1000Kitap Logosu
Resim
Virginia Woolf

Virginia Woolf

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
7.8
10,7bin Kişi
41,1bin
Okunma
5,1bin
Beğeni
117bin
Gösterim
Tam adı
Adeline Virginia Woolf
Unvan
İngiliz Feminist, Yazar, Romancı ve Eleştirmen
Doğum
Kensington, Londra, Birleşik Krallık, 25 Ocak 1882
Ölüm
Ouse Nehri, Lewes, Birleşik Krallık, 28 Mart 1941
Yaşamı
Virginia Woolf (25 Ocak 1882 - 28 Mart 1941) İngiliz feminist, yazar, romancı ve eleştirmen. 1882'de Londra'da dünyaya gelen Virginia Woolf, Victoria devri'nin tanınmış yazarlarından Sir Leslie Stephen'ın kızıydı. Annesi ve babası daha önce başkalarıyla evlenmişler, dul kaldıktan sonra ise bir araya gelmişlerdi. Her ikisinin de ilk eşlerinden çocukları vardı. Sir Leslie Stephen'ın ilk eşi, ünlü romancı William Makepeace Thackeray'nın kızıydı. Thackeray'nın eşi akıl hastası olduğundan, Leslie Stephen'ın bu kadından olan kızı Laura, anneannesine çekmiş, yirmi yaşında bir akıl hastahanesine kapatılmıştı. Virginia'nın annesi Julia Duckworth ile Leslie Stephen'ın beş çocukları oldu. Yaş sırasıyla Vanessa, Julian, Thoby, Virginia ve Adrian. Virginia on üç yaşındayken annesi ansızın ölmüştür. Woolf, o yıllarda kadınların ikinci planda kalması nedeni ile okula gönderilememiş fakat babası yardımı ile kendini geliştirmiştir. Kızkardeşi Vanessa Bell daha küçük bir yaşta iken bir ressam olmaya, Virginia Woolf ise bir yazar olmaya karar verir. Kendisini babasının kütüphanesinde geliştiren Virginia Woolf, 1895'de bir gazetede kısa hikâyelerini yayınlatır. Özellikle, Viktorya tarzı yaşamaya karşı olan Virginia Woolf, yazılarında da bundan bahseder. Bloomsbury Grubu 1904'te babasının ölümünden sonra kardeşleriyle Bloomsbury'ye taşınması ise hayatında ciddi bir dönüm noktası olmuştur. Bloomsbury grubu içinde birçok ünlü edebiyatçıyı barındıran ve cinsel konulardaki özgürlükçü tavırlarıyla tanınan bir grup entelektüelden oluşuyordu. Grupta bulunan birçok kişi eşcinsel ya da biseksüeldi. İnsanlar onları etik bir grup olarak görüyorlardı. Grupta John Maynard Keynes, E. M. Forster, Roger Fry, Duncan Grant ve Lytton Strachey gibi ünlü kişiler vardı. Woolf, 1909'da bir süreliğine Lytton Strachey ile nişanlanmıştır. Evliliği Virginia Woolf 1912 yılında Leonard Woolf ile evlenmiştir. Evlilikleri cinsel açıdan yeterli olmasa da, Virginia Woolf için çok önemli olmuştur. Leonard Woolf eşi için bir basımevi kurmuştu ve bu da Virginia Woolf'un yazdığı kitapları yayımlatması için bir fırsat olmuştu. Ölümü Perde Arası romanını yazdığı sıralarda artık kendini yeterince yetenekli hissetmiyor, yeteneğini kaybettiğini düşünüyordu. Her gün savaş korkusu ve yeteneğini kaybetmenin vermiş olduğu stres, dehşet ve korku sonucu ruhsal bunalıma girmiş, 28 Mart 1941'de içinde bulunduğu duruma daha fazla dayanamayıp evlerinin yakınlarında bulunan Ouse nehrine ceplerine taşlar doldurarak atlayıp intihar etmiştir. Virginia Woolf, geride iki intihar mektubu bırakmıştır. Birisi kardeşi Vanessa Bell'e diğeri ise kocası Leonard Woolf'a. "Sevgilim, yine çıldırmak üzere olduğumu hissediyorum. O korkunç yeniden yaşayamayacağımı hissediyorum. Ve ben bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım. Odaklanamıyorum. Bu yüzden yapılacak en iyi şey olarak gördüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana olabilecek en büyük mutluluğu verdin. Benim için her şey oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı. Hayatını mahvettiğimin farkındayım ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Görüyorsun ya, bunu düzgün yazmayı bile beceremiyorum. Söylemek istediğim şey şu ki, yaşadığım tüm mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı daima sabırlı ve çok iyiydin. Demek istediğim, bunları herkes biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun. Artık benim için her şey bitti. Sadece sana bir iyilik yapabilirim. Hayatını daha fazla mahvedemem. Bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum."
175 syf.
Bir Sıkışmışlık Alegorisi: Perde Arası
İkinci Dünya Savaşı’nın en sıcak çatışmalarının yaşandığı 1941 yılı. ‘Üzerinde güneş batmayan’ ülke İngiltere savaşın baş aktörü Almanya tarafından aralıksız bombalanıyor. Yarattığı vehametin yanında, en ağır darbeyi anlamsızlığıyla zihinlere indiriyor. İşte tam da bu sırada yitimsiz bir karanlığın en izbe köşesinden fırlayıp yüzünü güneşe dönen kırılgan bir duvar çiçeğinin naifliğine sahip, delilik ve dahilik arasındaki tekinsiz çizgide ilerleyen özgün bir ruh; onu ölümün kıyısına iten veda mektubunu müthiş bir ruhsal gerilimle yazmayı sürdürüyor. Kan ve gözyaşından bir sel gibi önüne kattığı her şeyi yerle yeksan eden bu savaşın sadece uygarlığın değil, onun yaratıcılığının da sonu olacağı gibi bir saplantıya daha fazla katlanamayan Virginia, kendisi için kaçınılmaz olan kehaneti yerine getirerek
Dalgalar
’ın uzak ülkesine yelken açıyor,. “Senin üzerine atacağım kendimi, yenik düşmeden, boyun eğmeden. Ah. Ölüm!”#136671656 İhtişamlı bir trajedinin gönülsüz bir parçası haline gelen bu kitap, Woolf’un intiharından yalnızca iki ay önce kaleme alınmıştır.Öyle ki eseri biricik eşi ve sevgili dostu Leonard Woolf yayınlamış, bu durum kitabın ön sözünde buruk bir mahcubiyetle belirtilmiştir. Tıpkı
Mrs. Dalloway
’de olduğu gibi tek bir günün içinde rastgele çekilen fotoğraf karelerini hatırlatır okuyucuya anlatım.Belirli bir olay örgüsü yoktur.Zihinle gündelik hayat aynı tuvaldeki boyalar gibi birbiri içinde kaybolur.Yazar, karakterlerin düşsel dünyalarını yan yana duran kaftan sandıklar gibi rastgele açar ve kapatır.(Hatta bazılarını açık bırakır, biz kapatırız.) Oldukça alengirli olan bu kafa karıştırıcı anlatım, girmesi cesaret isteyen derin ama muhayyilesi zihinden kolay silinemeyen berrak bir koy gibi serilir okuyucunun önüne. Onun başyapıtları içinde sayılamasa da, devamı niteliğinde olduğu telakki edilebilir. 1939 yılının sıcak bir Haziran ikindisinde (yani aynı yılın Eylül’ünde patlak veren İkinci Dünya Savaşı’ndan yalnızca iki ay önce) kırsaldaki Points Hall isimli konak, ve bahçesi hikayenin geçtiği yerdir.Yedi yıldır köylüler tarafından sahnelenmesi bir gelenek halini alan ve konusu İngiltere tarihinden oluşan temsil, burada gerçekleşir.Acemi oyuncularla oldukça amatör bir şekilde sahnelenen ve büyük ölçüde Viktorya Dönemi’ni alaya alan bu temsilde en sevdiğim kısım, oyuncular tarafından sahneye izleyicileri kendi gerçeklikleriyle baş başa bırakan dev aynaların yerleştirilmesi oldu.”Gözünüzü açın!” demek istedi Virginia “Asıl oyuncu sizlersiniz! Sahnelenen sizin kendi hayatınız!” Buna mukabil, izleyecilerin hepsi kendileriyle müsemma tepkiler verdiler, kimi ağladı, kimi güldü, hatta kimileri dudağındaki ruju tazeledi.(!) Kitap için söyleyebileceğim tek olumsuz nokta; sahnelenen tiyatro oyununu oluşturan metnin yetersiz kalmış olması.Ama canına kıyacak denli harap olan psikolojisini düşündüğümde, bu konu ister istemez geri planda kalıyor.Kaldı ki, diğer eserlerinde dünyanın güzelliğine bel bağlayan o şiirsel dili burada maalesef umutsuzluk ve yoğun bir düş kırıklığı ile harmanlanmış.Temsilin sonuna doğru sahnenin üzerinden geçen savaş uçakları, okuyucuya yaklaşan kıyametin ayak seslerine işaret ediyor. İncelememi kitaptan benim için başlı başına bir sanat eseri konusu olabilecek bir fotoğraf karesiyle sonlandırmak istiyorum.Avladığı kurbağayı yut(a)mayan bir yılan, eril karakterimiz Giles Oliver tarafından hışımla ezilerek öldürülür.(Kan dökmek size mahsustur ey eriller) Savaşın yarattığı kaosun içinde ne geçmişe sığınma, ne de gelecekle avunma imkanı olan insanın, azap dolu bir ‘şimdi’ye sıkıştırılması ancak böylesine yaratıcı bir alegoride gösterilirdi! Perde Arası; Banksy'nin Kırmızı Balonlu Kız tablosu misali Virginia’nın kendi kendini imha eden eşsiz imgeleminin son meyvesi. Bu dünyadan Virginia Woolf geçti. Hem lirik, hem cesur, hem feminist.
Perde Arası
6.5/10 · 97 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
120 syf.
“Kütüphanelerini istediğin kadar kilitle; zihnimin özgürlüğünü ne bir kapı, ne bir kilit, ne bir sürgüyle kısıtlayabilirsin!” Edebiyat dünyasında büyük yeri olan bu yapıt ve kıymetli İngiliz yazar Virginia Woolf… Yazarken büyük bir cesarete ihtiyacı var mıydı yoksa gerçekten üstün özgüvenli bir tavırla mı yazmaya başladı? Aslına baktığımızda ‘hak’ savunmak veya toplumun kadına biçtiği rolleri reddetmesi için bir özgüvene de ihtiyaç yok gibi sanki… Kitap size, yani belirtmek gerekirse erkeklere ve kadınlara “sadece kadınlar!” gibi bir bencillik vermiyor. Aksine yok edilen “EŞİTLİK” kavramını hünerli bir şekilde ifade ediyor. Yok edilen demişken, acaba olmayan bir şey yok edilebilir mi? Yani vardı da acaba bu zaman geçtikçe mi ortadan kayboldu? Hiç sanmam… Çağın çok ötesinde fikirleriyle ve savlarıyla çığır açan, fakat hâlâ büyük oranda kadına olan bakış açısında bir değişiklik olmaması hem üzücü hem öfke verici kendi açımdan. Toplumdaki yerimizi belirleyen unsurlar nelerdir sizce? Ya da soruyu değiştirmem gerekirse, toplumda bir yerimiz olması için herhangi bir unsura gerek var mıdır? Eylem özgürlüğü konusunda bir eşitlik olduğunu söyleyebilir misiniz? Zihin özgürlüğünden bahsetmiyorum çünkü onu durduramazsınız. Yani zihnimizde bir “Heidi” olabiliriz ama bunları harekete dökmek istediğimizde maalesef ki isteğimizin toplum tarafından otomatik olarak red yemesi kaçınılmaz bir gerçek. Peki neden üstüne basa basa bir kısıtlayıcılıktan bahsediyorum? Çünkü topluma, kadın egemen değil. Erkek de olmamalı. Bu söylediğimi sanırım sadece “Eşit Bir Toplum” isteyenler destekleyecektir. Her neyse. Yapıt hakkında yazmaya başladığımdan beri kitaptan ne aldığım hakkında devam ettim, ayıkladığım şeyleri ‘öznel’ olarak buraya yazmaya çalıştım. Peki Woolf’un bana,(bize) yani okurlarına vermek istediği asıl mesaj nedir? Feminizm bir erkek düşmanlığı değildir. Neden bizim de Shakespearelarımız yok’un üstünde duruyor biraz da. Evet herkesin aklına geldiği gibi bu sorunun cevabı maddi yetersizlik ve toplumda kadınların alt seviyede görülmesi. Yani benim burada merak ettiğim bir şey var açıkçası, maddi imkan olsaydı acaba kadınlardan bir tane Shakespear gibi bir deha çıkar mıydı? Ben bu sorunun cevabını kendi adıma hayır olarak cevaplıyorum çünkü zaten yapıtta bahsedilen konu da tam olarak bu. Toplumda kadın “birileri” tarafından sürekli olarak yönetilmiş. Hem de bunu yaparken hiç belli etmemiş kendini :) Burada kitaptan bir alıntı yaparsak tam yerinde olacak gibi. “Hayallerde müthiş önemli, hayatta ise tamamen değersiz.” “Kurmacada krallarla fatihlerin hayatlarına hükmediyor; gerçekte ise anne babasının parmağına yüzüğü zorla geçirdiği herhangi bir oğlanın kölesiydi.” Bence her kadının kitaplığında olması gereken bir kitap olduğu gibi her erkeğin kitaplığında da bu kitap olması gerekiyor. Çünkü kadın zaten farkında, yineleyerek gidebilir. Asıl bilinçlenmesi gereken erkekler. Kesinlikle bir aşağılama durumundan söz etmiyorum yanlış anlaşılmasın. Woolf bizi harekete geçirmek istediği kadar da olağanüstü bir farkındalık yaratmış. Ataerkil toplumun dışına çıkıp “işte ben buradayım!” demenin yolunu çizmiş bizlere. Kendimize ait bir odamız olsun, düşünelim, düşünelim, düşünelim ve yazalım! Kadın kadındır, erkek erkektir. Herkesin haklı hakları vardır. Herkesin kendine ait bir odası olursa, özgürlük alışkanlığına ve tam olarak düşündüklerimizi yazma cesaretine sahip olursak, bir yıldız gibi parlama imtiyazına ihtiyaç kalmaz.. Hiçbir insan önümüzü kapatmamalı.
Kendine Ait Bir Oda
8.0/10 · 27,1bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
248 syf.
Nefretten Doğan Sanat ve Bizim O ‘Muhteşem’ Ailemiz
Nikos Kazancakis
Yeniden Çarmıha Gerilen İsa
kitabında rahibin ağzından okuyucuya şöyle seslenir; “Eğer insanın yüreği sevgi ya da öfkeyle dolup taşmazsa, bu dünyada hiçbir şey yapılamaz, bunu da benden öğren!” #94722904 İşte bu bu sanat eserinin ortaya çıkmasına ön ayak olan itici güç de rahibin bahsettiği iki duygudan biri; öfke.Yazarın çocukluğundan itibaren ondaki Feminizmin temellerini atan, muhattabı olan kişiyle arasında varolan hiyerarşi sebebiyle asla gün yüzüne çıkamayan, ve yetişkin hayatında içinden çıkılmaz bir nefret duygusuna evrilen öfke. Şüphesiz bu duygu da diğer tüm duygular gibi insanlar için gereklidir.Tabii hayatın akışı içinde doğru şekilde kanalize edilip, anlamlandırılmışsa.Bu kitap Virginia Woolf için, öfke ve nefretin en özgün çığlığı.Öyle ki
Mina Urgan
‘ın kendi adını taşıyan biyografisinde babasına duyduğu bu saplantılı nefreti, bu kitaptan sonra aştığını yazar. #137523420 (Keşke hepimiz içine hapsolduğumuz anlamsız komplekslerimizi böyle aşsak) Sözü daha fazla uzatmadan kitaba geçiyorum. Viktorya döneminin anlamsız muhafazakar kurallarının henüz üzerinden tam olarak silkeyelememiş toplum yapısının yanında, kendi ailesinin (özellikle annesiyle babasının arasındaki) ataerkil rol dağılımının, annesinin üzerindeki ağır yükün ve dolasıyla uğradığı haksızlığın; babasının -onu ve kardeşlerinin varlığını ezen- kişiliğini, yer yer kinayeli, yer yer vurucu, ve çoğu kez kendine has muzip bir üslupla aktarır okuyucuya. O sürekli bir kadının sonsuz emeğine, ilgisine muhtaç olup bu acziyetini reddedilemez buyurganlığıyla kapamaya çalışan, bencil, soğuk bir baba modelinin altında ezilmiş olan kişiliğini bu kitaptaki her satırla biraz daha özgür bırakır Virginia.İlerleyen yaşına karşın onun için sağlıksız bir saplantıya dönüşen nefretini böylelikle azad etmiş olur benliğinden.(Yine Mina Urgan’ın yazdığı biyografisinde günlüğüne annesinin kırk dokuz yaşında ölürken, babasının yetmiş iki yaşında kanserden ölmesine güç katlandığını hayret verici bir açık yüreklilikle yazar.) Kitapta sadece babasına olan nefretini değil annesine olan sevgini ve hayranlığını, sekiz çocuğuna bakmak için nasıl çalışıp didindiğinden de bahseder.Annesinin insanları etkisi altına alan güzelliğinin, sevgi dolu benliğinin yanı sıra toplumun ondan beklediği itaatkâr kadın rolünün altına kurbanlık bir koyun gibi yatmasını da sert bir dille eleştirmekten geri durmaz.Ne yazık ki bu fedakarlığın da aslında kadından beklenen sağlıksız bir ruh halininin sonucu olduğunun da farkındadır.Kadınları küçümseyen erkeklerin tavırlarında annesi gibi erkeğin yardımcılığını üstlenen edilgen bilincin tam karşısına, evlenmeyi reddederek kendini çizdiği resimlerine adayan Lily Briscoe vardır.Yazar bu karakter üzerinden bir adım geride durmasını dikte eden toplumun eril anlayışa kafa tutar.(En sevdiğim karakter haliyle Lily oldu) Ramsay ailesinin evini aydınlatan Deniz Feneri her karakter için farklı bir imgeye dönüşür.Hiçbir kavram tek bir şeyi ifade etmez.Ruhsal çözümlemelere, psikolojik tahlillere yer yoktur.Karakterleri anlamamız için geçmişle gelecek arasında bağlantılar kuran tüneller açar Woolf. Mr. ve Mrs. Ramsay’la beraber gerçek hayatta çok genç yaşta kaybettiği erkek kardeşi Thoby Stephen’ı da kalemiyle can vererek anar.Bu şiirsel düz yazı, kaybettiği tüm yakınlarının ardından yaktığı bir ağıta dönüşür.Woolf’a olan hayranlığım herkesin malumu, bu kitap da bu hayranlığın haklılığının altını dolduran, en zengin eseri. İçinizdeki nefretten azade bir ruh haline gelmemiz için, ihtiyacımız olan tek şey biraz Edebiyat’tır belki, kim bilir? :)
Deniz Feneri
7.3/10 · 4.056 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
127 syf.
·
7 günde
·
Puan vermedi
Kadın
Feminizmi hala "erkek düşmanlığı" olarak gören zihniyete feminizmin ne olduğunu tokat gibi çarpan bir yapıt olmuş . Kitapta woolf, bizim neden shakespeare gibi bir deha çıkaramadığımız sorusundan yola çıkıyor, oturma odamızdan girip işte bu sonuca varıyor.Bunun nedeni olarak da maddi anlamda özgürlüğünün olmamasından bahsediyor. Buna nazaran o dönemlerde kadına ait bir odanın olmaması ,kadının rahat düşünebilmesine engeldir. Neden kadın yazarların erkek yazarlara göre daha az oluşunu gözler önüne seriyor diyelim. Sevdiğim bir alıntı ; "bütün bu yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler."
Kendine Ait Bir Oda
8.0/10 · 27,1bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
127 syf.
·
2 günde
·
8/10 puan
Kendine Ait Bir Oda - Virginia Woolf
Kendine Ait Bir Oda... Uzun zamandır okumak istediğim, yazarıyla, ismiyle beni kendisine çeken, sık sık da karşıma çıkan bir eserdi. Esere başlamadan önce küçük bir gezinti yapmak istedim. Takipçilerim arasında 232 okurun eseri okuduğunu, ancak yine bir hayli okurun eseri yarım bıraktığını gördüm. Genel olarak "yarım bırakılanlar" listesine baktığımda yine bu kitabı gördüm. Eseri okuduktan sonra bu durumun beni üzdüğünü söyleyebilirim. Virginia Woolf çok önemli bir noktaya değinmiş: Kadınlar hakkında yazılan kitaplara hiç dikkat ettiniz mi? Büyük çoğunluğunun yazarı "erkek" Peki hangi erkek bir kadının doğasını bir kadın kadar anlayabilir ve yansıtabilir? Tarihte büyük olaylarda, büyük dönüm noktalarında kadın isimlerine pek rastlanmıyor. Peki buna tamamen kadınların hatası diyebilir miyiz? Hangi kadına erkek ile eşit bir yaşam tarzı verildi bu zamana kadar. Yakın zamana kadar birçoğu okutulmadı ya da belirli bir yere kadar tamamlasın diye "sözde" okula gönderildi. Eserde verilen örnekte olduğu gibi Shakespeare'in kız kardeşi onun kadar yetenekli olsaydı onun kadar şanslı olabilir, onun gibi eserler ortaya koyabilir miydi? "Sözlerinizde gerçek payı var – inkâr etmeyeceğim. Ama aynı zamanda, 1866 yılından beri İngiltere’de kadınlar için iki yüksek okul bulunduğunu size hatırlatabilir miyim; 1880 yılından sonra evli bir kadının yasa gereği kendine ait bir mülke sahip olma hakkını kazandığını; 1919 yılında –ki aradan tam dokuz yıl geçmiştir– seçme hakkını kazandığını?" Seslerini bile yıllar sonra duyurabilmişken geçmişin hesabı onlara yüklenilebilir mi? Virginia Woolf yaşadığı zamandan çok daha geniş zamana hitap edebilmiş bir yazar. "Ayrıca, yüz yıl sonra, diye düşündüm, kapının eşiğine vardığım sırada, kadınlar artık himaye edilen cins olmayacaklar. Bir zamanlar kendilerine yasaklanmış olan bütün faaliyetlere ve uğraşlara katılabilecekler." Ama halen kadınlara beklenilen değer verilebilmiş değil ve eşitlik işin edebiyatında kalıyor. Bunun için gazete haberlerini okumak dahi yeterli... Başarılı bulduğum bir kitaba neden "8" puan verdim peki. Kadının değersiz görülmesini doğu kültürünün bir parçası olarak göstermiş. Eserin yazıldığı dönem ve daha öncesinde batı çok mu daha farklı bir durumdaydı? Bu kadar olumlu görüşe ufak bir eleştiri çok olmasa gerek. Okunması, okutulması dileğiyle... Son olarak: Kadınlar da, onların var olduğu edebiyat da ayrılmaz bir parçamız. Olmasaydınız olmazdık.
Kendine Ait Bir Oda
8.0/10 · 27,1bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
2
3
4
...
211
2.108 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.