.

"...Uğur Mumcu, Türkiye için önemli bir düşünce ve yazı insanıydı.Arkasında önemli bir düşünce mirası bıraktı.Kendisinin de, mirasının da önemi, değeri azalmıyor, tersine artıyor.Rabıta, bu artan öneminin çarpıcı örneklerinden biri, belki birincisi...
12 Eylül 1980 darbesinden sonra, yönetime el koyan ve kendilerini "Atatürkçü" olarak niteleyen generallerle emrindekilere göre, yurt dışındaki "Müslüman Türk"lere yeterli din hizmeti verilememekte, bu boşluğu da ,Türkiye'deki laik düzeni yıkıp din devleti kurmak isteyen tarikatlar, dinsel cemaatler doldurmaktadır.O ülkelerdeki Türklerden topladıkları paralarla çok büyük kaynaklara sahip olan bu cemaatlere, İran'dan, Suudi Arabistan'dan da para akmaktadır.
"Atatürkçü" generaller ve emrindekilere göre, Avrupa ülkelerindeki Müslüman Türklere din hizmetini, cemaatler, tarikatlar v.b değil, Diyanet İşleri Başkanlığının memur imamları vermelidir ama devlet bütçesinde döviz yoktur!Suudi Arabistan'ın resmi kuruluşu niteliğindeki şeriatçı Rabıtatül Alemül İslam, Türkçesi 'Dünya İslam Birliği adlı örgütle gizli bir anlaşma yapılır.Maaşları bu kuruluş tarafından 'karşılıksız' ödenen 'T.C.devleti memuru' imamlar, böylece yurt dışındaki Türkleri imamsızlıktan kurtarır!Düzenlenen gizli kararnamenin altında devlet başkanı Atatürkçü(!) general Kenan Evren'in, Atatürkçü(!) emekli amiral başbakan Bülend Ulusu dahil bütün 12 Eylül bakanlarının imzası vardır.
Yazı dizisinin yayınlanmasından sonra, Rabıta örgütünün yurtdışındaki Türk memur-imamlara gizlice maaş ödemesi uygulamasına, 12 Eylül'den önce Demirel, hatta yine "Atatürkçü, laik" Ecevit hükümetinin de başvurduğu ortaya çıkmıştır.
Rabıta, 1979-84 arasında yaşanan bu skandalın, 1987'de Uğur Mumcu tarafından sergilenmesi; 2016 Türkiye'sinin 1987'den çekilmiş bir fotoğrafı.Ama fotoğraf, dizi filme dönüşmüş; uzayan diziye çok sayıda yeni oyuncu eklenmiş.İlk fotoğrafı çeken Uğur Mumcu'nun payına ise "ölüm" uygun görülmüştür.O kalem kırılmış!..
.....

Düşünenlerin, soru soranların , itiraz edenlerin öldürülmemesi, öldürülenlerin hiç unutulmaması dileğiyle..."

Uğurlar olsun sevgili Uğur Mumcu
https://youtu.be/8xMb1_KCQT8
127 syf.
Milliyet Gazetesi’nde 12 Ocak-26 Ocak 1992 tarihleri arasında İzmir suikastı teşebbüsü, Uğur Mumcu tarafından ilk kez açıklanan belgeleri ile “Gazi Paşaya Suikast” yazı dizisi olarak yayınlanmış ve sonrasında kitap haline getirilmiştir.

Kitapta öncelikle tutuklamalar, yöneltilen suçlamalar, itiraflar, savunmalar ve sanıkların karşılıklı suçlamaları yer almaktadır.

Önce Terakkiperver Fırkası önde gelen üyelerinin, sonrasında da İttihat ve Terakki ilk dönem bakanlarının gözaltına alınarak soruşturmanın genişletilmesi süreçleri açıklanmış ve soruşturmanın neden bu kadar genişletildiği incelenmiştir.

Kurtuluş Savaşı'nın Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy gibi önde gelen paşaların verdikleri ifadeler ve yargılanmaları konusunda Atatürk ve İsmet İnönü arasında çıkan ihtilaflar aralarındaki gizli yazışmalarla ortaya konulmuş. Bu yazışmalar ilk defa bu yazı dizisinde yayınlanmış. Yazışmaların oldukça ilgi çekici olduğunu düşünüyorum. Yazar bu yazışmaları ve fikir ayrılığını şu şekilde özetliyor:
"İsmet Paşa, iki ateş arasındadır. Daha doğrusu, en yakın iki arkadaşı arasında. Gazi Paşa, suikastın arkasında Kâzım Karabekir’in ve kapatılan Terakkiperver Cumhuriyet Partisi’nin olduğuna inanmıştır, İsmet Paşa da bu olasılığa hiç inanmamıştır."

İstiklal Mahkemeleri'nin yapısı, işleyiş şekli ve karar alma süreci hakkında bilgiler yer alıyor. Sanıklara sorulan suikastle ilgili ve siyasi sorular ile İzmir ve Ankara'da yapılan duruşmalardaki tutanaklar aktarılıyor. Yazar tarafından özellikle mahkeme başkanı Kel Ali'nin "İstiklal Mahkemesi şahsi kanaatine göre karar verir" sözü vurgulanıyor; avukat tutulmasının yasak olması ve sonuca itiraz olanağının bulunmamasına değiniliyor.

Son bölümlerde ise sanıklar hakkında verilen kararlar ve bu kararlar karşısındaki tepkileri; idam edilen sanıklar ile ilgili idamın infazı, sanıkların son sözleri ve idam anındaki tavırları anlatılıyor.

Uğur Mumcu İzmir suikastı teşebbüsünü sistematik ve olabildiğince objektif bir şekilde kaynakları ile ortaya koymuş ve incelemiş. Genel olarak kesin hükümler ortaya koymaktan olabildiğince kaçınmış ve her iki tarafın iddia ve savunmalarını ortaya koymaya çalışmış.

Bununla birlikte sonuç bölümünde bir kısım idam mahkumu hakkında kararı okuyucuya bırakırken; suç üstü yakalanan ve suçlarını itiraf eden sanıkların suçlu olduklarının bariz olduğunu belirtmiş. İdam edilen iki sanık için ise:
"Cavit Bey gibi, Dr. Nazım Bey gibi İttihatçılar, suikast ile uzaktan yakından bir ilgileri olmamalarına karşın mahkemece ölüm cezasına çarptırılmışlardı." şeklinde bir yorumda bulunmuş ve bu iddiasını İsmet İnönü ve Falih Rıfkı Atay'ın benzer sözlerine de yer vererek desteklemiştir.

Sonuç olarak Uğur Mumcu'nun bu eserinde, araştırmacı gazeteciliğin hakkını sonuna kadar verdiğini ve konu ile ilgili başucu kitabı olabilecek oldukça kaliteli bir eser ortaya koyduğunu söyleyebilirim. İzmir suikastını merak edenler için rahatlıkla tavsiye edebileceğim bir kitap.
83 syf.
Kitap, merhum Uğur Mumcu'nun 1984-1992 tarihleri arasında Cumhuriyet Gazetesi köşesinde yazdığı bazı köşe yazılarının derlemesinden oluşmakta. Köşe yazılarının birçoğu doğrudan Dersim isyanı ile ilgili olmayıp; Cumhuriyet tarihindeki Kürt aşiret isyanları ile bunların kökenleri/dış bağlantıları, PKK, Kuzey Irak ve gündemdeki bazı gelişmelerle ilgili değerlendirmelerden ibarettir. Kitaba neden "Dersim" ismi verildiğine pek bir anlam veremedim. Köşe yazıları oldukça kısa olduğu için çok derinlemesine bir analiz içermemekte olup, birçok köşe yazısında benzer konular anlatıldığından dolayı çokça tekrara düşülmüş.

Anlatılanlar o günlerde belki ilk defa dile getirilen önemli tespitler olsa da, günümüzde artık birçoğumuzun duyduğu ve bildiği konular. Uğur Mumcu'nun konu ile ilgili bakış açısını merak edenler okuyabilirler fakat belirttiğim sebeplerden dolayı da kitabı okumamanız durumunda çok şey kaçıracağınızı düşünmüyorum.
132 syf.
Kitap, Uğur Mumcu’nun 1967-1992 yılları arasında , sanat yapıtlarına getirilen yasaklar ve haksız eleştiriler karşısında, hem gazeteci hem de hukuksal kimliğiyle cevap verdiği köşe yazılarından oluşmakta.

Kitaplara getirilen yasaklar, evlerin basılarak toplatılmasının kanuna aykırılığı ve dönemin yöneticilerince Anayasa maddelerinin keyfi uygulamalarına maruz kalışını okuyoruz.
Hiç yabancı gelmedi öyle değil mi?
Siz kitabı aldıktan sonra, kitabın yasaklanmış olması normal şartlarda sizi ilgilendiren bir kısım olmuyor. Yani kitabın çoğaltılarak yayınlanmasında bir katkınız yoksa, sırf kitabı alıp okudunuz ve kitaplığınızda bulunuyor diye size kimse bir şey yapamıyor. Tabi bunu eve gelen polislere de anlatabilmenin ciddi bir marifet istediğini de düşünüyorum.

Mumcu’nun Yaşadığı dönemi ve öncesinin siyasi olaylarını mükemmel şekilde yorumlayarak 2000li yılları şaşmaz bir tahminle bildiğini, yazılarının her satırında görebildiğimiz bir kitap.
Günümüzü daha iyi anlayabilmemiz ve bu duruma bizleri getiren olayları; aydın , ileri görüşlü, korkusuz ve onurlu bir gazetecinin kaleminden öğrenmek isteyenlerin Uğur Mumcu’nun hiç bir yazısını kaçırmamalarını tavsiye ederim.
107 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Sevgili Uğur Mumcu'nun ölmeden önce yazdığı (yarım kalan)son kitabı, hatta yasaklanan, toplantılan kitabıdır. Basımı yapılamadığı için birçok sahaf gezdikten sonra zar zor bulabilmiştim. Ama o kadar aramama değdi çünkü bulduğum kitap Uğur Mumcu'nun kendi imzası olan bir kitap.. Kitabı tamamlama şansı olsaydı ülke tarihinde birçok karanlık noktayı ortaya dökecekmiş, izin vermediler. Ki yazabildiği kadarıyla bile Abdullah Öcalan'ın kim olduğunu kanıtlı belgeleriyle birlikte ortaya dökmüş. Ölümündeki sır perdesi hasır altı edilip kapatıldı. Uğur Mumcu, Türkiye Siyasetinde çok önemli bir yere sahiptir. Türkiye'nin en iyi araştırmacı gazetecilerinden biridir. Anısına saygıyla..
171 syf.
·9 günde
Bugün 24 Ocak 2019, Uğur Mumcu’nun, uğradığı bir suikast sonucu, hayatını kaybedişinin 26. yılı. Uğur Mumcu kimdir, nedir diye anlatmaya kalksak kelimeler yetersiz kalacaktır. Kısaca bahsetmek gerekirse; ‘Aydın’ kelimesinin hakkını veren, sözde değil özde Atatürkçü, laik ve demokrat, inandığı değerleri hayatını kaybettiği güne kadar koruyan ve bu uğurda canını veren, yazılarıyla ve araştırmalarıyla halkı aydınlatmak için gazetecilik mesleğini yapan bir insandı. Bu incelemeyi de, O’nun ölüm yıldönümünde, O’na saygı duruşu niteliğinde yazıyorum. İnceleme, kitap ve yakın tarih hakkında ‘spoiler’ içerebilir.

26 Şubat 1975 tarihli yazısında şöyle diyor Mumcu: “Bu suskunluktan cesaret alan saldırganlar yarın büyük suikastlara da girişebilirler. İlerici siyasetçiler, yazarlar da bu teröristlerin kurşunlarına hedef olabilir. Toplum her gün bir büyük kargaşanın içine bilinerek ve istenilerek itilmektedir.”
Ölümünden yaklaşık 18 yıl önce kaleme aldığı bu yazı adeta ileriyi görür nitelikte. Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Turan Dursun, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu ve daha nice aydınlarımız suikastlar sonucunda hayatlarını kaybettiler.

14 Ocak 1976 tarihli yazısında CHP’lilere şu soruyu soruyor:” CHP parlamenterleri adresiniz neresidir? Bu soruların kim tarafından sorulmasını bekliyorsunuz? Dokunulmazlığınız yok mu? Araştırmayacak mısınız bu konuları? Ne bekliyorsunuz daha? Kimi veya neyi? Üzerinizdeki ölü toprağı ne zaman kalkacak, ne zaman?”
31 Mayıs 1976 tarihli yazısında ise şu soruyu soruyor Mumcu: “Bir ülkede birbiri ardından cinayetler işlenir ve katiller yakalanmazsa, o zaman, ‘devlet içinde devlet’ olduğu yolundaki şüpheler su yüzüne çıkar. Demek oluyor ki, polisin de yakalayamadığı, gücünün yetmediği bazı güç dengeleri bulunmaktadır. Kim bunlar?”

Günümüzde dahi birkaç isim dışında, kim ve ne olduklarına tam bir cevap verilememiş. Demek ki yıllardır süren bu soru hala aydınlığa kavuşamamış, karanlık kişiler yine karanlıkta kalmayı başarmış. Durumun tespitini de yine yıllar önce, 28 Ocak 1986 tarihli yazısında şöyle yapıyor: “Birçok cinayet karanlıkta kaldı. Birçok olayın üstüne gidilemedi. Devletin görevi bunları ortaya çıkarmaktı. Türkiye’de milliyetçilik adına birçok cinayet işlendi. Solculuk devrimcilik adına da öyle. Bu cinayetlerin bir kısmı aydınlandı, bir kısmı da karanlıklara terk edildi.” Hâlâ geçerliliğini koruyan bu satırlar, geçen yıllar içinde bir arpa boyu yol alamamış olduğumuzu yüzümüze vuruyor. Maalesef bugün bile bazı milletvekillerimiz, milletin vekili olmayı tam anlamıyla başaramıyor. Sorulması gereken sorular, yine sorulamıyor.

19 Ekim 1984 tarihli yazısında “At gözlüklerini bir yana atıp, olaylara ‘insan’ gibi bakmasını beceremeyenlere daha ne anlatacaksınız ki?” diyor Mumcu.
Bir insanın, ‘insan’ olmayı becerememesi, hayata dümdüz bir bakış açısı ile bakması kadar insanı kör edecek başka bir şey yok. Siyasi ideolojisi, dini görüşü ne olursa olsun insan, karşıt görüşteki kişilere de objektif olarak bakmayı başarabilmeli, en azından denemeli. Bunun da tek yolu insanın kendini eğitmesinden, hayat olan bakış açısını mümkün olabildiğince geniş tutmasından geçiyor. Milletçe en büyük problemimiz takım tutar gibi fanatikçe parti tutmamız, liyakata değil de çıkarlara paye vermemiz değil mi zaten?

Bakın 18 Haziran 1983 tarihli yazısında ne diyor Mumcu: “Milliyetçinin sahtesi ile solcunun sahtesi, başka başka amaçlarla ama aynı yönde birer zehirli yılan gibi yalan üretmeye ve zehir saçmaya böylece ortalığı bulandırmaya çalıştılar.” Yine başka bir yazısında, 7 Kasım 1984 tarihli yazısında ise: “Yağma yok. Katilin sağcısı solcusu olmaz. Siyasal kanıya ve ideolojiye göre katile rütbe verilmez. Katil, katildir!” diyor.

Millet olarak, yapmamız gereken, siyasi farklılıklarımıza rağmen ayrışmamamız, cumhuriyetimize ve değerlerimize birlik ve beraberlik içinde sahip çıkmamız iken, kardeşi kardeşe kırdıran güçler kimler? Bu güçler kimden ve neden destek alıyorlar?

1 Kasım 1988 tarihli yazısında: “Olası bir düşman saldırısı karşısında ülke topraklarını korumak, asker ve sivil bütün hepimizin ortak görevidir. Kamuoyunda beliren endişe bu ‘para-militer’ nitelikteki birliklerin bugün olmasa bile yarın ya da öbür gün siyasal iktidar emrinde silahlı bir güç olarak kullanılıp kullanılmayacağıdır. Siyasal kutuplaşmaların yaşandığı bir toplumda ‘para-militer’ güçlerin ‘politizasyonu’ çok kolaydır.” cümleleri ise 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde ve öncesinde yaşanan, vatandaşlarımıza korku veren silahlı eylemlerin gelecekte de tekrarlanabileceği konusunda bir uyarı, milis kuvvetlerin güçlerini, kendi vatandaşlarımıza karşı değil, olası dış tehlikelere karşı kullanılması gerektiğini hatırlatır nitelikte.

İncelemenin ilk kısmı buraya kadardı. İkinci kısmındaysa bazı isimlerden bahsetmeye çalışacağım.

İlk isim Ruzi Nazar olacak. Kimdir bu Ruzi Nazar?
Öncelikle, Akıl Oyunları’nın yazarı Sylvia Nazar’ın babası. Ancak tek özelliği bu değil Ruzi Nazar’ın. Ruzi Nazar, Türkistan’da doğmuş, Sovyet ordusunda görev yapmış, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’ya kaçmıştır. Sonradan Amerikan uyruğuna girmiş ve gizli haber alma örgütünde önemli görevler üstlenmiştir. Ankara’da görev yaptığı sıralarda Jusmat adlı Amerikan askeri kuruluşunda çalışır görünen, evinde sık sık devlet adamlarını asker ve sivil bürokratları ağırlayan bir CIA görevlisi. 12 Mart 1971’den sonra Türkiye’den ayrılmış. Ölümü üzerine ise Soner Yalçın’ın ilginç bir yazısı var. İlgilenenler yazıya ‘Alevi Mezarlığı’ndaki CIA Mezarı’ yazarak ulaşabilirler. Daha ayrıntılı bilgi için de yine Soner Yalçın’ın Reis ve Bay Pipo adlı kitaplarından faydalanabilirler.

Bundan sonraki isimler ise Abdi İpekçi ve Papa suikastında adı geçen bazı isimler olacak.

Mehmet Ali Ağca adını, Papa suikast girişiminden daha önce, Abdi İpekçi suikastıyla duydu Türkiye. 1 Şubat 1979 tarihinde düzenlenen Abdi İpekçi suikastından sonra, aylarca yakalanamadı. 25 Haziran 1979 tarihinde yakalandıktan sonra cezaevine gönderildi. 23 Kasım 1979 tarihinde, Ülkücü Gençlik Derneği Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Çatlı ve Oral Çelik’in yardımıyla cezaevinden kaçırıldı. Ardından sahte pasaportla Bulgaristan’a geçti.

Burada Bulgaristan’a bir parantez açmak istiyorum. Süleyman Necati Topuz adındaki bir kaçakçı, Bulgaristan ile ilgili şu cümleleri söylüyor: “Türk Mafyası, Bulgar Gizli Servisi’nin mutlak yönetimi ve denetimi altındadır. Bulgar Gizli Servisi, Türk Mafyası’nı ayrılamayacak şekilde kendisine bağlamıştır. Kaçakçılara, sigaradan ağır silahlara kadar her şey, KINTEX isimli Bulgaristan Devlet Şirketi tarafından satılır. Transit edilen her şey, bu şirket aracılığıyla tekrar export yapılır. Kaçakçılar, Bulgaristan ile olan her türlü ilişkisini bu şirket aracılığıyla kurmak zorundadır. Bu şirket ise aslında Bulgar Gizli Servisi’nin bir yan kuruluşudur.” Mumcu ise 18 Haziran 1983 tarihli yazısında şu cümleleri kuruyor: “Kaçakçılıkta bir tek ülke suçlanamaz. Bu çokuluslu bir trafiktir. Ancak Bulgaristan gibi sosyalist bir ülkenin kaçakçılığa karışması sosyalizm için yüz kızartıcı bir olaydır.” Parantezi kapatalım, Ağca’ya devam edelim.

Papa suikastından önce, Ağca, İsviçre’nin Zürih kentine gider. Ağca, Zürih’te Feridun Akkuzu ile tanışır ve Ağca’ya kalacak yer ayarlar. Feridun Akkuzu ifadesinde, Ağca ile Zürih’te tren istasyonunda gazete alırken tanıştıklarını, Ağca’nın adını Metin olarak söylediğini, gerçek kimliğini bilmediğini söyler. Tabii ne kadar inandırıcı olduğu meçhuldür.

Peki, Feridun Akkuzu kimdir?
1975 yılında karıştığı bir eylem nedeniyle, Sıkıyönetim Komutanlığı’nca 20 yıl hapse mahkûm edilir, daha sonrasında da sahte pasaport ile yurtdışına kaçar. Davada, Akkuzu’nun avukatlığını Taha Akyol yapmıştır. (Taha Akyol’u, Kemal Kılıçdaroğlu’nun en beğendiği yazarlardan birisi olarak da hatırlamak mümkün.) Daha sonra 20 yıl ceza aldığı davadan beraat eder, sahte pasaport suçundan 8 ay hapis cezasına çarptırılır.

Biz yine Ağca’ya devam edelim. Ağca, Olten Ülkü Ocağı Başkanı Eyüp Erdem ile beraber, Ömer Bağcı’ya giderler. Ömer Bağcı, Olten’deki ocağın saymanıdır. Eyüp Erdem, ‘Hacı’ adıyla Ağca’yı tanıtır. (Yine küçük bir parantez açalım, Eyüp Erdem, Basel’de uyuşturucu kaçakçılığı yapan, Mehmet Şener’i de saklayan isimdir.) Ağca suikastta kullanacağı silahı Ömer Bağcı'ya verir. Suikast silahı, Oral Çelik ve Abdullah Çatlı tarafından, Avusturyalı eski bir Nazi olan, silah kaçakçısı Horst Grillmayer’in ortağı Otto Tintner’den alınır.
Ağca, 13 Haziran 1981’de Papa’ya suikastı gerçekleştirdikten hemen sonra yakalanır. Her sorgusunda, söylediklerini değiştirir ve en sonunda da kendini İsa Mesih ilan eder. Bütün bunları neden, niçin yapmıştır soruları yıllardır soruluyor. Mumcu, 30 Mayıs 1985 tarihli yazısında şu soruları soruyor: “Ağca deli mi, deli numarası mı yapıyor? Ağca deli ise ne zamandan beri deli? Akıllı ise niçin ‘ben Hazret-i İsa’yım, Allah’ın oğluyum.’ demektedir?” Verilebilecek en mantıklı cevap, büyük ölçüde, suç ortaklarına zaman kazandırmak amacıyla yaptığıdır.

Ağca’nın avukatı d’Ovidio ise, SISMI(İtalyan askeri istihbarat ve haber alma servisi)’nin avukatıdır. İtalyan iş çevreleri ve mafyanın denetimindeki P-2 Mason Locası’na SISMI’nin başkanı General Santovito ve yardımcısı General Musumeci de üyedir. Loca, Vatikan ile de yakın ilişkiler içindedir. Loca ile Vatikan arasındaki köprüyü kuranlardan biri de uluslararası mafyanın bankası olarak da bilinen Banco Ambrosiano’nun sahibi Banker Calvi’dir. Bir başka banker Michele Sindona da bu işin içindedir. Banker Calvi ile Vatikan arasındaki ilişkiler Kardinal Marcinkus aracılığıyla yürümektedir. Bu kişiler arasındaki karanlık ilişkiler ortaya çıktığı günlerde Ağca, suikastı gerçekleştirir. Böylece bu karanlık ilişkilerin açığa çıktığı soruşturma ve soruşturmayı yürütenlerin öldürülmesi dikkatleri pek fazla çekmez.

Peki, Banker Calvi ve diğerlerinin sonu ne olmuştur? Banker Calvi, sahte kimlik ile İtalya’dan kaçmıştır. 1982 yılında Blackfairs Köprüsü’nde asılarak öldürülmüştür. General Santovito, uluslararası silah kaçakçılığından sorgulanmış, bir süre sonra ölmüştür. Michele Sindona, hücresinde siyanürlü kahve ile öldürülmüştür. Kardinal Marcinkus 2006’da hayatını kaybetmiştir, ölüm nedeni açıklanmamıştır. Papa suikasttan yaralı olarak kurtulmuş, sağlığına kavuştuktan sonra Ağca’yı affetmiş, 2005 yılında hayatın kaybetmiştir.

Ağca, 2000 yılında İtalyanlar tarafından Türkiye’ye iade edilmiştir. 18 Ocak 2010 tarihinde Türkiye’deki cezasını tamamlayıp hapisten çıkmıştır. Abdullah Çatlı, Susurluk Kazası’nda, 3 Kasım 1996’da hayatını kaybetmiştir. Abdi İpekçi ve Papa suikastlarına karışmış olan Oral Çelik ise hâlâ hayattadır, 1999 yılında yeterli delil bulunmadığından dolayı beraat etmiştir.

Abdi İpekçi, 1 Şubat 1979 günü suikast sonucu hayatını kaybetmiştir. Uğur Mumcu da 24 Ocak 1993 günü arabasına konan bombanın infilak etmesi sonucu hayatını kaybetmiştir. Mumcu’nun gidişiyle de her şey biraz daha karanlıkta kalmıştır.

İncelemenin sonuna geldik. Ama madem incelemeye Mumcu’nun sözleriyle başladık, O’nun sözleriyle bitirelim: “Güç günler, sabır ve soğukkanlılık ister…”
326 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10
Gerçekten tarihe ışık tutan bir yazar ve bir eser! Tarihin her safhasında aynı olaylar, aynı tutumlar kimse ülkeyi düşünmez hep kendi çıkarını düşünür çok tanıdık gelmiyor mu size de ? Tanrı Türkü korusun ama önce siyasetçilerin ben merkezci tutumlarından..

Yazarın biyografisi

Adı:
Uğur Mumcu
Unvan:
Türk Gazeteci, Araştırmacı ve Yazar
Doğum:
Kırşehir, 22 Ağustos 1942
Ölüm:
Ankara, 24 Ocak 1993
Uğur Mumcu (d. 22 Ağustos 1942, Kırşehir - ö. 24 Ocak 1993, Ankara), Türk gazeteci, araştırmacı ve yazar. 24 Ocak 1993'te Ankara'da Karlı Sokak'taki evinin önünde, arabasına konulan bombanın patlaması sonucu suikaste kurban giderek yaşamını yitirmiştir.

Ailesi

Annesi Nadire Hanım, babası Tapu Kadastro memuru Hakkı Şinasi Bey idi. Uğur Mumcu, 22 Ağustos 1942 tarihinde, Kırşehir'de, dört kardeşin üçüncüsü olarak doğdu.

Eşi Şükran Güldal Mumcu (Homan) ile olan evliliğinden bir oğlu (Özgür) ve bir kızı (Özge) olmuştur.

Uğur Mumcu anısına ailesi tarafından Ekim 1994'te Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı adında bir vakıf kurulmuştur.

Eşi Şükran Güldal Mumcu, 23. Dönem TBMM'ye İzmir Milletvekili olarak girmiş ve halen TBMM Başkanvekilliği görevini yürütmektedir.

Ağabeyi İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Ceyhan Mumcu'nun Uğur Mumcu ile ilgili röportajlarının bir kısmı Kardeşim Uğur Mumcu adıyla bir kitapta toplanmıştır.

Eğitim yaşamı

İlk ve orta okulları Ankara Bahçelievler Deneme Lisesi'nde okuyan Mumcu çok aktif bir öğrenciydi. 1961'de başladığı üniversite eğitimini avukat olmak üzere başladığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde 1965'te tamamladı. Henüz öğrenciyken 26 Ağustos 1962’de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan "Türk Sosyalizmi" başlıklı makalesiyle Yunus Nadi Ödülü'nü aldı. 1963'te fakültede öğrenci derneği başkanı seçildi. 1969-1972 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde İdare Hukuku Profesörü Tahsin Bekir Balta'nın asistanı olarak çalıştı.

Askerlik dönemi

Askerliğini yapmaya hazırlandığı sırada 12 Mart döneminde bir yazısında kullandığı "ordu uyanık olmalı" sözleriyle, "orduya hakaret etmek" ve "sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmak" suçunu işlediği iddasıyla gözaltına alındı. Mamak Askeri Cezaevi'nde pek çok aydınla birlikte bir yıla yakın kalan Mumcu, bu davadan dolayı 7 yıl hapse mahkûm edildi. Fakat bu karar Yargıtay tarafından bozuldu ve Mumcu serbest bırakıldı. Bu olaydan sonra askerliğini yedek subay olarak yapması gerektiği halde, 1972-1974 yılları arasında Ağrı'nın Patnosilçesinde, resmi tanımıyla "sakıncalı piyade eri" olarak tamamladı. Patnos'ta, ağır koşullar altında askerliğini yaparken, zaten uzun zamandan beri var olan ülseri yüzünden mide kanaması geçirdi.

Gazetecilik dönemi

Yeni Ortam gazetesinde köşe yazarlığı yapan Uğur Mumcu, 1975’ten itibaren Cumhuriyet’te 'Gözlem' başlıklı köşesinde düzenli olarak yazmaya başladı. Aynı zamanda Anka Ajansı'nda çalışmaktaydı. 1975’te Mart dönemini sergilediği makalelerinden oluşan Suçlular ve Güçlüler adlı kitabını yayınladı. Aynı yıl, Altan Öymen' le birlikte hazırladıkları, Süleyman Demirel'in yeğeniYahya Demirel'in hayali mobilya ihracatını konu edinen, Mobilya Dosyası adlı kitabı yayınlandı.

1977 yılından sonra sadece Cumhuriyet için yazmaya başladı. "Gözlem" başlıklı köşesinde 1991 yılının Kasım ayına kadar aralıksız olarak yazdı. 1977’de Sakıncalı Piyade ve Bir Pulsuz Dilekçekitapları yayımlandı. Ertesi yıl, Sakıncalı Piyade adlı yapıtını Rutkay Aziz ile birlikte tiyatroya uyarladı. Oyunu Ankara Sanat Tiyatrosu tam 700 kere sahneledi. 1978’de, ünlünün yaşam öykülerini, siyasal geçmişlerini, bir güldürü zenginliğiyle anlattığı kitabı Büyüklerimiz yayımlandı.

1981’de terörün silah kaçaklığıyla ilgisini ortaya koymak ve kamuoyunu bu konuda uyarmak için yazdığı Silah Kaçakçılığı ve Terör yayımlandı. Aynı yıl, Mehmet Ali Ağca'nın Papa'yı öldürme girişiminden sonra Ağca üzerine inceleme ve araştırmalarını yoğunlaştırdı.

Türkiye'de terör olaylarının artması nedeniyle 1979 yılında 12 Mart dönemi öncesi ve sonrası gençlik liderlerinin yaşadıklarını kendi ağızlarından yansıttığı ve silahlı eylemlerle bir yere varılamayacağına dikkat çektiği kitabı Çıkmaz Sokak’ı yayımladı. 1982’de Ağca Dosyası, ardından Terörsüz Özgürlük adlı makale derlemesi yayımlandı. 1983 yılında Ağca ile cezaevinde röportaj yaptı. 1984 yılında Aziz Nesin öncülüğünde bir grup tarafından Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Başkanlığına sunulan, ancak Kenan Evren'in imzalayanları "vatan hainliği" ile suçlayarak dava açtığı Aydınlar Dilekçesi'nin hazırlanmasına katıldı; 12 Eylül döneminde aydınlara yapılan işkenceyi anlatan Sakıncasız adlı oyunu yazdı; Papa-Mafya-Ağca kitabını yayımladı.

1987’de araştırmacı gazetecilik açısından büyük bir başarı kabul edilen Rabıta ve 12 Eylül adlı kitapları; 1991’de en önemli araştırmalarından biri olan Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925yayımlandı.

1991 yılında İlhan Selçuk ve yaklaşık seksen Cumhuriyet gazetesi çalışanı ile birlikte gazeteden ayrıldı. Bir süre işsiz kaldı. 1 Şubat - 3 Mayıs 1992 tarihleri arasında Milliyet Gazetesi'nde yazan Mumcu, Cumhuriyet Gazetesindeki yönetim değişikliği üzerine 7 Mayıs 1992'de Cumhuriyet'e döndü.

Mumcu, 7 Ocak 1993 tarihinde "Mossad ve Barzani" isimli bir yazı yazdı. Bu yazısında Barzani, CIA ve Mossad arasındaki bağlantılara değindi ve yazısını şöyle bitirdi:

"Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD'ın Kürtler arasında?" "Yoksa CIA ve MOSSAD, anti-emperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi?"

8 Ocak 1993 tarihli Cumhuriyet Gazetesindeki Ültimatom başlıklı yazısında ise yakında yayınlayacağı kitabında istihbarat örgütleri ile Kürt milliyetçileri arasındaki bağlantıları açıklayacağını yazmıştı. Kardeşi İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ceyhan Mumcu, cinayetten önce Uğur Mumcu'nun İsrail elçisiyle görüşme yaptığını basına gönderdiği açıklamada yazmıştı. Gazetecilik hayatı başarılarla dolu olan Mumcu 24 Ocak 1993 tarihinde uğradığı bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetmeden önce polis-mafya-siyaset ağının derin boyutlarını araştırmaktaydı. Öldürülme sebebi olarak Abdullah Öcalan'ın bir müddet MİT için çalıştığını araştırması iddia edilmektedir.

Suikast

Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993'te Ankara'da Karlı Sokak'taki evinin önünde, arabasına konan C-4 tipi plastik bombanın patlaması sonucu suikaste kurban giderek yaşamını yitirdi. Suikastın hemen ardından olay yerinde inceleme yapan uzmanların hiçbir delil bulamadığı, patlamayla etrafa dağılan ve cımbızla toplanması gereken delillerin ise süpürgeyle süpürüldüğü iddia edilmiştir.

Suikasti; İslami Hareket, İBDA-C, Hizbullah, PKK gibi örgütler üstlendi. Suikastin arkasında Mossad'ın ve kontrgerilla'nın olduğu da iddia edilmiştir. Ergenekon Davası sanıklarından Ümit Oğuztan, iddianamede yer alan ifadesinde, Mumcu'nun seri numarası silinmiş ve şu an Irak Devlet Başkanı olan Kürdistan Demokratik Partisi lideri Celal Talabani'ye götürülen silahlarla ilgili araştırması nedeniyle öldürüldüğünü iddia etti. Ayrıca ağabeyi Ceyhan Mumcu kendi yaptığı araştırmada ölümüne yakın bir süre içerisinde Mossad ve Barzani ilişkisi ortaya çıkınca İsrail büyükelçisinin ısrarla kardeşi Mumcu'yla birebir olarak görüşmek istediği, ancak Uğur'un tek görüşmeyi kabul etmemesine rağmen görüşmenin yapıldığını belirtmiştir.

Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu'yu ziyaretleri sırasında dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, "cinayeti çözmenin, devletin namus borcu olduğu"nu belirterek adeta namus sözü verdiler (1993). Suikastın failleri yakalanamamıştır.

Ödülleri


1962 Yunus Nadi Ödülü ("Türk Sosyalizmi" başlıklı makalesiyle)
1979 Türk Hukuk Kurumu Yılın Hukukçusu Ödülü
1979 Çağdaş Gazeteciler Derneği Yılın Gazetecisi Ödülü
1980 & 1987 Sedat Simavi Vakfı Kitle Haberleşme ve Gazetecilik Ödülü
1980, 1982 & 1992 İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Ödülü (inceleme dalında)
1983 İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Ödülü (röportaj ve seri röportaj dalında)
1984, 1985 & 1987 Nokta Dergisi Yılın Doruktaki Gazetecisi Ödülü
1987 İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Ödülü (güncel yazılar dalında)
1987 Cumhuriyet Gazetesi Örnek Gazeteci Ödülü (Rabıta Olayı dolayısıyla)
1988 Cumhuriyet Gazetesi Bülent Dikmener Haber Ödülü
1993 Nokta Dergisi Doruktakiler Basın Onur Ödülü
1993 Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü Ödülü

Yazar istatistikleri

  • 562 okur beğendi.
  • 2.654 okur okudu.
  • 43 okur okuyor.
  • 2.257 okur okuyacak.
  • 22 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları