Wolfgang Schivelbusch

Wolfgang Schivelbusch

Yazar
8.0/10
7 Kişi
·
20
Okunma
·
2
Beğeni
·
599
Gösterim
Adı:
Wolfgang Schivelbusch
Unvan:
Alman Bilim Adamı, Tarihçi, Gazeteci, Yazar
Doğum:
Berlin, Almanya, 26 Kasım 1941
1941’de Berlin’de doğdu. Frankfurt Üniversitesi’nde edebiyat bilimi, sosyoloji ve felsefe öğrenimi gördü. Zihniyet ve kültür tarihi araştırmalarıyla tanındı, eserleri birçok dile çevrildi. 2003’te Berlin Sanatlar Akademisi’nin Heinrich Mann Ödülü’ne, 2005’te Aby Warbung Vakfı Bilim Ödülü’ne layık görüldü. Türkçede daha önce Keyif Verici Maddelerin Tarihi (çev. Zehra Aksu Yılmazer, Dost Kitabevi, Genesis Kitap) adlı eseri yayımlandı. Uzak Akrabalar (2014) İletişim Yayınları tarafından yayımlandı.
Tuz üreten kentler adlarını tuzdan alır: Salzburg, Salzgitter, Salzwedel vb. Antik
Yunan' da misafire tuz ve ekmek ikram edilir, çünkü bunlar hayatı ve konukseverliğin kutsallığını simgeler.
İnsanlar burada gazete okur, satranç oynar, tanışır. Daha evcimen kahvehanelere alışık olan Almanlar Paris kahvehanelerini yadırgarlar.
Bir masalda en küçük kızın babasına duyduğu sevgiyi tuz sevgisiyle kıyaslaması ne kadar garip gelir bize: "İçinde tuz yoksa, en iyi yemek bile lezzetli değildir, o yüzden ben babamı tuz kadar severim."
Wolfgang Schivelbusch
Sayfa 12 - Nisan 2012 Genesis Kitap
16. yüzyılın sonlarında Augsburglu hekim Leonhard Rauwolf Yakındoğu ve Ortadoğu'yu gezer. Avrupalıların şarap ve birayı zevkle içtiği gibi, Türklerin ve Arapların da koyu renkli sıcak bir sıvıyı keyifle içtiğini fark eden Rauwolf, 1582 yılında yayımlanan Reise in die Morgenländer (Şark Diyarlarına Seyahat) adlı eserinde şöyle der: "Bir de pek sevdikleri hoş bir içecekleri var. Adına 'ghaube' dedikleri bu içecek neredeyse mürekkep kadar koyu ve hazmı kolaylaştırıyor. Bunu sabahın erken saatlerinde, hem de umumi yerlerde, herkesin gözü önünde, toprak ve por selen kaselerden hiç tiksinmeden içiyorlar. Herkes sırayla küçük bir yudum aldıktan sonra kâseyi yanındakine uzatıyor, zira
daire biçiminde, yan yana oturuyorlar. Suyun içine, yerli halkın 'bunnu' dediği, ebadı ve rengi dışında defneye benzeyen bir meyve katıyorlar. Pek yaygın olan bu içeceği ya da meyveleri satanlara çarşıda sık sık rastlanıyor."
Bugün ayıp karşılanan bir şey, 18. yüzyılda son derece normaldi: Kahve soğuması için fincan tabağına dökülür, hatta fincan tabağından içilirdi.Fakat bu sırf burjuvalara özgü bir alışkanlık olabilir, zira aristokratik çay ve kahve masası sahnelerinde fincan tabağı yalnızca bir tür fincan 'tepsi' si işlevini görür.
Otuz Yıl Savaşları tütünün, Napolyon Savaşları ise puronun tüm Avrupa' da
yaygınlık kazanmasına yol açmış, Kırım Savaşı'nda da başlangıçta Rus malı sigara önce Avrupa'ya, ardından da tüm dünyaya yayılmıştır.
Tütünle yapılan şeye uzun süre bir ad bulunamaz. 17. yüzyılda rauchen sözcüğü gündelik dile girinceye kadar hep içme
analojisi yapılır, 'duman içmek' (Rauchtrinken) ve 'tütün içmek'
(Tabaktrinken) denir.
Kimse burada kendi önceliğine göre davranmamalı. Kimse kendinden soylu biri geldiğinde ayağa fırlamasın, tutup da kendi yerini ona sunmasın.
240 syf.
·15 günde·Beğendi·9/10
Kitap 'baharatlar' ile başlar. Başlangıç olarak da tarihi çok eskilere dayanan tuz ve karabiberin hikayesi anlatılır. İlaç, konserve ya da yemekleri tatlandırmak için kullanılması dışında dini ayinlerde de tuzdan yararlanılmış.

Ortaçağda zenginler tarafından kullanılan baharatlar bir çeşit lüks ve gösteri unsuru olarak da gözükür. Hatta 'ikram edilen baharatların ölçüsü ya da ölçüsüzlüğü evin efendisinin sosyal konumunu gösterir (S.14).' diyerek de bir durum tespiti yapılır.
Karabiberin hem sosyal statü belirlemesi hem de ticari olarak miras olarak geçerli bir meta olması Ortaçağ Avrupa'sında önemli bir güç unsuru olduğunu gösterir. Haçlı seferleri ve sonrasında yapılan yakınlaşmalar çeşitli tatları ve eşyaları (halı, ipek, kadife gibi) Avrupa'ya götürür. Avrupa içinde asillerle köylüler arasındaki fark metanın satın alma gücüyle paralellik gösterir.

Arap yarımadasına Hindistan'dan gelen baharat Ortaçağ Avrupa'sında önemli iken ilerleyen dönemlerde arzın fazla olması talebin az olmasıyla eski şaşalı günlerini kaybeder. Ayrıca Avrupa mutfağında (özellikle Fransa) baharatlı yemeklerden vazgeçilmesiyle baharat ve özelde karabiber sadece baharat olmaya devam eder.

Avrupalıların; Türklerin ve Arapların güne dinç başlamalarını sağlayan koyu kıvamlı sıcak sıvıyı içmelerini seyahatler sayesinde öğrenirler. Araplar bile geç tarihte tanıştıkları bu koyu kıvamlı sıcak şey daha sonra kahve adıyla tüm dünyaya yayılır. Ortaçağ Avrupa'sında geleneksel içki biranın yerine kahve alışkanlığına geçiş, kahvenin uyarıcı ve dinç tutma özelliği sayesinde gerçekleşir.

Bira ve şarabın hem keyif verici bir madde hem de beslenme aracı olarak görülür. Hatta "patates evlere girinceye kadar Orta ve Kuzey Avrupa'daki halkın başlıca gıda maddesi ekmek ve biradır (s.30)"

17.Yüzyılda Avrupa'da egemen olan bira ve şarap kültürü, yemeklerine kadar iner. Bira katkılı yemek tarifleri yapılır ve genelin yiyeceği yemekler içinde vardır. Çay, kahve ve çikolata o kadar yabancı gelir ki bu kültüre bu yeni içecek türlerini hazmetmek bile zor olur.

Yazar, dışarıdan gelen ve topluma tamamen yabancı olan çay, kahve ve çikolata ile geleneksel olarak yüzyıllardır var olan bir ve şarabın toplum içinde yaşadığı üstünlük durumuna kısaca değinir. Geleneksel olarak dededen, babadan gelen ve hem keyif hem de yemek ihtiyacını sağlayan - kararında içilmesi kaydıyla - biraya karşın Doğudan gelen bu üç unsur belli bir zaman çatışma hali yaşadıklarına değinir.

Kahvenin zaman ve para ilişkisi üzerine de durulur. Bira ve şaraptan dolayı sarhoşluk içinde olup ticaret hayatını olumsuz etkilemesine karşılık, beyni zinde tutan ve daha uzun saatler ticari hayat içinde kalan kişiler arasındaki 'zamanın para olduğu' düşüncesi, kahveyi üretimin gücü haline getirmesinden bahseder. Dönem içi yazarların ve tıbbın bu yeni içeceğe karşı duruşu onu geleneksel içecek olan birayla kıyaslamasıyla gerçekleşir. İçilen kahvenin vücut sıkıntılarını kuruttuğu ve vücudu hastalıklara açtığını belirtip, biranın ise vücudu ıslak tutmasından bahseder ve hala günümüzde bile alkollü içki tüketiminde kullanılan 'ıslatalım' deyimi o eski alışkanlıktan kaldığını söyler.

