Vicente Blasco İbañez

Vicente Blasco İbañez

Yazar
8.3/10
30 Kişi
·
64
Okunma
·
7
Beğeni
·
873
Gösterim
Adı:
Vicente Blasco İbañez
Unvan:
İspanyol Yazar
Doğum:
İspanya, 1867
Ölüm:
Fransa, 1928
Ona «XIX. yüzyılın Hemingway'i» diyebiliriz. İkisi de yaşadıkları maceraların içinden, yaşanmış, yaşayan, yaşayacak, güçlü, canlı romanlar çıkarmış yazarlardır. İkisi de onaltı yaşında evden kaçmış, hayatlarını kalemleriyle kazanmış, genç yaşta dünya çapında ünlü birer romancı olmuşlardır. Yalnız ilk delikanlılık yıllarında değil, orta yaşlarda bile onlar için sürüp giden «deli-kanlılık» yıllarında da maceradan maceraya sürüklenmişler, bu arada savaş her ikisi için de en büyük heyecan kaynağı olmuştu. İkisi de tehlikeden zevk alır, hayatlarını hiçe sayarlardı. Hemingway'in bir ara merak sarıp boğalarla güreştiği İspanyol topraklarında, ondan yarım yüzyıl önce, gözünü budaktan sakınmayan bir delikanlı Blasco Ibanez de Kral XII. Alfonso'yu düelloya çağırmıştı. İki yazar arasında bir fark bulunabilirse, o da, Hemingway' in siyasetten oldukça uzak kalışı, Blasco Ibanez'in ise kendini bütünüyle siyasî dâvalara vermiş olmasıdır. Bu yüzden otuz kere hapse girmiştir. Vicente Blasco Ibanez 1867'de Valencia'da doğdu. Oldukça varlıklı bir ailenin oğluydu. 8 Küçük yaştan edebiyata, sanata heves sarmış, okuduğu kitaplar yoluyla kafası çağın yeni düşüncelerine açılmıştı. Bu arada, ailesinin tutucu çevresi onu sıkıyor, kişiliğini daha özgür bir çevrede arıyordu. Ortaokulu bitirdikten sonra, evinden uzaklaşıp, ekmeğini kendi kazanmak yolunu tuttu. İlk önce, günün ünlü İspanyol romancısı Fernandez y Gonzalez'in yanında çalıştı. Fernandez y Gonzalez tarihî-efsanevî romanlar yazan, hayali çok zengin, anlatımı çok güçlü bir yazardı. 1821 -1888 yılları arasında yaşamış, toplamı 500 cildi bulan 300 roman yazmıştır. Konuları öyle çabuk tasarlayıp kurardı ki yazmaya yetişemez, birçoğunu kendisi söyler, başkasına yazdırırdı. İşte şimdi Blasco Ibanez büyük yazara bu işlerde yardım ediyordu. Böylelikle, ustasından roman yazımı üzerine çok şey öğrendi. Yalnız, kendisi ondan daha çok edebiyat meraklısıydı, romanı daha bir sanat eseri olarak düşünüyordu. Bu ilk ustasının yanından ayrıldıktan sonra, gazeteciliğe başladı. Hayatını böylece kurtarırken, bir yandan da, gece sabahlara kadar çalışarak, ilk yazı denemelerini yapıyordu. Fernandez y Gonzalez gibi çala-kalem yazmak istemiyor, belirli bir çerçeve, sağlam bir yapı üzerine sanat kaygısıyla, gerçek gözlemlerle, derin duygularla, duru bir üslûpla işlenmiş eserler yaratmayı düşünüyordu. Bu edebî çalışmaları arasında, düşünce savaşlarına da girişmiş bulunuyordu. Ateşli bir cumhuriyetçiydi, krallığa karşı yaylım ateş açmıştı. Bu arada, krala meydan okumuş, onu düelloya çağırmıştı. Bu yüzden, 22 yaşındayken, yurt dışına sürüldü. Genç yazar Paris'te cumhuriyetçi ülküsünün özgür havasına kavuşmuştu. Gene bir yandan edebiyat, bir yandan siyaset alanında kalem oynatıyor, her iki davasında ileri atılımlara girişiyordu. 1891' de cezası bağışlandı, yurduna döndü. Valencia'da 77 Pueblo (Halk) adında bir gazete çıkarmaya başladı. 1893'te «Valencia Hikâyeleri» adındaki kitabı yayımlandı. Yıllar gene siyasî kavgalarla, hapislerle, türlü maceralarla geçti. 1898'de, macerasever yazar, İspanya-Amerika savaşından yararlanarak, Arjantin'de, Paraguay'da iki sömürge kurdu. Bunlardan Arjantin'deki Tierra del Fuego (Ateş Ülkesi) oldukça geniş çaptaydı, İspanya bu savaşta yenilip Küba, Puerto Rico, Filipin gibi topraklarını kaybedince, memlekette karışıklıklar başgösterdi. Cumhuriyetçiler gittikçe güçleniyorlardı. 1902'de XIII. Alfonso tahta çıkınca, istibdat daha korkunç bir hal aldı. Blasco Ibanez yeniden İspanya'dan uzaklaşmak zorunda kaldı. Fransa' da yaşıyor, eserlerini orada yazıyordu. 1930'da İspanya'da cumhuriyet ilân edildiği vakit, bu dava uğruna çalışmış olan yazar, ülküsünün zaferini göremeden, iki yıl önce (1928) Fransa'nın Menton şehrinde ölmüş bulunuyordu. Arkada savaşçı bir ad, ölümsüz eserler, bunlardan kazandığı milyonları bırakmıştı. Gerçekten, Blasco Ibanez daha ilk romanlarından beri bütün dünyanın ilgisini çeken bir yazar olmuştu. Bu arada, en güçlü eserlerinden biri olan Sangre y Arena (Kan ve Kum) bütün Batı dillerine çevrilmişti. Şaheseri sayılan bu roman gibi, daha birçok romanları filme alındı, yazara bu yoldan da büyük bir servet yağdı. Blasco Ibanez çağdaş İspanyol edebiyatının öbür romancıları arasından keskin çizgilerle, zengin bir kişilikle sivrilir. Bu da, onun Cervantes'leri, Lope De Vega'ları yetiştiren köklü İspanyol edebiyatına'gününün roman yapısını kazandırarak üstün bir aşamaya ulaşmış olmasından ileri gelir. Blasco Ibanez Fransa'da Zola'nın kurduğu doğalcılık akımının ispanyol edebiyatındaki temsilcisi sayılır. Bu arada, Guy De Maupassant'ın usta anlatım tarzını, bir hikâyeyi beklenmedik sonuca bağlama sanatım da benimseyip geliştirmiştir. Kan ve Kum Blasco Ibanez'in sanat gücünü, canlı, parlak, duru üslûbunu, renkli çizimleriyle açık yazımını hep bir arada, en iyi ortaya koyan romanlarından biridir. Yazar burada ilk önce kahramanlarının kişiliğini bize düşünceleriyle, çeşitli ruh halleriyle tanıttıktan, olayların geçeceği çevreyi en canlı renkleriyle çizdikten sonra, çok meraklı bir konuyu sahne sahne işliyor, merakın yanma duygu, duygunun yanına düşünce katarak, renkli olduğu kadar canlı, derin, yüksek bir sanat anıtı kuruyor.
Adalet diye bir şey yoktu;dünya rastlantının ürünüydü ;hepsi yalandı ,insanoğlu içinde yaşadığı çaresizliği korkmadan taşıyabilsin diye uydurulmuş avuntu sözleriydi .
Vicente Blasco İbañez
Sayfa 436 - İş Bankası Kültür Yayınları
".....en Eski çağlardan beri erkekler, silahları, kadınların ev eşyalarına gösterdiklerinden daha büyük bir titizlikle, özenle parlatır."
Vicente Blasco İbañez
Sayfa 236 - İş Bankası Kültür Yayınları
-Para paradır -diye belirtti özdeyiş havasıyla -, o olmadı mı mutluluğa güven olmaz .
Vicente Blasco İbañez
Sayfa 33 - İş Bankası Kültür Yayınları
"İnsan nerede rahat yaşarsa, nerede anlamadığı şeyler yüzünden öldürülme tehlikesi yoksa gerçek vatanı orasıdır."
Vicente Blasco İbañez
Sayfa 63 - İş Bankası Kültür Yayınları
İnsanların emeli sonsuza değin daha fazla özgürlük daha fazla kardeşlik ,daha fazla adalettir .
Vicente Blasco İbañez
Sayfa 160 - İş Bankası Kültür Yayınları
İnsan denen yaratık varlığını sürdürebilmek için her şeye ayak uydurmasını sağlayan bir uyum yeteneğiyle donatılmıştı.
Vicente Blasco İbañez
Sayfa 189 - İş Bankası Kültür Yayınları
"Sanırım hayatı yalnız bize sunduğu zevkler için sevmemeliyiz. Özveride de, kendimizi başkalarına adamakta da büyük bir zevk var; hem de bu zevk, bilmem neden, belki de yeni olduğundan, bana öbürlerinden üstünmüş gibi geliyor."
En ince ayrıntısına kadar mükemmel bir şekilde kurgulanmış hatta yer yer gerçeği birebir anlatan bence savaş konulu roman kapsamında alanının en iyisi bir roman. Yazar, 1.dünya savaşı esnasında Paris'te yaşamış olup özel izinle cepheleri gezip birebir şahit olduklarını aktarmış, kitabın ön sözünde var bu bilgi. Bu da romanın gerçekliğini ve olayları adeta gözümüzün önünde yaşanır kılıyor.
1.dünya savaşı esnasında yaşanan Almanya ve Fransa çarpışmalarını birçok değerin de içinde olduğu bir kurgu içinde görmekteyiz. Özellikle Marne çarpışmasına değinilmiş. Onun dışında kitapta aile ilişkileri, aşk ve adeta 2.dünya savaşının çıkacağına ilişkin kerhanetler bile var diyebilirim. Yazar bunu sezmiş ve aktarmış.
Desnoyers ailesi Güney Amerika'dan Paris'e göçen Fransız kökenli bir ailedir. Buna karşın Hartortt ailesi ise Alman kökenli olup savaştan kısa bir süre önce Berlin'e göçmüştür. Ailelerin geçmişi ve ayrılışları, geldikleri noktayı adım adım okuyoruz. Ayrıca kitapta Fransa göklere çıkarılıp Almanya ise tam tersi dibe batırılmış.
Savaş alanında dediğim gibi anlatımı sıkıcı olmayan yegane kitap bana göre.
Ve son olarak aklımdan silinmeyen cümle, ne kadar acı da olsa:
"Savaş bu efendim..."
JUAN, Sevilla'nın korkusuz, matadorlarından biridir.Halkın gözünde büyük bir kahramandır o,şöhret ve paranın getirdikleri sayesinde zengin ve dul olan Dona Sol ile aralarında başlayan aşk ilişkisinin onu nasıl bir felakete sürükleyeceğinden haberi yoktur. İbanez'in o nefis anlatımıyle bir parça ispanyol kültürü,özellikle de boğa güreşleri ile bilginiz artacaktır.
Üçüncü Dünya Savaşının olacağı yönünde beklentilerin olduğu, süper güç dediğimiz ülkelerinde bu öngörüyü haklı çıkaracak hamlelerde bulunduğu günümüz koşullarında herkes tarafından okunmalı... Özellikle de savaş çığırtkanlığı yapanların... Yazar savaşta yaşananları o kadar canlı o kadar kusursuz yansıtmış ki; kitabı okurken sanki mis kokulu kağıt yapraklarında da doyumsuz bir gezinti yapmıyorsunuz da, beyaz perde de patlamış mısır eşliğinde eşsiz bir yapıtla karşı karşıyasınız hissi uyandırıyor.
Savaşın bütün çirkinliğini anlatan inanılmaz bir biçimde ortaya koyan bir yapıt.Adalet diye bir şey yoktu.Dünya rastlantının bir ürünüydü.Hepsi yalandı...insanoğlu yaşadığı çaresizliği korkmadan yaşayabilsun diye uydurulmuş avuntu sözlerdi..m
1. Dünya Savaşı yıllarında Fransa ve Almanya arasında gerçekleşen Marne Savaşı’ nı konu alan Vicente Blasco Ibanez romanı.

Öncelikle Ibanez’ in dönemin Fransa cumhurbaşkanı Raymond Poincare tarafından Marne Savaşı’ na gönderilip, kendi davaları için güzel bir roman yazılmasını istediğini belirtelim. Bu durumun romana gölge düşürüp düşürmediği okuyucuların takdirine kalmış.

1916 yılında yayımlanan romanda Hitler’ in ayak sesleri duyuluyor. Almanların dünyaya yepyeni bir uygarlık getireceği, almanların kuracağı yeni dünya düzeninin tüm insanlar için en iyisi olacağı, almanların diğer insanlardan üstün olduğu, yeni dünya düzeninin ancak savaşla gerçekleşebileceği ve bunun kaçınılmaz olduğu düşüncelerinin tüm alman askerlerinince benimsendiği ve akademik olarak da profesörlerce desteklendiği dönem.

Don Mercelo’ nun şahit olduğu, alman askerlerinin arasında kadınlı çocuklu köylüleri tarayıp, mola verdiklerinde Hegel ve Nietzsche okuyanların olması da gösteriyor ki eğitimli askerler de eğitimsiz askerler kadar ırkçı ideolojiyi benimseyebiliyorlar. Karşılarına çıkan en ufak bir tehditte bile, bulundukları bölgede halkın çoluk çocuk demeden toplu olarak yok edilmesinin gerekli olduğunu düşünüyorlar.

Julio Desnoyers’ i ziyarete gelen alman kuzeninin sözleri bir nazi tarafından söylenmiş gibi.

— `spoiler` —

– Savaş yarın ya da öbür gün patlak verecek. Önlemeye kimsenin gücü yetmez. İnsanlığın sağlığı açısından gerekli bir olgu bu.

– Bugüne değin, savaşlar askerlerin uğraşı olmuştu. Şimdi açılacak savaş askerlerle profesörlerin olacak. Hazırlanışında üniversitenin de genelkurmay kadar payı var. Alman bilimi, bilimlerin en ilerisidir, latin devrimcilerin militarizm diye küçümsedikleri şeyle sonsuza değin birleşmiştir. Dünyanın efendisi olan güç, hukuku oluşturan şeydir ve bizim uygarlığımızı dayatacaktır, tek sahici uygarlıktır bu. Bizim ordularımız bizim kültürümüzün temsilcileridir, birkaç hafta içinde dünyayı içine düştüğü Kelt çöküntüsünden kurtaracak, onu yepyeni bir kanla gençleştireceklerdir.

– İnsanlar kafataslarının biçimine göre iki gruba ayrılmışlardı: Dolikosefaller ve brakisefaller.Bir başka bilimsel ilkeye göre de sarı saçlılarla siyah saçlılar olarak ayrılıyorlardı. Dolikosefaller daha ileri bir aklın temsilcisi olan ari ırktı. Brakisefaller melezdiler, yozlaşmanın her türlü damgasını taşıyorlardı. Tam bir dolikosefal olan cermen insanı o eski arilerin tek mirasçısıydı. Bütün öteki halklar, özellikle de Avrupa’ nın güneyinde “ latin” olarak adlandırılanlar, insanlığın yozlaşmış kısmındandılar.

– Yine de alman ırkı tümüyle ari olmasa bile, ırkların en az karışmış olanıdır, dolayısıyla dünyayı yönetmek de onun hakkıdır.

– Biz insanlığın soylu kesmini temsil ediyoruz, Kkayzer Wilhelm’ in dediği gibi “ yeryüzünün kaymağı” yız.

– Ben almanım. Bizlerden biri nerede doğmuş olursa olsun, her zaman kendi anayurdu olan Almanya’ ya aittir.

– Julio’ nun arkadaşı ispanyol Argensola’ ya söylediği sözlerden bir kısmı da şudur; İspanya en iyi yanlarını bize borçludur: onura tapınmayı, şövalyelik ruhunu. Sizler vaktiyle perişan keltlerdiniz, değersiz bir ırkın aşağılığına gömülmüş, Roma latinliğiyle melezleşmiştiniz, bu da durumunuzu büsbütün kötüleştiriyordu. Bereket gotlar ve bizim ırkımızdan daha başka halk toplulukları tarafından fethedildiniz de kişilik vakarı nedir öğrendiniz. Şunu hiç aklınızdan çıkarmayın ki vandallar günümüzdeki prusyalıların atalarıdır.
— `spoiler` —
1.Dünya Savaşının ilk yılları..Savaşı, savaşanların ruh dünyasını, acıları kendi gözlemlerini de kullanarak çok ustaca anlatmış yazar.Kesinlikle tavsiye ederim.
Bu kitabı 2004 veya 2005 yılında okumuştum. Valencia yakınlarındaki bir köyde toprağını bir toprak ağasına kaptırmış köylülerin kendi köylerine başka bir yerden göç eden bir aile ile haksız mücadelesini ve ezilmiş köylülerin yeni göçmen aileye karşı ne kadar acımasız olabildiğini anlatıyordu. Dili sade ve akıcı bir kitaptı şu an hatırlayabildiğim kadarıyla.

Yazarın biyografisi

Adı:
Vicente Blasco İbañez
Unvan:
İspanyol Yazar
Doğum:
İspanya, 1867
Ölüm:
Fransa, 1928
Ona «XIX. yüzyılın Hemingway'i» diyebiliriz. İkisi de yaşadıkları maceraların içinden, yaşanmış, yaşayan, yaşayacak, güçlü, canlı romanlar çıkarmış yazarlardır. İkisi de onaltı yaşında evden kaçmış, hayatlarını kalemleriyle kazanmış, genç yaşta dünya çapında ünlü birer romancı olmuşlardır. Yalnız ilk delikanlılık yıllarında değil, orta yaşlarda bile onlar için sürüp giden «deli-kanlılık» yıllarında da maceradan maceraya sürüklenmişler, bu arada savaş her ikisi için de en büyük heyecan kaynağı olmuştu. İkisi de tehlikeden zevk alır, hayatlarını hiçe sayarlardı. Hemingway'in bir ara merak sarıp boğalarla güreştiği İspanyol topraklarında, ondan yarım yüzyıl önce, gözünü budaktan sakınmayan bir delikanlı Blasco Ibanez de Kral XII. Alfonso'yu düelloya çağırmıştı. İki yazar arasında bir fark bulunabilirse, o da, Hemingway' in siyasetten oldukça uzak kalışı, Blasco Ibanez'in ise kendini bütünüyle siyasî dâvalara vermiş olmasıdır. Bu yüzden otuz kere hapse girmiştir. Vicente Blasco Ibanez 1867'de Valencia'da doğdu. Oldukça varlıklı bir ailenin oğluydu. 8 Küçük yaştan edebiyata, sanata heves sarmış, okuduğu kitaplar yoluyla kafası çağın yeni düşüncelerine açılmıştı. Bu arada, ailesinin tutucu çevresi onu sıkıyor, kişiliğini daha özgür bir çevrede arıyordu. Ortaokulu bitirdikten sonra, evinden uzaklaşıp, ekmeğini kendi kazanmak yolunu tuttu. İlk önce, günün ünlü İspanyol romancısı Fernandez y Gonzalez'in yanında çalıştı. Fernandez y Gonzalez tarihî-efsanevî romanlar yazan, hayali çok zengin, anlatımı çok güçlü bir yazardı. 1821 -1888 yılları arasında yaşamış, toplamı 500 cildi bulan 300 roman yazmıştır. Konuları öyle çabuk tasarlayıp kurardı ki yazmaya yetişemez, birçoğunu kendisi söyler, başkasına yazdırırdı. İşte şimdi Blasco Ibanez büyük yazara bu işlerde yardım ediyordu. Böylelikle, ustasından roman yazımı üzerine çok şey öğrendi. Yalnız, kendisi ondan daha çok edebiyat meraklısıydı, romanı daha bir sanat eseri olarak düşünüyordu. Bu ilk ustasının yanından ayrıldıktan sonra, gazeteciliğe başladı. Hayatını böylece kurtarırken, bir yandan da, gece sabahlara kadar çalışarak, ilk yazı denemelerini yapıyordu. Fernandez y Gonzalez gibi çala-kalem yazmak istemiyor, belirli bir çerçeve, sağlam bir yapı üzerine sanat kaygısıyla, gerçek gözlemlerle, derin duygularla, duru bir üslûpla işlenmiş eserler yaratmayı düşünüyordu. Bu edebî çalışmaları arasında, düşünce savaşlarına da girişmiş bulunuyordu. Ateşli bir cumhuriyetçiydi, krallığa karşı yaylım ateş açmıştı. Bu arada, krala meydan okumuş, onu düelloya çağırmıştı. Bu yüzden, 22 yaşındayken, yurt dışına sürüldü. Genç yazar Paris'te cumhuriyetçi ülküsünün özgür havasına kavuşmuştu. Gene bir yandan edebiyat, bir yandan siyaset alanında kalem oynatıyor, her iki davasında ileri atılımlara girişiyordu. 1891' de cezası bağışlandı, yurduna döndü. Valencia'da 77 Pueblo (Halk) adında bir gazete çıkarmaya başladı. 1893'te «Valencia Hikâyeleri» adındaki kitabı yayımlandı. Yıllar gene siyasî kavgalarla, hapislerle, türlü maceralarla geçti. 1898'de, macerasever yazar, İspanya-Amerika savaşından yararlanarak, Arjantin'de, Paraguay'da iki sömürge kurdu. Bunlardan Arjantin'deki Tierra del Fuego (Ateş Ülkesi) oldukça geniş çaptaydı, İspanya bu savaşta yenilip Küba, Puerto Rico, Filipin gibi topraklarını kaybedince, memlekette karışıklıklar başgösterdi. Cumhuriyetçiler gittikçe güçleniyorlardı. 1902'de XIII. Alfonso tahta çıkınca, istibdat daha korkunç bir hal aldı. Blasco Ibanez yeniden İspanya'dan uzaklaşmak zorunda kaldı. Fransa' da yaşıyor, eserlerini orada yazıyordu. 1930'da İspanya'da cumhuriyet ilân edildiği vakit, bu dava uğruna çalışmış olan yazar, ülküsünün zaferini göremeden, iki yıl önce (1928) Fransa'nın Menton şehrinde ölmüş bulunuyordu. Arkada savaşçı bir ad, ölümsüz eserler, bunlardan kazandığı milyonları bırakmıştı. Gerçekten, Blasco Ibanez daha ilk romanlarından beri bütün dünyanın ilgisini çeken bir yazar olmuştu. Bu arada, en güçlü eserlerinden biri olan Sangre y Arena (Kan ve Kum) bütün Batı dillerine çevrilmişti. Şaheseri sayılan bu roman gibi, daha birçok romanları filme alındı, yazara bu yoldan da büyük bir servet yağdı. Blasco Ibanez çağdaş İspanyol edebiyatının öbür romancıları arasından keskin çizgilerle, zengin bir kişilikle sivrilir. Bu da, onun Cervantes'leri, Lope De Vega'ları yetiştiren köklü İspanyol edebiyatına'gününün roman yapısını kazandırarak üstün bir aşamaya ulaşmış olmasından ileri gelir. Blasco Ibanez Fransa'da Zola'nın kurduğu doğalcılık akımının ispanyol edebiyatındaki temsilcisi sayılır. Bu arada, Guy De Maupassant'ın usta anlatım tarzını, bir hikâyeyi beklenmedik sonuca bağlama sanatım da benimseyip geliştirmiştir. Kan ve Kum Blasco Ibanez'in sanat gücünü, canlı, parlak, duru üslûbunu, renkli çizimleriyle açık yazımını hep bir arada, en iyi ortaya koyan romanlarından biridir. Yazar burada ilk önce kahramanlarının kişiliğini bize düşünceleriyle, çeşitli ruh halleriyle tanıttıktan, olayların geçeceği çevreyi en canlı renkleriyle çizdikten sonra, çok meraklı bir konuyu sahne sahne işliyor, merakın yanma duygu, duygunun yanına düşünce katarak, renkli olduğu kadar canlı, derin, yüksek bir sanat anıtı kuruyor.

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 64 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 81 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.