Giriş Yap

Virginia Woolf

Yazar
7.8
11bin Kişi
Tam adı
Adeline Virginia Woolf
Unvan
İngiliz Feminist, Yazar, Romancı ve Eleştirmen
Doğum
Kensington, Londra, Birleşik Krallık, 25 Ocak 1882
Ölüm
Ouse Nehri, Lewes, Birleşik Krallık, 28 Mart 1941
Yaşamı
Virginia Woolf (25 Ocak 1882 - 28 Mart 1941) İngiliz feminist, yazar, romancı ve eleştirmen. 1882'de Londra'da dünyaya gelen Virginia Woolf, Victoria devri'nin tanınmış yazarlarından Sir Leslie Stephen'ın kızıydı. Annesi ve babası daha önce başkalarıyla evlenmişler, dul kaldıktan sonra ise bir araya gelmişlerdi. Her ikisinin de ilk eşlerinden çocukları vardı. Sir Leslie Stephen'ın ilk eşi, ünlü romancı William Makepeace Thackeray'nın kızıydı. Thackeray'nın eşi akıl hastası olduğundan, Leslie Stephen'ın bu kadından olan kızı Laura, anneannesine çekmiş, yirmi yaşında bir akıl hastahanesine kapatılmıştı. Virginia'nın annesi Julia Duckworth ile Leslie Stephen'ın beş çocukları oldu. Yaş sırasıyla Vanessa, Julian, Thoby, Virginia ve Adrian. Virginia on üç yaşındayken annesi ansızın ölmüştür. Woolf, o yıllarda kadınların ikinci planda kalması nedeni ile okula gönderilememiş fakat babası yardımı ile kendini geliştirmiştir. Kızkardeşi Vanessa Bell daha küçük bir yaşta iken bir ressam olmaya, Virginia Woolf ise bir yazar olmaya karar verir. Kendisini babasının kütüphanesinde geliştiren Virginia Woolf, 1895'de bir gazetede kısa hikâyelerini yayınlatır. Özellikle, Viktorya tarzı yaşamaya karşı olan Virginia Woolf, yazılarında da bundan bahseder. Bloomsbury Grubu 1904'te babasının ölümünden sonra kardeşleriyle Bloomsbury'ye taşınması ise hayatında ciddi bir dönüm noktası olmuştur. Bloomsbury grubu içinde birçok ünlü edebiyatçıyı barındıran ve cinsel konulardaki özgürlükçü tavırlarıyla tanınan bir grup entelektüelden oluşuyordu. Grupta bulunan birçok kişi eşcinsel ya da biseksüeldi. İnsanlar onları etik bir grup olarak görüyorlardı. Grupta John Maynard Keynes, E. M. Forster, Roger Fry, Duncan Grant ve Lytton Strachey gibi ünlü kişiler vardı. Woolf, 1909'da bir süreliğine Lytton Strachey ile nişanlanmıştır. Evliliği Virginia Woolf 1912 yılında Leonard Woolf ile evlenmiştir. Evlilikleri cinsel açıdan yeterli olmasa da, Virginia Woolf için çok önemli olmuştur. Leonard Woolf eşi için bir basımevi kurmuştu ve bu da Virginia Woolf'un yazdığı kitapları yayımlatması için bir fırsat olmuştu. Ölümü Perde Arası romanını yazdığı sıralarda artık kendini yeterince yetenekli hissetmiyor, yeteneğini kaybettiğini düşünüyordu. Her gün savaş korkusu ve yeteneğini kaybetmenin vermiş olduğu stres, dehşet ve korku sonucu ruhsal bunalıma girmiş, 28 Mart 1941'de içinde bulunduğu duruma daha fazla dayanamayıp evlerinin yakınlarında bulunan Ouse nehrine ceplerine taşlar doldurarak atlayıp intihar etmiştir. Virginia Woolf, geride iki intihar mektubu bırakmıştır. Birisi kardeşi Vanessa Bell'e diğeri ise kocası Leonard Woolf'a. "Sevgilim, yine çıldırmak üzere olduğumu hissediyorum. O korkunç yeniden yaşayamayacağımı hissediyorum. Ve ben bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım. Odaklanamıyorum. Bu yüzden yapılacak en iyi şey olarak gördüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana olabilecek en büyük mutluluğu verdin. Benim için her şey oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı. Hayatını mahvettiğimin farkındayım ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Görüyorsun ya, bunu düzgün yazmayı bile beceremiyorum. Söylemek istediğim şey şu ki, yaşadığım tüm mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı daima sabırlı ve çok iyiydin. Demek istediğim, bunları herkes biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun. Artık benim için her şey bitti. Sadece sana bir iyilik yapabilirim. Hayatını daha fazla mahvedemem. Bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum."
127 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Yüzyıllar Geçiyor, Kadına Uygulanan Şiddet Bitmiyor!
Sevgili Virginia, seni anlıyor, duygularını paylaşıyor ve yanında olduğumu en başından bildirmek istiyorum! Sevgili Virginia, belki de her şeye rağmen bugünleri görseydin, bir 100 yıl sonra bazı şeylerin daha da değiştiğini ve geliştiğini görecektin. Bu gelişmişliğin yanında zorbalıkları da görecektin… Bundan Dört Yüz Yıl geriye gittiğimizde, bugünlerin hayal bile edilemeyeceğini kesinkes düşünebiliriz. Dünden, bugüne neler oldu, neler yaşandı sevgili Virginia, şimdi bunlar hakkında birkaç kelam etmem gerekecek… Bu incelemeyi Kadınlara, Kendisini Kadın gibi hisseden ve Kadınları Anlayan, Onları Savunan, Birlikte Her zorluğa Göğüs Gerebilecek Herkese İthaf ediyorum... Geçmişe bir yolculuk yapalım, sonra günümüzün merdivenlerinden yavaş yavaş çıkalım… Kadın tüm çağlarda aşağılanmış ve asla öne çıkartılmaması gereken bir cins olmuştur. Burada bahsettiğimiz konu Kadın ve Erkek cinsinden biri olması hususudur. Kitabı okurken bir çok örnek geldi aklıma. Diziler, Filmler, Kitaplar ve yaşadığım olaylar.. İlk önce şunu anlayamıyorum, bizi biz yapan olgu annelerimizdir. Nasıl bir insanlık ki, annesinden çıkmış olmasına karşın kadını hakir görür? Kadını nasıl önemsiz bir varlık olarak kabul eder, nasıl şiddet gösterir, nasıl onu toplumdan uzak tutar. Nasıl olur ki kapalı kapılar arkasında saklanmasına sebep olur? Hangi sebeple onun Tiyatro oyununda oynayamayacağını, kitap yazamayacağını, şarkı besteleyemeyeceğini söyler? Sayın okurlar söyler misiniz, hangi hastalıklı düşünce Kadını işe yaramaz olarak tanımlayıp, ayak işlerine layık görür, hangi mantık onları beceriksiz ilan eder? Bu görüş ve türevlerini savunan herkes kesinkes söyleyeyim hastalıklı bir düşünce yapısına sahiptir. Bunun izahı olmamakla birlikte, tek bir tedavisi vardır: KADIN = ERKEK, ERKEK = KADIN mantığının, o güzel beyninde dalgalanmasıdır… Her sayfada yeni şeyler düşünmeye başladım.. Aklıma ilk olarak Agora filmi geldi… (***Filmi ve Anlatacağım hususları merak etmiyorsanız bu kısmı es geçip, alt paragraftan devam ediniz… ) Roma İmparatorluğu hâkimiyetindeki İskenderiye’de geçen hikaye de bilinen ilk kadın matematikçi, astronom ve filozof olan Hypatia’nın hayatı merkeze alınıyor. Hypatia, bir şeyleri başarmak için uğraşırken ve insanlığa dair yeni keşifler yapmaya çalışırken, hem kendi erkek öğrencileri tarafından hem de etrafındaki erkekler tarafından sürekli aşağılanır. Filmi izlediğinizde sabredemeyeceğiniz bir çok sahne var. Dini unsurlar kullanarak bir kadın toplumda nasıl en rezil duruma sokulur ve linç edilir çok iyi özetleniyor. Dik duran ve kimseye boyun eğmeyen bir kadındır Hypatia.. Bir çok erkek ona saygı duysa da, saygı duymayan ve sırf kadın olduğu için aşağılayan bir kitle ile karşılaşır. Ben filmi izlerken çok sinirlenmiştim. Filmin sonuna doğru ise üzüntü içindeydim. Erkekler, Kadınları sırf kadın olduğu için değil, Kadınlar ile baş edemeyeceklerini bildikleri için bu duruma sokmaktadır. Bunu net olarak görebileceğiniz bil filmdir Agora.. Kesinlikle izleyiniz… Birkaç örnek daha vereceğim birazdan… Örneklere geçmeden önce sorgulamaya devam edelim. Bir kadın neden sadece hizmetçi olmak zorundadır? Bir kadın neden erkek himayesinde köle zihniyetinde yaşamalıdır? Bir kadın neden tek başına, özgürce ayakta durmamalıdır? Neden Kadınların hakları 19. yüz yıla kadar yok hükmündeydi? Bu durumu yıkan şeylerin en başında iletişim araçları mı gelmektedir? Kadınların sesi neden çıkmamış ve bu durumu kabullenmişlerdir? Yoksa kabullenmek zorunda mı kalmışlardır ya da bırakılmışlar mıdır? ...Konumları zorla kabul ettirtilmiştir, çünkü; kadın tek başına dolaşamaz, yoksa arkasından hayal edemeyeceğiniz yaftalar yapıştırılır, eşi ölmüş ya da onu terk etmişse bir de çocuğu varsa erkekler tarafından hemen yollu olarak görülür, ona göre muamele yapılırdı. Günümüzde de benzer şeyler olsa da 1600-1950 yıllarını düşününce daha da sıkıntı bir durum söz konusudur. Günümüzde bir kadın içten çökertilmemiş ve özellikle gücü kaybettirilmemişse, baş edemeyeceği bir durum yoktur. Geçmişin kirli sayfalarında ise bu durum böyle değildir…. ***Filmi ve Anlatacağım hususları merak etmiyorsanız bu kısmı es geçip, alt paragraftan devam ediniz… İkinci örnek olarak aklıma Wonder Woman filmi geldi. DC karakterlerinden biri olan Wonder Woman’ın sinemaya aktarılması harika bir olaydı benim için. Hem kadın süperkahraman olgusunun yerleşmesi hem de kadınların yan rolden kurtulup, biz de güçlüyüz diyebilmesinin anahtarlarındandı… İlk çekilen Wonder Woman’dan sonra Justice League çekildi.. Türkçe Adı ile Adalet Birliği.. İlk solo filme karşılık bu filmde, Batman, Superman, Wonder Woman, Flash ve Aquaman gibi DC evreninin süper "yıldızlarını" bir araya geldi.. Hızlı geçiyorum hemen… Bu iki filmin farkı şudur… Wonder Woman filminin Yönetmeni Feminist Patty Jenkins iken Justice League filminin yönetmeni Zack Snyder’dir. Yani bir erkek yönetmen. Bu iki film arasında yaşanan durum şudur, ilk filminde Wonder Woman gayet usturuplu bir şekilde giyinmiş, zaten amazon un o güzelliğine uygun bir kostüm giymiştir. Yeterince açık bir kostümdür ama doğru dizayn edilmiştir. İlk filmde Gal Gadot’un çekimleri genel olarak bel üstü ve normalken, Adalet Briliği filminde aynı karakter tam tersi daha açık giydirilip, kadrajın bel altına inmesi sağlanmıştır? Bu ne saçmalıktı, bu ne şovmenlikti hiçbir anlam veremedim. Tek verdiğim anlam şu idi, 2018 yılında da olsak, kadınlar daha fazla ilgi çekmek için hala kullanılmaktadır. İki film arasında bu konuda çok değişik durumlar var ama incelemeyi uzattığından değinmiyorum. Tekrar geçmişe dönelim.. Cumhuriyet döneminden önce kadınlara baktığımızda ne görüyoruz? Ben bir şey görmüyorum. Belki birkaç isim ön planda ama onlarda ufak bir kısımda. 1918’lere kadar kaç yazarımız var? 1-2? Kısacası yok denecek rakamlar. Kadınlar yazar mı olacakmış o dönemde tamam tamam gülmeyelim.. Kadınların temel hak ve özgürlüklerini kazanması Cumhuriyet dönemi ve sonrasında olmuştur. Bu nasıl bir rezalettir ki, bir erkek gördüğünde bir kadın arkasını dönüp, yere çömelip başını eğsin ve erkek geçsin.. Bu nasıl biz zihindir ki, erkek önce yürüsün eşi ve kız çocuklar arkadan gelsin, bu nasıl bir mantıktır ki, kadın tek başına çarşıya çıkamasın ? Ülkemiz kadınlarının 1900’ler de ki okuma oranı komiktir. 0,06 gibi bir rakamdır. Yok gibi bir şeydir. Cumhuriyet dönemi sorası neler mi olmuştur? Yazarlarımız, şairlerimiz olmuştur, öğretmenlerimiz ve profesörlerimiz olmuştur, Sinema ve Tiyatro sanatçılarımız, şarkıcılarımız, Bale yapabilen, dans edebilen kadınlarımız olmuştur. Uçak pilotu olmuştur kadınımız.. Köhne bir zihniyetten çıkarılıp, modern dünyanın ilk atılımları olmuştur. O yıllarda Amerika ve Avrupa kıtası bile bu özgürlük kıstaslarına şaşmış kalmıştır. Times’ın o dönemki yayınlarına bakabilirsiniz. İncelemeyi daha fazla uzatmak istemesem de kısacık bir kitap bana yazdırdıkça yazdırıyor. Son olarak değineceğim konular Ölmek İçin On Üç sebep dizisini izleyerek bir genç kızın başına nelerin gelebileceğini, Damızlık Kızın Öyküsünü izleyerek kadınların toplumdaki rolünün ne kadar düşürülmüş olduğunu göreceksiniz. İki dizinin de kitapları mevcut. Damızlık kızın öyküsü dizisini ilk bölümde bıraktım. Ben katlanamadım bu zulme. Kaldıramadım. Devamında neler yaşandı bilmiyorum. Sizler bakıp öğrenebilirsiniz.
Damızlık Kızın Öyküsü
ve
Ölmek İçin On Üç Sebep
(Kitaplar nasıldır bilmiyorum ama diziler fazlasıyla ders verici ve toplumun kadına bakış açısını fazlasıyla gösteriyor.) Daha fazla örnek tabi ki verilebilir ben bunları seçtim. Ema Watson’ı da özellikle takibe alın. Sense8 dizisini izleyerek dünya görüşünüze biraz fark katıp, Black Mirror ile kendinize güzel dersler çıkarabilirsiniz. Yaptığım eleştireler ve söylemler yaşanmış ve yaşanan şeylerdir. Kadın her zaman toplumdan uzak tutulmak istenmiştir. Kadın küçük görülmüş ve beceriksiz olarak lanse edilmiştir. Hayır kadın bunların hiçbiri olmamakla birlikte çok daha fazlasıdır. Her iki cinsin tabi ki iyi ya da kötü insan türleri mevcut bu durumları konumuzdan ayrı tutuyorum. Son olarak diyeceğim şudur ki; Geçmişi, geri giderek değiştiremezsiniz. Geleceği umarak ya da ümit ederek şekillendiremezsiniz. Yaşamamız gereken ne ise şuan yaşadıklarımızdan ibarettir. A’nı yaşayanlar ne geçmişte kalır ne de geleceğin hayalini kurar. Hayatımızın asıl manası tam olarak şuandadır. Bugünden şekillenmedikçe yarının hiçbir önemi yoktur. Geçmişi ders alınacak bir yapı olarak düşünüp, yarın için bugünden harekete geçmeliyiz. Cins ayrımı, ten rengi ayrımı yapmamalıyız. Hepimiz bu dünyanın İnsanlarıyız.. Bunu unutmamalıyız.. Kadın yardıma muhtaç değildir. Kendi başının çaresine bakabilir. Biz erkeklerin yapması gereken tek şey, kas gücüne güvenerek onları sindirmeye çalışmamalıyız. İnanın beyler, beyin gücü kas gücünü yener… ;) İncelememi sonlandırıyorum.. ve güzel bir söz ile sizlere veda ediyorum… “Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin!” ~Mustafa Kemal Atatürk Kitabı şiddetle tavsiye eder, iyi okumalar dilerim….
·
30 yorumun tümünü gör
Reklam
192 syf.