İngiltere, Fransa, Hollanda, Almanya gibi ülkeler de kahvenin yeni ve özellikle Fransa ve Hollanda'nın sömürgelerde kahve üretimi yapması ticari olarak üstünlük sağlar ve Almanya kahveden kaynaklı dış ticaret açığı verir. Devir değişir ve 1700'lerdeki İngiltere Avrupa'nın en büyük kahve tüketicisi olur (s.86) ama zamanla çay ithalatının artması ile kahveden çaya bir yönelim gerçekleşir. (Kahve Tüccarı adlı kitapta yapılan ticaret anlatılır: Kahve Tüccarı)

Çikolata, hammaddesi kakao ve kökeni hakkında bilgi verildikten sonra, kahve ile kıyaslama yapılarak kakaonun içinde kafein maddesi olmadığı için daha hafif ve uyarıcı özelliği olmadığından bahsedilir.

Tütünün ana maddesi nikotinin bir Fransız elçisinin adından geldiğini (nicol) öğreniyoruz. Kahve gibi uyarıcı değil, alkol gibi bir çeşit zehir olduğu anlatılır. Kuru diye nitelendirilen tütünün olumlu olumsuz yönleri üzerine 17. ve 18. yüzyılda çıkan yazılar eşliğinde açıklamalarda bulunur.

Zaman içinde pipodan, puroya ve oradan sigaraya evrilmenin yolculuğuna çıkartıyor yazar bizi. Örneğin, bu zaman diliminde zenginlik, lüks ve ayrıcalık durum göstergesi olan puro Karl Marks'ı bile etkiler ve 'bir tür devrimci simge haline geldiğinden' bahsedilir.


Tütün haricinde bir de enfiye kavramıyla karşı karşıyayız. Avrupa üst tabakasına hitap eder. Sigara orta ve alt düzey kentsoyluların iken enfiye çekmek daha üst sınıfların eğlencesi haline gelir.

'Alkolün kaçış ve teselli (s.151) olarak görülmesi, o dönemde yaşanan sosyal duruma bakıldığında hiç de hor görülemez. Kahve kültüründe yer almayan işçi kesimi, ispirtolu içkiler (sert içki) konusunda eski düzenlerini korurlar ve içmenin, sarhoşluk bir çeşit toplumsal statü belirtisi olduğundan bahseder yazar. Kahve ile ispirtolu içkinin zıtlığını bahsederken kahve kentsoylulara, ispirtolu içki ise işçi sınıfın içeceği olduğunu ifade eder. Ortaçağ Avrupa'sında içkinin tarihi, yeri ve diğer içkilerle karşılaştırması yapılır.

Örneğin, William Hogart'ın resim içine balon yerleştirip burada hiciv amaçlı yazılar yazması daha sonraki yıllarda bu türün gelişmesine sebep olur. Genelde sosyal durumun yansıması olarak yaptığı resimler ve içlerinde kullandığı balon içi yazılar önemli bir durumu ortaya çıkartır. Hogart'ın meşhur "Cin Caddesi" ve "Bira Sokağı" adlı gravürleri o döneme ait organik içkilerle, yapay, damıtılmış içkilerin (ve tabi ki içim miktarı önemli) arasındaki farkı gösterir. Hogart'ın sağ taraftaki resim, Cin Caddesindeki harap evleri, kendinden geçmiş insanlari, kavga eden insanları betimlerken, sol tarafta ise Bira Sokağında barış, huzur anlatılır. https://www.artble.com/...eet_and_gin_lane.jpg İçkinin işçi sınıfı (proleterya) üzerindeki baskısına da değinir. Hatta Engels ispirtolu içkiler yüzünden uyuşmuş bir işçi sınıfından ne beklenir anlamına gelecek açıklamalarda bulunur.

Kitabın son kısmı "ritüeller" de ise meyhane ya da birahanenin kendine has durumlarından örnekler verilir. İçkinin sıvı olması dolaysıyla yemeğe oranla daha hızlı bir şekilde kana karışması zehirle eş tutulur. Bir arada bulunma isteği ve bu doğrultuda güçlü hissetme dürtüsü bazı şeylerin de beraber yapılmasını ve ortama katılmayı da gerekli kılmıştır. Kadeh kaldırmaktan başlayarak, sunulan içkiyi reddetmek, herkesten önce içkiyi bırakmak kaba davranış olarak görüldüğünden bahsedilir. Kahve ve çay (ben merkezli) tek başına içilebilirken, içkinin daha "biz" merkezli olduğu belirtilir.

