Ümit Yaşar Oğuzcan

Ümit Yaşar Oğuzcan

Yazar
8.9/10
377 Kişi
·
1.222
Okunma
·
700
Beğeni
·
15.344
Gösterim
Adı:
Ümit Yaşar Oğuzcan
Unvan:
Türk Şair
Doğum:
Tarsus, Türkiye, 22 Ağustos 1926
Ölüm:
4 Kasım 1984
Ümit Yaşar Oğuzcan, (22 Ağustos 1926, Tarsus - 4 Kasım 1984), Türk şair.

22 Ağustos 1926 tarihinde Tarsus’ta doğdu. Eskişehir Ticaret Lisesi’ni bitirdi (1946). Türkiye İş Bankası’na girerek Adana, Ankara veİstanbul’da çalıştı. Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı görevinde iken, hizmette otuz yılını doldurunca kendi isteğiyle emekliye ayrıldı (Haziran 1977). İstanbul’da kendi adını taşıyan bir sanat galerisi kurdu.

Şiire 1940’da Yedigün şairleri arasında başlayan; 1975’te 33 şiir, 4 düzyazı kitabı, 13 antoloji ve biyografik eser, toplam 50 kitap çıkarmış bulunan, şiir plakları, şarkı sözleri ve yergileriyle tanınan Oğuzcan, günümüzün en popüler şairlerinden biridir. Genellikle Faruk Nafiz Çamlıbel duyarlılığında ve aşk, ayrılık, özlem temaları ekseninde çoğalttığı şiirini, 1973’te büyük oğlu Vedat’ın ölmesi üzerine, hayatın boşluğu, ölüm ve acı gibi derinliklere, öz ve biçim yoğunlaştırmalarına yöneltti. Şairlik başarısını, daha etkili, aruzla yazdığı rubailerinde gösterdi.
Ne olur çekme ellerini karanlığımdan
Bir sen kaldın dünyada güzel bildiğim
Ümit Yaşar Oğuzcan
Sayfa 491 - Everest Yayınları
Bütün vücudunu santimetrekarelere ayırıp
Birer birer öpmeliyim
Ve sonra sımsıkı sarılmalıyım sana
Böylece ölmeliyiz
Aradan yıllar geçip
Bizi buldukları zaman
Etlerimiz çürümüş olsa da
Kemiklerimiz ayrılmamalı birbirinden
Hadi gel
Nefes almak hüner değil
Seninle ölmek istiyorum
… Seni benden başka hiç kimseyle paylaşmaya razı değilim. Zaten sen bir bütünsün; bölünemezsin, paylaşılamazsın ki! Ben hep sevdim sana gelinceye kadar. Seni sevmeye hazırladım kendimi. ilk sevdiğim değilsin elbette, ama son sevdiğim olacaksın. Seni tanımadan önce yalnız sevmenin hazzıyla doluydu yüreğim, gururluydum, çünkü; seven bendim. Yalnız benim hakkımdı sevdiğimi yüceleştirmek, onu erişilmez yapmak, ölümsüz kılmak benim hakkımdı. Sevildiğimi, hele senin tarafından sevildiğimi anladığım anda gururum yok oldu. Aşkın büyüklüğü karşısında eridiğimi hissettim...
Gitgide alışıyorum sana....
Hiçbir alışkanlık bu kadar güzel olamaz...
Ellerin ellerimden uzaksa nasıl güçsüzüm bilemezsin...
Yanımda olduğun zamanlar;
Sigara dumanı gibi ciğerlerime doluyor,
Alkol gibi damarlarıma yayılıyorsun...
Durmadan başım dönüyor verdiğin hazdan...
Alışkanlıklar daima korkutur beni...
Düşün ki ben yaşamaya bile alışkın değilim...
Kendimi kendime alıştıramadım yıllardır...
Fakat şimdi sana alışıyorum...
Alıştıkça özlemim artıyor, daha yoğunlaşıyor.
Yalnız içimde garip bir korku var.
Sana alışmaktan değil seni kendime alıştırmaktan korkuyorum...
Bir gün sana şimdi verdiklerimden daha güzelini
Daha değerlisini verememekten korkuyorum...
Bir gün ansızın ölmekten ve seni, bana olan alışkanlığınla
Yapayalnız bırakmaktan korkuyorum...
Oysaki her zaman ve günün her saatinde
Yanında olmalıyım senin... Bana alışmış olmaktan
Pişmanlık duyacağın bir dakikan bile olmamalı...
Bütün zamanlarını zamanlarımla karıştırıp
Emsalsiz bir zaman bileşiminde yaşatmalıyım seni...
Uykularda bile aynı rüyayı görmeliyiz.
Her şeyin ve her zevkin yarısı senin olmalı, yarısı benim...
Bana alış demeyeceğim... Nasıl olsa alışacaksın bir gün...
Şimdi çirkinliğimde güzellikler bulan gözlerin,
O zaman en güzeli görecek bende! Alışkanlığınla,
Sevginle yepyeni bir ben yaratacaksın benden!
İlk defa sevilmenin ürpertileri içindeyim inan. Sevgimle
Mukayese edebileceğim tek şeyi beni sevmende buldum...
Ömrümde kimse bana sevmenin gerekliliğini öğretmedi.
Kimseden sevgisini istemedim, verdiler almadım.
Bencildim bir zamanlar, sevmek benim hakkım diyordum.
Oysaki şimdi bir zamanlar hiç sevmemiş olduğumu
Kendi kendime biraz da utanarak itiraf ediyorum.
Asıl büyük sevgiyi seni sevmekte buldum ve sevgim
Senin sevginle değerleniyor, ayrı bir anlam kazanıyor...
Sevgin olmasaydı değersiz bir cam parçasıydım.
Sevginle bir aynayım şimdi. Bana bakanlar baştanbaşa
Seni görecekler içimde...
Bir zincirin iki halkasıyız seninle anlıyor musun?
Aynı kadehte karışmış iki içkiyiz.
İki kelimeyiz seninle birbirini tamamlayan.
Her yerde iki olduğumuz için
Bir bütün haline geliyoruz durmadan...
Alışkanlığım devamlı sana çekiyor beni...
Durup durup dudaklarını öpmek geliyor içimden...
Saçlarını okşamak geliyor, ellerini tutmak geliyor...
Kokunun tenime sindiğini hissediyorum geceleri...
Teninin dudaklarımda eridiğini hissediyorum...
Boynunun en güzel yerini benden başkası bilemez artık...
Seni kimse benim kadar benimle bir bütün olduğuna inandıramaz....
Gitgide bu alışkanlığın içinde kaybolduğumu hissediyorum...
Beni yaşadığım zamanın dışına çıkarıyorsun.
Bir gün tarih öncesinde yaşıyoruz , bir gün bulutların üstünde...
Uzun süren bir baygınlık sonrasının
O anlatılmaz baş dönmesi içindeyim...
Bütün merdivenler birbirine eklendiği zaman
Seninle vardığım yüksekliğe erişemez...
Açılmış bütün kuyuların derinliği
İçimde seni bulduğum yer kadar derin değil...
Alışkanlık kozasını ören bir ipek böceği gibi gitgide tamamlıyor bizi.
Emsalsiz bir oluşun içinde yuvarlanıyoruz.
Korkunç bir yangın başladı yüreklerimizde.
Özlem, kıskançlık, arzu ne varsa içimizde hepsi birdenbire tutuştu.
Alev almayan bir yerimiz kalmadı.
Alevlerimiz muhteşem bir kızıllığın içinde yıldızlara kadar uzanıyor.
Hiçbir su, bu ateşi söndüremez artık.
Nehirler, denizler boşalsa üstümüze hiç sönmeyeceğimizi biliyorum.
Bu yangın biz birer kor haline gelinceye kadar sürecek.
Önce bakışlarımız alıştı birbirine, sonra parmak uçlarımız...
Bu oluş tamamlandığı anda yeryüzünde
Bizden güçlüsü olmayacak!
En mutlu olduğumuz yerde en güçlü de olacağız seninle...
Bu bir sonun değil bir varoluşun başlangıcıdır.
Geçmişteki tüm alışkanlıkların bana alışmanı önleyemez artık...
Bir gece başımızı alıp gitsek diyorum
Bir deniz kenarı mı olur
Bir dağ başımı olur
Kaçsak bu kalabalıktan
Bir yer bulsak kendimize
Düzenli yaşamalardan uzakta
Bir yanımızda şehrin ışıkları
Bir yanımızda kucak dolusu yıldızlar
Orada hiç yemesek hiç uyumasak
Hiç düşünmesek yarını
Sonra unutsak sıkıntısını günlerin
Gecenin karanlığı
Sonra bıraksak kendimizi sevgiye erdemliğe mutluluğa
Her nefes alışta duysak yaşadığımızı
Sonra kaybolsak bu özgürlükte
Bu hazda
Bu derin aydınlıkta
Sonra sabah
Sonra paydos
Sonra kurtuluş
Sonra ölüm
Ümit Yaşar Oğuzcan şiirini
"ben yazdım sana yazdım" diyen sevgilim,
bildiğim halde çaktırmayan ben ve
"Aay ne romantik çocuk şiir bile yazıyor sana" diyerek kıskandığı için sevgilimi elimden alan arkadaşım evlenmişti.
Romantiklik işe yaramadı şiddetli geçimsizlikten boşandılar. Şiir geldi aklıma. Benim için bana yazılan sahte şiir ve sahte insanlarla kurulan sahte evlilikler. Oh olsun diyemiyorum. (Şaka beter olsunlar ve oldular.)

Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin?
Hep böyle içinde uzak bir ışık mı yanar?
Bakışlarında beni dinlendiren bir şey var;
Kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin...
Bir yelkenliyim şimdi ben senin limanında
Fırtınalardan geldim sende dinleniyorum.
Bu huzur, bu sessizlik hiç bitmesin diyorum;
En eşsiz dakikalar sürsün senin yanında...
Hiç yumma gözlerini, ışığın eksilmesin,
Gündüzüm aydınlığım, ipek böceğim benim!
Güz bahçemde açılmış o son çiçeğim benim!
Yorgun kalbim seninle elem nedir bilmesin;
Ayırma gözlerimden çocuksu gözlerini,
O sakin o yalansız, o kuytu gözlerini
Merhaba canımmm dostlarımm. Gününüz güzel geçmiştir şu ana kadar umarım. Ve malum gün daha bitmedi. O yüzden gecenizin de güzel geçmesini diliyorum şimdiden. Kitabın kapağına bakalım ilk olarak siz ne görüyorsunuz bilmiyorum hiç. Ama ben üzgün, kırgın, belki biraz da kızgın ama kızgınlığı en çok kendine olan bir adam görüyorum. Bu kitap adından anlaşılacağı üzere bir aşk kitabı. Bu kadar çok bu kadar güzel aşık olan bir adam bence gelmese bile gelmesini beklediği sevdiğine kızamaz, ona kızmaya kıyamaz sanırım. Kızamayacak kadar derindir, temizdir zira sevgisi. Öfkeyle aşkı kirletmek de yakışmaz zaten böyle güzel seven birine. Kitapta ilk iki kısım "İki Kişiye Bir Dünya" ve "Karanlığın Gözleri" başlığı altındaki alt başlıklı şiirlerden oluşuyor. Daha sonraki bölümler ise "Sahibini Arayan Mektuplar", "Hüzün Şarkıları" ve son bölüm "Mihriban'a Mektuplar"dan. Ne güzel ifade ediyor oğlu Lütfi Oğuzcan "Bu yazılanlar kadınlara yazılmışlardır. Sevenin sevilene dil döküşüdür bu mektuplar..." Okurken bilemiyor insan bir yandan böyle güzel sevilmek ne hoş derken bir yandan sevene üzülmemek elde değil, inanın. Seviyor dünyanın en güzel satırlarını yazdırıyor ona belki bu sevgi. Ama sevilen ortada yok. Nasıl mı yok?
"Zifir gibi bir yalnızlıktı içimde yokluğun" diyor. Sevgili Oğuzcan. Sürekli onu düşünüyor. Şiirler boyunca, mısraların verdiği anlamın derinliğinde onu çağırıyor. Gel diyor "gel artık". Onsuz yaşamak daha zor ölümden. Zira öyle diyor şu satırları.

"Ölmekse daha kolay ne var
Yaşamaksa sensiz mümkün değil"

Sevilenin verdiği hüzün bile güzeldi seven için ondan geliyor ya acı da olsa.
Çaresizlik akıyordu kimi mısralardan.
Tutup onaramadım o satırları çare bulamadım.

"Gel desen gelemem
Git desen gidemem"
dediğinde Ümit abi sustum ben, gel de demedim git de. Kal dedim sessizce, biliyorum duymadı beni.

Öyle bir sevgi ki anlattığı sevdiğini Tanrı kadar yüceleştirmiş kimi mısralarda (Tövbe tövbe dedim okurken o satırları içimden kendi kendime :)) kızdım biraz da ona..

Onun için sevdiğinin gözleri dudakları, öyle güzel öyle bambaşka ki tüm bunlar yine onun gözlerinden onu öyle görmesinden, onun kalbinin sevdiğinin kalbine değmesinden. O tasvir ettiği insanı zira sevgiliyi kimse bu kadar güzel anlatamazdı başka. Belki hayalindeki bir kadındır yalnızca..
Onun yokluğu karanlıktı, soğuktu. Hava sıcaktı ama içim öyle üşüdü ki okurken. "Sensizlik" kelimesini her gördüğümde.

"... bulup bulup yitirdim seni" dedi Oğuzcan bilemedim ki hangisi daha iyi hiç bulmaman mı, bulup da kaybetmen mi hangisi dayanılmaz bilemedim hiç. Bilmek de istemedim.
"Anlamıyor musun
Sen sevildiğin için güzelsin bu kadar
Ben sevilmediğimden bu kadar çirkinim"
O an haykırmak geldi içimden sen sevdiğin için bu kadar güzelsin. O çirkin sevemediğinden, sevmeyi bilmediğinden.
"Şunlar gözlerindir diyorum, bakamıyorum" dediğinde Ümit abi ne güzel bir sevgi bu dedim bakmaya kıyamamak, kıyamayacak kadar saf bir sevgiyle bağlı olmak ahh ne hoş. Yaşamak da onunla güzeldi, ölmek de bütün renkler de, tüm dünya da onunla anlamlıydı. Doğadaki canlı cansız tüm varlıklar güneş, çiçekler, dağlar, rüzgâr hepsi ama hepsi sevdiğini anlatıyordu ona o mısralar, bana bunları fısıldıyordu her okuduğumda. Ayrılık bile güzeldi hani. Hiçbir yokluk bu kadar güzel olmamıştır bir insan böylesine kuvvetli bir aşkla sevdiğinden beri birini.
"Sensiz kahrolmak vardı, seninle yaşamak vardı..." diyordu onsuz kahrolmadı zira kahrolmak kötü hissettirirdi ama ona olan sevgisiyle yaşadı onsuzluğu bile güzel belledi belli ki. Özlemeyi anlattı. O an okusanız yazdıklarını özlemeyi özlersiniz. Ben en son ne zaman bu kadar özledim ki? Bir şeyi daha vurguladı sevgiyle alakadar. Gayet manidardı.
"Sevgimi anlamadığın ve ona saygı göstermediğin anda ölebilirim.
Karşılık vermediğin anda değil."
Oysa şimdi karşılığı var her şeyin sevginin bile. Olmasaydı keşke. Anlasaydı insanlar karşılıksız sevmenin ne kadar muhteşem bir şey olduğunu çünkü asıl gerçek olan sevgi bu. Biri seni seviyor diye senin onu sevmen normal bir durum. Ama seni sevmeyen birinin sana olan sevgisizliğine tüm sevgini vermen bambaşka ve zor.
"Bana gel dediğin an; mesafeler de anlamını kaybetmeli."
Mesafeler anlam kaybeder mi? Buna neyin gücü yeter peki sevginin mi? Evet, evet, evet.
Tüm sevmekler bir bir birleşmiş de tek bir sevmek olmuş sanki bu nasıl güzel ve çok sevmek böyle, o da diyor zaten.

"Sevmek seni sevmekten başka bir şey değil."

Sonra;
"Adın adımla anılacak, adın adımla..."
Dediğinde bildiğim tek şey seni aşk şairi diye anacağımdı. Adın aşkla Oğuzcan aşk adınla anılacak bundan sonra. Gel diyordu hani bekliyordu sonra gelmesin bile dedi özleminin güzelliğine istinaden.

"Sevilmeye değer ne kalmışsa yeryüzünde sensiz değil."
Sen onsuzdun bir tek ve tam aksine sevilmeye en değerdin.

Senin kokun, gözlerin, sesin her yerde. Sensizlik içinde sen varsın diye hem güzel hem dayanılmaz, kal, gitme, gel. Ve daha binlercesi.

"Okuduğum kitapların her satırında sen varsın."
Sadece bu değil, tüm dünya ve evren seni hatırlatıyor bana demiş kalbinden dökülen her sözcüğünde.
"Kendimden bile kaçabilirim. Fakat senden asla!" dedi. Seni kendimden bile çok seviyorum mu demekti bu, sen bana benden daha yakın mısın yoksa belki de daha fazlası.
Onunla, onun hayaliyle güçlüydü daima, o yoksa bir o kadar da güçsüzdü zira.
"Gözlerinde anlaşılmamanın hüznü vardı." dedi naif bir dille. Kapak resmindeki gözlerdi bu tarif edilen bence aynı hüznü gördüm o gözlerde. Çok uzattım daha da yazardım. Sizin güzel gözlerinize kıyamazdım, üzgünüm.
Son olarak, aşk güzel olabilir ama acı çektiriyorsa böyle, olmasın bence. Ben daha güzel bir şey biliyorum. Sevgiyi. Zira;
Aşk paylaşılmaz. Sevgi paylaşıldıkça çoğalır.
Aşk biter, sevgi sonsuza dek sürer.
Aşk acıtır, sevgi acıtmayacak kadar masumdur.

Sevgi daha güzeldir aşktan diyorum :))
Aşkı güzel anlatmış olan bu kitabı okumanızı öneriyorum. Ama aşk kitapları bana göre değil diyorsanız hiç okumayın diyorum :) ve Sahibini Arayan Mektupların da sahiplerini bulmasını diliyorum.
Daima SEVGİYLE kalın...
Bu arada kitabı okurken benim alıntılarımı gördükten sonra bu kitabı okumak isteyen dostlarım beni o kadar mutlu etti ki anlatamam.
Bu yüzden olur da başka okumak isteyen dostlarım olur diye onlar için, bulduğum okuma linkini buraya bırakıyorum:
https://yadi.sk/i/poYE4tdV3RDym3
Ve bu sevgi dolu satırlarımı sevgilerin en güzelini benimle paylaşan güzel ablacığım özlem'e ve canım dostum Hatciş'ime armağan ediyorum.
Kusurum olduysa affola :))
Buraya kadar okuyan herkese teşekkür ediyor, sevgilerimi gönderiyorum :)
Güzellik iyilik abidesi tutunacak dalım canım Eylül'üm ... Sen gideli 24 yıl oldu ama hala ne zaman gözümü kapatıp seni hatırlasam bir düğüm boğazımda. Bir çok kan bağım olan insandan daha da yürektendi senin duyguların. Şimdi ne zaman bir dost daha girse hayatıma seninle yaşadıklarımızı hatırlayıp heyecanlanıyor ama gidişinde ki yükü göze alamıyorum. Yine düştün işte aklıma...Yine boncuk boncuk doldu gözlerim... Sensiz geçen yılların her günü gibi yinelenen ölüm yıl dönümünde. Dostsa en az sesin kadar vefalı bir çok sevdiğim girdi hayatıma. Sen ve senin gibi olanların haricinde; Gelenler ve gidenler bir de arada kalıp bir iki '' nasılsın, ne var ne yok'' kelimeleri ile sırasını savanlar, sanal alemde hayatta kalıp hiç yokmuş gibi davrananlar , günü kurtarmak kaygısıyla arayıp soranlar var, gülüp geçiyorum insanoğluna.. Birlikte onlarca şeye güldüğümüz gibi.
Şiir kitaplarını hele de Ümit Yaşar'ı çok sevdiğimi bilerek ölümünden bir kaç gün önce hediye ettiğin bu kitabı senelerdir onlarca yüzlerce binlerce kez okuduğum vakitler oldu. Her okuduğum sayfa birlikte okuduğumuz ilk günü, kurduğumuz hayalleri sensizlikte içimin ne kadar acıdığını seni ne kadar özlediğimi tekrar tekrar sensizliğin öksüz ve yetimliğini hatırlattı.
Soğuk ve bulutlu bir şehrin akşamından sana özlem,sana dua,dua ki mekanın cennette olsun diye....
Sevdiklerinize söylemekten çekinmeyin, seni seviyorum , iyi ki varsın demeyi ertelemeyin, vazgeçmeyin, üzmeyin ve asla unutmayın. Bir gün kaybettiğinizde keşke dememek, sessizliğinizden pişman olmamak için hissettirin ve dualarınızı ise hiç esirgemeyin...
Keyifli okumalar...
https://www.youtube.com/watch?v=FZODxoAwLoc
Şiir kitapları ile ilgili inceleme nasıl yapılır? ;) Bir bilen beni aydınlatırsa sevineceğim. Şu kadarını paylaşabilirim tabi: Ümit Yaşar Oğuzcan şiirleri benim için bambaşka bir yere sahiptir. Ruhuma hitap etmesi bir yana ruhuma işler yansıttığı duygular ile. Ben severek okudum. Meraklısına ve şiir denizinde yüzmek isteyecek herkese rahatlıkla önerebilirim. Kitaplarla ve de şiirlerle kalınız... Şiir gibi yaşayan insanlarla ;)
Bir Kitap ve Bir İnsan Hikâyesi
“Sen nasıl yıllardır onu aramış ve bulmuşsan; o da bir başkasını arıyor. Belki yarın bulacak. Ne değişir? Sen değilsin onun aradığı.”
İtiraf etmem gerekir. Bu kitabı çok önceleri almıştım. Ancak bir iki dizesini okuyup yarım bırakmıştım. Şimdi anlıyorum ki bazı kitapların doğru zamanda karşımıza çıkması da kaderin bir cilvesi.
‘Kürk Mantolu Madonna’ kitabı benim için nasıl bir dönüm noktası oluşturmuşsa, bu kitap da yine öyle bir ufku açtı bana. Bazı kitapların insanın karşısına çıkması kesinlikle tesadüf değil.
Ümit Yaşar Oğuzcan kesinlikle hayata çok farklı pencereden bakan bir insan. Okuduğunuzda bunu çok net anlıyorsunuz. Bir cümleyle bir hayatı anlatabildiği kendine has tarzıyla insanı etkiliyor. Bazen hiç acımasızca da olsa insanı kendine getiren sözleri var. Zaten insanın kendisine gelebilmesi için bazen bir şoka ihtiyacı oluyor, işte bu kitap da öyle bir eser.
Okuyana kesinlikle çok önemli şeyler katıyor. Umarım sizin için de en doğru zamanda karşınıza çıkar. Keyifle okuyun.
24 kez intihara kalkışan ve başarısız olan,kekeme ama şiir okurken akıcı konuşabilen ve ve oğlu intihar ettiğinde bıraktığı " Baba öyle değil böyle intihar edilir" notuyla karşılaşan hayatı trajedik bir adam Ümit Yaşar... Yaşamaktan çok ölüme aşık bir şair... Senin Faruk Nafiz'in tüm şiirlerini ezbere bildiğin gibi bende bilmek istiyorum tüm şiirlerini....Muazzam şiirlere sahip gönlü güzel adam. Ezbere bildiğim bir şiirini eklemek istiyorum.
......

Şimdi en açık renginde gözlerin
Şimdi benimlesin tüm kaygılardan uzak
Anlatılmaz bir şey var aramızda hazin
Şiir gibi bir şey seninle yaşamak
Bulutsuz bir gökyüzüdür güzelliğin
Yıldızların en parlak olduğu zamansın
Denizlerim senin kıyılarında sakin
Bırak ellerini avuçlarımda kalsın
Çirkin olan, fena olan ne varsa unut
Gözlerimin söylediği şarkıyı dinle
Ellerimizde sevgi içimizde umut
Bütün iyilikleri paylaşalım seninle
Aşkın büyülü sesini duyuyor musun
Şimdi onun gülleri açan güz bahçelerinde
Gitme ki günlerimiz gecelerimiz olsun
Çoban kulübelerinde balıkçı kahvelerinde
Varlığın dudaklarımda bir bal tadı
Yokluğun en korkuncu ölümlerin
Senden başka dindiren olmadı
Acısını içimde kanayan yerin
Benimle kal zaman bitinceye kadar
Benim ol yüzyıllar ve çağlar boyunca
Bir ömürdür seninle geçen dakikalar
Ölümden güçlüyüm sen yanımda olunca
Şimdi öyle büyük ki beraberliğimiz
Nabzın benim bileklerimde vurmakta
Artık bütün kaygıların ötesindeyiz
Benimle en güzelsin aynalardan uzakta..
Tekrar tekrar okumaktan bıkmadığım , sayfalarının okunmasından dolayı yıpranan tek kitabım.. Ümit Yaşar'ın tüm kitaplarını beğenerek okusam da sahibini arayan mektuplarının yeri çok farklıdır...
Ümit Yaşar kesinlikle şiirlerindeki duyguları birebir karşı tarafa hissettirebilen şairlerden. Aşkı, aşık olmayı o kadar güzel yansıtıyor ki şiirleri ve mektupları insanın yüreğine işliyor. Kitabı okurken vay be bu ne sevgi bu ne aşk böyle diyorsunuz. Her kelimesi yürekten hissedilerek yazılmış okurken çok rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. bunu okumadan ölmemeli insan. 
Birçok kamburcu, sözde şiir hokkabızı insan; Ümit Yaşar Oğuzcan'ı basite alarak şiiri basitleştirdiğini söylüyor. Fakat aşkın en yalın halini ve acıların en sığ yanını imgeleyen bu dertli şair; oğlunun intiharı ardından kaleme aldığı şiir ile diğer şiirleri arasındaki tesiri koruyabilmiş, kısacası şiirlerinin kahir ekseriyetini kalp merkezinden inkişaf eden duygularla yazmış bir şairdir.

Ümit Yazar Oğuzcan, şiiriyle beni ağlatan ilk şairdir. Kıymetini bilmeli, yudum yudum okumalı.

Keyifli okumalar!

Yazarın biyografisi

Adı:
Ümit Yaşar Oğuzcan
Unvan:
Türk Şair
Doğum:
Tarsus, Türkiye, 22 Ağustos 1926
Ölüm:
4 Kasım 1984
Ümit Yaşar Oğuzcan, (22 Ağustos 1926, Tarsus - 4 Kasım 1984), Türk şair.

22 Ağustos 1926 tarihinde Tarsus’ta doğdu. Eskişehir Ticaret Lisesi’ni bitirdi (1946). Türkiye İş Bankası’na girerek Adana, Ankara veİstanbul’da çalıştı. Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı görevinde iken, hizmette otuz yılını doldurunca kendi isteğiyle emekliye ayrıldı (Haziran 1977). İstanbul’da kendi adını taşıyan bir sanat galerisi kurdu.

Şiire 1940’da Yedigün şairleri arasında başlayan; 1975’te 33 şiir, 4 düzyazı kitabı, 13 antoloji ve biyografik eser, toplam 50 kitap çıkarmış bulunan, şiir plakları, şarkı sözleri ve yergileriyle tanınan Oğuzcan, günümüzün en popüler şairlerinden biridir. Genellikle Faruk Nafiz Çamlıbel duyarlılığında ve aşk, ayrılık, özlem temaları ekseninde çoğalttığı şiirini, 1973’te büyük oğlu Vedat’ın ölmesi üzerine, hayatın boşluğu, ölüm ve acı gibi derinliklere, öz ve biçim yoğunlaştırmalarına yöneltti. Şairlik başarısını, daha etkili, aruzla yazdığı rubailerinde gösterdi.

Yazar istatistikleri

  • 700 okur beğendi.
  • 1.222 okur okudu.
  • 47 okur okuyor.
  • 743 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları