Wilhelm Genazino

Wilhelm Genazino

7.7/10
74 Kişi
·
153
Okunma
·
6
Beğeni
·
1.324
Gösterim
Adı:
Wilhelm Genazino
Unvan:
Alman Gazeteci ve Yazar
Doğum:
Almanya, 22 Ocak 1943
22 Ocak 1943’te Mannheim’da dünyaya geldi. Almanca, felsefe ve sosyoloji okudu. 1965’e dek gazetecilik yaptı. 1970’ten sonra radyo oyunları, tiyatrolar ve başarılı romanlar yazdı. 1980 ve 1986 yılları arasında, edebiyat dergisi Lesezeichen’in editörlüğünü üstlendi. 2001’de çağdaş Alman edebiyatının en önemli eserleri arasında gösterilen Ein Regenschirm Für Diesen Tag (O Gün İçin Bir Şemsiye) adlı romanıyla büyük bir başarı kazandı ve 2004'te Almanya’nın en prestijli edebiyat ödülü Georg Büchner Preis’e layık görüldü.
İnsan acı çekerken anlar, aşk için emek vermeye bir daha kolay kolay kalkışamayacağını. Çekilen acı bir tür aşk tembelliği yaratır. Acı çeken kişi, bu kadar ağır bir işi boşu boşuna yaptığından korkar.
Olağanüstü şeyleri bizzat yaratmamız gerekiyor yoksa dünyada karşımıza çıkmıyorlar.
Aşırı duyarlılığın yıkıcı etkisi mi bu, yoksa tamamen kişinin öz safsatalarıyla mı alakalı bilemiyorum ama, bu kitap çok uç noktalardan dokunuyor insana. Bana öyle oldu.
Kitabın baş karakterinden sinen bi' olgunluk sonucu galiba, irili ufaklı tüm gerçeklik kırıntılarını içsel bi' göz devirişle kabullendim. Çünkü bunların pek çoğu yaşamaktan, pek çoğu gözlemden, birazı da öngörüyle bulaşıyor zaten insana.
Hayatın sıkıcı yanları nedir? Tekdüzelik, monotonluk içinde akan(!) günleri yaşamamızdaki temel itki nedir, ya da var mıdır öyle bi' şey?
Baş karaktere sanki farklı bi' zamanda farklı bi' yerde rastlamışım, onunla çok derin bi' konuşma yapmışım, bu konuşmada kendi "köşeli" fikirlerimden bahsetmişim gibi, samimiyetle serpiştirmiş tüm o iç sıkıntıları hayatına. Keşke yaşamasaydı böylesini! Okurken bu kadar duyarlı olursan, bu kadar incelikli düşünürsen, nesnelerden derin kurgulara varıp orada hayatının, o ölümcül monotonluktaki hayatının, yaşıyorluğuna dair "yerine uygun" bi' imgede, sembolde, bi ' harekette, devinimde ararsan, o anki yaşıyorluğunu hatta tüm varlığını bi' karton uçuşmasına bağlarsan olacağı budur dedim.

Kitap, kendi iç filozofluğunu yaşarken an be an anılarla nesnelerle, kişilerle ve tüm bunların düşünsel ifadeleriyle avunan, gittikçe içe/dibe batan bi' adamın, talihsiz birinin yaşamını anlatıyor. Bu yaşam kuşkusuz salt ona ait değil. Okumaya başladığım andan itibaren sorular çıktı kitaptan. Öylesine ortak noktalar buldum ki, baş karakterin hikayesine ortak olmamam mümkün değildi. Kitapta her ne kadar bir kurgu kişisinin hikayesi anlatılsa da, kitap reele ulaşıp size de o devingen, aktif ve nihai soruları yöneltiyor. Bu nedenle Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk'u okumak benim için farklı ve sorgulayıcı bi' okuma oldu...

Anlatmakla bitiremeyeceğim kadar iç geçirmeli, boyun eğmeli, kaş çatmalı ifadeler var kitapta.
Görünürdeki akışkan hayatın ardında katı, monoton bi' dünya var. Bu dünyadan korunmak için bazen içsel filozofluklarımız oluyor, içsel dehalıklarımız...Orada derinlere dalmak kaçınılmaz ve tehlikeli olabiliyor bazen. Ve tüm bu çapraz yalanın içinde yani, dışın akışkanlığına karşı için monoton "görünüyor" olması olayının aslında tam tersinin geçerli olması durumu anlatılıyor. Bu hengâme hiç uzak değil, hatta denebilir ki çok yakın. Bu yüzden okumanızı öneririm.
Bazı kitaplar vardır. Seveceğime emin olduğum ama tam verim alabilmek için en doğru zamanı beklettiğim. Puslu Kıtalar Atlası gibi, Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk gibi. Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk'un beni çeken ilginç bir havası vardı. Uzaktan uzaktan takip ettiğim, kavuşma vaktimizin yavaş yavaş yaklaştığını hissettiğim kitaptı o. Derken sürpriz bir kargoyla kavuştuk kendisiyle. Üstelik sevgili kitapdostum Murat Sezgin 'e sözkonusu kitaba ne kadar ihtiyacım olduğundan hiç bahsetmediğim halde seveceğimi düşünmüş. Bu nasıl güzel bir histir.

"Son zamanlarda bir düşüşteyim. Kelimenin tam anlamıyla bir düşüş bu. Ayağa kalkmaya çalıştıkça yeniden tökezliyor ve daha da dipte buluyorum kendimi. Sanki bir kuyudayım ve sesimi kimseye ulaştıramayacakmışım gibi de korkuyordum. Ancak son aylarda öyle güzel kargolar aldım ki Türkiye'nin dört bir yanından. Huzur ve mutluluk çıktı içlerinden hep. Haberleri bile olmadan yüreğimdeki yaraların varlığından; sarıp sarmaladılar. "Ne güzel insanlar biriktiriyorum," diye düşündüm tam da o zaman. Kiminle, nerede olduğunuz, ne yaptığınız hiç önemli değil. Yüreğinizin ellerinden kim tutuyor önemli olan sadece bu. Şu ve ya bu sebepten, hatta belki de sebepsizce, ve ya çözümü olmayan bir derde üzüldüğünüz zamanlarda da üzgün olduğunuzu söylemekten çekinmeyin. İzin verin onlara ihtiyacınız olduğunu bilsin insanlar. Bu zayıflık değildir. İzin verin, başka ruhlar dokunsun ruhunuza, çünkü ancak o zaman çiçekler açacak ruhumuz." Dedim kargoyu alınca. Oysaki o zaman henüz kitabı okumamıştım bile. Hemen başladım ama.

"Ölüm sebebi olarak da şunu yazardı ölüm raporuna: Aşırı duyarlılık." (sy. 94) diyen bir kahraman ile de böyle tanıştım. Kahraman dediğime bakmayın, kendini öyle görmek istese de içten içe hiçbir zaman bir kahraman olamadığı için utançla dolu bir adam bu. Hatta "akut bir utanç sorununun tetiklediği depresyondan muzdarip" (sy.131) olduğunu iddia ediyor. Ne kadar da ilginç değil mi? Bir insanın en ufak ayrıntılarda boğulup gitmesi ve bunun tamamen bir sorun haline dönüşmesi. "Bir bahçe çitinin direğine takılmış çocuk eldiveni kimseyi duygulandırmıyor." (sy.9) diyor mesela kahramanımız. Haydi itiraf edin, kim dikkat ediyor o eldivenin yalnızlığına ve melankolisine? Melankoli sürekli olduğunda ruha zarar verse bile arada ihtiyacımız yok mudur? Birazcık duyarlılık kimsenin mi işine gelmez?

Sevgili kahramanımız çok sarsıcı olaylar yaşadıktan sonra bile kendini iyi hissedebilmesi için başını önüne eğmiş bir köpek görmesi yeterli oluyor. Öyle ince bir gözlem yeteneği var ki, bunu mesleğe dönüştürebilse ne kadar da mutlu bir hayatı olurdu. Yarısı yenmiş bir kek görerek başlattığı bir düşünce zincirinin uçları nerelere gidiyor. Yahut çok sıradan bir cümle bile sırf ahengi için hoşuna gidebiliyor. Ne dersiniz; birazcık incelik öğrenmemiz gerekmez mi? Ama sadece birazcık. Aşırı duyarlılık da sağlığa zarar. Yoksa yaşanacak gibi mi bu hayat?
İnce ince bir günlük yaşam gözlemi..
Sıradanlığın evrensel ve insansı hali..
Kafka anlatım tarzı..
Titiz, yüksek gözlem gücünün fark edip içselleştirdiği ayrıntılar..
İmge, fenomen avcılığı..
Öyle bir av şöleni ki;avcı hem mutlu hem mutsuz, kitabın ismiyle müsemma olarak.

Kendini gerçekleştiren kehanet gibi, kendini doğrulan duygu durumları..
"Hayatımın, afetin gerçekleşmesini beklemekten ve hayatımla iç içe geçmesini gözlemlemekten ibaret olacağını biliyordum."gibi.

Kitap,okuyucuyla bir bağlılık,kitabı bitirdikten sonra bile süren bir vefa resitali, bir iç dünya kucaklaşması,hele de duygu ve fenomenler bir düzlemde buluşuyorsa;
Tanınmayan bir sevilenle rastlaşmak gibi...

Ve aynı enerji frekansındaki kitaplara tevafuk etmek,gerçekten okuduğum her kitapla doğruladığım bir tez.

Kitabı bitireli bir kaç saat oldu ve hala sorguluyorum;
Hangi duygu durumları marazidir?
Duyumsadığımız duygulardan ötürü suçlanabilir,psikiyatri kliniğine yatırılabilir miyiz?
Kendinle,iç sesinle konuşmak psikolojik bir septom mudur?
Evlenip,çocuk sahibi olup,toplumsal normlara göre yaşamak ve hissetmek midir normal(!)olmak?

Ebeveynler ve onlarla geçirdiğimiz zaman dilimleri ve bu zaman dilimlerinde oluşup,bilinçaltına kazınan fenomenler yakamızı hiç bırakmayan,geçmiş zaman kalıntıları mı olacak?

Geçmiş ve gelecek marazından bir yol bulup,öteye(şimdiye) geçmek mümkün mü ve ne kadar?
Biraz olsun yol gösterebilir,belki!!!

https://youtu.be/volxiDneyro
Gerhard Warlich, bir çamaşırhanede yönetici olarak çalışmaktadır. Felsefe eğitimi almış biri olarak yaptığı işi sevmeyen, ancak, başka işlere yönelme konusunda da yeterli iç motivasyona sahip olmayan ana karakter, günlük yaşantısındaki her şeye kendince farklı anlamlar yüklemektedir. Bu yaklaşımından çoğunlukla mutsuz olmasına karşın, zaman zaman da mutluluk duymaktadır. Sıklıkla çocukluğuna dönen ve annesini her fırsatta anımsayan,
Sevgilisi Traudel ile birlikte yaşamakta olan karekterimiz, sevgilisinin çocuk yapma isteğiyle birlikte ilişkisine ve kendine hızla yabancılaşmaya başlamış, bu yabancılaşma beraberinde yalnızlığı da getirmeye başlamıştır. Traudel'in ;"İki kişiyken yalnız olmak istemiyorum" uyarıları da artık işe yaramamaktadır.
Sonunda, Warlich, terapi seanslarına katılmak üzere bir kliniktedir... Kitabı bitirdiğimde çok beğendiğimi düşündüm. Beğendiğim şey yazarın ayrıntılarda yakaladığı samimiyet ve bir insanın iç dünyasını okura aktarmaktaki başarısıydı. Yazarın dili, yer yer Kafka ve Camus'a da benzemekte bu nedenle de zihinlerde hoş bir okuma keyfi bırakmaktadır. Öneririm.
Her ne kadar bir çırpıda okunacak gibi dursa da üzerinde uzun uzun düşünülmeyi hak eden bir kitap. Günlük hayatın detaylarını düşünerek sonunda yolunu kaybeden sıradan bir insanı anlatır. Belki de kahramanı kendime benzettiğim için beni çok etkiledi bu kitap. Kitabın kasvetli havası her okura hitap etmese de özellikle Kafka tarzı yazarları sevenlerin mutlaka okuması gerekiyor.
"İnsanın önemli anlarda, dilsizleşen bir filozof olduğunu keşfetmesinden daha korkunç bir şey olamaz."

Sürekli hayat ve akışı üzerinde kafa patlatan ,aşırı duyarlı bir adamın iç dünyasında yaptığım bu gezi beni çok etkiledi.
Gündelik hayat ve içten geçen hayat en ince ayrıntıları ile gözlemlenmiş. O yüzden bu kitap ya çok sevilir ya hiç sevilmez.
Kesinlikle belirtmeliyim ki, ben bu kitabı çok sevenlerden oldum.
Buram buram Kafka kokuyordu.Bireysel temalardan yalnızlık ve aidiyetsizlik duygularını işlemiş.Yazar sosyoloji,felsefe ve edebiyat eğitimi görmüş bunu cümlelerin derinliğinden de anlayabilirsiniz zaten.Çeviri de çok güzeldi.Dikkat derin içsel sorgulamalar içerir!!!Keyifli okumalar.
Romanın ana karakteri Gerhard Warlich felsefe doktorası yapmış olmasına rağmen bir çamaşırhanede çalışıyor. Gerhard Warlich, pek çoğumuzun başına geldiği gibi, eğitimine uygun olmayan ancak sırf hayatını devam ettirebileceği bir işte çalışmak zorunda ve bunun sonucunda da gün geçtikçe mutsuzluğu artıyor. Gerhard Warlich'in en çok zevk aldığı şey insanları gözlemlemek ve var olandan farklı gerçeklikler kurgulamak. Bu sayede kendi gerçekliğinden kaçmış oluyor. Kitabın felsefi yönü çok kuvvetli olmakla beraber, kitabı okurken kendimizi zaman zaman bir psikanaliz seansındaymışız gibi hissediyoruz.

Gerhard Warlich'in hikayesi, büyük şehirlerde bir sürü halinde yaşayıp, çalışmak istemedikleri işlerde çalışıp, yaşadığı hayatı beğenmeyen ama beğenmedikleri bu hayatları değiştirmeye gücü olmayan insanları anlatıyor. Dolayısıyla pek çoğumuza yakın gelebilecek bir hikaye.
Pek çok kişinin farketmediği küçücük detayları gözlemleyerek, bu ayrıntılardan mutluluk kırıntıları yakalamaya çalışan ve sürekli hayat üzerine kafa yoran bir adamın , iç dünyasıyla, yasamıyla, işiyle ve sevgilisi ile olan iletişimin anlatıldığı kitapta, ana karakterin sevgilisinin, çocuk sahibi olmak istemesiyle altüst olan hayati ve bunun neticesi olarak her şeyi sorgulaması ve hesaplaşma içine girmesi anlatılıyor.Yazarın üslubunu cok sevdim, keyifli bir kitaptı.
Herkese iyi aksamlar
“Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk” romanını çok sevdim. Belki kendimle benzeşen pek çok nokta bulduğum için, belki doğru zamanda okuduğum için bilemiyorum, benim için özel romanlar listesine girdi. Altını çizdiğim, kitabı kapatıp durup düşündüğüm o kadar çok yer oldu ki, biraz zaman geçtikten sonra yeniden okumayı planlıyorum. Kafka’nın Dönüşüm’ünü sevdiyseniz bu kitabı okuduğunuzda pişman olmazsınız diye düşünüyorum.

Romanda modern insanın yaşamaktan bir türlü kaçamadığı; yalnızlık, çaresizlik, sıkışmışlık gibi ruhsal sıkıntılar çok yerinde tespitler ve başarılı bir anlatımla okuyucuya sunuluyor. Bunların yanı sıra yazarın çok yerinde bir eleştiri sunduğunu düşündüğüm nokta ise; eğitim, kapitalizm ve tatmin alanına ilişkin. Romanda Gerhard, felsefe eğitimi almış ancak alanında çalışacak bir iş bulamadığı için kendi yetenek ve bilgisini birebir kullanmasına gerek olmayan tamamen alakasız bir iş yapmaktadır. Eğitim kredisini ödemek zorunda olduğu için geçici olarak girdiği bu işte kovulana kadar tam 14 yıl çalışmıştır. Ancak yaptığı iş ile kendisi arasına – işi beğenmeyişi, küçümseyişi ya da kendine yakıştıramayışı vs. nedenleriyle olabilir- koyduğu mesafe yıllar içinde daha da derinleşmiş ve her gün her an kendini kendine bir şekilde kanıtlamak zorunda hissetmeye başlamıştır..
Herkese keyifli okumalar

Yazarın biyografisi

Adı:
Wilhelm Genazino
Unvan:
Alman Gazeteci ve Yazar
Doğum:
Almanya, 22 Ocak 1943
22 Ocak 1943’te Mannheim’da dünyaya geldi. Almanca, felsefe ve sosyoloji okudu. 1965’e dek gazetecilik yaptı. 1970’ten sonra radyo oyunları, tiyatrolar ve başarılı romanlar yazdı. 1980 ve 1986 yılları arasında, edebiyat dergisi Lesezeichen’in editörlüğünü üstlendi. 2001’de çağdaş Alman edebiyatının en önemli eserleri arasında gösterilen Ein Regenschirm Für Diesen Tag (O Gün İçin Bir Şemsiye) adlı romanıyla büyük bir başarı kazandı ve 2004'te Almanya’nın en prestijli edebiyat ödülü Georg Büchner Preis’e layık görüldü.

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 153 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 131 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.