·
2 günde
·
8/10 puan
Woolf ve Feminizm
YouTube kitap kanalımda Kendine Ait Bir Oda kitabını ve feminizmi yorumladım: youtu.be/2wBw2mNQnck “Eğer bir kadın edebi bir eser yazmak istiyorsa kendisine ait bir odası ve parası olmak zorundaydı." Virginia Woolf Virginia Woolf. 1882'de doğdu. Annesi 1895'te öldükten sonra korkunç sesler duymaya başladı ve insanlardan korkmayı öğrendi. 2 yıl sonra sevdiği üvey ablası öldü. 1904'te babası öldü. O dönemin eğitim sisteminde kadınların ikinci planda kalmaları sebebiyle okula gönderilemedi, babası gibi kalemiyle parasını kazanmak istedi. Bütün bu ölümlerin üstüne savaş ve yetenek kaybı korkusu da eklenince 1941'de ceplerindeki taşlarla nehre atlayıp intihar etmesi için başka hangi nedene ihtiyacı vardı? Erkeklerin toplum içindeki göz çarpıcı üstünlüğü mü? Girdiği özgürlükçü ortamların etkisiyle feministler içinde neredeyse %5'lik bir kısmı kaplayacak olan lezbiyenliğe adım attı. Feministliğin ilk kez 19. Yüzyıl'da ya erkeklerin kadınsılaşmasını ya da kadınların erkeksileşmesini ifade eden bir tıbbi terim olarak kullanılması gibi hayatının merkezine zıt düşüncelerin ve cinsiyetlerin bir beyinde aynı anda bulunabileceğini diyalektiksel bir şekilde aşılamaya çalıştı. Biyolojik cinsiyetten ve biyolojik kaderden ayrılmış bir toplumsal cinsiyet kavramını yerleştirmek istedi. Çünkü kadının zamana bağlı olmayan edebi bir saygı kazanabilmesi için kendisine ait odası ve parası olması gerektiğini savundu. "Benim gözümde sizler utanç verici derecede cahilsiniz. Önemli olarak kabul görecek hiçbir keşifte bulunmadınız. Hiçbir imparatorluğun sarsılmasına neden olmadınız. Hiçbir savaşa ordunuzun başında gitmediniz." dedi dünyanın bütün kadınlarına. Bir feminist. Bir lezbiyen. Bir kadın. Biyolojinin ve fiziksel gücün kaderciliğini reddetti, her kadının edebiyatla, kalemiyle, çabasıyla kazanabileceğini savundu Kendine Ait Bir Oda'da. Hayatın ve bilginin bütün türlerinde kadınların erkeklerden aşağı ve onlara bağlı olduğu bir toplumda salt çocuk doğurganlığı işlevi yüklenmeye çalışılan, kurumlardaki erkek egemenliğinden fiziksel güç üstünlüğü gerçeğine tümdengelinen bir kadın tanımlanmaya çalışılırdı. AMA; bu kadının istediği tek bir şey vardı. Kadınla tanımlanmak. Kadının kendi kendisine yetebileceğine, onun potansiyelinin mükemmelliğine, onun kendi Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisinin tepesini görebileceğine ikna etmek! Aslında her kadının bence de kendisine ait bir odası vardır, her ne kadar kadınlar hakkında yüzlerce kitap da çıkarsak, niceliklere sığdırılamayacak zamanlarca onlar hakkında da konuşsak, kadınların her daim kafalarından bir türlü dışarı çıkmayan, ömür boyu içlerinde kalacak, başkalarına anlatamayacağı bir şeyler de her zaman olacaktır. İşte, bu kitap da kadınların geleceğe seslenebilmeleri ve eser bırakabilmeleri açısından değerli bir kitaptır. Bir motivasyon, bir manevi destek ünitesi, düşünceleri olan bir kadının ürünüdür.
·
6 yorumun tümünü gör
127 syf.
·
7 günde
·
Puan vermedi
Kadın
Feminizmi hala "erkek düşmanlığı" olarak gören zihniyete feminizmin ne olduğunu tokat gibi çarpan bir yapıt olmuş . Kitapta woolf, bizim neden shakespeare gibi bir deha çıkaramadığımız sorusundan yola çıkıyor, oturma odamızdan girip işte bu sonuca varıyor.Bunun nedeni olarak da maddi anlamda özgürlüğünün olmamasından bahsediyor. Buna nazaran o dönemlerde kadına ait bir odanın olmaması ,kadının rahat düşünebilmesine engeldir. Neden kadın yazarların erkek yazarlara göre daha az oluşunu gözler önüne seriyor diyelim. Sevdiğim bir alıntı ; "bütün bu yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler."
·
1 yorumun tümünü gör
120 syf.
“Kütüphanelerini istediğin kadar kilitle; zihnimin özgürlüğünü ne bir kapı, ne bir kilit, ne bir sürgüyle kısıtlayabilirsin!” Edebiyat dünyasında büyük yeri olan bu yapıt ve kıymetli İngiliz yazar Virginia Woolf… Yazarken büyük bir cesarete ihtiyacı var mıydı yoksa gerçekten üstün özgüvenli bir tavırla mı yazmaya başladı? Aslına baktığımızda ‘hak’ savunmak veya toplumun kadına biçtiği rolleri reddetmesi için bir özgüvene de ihtiyaç yok gibi sanki… Kitap size, yani belirtmek gerekirse erkeklere ve kadınlara “sadece kadınlar!” gibi bir bencillik vermiyor. Aksine yok edilen “EŞİTLİK” kavramını hünerli bir şekilde ifade ediyor. Yok edilen demişken, acaba olmayan bir şey yok edilebilir mi? Yani vardı da acaba bu zaman geçtikçe mi ortadan kayboldu? Hiç sanmam… Çağın çok ötesinde fikirleriyle ve savlarıyla çığır açan, fakat hâlâ büyük oranda kadına olan bakış açısında bir değişiklik olmaması hem üzücü hem öfke verici kendi açımdan. Toplumdaki yerimizi belirleyen unsurlar nelerdir sizce? Ya da soruyu değiştirmem gerekirse, toplumda bir yerimiz olması için herhangi bir unsura gerek var mıdır? Eylem özgürlüğü konusunda bir eşitlik olduğunu söyleyebilir misiniz? Zihin özgürlüğünden bahsetmiyorum çünkü onu durduramazsınız. Yani zihnimizde bir “Heidi” olabiliriz ama bunları harekete dökmek istediğimizde maalesef ki isteğimizin toplum tarafından otomatik olarak red yemesi kaçınılmaz bir gerçek. Peki neden üstüne basa basa bir kısıtlayıcılıktan bahsediyorum? Çünkü topluma, kadın egemen değil. Erkek de olmamalı. Bu söylediğimi sanırım sadece “Eşit Bir Toplum” isteyenler destekleyecektir. Her neyse. Yapıt hakkında yazmaya başladığımdan beri kitaptan ne aldığım hakkında devam ettim, ayıkladığım şeyleri ‘öznel’ olarak buraya yazmaya çalıştım. Peki Woolf’un bana,(bize) yani okurlarına vermek istediği asıl mesaj nedir? Feminizm bir erkek düşmanlığı değildir. Neden bizim de Shakespearelarımız yok’un üstünde duruyor biraz da. Evet herkesin aklına geldiği gibi bu sorunun cevabı maddi yetersizlik ve toplumda kadınların alt seviyede görülmesi. Yani benim burada merak ettiğim bir şey var açıkçası, maddi imkan olsaydı acaba kadınlardan bir tane Shakespear gibi bir deha çıkar mıydı? Ben bu sorunun cevabını kendi adıma hayır olarak cevaplıyorum çünkü zaten yapıtta bahsedilen konu da tam olarak bu. Toplumda kadın “birileri” tarafından sürekli olarak yönetilmiş. Hem de bunu yaparken hiç belli etmemiş kendini :) Burada kitaptan bir alıntı yaparsak tam yerinde olacak gibi. “Hayallerde müthiş önemli, hayatta ise tamamen değersiz.” “Kurmacada krallarla fatihlerin hayatlarına hükmediyor; gerçekte ise anne babasının parmağına yüzüğü zorla geçirdiği herhangi bir oğlanın kölesiydi.” Bence her kadının kitaplığında olması gereken bir kitap olduğu gibi her erkeğin kitaplığında da bu kitap olması gerekiyor. Çünkü kadın zaten farkında, yineleyerek gidebilir. Asıl bilinçlenmesi gereken erkekler. Kesinlikle bir aşağılama durumundan söz etmiyorum yanlış anlaşılmasın. Woolf bizi harekete geçirmek istediği kadar da olağanüstü bir farkındalık yaratmış. Ataerkil toplumun dışına çıkıp “işte ben buradayım!” demenin yolunu çizmiş bizlere. Kendimize ait bir odamız olsun, düşünelim, düşünelim, düşünelim ve yazalım! Kadın kadındır, erkek erkektir. Herkesin haklı hakları vardır. Herkesin kendine ait bir odası olursa, özgürlük alışkanlığına ve tam olarak düşündüklerimizi yazma cesaretine sahip olursak, bir yıldız gibi parlama imtiyazına ihtiyaç kalmaz.. Hiçbir insan önümüzü kapatmamalı.
·
2 yorumun tümünü gör
Reklam
127 syf.
·
2 günde
·
8/10 puan
Kendine Ait Bir Oda - Virginia Woolf
Kendine Ait Bir Oda... Uzun zamandır okumak istediğim, yazarıyla, ismiyle beni kendisine çeken, sık sık da karşıma çıkan bir eserdi. Esere başlamadan önce küçük bir gezinti yapmak istedim. Takipçilerim arasında 232 okurun eseri okuduğunu, ancak yine bir hayli okurun eseri yarım bıraktığını gördüm. Genel olarak "yarım bırakılanlar" listesine baktığımda yine bu kitabı gördüm. Eseri okuduktan sonra bu durumun beni üzdüğünü söyleyebilirim. Virginia Woolf çok önemli bir noktaya değinmiş: Kadınlar hakkında yazılan kitaplara hiç dikkat ettiniz mi? Büyük çoğunluğunun yazarı "erkek" Peki hangi erkek bir kadının doğasını bir kadın kadar anlayabilir ve yansıtabilir? Tarihte büyük olaylarda, büyük dönüm noktalarında kadın isimlerine pek rastlanmıyor. Peki buna tamamen kadınların hatası diyebilir miyiz? Hangi kadına erkek ile eşit bir yaşam tarzı verildi bu zamana kadar. Yakın zamana kadar birçoğu okutulmadı ya da belirli bir yere kadar tamamlasın diye "sözde" okula gönderildi. Eserde verilen örnekte olduğu gibi Shakespeare'in kız kardeşi onun kadar yetenekli olsaydı onun kadar şanslı olabilir, onun gibi eserler ortaya koyabilir miydi? "Sözlerinizde gerçek payı var – inkâr etmeyeceğim. Ama aynı zamanda, 1866 yılından beri İngiltere’de kadınlar için iki yüksek okul bulunduğunu size hatırlatabilir miyim; 1880 yılından sonra evli bir kadının yasa gereği kendine ait bir mülke sahip olma hakkını kazandığını; 1919 yılında –ki aradan tam dokuz yıl geçmiştir– seçme hakkını kazandığını?" Seslerini bile yıllar sonra duyurabilmişken geçmişin hesabı onlara yüklenilebilir mi? Virginia Woolf yaşadığı zamandan çok daha geniş zamana hitap edebilmiş bir yazar. "Ayrıca, yüz yıl sonra, diye düşündüm, kapının eşiğine vardığım sırada, kadınlar artık himaye edilen cins olmayacaklar. Bir zamanlar kendilerine yasaklanmış olan bütün faaliyetlere ve uğraşlara katılabilecekler." Ama halen kadınlara beklenilen değer verilebilmiş değil ve eşitlik işin edebiyatında kalıyor. Bunun için gazete haberlerini okumak dahi yeterli... Başarılı bulduğum bir kitaba neden "8" puan verdim peki. Kadının değersiz görülmesini doğu kültürünün bir parçası olarak göstermiş. Eserin yazıldığı dönem ve daha öncesinde batı çok mu daha farklı bir durumdaydı? Bu kadar olumlu görüşe ufak bir eleştiri çok olmasa gerek. Okunması, okutulması dileğiyle... Son olarak: Kadınlar da, onların var olduğu edebiyat da ayrılmaz bir parçamız. Olmasaydınız olmazdık.
·
4 yorumun tümünü gör
Reklam
2
217
2.170 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42