Vincent Van Gogh

Vincent Van Gogh

Yazar
8.7/10
282 Kişi
·
819
Okunma
·
240
Beğeni
·
5973
Gösterim
Adı:
Vincent Van Gogh
Unvan:
Hollandalı ard izlenimci ressam
Doğum:
1853
Ölüm:
1890
Hollandalı ard izlenimci ressam. Bazı resim ve eskizleri, dünyanın en tanınmış ve en pahalı[2] eserleri arasında yer alır.

Van Gogh, gençliğini bir sanat simsarlığı firmasında çalışarak geçirmiş, kısa süren bir öğretmenlik deneyiminden sonra da Belçika'da fakir bir madenci kasabasında misyoner olmuştur. Resim kariyerine 1880'den sonra başlamıştır. Başlangıçta koyu ve kasvetli renklerle çalışan Van Gogh, Paris'te tanıştığı izlenimcilik ve yeni izlenimcilik akımlarının etkisiyle canlı renklere geçmiş; Güney Fransa'da geçirdiği süre zarfında da bugün yaygın olarak tanınan kendine özgü resim tarzını geliştirmiştir.

Van Gogh, ömrünün son on yılı boyunca yaklaşık 900 suluboya/yağlıboya resmi ve 1100 karakalem çalışma üretmiş, en meşhur eserlerini ise ömrünün son iki yılında yapmıştır. 1888'de ressam Paul Gauguin ile arkadaşlığının bozulması üzerine sol kulağının bir kısmını kesmiş, giderek kötüleşen ruhsal hastalığı sonucunda kendini göğsünden vurarak intihar etmiştir. Kimi sanat tarihçileri Gauguin ile yaptıkları hararetli bir tartışma sonucu Gauguin'in isteyerek ya da kendini gard amaçlı olarak Van Gogh'un kulağını kestiğini de iddia ederler.

Van Gogh, resim kariyeri boyunca kardeşi Theo'dan aldığı maddi destek sayesinde ayakta durabilmiştir. İki kardeşin arkadaşlığı, 1872'den itibaren birbirlerine yazdıkları mektuplarla belgelenmiştir. Van Gogh'un, Theo'ya yazdığı mektup sayısı 600'den fazla iken; Theo'nun, Van Gogh'a yazdığı sadece 40 mektup bulunabilmiştir.

20. yüzyıl sanatını ciddi şekilde etkilemiş olan Van Gogh, fovistlerin ilham kaynaklarından biridir ve Empresyonizmin öncülerinden kabul edilmektedir.
Çoğu insanların gözünde neyim ben -değersizin biri ya da tuhaf, aykırı, hoşa gitmeyen bir adam- toplumda kendine bir yer bulamamış, yer bulamayacak bir yaratık, yani hiçten de daha aşağı bir şey.
Ah, Theo, tonlar ve renkler ne büyük şeyler! Bunları hissetmeyi öğrenemeyen biri ise gerçek yaşamdan ne kadar uzakta!
252 syf.
Anahtar Kelimeler: Van Gogh, Resim, Mektup, Otobiyografi, Yeni İzlenimcilik, Sanat.

Theo'ya Mektuplar, Hollandalı ressam Vincent van Gogh'un kardeşi Theo van Gogh'a yazdığı mektupların bir derlemesidir. Derleme, Yapı Kredi Yayınları ve Remzi Kitabevi tarafından iki ayrı şekilde yapılmış. Remzi Kitabevi'nin basımı bir seçme niteliğindeyken Yky'nin basımı bütün mektuplara yer veriyor.

Van Gogh, gördüğünü resmeden bir ressam değildi. Daha doğrusu gördüklerini diğer ressamlar gibi görmüyordu. Önce Van Gogh'u kendi ağzından tanımak sonra tablolarını incelemek onun neyi nasıl gördüğünü ve yeni izlenimcilik akımını nasıl zirveye taşıdığını anlatır. Yeni izlenimci tablolarının dışında "Van Gogh Sarısı" kavramını da resim sanatı ona borçlu.

Mektuplar, bir otobiyografi niteliğinde. Van Gogh, yaşamının uzunca bir bölümünde kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplarda hem günlük yaşamına hem de sanatına dair açıklamalar yapıyor. Mektupların alıcısı Theo, gelenekte hami günümüzde de sponsor olarak tanımlanabilecek bir konumda. Çünkü Van Gogh, klasik bir sanatçı akıbetine uğruyor: öldükten sonra değerlenmek.

Van Gogh, bir tarlada kendini vurana kadar mektup yazmaya devam ediyor. Mektuplarda Van Gogh'un çektiği maddi ve manevi sıkıntılar ile bunların getirisi psikolojik dalgalanmalar ilk ağızdan aktarılıyor. Bu dalgalanmalar önce kulağını kesip bir hayat kadınına hediye etmesine sonra da intiharına yol açacaktı zaten.

Mektupların resim sanatı açısından önemi ise Van Gogh sanatının doğuşunu ve dönemin resim dünyasındaki gelişmeleri yansıtmasında yatıyor.

Ressam olmasına rağmen yazdığı mektuplarda Van Gogh'un edebi yönü de kuvvetli. Bu da onun aslında sanatın diğer dallarından da beslenen komple bir sanatçı olduğunu gösteriyor.


Van Gogh hakkında bir şeyler de izlemek isteyenler için:

1) Vincent'tan Sevgilerle
2) Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında
252 syf.
·37 günde·Beğendi·9/10
En uzun geceye en çok yakışanı bırakıyorum.
Kitap yeni bitti. ( bu bitişi hiç istemesem de ) Kasıtlı bir bitiriş değil bu ama sanırım ait olduğu zamanı buldu. Yıldızları, geceyi, var oluşu güzel yorumlayan Vincent'a...

Derin derin okumak istedim. Ne de çok bildiğimi sandığım şey varmış. Ne de yüzeysel bilgimle anlamaya çalışmışım. Israrla defalarca yaptığı "Gece Kahvesi, Ayçicekleri, Kafe Teras, Patates Yiyenler ve tabiki Yıldızlı Gece"min her bir parçası çok daha anlamlı.

Sanat ruhu incelten bir şey kesinlikle. Vincent Van gogh, malumunuz kulağını kesen ressam. Herkes böyle bilir. Ama o kulağı kesmeye çok sevdiği dostunun neden olmasına rağmen ( ki bu kıymetli yakın arkadaşı tarafından kesilmiş olduğu iddiası da vardır) sırf onu korumak için yaptığı fedakarlığı, kardeşlerinin içinde Theo'yu olan sevgisinin onu bu hayata bağlamaya yetmediğini, hayatı boyunca tek istediği şeyin anlaşılabilmek olduğunu, parayı harcayacağı zamanlarda ( bulabilirse tabi) yemek yemek ve boya almak arasında bir tercih yapmak zorunda kaldığında boyaları tercih ettiğini, resmin tutku haline dönüştüğünü ve gördüğü titreşimlerin gerçek olduğunu, Emile Zola kitaplarını içercesine okuduğunu, derin bir okuma tutkusu olduğunu pek bilmez kimse.

İşte bu anlatılanın daha doğrusu yazdıklarının az bir kısmı. Hayatı boyunca dürüst bir adam olma ve anlaşılma isteği yolunda son mektubuyla Theo'yu derin hüzne boğan Vincent Van Gogh. Dünyanın en pahalı resimlerinden birine sahip olan, geceyi ve yıldızları bakmasını bilene sonsuz renk kartları ve titreşimlerle sunan, adına sarı rengi olan kulağı kesik deli adam. İyi ki geçtin dünyadan iyi ki...

Kitap, resimler üzerine detaylı mektuplardan oluştuğu için ilgisi olmayanları sıkabilir kesinlikle. Ve en kötü yanı da olabildiğince beyaz bir kağıda basılmış olması. Okurken bir süre sonra her yer titremeye başlıyor :) mektubun özüne saygı duymayı öğreneceklerini düşünüyorum şu yayınevlerinin. ( büyük temennim)

Çevirisi oldukça iyi olan bu kitap, ilgisini çekene büyük bir kaynak niteliğinde. Tüm bu okuma süreci boyunca sizlere de tablo tablo galerilerden bakarak okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Çünkü her resmin örneği malesef mektuplarda bulunmuyor.
Buyrun hep birlikte bir Amsterdam'a gidelim ;)
https://www.vangoghmuseum.nl/...n?Q=Vincent+van+gogh

Okuyacak olanlara derin sükunet, bol dayanma gücü dilerim :)
Hazin bir yitip gitme öyküsü olur kendisi...
252 syf.
·17 günde·Beğendi·10/10
Canım Vincent;
Seni öyle seviyorum ki, sen olsan sen de şaşardın muhtemelen. Diyorsun ki "Daha sonra kıymetli olacaksam, şimdi de kıymetliyim" İnan ki şimdi gördüğün kıymeti görebilseydin inanamazdın. En çok da bunları göremediğine üzülüyorum. İçindeki sevginin yansımasının ne boyutlara ulaştığını hissedebilsen keşke. Artık telefon kılıflarında (şimdiki telefonları görsen onlara da inanamazsın ya! Hele hele iletişim kolaylaştıkça kuramadığımız iletişimin boyutlarını görsen nasıl da üzülürsün...), kalemliklerde, cüzdanlarda, tişörtlerde, çakmaklarda ve aklıma gelmeyen türlü türlü yerlerde resimlerin var. Herkes ama herkes tanıyor, biliyor resimlerini. Ama üzülerek söylüyorum ki yalnızca resimlerini biliyor bir de olsa olsa kulağını kestiğini! Oysaki bu olayın aslını bilmek bile istediklerini sanmıyorum. Yine de belgeselini izlerken (izlediğim en harika filmdi hiç şüphesiz!), hakkında yazılmış kitapları okurken, mektuplarını okurken gözlerinden akan yaşları tutamayan ve seninle yürekten konuşan insanlar da var. Ah Vincent, insanlar kendi ile öyle meşgul ki mektup bile yazmıyorlar artık inanabiliyor musun? Durup kahverengi dallarda açan pembe çiçeklerin sunduğu umudu ya da bir kenarda açmış minicik bir kırmızı çiçeğin yaydığı mutluluk kokusunu bile göremiyorlar! "İnsanlar artık içlerinde sevgi bile taşımıyorlar" demek istemiyorum iki gözüm ama durum ortada... Ama yine de çok güzel işler yapan insanlar da var! Minik çocuklara oyuncaklar toplayan ve bunu tamamen 'içsel' bir mesele olarak gören çok güzel insanlar da var! (Güzelim etkinliğe selam olsun! #28443465) Birbirine kitaplar gönderen güzel insanlar da var.Sen de seversin kitaplarla karşılaşmayı, bilirim. Theo da biliyor değil mi?

Gelelim seni okumanın niçin bu kadar uzun sürdüğüne... Kıyamadım çünkü. İstedim ki her an yanımda ol. Benimle birlikte nereleri gezmedin ki? Kaç şehir dolaştık, kaç insanla karşılaştık, kaç hayalkırıklığı ve kaç umut dolu an yaşadık, ben bile sayamadım. Yeni dostlar edindik, eski dostlarımızın kıymetini anladık, deniz kokusu çektik içimize, çocukları sevdik doyasıya, sinemada yeni filmler izledik, Türkiye maçına bile gittik beraber! (Maalesef içeriye çanta almıyor olmalarından dolayı sen kapıda beklemek zorunda kaldın ama olsun, sesleri duymuşsundur eminim.) İnsanların hiç beceremediği saygının çok zor olmadığını da gördük, istedikten sonra sabrın da ne güzellikler getirdiğini de. Sabrı en iyi sen bilirsin Vincent. İnsanın içinin sıkılmasının ne demek olduğunu da. Yahu Vincent senin ne güzel kalbin var. Kıymetini bilemeyenler utansın, ne diyeyim. Bana kalsa daha da uzatırdım okuma serüvenimizi, seninle paylaşacağım daha çok şey var ama okunmayı bekleyen yüzlerce kitap, yaşanmayı bekleyen milyonlarca anı var. Yine de yatağımda gözümü açtığımda, karşımdasın, yazı yazmak için kalemliğime uzandığımda oradasın, öyle çok benimlesin ki hissedebildiğine eminim.

İyi ki Vincent; iyi ki iki gözüm vazgeçmemişsin resim çizme sevdandan! Bir ressam olma konusunda şüphelerin vardı belki başlarda ama şimdi... Umarım hissediyorsundur; gökyüzüne bakarken hep seni anıyoruz!

Loving, Meltem.

Not: Sana olan sevgim sayesinde tanıştığım altın kalpli bir dostum bile var. Demek ki sevgi sevgiyi, iyi yürekler iyi yürekleri çekiyormuş. Var ol sen, adınla yaşa!
252 syf.
·18 günde·Puan vermedi
Vincent Van Gogh… Yıllardır sabahları gözümü açtığımda karşımdaki duvarda asılı “Yıldızlı Gece”si ile beni selamlayan adam. Bana göre gelmiş geçmiş en büyük ressamlardan birisi. Kulağını kesen ressam olarak tanınan, kimine göre deli kimine göre dahi. Aslında hem dahi hem de deli bir adam…
Van Gogh ile ilk tanışmam sanırım liseye başlamamdan hemen önceydi. Bir dergide “Sonsuzluğun Eşiğinde” tablosunu görmüştüm ve sonsuzluğun eşiğini bu şekilde resmeden bir adamın etkileyici bir hikayesi olduğunu düşünmüştüm. Hakkında biraz araştırma yaptığımda yanılmadığımı da gördüm. Bu kitap Vincent’in hayatının ilk elden anlatıldığı, dünyada en çok değer verdiği kişi olan kardeşine yazdığı mektuplardan oluşuyor. İşte bu mektuplar onun yaşamıyla, sanatıyla ve kendisiyle yaptığı mücadeleyi gözler önüne sererek onun iç dünyasına inmemizi sağlıyor.

Hayatından kısaca bahsetmek gerekirse resim ticareti yapan amcası sayesinde resimle daha yetişme çağında tanışmış. Önceleri dine yönelerek vaazlar vermiş. Zamanla bu işten uzaklaşarak sonunda ressam olmaya karar vermiş. Kardeşi Theo ise her daim onun maddi ve manevi destekçisi olmuş. Kendini Vincent’e adamış hatta Vincent öldükten sonra yalnızca altı ay yaşayıp o da ölmüş.
Van Gogh hayatı boyunca reddedilmiş, yalnızlık çekmiş. Resimleriyle insanlara kendisini anlatmaya çalışmış hep. Ki bunu mektuplarda da sıkça dile getirdiğini görüyoruz.
“…yapıtlarımla böylesi yadırgı bir adamın, böylesi bir hiçin yüreğinde neler olduğunu dünyaya göstermek isterdim.”
Aynı zamanda Fransız ressam Millet hayranı. Öyle ki bu mektupların içinde Millet’in adı iki yüzden fazla kez geçiyor.
Girdiği işlerde başarısız oluşu, sanata olan aşkı, yalnızlığı, Theo’ya karşı hissettiği derin sevgi ve kardeşinin yaptığı parasal yardımların onda oluşturduğu borçluluk duygusu derin bir çalışma tutkusu oluşturmuş ressamda. Hayatı boyunca melankoliden kaçmaya uğraşmış ve bunun tek yolunun da çalışmaktan geçtiğini savunmuş. Fakat ne kadar çabalarsa çabalasın kaçamamış…
Theo’ya son bir mektup yazıp “…kendi çalışmalarım için yaşamımı tehlikeye attım, bu çalışmalar uğruna yarı-deli bir insan oldum.” Diyen Van Gogh bu mektubu yazdığı gün intihar ederek yaşamına son vermiş ve Theo'ya göre yeryüzünde asla bulamadığı huzura kavuşmuştur.
252 syf.
·14 günde·9/10
Vincent Van Gogh'un kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplarından oluşan eserini yani açıkçası mektup roman türünü dostoyevki'nin insancıklar romanını okuduktan sonra keşfettim diyebilirim.Yapısı gereği, okuyucuyu yazarın iç dünyasına çok çabuk buyur ettiğinden ve olanı biteni sansürsüz ilettiğinden çok daha vurucu olduğunu söyleyebilirim.Theo’ya mektuplar romanında da Van Gogh’un melankolik iç dünyası hakkında oldukça bilgi sahibi oluyoruz.

Yaşadığı parasal sıkıntılar, kendi tekniğini bulabilmek ve yaptığı şeyin üstüne bir şey koyup koymadığından emin olamamanın verdiği paranoyak ruh hali, dönemin diğer ressamlarıyla ilişkileri, tablolarındaki renklerin seçimi, şehir betimlemeleriyle, dönemine ve döneminin sanat dünyasına da ışık tutması açısından güzel bir kitap.

Dostoyevski’yi Van Gogh’a,Van Gogh'u dostoyevkiiye benzettim.Sanırım sebebi Van gogh'un hayat hikayesinin sanki dostoyevski kitaplarından fırlamış olması.Vincent Van Gogh'un da Dostoyevski gibi sara hastalığı ve alkol sorunları var. Ayrıca bütün bunlar yetmezmiş gibi sefillik derecesinde yoksul. Hayatı boyunca kardeşi Theo’nun yardımları ile yaşar, hatta boyalarını bile Paris’ten kardeşi gönderir. Sanatsal yeteneği, zamanın eleştirmenleri tarafından reddedilir. İki üstadı da anlayan sadece bir kaç kişidir. Van Gogh'un kendine özgü fırça vuruşları, renkleri varsa Dostoyevski’nin de kendine özgü yaklaşımları ve sorgulamaları var. İkisinde de topluma olan uyumsuzluk, belirgin bir şekilde kendini kendi elleriyle var eden bir eyleme dönüşmüş.İkisinin en önemli benzerliği sanatlarını bezeyen kor ateş ve bitmek tükenmek bilmeyen tutkularıdır.
Van Gogh'un ünlü Arles’deki Yatak Odası (Bedroom In Arles),1889
https://i.hizliresim.com/0zb6qL.jpg
tarihli eseri tıpkı dostoyevski'nin kitaplarındaki betimlemelere göre çizilmiş gibi.

Van Gogh'un hayatı yoksulluk ve problemler içinde geçen bir kâbus, bir trajedi olmuştur. Yaşadığı bu acımasız hayat belki de onun öldükten yıllar sonra dikkat çekmesine, değerinin anlaşılmasına da bir ölçüde neden olmuştur. Çünkü bu büyük sanatçının renkleri de çarpıcı ve kendine özgüdür, özellikle mavi, sarı ve diğer renkler. Hayat onu nasıl sert fırça vuruşlarıyla bunalttıysa, o da tuvale özgün fırça vuruşları yapmıştır.

Sanat tarihinde yaşadıkları çağda çığır açan birçok sanatçı gelip geçmiştir. Sanatçıların etkisinin yalnızca yarattıkları yapıtlar ile değil, yaşadıkları hayat ile de önemi vardır. Bunun en önemli örneği Hollandalı ressam Vincent Van Gogh’dur. Bence o tüm zamanların en büyük ressamıdır. Yalnızca olağanüstü, kendisine özgün yapıtlarıyla değil, yaşadığı trajedinin büyüklüğüyle de öyledir.Günümüzde yapıtları en çok yayılmış ve insanlara ulaşmış bence tek ressamdır. Onun yapıtlarına dünya'nın her yerinde rastlamak olasıdır.

Tarihte geleceği adeta gören,hisseden yeni çağın geleceğine ışık tutan her vizyonlu bilim,ilim,bilgi insanı gibi ne yazık ki Van Gogh'u da pek anlayan olmamıştır. 27 yaşında başladığı resim tutkusu ile sadece 10 sene içinde yüzlerce resim ve baş yapıt sunmasına rağmen kendini insanlara anlatamamış ,1890 yılında tabancası ile kendini göğsünden vurarak 37 yaşında gencecik yaşta hastalıkla yaşadığı hiç bir zaman mutlu olamadığını dile getirdiği yoksul hayata veda etmiştir. Seçimden değil, kaderden dolayı maceracıyım sözü ile bizi düşündürerek...

O bir hayatı değil bir kâbusu yaşamış kendi sözüyle dahilik ve delilik arasında mutsuzluğu sonsuzluğa taşımıştır..
Her mektubunun "Bana inan" notuyla bitirmesi ama yaşarken kimsenin ona inanmaması çok acı...

“Bir gün ölüm bizi başka bir yıldıza götürecek” sözündeki müthiş dünya görüşü ile yıldızlara aşık bir insan olarak.Yıldızların ışığında sonsuza kadar mutluluk ve sevgi ile Hoşçakal üstat...
252 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle bu kitapla nasıl tanıştığımı anlatarak kitap incelemesine geçeyim.
Van Gogh hayranı olduğumu burada pek bilen yoktur. Ama en son Meltem Hanımın Theo'ya Mektuplar için olan incelemesini okuduğum zaman kendisini çok kıskandım, kendisinde zaten Vincent'ın tablolarının yapbozu da vardı. (Bu aramızda kalsın :D)
Kendisinin güzel mi güzel incelemesi:#28452724
Tabi dayanamayıp kendisine mesaj attım. Tabi kendisi ile sohbetim olmamıştı daha önce ve iyiki de mesaj atmışım diyorum şu an :D
Böyle güzel bir insanla mesaj atmasam tanışamazdım ki böyle insanlarla tanışmamı sağladığı için burayı da çok seviyorum.
Neyse işte sohbet etmemizin ardından kendisi bana kitabı hediye etmek istediğini söyledi. Hediye kitapları çooooook sevidğim için hemen tabiki de kabul ettim :D
(Yüzsüzlük forever!)
Neyse işte incelemeye başlamadan önce bana bu güzel kitabı hediye eden, içine yazdığı not ile de Dünyadaki en mutlu insan olmamı sağlayan güzel insana, dostum Meltem'e (Meltek) buradan çok teşekkür ediyorum :)
Hadi o zaman incelememize geçelim :)
Kitap için ne söylesem azdır. Mükemmel ya mükemmmeeeeel!
Öncelikle Vincent'ımız Kardeşi Theo'ya Mektuplar yazıyor. Kitapta bunlar zaten. Burada birisinin başka birisine yazdığı mektupları okumak ne kadar etik olur tartışılır...
Ama hayatını, kendisini ve her şeyini öğrenmek istediğimiz insanların her şeyini okumayı istiyoruz itiraf edin :D
Mesela Sabahattin Ali'min Mahkemelerde diye kitabı bile çıktı düşünün. Ve bu edebiyattan uzak bir kitap ama alıp okunur mu tabiki deeee :D
Neyse bu durumdan dolayı genel olarak Mektuplara ben puan vermem ya da onları edebi olarak değerlendirmem. Ama bu kitaba da 10 puan vermezsem kendimi asardım yaaa :D

Kitabımız çok mu çok güzel. Yaa şu Sanat ile Edebiyatı çok seviyorum. Onlar olmasa büyük ihtimal yaşamayı değerli bulmazdım. Bu yüzden de diyorum ki eğer Sanat ile ufacık bile ilgileniyorsanız hemen GİDİP ALIN, OKUYUN!
Ben Sanatla ilgili bu kadar güzel kitap görmedim.
Ama burada birkaç sıkıntı var.
Birincisi birçok terim geçiyor kitapta ve bunları sanata hobi ya da ilgi olarak yaklaşan birisi bunlara pek anlayamıyorum. Yani Vincent işte yaptığı bir şeyden falan bahsederken ben hep Fransız kalıyordum :(
İkinci olarak da bu YAPI KREDİ YAYINLARI'NA BİR SİTEM :D
Şu Sanatla ilgili kitapları renkli yapın yaa!!
Her kitabı okurken bir resme, tabloya denk gelince internetten renkli halini araştırmak zorunda mıyım ben :(
Neyse işte...
Kitap çok ama çok güzel. Vincent'ın hayatını onunla beraber yaşıyormuşum gibi hissetim, tabi acılarını da...
Bir başka konu ise burası tartışılır, bana kalırsa Vincent burada kardeşine mektup yazdığı için hep çok iyimserdi. Bence normalde bu kadar iyimser olmaz sadece kardeşi üzülmesin diyeydi bence...
Neyse işte demem o ki kitap MÜ KEM MEL Dİ!!!
Gidin hemen alıp okuyun :D
Son olarak da incelememi, kitabın sonlarına doğru Vincent intihar etmeye yaklaşırken hissetiklerini, mektuplarında da yavaş yavaş görmeye başlarken, yazdığı ufak ama anlamı derin olan söz ile bitirmek istiyorum.
Derin keder, sonsuz yalnızlık...
Herkese iyi okumalar dilerim :(
252 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10
Bir sanat tarihçisi olarak, bu muhteşem insanın kendi dilinden, kendi hayatını okumak çok ilginçti. Açıkçası onun iç dünyasında bu kadar yumuşak ruhlu olduğunu düşünmemiştim. Onun kardeşine olan muhtaçlığı ve kardeşinin evlenişiyle yalnız kalışı beni çok etkiledi adeta kitabın içine girip ona sarılmak istedim. Epilepsi hastası olmasıyla beraber desenlerinin de tamamen değiştiğine tanık oluruz... Zamanında yüzüne bakılmamış tablolarına şuan paha biçilemiyor. Sanırım sanatçıların kaderi sadece ölünce gülüyor... Bu arada sayın Azra Erhat'a da çevirisi için teşekkür etmek gerek, iyi iş çıkarmış :)
136 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Kitap 1877'den 1890'a Vincent Van Gogh'un kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplardan oluşuyor. Bir insanın duygularını, düşüncelerini yaşantısını takip edebileceğimiz yaklaşık 12 yıllık kesitler. Birinin nasıl büyüdüğüne tanıklık etmek tuhaf bir his. Birinin on yılda yaşamdan ölüme uzanışını izlemek, birinin sanatını yaşamına çevirme serüvenine katılmak da öyle. İçten, samimi benim asla sıkılmadan okuduğum edebi açıdan da son derece keyifli bir kitaptı.

"Ne çok güzellik var sanatta! İnsan gördüğünü aklında tutabilirse, her zaman yapacak düşünecek bir iş bulur kendine. Yalnız kalmaz hiç, gerçekten yalnız sayılmaz."
252 syf.
Van Gogh'un iç dünyasının keşifine dalacak, düşüncelerine, azmine koca bir ışık tuttuğunu göreceksiniz. Kitapta Theo'dan gelen mektuplar olmadığı için kimi zaman yazdıkları arasında kopukluklar olabiliyor. Kim bilir belki de hiç göndermedi bu mektupları..

Bir dehanın yaşamın, değerlerin, nesnelerin, ilişkilerin delilik sınırında yaşarken nasıl da ölmeyecek eserler ürettiğini görüp gıpta edeceksiniz. Zaten sanatçı dediğin de bir nebze böyle değil midir? Yani, görülemeyini görmek, üretmek, farkındalıkları görüp yaşayan.... Ve tüm bunları yaparken kardeşinden gelen paraların altında ezildiğini hissedip göreceksiniz.. Belki de hasta olmasının yegane nedeni budur, bilinmez.

Bir sanatçı hastalığıdır aslında bu, anlaşılamamak. Eminim ukde olarak kalmıştır içinde . İntihar ettiğinde üzerinde bulunan kardeşi Theo'ya yazdığı son mektup da bir sitem vardı, -belki de ben böyle hissettim- ve bu sitem şimdiye kadar kardeşinin yaptığı, yada kendi iç dünyasında kardeşinin yerini sarstığı için son verdi yaşamına.. Bilemiyorum..

Okunası bir kitap..
Keyifli okumalara..

Yazarın biyografisi

Adı:
Vincent Van Gogh
Unvan:
Hollandalı ard izlenimci ressam
Doğum:
1853
Ölüm:
1890
Hollandalı ard izlenimci ressam. Bazı resim ve eskizleri, dünyanın en tanınmış ve en pahalı[2] eserleri arasında yer alır.

Van Gogh, gençliğini bir sanat simsarlığı firmasında çalışarak geçirmiş, kısa süren bir öğretmenlik deneyiminden sonra da Belçika'da fakir bir madenci kasabasında misyoner olmuştur. Resim kariyerine 1880'den sonra başlamıştır. Başlangıçta koyu ve kasvetli renklerle çalışan Van Gogh, Paris'te tanıştığı izlenimcilik ve yeni izlenimcilik akımlarının etkisiyle canlı renklere geçmiş; Güney Fransa'da geçirdiği süre zarfında da bugün yaygın olarak tanınan kendine özgü resim tarzını geliştirmiştir.

Van Gogh, ömrünün son on yılı boyunca yaklaşık 900 suluboya/yağlıboya resmi ve 1100 karakalem çalışma üretmiş, en meşhur eserlerini ise ömrünün son iki yılında yapmıştır. 1888'de ressam Paul Gauguin ile arkadaşlığının bozulması üzerine sol kulağının bir kısmını kesmiş, giderek kötüleşen ruhsal hastalığı sonucunda kendini göğsünden vurarak intihar etmiştir. Kimi sanat tarihçileri Gauguin ile yaptıkları hararetli bir tartışma sonucu Gauguin'in isteyerek ya da kendini gard amaçlı olarak Van Gogh'un kulağını kestiğini de iddia ederler.

Van Gogh, resim kariyeri boyunca kardeşi Theo'dan aldığı maddi destek sayesinde ayakta durabilmiştir. İki kardeşin arkadaşlığı, 1872'den itibaren birbirlerine yazdıkları mektuplarla belgelenmiştir. Van Gogh'un, Theo'ya yazdığı mektup sayısı 600'den fazla iken; Theo'nun, Van Gogh'a yazdığı sadece 40 mektup bulunabilmiştir.

20. yüzyıl sanatını ciddi şekilde etkilemiş olan Van Gogh, fovistlerin ilham kaynaklarından biridir ve Empresyonizmin öncülerinden kabul edilmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 240 okur beğendi.
  • 819 okur okudu.
  • 103 okur okuyor.
  • 886 okur okuyacak.
  • 30 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları