Ümit Deniz

Ümit Deniz

Yazar
8.4/10
26 Kişi
·
29
Okunma
·
3
Beğeni
·
1.552
Gösterim
Adı:
Ümit Deniz
Unvan:
Gazeteci-Yazar
Doğum:
İstanbul, 1 Ocak 1922
Ölüm:
İstanbul, 14 Mayıs 1975
Kendisinden önce türü deneyen yazarlar olmuşsa da, Türk edebiyatında polisiye türünün ilk etkili yazarıydı Ümit Deniz. 1922 yılında doğan Deniz, Haydarpaşa lisesini bitirdikten sonra bir süre İÜ Hukuk Fakültesi’ne, ardından aynı üniversitenin Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı’na devam edip gazetecilikte karar kıldı. Çeşitli gazete ve dergilerde muhabirlik ve yazarlık yapan Deniz, yarattığı gazeteci Murat Davman tipinin etrafında gelişen polisiye hikayelerle meşhur oldu. Romanlarından bazıları sinemaya da uyarlanan yazar, 1975 yılında öldü.
Demin konuşan, gülen, nefes alan bu adam şimdi soğuyan bir cesetten ibaretti. Hepimizin akıbeti eninde sonunda bu değil mi idi? Soğuyan bir ceset...
“-Bir erkek, kadının dudaklarına ve kalçalarına bakarsa, o, Don Juan tipidir. Yani göz önünde tuttuğu tek husus şehvettir. Kadının elleri ile meşgul olan erkek, mahcuplar sınıfına girer; çünkü kuvvetli el ona güven vermektedir. Daima yüzle meşgul olan erkek, kötümser tipin numunesidir. Çünkü, güzel bir vücutta çirkin yüz görmek ihtimali ve korkusu için de yaşar. Devamlı olarak gözlerle meşgul olan erkek, mağrur tipe aittir. Çünkü daima kadına göz yolu ile hakim olunduğunu bilir. Bir de, her şeyden evvel kadının giyim ve kuşamına dikkat eden erkekler vardır ki, bunlar da cimriler sınıfını teşkil ederler...”
Fazla ileri gitmedikleri taktirde iki cins kadını seyre bayılırım. Bunlardan biri sarhoş olan kadın, öbürü de kızıp köpüren kadındır. Böyle anlarında ne kadar güzelleşirler bir bilseniz.
Adım Murat Davman. Gazeteciyim. Yaşım 35, boyum 1.85, kilom 100... Rengim meydanda. Sizin gibi harikulade güzel kadınlara hayranım. Hatta hayatta yalnız onlar için yaşarım. Bekarım ve evlenmeye hazırım...
Şu kadınların işine bir türlü akıl sır ermiyordu. Çabuk seviyor, çabuk soğuyorlardı. Sevdiklerine sahip çıkmaya kalkıyor, soğuduklarını da öldürmeye yelteniyorlardı.
187 syf.
·Beğendi·7/10
Murat Ağabeyimiz bu macerasında bu sefer diğer kitaplara nazaran -ki 9 kitap- ilk defa esir olarak başlıyor. Biraz da komik bir başlangıç. Gölge, Cellat derken Murat’ı esir tutan adamın kafasının karışmasıyla yapılan konuşma sahneleri bir an bana birini hatırlatınca ikisinin komedisi de bir hoş geldi gözüme tabi.
Tanınmış bir sanayici olan Nedim Aslan’ın ölümüyle başlar hikayemiz. Evvelce ölenleri de göz önüne almak lazım tabi. Yatında ölü bulunan Profesör İhsan Ersoy, Doktor Sermet Özver, Fabrikatör Kohen Albukrek ve Profesör Mehmet Şükrani ki görüldüğü gibi hiçbiri ‘Sıradan’ insanlar (bu tabir de her ne manadaysa artık) değiller. Bunların ortak noktaları ise ‘Mason’ olmaları diyebiliriz.
Muhteşem bir kovalamaca ve hafiyelik sonrası günün üçüncü ve son kitabını da bitirerek sizlere veda ediyoruz. Gözlerimden uyku akıyor resmen. Yarın haftanın son iş günü, şimdiden mutlu tatiller ve iyi geceler diliyorum. Allah’a emanet olun. Keyifli okumalar..
293 syf.
·Beğendi·10/10
Şimdi sizlere bir yazardan bahsedeceğim. Tabi ilk kitabından da. Elimizdeki kitap Mart 1957 baskısı olduğundan biraz özel haliyle. Osman Aysu ile asker ve bebek katili pkk yandaşı bir rezilin ölümüne kapıştığı “İlk polisiye kitabını ben yazdım” savaşının ne kadar anlamsız olduğunun kanıtıdır bu yazar aslında. Herkes denemiş, çok denenmiş ancak onun romanları bu alanın ilkidir. En iyisidir, en güzelidir, en sürükleyicisi budur gibi öznel yorumlar yanında nesnel ve belli bir gerçeklik var ki bizde ilk Polisiye Ümit Deniz zamanında yazılmıştır. Bu işin de ustası odur. Ama insanlarımız, kişileri ünlerine göre değerlendirdiğinden tabi geçmiş dönem yazarları geride kalıyor gibi bir algı var. Ne kadar gereksiz değil mi? Geçmiş dönemden çok büyük bir devlet adamını özleyen 1 milyon kişiyi tek ıslıkla toplarsınız. Bu kadar da iddialıyım.
Şimdi gelelim kitabımıza. Yazarın ilk kitabına ve bizdeki eldeki nüshalara göre ilk polisiye romana. Tabi bu satırları yazarken emin olabileceğiniz durum da şu ki, sizler için taradım. Lakin internette hiçbir şekilde yayımlamayacağım. Şimdilik.
Milli Emniyetin İstanbul grubu mühim bir casusluk hadisesi üzerinde çalışır. Birçok da kayıplar verir. Bulgaristan gelen kurye kız Maria Antonof’un üzerine bizim gazeteci ve istihbaratçı Murat Davman göreve gönderilir. Yanına da Cezmi diye bir arkadaş eklenir. Çünkü her zaman tek çalıştığı belirtilen insanların bir ortağı olduğu gibi, belirtilmeyenlerin de fazlasıyla olur. Eh bu yazarın Sherlock’u da Murat Davman desek yeridir. Diğer kitapları da zamanı geldiğinde böyle tanıtacağım inşallah.
Yazarımızın, hikayenin yanında çok güzel tespitleri olduğunu da söylemek mümkün. Mesela biriyle karşılaştığımızda -Geldin mi, gibisinden bir sorunun örneğini de vermiş. Bunu da oldukça aptalca bulduğunu eklemiş. Ya da bir kadının ilgisini çekmek için onu meraklandırmak ve en akıllısından en akılsızına kadar her kadının ‘Fal’ sevdiğini bilmek örneği.
Yalnız burada Murat Davman rolünde bizim sinemamızda oynayan bir aktör var. Buradaki konuşma sahnelerini görünce de zaten direkt aklıma o isim geldi. Yeşilçam da en yakışıklılardan. Bırakıyorum buraya karizmayı.
https://i.hizliresim.com/GDaob3.jpg
Muhteşem kelimesi başka türlü nasıl anlatılır bilemem ancak şunu iyi biliyorum ki bu kitabı okuyun. Polisiye seven tüm arkadaşlara mutlak süratte tavsiye ediyorum. Lütfen okuyun efendim. Gerçekten öyle memnun kalacaksınız ki, vay be diyeceksiniz ben inanıyorum ve tekrar tekrar sizlerden rica ediyorum. Mutlaka okuyun. İyi geceler dilerim..
210 syf.
·Beğendi·9/10
Muhteşem bir kitap, gibi yorumlardan önce sizlere harika bir şarkıyla Merhaba diyeceğim. Hamiyet Yüceses’den Taş Plak kaydıyla biraz geçmişe döneceğiz. Yazarımız sağ olsun tam benim kafadan dinliyormuş şarkıları sağ olsun. Ya da şu dünyaya geç geldiğini düşünenlerden birisi de benim bilemedim aradayım. Her neyse sizleri sıkmadan şarkıya geçelim.
https://www.youtube.com/watch?v=QL_kcCYOf6c
Şimdi bu şarkı ne alakaydı? Duyuyorum o sesleri. Murat her zaman olduğu gibi içkisini içip çapkınlık peşinde koşarken; Ölüm Perdesi, Sessiz Harp ve Casuslar Savaşı kitaplarında da karşılaştığımız Celal ile karşılaşır ve birini gözetlerler. Bir sigara paketi değişimi, gelen not ve bir kadın ile bir erkek arasındaki gizliliği çözmeye başlarken gene hız kazanıyoruz. Ümit Ağabey, en sevdiğim yanın gaza bastığın anda frenin yerini unutman oluyor. Seviyorum bu huyunu, mekânın cennet olsun.
Celalin öldürülmesi ile başı kısa da olsa yanan bir Murat Davman, olaya el atan Necdet ve bu sefer MİT de işin içine giriyor. Gene tahmininiz üzere heyecan had safhada olunca haliyle kitaba tabiri caizse YUMULDUM!
Özellikle bu kitapta dikkatimi çeken istihbarat adına kullanılan teknikler, silahlar ve teçhizatlar kısmı oldu. Yazar da en az bizim kadar heyecanla kaleme almış bunları zannımca. Beni de oldukça etkiledi neredeyse üstünden yarım asır geçse bile bu anlattıklarının. Hele orada yazanlar yarım asır evveldense şimdi neler neler kullanıyordur Allah bilir.
Güzel bir kitabı daha geride bu şekilde bırakmış olduk. Mutlu ve keyifli bir akşam diliyorum. Kitaplarla kalınız efendim..
270 syf.
·Beğendi·8/10
Bilim adamı Necmi, Ölüm Şuaı diye bir icat üzerinde çalışmaktadır. Önceki senelerde yaşananlara göre -en iyi benzetmeyle- Gulyabani diyebileceğimiz hayalet gibi garip bir yaratık da eve musallat olmuştur. Murat, tahmin edileceği üzere Necmi’nin yakın arkadaşıdır. Telefonla aranır ve gelir. Olaylarımız hızlı başladığında bu bana biz Türk erkeklerinin genel itibariyle kavga dövüş filmlerinde senaryo olmasa bile güzel kavgalar hatırına seyrettiği filmleri hatırlatıyor. Kendimi de bu genellemenin dışında asla tutmayacağım tabii ki de. Bu arada Şuaı, ışın ve vektörle alakalı bir durum ama eski dile hakimiyetim çok fazla olmadığından bilemiyorum. Buraya eski dili bilen varsa aydınlatması için davet ediyorum. Fizikçi de olur. :)))))
Hoş bir kitap. İkidir finallerde biraz benzerlik mi desem yoksa yazarda bir kendini tekrar mı desem tam çözümleyemediğim bir devamlılık söz konusu. Tabi olay örgüsü, kurgu ve heyecan tam kıvamında. Beni sevindiren de zaten bu oldu. Keyifli okumalar, mutlu akşamlar dilerim..
256 syf.
·Beğendi·9/10
NATO’nun Atom Mayınları projesiyle beraber esrarengiz ölümler olur. Bunlardan 2 tanesi Tuğamiral Kadir Engin, Tümamiral Enver Tanyeri ve sonradan bir kadın ajan olan Macide’nin ölümü ve Murat Davman’ın bu ölüyü yolda yemeğe giderken bulması sonrası olaylar gelişir. Enver Tanyeri’nin kütüphanesinden alınmak isteyen belgeler nelerdi ve Koramiral Necati Tayfun neden arabalı saldırıda öldürülmek istendi gibi soruların ardından adamımız göreve hazırdır. Gözüm öyle bir alışmış ki hep bir yandan da Cüneyt Arkın için biçilmiş kaftan diyorum sahnelere.
Kitapta beni oldukça güldüren ama yazar zekasına hayret ettiren bir durum daha var. Bu sefer Murat Davman öldü diye her yer çalkalanırken, Murat Davman oluyor size Fuat Derman. Oldukça da yaşlı bir adam makyajı ve soy adını da buna uydurmak çok makbul olmuş. Cami yıkıldı ama mihrap yerinde cinsinden, tabiri caizse.
İşler kızıştığında bir T-33 uçak muhabbeti dönüyordu ki dayanamadım bu uçakları da araştırdım. Kitapta Jet olarak söylense de 6557 üretimle en çok kullanılan eğitim uçağı olduğunu gördüm. Tabi bunun yanında Jet olduğunu ve özellikle havadan çekimler için kullanıldığını da gördüm. Geçmişe dönmek çok güzel değil mi ya?
Ümit Deniz adına gerçekten güzel bir roman daha. Hani ilk romandan sonra ikinci roman biraz sönük kalsa da bu kitabın onu perdelediğine inanıyorum. Çok güzel bir mantıkla yazılmış, çözümler hemen değil. Karakterlerin özelliklerini tamamen biliyoruz artık. Sağdan soldan bahsedilmeyen kurtarıcı ve akrabaları çıkmadıkça bunlara şaşırmayacağız ve bunun yanında gelecek hikayelerde de nasıl maceralar yaşayacağız bunları merak ediyorum. Şimdi sizlere en güzel duygularla veda ediyor, mutlu bir Pazar akşamı geçirmenizi diliyorum. Keyifli okumalar..
389 syf.
·Beğendi·7/10
İtalya'dayken Murat, bir kızı kurtarır. Kontun manevi evladı diyebileceğimiz bu kızı boğulmaktan kurtaran Murat bir de dost kazanmıştır. Kont Giokomo Pellegrini. Ölürken verdiği bir şifre ile hatırlayacağız onu. “Morte Alle Facia İtalia Anela” ve çözmek için baş harflere bakın derim. Türkçesi Fransaya Ölüm, İtalya böyle bağırıyor gibi bir şey ama İtalyancam yok, kitap çeviri de yapmamış. O yüzden girmeyeceğim o topa.
Necdet’in geri dönüşü, bizimkinin saldırıya uğraması ve sizlere bir şarkı ile dönüyorum bu sefer. Selçuk Aygan şarkısını bizimkilerin gazetede konuşmasında bulup yakaladım onu da paylaşayım dedim. Geçmiş şarkılar kötü bile olsa hoşuma gidiyor yahu.
https://www.youtube.com/watch?v=O8W6NqhFpYc
https://www.youtube.com/watch?v=YQJnmvbEDQo
Yazarımızın biraz Sherlock hayranı olduğunu da söylemeden edemeyeceğim. Özellikle cinayeti daha doğrusu olayları ortaya çıkarma şekli ve finaldeki anlatış biçimi tamamen Conan Doyle gibi olmuş. Arada en ufak fark yok. Birkaç yerde de Sherlock bahsini yapmadan edememiş. Buradan esinlenmesi de tarzına nispeten iyi olduğundan bu kitapta benden geçer puan aldı. Bakalım tüm seri bittikten sonra serinin en zayıf notunu hangisine vereceğim onu düşünüyorum. Böylece bugün de okuma limitimizi doldurmuş bir vaziyette yatıyoruz artık. Geceniz hayrolsun. Allah’a emanet olun..
280 syf.
·Beğendi·7/10
Cinayetler, Kedi Motifleri, Bırakılan Notlar. Ümit Deniz gene soluksuz okunacak bir roman yazıyor. EDEN BULUR notu ne anlama geliyordu? Yakutun tarihçesi neydi? Paşanın ölümü sonrası önce oğlu sonra da torunu Tarık ölümleri, kaybolan uşak derken bir yandan da daha henüz sayfa 13’de dikkatimi çeken bir olay vardı. Nazik bir uşak ve tek günlük bir iş için konakta bulunması. Bu tarz eserleri okuya okuya bizde şizofren olduk sonunda kendi gölgemizden bile şüphelenmeye başladık. :))))))
Muhteşem bir roman daha. Gerçi kötü olmasına da kötü diyemiyorum. Filmi çekilen bir kitap. Başrol olarak da Cüneyt Arkın olunca. Gerçekten de edebiyatımızın bu değerli ismini okuyor olmak çok harika bir duygu. Aslında şu ana kadar okuduklarım arasında da zayıf kaldığını belirtmekle beraber tek bir yerde geçmesine rağmen bu kadar hareketli olması da ayrı bir güzellik. Sevgiyle tavsiye ediyorum..
322 syf.
·Beğendi·9/10
Önceki kitabın sonuna göre bir Paris gezisi bekliyor ve güzel bir macera hayal ediyordum. Tabii Paris gezisi sanırım iptal olmuş yahut biricik yazarımız unutuvermiş. Olsun, ziyan yok. Alıntı ile paylaştığım şarkı eşliğinde mutlu mesut gittiği evde randevulaştığı kızla tam buluşacağı sırada Murat Davman kafasına darbe alır. Bu darbe nereden gelmiştir? Gittiği yerde kız arkadaşı Briçim oldukça mide bulandırıcı, sadist bir şekilde katledilmiştir. Katili kimdir?
Birbiri ardına işlenen 4 kadın cinayeti. Nuri Tarı yahut lakabıyla Tos Nuri, bizim Ediyle Büdü ayrıldığında Muratla ekip olan komiser. Amir Necdet, FBİ davetlisi olduğundan göreve geliyor ve oldukça iyi işler yapıyor. Yalnız kitabın arka kapağında Ümit Deniz’e ait bir resim var ki yani gerçekten de adam muhteşem duruyor. Özellikle tahkikat aşamasında Polis Müdürü neden davayı durdurmak istedi bunu bende merak ettim. Finale kadar nasıl geldim onu da bilemedim ama suçlular enselendikten sonra biraz daha devam edip asıl büyük suçluları bitirecek sahneyi de görsek fena olmazdı. Biraz erken mi final oldu desem yoksa doyamadım mı desem bilemedim. Neyse hemen uyuyup sabah olsun istiyorum o yüzden çok uzatmayacağım. Sağlıcakla kalın, esen kalın, kitaplarla kalın efendim..
270 syf.
·Beğendi·10/10
Çok güzel bir Murat Davman polisiyesi daha. Murat, arkadaşı olan bilim adamı Necmi'nin talebi üzerine evine gider. Kız kardeşi Yonca ile yaşayan Necmi'nin köşküne bir hayalet dadanmıştır. İşi araştırmaya başlayan Murat ölüm tehlikesi geçirir ve Yonca ile yakınlaşmaya başlar. Bu arada evin kovulan şoförü Celal ve aile doktoru da öldürülür. Necmi bir icat üzerinde çalışmaktadır ve işin içinde casusluk olduğu düşünülmektedir. Ancak işler göründüğü gibi değildir ve katil hiç beklenmedik biridir. Murat bu olayı çözerken en yakın arkadaşı emniyet müdürü Necdet ile tatlı sert bir rekabete girer ve ikisi de birbirine yardım eder. Keyifle okunan bir roman.
280 syf.
·Beğendi·10/10
Doyamadığımız her şeyin bir sonu varmış, diyerek olayı Murat Davman’a bağlayayım da birtakım hurafeler ile uğraşmayalım sonra. :))))))
Romanya dönüşü yani Casuslar Savaşı kitabının sonrasında patron artık Murat’a izin vermiş ve Avrupa gezisine yollamıştır. Bu gezinin başı da İsveç’tir. Tam akşam otele dönecekken bir kaza olur ve Murat’a çok benzeyen biri ölür, kazayı yapan araç da kaçmıştır. Otele döndüğünde de yanlış parola ve yanlış kişiyle tanışmıştır çapkınlığı sağ olsun. O artık Fransız çapkın Arkeolog Marsel Duvivier’dir. Her şey de bir kadından aldığı zarf ile başlar. O kadın yani Kleo ise Murat’ın bulduğu odada öldürülmüştür. İşte hikayemiz ve maceramız böyle başlar.
Muhteşem bir macera ve tadı damağımızda Murat Davman serisinin sonu. Bir sona yakışacak en mükemmel yazıydı diyebilirim. Üzerinden uzun zaman geçmiş olsa bile bize ait en iyi polisiye serisi olduğunu söyleyebilirim. Okumayı düşünürseniz, sizler de bunun kararını rahatlıkla vereceksiniz zannımca. Bol keyifli okumalar, mutlu günler dilerim..

Yazarın biyografisi

Adı:
Ümit Deniz
Unvan:
Gazeteci-Yazar
Doğum:
İstanbul, 1 Ocak 1922
Ölüm:
İstanbul, 14 Mayıs 1975
Kendisinden önce türü deneyen yazarlar olmuşsa da, Türk edebiyatında polisiye türünün ilk etkili yazarıydı Ümit Deniz. 1922 yılında doğan Deniz, Haydarpaşa lisesini bitirdikten sonra bir süre İÜ Hukuk Fakültesi’ne, ardından aynı üniversitenin Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı’na devam edip gazetecilikte karar kıldı. Çeşitli gazete ve dergilerde muhabirlik ve yazarlık yapan Deniz, yarattığı gazeteci Murat Davman tipinin etrafında gelişen polisiye hikayelerle meşhur oldu. Romanlarından bazıları sinemaya da uyarlanan yazar, 1975 yılında öldü.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 29 okur okudu.
  • 71 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.