Yazar, kitabın son bölümünde Avrupa tarihinde alkolün yerine değiniyor ve Antikçağdan bu zamana kadar uyuşturucu madde olarak alkolün yeri yadsınamaz diyerek bir durum değerlendirmesi yapar. Alkol karşıtlığı konusuna da değinir.

İngilizlerin Çinlileri nasıl da afyon bağımlısı yaptığının ibretlik hikayesini de okuyoruz.

Kitabın yazılma sebebini yazar önsöz kısmında oldukça güzel bir şekilde anlatıyor. Oradan hareketle ele alınan bu keyif verici maddelerin tarihi öğrenmek yanında insanlık tarihinde oynadığı rolü de öğreniyoruz. Keyif verici maddeler denildiğinde anlaşılan ve burada anlatılan kahve, çay, tütün, baharat, tütün, afyon ve alkol yer almaktadır. Hep kişi ya da yerlerin tarihi okunacak değil ya, biraz da yiyecek, içecek ya da nesnelerin tarihine bakalım. Keyif verici maddelerin kişiye keyif verme sebepleri nelerdir? Biraz da bunu öğrenelim.


Kitabın anlatılan dönemlerine ait resim ve gravürlerle süslenmesi ve resim altı yazılarda da ayrıntılı bilgi verilmesi konunun anlaşılması açısından daha iyi olmuş. Güzel bir şekilde hazırlanmış. Kaynakçaya bakıldığında ise yazarın beslendiği bilgi yükünün çok olduğu ortaya çıkıyor. Kolaycılığa kaçmadan, günümüz tabiriyle 'copy/paste' mantığıyla hazırlanmamış, emek isteyen bir çalışma.

++ Kapak ilgi çekici, hoş ve güzel bir albeniye sahip. Vitrinde kendini gösterecek hiç bu tarz kitaplarla ilgilenmeyecek kişilerin bile dikkatin çeker.
++ Arka kapak tanıtım yazısı da yeterli bilgilendirmeye sahip.
++ Kitap keyif verici maddelerin tarihi ele almakla beraber, keyif verici maddelerin insanlık tarihinde işledikleri rolü inceliyor. Ayrıca afyon ve esrarın asırlar boyu sıradan keyif vericiler gibi rahat kullandıkları halde 19.yüzyıl sonunda birdenbire uyuşturucu olarak nitelendirilip yasaklanmasını da anlatılıyor.
++ Kitabın şu an satışta değil. Ancak sahaflarda bulabilirsiniz. Tavsiye ederim. Anlatım salt metin olarak değil, görsel ögelerle de desteklenmiş.

Ezcümle: Tavsiye ederim. 24/2/2019 tarihinde yazı siteye eklenmiştir.
240 syf.
Doçent Schivelbusch, okuduğum en ilginç kitaplardan birine imzasını atmış. Kitap konulara uygun siyah-beyaz birçok eski gravür, karikatür vb görsellerle süslenmiş bulunmakta.

Kahve, çay ve tütün sömürgeciliğinden, baharatlara ve farklı kullanım alanlarına, enfiyeden, afyona, esrara, sanayi devrimi sırasında biranın ve ispirtolu (sert) içkilerin akıbetine, keyif verici maddelerin tüketimi ve sunumu ile alakalı ritüellere ve bira da dahil her türlü alkollü içkinin reddedilip içme suyunun ve ABD'de Coca-Cola'nın meşhur yükselişine kadar, herşey bu kitabın içerisinde.

Yazarın biyografisi

Adı:
Wolfgang Schivelbusch
Unvan:
Alman Bilim Adamı, Tarihçi, Gazeteci, Yazar
Doğum:
Berlin, Almanya, 26 Kasım 1941
1941’de Berlin’de doğdu. Frankfurt Üniversitesi’nde edebiyat bilimi, sosyoloji ve felsefe öğrenimi gördü. Zihniyet ve kültür tarihi araştırmalarıyla tanındı, eserleri birçok dile çevrildi. 2003’te Berlin Sanatlar Akademisi’nin Heinrich Mann Ödülü’ne, 2005’te Aby Warbung Vakfı Bilim Ödülü’ne layık görüldü. Türkçede daha önce Keyif Verici Maddelerin Tarihi (çev. Zehra Aksu Yılmazer, Dost Kitabevi, Genesis Kitap) adlı eseri yayımlandı. Uzak Akrabalar (2014) İletişim Yayınları tarafından yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 20 okur okudu.
  • 23 okur okuyacak.