Vedat Günyol

Vedat Günyol

YazarDerleyenÇevirmen
8.2/10
2.359 Kişi
·
9.273
Okunma
·
18
Beğeni
·
1705
Gösterim
Adı:
Vedat Günyol
Unvan:
Türk Çevirmen, Eleştirmen, Yayıncı ve Yazar.
Doğum:
İstanbul, 1912
Ölüm:
İstanbul, 2004
Çıkardığı Yeni Ufuklar dergisiyle Sabahattin Eyuboğlu, Azra Erhat ve Halikarnas Balıkçısı ile birlikte Türk hümanizmini kurmaya çalışmıştır.
Arnavutluk'tan gelen bir baba ile Diyarbakırlı bir annenin çocuğu olarak İstanbul Fatih'te doğdu.[1] Orta öğrenimini 1934’de Saint Benoit Fransız Lisesi’nde tamamladıktan sonra 1938 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. İlk çevirilerini üniversite yıllarında yaptı.
Paris’te başladığı Devletler Hukuku doktorasını 2. Dünya Savaşı yüzünden yarım bırakmak zorunda kaldı ama 10 yıl sonra geri dönerek tamamladı. Paris’te bulunduğu sürede Halide Edip Adıvar ve eşi Adnan Adıvar ile yakın dost oldu. Halide Edip Adıvar ile ortak çeviriler yaptı. 1941’de Cemal Nadir ve Arkadaş adlı haftalık çocuk dergisini yayınladı. Şirket-i Hayriye ve Yücel dergilerinde çevirmenlik yaptı.
İstanbul Hukuk Fakültesi'nde amme hukuku asistanlığı ve Fransızca okutmanlığı (1939-40); Vefa Lisesi (1940) ve Gedikpaşa Ortaokulu'nda Fransızca öğretmenliği; Ankara MEB'de neşriyat müdürlüğü ve tercüme bürosu üyeliği (1942-50); aynı tarihlerde Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü, Ankara Gazi Lisesi'nde ve İtalyan Lisesi'nde Fransızca öğretmenliği (1950); Banko Di Roma'da hukuk müşavirliği (1955-60) görevlerinde bulundu. 1950’de İstanbul barosuna 2550 sicil numarası ile kaydoldu, 8 yıl avukatlık yaptı. 1962 yılında Çan Yayınlarını kurdu. 1972 yılında Atatürk Erkek Lisesi (Taksim) Fransızca Öğretmenliğinden emekli oldu. Birçok ansiklopedide edebi kurul üyeliği yapmıştır.
İki defa yargılanmıştır. Sabahattin Eyüboğlu ile beraber çevirdikleri ve Devrim Yazıları adıyla yayınladıkları bir kitap yüzünden 2 yıl yargılandıktan sonra serbest bırakıldı; 1971’de ise Komünist Parti Kurucularından olduğu iddiasıyla Sabahattin Eyüboğlu ve eşi, Azra Erhat, Yaşar Kemal ve eşi ile birlikte tutuklandı ama ilk celsede beraat ettiler.
Maltepe Üniversitesi bünyesindeki Özel Marmara Radyo Televizyon ve Gazetecilik Anadolu Teknik Lisesi'nde Türker Gedik ile birlikte İnsan Hakları ve Demokrasi dersleri veren Vedat Günyol'a Nisan 2002'de Maltepe Üniversitesi tarafından fahri doktorluk unvanı verildi. Üniversitenin Cevizli Kampusu'nda 2 Mayıs 1998'de Vedat Günyol'un bağışlarıyla açılan bir Vedat Günyol Kitaplığı da bulunuyor.
21 Nisan 2002 tarihinde Hürriyet Gazetesi muhabiri İhsan Yılmaz, Vedat Günyol ile söyleşisini yayınlar: “Türkiye’ye döndüklerinde onlarla görüştüm, asistanlık yaptım. Halide Edip ile Türk’ün Ateşle İmtihanı’nı İngilizce’den Türkçe’ye çevirisini birlikte yaptık. O dikte ediyor ben yazıyordum. Hastalanınca Vedat sen git tercüme edip getir bana diyor, bu sefer ben tercüme ediyorum, o düzeltiyor. Kitabın orijinali Turkish Ordeal’di Ama kitabın İngilizce baskısında Atatürk aleyhine yazdığı yerleri Türkçe’ye çevirirken almadı. Yani o bölümleri kendisi sansürledi.”
Kaynak: Halide Edip Beni 13 Yıl Sömürdü; İhsan Yılmaz - Vedat Günyol Söyleşisi, Hürriyet Gazetesi Pazar Eki, 21 Nisan 2002
1998’de 19. Tüyap Kitap Fuarının onur yazarı seçildi. 1999’da 60. sanat yılını bir törenle kutladı. 9 Temmuz 2004’te İstanbul’da öldü.
Ölümünden sonra anısına Vedat Günyol Deneme Ödülü düzenlenmiştir.
"Bir adama bir balık verirsen
Bir kez karnını doyurur
Ona balık avlamasını öğretirsen
Bütün ömrünce doyurur karnını
Tasarıların bir yıllıksa, tohum ek
On yıllıksa bir ağaç dik
Yüz yıllıksa, halkı eğit.
Bir kez tohum ekerek, bir kez
Bir ağaç dikerek, on kez
Halkı eğiterek bin kez ürün alırsın."

Kuang-Çu, MÖ IV-III
Sözün kısası Türkiye'nin eğitimi baştan kara!.. Çağdışı!.. Yozlaşmış!.. Çökmüş!. Cehalete dönük yüzümüz, aydınlığa değil..
Vedat Günyol
Sayfa 45 - Cem Yayınları, 1991
Bir insan, doğduğu gün kendine verilen adı, sonradan yadırgayabilir, sevmiyebilir. Onu değiş­ tirmek kendi elinde olmalı. Elindedir de. Bir in­san, ana - baba ocağında kendine aşılanan düşün­ celere, görüşlere, olgunluk çağına gelince karşı çı­kabilmeli, çıkmalıdır da
Ben diyorum ki, Adem'le Havva'dan geliyorsak eğer, insan soyunun çoğalması "incest" diye adlandırılan bir yoldan gerçekleşmiş demektir, yani kızı erkekli kardeşler arasındaki birleşmeden.
Durum bu olduğuna göre, bugün sayıları beş milyarı bulan insanların, başta, tepemize tünemiş politikacılar olmak üzere, neden dünyamızın alabildiğine anormal, geri zekalı yaratıklarla dolup taştığı gün gibi çıkıyor ortaya.

Şimdilik söyleyeceğim bu kadar.
"Ben diyorum ki, insan ancak başkalarıyla paylaştığı ve paylaşabildiği bir mutluluğu aramalı. Zaten aslında, paylaşılmayan hiçbir şeyin tadı yoktur.
217 syf.
·Beğendi·10/10
Bir başka incelemeden daha selamlar ola kikirikler.. Hemen uyarayım ki bu inceleme ister istemez uzun olacak .. Aslında her ne kadar bu kitabı hiç okumamışlar ve okumayı düşünmeyenler dahi olsa , bu eser hepimizi , biz bilmesek de ilgilendiriyor .. Nasıl mı ? Başlayalım öyleyse ..
Okuyacak olduğunuz hikaye, bir isim ile beraber bir ülkede start alıyor .. Avrupanın yükselişi..Güçlü krallar yeni yeni meydana iniyor .. Ateşli silahlar egemenliği ele almış ,şıkır şıkır zırhlarının içinde halen daha at koşturan ÇİKİ ÇİKİ süvariler var ama eli silahlı piyadeler onların son kullanım tarihlerini belirlemek üzereler .. Çekik gözlü gavur Çinliler odun kömürü , kükürt ve güherçileyi "bahçelerde börülce oynar gelin görümce" diyerek bir araya getirmiş , barutu icat etmişler .. Nerede miyiz ? İlerleyen dönemlerde Kutsal Roma' nın bir zamanlar hüküm sürdüğü topraklarda hak iddaa edecek olan Mussolini' nin memleketi İtalya' da.. Sene 1500 ler .. Bahsedeceğim şahıs aslen bir siyaset kuramcısı .. Çocukluğu Michalengelo ' nun çamura ve kağıtlara can verdiği dönemlere rastlıyor ( sözde ciddi olacaktı bu inceleme ama Mikelanj diyince sizin de aklınıza Öztürk Serengil gelmedi mi? dayanamadım valla napam ? =)) )..O sıralarda Floransa ' da borusu öten aile Mediciler..Hani şu banker aile ..Para bunlarda , canlı bunlarda anlıyacağınız o zamanlar.. Bu arkadaşımız da yanlış hatırlamıyorsam on dört, on beş hadi taş çatlasın on altı sene bu aileye karşı katı bir duruş sergileyen bir hükümetin sözcülüğünü , sekreterliğini yürütüyor .. Bir GS vs FB sendromu işte sen anla! Gün geliyor devran dönüyor, horoz dönüyor tavuk öpüyor ve bizimki işini kaybediyor .. İktidarda Mediciler ..Bunu alıp hapse atıyorlar komplo kurdun sen diyerek ..Bir süre işkence görüyor , uzun müddet hapiste yatırıyorlar ama adalet gereği kanıt yetersizliğinden kız kaçıran edasıyla serbest kalıyor arkadaşımız .. Tabi öncesinde Papanın oğlu Cesare Borgia 'nın kendisine karşı gelenlerin ümüğüne nasıl çöküp boğdurduğunu bir bir görüyor .. Kanın ve diktanın tadını alıyor .. İşte bu serbest kaldığı sıralarda hemencik iki kitap yazıyor bizimki..Birini millet sallamıyor o zamanlar ama konusu eskiye özlem ve eski Roma ile alakalı .. Diğeri ise Il Prince (Prens işte =) ). Bu , dini kendi çıkarları için kullanmaktan geri kalmayacak din simsarı ve otorite özlemiyle yanıp tutuşan güzide kardeşimiz İtalya ' da cumhuriyet kavramına KÖKÜNDEN karşı o dönemde..İtalya' yı ancak ve ancak bir despot bir araya getirebilir ona göre . Bu despotu da şöyle tanımlıyor : Papa kadar yalancı , oğlu kadar acımasız .. Şunlar da kendisine ait cümleler : HİÇ KİMSE PAPA KADAR AĞIRBAŞLI BİR BİÇİMDE ŞEREF SÖZÜ VERİP , VERDİĞİ SÖZDEN BÖYLESİNE ÇABUK DÖNEMEZ...1527 ' de öldüğünde İtalya' nın onun sözünü ettiği türden bir hükümdara sahip olamayacağı çok açıktı (en azından o dönemler)..Kim mi idi bu arkadaşımız ? Az sabır... =)))

Thomas More ise onun Prens ' i yazdığından tam 3 sene sonra , şu an incelemesini yaptığım bu kitabı yazdı .. Bildiğim kadarıyla hiç karşılaşmadılar ve hiç tanışmadılar da .. İkisi de Avrupa ' nın yükselişe geçtiği dönemlerde bu emekleyen ulusların zayıf ve güçlü yanlarını gayet iyi analiz ettiler .. More çok parlak bir kariyere ve parlak biz zekaya sahipti..Yirmisinde başarılı bir avukat iken , yirmilerinin ortasında parlamentoya girdi..Burada bir yasa tasarısı tartışılırken VII. Henry ' ye öyle bir ayar verdi ki , kral More ' un babasına hatırı sayılır bir para cezası vermek zorunda kaldı.. Sonrasında gelen VIII. Henry ise kendisini gayet seviyordu ve onu Adalet Bakanı olarak atadı..Gel zaman git zaman sonra More yukarda da belirttiğim gibi Ütopya' yı kaleme aldı .

Yunanca bir kelime ..Tüm koşulların , şartların güzel olduğu yer demek katharevousada (eski yunanca.. bkz : yunan dili okumuş olmanın yararları=) ).. Biz böyle bir yer olmadığı için dünya üzerinde , YALANYA da diyebiliriz =)) Bu kitapta , Thomas abimiz dönemin krallıklarının ardına düştüğü sonu gelmez askeri şöhret ve budalalıkları hicvediyor Portekizli bir gezginle sohbet ediyorum diyerek..Kralın yanındaki şakşakcıları topa tutuyor.. Diyor ki ; bırak artık savaşmayı ey eşşek Fransa kralı !! Elindekilerle yetin , halihazırda elinde olan topraklara bak ..Onlar sana zaten yeter!! Savaşla uğraşana kadar halkınla ilgilen , onların refahını sağla ..Ve ekliyor hemen "Tabi hiçbir kral buna yanaşmayacaktır!" Peki nasıl bir yerdir bu Yalanya pardon Utopia? Ne var orada ? Nasıl bir zihniyet egemen?
* Utopya' da kral yok .. Bir seçilmişler meclisi var .. Dolayısıyla çoğunluğun rızası ile alınan kararlar söz konusu ..
* Savaştan nefret ediliyor .. Savaş ancak meşru müdafa söz konusu olduğunda bir seçenek onlar için.. Mutlaka savaşmak gerekirse de komşuları PARAYATAPANLAR ' a para vererek kendileri adına savaştırıyorlar (sanırım o dönem , dış borçlarını savaşarak kapayan İsviçrelilere bir kapak yapmış More amcamız burada =) )
* Meclisin en büyük görevi sağlık , eğitim ve su işleri (su diyince garibine gitmesin emmoğlu..o dönemler din-tarım toplumu ortamlar =) )
* Aslen komunizm benzeri bir sistem bu ve herşey ortak..Herkes aynı şeyleri giyiyor ve on senede bir evini değiştiriyor..
* Üretici ve çiftçinin ensesinde boza pişirip vergi alan feodal beyler , lordlar falan yok..
* İş paylaşımı söz konusu lakin ağır işleri mahkumlar yapıyorlar.
* Kimse paraya değer vermiyor , örneğin mücevher takmıyor..
* Buraya çok dikkat !! Avukatları yok çünkü ONLARI ,ASIL İŞLERİ SORUNLARI GİZLEMEK OLAN İNSANLAR olarak görüyorlar ..

Bu kitabı ilginç kılan aslında bahsettiklerinin keskinliği veya tartışılabilirliği değil , zihinde yarattığı KUŞKULAR.. Thomas More yaşadığı dönemde , BİZİM İTALYALI ESAS OĞLANIN AKSİNE , gücün tek bir elde toplanmasından kaynaklanacak sorunları gayet iyi analiz etmiş .. Olası savaşları önceden görmüş baba - oğul Henryleri yakından tanıdığı için..
Esas oğlanımız ise yeni yeni serpilen ve kaba kuvvetle hükmedecek ulusları betimlemiş ve İtalya' nın bu uluslardan biri olacağını ummuş idi.. Thomas More ise bunun tam karşısındaydı ..O belirginleşen , gücü tek elde toplayan ulusların yaratacağı tehlikelere karşı uyardı.. Veeee tahmin edileceği üzere More ' un bahsettiği sistemi pek azı uyguladı..Avrupalılar, Il Prince 'in yolundan gitmeyi seçtiler ..Dünyayı keşfedenler , sömürecek olanlar şiddet yanlısı ve açgözlü MACHIAVELLI taraftarıydılar : Tüccarlar - Askerler ve Hükümdarlar..Sonrası mı ? Dünyanın neresinde olursanız olun .. Kafanızı kaldırıp alıcı gözüyle bir bakın çevrenize .. Tv den medyaya ,eğitim öğretim birimlerinden tutunda sağlık sistemlerine dek bu sistemin izlerini göreceksiniz..

NOT : bir kaç kelam daha edicem ama "Mazot ikmali" yapmam lazım =)) Bakkala gidip gelem az sürtem dışarlarda ayazı ağzıma yüzüme yiyip =))
250 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Dünya Düşünce Tarihinin en önemli eserlerinden biri olan Thomas More'un Utopia'sı; 1516'da kaleme alınmıştır, var olmayan,kurgusal bir adada geçmektedir. İnsanların eşit olduğu, toplumsal sınıfın ve özel mülkiyetin olmadığı; insanların refah içinde ve mutlu yaşadığı adada suçların da minimuma indiği gözlenmektedir. More kitabında ütopyalıları ve onların yaşam biçimlerini anlatarak, döneminin İngilteresi'ne de bir eleştiri getirmektedir. Kitaba odaklanarak okuduğunuzda zevk alacağınıza inanıyorum. Kesinlikle tavsiye ederim.
217 syf.
·17 günde·Beğendi·9/10
•Thomas More, İngiliz tarihinin büyük isimleri arasında sayılırken bir devlet adamı, bir hukukçu ve Katolik Kilisesi’nin bir savunucusu ünvanlarını ve aynı zamanda da dünya tarihinin ilk sosyalisti ünvanını almıştır.
•Thomas More, istemese de Kral’ın en yakınındaki kilit adam konumuna yükselmiş, görev bilinciyle devletine hizmet etmeye fazlasıyla emek vermiştir.
•Ülkesinin ve Hristiyanların birlik ve düzeninin bozulmaması adına Reformasyona karşı çıkmış ve idam edilmiştir.
•Orta çağda Yunanlılardan sonra tekrar yeşeren Hümanist akımının öncülerinden olmuş, Hümanist bilim adamlarıyla hep iletişim halinde olmuş, insan odaklı ideal bir devleti yani Ütopya’yı hayal etmiştir.
•Thomas More, insanların içinde bulundukları ekonomik koşullardan bağımsız olamayacaklarını; insanları kurtarmak ve yüceltmek için, bu koşulların değişmesi gerektiğini ifade etmişti aslında.
•Ütopya’da herkes mutlu, yiyecekler ve giyecekler bol; herkes, her şeyi ortaklaşa paylaşıyor, savaş ve kavgaya yer verilmiyor, öfke yer almıyor, kadın ve erkek eşitliği her yerde kendini gösteriyor, dinler özgürlüğü arttırıyor ve birleştirici bir nitelik kazanıyor, para ve altına değer verilmiyor, zenginlerin yoksulları sömürmesine izin verilmiyor, çalışma saatleri ciddi ölçüde kısalıyor, eğitim sorun olmaktan çıkıp parasız ve zorunlu oluyor, geçinemeyen eşler boşanabiliyor, insanların sağlık ihtiyaçları ücretsiz karşılanıyor...
•Ütopya, adeta yeryüzünde cennet özleminin ifade edilmiş hali; nerdeyse cennetten hiçbir farkı kalmamış.
•Ütopya iki bölümden oluşuyor; ilk bölümü bir hikaye niteliği taşırken ikinci bölümü yazarın artık Ütopya’nın tüm özelliklerini anlattığı bir monoloğa dönüşmektedir.
•Ütopya’nın üslubu gayet samimi ve akıcı; eser okuyucuyu hayal aleminde gezdirirken düşündürüyor ve adeta Ütopya’nın insanlarıyla tek tek tanıştırıyor.
•Etkilendim, çok beğendim, defalarca okuyabilirim; her fikrine yüzde yüz katılmasam da genel olarak tutarlı ve etkileyici bir eserle tanışmanın hazzını iliklerime kadar tattım.
•Mutlaka ama mutlaka okuyun!..
144 syf.
·3 günde
Toplum Sözleşmesi, az okunan, ama üzerinde durmadan söz edilen eserlerin başında gelir. Duymayanınız yoktur heralde, peki okuyanınız? 250 yıl olmuş Jean-Jacques Rousseau bu kitabı yazalı. (Bu arada ismi çok iyi değil mi, can cak russo) O dönemin şartlarında böyle bir kitap yazmak, fikir üretmek ve asırlar sonra bile güncelliğini geçerliğini yitirmemesi kitabın önemini anlatmaya yeter heralde. Kitap dört bölümden oluşuyor; birinci bölüm toplumun sözleşmeye kurulduğundan, ikinci bölüm egemen varlıktan, üçüncü bölüm hükümetler üzerinden sistemlerden ve son bölümde sistemin işleyişinden bahsediyor.
Jacques Rousseau, kitabı yazma sebebinden bahsederken, #24672738 "Özgür bir devletin yurttaşı ve egemen varlığın bir üyesi olarak dünyaya geldiğim için, kamu işlerinde sözlerimin etkisi ne denli az da olsa, oy verme hakkım bu işleri öğrenmek görevini yüklenmeme elverir." diyor. Bu da bizim apolitik gençlerimize biraz ders olur umarım.
Kitabı okurken bir çok yerini not aldım, galiba daha sonra da okuyacağım bir kitap. Sizde geciktirmeyin okuyun.
217 syf.
·1 günde·6/10
Ütopya bilindiği üzere, bugün gerçekleşmesi imkânsız toplum tasarımlarıdır veya bir başka ifadeyle; tasarlayıcısı için bir ideal ya da karşı ideali temsil eden, düşünsel ve tutarlı bir toplum tasarısı anlamına gelmektedir. Yazarımızın bin beş yüzlü yıllarda kaleme aldığı bu eser aynı zamanda dönemin İngiltere'sine eleştiri niteliğindedir. İngiltere'nin ve Kral'ın yönetimini benimsemeyen More, anlatımı sıkıcı bir kitap oluşturmuştur. Evet, bana oldukça sıkıcı gelen bir anlatımı vardı kitabın, kaldı ki bir ütopya oluşturulmuşsa eğer bu şekilde diyaloglar şeklinde mi ifade edilmeliydi? Orwell gibi hikayesi de olan bir ütopya eserini kesinlikle tercih ederim. Hoş yazıldığı dönem itibariyle Avrupa'da bilginin henüz olgunlaşmamış olmasının yanı sıra kaynakların sınırlı, bilimin ve edebiyatın da oldukça geri kaldığı düşünülürse kitabın anlatımı bir nebze olsun kabul edilebilir nitelikte.

Zannediyorum ki benim gibi kitabı okuyan okurlar da, tasarlanan toplumun kabul dahi edilemeyecek düzenlemelerinin ve yönetim kanunlarının mevcut olduğunu fark edeceklerdir. Yazımımı oluşturmadan önce kitabın incelemelerine biraz göz gezdirdim ve bazı arkadaşlar; "İnanılmaz bir yönetim, inanılmaz bir toplum tasarısı, bende bu toplum tasarısında var olmak isterdim." gibi talihsiz yorumlarda bulunmuşlar. Açıkçası bu yorumları okuyunca kendimi üzülmekten alıkoyamadığımı da belirtmek isterim. Nasıl bir insan bir başka insandan kendisini üstün görür de kölelik sistemini kabul edebilir aklım almıyor. Burada ki köleler arasında suç işleyenleri de var, dışarıdan gelen yabancıları da var. Bu esnada dikkatimi çeken bir diğer nokta ise kölelere altın, gümüş gibi zamanın ve günümüzün değerli sayılabilecek ürünlerini, kölelere takılıyor olmasıydı. Sözüm ona altınlara, gümüşlere değer vermeyen bu ütopik toplumumuz, değer vermedikleri aynı yaradılışa sahip kölelere takarak Altın ve Kölelerin değersizliklerini perçinlemiş olduklarını düşünüyorlar.

Tasarlanan toplumun bazı kanunları, şehrin planlaması ve (bazı)düzenlemeleri adaletsizliği ortadan yok etme amaçlı olsa da genel itibari ile benim hoşuma gitmeyen bir kurguydu. Hoşuma gitmeyen bu kurgu belki de zamanına göre değerlendiremediğim içindir bilemiyorum ama en başta da söylediğim gibi inanılmaz sıkıcı bir kitap. Yine de okumak isteyen olursa buyursunlar.

Kitabı hediye eden Uğur Abiye teşekkür ederim. Umarım bu eleştirilerime bakarak bana kızmaz. Asıl incelemeyi diğer hediyesi olan "Bülbülü Öldürmek" ile yapacağım. :) Sevgiler, saygılar...
136 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Lisedeyken 'Atatürk'ün etkilendiği kitaplar, yazarlar vs.' tadında bir konu işlemiştik tarih dersinde; Rousseau ve Toplum Sözleşmesi de bu konunun içinde idi. Bu açıdan, Toplum Sözleşmesi'ni olabilecek en açık zihinle okudum ki çok şey ifade etti benim için. Zira Rousseau'nun titizlikle uyardığı üzre dikkatle okumasanız bile, cumhuriyetimizin kuruluş aşamaları, devamındaki önemli süreçler ve değişiklikler bu kitapta rahatlıkla göze/fikre takılabilir. Misal, Kitap IV; 'Roma'nın Comitiaları' diye bir başlık var, o başlık altında, yüz dokuzuncu sayfada, "Köylülerin çalışmayla geçen sade yaşamları, burjuvaların aylak ve tembel yaşamlarından üstün tutuldu." denerek başlanan bir kısım söz konusu. Eminim, hepinize tanıdık gelecektir: "Köylü, milletin efendisidir."

Genel itibariyle kitabın içeriğine gelecek olursak şayet, Kitap I, ilk paragraf dikkatimizi çekmelidir: "...hakkın onayladığını çıkarın gerektirdiğiyle uzlaştırmaya çalışacağım." Hemen her kitapta karşımıza çıkan, kitabın içeriğini tek cümleyle -bazen de uzunca bir paragrafla- özetleyen sözler vardır, sanırım, Toplum Sözleşmesi'ndeki de bu. Sayfaları çevirdikçe, Rousseau, varsayımsal sözleşmenin hangi şartlar altında oluştuğunu, nasıl işlerliğini devam ettirdiğini ya da ettirebileceğini bu sözüne dayalı olarak açıklarken siz de ona şahit olacaksınız. Ve bence özellikle dikkat edilmesi gereken de şu: bu sözleşmenin genel isteme (irade) bağlı olarak feshedilebilirliği.

Hemen hemen hepsinde aynı şeylerden söz edilen yarı yarıya buruk incelemelerden bunaldıysanız, muhakkak okumalı ve hatta üzerine bir şeyler daha okuyarak çıkarımlarınızı karşılaştırmalısınız. İyi okumalar.
217 syf.
·21 günde·Beğendi·10/10
Tarih tekerrürden ibaretse; siyaset külliyen tekerrürden ibarettir. İşte bize beş asır öncesinden bir kaynak. Kişiler farklı, zaman farklı; karakter özellikleri ise aynı. Yalancılığın, fırsat kollamanın, kendi menfaatini her şeyden önce tutan halkı temsil eden kişilerin kol gezdiği bir dünya, gerçek dünya... Ve tüm bunlardan sıkılan, eşitliği adaleti, paylaşımı kendisine kural edinmiş tamamı iyi insanlardan oluşan bir dünya: Ütopya

Normal, düze düz vatandaş olmaktan sıkıldınız mı? Siz de artık yönetici olup halkı temsil etmek mi istiyorsunuz? İşte size kaçıramayacağınız bir fırsat. Üstelik sadece 39 kupona. (Yeni nesile not: Siz şimdi kupon ne bilmezsiniz tabi, bir fotoğraf makinesi için ben kaç ay kupon biriktirmiştim hey yavrum. Şimdi hepinizin cebinde kaç megapiksellisi!) Bu kitabı okuduğunuzda siz de ister gelecekte, isterseniz hemen yönetici olma vasfına erişebilirsiniz. Yapmanız gereken, öncelikle Ütopya ülkesinin gerçekten de bir ütopya olduğunu, imkânsız olduğunu kabullenmek. Bu imkânsız olduğuna göre kitapta Ütopia ile ilgili yazılan önerilerin tam tersini yapmamız gerekirken gerçek dünya ile alakalı yazılanları aynen uygulamanız gerek. Örneklerle gidelim: ”Politika ahlakının ilkeleri şunlardır ve devleti yönetenler bunlarda anlaşmışlardır:
'Bir ordu besleyen kralın ne kadar parası olsa azdır.'
'Kral, istese bile, haksızlık edemez.'
'Kral uyruklarının ve mallarının ortaksız sahibidir: Uyruklar herhangi bir şeyden, kralın keyfi istediği ölçüde yararlanabilir.'
'Halkın yoksulluğu kralın varlığını korur.'
'Zenginlik ve özgürlük devlete başkaldırmaya, hor bakmaya götürür. Özgür ve zengin adam haksızlığa, zorbalığa kolay katlanamaz.” (Sayfa 29 )

Yukarıda saydıklarımız altın kurallar ve hala uygulanıyor. Zaten uyguladıkları için yöneticiler… Siyaset tekerrürden ibaretse bu altın kuralları unutmamalısınız. Düzeni bu maddeler çerçevesinde tutmalısınız. Yapılması doğru olan bazı kurallar var:
-“Öyle yasalar çıkarın ki; köyleri, çiftlikleri yıkan beyler ya hepsini yapmak ya da toprağı yeniden çiftlik kuracak insanlara bırakmak zorunda kalsınlar. Zenginlerin cimri bencilliğini frenleyin. Sömürme, tekel kurma hakkını alın ellerinden. Aylak insan bırakmayın memleketinizde. Tarımı büyük ölçüde geliştirin. Yün işlikleri ve daha başka üretim kolları yaratın. Yoksulluk yüzünden bugüne dek hırsızlık, serserilik ya da uşaklık eden, aşağı yukarı aynı kaderi paylaşan bir sürü insan oralara gidip yararlı bir çalışma yoluna girsin. Bütün bu anlattığım dertlere çare bulamazsanız, adaletinizle övünmeyin: İnsafsızca, budalaca yalan söylemiş olursunuz." (Sayfa 16)
-Zorbalığa ve bozgunculuğa karşı sert yasalar koymak.
-Yükselme tutkusu ve entrikaları kötüleyip cezalandırmak.
-Devlet görevlerini parayla satmamak. (Sayfa 36)
Eserde yer alan bu ve bunun gibi birçok altın nasihat var. Püf noktası şu ki, bu maddelerin tamamen tersini yapmalısınız ki liderlik vasfınız devam etsin.

Gelelim hayal ülkesinin özelliklerine. Orası, yani Ütopya, yönetim şeklinden ziyade; halkın gerçekten iyi insan olduğu bir ülke. Bu yüzden hayali bi ülke. Ütopya’nın kurallarını her ülkede uygulayabilirsiniz, zor değil. Fakat yaşayan insanlar asla bu kurallara riayet etmez. Çünkü kötü insanlar her yerde barınır. Bu yüzden buranın adı “Ütopya” Ütopya halkının özelliklerine bakalım. (Dilerseniz kıyaslama yapabilirsiniz; ama pek tavsiye etmem. Hiç gerek yok, boşa yormayalım kendimizi)
-Ütopya’da cimri insan yoktur. ”Paralarını toprağa gömüp saklayan ve yüzünü bile görmeyen bir insan mutlu bir insan olabilir mi?” (sayfa 66)
-Ütopya’da halkın av ve kumar zevki bulunmaz. "İnsan nasıl olur da bu kan dökmeden, güçlünün güçsüzü, zalimin masumu alt etmesinden, azgın bir köpeğin ürkek bir tavşanı parçalamasından zevk duyabilir?" (sayfa 67)
- Ütopya’da “sağlık gerçek mutluluğun temelidir.” (Sayfa 68)
-Orada hiçbir yargıç insana tepeden bakmaz, insanda korku uyandırmaz” (sayfa 78) Bu yüzden de adalet layıkıyla işleyecektir.
-“Onlara göre, bir insan size kötülük yapmadıkça düşmanınız sayılamaz; tabiat bağları güçlü bir anlaşmadır; candan saygı ve iyi niyet, laflardan da, yazılı anlaşmalardan da çok daha sıkı bağlar insanları birbirine.” (Sayfa 81)

Eğitiminden, anlayışından, karı-koca ilişkisinden tutun birçok konuda Ütopya halkı da, yöneticisinin olduğu gibi hayali insanlardan oluşuyor. Gerçek mutluluğun yaşandığı ülkede yöneticileri iyi olması yetmez diyor More. Halk da bu yönetime uyum sağlayacak eğitim ve kültür seviyesine gelebilmeli. Elbet bu noktada da iş, halkın seçtiği kişilerin elinde.

Eserde Ütopyayı okuduktan sonra Thomas More’un trajik hayat öyküsünü de okuyoruz. Maalesef hayat hikayesi de bizi derinden etkiliyor.

Siyaset neden tekerrürden ibaret; asırlar öncesinde yazılan siyasi hamle ve kişileri, bugün gözünüzün önünde görebildiğimiz için. Yapılması gerekenin aslında yüzyıllar önce bilinmesine rağmen, koltuk sevdası uğruna her zaman yanlış olanın bilerek yapılmasının kural olduğu için. Savaşın felaket olduğunu söyleyen yöneticiler, tüm dünyada en ufak bir anlaşmazlıkta savaş sevdalısına dönüşen bir canavar haline geldikleri için. Halkı bu felaketlere bilerek sürükleyen, fakirliğe, yoksulluğa iten ve onları eski durumlarına getirmeyi insanlara kurtarışları olarak gösteren kişilerin sözde kahraman olduğunu tekrar tekrar gördüğümüz için. Tarihin tekerrürden ibaret olmasının en büyük müsebbibi siyasetin iğrenç yüzüdür. Devlet yönetimi üzerine yazılan bu enfes kitabı okuyunca ve ne zaman siyaset hakkında konuşmaya düşünmeye çalışsam olduğu gibi büyük bir umutsuzluğa kapılıyorum. Gelenin gideni aratmayacağı, iyi olanın bile makam mevki hırsıyla, üstünden çekinerek, korkarak yaşayacağı karakter değişimiyle, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın zihniyetiyle ilelebet baş başa kalacağımızı bir kez daha anlamış oldum Thomas More'un eşsiz eseriyle. Bu yüzleşmeyi yaşattığı için teşekkürler!

Yazarın biyografisi

Adı:
Vedat Günyol
Unvan:
Türk Çevirmen, Eleştirmen, Yayıncı ve Yazar.
Doğum:
İstanbul, 1912
Ölüm:
İstanbul, 2004
Çıkardığı Yeni Ufuklar dergisiyle Sabahattin Eyuboğlu, Azra Erhat ve Halikarnas Balıkçısı ile birlikte Türk hümanizmini kurmaya çalışmıştır.
Arnavutluk'tan gelen bir baba ile Diyarbakırlı bir annenin çocuğu olarak İstanbul Fatih'te doğdu.[1] Orta öğrenimini 1934’de Saint Benoit Fransız Lisesi’nde tamamladıktan sonra 1938 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. İlk çevirilerini üniversite yıllarında yaptı.
Paris’te başladığı Devletler Hukuku doktorasını 2. Dünya Savaşı yüzünden yarım bırakmak zorunda kaldı ama 10 yıl sonra geri dönerek tamamladı. Paris’te bulunduğu sürede Halide Edip Adıvar ve eşi Adnan Adıvar ile yakın dost oldu. Halide Edip Adıvar ile ortak çeviriler yaptı. 1941’de Cemal Nadir ve Arkadaş adlı haftalık çocuk dergisini yayınladı. Şirket-i Hayriye ve Yücel dergilerinde çevirmenlik yaptı.
İstanbul Hukuk Fakültesi'nde amme hukuku asistanlığı ve Fransızca okutmanlığı (1939-40); Vefa Lisesi (1940) ve Gedikpaşa Ortaokulu'nda Fransızca öğretmenliği; Ankara MEB'de neşriyat müdürlüğü ve tercüme bürosu üyeliği (1942-50); aynı tarihlerde Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü, Ankara Gazi Lisesi'nde ve İtalyan Lisesi'nde Fransızca öğretmenliği (1950); Banko Di Roma'da hukuk müşavirliği (1955-60) görevlerinde bulundu. 1950’de İstanbul barosuna 2550 sicil numarası ile kaydoldu, 8 yıl avukatlık yaptı. 1962 yılında Çan Yayınlarını kurdu. 1972 yılında Atatürk Erkek Lisesi (Taksim) Fransızca Öğretmenliğinden emekli oldu. Birçok ansiklopedide edebi kurul üyeliği yapmıştır.
İki defa yargılanmıştır. Sabahattin Eyüboğlu ile beraber çevirdikleri ve Devrim Yazıları adıyla yayınladıkları bir kitap yüzünden 2 yıl yargılandıktan sonra serbest bırakıldı; 1971’de ise Komünist Parti Kurucularından olduğu iddiasıyla Sabahattin Eyüboğlu ve eşi, Azra Erhat, Yaşar Kemal ve eşi ile birlikte tutuklandı ama ilk celsede beraat ettiler.
Maltepe Üniversitesi bünyesindeki Özel Marmara Radyo Televizyon ve Gazetecilik Anadolu Teknik Lisesi'nde Türker Gedik ile birlikte İnsan Hakları ve Demokrasi dersleri veren Vedat Günyol'a Nisan 2002'de Maltepe Üniversitesi tarafından fahri doktorluk unvanı verildi. Üniversitenin Cevizli Kampusu'nda 2 Mayıs 1998'de Vedat Günyol'un bağışlarıyla açılan bir Vedat Günyol Kitaplığı da bulunuyor.
21 Nisan 2002 tarihinde Hürriyet Gazetesi muhabiri İhsan Yılmaz, Vedat Günyol ile söyleşisini yayınlar: “Türkiye’ye döndüklerinde onlarla görüştüm, asistanlık yaptım. Halide Edip ile Türk’ün Ateşle İmtihanı’nı İngilizce’den Türkçe’ye çevirisini birlikte yaptık. O dikte ediyor ben yazıyordum. Hastalanınca Vedat sen git tercüme edip getir bana diyor, bu sefer ben tercüme ediyorum, o düzeltiyor. Kitabın orijinali Turkish Ordeal’di Ama kitabın İngilizce baskısında Atatürk aleyhine yazdığı yerleri Türkçe’ye çevirirken almadı. Yani o bölümleri kendisi sansürledi.”
Kaynak: Halide Edip Beni 13 Yıl Sömürdü; İhsan Yılmaz - Vedat Günyol Söyleşisi, Hürriyet Gazetesi Pazar Eki, 21 Nisan 2002
1998’de 19. Tüyap Kitap Fuarının onur yazarı seçildi. 1999’da 60. sanat yılını bir törenle kutladı. 9 Temmuz 2004’te İstanbul’da öldü.
Ölümünden sonra anısına Vedat Günyol Deneme Ödülü düzenlenmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 18 okur beğendi.
  • 9.273 okur okudu.
  • 447 okur okuyor.
  • 6.780 okur okuyacak.
  • 226 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları