Ümit Yaşar Oğuzcan

Ümit Yaşar Oğuzcan

Yazar
8.9/10
449 Kişi
·
1.444
Okunma
·
802
Beğeni
·
17.752
Gösterim
Adı:
Ümit Yaşar Oğuzcan
Unvan:
Türk Şair
Doğum:
Tarsus, Türkiye, 22 Ağustos 1926
Ölüm:
4 Kasım 1984
Ümit Yaşar Oğuzcan, (22 Ağustos 1926, Tarsus - 4 Kasım 1984), Türk şair.

22 Ağustos 1926 tarihinde Tarsus’ta doğdu. Eskişehir Ticaret Lisesi’ni bitirdi (1946). Türkiye İş Bankası’na girerek Adana, Ankara veİstanbul’da çalıştı. Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı görevinde iken, hizmette otuz yılını doldurunca kendi isteğiyle emekliye ayrıldı (Haziran 1977). İstanbul’da kendi adını taşıyan bir sanat galerisi kurdu.

Şiire 1940’da Yedigün şairleri arasında başlayan; 1975’te 33 şiir, 4 düzyazı kitabı, 13 antoloji ve biyografik eser, toplam 50 kitap çıkarmış bulunan, şiir plakları, şarkı sözleri ve yergileriyle tanınan Oğuzcan, günümüzün en popüler şairlerinden biridir. Genellikle Faruk Nafiz Çamlıbel duyarlılığında ve aşk, ayrılık, özlem temaları ekseninde çoğalttığı şiirini, 1973’te büyük oğlu Vedat’ın ölmesi üzerine, hayatın boşluğu, ölüm ve acı gibi derinliklere, öz ve biçim yoğunlaştırmalarına yöneltti. Şairlik başarısını, daha etkili, aruzla yazdığı rubailerinde gösterdi.
Bütün vücudunu santimetrekarelere ayırıp
Birer birer öpmeliyim
Ve sonra sımsıkı sarılmalıyım sana
Böylece ölmeliyiz
Aradan yıllar geçip
Bizi buldukları zaman
Etlerimiz çürümüş olsa da
Kemiklerimiz ayrılmamalı birbirinden
Hadi gel
Nefes almak hüner değil
Seninle ölmek istiyorum
Gitgide alışıyorum sana....
Hiçbir alışkanlık bu kadar güzel olamaz...
Ellerin ellerimden uzaksa nasıl güçsüzüm bilemezsin...
Yanımda olduğun zamanlar;
Sigara dumanı gibi ciğerlerime doluyor,
Alkol gibi damarlarıma yayılıyorsun...
Durmadan başım dönüyor verdiğin hazdan...
Alışkanlıklar daima korkutur beni...
Düşün ki ben yaşamaya bile alışkın değilim...
Kendimi kendime alıştıramadım yıllardır...
Fakat şimdi sana alışıyorum...
Alıştıkça özlemim artıyor, daha yoğunlaşıyor.
Yalnız içimde garip bir korku var.
Sana alışmaktan değil seni kendime alıştırmaktan korkuyorum...
Bir gün sana şimdi verdiklerimden daha güzelini
Daha değerlisini verememekten korkuyorum...
Bir gün ansızın ölmekten ve seni, bana olan alışkanlığınla
Yapayalnız bırakmaktan korkuyorum...
Oysaki her zaman ve günün her saatinde
Yanında olmalıyım senin... Bana alışmış olmaktan
Pişmanlık duyacağın bir dakikan bile olmamalı...
Bütün zamanlarını zamanlarımla karıştırıp
Emsalsiz bir zaman bileşiminde yaşatmalıyım seni...
Uykularda bile aynı rüyayı görmeliyiz.
Her şeyin ve her zevkin yarısı senin olmalı, yarısı benim...
Bana alış demeyeceğim... Nasıl olsa alışacaksın bir gün...
Şimdi çirkinliğimde güzellikler bulan gözlerin,
O zaman en güzeli görecek bende! Alışkanlığınla,
Sevginle yepyeni bir ben yaratacaksın benden!
İlk defa sevilmenin ürpertileri içindeyim inan. Sevgimle
Mukayese edebileceğim tek şeyi beni sevmende buldum...
Ömrümde kimse bana sevmenin gerekliliğini öğretmedi.
Kimseden sevgisini istemedim, verdiler almadım.
Bencildim bir zamanlar, sevmek benim hakkım diyordum.
Oysaki şimdi bir zamanlar hiç sevmemiş olduğumu
Kendi kendime biraz da utanarak itiraf ediyorum.
Asıl büyük sevgiyi seni sevmekte buldum ve sevgim
Senin sevginle değerleniyor, ayrı bir anlam kazanıyor...
Sevgin olmasaydı değersiz bir cam parçasıydım.
Sevginle bir aynayım şimdi. Bana bakanlar baştanbaşa
Seni görecekler içimde...
Bir zincirin iki halkasıyız seninle anlıyor musun?
Aynı kadehte karışmış iki içkiyiz.
İki kelimeyiz seninle birbirini tamamlayan.
Her yerde iki olduğumuz için
Bir bütün haline geliyoruz durmadan...
Alışkanlığım devamlı sana çekiyor beni...
Durup durup dudaklarını öpmek geliyor içimden...
Saçlarını okşamak geliyor, ellerini tutmak geliyor...
Kokunun tenime sindiğini hissediyorum geceleri...
Teninin dudaklarımda eridiğini hissediyorum...
Boynunun en güzel yerini benden başkası bilemez artık...
Seni kimse benim kadar benimle bir bütün olduğuna inandıramaz....
Gitgide bu alışkanlığın içinde kaybolduğumu hissediyorum...
Beni yaşadığım zamanın dışına çıkarıyorsun.
Bir gün tarih öncesinde yaşıyoruz , bir gün bulutların üstünde...
Uzun süren bir baygınlık sonrasının
O anlatılmaz baş dönmesi içindeyim...
Bütün merdivenler birbirine eklendiği zaman
Seninle vardığım yüksekliğe erişemez...
Açılmış bütün kuyuların derinliği
İçimde seni bulduğum yer kadar derin değil...
Alışkanlık kozasını ören bir ipek böceği gibi gitgide tamamlıyor bizi.
Emsalsiz bir oluşun içinde yuvarlanıyoruz.
Korkunç bir yangın başladı yüreklerimizde.
Özlem, kıskançlık, arzu ne varsa içimizde hepsi birdenbire tutuştu.
Alev almayan bir yerimiz kalmadı.
Alevlerimiz muhteşem bir kızıllığın içinde yıldızlara kadar uzanıyor.
Hiçbir su, bu ateşi söndüremez artık.
Nehirler, denizler boşalsa üstümüze hiç sönmeyeceğimizi biliyorum.
Bu yangın biz birer kor haline gelinceye kadar sürecek.
Önce bakışlarımız alıştı birbirine, sonra parmak uçlarımız...
Bu oluş tamamlandığı anda yeryüzünde
Bizden güçlüsü olmayacak!
En mutlu olduğumuz yerde en güçlü de olacağız seninle...
Bu bir sonun değil bir varoluşun başlangıcıdır.
Geçmişteki tüm alışkanlıkların bana alışmanı önleyemez artık...
… Seni benden başka hiç kimseyle paylaşmaya razı değilim. Zaten sen bir bütünsün; bölünemezsin, paylaşılamazsın ki! Ben hep sevdim sana gelinceye kadar. Seni sevmeye hazırladım kendimi. ilk sevdiğim değilsin elbette, ama son sevdiğim olacaksın. Seni tanımadan önce yalnız sevmenin hazzıyla doluydu yüreğim, gururluydum, çünkü; seven bendim. Yalnız benim hakkımdı sevdiğimi yüceleştirmek, onu erişilmez yapmak, ölümsüz kılmak benim hakkımdı. Sevildiğimi, hele senin tarafından sevildiğimi anladığım anda gururum yok oldu. Aşkın büyüklüğü karşısında eridiğimi hissettim...
Bir gece başımızı alıp gitsek diyorum
Bir deniz kenarı mı olur
Bir dağ başımı olur
Kaçsak bu kalabalıktan
Bir yer bulsak kendimize
Düzenli yaşamalardan uzakta
Bir yanımızda şehrin ışıkları
Bir yanımızda kucak dolusu yıldızlar
Orada hiç yemesek hiç uyumasak
Hiç düşünmesek yarını
Sonra unutsak sıkıntısını günlerin
Gecenin karanlığı
Sonra bıraksak kendimizi sevgiye erdemliğe mutluluğa
Her nefes alışta duysak yaşadığımızı
Sonra kaybolsak bu özgürlükte
Bu hazda
Bu derin aydınlıkta
Sonra sabah
Sonra paydos
Sonra kurtuluş
Sonra ölüm
85 syf.
İç yanması diye bir şey var.
Bazen öyle anlar gelir ki kendini bir yerlere atıp ağlamaya, sustuklarını haykırmaya çalışırsın. Haykırırsın sonuna kadar, kendi sesimi duymayayım diye. Ne kadar çabalasan da etrafında sadece yalnızlığının sığınağını saran o hüzünden örülü duvarlarla baş başa kaldığını görürsün. Konuşmak istersin, konuşamazsın duvarlar cevap vermez ki sana duvarlar anlamaz ki seni. İçin acır. Hem öyle bir yanar ki canın , sen bile sana acıyan olursun. Susarsın hiç bir şey yokmuş gibi , sevdan özlemin geçmiş gibi gülümsersin herkese her şeye. İnandılar sana zannedersin. Bilmez anlamazsın ki gözlerinden yansıyan hüzünlere , aman dilediğin yardım beklediğin o tükenmek bilmez sızına rağmen sadece tebessüm ederler. Bağışlıyorum dersin, eskisi gibi olabilmek istersin; ama bağışlamanın ne olduğunu , bağışlasan da nasıl unutman gerektiğini , Sevmek istediğinde korkunu nasıl yeneceğini, söylenemeyen onlarca hasret, sarılma özleminin aranıza duvar oluşturmadan nasıl besleneceğini bilemezsin. Gitmesini söyledim derken aslında gitme kal dediğini hissedemezsin. Gidemediğin ve kalamadığın gibi. Ne konuşabilir, ne susabilir, ne anlayabilir ne de anlatabilirsin.
Ümit Yaşar Oğuzcan 'ın anlatmaya çalıştıklarını bir gün anlarsın. Anlatamadığım her şey gibi. Keyifli okumalar.
276 syf.
''Güzeldin, ama önce iyiydin. Elbette seni yazacaktım..''


Kaç zamandır kendi yalanlarım içinde kayboluyorum. Bir türlü kendime yediremiyorum gerçeği. Her ne kadar gerçek olanı bilsem de kendimi kandırmakta bir numarayım. Niye mi? Mazoşistlik bünyeme işlemiş. Artık ne yaparsam yapayım çıkar yolum hep aynı “üzüntü, stres, güvensizlik”. Hayat ne çok zorluk çıkardı karşıma, yüzlerce cevaplarını bir türlü öğrenemediğim sınavdan geçtim. Hadi her şeyi geçtim. Bir gün karşıma biri çıkıyor ve onu sahipleniyorum. Kısa zamanda her şeyim oluveriyor o kişi. Ve bilindik klişe laflar “beni bırakma, ben seninle mutluyum, sen varken sevgiliye asla ihtiyaç duymuyorum” ve ben bunlara inanıyorum olmayacağını bile bile. Öyle çok güveniyorum ki “o yapmaz, asla beni üzmez” diyorum. Tamam diyorum bu sefer tamam , sonunu dilim varmıyor söylemeye , aklım almıyor, kabullenemiyor, dudaklarımdan dökülmüyor , mantık dışı, kalbime aykırı ama…
Nedenini bilmediğim bir şekilde başlıyorum sürekli umut etmeye, o da seviyor, çekiniyor, kaybetmekten korkuyor, bu sefer hata bende. Ciddi düşünüyor, belki de beni kıskandırıyor…Ve onlarca, yüzlerce ve binlerce umut; beni olduğum yerde bırakıyor, karşıma geçiyor ve bir güzelce fantastik hayalleri de peşi sıra dizip önüme günlerce, aylarca ve yıllarca oyalıyor beni..
Hele ki, niyetini sorgulamadıysam, yerimden kıpırdayamıyor hissedemiyor ve göremiyorum. Duymuyor, hayattan kopuyorum.
Yine aynı acı gerçek eminim artık beni sadece eğlence olarak görüyor...
Peki, ne oluyor sonu? Yine hüsran. Hayatın bir sınav olduğunu bile bile kendi hayatımla oynuyor kendi sınavımdan kalıyorum. Bir kanepede dalıp gidersin de kimse gelmez üstünü örtmeye ya aynen işte böyle..Tek bildiğim gerçek var ki yarınım asla değişmiyor.. Her başlangıcın sonu bitiştir aslında, her ne kadar istemesem de. Benim için mutlu son diye bir şey yok asla. Ne zaman tam anlamıyla mutlu olabilmişim? Mutlaka beni üzen kişiler çıkıyor, beni yok etmek isteyen, hayatımla oynamak isteyen, dalga geçip eğlenmek isteyen bir sürü kişi oluyor. Neden bir başkasının sustuklarını konuşmak hep bana kalıyor? Canım acıyor hep sürekli bıkmışlıktan. İnsan bir kişiye güvenemez mi hiç? Neden insanlar bu kadar değişken olur ki? Ne isterler benden, mutluluğumdan? Oysa sevilesi, güvenilesi ne güzel şeyler var ki hayatta. Mesela kitaplardaki karakterlere güvenebilirim. Onlar hiç gitmezler, onlar hiç üzmezler beni. Beni sürekli mutlu kılabilir, mutlu edebilirler. Ya da bir şarkının umut veren dizelerine ezgilerine sığınabilirim. Gitmek istiyorum hep hiçbir şey olmayacağını bile bile. Gitmek istesem geride bıraktıklarıma üzülüyor, kalmak istesem bu sefer de yalanlarla dolu bir kuyuda buluyorum kendimi. Kaçmaya bile çalışamıyorum her şeyi bildiğim halde. Çok yoruldum, her şeyden sıkılmış başımı almış, umudumu kesmişim. Bir kelebek benden kısa yaşamıyormuş meğerse .. İnsanların tek yaptığı güven duygusuna hala inanmakta ısrar ede ede kendimi bitirmişim.
Gitmekle kalmak arasında bir arafta hayatım film şeridi gibi izletilirken yaşadıklarım hep çok acıklı diyeceğim. .Günler geçiyor. Günler koşar adım. Günleri tutamıyorum. Okuyorum. Yazıyorum. Niyetlerin dilini sökmeye çalışıyorum. Ve ölene kadar böyle yaşamakla mükellefim ve kimse bana hayat güzel demesin, asla inanmıyorum..
Gökyüzü Güneş olsa
''Ne dedimse inanma
Seni değil kendimi aldatıyorum
Sen istediğin kadar
Varlığın ta kendisi ol
Ölümsüzlüğün ta kendisi
Ben günden güne yok olmaktayım
Bütün ışıkları kaldırıp attım bir yana
Anlamıyor musun?
Gökyüzü güneş olsa
Sensiz karanlıktayım''
https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be
Keyifli okumalar.
232 syf.
Aklınızdaki, hayalinizdeki sevgiliye artık ulaşmanız imkansız olunca , zihninizdeki sevgili ile konuşmayı denediniz mi hiç?
Deliler gibi sevdiğiniz, günaydını ile seviştiğiniz birisini kaybedip O'nsuz ilk sabah neler hissedeceğiniz aklınıza geldi mi hiç? Yatakta gözlerinizi ilk açtığınızda hatırladığınız şeyin içinizdeki dipsiz boşluk hissini, uyurken daha da yorulmuş bedeninizdeki anlamsızlığı , itirazı bilir misiniz? Güneşli güzel bir havanın, bir kuşun cıvıl cıvıl ötüşünün, masmavi denizden gelen hafif bir esintinin, kalbinize saplanan bir bıçak darbesi olduğunu, görünmez olmayı düşleyip, kaybolmayı, sivrilmemeyi,göze batmamayı arzulayıp, isminizin bilinmeyip unutulmayı, hiç fark edilmeden tek sevdiğinize yakın olmayı, içinizde bir ömür saklamaya hazırken, bir ömür boyu kaybetmenin acısının ne olduğunu anlayabilir misiniz?
Bilmiyorsanız beni anlayamazsınız.
Bazen bir kaç dize okursunuz, bazen de bir şarkı gelir , artık ulaşılamaz olan o uzaklardan özlemlerinizin çağrısına yaslanarak. Dinlemeye başlarsınız içinizdeki bütün yarım kalmışlıklar ile birlikte , yüzünüzde beliren minicik bir gülümseme. Sevgiliniz duyacak umudu ile yüreğinizden ''unutmadım, unutmayacağım'' dersiniz derin bir iç çekişle.
Hayat akıp giderken "geçme dur" dediğimiz , çok ama çok mutlu olduğumuz o an için. Yeni hayatlarda eskinin unutulmadığı zamanlar için.
Susmalı bazen de bir ezgidir tam yeri geldiğinde susmak .
https://www.youtube.com/watch?v=IqVdYh87Pl8
Az ya da çok sevmeyin, güzel sevin. Mutlu olun. Sahip çıkın sevdiklerinize, sonra gidiyorlar.
Bir parça sevgi bıraktım unutulmayanlar adına buyrun alın.
Keyifli okumalar.
634 syf.
·10/10
Ümit Yaşar Oğuzcan şiirini
"ben yazdım sana yazdım" diyen sevgilim,
bildiğim halde çaktırmayan ben ve
"Aay ne romantik çocuk şiir bile yazıyor sana" diyerek kıskandığı için sevgilimi elimden alan arkadaşım evlenmişti.
Romantiklik işe yaramadı şiddetli geçimsizlikten boşandılar. Şiir geldi aklıma. Benim için bana yazılan sahte şiir ve sahte insanlarla kurulan sahte evlilikler. Oh olsun diyemiyorum. (Şaka beter olsunlar ve oldular.)

Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin?
Hep böyle içinde uzak bir ışık mı yanar?
Bakışlarında beni dinlendiren bir şey var;
Kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin...
Bir yelkenliyim şimdi ben senin limanında
Fırtınalardan geldim sende dinleniyorum.
Bu huzur, bu sessizlik hiç bitmesin diyorum;
En eşsiz dakikalar sürsün senin yanında...
Hiç yumma gözlerini, ışığın eksilmesin,
Gündüzüm aydınlığım, ipek böceğim benim!
Güz bahçemde açılmış o son çiçeğim benim!
Yorgun kalbim seninle elem nedir bilmesin;
Ayırma gözlerimden çocuksu gözlerini,
O sakin o yalansız, o kuytu gözlerini
276 syf.
·Beğendi·9/10
Merhaba canımmm dostlarımm. Gününüz güzel geçmiştir şu ana kadar umarım. Ve malum gün daha bitmedi. O yüzden gecenizin de güzel geçmesini diliyorum şimdiden. Kitabın kapağına bakalım ilk olarak siz ne görüyorsunuz bilmiyorum hiç. Ama ben üzgün, kırgın, belki biraz da kızgın ama kızgınlığı en çok kendine olan bir adam görüyorum. Bu kitap adından anlaşılacağı üzere bir aşk kitabı. Bu kadar çok bu kadar güzel aşık olan bir adam bence gelmese bile gelmesini beklediği sevdiğine kızamaz, ona kızmaya kıyamaz sanırım. Kızamayacak kadar derindir, temizdir zira sevgisi. Öfkeyle aşkı kirletmek de yakışmaz zaten böyle güzel seven birine. Kitapta ilk iki kısım "İki Kişiye Bir Dünya" ve "Karanlığın Gözleri" başlığı altındaki alt başlıklı şiirlerden oluşuyor. Daha sonraki bölümler ise "Sahibini Arayan Mektuplar", "Hüzün Şarkıları" ve son bölüm "Mihriban'a Mektuplar"dan. Ne güzel ifade ediyor oğlu Lütfi Oğuzcan "Bu yazılanlar kadınlara yazılmışlardır. Sevenin sevilene dil döküşüdür bu mektuplar..." Okurken bilemiyor insan bir yandan böyle güzel sevilmek ne hoş derken bir yandan sevene üzülmemek elde değil, inanın. Seviyor dünyanın en güzel satırlarını yazdırıyor ona belki bu sevgi. Ama sevilen ortada yok. Nasıl mı yok?
"Zifir gibi bir yalnızlıktı içimde yokluğun" diyor. Sevgili Oğuzcan. Sürekli onu düşünüyor. Şiirler boyunca, mısraların verdiği anlamın derinliğinde onu çağırıyor. Gel diyor "gel artık". Onsuz yaşamak daha zor ölümden. Zira öyle diyor şu satırları.

"Ölmekse daha kolay ne var
Yaşamaksa sensiz mümkün değil"

Sevilenin verdiği hüzün bile güzeldi seven için ondan geliyor ya acı da olsa.
Çaresizlik akıyordu kimi mısralardan.
Tutup onaramadım o satırları çare bulamadım.

"Gel desen gelemem
Git desen gidemem"
dediğinde Ümit abi sustum ben, gel de demedim git de. Kal dedim sessizce, biliyorum duymadı beni.

Öyle bir sevgi ki anlattığı sevdiğini Tanrı kadar yüceleştirmiş kimi mısralarda (Tövbe tövbe dedim okurken o satırları içimden kendi kendime :)) kızdım biraz da ona..

Onun için sevdiğinin gözleri dudakları, öyle güzel öyle bambaşka ki tüm bunlar yine onun gözlerinden onu öyle görmesinden, onun kalbinin sevdiğinin kalbine değmesinden. O tasvir ettiği insanı zira sevgiliyi kimse bu kadar güzel anlatamazdı başka. Belki hayalindeki bir kadındır yalnızca..
Onun yokluğu karanlıktı, soğuktu. Hava sıcaktı ama içim öyle üşüdü ki okurken. "Sensizlik" kelimesini her gördüğümde.

"... bulup bulup yitirdim seni" dedi Oğuzcan bilemedim ki hangisi daha iyi hiç bulmaman mı, bulup da kaybetmen mi hangisi dayanılmaz bilemedim hiç. Bilmek de istemedim.
"Anlamıyor musun
Sen sevildiğin için güzelsin bu kadar
Ben sevilmediğimden bu kadar çirkinim"
O an haykırmak geldi içimden sen sevdiğin için bu kadar güzelsin. O çirkin sevemediğinden, sevmeyi bilmediğinden.
"Şunlar gözlerindir diyorum, bakamıyorum" dediğinde Ümit abi ne güzel bir sevgi bu dedim bakmaya kıyamamak, kıyamayacak kadar saf bir sevgiyle bağlı olmak ahh ne hoş. Yaşamak da onunla güzeldi, ölmek de bütün renkler de, tüm dünya da onunla anlamlıydı. Doğadaki canlı cansız tüm varlıklar güneş, çiçekler, dağlar, rüzgâr hepsi ama hepsi sevdiğini anlatıyordu ona o mısralar, bana bunları fısıldıyordu her okuduğumda. Ayrılık bile güzeldi hani. Hiçbir yokluk bu kadar güzel olmamıştır bir insan böylesine kuvvetli bir aşkla sevdiğinden beri birini.
"Sensiz kahrolmak vardı, seninle yaşamak vardı..." diyordu onsuz kahrolmadı zira kahrolmak kötü hissettirirdi ama ona olan sevgisiyle yaşadı onsuzluğu bile güzel belledi belli ki. Özlemeyi anlattı. O an okusanız yazdıklarını özlemeyi özlersiniz. Ben en son ne zaman bu kadar özledim ki? Bir şeyi daha vurguladı sevgiyle alakadar. Gayet manidardı.
"Sevgimi anlamadığın ve ona saygı göstermediğin anda ölebilirim.
Karşılık vermediğin anda değil."
Oysa şimdi karşılığı var her şeyin sevginin bile. Olmasaydı keşke. Anlasaydı insanlar karşılıksız sevmenin ne kadar muhteşem bir şey olduğunu çünkü asıl gerçek olan sevgi bu. Biri seni seviyor diye senin onu sevmen normal bir durum. Ama seni sevmeyen birinin sana olan sevgisizliğine tüm sevgini vermen bambaşka ve zor.
"Bana gel dediğin an; mesafeler de anlamını kaybetmeli."
Mesafeler anlam kaybeder mi? Buna neyin gücü yeter peki sevginin mi? Evet, evet, evet.
Tüm sevmekler bir bir birleşmiş de tek bir sevmek olmuş sanki bu nasıl güzel ve çok sevmek böyle, o da diyor zaten.

"Sevmek seni sevmekten başka bir şey değil."

Sonra;
"Adın adımla anılacak, adın adımla..."
Dediğinde bildiğim tek şey seni aşk şairi diye anacağımdı. Adın aşkla Oğuzcan aşk adınla anılacak bundan sonra. Gel diyordu hani bekliyordu sonra gelmesin bile dedi özleminin güzelliğine istinaden.

"Sevilmeye değer ne kalmışsa yeryüzünde sensiz değil."
Sen onsuzdun bir tek ve tam aksine sevilmeye en değerdin.

Senin kokun, gözlerin, sesin her yerde. Sensizlik içinde sen varsın diye hem güzel hem dayanılmaz, kal, gitme, gel. Ve daha binlercesi.

"Okuduğum kitapların her satırında sen varsın."
Sadece bu değil, tüm dünya ve evren seni hatırlatıyor bana demiş kalbinden dökülen her sözcüğünde.
"Kendimden bile kaçabilirim. Fakat senden asla!" dedi. Seni kendimden bile çok seviyorum mu demekti bu, sen bana benden daha yakın mısın yoksa belki de daha fazlası.
Onunla, onun hayaliyle güçlüydü daima, o yoksa bir o kadar da güçsüzdü zira.
"Gözlerinde anlaşılmamanın hüznü vardı." dedi naif bir dille. Kapak resmindeki gözlerdi bu tarif edilen bence aynı hüznü gördüm o gözlerde. Çok uzattım daha da yazardım. Sizin güzel gözlerinize kıyamazdım, üzgünüm.
Son olarak, aşk güzel olabilir ama acı çektiriyorsa böyle, olmasın bence. Ben daha güzel bir şey biliyorum. Sevgiyi. Zira;
Aşk paylaşılmaz. Sevgi paylaşıldıkça çoğalır.
Aşk biter, sevgi sonsuza dek sürer.
Aşk acıtır, sevgi acıtmayacak kadar masumdur.

Sevgi daha güzeldir aşktan diyorum :))
Aşkı güzel anlatmış olan bu kitabı okumanızı öneriyorum. Ama aşk kitapları bana göre değil diyorsanız hiç okumayın diyorum :) ve Sahibini Arayan Mektupların da sahiplerini bulmasını diliyorum.
Daima SEVGİYLE kalın...
Bu arada kitabı okurken benim alıntılarımı gördükten sonra bu kitabı okumak isteyen dostlarım beni o kadar mutlu etti ki anlatamam.
Bu yüzden olur da başka okumak isteyen dostlarım olur diye onlar için, bulduğum okuma linkini buraya bırakıyorum:
https://yadi.sk/i/poYE4tdV3RDym3
Ve bu sevgi dolu satırlarımı sevgilerin en güzelini benimle paylaşan güzel ablacığım özlem'e ve canım dostum Hatciş'ime armağan ediyorum.
Kusurum olduysa affola :))
Buraya kadar okuyan herkese teşekkür ediyor, sevgilerimi gönderiyorum :)
75 syf.
Yalnızlığımla ne kadar da mutluyum kaç zamandır. Allah uzun soluklu kılsın hiç sırtını dönmez bana, bırakmaz beni. O da olmasa düşünmek bile istemiyorum :)) amanın Allah muhafaza. Hele gün bitip de gecenin karanlığı ve çaresiz sessizliği bastırınca hemencecik gelir sokulur yanıma. Bir kere bile tek başına gelmez; heybesinde hüznü, karamsarlığı getirir döker önüme. Kaşlarım çatılır, yüzüm asılır anlar ki kızıyorum ona bu yüzden . Usulca eğilerek mırıl mırıl fısıldanır kulağıma '' Şimdi karanlık ama bak gökyüzüne aya bak, o da yalnız ama nasıl da parlıyor nasıl da güzel'' , ''Kitap oku rahatlarsın'' , '' Aç bir şarkı ruhun huzurla dolsun diye dinle''.. Ben de her seferinde sessizce itaat ederim ona.

Böyle yere göğe sığdıramadığıma bakmayın; nasıl da kıskançtır, bencildir, benim yalnızlığım. Hiç kimseye aşık olmamı çekemez, konuşmamı istemez paylaşamaz beni de ''Sevdalanma üzülürsün'' der sonra.

Yalnızlık, mutsuzluk , karamsarlık, umutsuzluk, ümitsizlik, imkansızlık... Ne kadar olumsuzluk varsa dopdolu benim dostluk grubum. Ben de memnunum onlarla olan birliktelikten. İçimdeki sessiz çığlıkları, tüketemediğim nefretleri, aklımdan geçirip de başıma gelemeyen her şeyimi bir tek onlar bilerek anlayabiliyorlar beni. Eksik olmasınlar pek de düşüncelilerdir kendileri..
Aşk , vefa, minnet , huzur hele de umut yoktur yalnızlığın kaderinde. Çünkü hep korkar; terk edilmekten , canının yanmasından , anlaşılamaz olmaktan anlatamamaktan korkar, iyi bilirim. Üzülmemi istemediği için de daima ''Sen iyisin böyle, mutlusun tek başına '' der. Tek olmayı zirve yaparcasına gözümde. İster istemez de bağlar, bağımlı kılar beni kendine.
''Aşk mıydı o, aşkımsı bir şey miydi
Neydi çekip kendine, beni bağlayan
Kanatan dudağımı, tenimi dağlayan
Elleri ta içimde o dev miydi '' desen de Ümit Yaşar,
''Oydu işte alıştığım, özlediğim şimdi de
Sevgice bir tutku, aşkımsı bir yakınlık
Avunmak... Kırık dökük anılarla artık
Kimbilir? o geceler yaşanmadı belki de''
https://www.youtube.com/watch?v=OS4OglQBA-Q adını koyamıyorum bir türlü.
Benden gidemez yalnızlık. Hüznü de yoktur acısı da , hem en güzel yanı bu ya. Yalnız bırakmayan yalnızlıklar ile bitirelemeyen yalnızlıklara.
Keyifli okumalar.
250 syf.
Her sabah kalktığımda sana düşlerimi anlatıyorum. Yazıyorum, yazıyorum sonra yırtıyorum. Niye mi ? Korkuyorum; düşlerimde de kaybolacaksın diye ürperiyorum susuyorum.
Beni sevme..
Benim öykümde gündüz yok, yağmur yok, gökkuşağı yok. Her satırında karanlık dehlizler var.
Beni sevme..
Benim öykümde, daha önce hiç tatmadığın hayal bile edemeyeceğin biraz avuntu biraz özlem ümit ışıkları yok. Kapkara karabasanlar var.
Beni sevme..
Benim öykümde; sevdiğinde sevdiğini kendinden eksik bırakan, gidişi yetmezmiş gibi o üşenmez, uslanmaz, yorulmaz, özlemini başına musallat eden, yelkenine rüzgar olmasını dilerken fırtınalar koparan, iki yağmur arası açan güneşken acelesi olan bir düş misali, tek kelimelik öykü ve az hüzünlü bir veda edişle son uğurlama merasimi yaptıran, hiç kullanamadığım kelimelerimin alacaklısı, imtihanı olamadığım, sorularını çözemediğim duygularının sınırlarına ulaşabilmek için yollarından geçmeye takatımın kalmadığı ama kendimden geçiren bir sızı var. Beni sevme..
''En eski yalnızlığımdır aşk benim
Gitgide büyüyen karanlıklarla
Ne zaman sevdiysem kavruldu tenim
Bir ateşin açtığı yanıklarla''
https://www.youtube.com/watch?v=5DTOEPi8XBk
Keyifli okumalar..
58 syf.
Telefon çalıyor yine…En beklenmedik bu saatte..
Acı bir haber gelecek çok eminim hem de…
Öyle durduk yerde, bu saatte çalmaz telefonum bilirim, vardır mutlaka bir sebebi. Yıllar önce de böyle çalarak acı bir haberi verdiği gibi.
Bazen uykum kaçar ve düşünmek zorunda kalırım çoktandır görmezden geldiklerimi. Bir günü uğurlayıp , başka bir günü henüz karşılamamışken. Zaman tam da arafta kaldığı yeri göstermekteyken.
Uyuyamayacağımı bile bile yatağın içine girmek kadar anlamsız başka bir eylem daha var mıdır acaba? Sağa dönüyorum geleceğim, sola dönüyorum geçmişim karşımda. Tavana ise nedense bakmaya korkuyorum. Uyuyabilmek adına okumaya çalıştığım roman kahramanlarının simaları değişiyor bir süre sonra, hepsi de zamanında hayatıma bir şekilde girmiş olan insanların yüzlerine dönüşüyor… Dehşetle açıyorum zorlaya zorlaya kapattığım gözlerimi…
Tam da işte bu saatte gecenin kör bir vaktinde gelir bütün sorular beynime. Neler geçmez ki aklımdan ; kaybettiklerimin acabaları, belkileri, arkasından huysuzluğumun keşkeleri ile didişirken , birkaç iyi ki ortaya çıkıp savunmaya başlar da beni avuturum kendimi…
Ne karmaşık bir hayat düzenim var, ne uyumama izin veriyor, ne de uyanık kalmama.
Ömrüm geçiyor düşünceli davranarak. Sonra dönüp bir bakıyorum geriye, hakikatten ne işe yaradı diye.
Anlamsız saçma sapan bir boşluk…
Güzel bir şarkı denk geldi bugün radyo kanallarında gezinirken:
''Geçip giden her günüme ömrüme bir acı değer
Yine gece çöker nasıl olsa uyurum geçer
Dünya çok zor lakin derdine de değer ''
https://www.youtube.com/watch?v=BZZ4NZ-je9o
Şimdilik yeterli sanırım bu kadar, affedin telefon çalıyor yine acı bir haber verecekçesine, açabilecek miyim bilmiyorum..
İyi haberler alacağınız aranmalarınız olsun efendim.
Keyifli okumalar.
207 syf.
Güzellik iyilik abidesi tutunacak dalım canım Eylül'üm ... Sen gideli 24 yıl oldu ama hala ne zaman gözümü kapatıp seni hatırlasam bir düğüm boğazımda. Bir çok kan bağım olan insandan daha da yürektendi senin duyguların. Şimdi ne zaman bir dost daha girse hayatıma seninle yaşadıklarımızı hatırlayıp heyecanlanıyor ama gidişindeki yükü göze alamıyorum. Yine düştün işte aklıma...Yine boncuk boncuk doldu gözlerim... Sensiz geçen yılların her günü gibi yinelenen ölüm yıl dönümünde. Dostsa en az senin kadar vefalı bir çok sevdiğim girdi hayatıma. Sen ve senin gibi olanların haricinde; Gelenler ve gidenler bir de arada kalıp bir iki '' nasılsın, ne var ne yok'' kelimeleri ile sırasını savanlar, sanal alemde hayatta kalıp hiç yokmuş gibi davrananlar , günü kurtarmak kaygısıyla arayıp soranlar var, gülüp geçiyorum insanoğluna.. Birlikte onlarca şeye güldüğümüz gibi.
Şiir kitaplarını hele de Ümit Yaşar'ı çok sevdiğimi bilerek ölümünden bir kaç gün önce hediye ettiğin bu kitabı senelerdir onlarca yüzlerce binlerce kez okuduğum vakitler oldu. Her okuduğum sayfa birlikte okuduğumuz ilk günü, kurduğumuz hayalleri sensizlikte içimin ne kadar acıdığını seni ne kadar özlediğimi tekrar tekrar sensizliğin öksüz ve yetimliğini hatırlattı.
Soğuk ve bulutlu bir şehrin akşamından sana özlem,sana dua,dua ki mekanın cennette olsun diye....
Sevdiklerinize söylemekten çekinmeyin, seni seviyorum , iyi ki varsın demeyi ertelemeyin, vazgeçmeyin, üzmeyin ve asla unutmayın. Bir gün kaybettiğinizde keşke dememek, sessizliğinizden pişman olmamak için hissettirin ve dualarınızı ise hiç esirgemeyin...
Keyifli okumalar...
https://www.youtube.com/watch?v=FZODxoAwLoc
63 syf.
Kasım 'ın 19'u. Saat gece yarısına yakın sabaha ise daha çok var. Gidişinin üzerinden ise asırlar geçti.. Bunları, bir otel odasında yan odada çalan fasıl ekibi eşliğinde yazıyorum. Saat geç de olsa burada böyle şeyler yapılıyor bazen. Bazen eğlenceli gibi gelir, bazense çok gereksiz. Ne kadar dahil olabildiğinle ilgili sanırım.
Bir şeyler yazmaya çalışırken çok da eğlenceli olmuyor tabi. Gecenin bir vaktinde, bu yerde çoğunluğun uykuda olduğu buna rağmen hep bir ağızdan söylenen şarkılara bir kadeh rakı eşliğinde katılsaydım daha anlamlı olur muydu ki? İyi de ben alkol almam ki. İlk seninle denedim de '' rakı yavaş içilir acele etme , kavun ve peynirle iyi gider '' deyip mezeleri seçerken ki gülüşün geldi aklıma birden... Neyin ne ile yakışacağını en ince ayrıntısına dek kurcalamak detaycılık dedim de her an vedaya hazır sözlerini hissedemeden, o an kendine beni yakıştırmadığını bilemeden...
Ama şu an elinde terlik " hasta var evde, defolun gidin başka yerde oynayın yoksa geliyorum yanınıza " diyerek çocukları kapısının önünde tehdit eden teyzeler gibiyim. Ne fasıla tahammülüm var ne de''yavaş içmelisin ''dediğin bir kadeh rakıya eşlik edesim...
Her sabah sevinçle yeni bir güne başlayıp, her gece ne kadar boktan bir dünyada yaşadığımı fark ediyorum. Ben böyle şeyler yapıyorum bazen. Olmadığım biri gibi davranabiliyorum. İnandığım ilk yalanın peşinden gidiyor ve ona göre hayatımı şekillendiriyorum. Kendi doğrularım olarak bellediğim bu yalanlara o kadar inanıyorum ki, kimsenin ne söylediği umurumda bile olmuyor.
İşler kötüye gitmeye başladığı zaman önünü alamıyor, bir çıkış yolu aramaya çalıştıkça kayboluyorum. Düştüğüm kuyudan yukarı tırmanmaya çalıştıkça daha da derine düşer gibiyim. Bir ses, bir el, bir umut ışığı bekliyorum ama tüm beklentilerim ise boşuna... Hayalini kurduğum, gerçekleştirmek istediğim ne varsa el birliğiyle içine ettiler. Artık hayal kurmaktan vazgeçtim. Herkes o kadar çok konuşuyor ve hepsi de kendinden çok emin ki. İnandıkları savundukları doğrularını ispatlama gereği bile duymuyorlar. Herkes her şeyi senden çok daha iyi biliyor. Rakının çok yavaş içilmesi gerektiğini bildiğin gibi...
Her şeyi yarım yaşıyormuşum gibi geliyor bazen. Mutlulukların tadı hep damağımda kaldı, ileri gitmiyor bir türlü. Başıma gelen tüm hezimetleri, bir gecede gözyaşlarımla dindiririm zannederken çabuk unutamıyorum olanları bitenleri ve bazen, hüznü yaşamayı bile beceremiyorum. . Oysa hayat, geride bıraktıklarımı toplarken , yarım bıraktıklarımı ise pantolonunun cebinde saklayan yaramaz bir çocuk gibi bekliyor beni. Cebin içindeki saklananı merak edip, kendi açıklarımla yüzleşmem için hep sabrediyor. Biriken pişmanlıklarıma, sorunlarıma son bir damla daha ekliyor haykıra haykıra. O yüzden, en küçük hatalarımla bile baş edemiyorum yeri geldiğinde. Hayat yüreğime öyle bir sevda üfledi ki boğazdan, ciğerim ve bana ait olan her şey sana koşuyor sanki kusursuz bir teslimiyetin en temel direği olurcasına ruhum.
''Ne dedimse inanma
Seni değil kendimi aldatıyorum
Sen istediğin kadar
Varlığın ta kendisi ol
Ölümsüzlüğün ta kendisi
Ben günden güne yok olmaktayım
Bütün ışıkları kaldırıp attım bir yana
Anlamıyor musun?
Gökyüzü güneş olsa
Sensiz karanlıktayım''
Fasıl sona erdi sustu darbuka ve keman..Seni uğurlarken, ardındaki ışıkları da söndürdüm birer birer. İçimdeki fırtınalar seni takip etmeyecek , acı verse de gülümse diyor içimdeki şeytan ağlama... Ama bil ki; hep dün kadar eksiğim senden...
https://www.youtube.com/watch?v=idAi7ieqPx4
Keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ümit Yaşar Oğuzcan
Unvan:
Türk Şair
Doğum:
Tarsus, Türkiye, 22 Ağustos 1926
Ölüm:
4 Kasım 1984
Ümit Yaşar Oğuzcan, (22 Ağustos 1926, Tarsus - 4 Kasım 1984), Türk şair.

22 Ağustos 1926 tarihinde Tarsus’ta doğdu. Eskişehir Ticaret Lisesi’ni bitirdi (1946). Türkiye İş Bankası’na girerek Adana, Ankara veİstanbul’da çalıştı. Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı görevinde iken, hizmette otuz yılını doldurunca kendi isteğiyle emekliye ayrıldı (Haziran 1977). İstanbul’da kendi adını taşıyan bir sanat galerisi kurdu.

Şiire 1940’da Yedigün şairleri arasında başlayan; 1975’te 33 şiir, 4 düzyazı kitabı, 13 antoloji ve biyografik eser, toplam 50 kitap çıkarmış bulunan, şiir plakları, şarkı sözleri ve yergileriyle tanınan Oğuzcan, günümüzün en popüler şairlerinden biridir. Genellikle Faruk Nafiz Çamlıbel duyarlılığında ve aşk, ayrılık, özlem temaları ekseninde çoğalttığı şiirini, 1973’te büyük oğlu Vedat’ın ölmesi üzerine, hayatın boşluğu, ölüm ve acı gibi derinliklere, öz ve biçim yoğunlaştırmalarına yöneltti. Şairlik başarısını, daha etkili, aruzla yazdığı rubailerinde gösterdi.

Yazar istatistikleri

  • 802 okur beğendi.
  • 1.444 okur okudu.
  • 54 okur okuyor.
  • 947 okur okuyacak.
  • 12 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları