Ülkü Tamer

Ülkü Tamer

YazarDerleyenÇevirmen
9.1/10
5.872 Kişi
·
19.039
Okunma
·
333
Beğeni
·
16131
Gösterim
Adı:
Ülkü Tamer
Unvan:
Türk Şair, Oyuncu ve Çevirmen
Doğum:
Gaziantep, 20 Şubat 1937
Ölüm:
1 Nisan 2018
Ülkü Tamer, (d. 20 Şubat 1937, Gaziantep), Türk şair, oyuncu ve çevirmen.

Robert Kolej'den 1958 yılında mezun oldu. Yayıncılık, oyunculuk ve çevirmenlik yaptı ve 1950'li yıllarda ortaya çıkan İkinci Yeni şiir akımının önde gelen temsilcilerinden biri oldu. İkinci Yeni'ye, bu akımın ana karakteristikleri oluştuktan sonra dahil olduğu halde, kendine özgü imge dünyası ve süssüz, sade söyleyişiyle dikkati çekti. Çoğunlukla keskin bir ironiyle örülmüş derin acıların ve beşeri trajedilerin dile geldiği şiirlerinde 1970'lerden sonra toplumsal duyarlıklar da öne çıktı.
İlk şiiri 1954 yılında Avni Dökmeci'nin yönetimdeki Kaynak Dergisi'nde yayımlandı: "Dünyanın Bir Köşesinden Lucia".
Şiirleri 1954'den itibaren Kaynak, Pazar Postası, Yeditepe, Yeni Dergi, Papirus, Sanat Olayı gibi dergilerde yayımladı. 1967'de Yeditepe Şiir Armağanı'nı kazandı.
"İkinci Yeni'nin, çağdaş İngiliz şiirini yakından izleyen, çevirileryapan, Batı etkilerine açık bir şairiydi. Özellikle 1960'ların ikinciyarısında yazdıklariyla kapalı şiir anlayışının kusursuz örnekleriniverdi. Toplumsal sorunlara yönelirken de şiirin düzeyini düşürmedi." (Memet Fuat, 1985)
Ayrıca Ahmet Kaya 'nın Başkaldırıyorum ve An Gelir albümünde seslendirdiği "Gül Dikeni" ve "Üşür Ölüm Bile"nin bestecisidir. Zülfü Livaneli´nin seslendirdiği "Memik Oğlan" ve tabii ki "Güneş Topla Benim İçin" ve Grup Yorumun "Düşenlere" türküsünün de söz yazarıdır.
Bak, sana korkaklığımı veriyorum. Atına atla.
Savaşacaksın çünkü, korkaklığımı al,
Kapanacak hâzinelerin her akşam ağladıkça,
Bir kadına hazırlanacaksın söğüt dallarında
ama unutma

Ustaca sevişir ölüm sen hançerini bilerken,
Açar kumaşını karanlıktan, ama unutma.
BEN SANA TEŞEKKÜR EDERİM

Ben sana teşekkür ederim, beni sen öptün,
Ben uyurken benim alnımdan beni sen öptün;
Serinlik vurdun korulara, canlandı serçelerim;
Sen mavi bir tilkiydin, binmiştin mavi ata,
Ben belki dün ölmüştüm, belki de geçen hafta.

Sen bana çok güzeldin, senin ayakların da.
274 syf.
·Beğendi·9/10
Annesini kaybeden bir çocuk kaç yaşında olursa olsun sizden büyüktür... demiş Ahmet Batman... Belki de bu yüzdendir bilemem ama önüne hedef koyan bir insanın yoluna ister karşı koyamayacağı bir aşk çıksın, ister aileden çok sevdiği biri, onu yolundan çeviremezsin. O her zaman gönlünün kaldığı değil, aklının olduğu yerdedir. Çok küçük yaşta insan kendini tanımaya başlar.

Gelişim çağı adına yazılan bir eser olarak bir çocuğun hayal dünyasını zenginleştirip, hedefe gittiği yolda kararlarının önemini anlayıp, konuşmadan anlaşılmayı öğrenen karakterler olacağına inanıyorum. Bir zamanların belki de hala çocukların tanışması gereken bir eser olduğunu düşünerek okunmasını tavsiye ediyorum.

Küçük yaşta bir çocuğun hikaye üzerinde bile olsa hedeflerine ulaşmak istemesi, bir çocuk için gelişim sağlayan ilk etkenlerden biridir diye düşünüyorum.

Çocukların gelişim çağı, aklının farkına varıp bir şeyler için çözüm üretmeye başladığı anda hedeflerini ortaya koyuyor. Kaldı ki bir çok çocuk bunu henüz dört beş yaşlarında da farkedebiliyor.

Harry, küçük yaşta ailesini kaybetme sonucu ile teyzesi ve eniştesi ile birlikte yaşar fakat onlar Harry' e iyi davranmaz. Evde yemek, temizlik gibi işleri yaptırır eziyet ederler.

Defalarca Harry adına mektuplar gelir fakat ne teyzesi ne de eniştesi o mektupları okumasına izin vermez. Bir gün eve mektup yağmuru olur bu duruma katlanamayan belki de korku sonucu doğan bir durum karşısında eniştesi Harry hariç evdeki herkesi alır gider.

Hagrid, Harry' nin mektupları okumadığını anlar ve ailesinin kötü büyücü Voldemort tarafından büyü ile öldürüldüğünü söyler. Bunun üzerine Harry, Hogwarts Cadılık ve Büyücülük okuluna gitmeye karar verir. Trene bildiklerinde Harry, kendine Ron ve Hermione adında iki arkadaş edinir. Dostluğun başladığı yer tren devam ettiği dönem eğitim dönemi olmuştur.

Çeşitli büyü dersleri alan öğrenciler arasında çekişmeli bir eğitim süreci başlamıştır. Henüz 11 yaşında olan Harry yaşına nazaran muhteşem başarılar ortaya koymuştur.

Yasak koridorda üç başlı canavar "Felsefe Taşı" adında bir taş korumaktadır. Bu taş büyü konusunda üstün güçlere sahiptir. Bu taşın tek isteyeni Harry değil, güçlenmek adına aynı zamanda Voldemort' da istemektedir.

Harry çalışmalar sonucu felsefe taşını alır ve taşın gücü ile kendi gücünü kullanarak Voldemort' u etkisiz hale getirir.

Dediğim gibi hedefler önüne koyulan hiç bir güç insanı yolundan çeviremez. Hele ki küçük yaşta hayata atılıp bir şeyler başarmak isteyen bir çocuksa...
Annesini ve babasını kaybetmesi, onu hayata erken kazandırmış olması da başka bir husus.
Tüm çocuklarımızın hayata acısız bir şekilde kazandırılması dileği ile huzurlu okumalar diliyorum.
274 syf.
·3 günde·Beğendi
Bugün 450 milyondan fazla satmış, sayısız ödül almış, 8 sinema uyarlamasıyla gişe rekorları kırmış bir serinin, Harry Potter Serisi’nin, ilk kitabından bahsedeceğim: Harry Potter ve Felsefe Taşı. Kitabı tek kelimelik cümlelerle anlatmak gerekirse şöyle olurdu: Muhteşem. Olağanüstü. Harika. Süpper. Amazing. Magical vs.

Öncelikle Joanna Kathleen Rowling’den bahsetmek istiyorum. Harry Potter Serisi’nin ilk kitabını yazmadan önce boşanmış olması yanında bir de işsizliğe mahkûm olması onu derinden sarsmıştır. Oturduğu soğuk evinde kızı uyurken yazmaya başlamış bu seriyi. Ve ilk kitaptan sonra gelen o büyük başarı. Bu büyük başarının perde arkasında ne vardı peki? Kişi, mekân ve olay tasvirlerindeki yeteneği, kurgusundaki sağlamlıkla çocukları ve ilk gençlik çağlarındaki kişileri aşıp yetişkinlere de ulaşan anlatımı, en önemlisi tek başına kızına bakan bir anne olarak çocukların ne istediğini, onların hayal güçlerine neyin iyi geleceğini bilmesi bu başarının perde arkasında yatanları açıklayabilir. Altı yaşında kalemi eline almış yazmaya başlamış. Kendisi şöyle diyor bu konuyla ilgili: ″Hep yazmayı istedim, ama içimi kemiren bu tutkudan asla kimseye söz etmedim. Yaklaşık altı yaşında iken bir kitap yazdım. Bu basit hikâyeyi bitirdiğimde şu sözleri söylediğimi hatırlıyorum: ″Çok iyi, bu hikâye şimdi yayımlanabilir. Bu yaşta bile, sonuna kadar gitmeyi istiyordum.” Azim, kararlılık, yetenek, hayal gücü işte size Rowling.

Serinin ilk kitabını okumadan önce tüm filmlerini izlemiştim. Filmleri izledikten sonra açıkçası kitaplarını okumaya gerek görmemiştim. Ne büyük, ne kötü düşüncesizlikmiş benimkisi. Felsefe Taşı’nı da okuduktan sonra anladım ki kitap ayrı bir serüven, filmi ayrı bir serüven. Hayır, yanıltmasın sizi bu sözüm. Olaylar, kişiler, mekânlar %99 aynı. Ama Felsefe Taşı’nı ya da seriyi okumakla izlemek büsbütün ayrı şeyler. İzlemenin verdiği heyecan, merak; okumanın damağınızda bıraktığı tat mükemmel. Kitaptaki anlatım çok çok hoşuma gitti. Yapılan tasvirler, yer yer araya katılmış mizahi öğeler, oluşturulan karakterlerin sağlamlığı bunda çok etkili oldu.

Her şey karanlık bir gecede, saçı sakalı kemerine kadar uzanan, yaşlı, uzun, zayıf bir adamın kucağındaki yetim ve öksüz bebeği bir notla Privet Drive Dört Numara’ya bırakmasıyla başladı. Bırakılan bu bebek, Harry Potter, Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen’in gazabından kafasındaki şimşeğe benzeyen izle kurtulmuştu.
Harry’nin kapıya bırakılmasının üstünden on yıl geçer. Harry Dursleyler’in evinde sefil bir hayat yaşamaktadır. Çünkü aile çok gıcık, çocukları yaramaz ve sinir bozucu. Aksine Harry de saf, farklı özellikleri olan bir çocuktur. Günün birinde Harry’e bir mektup gelir. Mektup büyücülük konusunda rakipsiz olan Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’ndan gelmiştir. Mr Dursley mektubu Harry’e vermemek için elinden geleni yapar ta ki Hagrid adındaki saçı sakalına karışmış, iki üç insan büyülüğündeki dev adam gelene kadar. Harry mektubu bizzat o zaman okur ve Hagrid ile beraber Hogwarts’a gitmeyi kabul eder. Sonra başlasın harika bir macera.

Kitapta çok güzel bir dostluğu da şahit oluyoruz. Harry-Hermione-Ron'un daha karşılaştıkları ilk andan itibaren bu dostluğun sinyallerini alıyorsunuz. Dostluğun gerçekte ne olduğunu kitapta 11 yaşındaki çocuklardan öğreniyorsunuz. Albus Dumbledore kitaptaki doğru, yönlendiren, görmüş geçirmiş akıl konumunda. Hagrid başlı başına özgün bir karakter zaten. Profesör McGonagall, Severus Snape, Neville. Daha nice niceleri. Her karakter ayrı bir boyut.

Her şeye kulp takan insanlar vardır ya işte o insanlar bu kitaba ve serinin diğer kitaplarına da bir kulp hatta birkaç kulp takmışlar: Çocuk kitabı, basit anlatımlı, gerçeğe çok uzak. Tamam, çocuklar için yazılmış ama gerek anlattığı şeylerle gerek de uyandırdığı duygularla kesinlikle her yaştan kişiye hitap ediyor. Gerçek ve büyülü öğelerin birbirine harmanlandığı bir havada ilerliyor kitap. Bu harmanlamanın altında insanoğlunun süregeldiği vakitten beri çatışma içinde olan iyi ve kötünün mücadelesi anlatılıyor.( İyi ve kötü çatışması demişken yine bu türde olan Yüzüklerin Efendisi’ne de yakın zamanda başlamayı düşünüyorum.) Annesiz babasız büyümüş bir çocuğun yaşadığı zorluklar, hep eksikliğini hissettiği sevgi de anlatılıyor Harry üzerinden. Hem düşündüren, hem güldüren, hem de nefes nefese bırakan üslubu söylenecek fazla bir söz bırakmıyor insana. Fantastik ya da bilimkurgu kitapları sevmeyip de Küçük Prens tarzı kitapları yere göğe sığdıramayan insanların o türü okuyanları hep bir ikinci sınıf okur olarak görmeleri bana hep ironik gelmiştir. Yanlış anlaşılmasın burada Küçük Prens’e laf falan etmiyoruz. Orda da fantastik öğeler yok mu? Tamamıyla edebi bir eser mi? Orda güzel tespitler yapan Küçük Prens varsa burada da Albus Dede var. İşte yapılan yanlış ayırdımın ucunu bazıları burada çok fazla kaçırıyor. Nasıl hayal gücü olmayan insanların kanatları yoksa büsbütün düşler dünyasına dalıp gerçek dünyayı, yaşamayı unutmanın doğru olmadığını da biliyoruz. Burada sadece biraz hayal gücü istiyoruz. Birazcık.

“İnternet çağında, Pokemonların ve buna benzer diğer çizgi kahramanların söz konusu olduğu dönemde çocukların tercihlerini alt üst eden bu eser onları kendine çekmeyi başarmıştır.” İşte böyle bir etki yaratmış Harry Potter ve Felsefe Taşı. Alın okuyun, açın filmini izleyin gönül rahatlığıyla. Okumayı düşünenler daha fazla geciktirmesinler. Keyifli okumalar.
274 syf.
Harry Potter serisinin ilk kitabı. Harry, bu kitapta henüz on bir, on iki yaşlarında bir çocuk. Annesini ve babasını hiç görmemiş, onlar hakkında en ufak bir bilgisi bile yok. Bir gün annesine ve babasına karşı yapılan büyük bir ölüm büyüsü nedeni ile annesi ve babası hayatını kaybetmiş. Ama o, mucize eseri hayatta kalmış... Annesi ve babası ölünce, hayattaki tek akrabası olan Teyzesi, amcası ve kuzeni Dudley kalmış. Ve bu kitapta, başından türlü türlü olaylar geçiyor. Bu kitap öyle güzel ki, kelimelerle anlatılamaz. En iyisi okuyun. :)
64 syf.
·1 günde
Yeni bir inceleme ile karşınızdayım ....yüreğinize dokunması dileği ile

Yazarın çocuk edebiyatında olan bu kitabıyla yazar savaşın gülünçlüğüne dikkat çekiyor. Kitabın sonunda savaşla bir şey elde edemeyen iki halk, barışı sağlayarak bir arada yaşamayı öğreniyor. Yazarın dikkat çektiği bir diğer konu da kendimizden farklı olana göstermemiz gereken hoşgörü. Maurois, “Şişkolarla Sıskalar”ı aslında birçok gönderme barındırıyor içinde.

İsminden de anlıyacağınız üzere şişkolar ve sıskalar başrolde Sıskalar, Kemikistan’da yaşayan bir halk. Sıskalar zayıflar. Hatta kelimenin tam anlamıyla bir deri bir kemik diyebiliriz onları için. Daracık uzun evlerde yaşıyorlar. Sıskalarla dolu olan Kemikistan’da bir tane bile şişman insanla karşılamazsınız. Farklı bir yer Kemikistan. Başkenti Kemikkent. Sıskalar da ülkeleri kadar ilginç insanlar. Onlar için en önemli şey zaman. Öyle ki birbirleriyle buluşacaklarında saati dakikayı hatta saniyeyi bile kararlaştırıyorlar. Kısacası çok dakik insanlar diyebiliriz sıskalar için Sonra, Zayıflama Bakanlıkları var. Ve bu bakan sayesin de yediği yemeklerin bile belirli kurallı var ilginç ve güzel bence (: Sıskalar, günde iki öğün yemek (her sabah ve her akşam saat sekizde) yiyorlar. Azıcık yedikleri yetmiyormuş gibi, bir de ayakta yiyorlar. “İnsan yaşamak için yemeli, yemek için yaşamamalı” düsturunu benimsemişler. Onlara göre rahatlık bir tembellik belirtisi. Çalışmayı hastalık derecesinde seviyorlar. Yalnız Sıskalar, sinirli ve biraz da kıskançlar.Nedenini tam kavrayamadım ama galiba tüm canlıların kıskançlığı bizim sıskaları da vurmuş .

Şişkolarsa Göbekistan’ta yaşayan bir halk. Geniş, yuvarlak ve topa benzeyen evlerde yaşıyorlar. Şişkolarla dolu olan ülkede tek bir zayıf insan göremezsiniz. Ülkenin başkenti Göbekyurt. Göbekistan’da gezerken duvarlarda sık sık şöyle afişlerle karşılaşabilirsiniz: ‘Hoşhoş Çilek Suları, Tombalak Gazozları, Ballıreçel Pastaları’. Efendime söyleyeyim, sokak köşelerindeki makinelerin düğmelerine basınca çeşit çeşit içecekler akmaya başlıyor. Anlaşıldığı üzere istediği kadar yiyebiliyor Şişkolar. İsterlerse Toptop çorbası içiyor, isterlerse Şenkuzu pirzolası ya da Boldolma yiyorlar. Şişkolar üzüntü nedir bilmeyen insanlar. Güleryüzlüler ve her daim şen kahkaları yükseliyor sokaklarda. Her saat başında yemek yiyorlar ve yemekten sonra on beş dakika mutlaka şekerleme yapıyorlar. Kral Tostombul, Prens Şişgöbek ve diğer Göbekistan sakinleri mutluluk içinde yaşayıp gidiyor anlayacağınız.
Nevi şahsına münhasır Şişkolar ve Sıskaların bir sorunu var. İki ülke arasında kalan bir adayı bir türlü sahiplenemiyorlar. Şişkolar adaya Şişka Adası derken, Sıskalar adayı Sısko Adası diye adlandırmakta ısrar ediyor. Şişkonun ‘şiş’imi yoksa Sıskanın ‘sıs’ı mı önce gelecek… Bu inatlaşma birbirini benimsemeyen Şişkolar ve Sıskaları savaşa sürüklüyor. Nedense bu savaşı fakir ile zengin savaşı olarak görüyorum...

Fakat her şeye rağmen verdiği mesaj büyüleyici....
Savaşın gülünçlüğünü, kavgayla hiçbir şeyin çözülemeyeceğini anlatan bu roman dünyanın pek çok ülkesindeki çocukları büyüledi. Ama sadece çocukları büyülediğini düşünmüyorum. Çocuk edebiyatı olsa da yüreğine birilerin dokunduğuna ,birilerin okuduğunu ,okutuğunu düşünüyorum bende sizlere okumanız gerektiğini düşünüyorum...

"Savaşmanın anlamsızlığını bir kez daha anlamak için…”

""Yüreğinize dokuması dileği ile...kitapla kalın...insan kalın...savaşmayın ,barışçıl olun...""
274 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Muggle olduğunuza üzüleceğiniz kalitede ve güzellikte bir seri.

Harry Potter benim için senelerdir okumak istediğim ama senelerdir de ertelediğim bir seridir. Neyse ki geç de olsa seriye kavuştum ve okuma şerefine nail olabildim. Tabii ki burada Harry Potter’ın başarısından, güzelliğinden veya J. K. Rowling’in hayatından bir şeyler yazmayacağım, fazlasıyla yazılıp, söylenmiş ve duyulmuştur; ama benim için çok güzel bir kaçış oldu Harry Potter ve Felsefe Taşı hatta kaçış edebiyatı da oldu benim için. Sonuçta önemli olan kaçış edebiyatına bakış açımız, verdiğimiz anlamdır diye düşünüyorum.

Fantastik edebiyat benim için tartışmasız Yüzüklerin Efendisi demektir. Buz ve Ateşin Şarkısı gibi kimin iyi, kim kötü olduğunun bilinmediği, karakterlerin gidişata göre, çıkarlarına göre farklılık gösterdiği eserler değil de Yüzüklerin Efendisi gibi siyah ile beyazın, iyi ile kötünün mücadeleleri daha çok hoşuma gider. Bu durumda birebir şekilde Yüzüklerin Efendisi’nin kopyasını okumak istemesem de her daim Yüzüklerin Efendisi mihenk taşımdır ve olmaya da devam edecektir. Bunun için de okuduğum her fantastik kitapta bir Yüzüklerin Efendisi havası, atmosferi ve notalarını ararım, aramamla beraber de okumak isterim. Buna en yakın hissi Zaman Çarkı serisinden almıştım ama maalesef yazım tarzı ile çok ağır bir eser olduğu için doyurucu bir eser olmasına rağmen bir şeyler tutmuyor kendisinde ve beklediğim etkiyi göremedim ama Harry Potter ise kendi dünyası olmasına rağmen günümüz dünyasının içinde de olan bir eser ve o beklediğim, istediğim havayı fazlasıyla alabildim.

Harry Potter dünyasının fantastikliği kadar okulun da fantastikliği ayrı bir hoşuma gitti. Hogwarts’ın hemen hemen her bir odası sanki ayrı bir fantastik dünyaya açılıyor gibi geniş bir hayal gücü ile yazılmış ve eminim Harry ile o kilitli kapıların, o yasak koridorların ve katların hepsine gitmek isteyecek ve o kapıları açmak isteyeceksiniz. Tabii ki de Rowling’in hayal gücüne seri içinde yazdığı oyunlar için de hayran olacaksınız. Büyücü satrancını kim oynamak istemez ki veya Quidditch’i kim oynamak istemez ve yine eminim ki tüm okurlar bir Nimbus 2000’e sahip olmak istemişlerdir.

Quidditch demişken de ODTÜ’nün Quidditch topluluğuna göz atılmasını tavsiye ederim ama ne olursa olsun sonuçta bir Muggle Quidditch: https://www.youtube.com/...K3BZRFI8k&t=954s

https://www.youtube.com/watch?v=Htaj3o3JD8I
274 syf.
·10 günde·10/10
Ben nasıl bir kitap okudum böyle! Filmini zamanında izlemiş olmama rağmen kitabı okuduğumda anladım bu kitabın ne kadar olağanüstü bir hayal ürününün sonucu olduğunu. Baykuşlar, kurbağalar, üç başlı köpekler, ejderhalar, uçan süpürgeler ve sihirler…

“Wingardium Leviosa” diyerekten başlayayım kitap hakkındaki düşüncelerime. :)

Kitap evet fantastik bir dünyayı anlatıyor olabilir ama bütünüyle bizim dünyamıza uzak olan temaların dışına da asla çıkmış değil. Ejderhalar, üç başlı köpekler gelir gider bizim dünyamızın da var ağzından ateş çıkaran kötü insanları ama esas olan arkadaşlıklar ve dostluklardır. Kitap boyunca birbirleri ile atışsalar da birbirlerine darılsalar da hep birbirini tamamlayan üç kalbi güzel insanı görüyoruz. Her biri bir diğeri için kendini tehlikeye atmaktan çekinmeyen çocuklar. İşte böyle bir dostluk bu hikâyenin ana temasını oluşturuyor.

Harry Potter, hayata 10-0 geriden başlamış olan büyücümüzdür. Tabi ki 11. Yaşına değin özel güçleri olduğunun farkına varamıyor. Bu 11 yıl değimi yerindeyse cehennem gibi geçiyor halasının evinde. Dudley ve arkadaşlarının türlü pisliklerinden kimi zaman kurtuluyor kimi zamansa kaderine razı geliyor. Sonrasında bir mektup ile hayatı değişiyor büyücümüzün ama ne o ne de biz hazırız bu yeni dünyaya ki her yeni gelişme ile şaşkınlığımız, beğenimiz katlanarak devam ediyor anlatım boyunca ve Harry’nin 9 Çeyrek Expresi ile inanılmaz bir dünyaya adım atıyor ve olaylar gelişiyor. Olayların gelişimi, kişiler ve nesnelerin uyumu o kadar mükemmel ki şu yaşınıza rağmen utanmadan orada olmak istiyorsunuz. Sporun her dalı ile iç içe olan bir insan olarak uçan süpürgelerle havada oynadıkları oyunu oynamak için neler vermezdim.

Geçenlerde Ben Robot özelinde düşüncelerimi belirtirken bu minval üzere olan kitapların varsa filmlerini izlemeyi tercih ediyorum diye yazmıştım ama bu kitap nezdinde seriye devam edeceğim her ne kadar uzun bir maraton beni bekliyor olsa da irademi kaybetmeden okumaya devam edeceğimi belirtmek isterim. Çünkü bu kitabın anlatımı beni gerçekten içine çekti. Evet ciddi bir edebi lezzet aldığımı söylemiyorum ama karakterlerin hislerini, düşüncelerini ve ruh hallerini yazarımız okuyucuya başarıyla aktarmış. Bu gerçekten taktiri hak eden bir başarı olsa gerek. Hoş yazar, o kadar özel bir dünyanın yaratıcısı olaraktan böyle bir kaygıya girmeyebilirdi ama bunu kendine dert edinmiş ve gayet başarılı bir şekilde yazımını yansıtmış. Öyle ki o kadar güzel yansıtmış ki kimi yerlerde bol bol duygulandığınız bile oluyor. Belki de çeviri sahibi Ülkü Tamer’in başarısıdır bilemiyorum lakin anlatımı oldukça beğendiğimi açık yüreklilikle itiraf etmek gerek.

Değerli çalışma arkadaşım, aynı zamanda sitemizin de pasif kullanıcılarından olan Begüm Nur Çelik 'e bu kitap için teşekkürlerimi sunar, incelemeyi kendisine ithaf ederim. Sırlar Odasında görüşmek dileğiyle.
274 syf.
·10/10
Bu seriyi liseye başladığım yıl okumuştum. Harry Potter benim kitap okumamda milattır. Harry Potter'ı okumadan önce de kitapları severdim ama Harry Potter'la bu sevgi bambaşka boyuta geldi. İlk kitabı elime aldıktan sonra bırakamadım. 7 kitap bir ayda su gibi bitti. Hele hatırlarım 5. kitabı üç güne bitirmiştim. Yarın okul olmasına rağmen sabahlara kadar okurdum. En sonunda uykuya yenik düşerdim de öyle uyurdum. Tabi bir de geceleri annem gelip niye yatmadın diye kızacak diye bazen yorganın altında okurdum. Benim için anlatılamaz bir seri bu. O zamanlar giden bir vasıta da midem bulandığı için bir şey okuyamazdım. Ama bunu bildiğim halde serviste her sabah okurdum. O ay çoğu sabah mide bulanık gözler uykulu bir şekilde gittim okula.
Biraz da kitap hakkında bahsedeyim. Kitap inanılmaz bir şekilde akıcı bir kitap. Yalın bir dille anlatılmış. Kurgu ise süper. Yazar ilk başta sadece para kazanmak için yazsa bile kitaplar arasındaki bağlantı muhteşem. Sanki yazar bu kitapları yazmadan önce en az 100 kitap yazmış da bu kitap onun ustalık döneminin eseri. Tabi bu yazar için bu tam tersi olmuş. Yazdığı ilk kitaplar olan Harry Potter süper olurken bundan sonra yazdığı Boş Koltuk ise bu kitapların yanına bile yaklaşamadı. Harry Potter kitabında adeta karakterle bütünleştim. Adeta okurken kendim bir Harry Potter oldum. Beraber korktuk, güldük, beraber üzüldük, eğlendik. Benim için değişilmez bir sei. Keşke okuduklarım aklımdan silinse de bir daha hiç bilmeden aynı heyecanla okuyabilsem. Diğer dünyada cennete gidersem şayet bu kitabın dünyasında belli bir süre geçireceğim mutlaka.
272 syf.
·20 günde
Uyuduğum uzuuun uykumdan uyanıp incelemelerimin başına dönüyorum bugün. Neden mi? Çünkü Harry Potter serisi, çok farklı bir yer edindi gönlümde. "Felsefe Taşı'na inceleme yapmayacaksın da hangi kitaba inceleme yapacaksın?" diye konuştum kendi kendimle.
Sitedeki samimiyetsizlikler, yazılanların değil, insanların beğenildiği bir ortam bana artık çok itici gelmeye başlamıştı ki, Harry Potter'ın büyülü dünyası imdadıma yetişti ve beni satırlarımın başına döndürdü...

Önceden fantastik edebiyatla alakalı tek bir kitap okumamış olan ben, Yüzüklerin Efendisi-Yüzük Kardeşliği ve Harry Potter ve Felsefe Taşı ile bu büyülü dünyaya ilk adımlarımı atmış oldum. Tolkien çok büyük bir kesim için "fantastik edebiyatın kralı" sayılsa da, bana göre (en azından şimdilik) bayrağı elinde tutan kişi kesinlikle Rowling''tir. Anlatımındaki yalınlık, içerisinde mesaj olarak verdiği, dostluk, dayanışma, cesaret, dürüstlük gibi unsurlar kitabın herkes tarafından anlaşılmasına ve keyifli bir okuma sağlamaya yardımcı oluyor.

Harry Potter serisine, "çocuk kitabı, anlatımı çok basit, bunda ne buluyorsunuz" gibi absürt sözler eden her bir kişiyi bu incelemem ile tek tek tek kınıyorum. Marquez'in Kırmızı Pazartesi'sinin vermediği hazzı bana, bu türde bir kitap veriyorsa, okuduğum kitap türünü değiştirmenin zamanı çoktan gelmiş demektir zaten. Zira Harry Potter'ın bana kattığı şeylerin %3'ünü bile bulamamıştım o kitapta ben.

Zamanında çok ağır kitaplar okuyup da kendimin kitap okumaktan zevk aldığını sanan biriymişim meğerse ben. Ama aslında durum öyle değilmiş. Çok farklı türlerde çok farklı zevkler yatıyormuş ve ben bunu tabularım yüzünden fark edemiyormuşum. Bu itiraflarım da, yaptığım ilk fantastik kitap incelememde imzam olsun...

Harry, Ron, ve Hermoine'in dillere destan dostluklarının ilk basamağını görmüş oldum Felsefe Taşı'nda. Dostluk ne demektir, yardımın kelime manası nedir, kendinin yerine başkasını düşünmek ne demektir, bu soruların cevaplarını en belirgin şekilde avuçlarımın içinde buldum. Okuması çok kolay, anlatımı çok sade, aşırı güzel bir kitaptı benim için. İş yoğunlukları olanlar, kitap okumaya vakit bulamamaktan şikayet edenler için, belki de defalarca aynı hazla okunacak bir seri bu.

Devamı için acayip sabırsızlandığım, bitirmek için meraktan yerimde duramadığım, filmini gözlerimden kalpler çıkarak izlediğim muazzam bir serinin ilk kitabıydı bu kitap. Ben kitap okumak ne demekmiş şimdi bildim. Kitaptan haz almak, tat almak ne demekmiş şimdi öğrendim.
Bundan sonra "GERÇEK TATLAR KORUMAMIZ ALTINDA."
Şiddetle tavsiye ediyorum! Okuyunuz, okutunuz!
274 syf.
·10/10
Dünyadaki bütün kitapları verecek olsalar asla elimdeki Harry Potter kitaplarını değişmem. Küçükken yangın çıksa evinden 3 şeyi kurtaracak olsan neler olurdu diye sorarlardı. İlk kurtaracağım şey Harry Potter kitaplarım olurdu derdim. "Çok güzel" desem "Harika" küser. "Harika" desem "Olağanüstü" oradan boynunu büker..
274 syf.
·10/10
Kitabının filmden daha iyi olduğunu söylemeye gerek duymuyorum. Aslen Harry Potter serisi zaten başlı başına başka bir dünya. Harry Potter severlerden biri olduğum için mutluyum^^Ah harry ^^

Yazarın biyografisi

Adı:
Ülkü Tamer
Unvan:
Türk Şair, Oyuncu ve Çevirmen
Doğum:
Gaziantep, 20 Şubat 1937
Ölüm:
1 Nisan 2018
Ülkü Tamer, (d. 20 Şubat 1937, Gaziantep), Türk şair, oyuncu ve çevirmen.

Robert Kolej'den 1958 yılında mezun oldu. Yayıncılık, oyunculuk ve çevirmenlik yaptı ve 1950'li yıllarda ortaya çıkan İkinci Yeni şiir akımının önde gelen temsilcilerinden biri oldu. İkinci Yeni'ye, bu akımın ana karakteristikleri oluştuktan sonra dahil olduğu halde, kendine özgü imge dünyası ve süssüz, sade söyleyişiyle dikkati çekti. Çoğunlukla keskin bir ironiyle örülmüş derin acıların ve beşeri trajedilerin dile geldiği şiirlerinde 1970'lerden sonra toplumsal duyarlıklar da öne çıktı.
İlk şiiri 1954 yılında Avni Dökmeci'nin yönetimdeki Kaynak Dergisi'nde yayımlandı: "Dünyanın Bir Köşesinden Lucia".
Şiirleri 1954'den itibaren Kaynak, Pazar Postası, Yeditepe, Yeni Dergi, Papirus, Sanat Olayı gibi dergilerde yayımladı. 1967'de Yeditepe Şiir Armağanı'nı kazandı.
"İkinci Yeni'nin, çağdaş İngiliz şiirini yakından izleyen, çevirileryapan, Batı etkilerine açık bir şairiydi. Özellikle 1960'ların ikinciyarısında yazdıklariyla kapalı şiir anlayışının kusursuz örnekleriniverdi. Toplumsal sorunlara yönelirken de şiirin düzeyini düşürmedi." (Memet Fuat, 1985)
Ayrıca Ahmet Kaya 'nın Başkaldırıyorum ve An Gelir albümünde seslendirdiği "Gül Dikeni" ve "Üşür Ölüm Bile"nin bestecisidir. Zülfü Livaneli´nin seslendirdiği "Memik Oğlan" ve tabii ki "Güneş Topla Benim İçin" ve Grup Yorumun "Düşenlere" türküsünün de söz yazarıdır.

Yazar istatistikleri

  • 333 okur beğendi.
  • 19.039 okur okudu.
  • 437 okur okuyor.
  • 4.644 okur okuyacak.
  • 128 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları