Uğur Mumcu

Uğur Mumcu

8.4/10
444 Kişi
·
1.463
Okunma
·
368
Beğeni
·
10.730
Gösterim
Adı:
Uğur Mumcu
Unvan:
Türk Gazeteci, Araştırmacı ve Yazar
Doğum:
Kırşehir, 22 Ağustos 1942
Ölüm:
Ankara, 24 Ocak 1993
Uğur Mumcu (d. 22 Ağustos 1942, Kırşehir - ö. 24 Ocak 1993, Ankara), Türk gazeteci, araştırmacı ve yazar. 24 Ocak 1993'te Ankara'da Karlı Sokak'taki evinin önünde, arabasına konulan bombanın patlaması sonucu suikaste kurban giderek yaşamını yitirmiştir.

Ailesi

Annesi Nadire Hanım, babası Tapu Kadastro memuru Hakkı Şinasi Bey idi. Uğur Mumcu, 22 Ağustos 1942 tarihinde, Kırşehir'de, dört kardeşin üçüncüsü olarak doğdu.

Eşi Şükran Güldal Mumcu (Homan) ile olan evliliğinden bir oğlu (Özgür) ve bir kızı (Özge) olmuştur.

Uğur Mumcu anısına ailesi tarafından Ekim 1994'te Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı adında bir vakıf kurulmuştur.

Eşi Şükran Güldal Mumcu, 23. Dönem TBMM'ye İzmir Milletvekili olarak girmiş ve halen TBMM Başkanvekilliği görevini yürütmektedir.

Ağabeyi İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Ceyhan Mumcu'nun Uğur Mumcu ile ilgili röportajlarının bir kısmı Kardeşim Uğur Mumcu adıyla bir kitapta toplanmıştır.

Eğitim yaşamı

İlk ve orta okulları Ankara Bahçelievler Deneme Lisesi'nde okuyan Mumcu çok aktif bir öğrenciydi. 1961'de başladığı üniversite eğitimini avukat olmak üzere başladığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde 1965'te tamamladı. Henüz öğrenciyken 26 Ağustos 1962’de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan "Türk Sosyalizmi" başlıklı makalesiyle Yunus Nadi Ödülü'nü aldı. 1963'te fakültede öğrenci derneği başkanı seçildi. 1969-1972 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde İdare Hukuku Profesörü Tahsin Bekir Balta'nın asistanı olarak çalıştı.

Askerlik dönemi

Askerliğini yapmaya hazırlandığı sırada 12 Mart döneminde bir yazısında kullandığı "ordu uyanık olmalı" sözleriyle, "orduya hakaret etmek" ve "sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmak" suçunu işlediği iddasıyla gözaltına alındı. Mamak Askeri Cezaevi'nde pek çok aydınla birlikte bir yıla yakın kalan Mumcu, bu davadan dolayı 7 yıl hapse mahkûm edildi. Fakat bu karar Yargıtay tarafından bozuldu ve Mumcu serbest bırakıldı. Bu olaydan sonra askerliğini yedek subay olarak yapması gerektiği halde, 1972-1974 yılları arasında Ağrı'nın Patnosilçesinde, resmi tanımıyla "sakıncalı piyade eri" olarak tamamladı. Patnos'ta, ağır koşullar altında askerliğini yaparken, zaten uzun zamandan beri var olan ülseri yüzünden mide kanaması geçirdi.

Gazetecilik dönemi

Yeni Ortam gazetesinde köşe yazarlığı yapan Uğur Mumcu, 1975’ten itibaren Cumhuriyet’te 'Gözlem' başlıklı köşesinde düzenli olarak yazmaya başladı. Aynı zamanda Anka Ajansı'nda çalışmaktaydı. 1975’te Mart dönemini sergilediği makalelerinden oluşan Suçlular ve Güçlüler adlı kitabını yayınladı. Aynı yıl, Altan Öymen' le birlikte hazırladıkları, Süleyman Demirel'in yeğeniYahya Demirel'in hayali mobilya ihracatını konu edinen, Mobilya Dosyası adlı kitabı yayınlandı.

1977 yılından sonra sadece Cumhuriyet için yazmaya başladı. "Gözlem" başlıklı köşesinde 1991 yılının Kasım ayına kadar aralıksız olarak yazdı. 1977’de Sakıncalı Piyade ve Bir Pulsuz Dilekçekitapları yayımlandı. Ertesi yıl, Sakıncalı Piyade adlı yapıtını Rutkay Aziz ile birlikte tiyatroya uyarladı. Oyunu Ankara Sanat Tiyatrosu tam 700 kere sahneledi. 1978’de, ünlünün yaşam öykülerini, siyasal geçmişlerini, bir güldürü zenginliğiyle anlattığı kitabı Büyüklerimiz yayımlandı.

1981’de terörün silah kaçaklığıyla ilgisini ortaya koymak ve kamuoyunu bu konuda uyarmak için yazdığı Silah Kaçakçılığı ve Terör yayımlandı. Aynı yıl, Mehmet Ali Ağca'nın Papa'yı öldürme girişiminden sonra Ağca üzerine inceleme ve araştırmalarını yoğunlaştırdı.

Türkiye'de terör olaylarının artması nedeniyle 1979 yılında 12 Mart dönemi öncesi ve sonrası gençlik liderlerinin yaşadıklarını kendi ağızlarından yansıttığı ve silahlı eylemlerle bir yere varılamayacağına dikkat çektiği kitabı Çıkmaz Sokak’ı yayımladı. 1982’de Ağca Dosyası, ardından Terörsüz Özgürlük adlı makale derlemesi yayımlandı. 1983 yılında Ağca ile cezaevinde röportaj yaptı. 1984 yılında Aziz Nesin öncülüğünde bir grup tarafından Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Başkanlığına sunulan, ancak Kenan Evren'in imzalayanları "vatan hainliği" ile suçlayarak dava açtığı Aydınlar Dilekçesi'nin hazırlanmasına katıldı; 12 Eylül döneminde aydınlara yapılan işkenceyi anlatan Sakıncasız adlı oyunu yazdı; Papa-Mafya-Ağca kitabını yayımladı.

1987’de araştırmacı gazetecilik açısından büyük bir başarı kabul edilen Rabıta ve 12 Eylül adlı kitapları; 1991’de en önemli araştırmalarından biri olan Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925yayımlandı.

1991 yılında İlhan Selçuk ve yaklaşık seksen Cumhuriyet gazetesi çalışanı ile birlikte gazeteden ayrıldı. Bir süre işsiz kaldı. 1 Şubat - 3 Mayıs 1992 tarihleri arasında Milliyet Gazetesi'nde yazan Mumcu, Cumhuriyet Gazetesindeki yönetim değişikliği üzerine 7 Mayıs 1992'de Cumhuriyet'e döndü.

Mumcu, 7 Ocak 1993 tarihinde "Mossad ve Barzani" isimli bir yazı yazdı. Bu yazısında Barzani, CIA ve Mossad arasındaki bağlantılara değindi ve yazısını şöyle bitirdi:

"Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD'ın Kürtler arasında?" "Yoksa CIA ve MOSSAD, anti-emperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi?"

8 Ocak 1993 tarihli Cumhuriyet Gazetesindeki Ültimatom başlıklı yazısında ise yakında yayınlayacağı kitabında istihbarat örgütleri ile Kürt milliyetçileri arasındaki bağlantıları açıklayacağını yazmıştı. Kardeşi İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ceyhan Mumcu, cinayetten önce Uğur Mumcu'nun İsrail elçisiyle görüşme yaptığını basına gönderdiği açıklamada yazmıştı. Gazetecilik hayatı başarılarla dolu olan Mumcu 24 Ocak 1993 tarihinde uğradığı bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetmeden önce polis-mafya-siyaset ağının derin boyutlarını araştırmaktaydı. Öldürülme sebebi olarak Abdullah Öcalan'ın bir müddet MİT için çalıştığını araştırması iddia edilmektedir.

Suikast

Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993'te Ankara'da Karlı Sokak'taki evinin önünde, arabasına konan C-4 tipi plastik bombanın patlaması sonucu suikaste kurban giderek yaşamını yitirdi. Suikastın hemen ardından olay yerinde inceleme yapan uzmanların hiçbir delil bulamadığı, patlamayla etrafa dağılan ve cımbızla toplanması gereken delillerin ise süpürgeyle süpürüldüğü iddia edilmiştir.

Suikasti; İslami Hareket, İBDA-C, Hizbullah, PKK gibi örgütler üstlendi. Suikastin arkasında Mossad'ın ve kontrgerilla'nın olduğu da iddia edilmiştir. Ergenekon Davası sanıklarından Ümit Oğuztan, iddianamede yer alan ifadesinde, Mumcu'nun seri numarası silinmiş ve şu an Irak Devlet Başkanı olan Kürdistan Demokratik Partisi lideri Celal Talabani'ye götürülen silahlarla ilgili araştırması nedeniyle öldürüldüğünü iddia etti. Ayrıca ağabeyi Ceyhan Mumcu kendi yaptığı araştırmada ölümüne yakın bir süre içerisinde Mossad ve Barzani ilişkisi ortaya çıkınca İsrail büyükelçisinin ısrarla kardeşi Mumcu'yla birebir olarak görüşmek istediği, ancak Uğur'un tek görüşmeyi kabul etmemesine rağmen görüşmenin yapıldığını belirtmiştir.

Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu'yu ziyaretleri sırasında dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, "cinayeti çözmenin, devletin namus borcu olduğu"nu belirterek adeta namus sözü verdiler (1993). Suikastın failleri yakalanamamıştır.

Ödülleri


1962 Yunus Nadi Ödülü ("Türk Sosyalizmi" başlıklı makalesiyle)
1979 Türk Hukuk Kurumu Yılın Hukukçusu Ödülü
1979 Çağdaş Gazeteciler Derneği Yılın Gazetecisi Ödülü
1980 & 1987 Sedat Simavi Vakfı Kitle Haberleşme ve Gazetecilik Ödülü
1980, 1982 & 1992 İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Ödülü (inceleme dalında)
1983 İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Ödülü (röportaj ve seri röportaj dalında)
1984, 1985 & 1987 Nokta Dergisi Yılın Doruktaki Gazetecisi Ödülü
1987 İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Ödülü (güncel yazılar dalında)
1987 Cumhuriyet Gazetesi Örnek Gazeteci Ödülü (Rabıta Olayı dolayısıyla)
1988 Cumhuriyet Gazetesi Bülent Dikmener Haber Ödülü
1993 Nokta Dergisi Doruktakiler Basın Onur Ödülü
1993 Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü Ödülü
"İnsanlara can güvenliği sağlayamamış bir düzene
hukuk devleti denilemez.
Devrimcilerin faili mechul cinayetlere kurban gittiği bir düzene
demokrasi denilemez.
Yolsuzlukların devlet yetkililerini sardığı bir düzene
Anayasa düzeni denilemez.
Bu, katiller demokrasisidir. Bu, hırsızlar düzenidir."
Bir ulus, ne kadar okuma-yazma, öğrenme, araştırma eğilimde ise, o kadar sağlam, o kadar hoşgörülü ve demokrat yapıda olur.
Muhafazakârlık, "muhafaza" ve "kâr" hecelerinden oluşuyordu...
Uğur Mumcu
Sayfa 1 - Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı, 27.Baskı
"Ben, Atatürkçüyüm.
Ben, cumhuriyetçiyim.
Ben, laikim.
Ben, anti-emperyalistim.
Ben, tam bağımsız Türkiye'den yanayım.
Ben,özgürlükçüyüm.
Ben, insan hakları savunucusuyum.
Ben, terörün karşısındayım.
Ben; yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım.
Dün sabaha dek, araştırarak yazdığım hiç bir konuyu yalanlayamadınız.
Öyleyse vurun, parçalayın!
Her parçamdan benim gibiler, beni aşacaklar doğacaktır!"
SORUMLU OLMAK...


Yirminci yüzyılda uygarca direnişin adıdır “medeni cesaret.”
Bu konuda çok zengin değil toplumumuz. Bir kaplumbağa gibi yaşamayı,
bir "sürüngen" gibi beslenmeyi, bir “yılan” gibi yükseklere tırmanmayı hüner
saymışız yıllarca. Sorumluluk pınarlarından, bilinç çeşmelerinden gürül gürül
akan kişilikleri, köhneleşmiş yasaların kıskacı altında yaşatmayı tek çıkar yol
bilmişiz yıllarca.

Karanlıklarla beslenen korkuları, bir tel örgü, bir dikenli tel gibi sarmışız dört
bir yanımıza. Yüreksizliğin özrünü bir parça da kendi küçücük dünyalarımızın mutluluğuna sığınarak gidermek istemişiz.

Bir kişiye yapılan haksızlık, bütün topluma karşı işlenmiş bir suçtur.
Bu bilinci paylaşmak ve bu sorumluluğu yerleştirmek zorundayız.
Uygarca paylaşılan sorumluluk bilinci, özgürlüğün de, demokrasinin de tek güvencesidir. Bu güvence sağlanmadıkça, demokrasinin temeline bir tek taş
bile konmuş olamaz.

Unutmayalım ki “cesur bir kez, korkak bin kez ölür.”
Önemli olan, insanın böyle bir toplumda bir “mezar taşı” gibi
suskunluk simgesi olmamasıdır.
Uğur Mumcu
Yeni Ortam 9 Aralık 1974
"Haklıdan yana değil, güçlüden yana olanlar korkak ve kaypak olurlar.
Güç merkezi değiştikçe dönerler; fırıldak olurlar."
Mahkemeye çıkınca, yargıç sormuş:
— Anayasa'yı tağyir, tebdil ve ilga ettin mi?
— Efendim?
    — Oğlum, yani savcı diyor ki, Anayasa'yı tağyir, tebdil, ilga etmişsin, ne diyorsun?
—   O dediğinizden hiç yapmadım komutanım...
Yargıç dayanamayıp suçun  niteliğini açıklamış:
    —       Oğlum, Anayasa'yı ihlâl ettin mi?.. Yanıt şöyle gelmiş:
    
    — Efendim; biz köylüyüz.    Ne anlarız Anayasa'dan. İhlâl edilmişse şehirliler etmiştir...
Uğur Mumcu
Bölüm:" Anayasayı tangır tungur edenler"
Tutuklanmak için çalmadığım kapı kalmadı, sonunda kaçma şüphesi vardır gerekçesiyle tutuklandım.
"Domuzlar, o toplantı için KOYUNLARA fener göndermeyi düşünmemişlerdi. Onlar nasıl olsa, kim önde yürürse, onun peşinden gitmeyi uygun gören bir anlayışa sahiptiler. "
Uğur Mumcu
Sayfa 3 - Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı, 27.Baskı
Yazar Uğur Mumcu'nun benim okuduğum bu ilk kitabının konusu ( yüzlerce belgeyi tarayarak hazırlamış olduğu ) kitabın adından da anlaşılacağı üzere " Silah Kaçakcılığı ve Terör. "
İbrahim Telemen adlı bir silah kaçakcısının kuşkulu ölümü ve bağlantıları bir roman kurgusuyla ele alınıyor.
Belge ve kanıtlar ve usta kalem,ancak tavsiye eder, iyi okumalar dilerim.
Sevgili Uğur Mumcu'nun ölmeden önce yazdığı (yarım kalan)son kitabı, hatta yasaklanan, toplantılan kitabıdır. Basımı yapılamadığı için birçok sahaf gezdikten sonra zar zor bulabilmiştim. Ama o kadar aramama değdi çünkü bulduğum kitap Uğur Mumcu'nun kendi imzası olan bir kitap.. Kitabı tamamlama şansı olsaydı ülke tarihinde birçok karanlık noktayı ortaya dökecekmiş, izin vermediler. Ki yazabildiği kadarıyla bile Abdullah Öcalan'ın kim olduğunu kanıtlı belgeleriyle birlikte ortaya dökmüş. Ölümündeki sır perdesi hasır altı edilip kapatıldı. Uğur Mumcu, Türkiye Siyasetinde çok önemli bir yere sahiptir. Türkiye'nin en iyi araştırmacı gazetecilerinden biridir. Anısına saygıyla..
Bütün ihtilaller, evlatlarını yer. Kâzım Karabekir Paşa ve kurtuluş savaşının diğer paşalarının başına gelen tam olarak budur. Gazi Mustafa Kemal kökten devrimci, Kazım Karabekir Paşa ise devrimleri demokrasiyle benimsetmek isteyen evrimci biriydi. Aralarında da şuan anlatıldığı gibi ideolojik bir farklılık yok aslında, fikir yapıları da çok benziyor, daha ziyade şahsi ve duygusal bir ayrılık bu.
Kurtuluş mücadelesinin başlangıç kısmında Mustafa Kemal Paşa'ya en büyük desteği veren kişiyken peki daha sonra nasıl İstiklal Mahkemesinde idamla yargılandı Karabekir. Aslında bu sadece Karabekir'in kaderi değil, Rauf Paşa da, Ali Fuat Paşa da aynı kaderi yaşadı ki bu kişiler Kurtuluş Mücadelesini başlatan 5 komutandan 3'ü. Bunu bütün yeni kurulmuş ülkelerde, iktidarlarda da görürüz, mesele düşmanı yenip gücü ele aldıktan sonra güç paylaşımındadır en güçlü olan tek adam olmak ister. Bunun güncel ve tarihi birçok örneği var, görüşleri, ideolojileri farklı olsa da kaderleri hep aynıdır. Osmanlı'da şehzade ve kardeş katli, Stalin Troçki çekişmesi, hatta Recep Tayyip Erdoğan - Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu bile buna örnek verilebilir. Mustafa Kemal ve Kazım Karabekir'in olayı kısaca budur. Her ne olursa olsun Mustafa Kemal Paşa da Kâzım Karabekir Paşa da (her ne kadar hakkı verilmese, unutturulsa da) Kurtuluş mücadelesinde en fazla paya sahip kişiler ve öncülerdir. Saygıyla anmak görevimiz en azından Kurtuluş Savaşı'nda yaptıkları için.
Bu arada şuna da değinmeden yapamayacağım rahmetli Uğur Mumcu araştırmacı gazetecilik nasıl yapılır, inceleme kitabı objektif nasıl yazılır göstermiş. 20 bölümden oluşan kitabın sadece son bölümünde kendi fikirlerine yer vermiş, geri kalan kısım tamamen kaynak gösterilip her iki tarafında kitaplarından (Nutuk ve İstiklal Harbimiz) yararlanarak yazılmış.
Eserin sayfa sayısı az, tadımlık..Gerçekten güle güle hiç sıkılmadan okudum, george orwel bizim yazarın yanında hiç kalır.Okumanızı tavsiye ederim kısacası.Anlatılan dönemi bir nebze yaşıyorsunuz ve beyin otomatikmen şuan ki dönemle kıyaslamaya giriyor. Gazeteci-Yazarımız için birkaç cümle söylemek gerekirse o dönem ki gerçekleri dile getirmekten hiç çekinmemiş, geri adım atmamıştır ve bu onu ne yazıkki ölüme götürmüştür.Allah gani gani rahmet eylesin.
Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyetin ilanı sonrası Atatürk'ün izlediği yola, uygulamalarına ve yöntemlerine Kazım Karabekir'in eleştirel bakış açısı, serzenişi ve yaşanan olayların, hatıraların tarafsız bir sunumu olmuş. Yer yer Karabekir'in anlatımına, Nutuk'tan ve farklı kaynaklardan karşı görüşlere de yer verilmiş. O dönemi merak edenler kesinlikle okumalı...
Öncelikle kitaba 1 puan veren okur, seni tanımak istiyorum yiğidim. Gerçi bünyemiz fatih tezcan, cem küçük gibi gastecilere alıştırılınca Uğur Mumcu gibi bir araştırmacı gazeteci ağır kaçıyor olabilir sen de haklısın.
Siyasi görüşünüz ne olursa olsun, gocunmadan okunması gereken bir araştırma. Zira kaleme alındığı 1974-1992 yıllarının Türkiye için ne kadar karanlık olduğu malum bu vesileyle o yılları biraz olsun anlayabilmek için önemli bir araştırma.
Mafya, kaçakçılık, CIA, MİT, PKK, kontrgerilla yapılanması, Papa Suikasti, Mehmet Ali Ağca , Abdullah Çatlı gibi dönemin derin ilişkiler yumağının üstüne, mükemmel araştırma ve belgeleme becerisiyle korkmadan gitmiş Uğur Mumcu. Ne diyeyim;
''Bir Keskin Kalem Bir Kırık Gözlük
Yürekli Yiğitlere Hatıran Olsun
Uğurlar olsun.''
Uğur Mumcu'dan okuduğum ilk kitap.. Adana'ya eşimin memleketine gelince kayınpederden aldım. İyi ki de vermiş. Önsözde Aziz Nesin'in dediği gibi, "güler misin ağlar mısın" lık 12 Mart ve askerlik anılarını çok hoş anlatmış Mumcu..
Dikkat spoiler içerir.
Usta yazardan yine bir kara mizah ile ülke eleştirisi hakkında yazılmış bir araştırma eseri. İlk olarak George Orwell'in vasiyetini alan yazar, liberal çiftlik adlı hikayeyi yayınlamaya karar veriyor. Hayvan Çiftliğinin liberal ekonomiye çevrildiği bu hikayeden sonra, kara mizah ile Özal döneminde çıkan 24 Ocak ekonomik kararlarının nasıl çıktığını anlatıyor. Sonrasında da genelde sol eleştirisi yaparak, her taşın altında komünist bulan yazar, Kanlı Mayıs'ın parodisi olan 24 Ocak Hür Teşebbüs Banker ve Banka Bayramı, muhafazakar milletvekili Zühtü'nün, komünizm yoluyla para kazanması, kanalizasyon açılışı için seferber olan Başbakan vb hikayeler anlatılarak o dönem Türkiye'sinin bir portresi çiziliyor. Mutlaka okunması gereken kitaplardan biri. Keyifle bir solukta okunan bir kitap.
Uğur Mumcu bu eserini açık ve güzel anlatımıyla bizlere aktarmayı başardı. Çok eski bir kitap olduğundan zor buldum. 12 Mart Balyoz harekatindaki olayları ironik dille anlatmıştır. Ayrıca arkadaşlarının ve çevresindeki insanların haksız yere uğradığı suçlamalardan ne kadar zorlandığını da hissettirdi. Günümüzde yaşanan darbe girişimine de benziyor bu eser. Aziz Nesin'in bu kitap hakkında yaptığı yoruma katılarak " acı acı gülerek okudum " Keyifli okumalar
Atatürk'e İzmir gezisi sırasında yapılması planlanan suikast, öncesi ve sonrasıyla her yönüyle en ince detayına kadar eserde anlatılmış. Bir çok milletvekilinin idamıyla sonuçlana yargılama dönemi, suçluların savunmaları, ruh halleri, itirafları, inkarları meraklılarına bu kitapta tüm detayıyla anlatılıyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Uğur Mumcu
Unvan:
Türk Gazeteci, Araştırmacı ve Yazar
Doğum:
Kırşehir, 22 Ağustos 1942
Ölüm:
Ankara, 24 Ocak 1993
Uğur Mumcu (d. 22 Ağustos 1942, Kırşehir - ö. 24 Ocak 1993, Ankara), Türk gazeteci, araştırmacı ve yazar. 24 Ocak 1993'te Ankara'da Karlı Sokak'taki evinin önünde, arabasına konulan bombanın patlaması sonucu suikaste kurban giderek yaşamını yitirmiştir.

Ailesi

Annesi Nadire Hanım, babası Tapu Kadastro memuru Hakkı Şinasi Bey idi. Uğur Mumcu, 22 Ağustos 1942 tarihinde, Kırşehir'de, dört kardeşin üçüncüsü olarak doğdu.

Eşi Şükran Güldal Mumcu (Homan) ile olan evliliğinden bir oğlu (Özgür) ve bir kızı (Özge) olmuştur.

Uğur Mumcu anısına ailesi tarafından Ekim 1994'te Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı adında bir vakıf kurulmuştur.

Eşi Şükran Güldal Mumcu, 23. Dönem TBMM'ye İzmir Milletvekili olarak girmiş ve halen TBMM Başkanvekilliği görevini yürütmektedir.

Ağabeyi İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Ceyhan Mumcu'nun Uğur Mumcu ile ilgili röportajlarının bir kısmı Kardeşim Uğur Mumcu adıyla bir kitapta toplanmıştır.

Eğitim yaşamı

İlk ve orta okulları Ankara Bahçelievler Deneme Lisesi'nde okuyan Mumcu çok aktif bir öğrenciydi. 1961'de başladığı üniversite eğitimini avukat olmak üzere başladığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde 1965'te tamamladı. Henüz öğrenciyken 26 Ağustos 1962’de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan "Türk Sosyalizmi" başlıklı makalesiyle Yunus Nadi Ödülü'nü aldı. 1963'te fakültede öğrenci derneği başkanı seçildi. 1969-1972 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde İdare Hukuku Profesörü Tahsin Bekir Balta'nın asistanı olarak çalıştı.

Askerlik dönemi

Askerliğini yapmaya hazırlandığı sırada 12 Mart döneminde bir yazısında kullandığı "ordu uyanık olmalı" sözleriyle, "orduya hakaret etmek" ve "sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmak" suçunu işlediği iddasıyla gözaltına alındı. Mamak Askeri Cezaevi'nde pek çok aydınla birlikte bir yıla yakın kalan Mumcu, bu davadan dolayı 7 yıl hapse mahkûm edildi. Fakat bu karar Yargıtay tarafından bozuldu ve Mumcu serbest bırakıldı. Bu olaydan sonra askerliğini yedek subay olarak yapması gerektiği halde, 1972-1974 yılları arasında Ağrı'nın Patnosilçesinde, resmi tanımıyla "sakıncalı piyade eri" olarak tamamladı. Patnos'ta, ağır koşullar altında askerliğini yaparken, zaten uzun zamandan beri var olan ülseri yüzünden mide kanaması geçirdi.

Gazetecilik dönemi

Yeni Ortam gazetesinde köşe yazarlığı yapan Uğur Mumcu, 1975’ten itibaren Cumhuriyet’te 'Gözlem' başlıklı köşesinde düzenli olarak yazmaya başladı. Aynı zamanda Anka Ajansı'nda çalışmaktaydı. 1975’te Mart dönemini sergilediği makalelerinden oluşan Suçlular ve Güçlüler adlı kitabını yayınladı. Aynı yıl, Altan Öymen' le birlikte hazırladıkları, Süleyman Demirel'in yeğeniYahya Demirel'in hayali mobilya ihracatını konu edinen, Mobilya Dosyası adlı kitabı yayınlandı.

1977 yılından sonra sadece Cumhuriyet için yazmaya başladı. "Gözlem" başlıklı köşesinde 1991 yılının Kasım ayına kadar aralıksız olarak yazdı. 1977’de Sakıncalı Piyade ve Bir Pulsuz Dilekçekitapları yayımlandı. Ertesi yıl, Sakıncalı Piyade adlı yapıtını Rutkay Aziz ile birlikte tiyatroya uyarladı. Oyunu Ankara Sanat Tiyatrosu tam 700 kere sahneledi. 1978’de, ünlünün yaşam öykülerini, siyasal geçmişlerini, bir güldürü zenginliğiyle anlattığı kitabı Büyüklerimiz yayımlandı.

1981’de terörün silah kaçaklığıyla ilgisini ortaya koymak ve kamuoyunu bu konuda uyarmak için yazdığı Silah Kaçakçılığı ve Terör yayımlandı. Aynı yıl, Mehmet Ali Ağca'nın Papa'yı öldürme girişiminden sonra Ağca üzerine inceleme ve araştırmalarını yoğunlaştırdı.

Türkiye'de terör olaylarının artması nedeniyle 1979 yılında 12 Mart dönemi öncesi ve sonrası gençlik liderlerinin yaşadıklarını kendi ağızlarından yansıttığı ve silahlı eylemlerle bir yere varılamayacağına dikkat çektiği kitabı Çıkmaz Sokak’ı yayımladı. 1982’de Ağca Dosyası, ardından Terörsüz Özgürlük adlı makale derlemesi yayımlandı. 1983 yılında Ağca ile cezaevinde röportaj yaptı. 1984 yılında Aziz Nesin öncülüğünde bir grup tarafından Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Başkanlığına sunulan, ancak Kenan Evren'in imzalayanları "vatan hainliği" ile suçlayarak dava açtığı Aydınlar Dilekçesi'nin hazırlanmasına katıldı; 12 Eylül döneminde aydınlara yapılan işkenceyi anlatan Sakıncasız adlı oyunu yazdı; Papa-Mafya-Ağca kitabını yayımladı.

1987’de araştırmacı gazetecilik açısından büyük bir başarı kabul edilen Rabıta ve 12 Eylül adlı kitapları; 1991’de en önemli araştırmalarından biri olan Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925yayımlandı.

1991 yılında İlhan Selçuk ve yaklaşık seksen Cumhuriyet gazetesi çalışanı ile birlikte gazeteden ayrıldı. Bir süre işsiz kaldı. 1 Şubat - 3 Mayıs 1992 tarihleri arasında Milliyet Gazetesi'nde yazan Mumcu, Cumhuriyet Gazetesindeki yönetim değişikliği üzerine 7 Mayıs 1992'de Cumhuriyet'e döndü.

Mumcu, 7 Ocak 1993 tarihinde "Mossad ve Barzani" isimli bir yazı yazdı. Bu yazısında Barzani, CIA ve Mossad arasındaki bağlantılara değindi ve yazısını şöyle bitirdi:

"Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD'ın Kürtler arasında?" "Yoksa CIA ve MOSSAD, anti-emperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi?"

8 Ocak 1993 tarihli Cumhuriyet Gazetesindeki Ültimatom başlıklı yazısında ise yakında yayınlayacağı kitabında istihbarat örgütleri ile Kürt milliyetçileri arasındaki bağlantıları açıklayacağını yazmıştı. Kardeşi İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ceyhan Mumcu, cinayetten önce Uğur Mumcu'nun İsrail elçisiyle görüşme yaptığını basına gönderdiği açıklamada yazmıştı. Gazetecilik hayatı başarılarla dolu olan Mumcu 24 Ocak 1993 tarihinde uğradığı bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetmeden önce polis-mafya-siyaset ağının derin boyutlarını araştırmaktaydı. Öldürülme sebebi olarak Abdullah Öcalan'ın bir müddet MİT için çalıştığını araştırması iddia edilmektedir.

Suikast

Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993'te Ankara'da Karlı Sokak'taki evinin önünde, arabasına konan C-4 tipi plastik bombanın patlaması sonucu suikaste kurban giderek yaşamını yitirdi. Suikastın hemen ardından olay yerinde inceleme yapan uzmanların hiçbir delil bulamadığı, patlamayla etrafa dağılan ve cımbızla toplanması gereken delillerin ise süpürgeyle süpürüldüğü iddia edilmiştir.

Suikasti; İslami Hareket, İBDA-C, Hizbullah, PKK gibi örgütler üstlendi. Suikastin arkasında Mossad'ın ve kontrgerilla'nın olduğu da iddia edilmiştir. Ergenekon Davası sanıklarından Ümit Oğuztan, iddianamede yer alan ifadesinde, Mumcu'nun seri numarası silinmiş ve şu an Irak Devlet Başkanı olan Kürdistan Demokratik Partisi lideri Celal Talabani'ye götürülen silahlarla ilgili araştırması nedeniyle öldürüldüğünü iddia etti. Ayrıca ağabeyi Ceyhan Mumcu kendi yaptığı araştırmada ölümüne yakın bir süre içerisinde Mossad ve Barzani ilişkisi ortaya çıkınca İsrail büyükelçisinin ısrarla kardeşi Mumcu'yla birebir olarak görüşmek istediği, ancak Uğur'un tek görüşmeyi kabul etmemesine rağmen görüşmenin yapıldığını belirtmiştir.

Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu'yu ziyaretleri sırasında dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, "cinayeti çözmenin, devletin namus borcu olduğu"nu belirterek adeta namus sözü verdiler (1993). Suikastın failleri yakalanamamıştır.

Ödülleri


1962 Yunus Nadi Ödülü ("Türk Sosyalizmi" başlıklı makalesiyle)
1979 Türk Hukuk Kurumu Yılın Hukukçusu Ödülü
1979 Çağdaş Gazeteciler Derneği Yılın Gazetecisi Ödülü
1980 & 1987 Sedat Simavi Vakfı Kitle Haberleşme ve Gazetecilik Ödülü
1980, 1982 & 1992 İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Ödülü (inceleme dalında)
1983 İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Ödülü (röportaj ve seri röportaj dalında)
1984, 1985 & 1987 Nokta Dergisi Yılın Doruktaki Gazetecisi Ödülü
1987 İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Ödülü (güncel yazılar dalında)
1987 Cumhuriyet Gazetesi Örnek Gazeteci Ödülü (Rabıta Olayı dolayısıyla)
1988 Cumhuriyet Gazetesi Bülent Dikmener Haber Ödülü
1993 Nokta Dergisi Doruktakiler Basın Onur Ödülü
1993 Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü Ödülü

Yazar istatistikleri

  • 368 okur beğendi.
  • 1.463 okur okudu.
  • 19 okur okuyor.
  • 1.290 okur okuyacak.
  • 13 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları