Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Yazar
8.1/10
2.205 Kişi
·
10.370
Okunma
·
674
Beğeni
·
13.303
Gösterim
Adı:
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Unvan:
Türk Romancı, Gazeteci, Şair, Diplomat
Doğum:
Kahire, Mısır, Osmanlı İmparatorluğu, 27 Mart 1889
Ölüm:
Ankara, Türkiye, 3 Aralık 1974
27 Mart 1889´da Kahire´de doğdu. İlköğrenimine ailesiyle birlikte gittiği Manisa´da başladı. 1903´te İzmir İdadisi´ne girdi. Babasının ölümünden sonra annesiyle yine Mısır´a döndü, öğrenimini İskenderiye´deki bir Fransız okulunda tamamladı. 1908´de başladığı İstanbul Hukuk Mektebi´ni bitirmedi. 1909´da arkadaşı Şehabettin Süleyman aracılığıyla Fecr-i Âti topluluğuna katıldı. 1916´da tedavi olmak için gittiği İsviçre´de üç yıl kadar kaldı. Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı´nı destekledi. 1921´de Ankara´ya çağrıldı ve bazı görevler verildi.
1923´te Mardin, 1931´de Manisa milletvekili oldu. Bir yandan da gazeteciliğini ve roman yazarlığını sürdürdü. Kadro Dergisi 1932´de Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Savunduğu bazı görüşler aşırı bulunduğu için Kadro dergisinin 1934´te yayımına son vermek zorunda kalmasından sonra Tiran elçiliğine atandı. Daha sonra 1935´te Prag, 1939´da La Haye, 1942´de Bern, 1949´da Tahran ve 1951´de yine Bern elçiliklerine getirildi. 27 Mayıs 1960´tan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. Siyasal hayatının son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa milletvekilliği oldu. 13 Aralık 1974´te Ankara´da öldü.
Yazı Hayatı: Karaosmanoğlu yazarlığa Ümit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap gibi dergilerde başladı. Fecr-i Âticiler´in `sanat şahsî ve muhteremdir` görüşünü paylaştığı ve `sanat için sanat` yaptığı bu ilk döneminde Nirvana adlı bir oyun, makaleler, denemeler, düzyazı şiirler ve öyküler yazdı. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında ülkenin durumu, sanat anlayışını değiştirmesine yol açtı. Türk toplumunun çeşitli dönemlerdeki gerçekliğini sergilemek istediği için bir ikisi dışında eserlerinde belli tarihi dönemleri ele aldı. Kiralık Konak I. Dünya Savaşı öncesinin, Hüküm Gecesi II. Meşrutiyet´in, Sodom ve Gomore Mütareke döneminin, Yaban Kurtuluş Savaşı yıllarının, Ankara Cumhuriyet´in ilk on yılının, Bir Sürgün II. Abdülhamid döneminin işlendiği romanlardır. Panorama 1923-1952 yıllarını kapsar. Karaosmanoğlu 1920´lerden sonra iyimser bir devrimci görünümündeyken, sonra umutlarını yitirerek romancılığını devrimci yönde kullanmaktan vazgeçmiştir. 1955´ten sonra da anı kitaplarından başka bir şey yazmamıştır.Romanları arasında en ünlüleri Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban´dır. Nur Baba Nur Baba, Karaosmanoğlu´nun ilk romanıdır. 1922´de kitap olarak çıkmadan önce gazetede yayımlanmıştır. Ama yazılışı ondan sekiz dokuz yıl öncesine gider. O yıllar Karaosmanoğlu´nun Eski Yunan ve Latin edebiyatıyla ilgilendiği ve Çamlıca´daki bir Bektaşi tekkesine devam ettiği dönemdir. Nur Baba´yı Euripides´in Bakkhalar´ından esinlenerek ve tekkedeki gözlemlerine dayanarak yazmıştır.

Roman, öykü ve makaleleri ile Türk toplumunun Tanzimat’tan bu yana geçirdiği değişiklikleri anlatmış bir yazardır. Asıl ününü romanları ile sağlayan yazarın en ünlü romanları Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban'dır. Edebiyat yaşamının başında Fecr-i Ati edebiyat topluluğunun kurucu üyeleri arasında yer almış; daha sonra bireyci düşüncelerden uzaklaşarak toplumculuğu kabul etmiş bir yazar olarak değerlendirilir. Milli Mücadele yıllarında ve sonrasında etkin bir siyasal yaşam sürmüştür. Milli Mücadeleden itibaren Atatürk’ün yakın arkadaşları arasında yer almış; TBMM II., IV., XII. dönemlerde milletvekilliği yapmıştır. Kadro Dergisi’nin kurucularındandır. Dergi, devrin yöneticileri ile fikir ayrılığına düşüp Kemalizm’i değiştirmekle suçlanarak kapanmasından sonra diplomat olarak yurtdışında çeşitli görevlerde bulunmuştur. Anadolu Ajansı’nın kurucularındandır, ömrünün son yıllarında ajansın yönetim kurulu başkanlığını yapmıştır.
Kalbimi kırdı; kalbimi fena kırdı. Hiç ummazdım. Bu kadarına hiç ihtimal vermezdim.
"Bekir Çavuş;
-Biliyorum beyim sen de onlardansın emme.
-Onlar kim?
-Aha, Kemal Paşa'dan yana olanlar...
-İnsan Türk olur da, nasıl Kemal Paşadan yana olmaz?"
Dünyada eş yüzler olduğu gibi, eş ruhlar da vardır. Bunlar diğer ruhların kalabalığı arasında mütemadiyen birbirini ararlar.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Sayfa 136 - İletişim Yayınları
YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU' NU " Y K K " FERMUARLARININ SAHİBİ SANMAK..

Uzun zaman önce yazıp kritikleyemediğim bir incelemeden daha hepinize selamlar ola .. Normalde bu incelemeyi yapmayı pek düşünmüyordum ama bazı incelemeleri ve altındaki yorumları okuyunca yazmazsam olmaz diye düşündüm .. Öyle akla mantığa sığmaz yorumlar okudum ki .. Yani bunlar, ya kasıtlı ya da bilgisizlikten böyle yazılıyor ..Düşünüp empati yapabilen insanların , hele hele inkilap tarihi okumuş kesimin bu yanlışları yapacağını düşünmüyorum .. Bu incelemeyi de Yakup Kadri ile yeni yeni tanışacak arkadaşlarımız için yapıyorum .. Kafalarında soru işareti kalmasın, bu güzide yazarımızı yanlış tanımasınlar diye yazıyorum ..

Bir kitabı okuyacağım zaman ,hele hele bir yazarı ilk kez okuyacağım zaman adetim olan bazı değişmez ön hazırlık koşulları ve kıstaslarım vardır .. Nedir bunlar ? Birincisi , yazarı tanımak .. İkincisi yazıldığı dönemi araştırmak .. Sadece tek taraflı değil her yönüyle araştırmak ..Gidip o dönemleri, tek taraflı olarak Mustafa Armağan' dan veya Yavuz Bahadıroğlu' ndan falan okursanız aşşağıda bahsedeceğim yanlışları yaparsınız .. Bu da kaçınılmazdır ..Hemen salça olacaklar için gerekli uyarıyı yapayım da sonradan papaz olmayalım ..Ben bu bahsettiğim şahıslar okunmasın diyenlerden değilim .. Aksine onları da okuyun hatta mutlaka okuyun ama bunları da okuyun diyorum .. Her daim söylüyorum , Aziz Nesin de aynı şeyi söylüyor : GERÇEKLER ZAMANA GÖRE DEĞİŞMEZ ! Sanırım ne demek istediğimi anladınız .. Kısaca o dönemin şartları ile minik bir girizgah yapalım ..

Bu bilgiler 1923 ' e ait .. Ona göre kafanızda o günün Türkiye' sini ve Kurtuluş Savaşı dönemini siz kurgulayın kukumanjerolar ...
Toplam nüfusumuz "13 milyon" .. Bu sayının 11 milyonu KÖYLERDE yaşıyor ..40 bine yakın köy var ve bu köylerin 37 bininde OKUL , POSTANE ve herhangi bir DÜKKAN YOK! 30 bin köyün ise, yani her 4 köyün 3 ünde CAMİ YOK... Traktör- biçerdöver ve modern tarımcılık bir hayal ..Atadan dededen görme kara düzen ve son derece verimsiz bir tarımcılık yapılıyor .. Karasabanın premium ligte birinci sırada olduğu dönemler .. Hal böyle olunca şekerden EKMEKLİK UNA , pirinçten en basit gıda maddelerine kadar herşey İTHAL..Sağlık sektörünü hiç saymayayım diyeceğim ama bilinsin ..Tüm vatan sathında 337 doktor , 60 ' a yakın eczacı var ..Bunlardan sadece 8'i Türk ..40 BİN KÖY İÇİN SADECE 4 EVET YANLIŞ OKUMADIN YAZIYLA DÖRT HEMŞİRE VE 136 EBE VAR.. Doğumdaki bebek ölüm oranı %40 .. Anne ölüm oranı %19 .. Haaa az daha unutuyordum .. Frengi ve sıtmalıların sayısı milyonları buluyor ..Bitlenmek son derece sıradan bir durum .. Ve trahom diye bir hastalık daha var ki onu ne sen sor ne ben söyliyeyim .. Bugün yok .. O yüzden pekçoğunuz ismini dahi yeni duyuyor .. Sonra açar google a sorarsın .. Tüm bu bilgiler ışığında okuma yazma oranının hesabını falan var gel sen yap,işin içinden sen çık canım kardeşim..Köylerde okuma yazma dahi bilmeyen şıh , hacı - hoca denen din bezirganları köylünün kanını emiyor.. KISACA MİLLETİMİZİN YOKLUKTAN , EĞİTİMSİZLİKTEN KIRILDIĞI DÖNEMLER...

YABAN çok değil, bu dönemden 2 - 3 sene öncesini anlatır ..O dönemin Türkiyesi' ne daha doğrusu , unutulmuş ve kaderine terk edilmiş Anadolu' ya , köylerimize , köylülerimize ayna tutar .. Okul yüzü görmemiş , okuma yazma bilmeyen insanlarımızı , onları kandıranları , işgal ordusu denen yunanı , onlarla işbirliği yapan kansızları anlatır ..Esas olayı budur ama Yakup Kadri olayın içine bir aşk hikayesi de empoze edip olayları önümüze bu şekilde servis etmiştir.. Çanakkale Savaşı' nda gazi olan bir Türk subayının Kurtuluş Savaşı sürerken Anadolu' ya gelişi ve çevresinde gelişen olaylardır özünde anlatılan.. Kurgu denebilir , hatta denmelidir ama romanda geçen olaylar birebir yaşandığı için yaşanmışlıkların romanı dersek de yanlış olmaz diye düşünüyorum .. Yaşanmışlıklar diyorum çünkü biz "Kurtuluş" için savaş verirken bu olaylardan çok daha fazlası yaşanmıştır .. Kitapta Yunanlılar geçtikleri köylerin üzerine uçaklardan Mustafa Kemal' in hilafet düşmanı olduğunu , padişah düşmanı olduğunu ,kendilerinin islamı kurtarmak için geldiklerini , mukavemet görmedikleri müddetçe halka zarar vermeyeceklerini , bu gelen ordunun Avrupa adlı bir kraliçenin emrinde olduğunu , islama hizmet ettiklerini anlatan bildiriler atmışlardır .. Bu anlattığım olayın aynını zaten yaşadık .. Dönemin şeyhülislamının verdiği fetvalar halen ortada duruyor.. Hatta yıllar sonra bile bu oyunu yaptılar ..Yunanlıları biliyorsunuz ki ingizliler giydirdi..Aynı ingilizler bir dönem prens charlesın sünnet olduğu haberini piyasaya servis ettiler.. Buna mütakipte prensin devasa boyutta bir Kuran önünde çekilmiş fotografları pompalandı tüm dünyaya .. Gülmeyin !! Bunlar gerçek ..Neyse devam edelim ..

1912 ve 1918 arası Türk edebiyatında millileşmenin zirveye oturduğu yıllar.Yakup Kadri ' de bundan nasibini sonuna kadar almış bir yazarımız ..Roman okunduğunda yazar kimi zaman köylüyü acımasızca eleştiriyor.. İlk kez okuduğum da ben de başlarında yahu neler oluyor diyip bir afallamadım dersem yalan olur .. Ki Yakup Kadri ' nin romanlarını okumazdan önce , tarih (özellikle inkilap tarihimiz ve siyasi yakın tarihimiz ) okuduğum dönemlerden dolayı kendisi hakkında yeterince bilgiye sahip biriyim.. Denmiş ki Türkiye aydınları genel olarak halkı aşşağılıyor ..Yakup Kadri ' de bunlardan biri ..Yaban' da bunun en bariz örneği.. Yahu arkadaşım siz şaka falan mısınız ?!?!? Nerenizle okuyorsunuz kitabı ? Hangi uzvunuzla ? Hangi organınızla ?!? Biri de çıkmış :

- "İşte efenim ben lisede okumuştum da .."
- "Eeee? "
- "Sonrasında gördüm ki bu halk o halk değil .."

YAPMA YAA!!!!

Hayırdır bilader zaman makinasına atladın da ,1920 lerde Anadolu köylerine mi gittin geldin ? Ölümsüzlüğü mü keşfettin ? O günden bugüne dek yaşadın da ona istinaden mi yazdın bunları ?

BAKIN ROMANDA NE DİYOR YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU :

"bunun sebebi türk münevveri (AYDINI!!), gene sensin! bu viran ülke ve yoksul insan kütlesi için ne yaptın? yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde kara toprağın üstüne attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun.

anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. bir kafası vardı, aydınlatamadın. bir vücudu vardı, besleyemedin. üstünde yaşadığı bir toprak vardı, işletemedin. onu behimiyetin, cehlin ve yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. o, kara toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. şimdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin. ne ektin ki ne biçeceksin? bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi? tabii ayaklarına batacak. işte her yanın şerha şerha kanıyor ve sen acıdan yüzünü buruşturuyorsun. öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir."

Romanın YABAN ismi ile yayınlanması tüm şu yukarda bahsettiğimiz muhabbet göz önüne alındığında gayet manidardır.. Yaban , söz konusu insanların arasına sonradan gelip yerleşen Türk subayının köylülerce kendisine verilen adıdır .. Yakup Kadri ' de ilkin karakterin kendi bakış açısı ile kimin yaban olduğunu sorgular .. Sonrasında iç hesaplaşmasını yapar .. Haklıyı haksızı birbirinden ayırır .. Şu alıntıyı romanda okumasına rağmen gelip zırıl zırıl ağlamak - açıkça söylüyorum- AKILSIZLIKTIR! İZANSIZLIKTIR! TUTARSIZLIKTIR!

Şimdi ben soruyorum ;

İşbu romanı doğru düzgün okumadan aydınımız milleti aşşağılıyor diyenler mi , yoksa romanda cahil bırakılmış toplumun arasına sonradan giren , halk arasında ötekileşen karakterimiz mi YABAN ?

Birkez daha söylüyorum ..Ne okuduğunuzun bir önemi yok ..İSTEDİĞİNİZİ OKUYUN CANIM KARDEŞİM! Yeter ki romanı GÖ"Z"ÜNÜZLE okuyup , BEYNİNİZİ çalıştırarak yorumlayın .. YOKSA YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU' nu , BAŞ HARFLERİ KISALTILINCA ORTAYA ÇIKAN "YKK" HAFRLERİNDEN MÜTEVELLİT BU FERMUAR MARKASININ KURUCUSU VEYA SAHİBİ SANMANIZ İÇTEN BİLE DEĞİL ..

"ROKET" aromalı bir incelememizin de böylece sonuna geldik .. Esen ve İŞSİZ kalınız sevgili kikirikler !!

Elzem linkler ..

YKK fermuarları : https://onedio.com/...de-ykk-yazar--509597

bonus parca : https://www.youtube.com/watch?v=bJNiMNUSrw8
MAHALLE YANARKEN SAÇINI TARAYANLAR ...

"Gaz" teciydi... ingiliz finosuydu! Köpekliğin , arsızlığın , haysiyetsizliğin , VATAN HAİNLİĞİNİN , DÖNEKLİĞİN , HAYASIZLIĞIN SÖZLÜK KARŞILIĞI İDİ !! vahdettin ile beraber ingiliz MUHİPLERİ ( ingilizi KÜÇÜK "MUHİPLERİ" BÜYÜK YAZDIK Kİ BUNUN BİR SEBEBİ VAR !!) cemiyetini kurdu ... Muhipin anlamını şimdiki yeni nesil pek bilmez .. Ben söyleyeyim .. DOST demek .. İngiliz SEVİCİYDİ...YALAKANIN en önde gideni , bayraklı, flamalısıydı bu şahıs ...Satılmıştı!! ÇANAK yalayandı .. "Avrupa ile kim başa çıkmış ki biz çıkalım , Asyalı halktan böylesi çıkmaz" diyen bugün ki "yes be annemcilerin" AĞA BABASI idi.. Liboşların atasıydı .. Mustafa Kemal' den nefret ediyordu .. "Ona el uzatmak eşkiyanın elini sıkmaktır... Derme çatma bir ordu ... Vuruşup duruyorlar .. Oysa ne demiş arap : galibin dediği olur" kıvamında makaleler döşeniyordu .. Biz yoksulluk içinde yoktan var edip köylerden pullukları sabanları hatta ve hatta çatalı bıçağı toplayıp eritip tüfeğimize SÜNGÜ yaparken , yuvasında MAKİNELİ TÜFEK bulunan bir siper için bir bölük askerimiz ölüme koşarken , çiftcinin , köylünün her 2 öküzünden birini orduya alıyorken yokluktan ve Anadolu da MEHMETLERİN BİRER BİRER TOPRAĞA DÜŞTÜĞÜ GÜNLERDE "Çanlarına ot tıkanıyor, moralleri pek düşük , çoğu yalınayak , teçhizatları noksan , gerçi birkaç kamyonları var ama hepsi kullanılmaz halde ,motorları bozuldumu tamir edilemiyor , yakıtları yedek malzemeleri- parçaları yok , taşıma için mandaları var ..Mustafa Kemaller hiçbir işe yaramaz.. Hamdolsun sayıları azdır , kangrenli kol gibi kesip atmalı bunları" kıvamında yazılar yazıyordu.. Hatta ve hatta , "Ey müslüman kardeşlerimiz , milli teşkilata aldanmayınız ! Bolşevik kafası taşıyan yurtsuz serserilerdir bunlar ..Bu millici mahluklar kadar başları ezilmek ister YILANLAR hayal edilemez, düşman ondan on kat iyidir" kıvamında yazılar kaleme alıyordu.. Senin anlayacağın canım kardeşim HAİNLİKTE bir dünya markasıydı .. Bedelini ÇOK AMA ÇOOOOK ağır ödedi .. Bayrak gibi göndere çekiverdiler onu .. Linç edildi.. İsmi mi? İsmi ali kemal idi ! Neyse ki "SARIŞIN KURT" hızır gibi yetti !! KAĞNI KAMYONU DA, YEDİ DÜVELİ DE YENDİ !!!

Vatanımız işgal edilmiş , düşman cizmeleri Anadoluyu çiğniyorken bu sakat zihniyetin bir de seyreltilmiş hali mevcuttu o günlerde .. MANDACILAR.. Şimdi burda yazınca bir kısmınız zıplayacak yerinden .. halide edip adıvar bu tayfanın başında gelen isimlerden biri idi. Bu tayfa, yüzyıllardır hür yaşamış bu milletin , kavimlere göç ettirmiş , tarihi yazmış birebir şekillendirmiş bir ulusun, ingiliz ve abd mandası altında yaşamasını savunuordu.. Gördüğün üzere keşmekeşliğin zirvesi idi o günler .. Diyeceksin ki bana bunları niçin anlatıyorsun.. O günleri bil diye anlatıyorum canım kardeşim .. Çünkü roman o dönemlerde geçiyor .. Bu tayfanın top koşturduğu İstanbul'da geçiyor ..

İngiliz İstanbul' a ayak basmış .. VATANIMIZ , BAYRAĞIMIZ, TÜM MUKADDES SAYDIĞIMIZ DEĞERLERİMİZ ağır hakaret ve tehdit altında..Vaziyet bu iken bir kısım sözde elitin işgal kuvvetleri ile yaşadığı çok çok ağır ve "sakat" ilişkilerin öyküsüdür bu kitap..Ne olduğunu unutup ne oldum budalası olanların Sodom ve Gomorra kavimleri üzerinden anlatılan öyküsüdür .. MAHALLE YANARKEN SAÇINI TARAYANLARIN ÖYKÜSÜDÜR .. Sahi kimdi onlar ?
Kitabı okudum ve her okuduğum kitap sonrası olduğu gibi sıra geldi düşünmeye ve kitap üzerine bir şeyler karalamaya; kendi zihnimdeki, insan, insan psikolojisi ve toplum kavramlarını irdeleyerek naçizane fikirlerimi belirtmek isterim. Öyle ki zihnimin içi birbiri arası tezat oluşturan düşüncelerle, ayrışmalarla ve çelişkilerle dolu. Tam bir paradoks hali!

Öncelikle kitabın içeriğinden bazı bilgiler aktararak yazıya başlamak, zannediyorum ki düşüncelerimi ifade etmem açısından kolaylık sağlayacaktır. Yazar, 1. Dünya Savaşı sonrası (1914), İstanbul’dan ayrılmak zorunda kalan ve Çanakkale Savaşında sağ kolunu kaybetmiş bir subayın, İç Anadolu’nun ücra bir köyüne yerleşmesini, köyün halkını, dönemin tarihi olaylarını ve önemli insanlarını keskin psikolojik tahlillerle yansıtmaya çalışıyor.

Şimdi, bu roman takdir edersiniz ki bir kurgu romanıdır. Peki bu romanın amacı nedir? Bu soruya algılayabildiğim ölçüde yanıt vermeye çalışacağım; bana göre amaç, dönemin insanlarını bilinçlendirmek ve bu insanlar arasındaki ayrışmaları ortadan kaldırarak bir diriliş hareketiyle Anadolu’yu düşman askerinden kurtarmak veya püskürtmektir. İşte bu noktada bana ışık tutan en önemli ipucu ise, amaca yönelik kurgulanan olay örgüsünde; bir İstanbul aydını olan kitap kahramanının kalkıp, neredeyse yeryüzündeki varlığını unutturmuş bir köye yerleşmesi ve bu yörenin insanlarını anlatmasıdır.

Yazar tarafından çizilen yöre halkının profilleri şayet doğru ise üzülerek belirtmek isterim ki toplum olarak bir adım dahi ileri gidememişiz demektir. Nasıl ki şu an medyanın bize verdiği gibi düşünüyor, konuşuyor ve eylemde bulunuyorsak o zamanda durum farklı değilmiş. Nasıl ki şu an çıkarlarına göre hareket eden insanlar varsa o zamanda varmış. Nasıl ki şu an din, devlet millet elden gidiyor naraları atan insanlar varsa o zamanda varmış ve o dönemde olduğu gibi felaket gelip bizzat evimize, ekmeğimize, namusumuza dokunmadığı sürece anlayamayacağız. Her şeyimiz elden gittikten sonra onlara muhtemelen Zeynep Kadının da dediği gibi “Alın, bir tek canımız kaldı onu da alın!” diyeceğiz, ancak her şey gittikten sonra kalan canın bir hükmü kalacak mıdır bilmem!

Toplumun bireyleri olarak çeşit çeşit rollere büründüğümüzü artık daha net anlıyorum. Zengin rolünde olanlar var mesela; bir vampir gibi insanların kanını emen ve bu kana susamışlığı gitgide, her geçen gün daha da artan modeller. Sorsan; “Ben olmasam aç kalır bu insanlar.” Der ve işin içinden bir güzel sıyrılır. Ben, bu zengin rolünü fevkalade oynayan insanlara kızmıyorum. Benim asıl kızdığım, rol çalan zengin yalakası insan tipleridir ve işte bu insanların varlığı ve gücü; benim nezdimde bir toplumu yok etmeye yetecek kadardır. İşte bu insanlar, o zenginlerden daha katı, daha acımasız ve daha bağlıdırlar “Roller Sistemine”. Sakın ola ki bu sisteme karşı çıkmayınız. Sizi bir böcek gibi ezmeye kalkarlar ya da vatan haini ilan edebilirler. (Böcek demişken buradan koca yürekli Gregor Samsa’ya selam olsun!) Hal böyleyken insan yaradılışında; Hayriye Hanımın; Aman Ali Rıza Bey tadımız kaçmasın’ı vardır. Bu anlamda içinde bir karşı dik duruş kıvılcımı yanan insanlarımız bile artık geri adım atar ya da içinde bu düşünceyi yok eder oldular. Vaziyet böyle olunca da hiyerarşinin alt kısımlarına doğru inildikçe tutuculuk ve fanatiklik doruk noktalara ulaşması kaçınılmaz oldu ve olmaya da devam ediyor. Bir anlamda aşağıda sefalet, kaos, kavga hüküm sürerken üst tarafta ise bir Sefahat peyda oldu,oluyor ve ne yazık ki olmaya da devam edecek...

Kitap, genel anlamda güzel yani, hani derler ya manidar, evet manidar bir kitap bu Yaban. Her ne kadar yazarın kadına bakış açısını ve ona yüklediği anlamları beğenmesem de tavsiye edebileceğim bir kitap. Ve son olarak okudukça düşünmeye, düşündükçe zihnimin labirentlerinde kaybolmaya devam ediyorum. Bir gün mutlaka bir çıkış yolu bulacağımdan eminim. Zahmet edip okuyan herkese teşekkür ederim.
Efendim bu kitap benim epey bir zamanımı aldı. Çok çok fazla eski kelime vardı. Sayfanın sonunda anlamları açıklanmış olsa da, dikkat dağınıklığına yol açıyor. Sürç-i lisan edersem affola. Kitabın okunma tidadında, kamilen cebr duygular yaşadım.

Soruyorum Atatürk düşmanlarına; sizce tekke ve zaviyeler neden kapandı. İşte cevabı bu kitapta.
Kitapta şeyh olarak benimsenen adamın din meclisi adı altında çeşitli içki muhabbetleri ve zina durumları anlatılır. Şu anda şu bilgi çağında bile belkide Nur Baba büyük bir şahsiyetmiş gibi düşünülüp türbesine gidip dua isteyenler vardır eminim.
Yakup Kadrinin kendi hayat hikayesini anlattığı kitabıdır. Hayat zaten ANA üzerine kuruludur. Kitabı okurken sanki Yakup Kadri ile ayni ekmeği paylaşmış, aynı oluktan su içmiş, aynı kiraz tanelerini çatlatmış gibi hissediyorsunuz. Yazılanlar öyle canlanıyor ki insanın kafasında, bir süre sonra kitabı unutup hayal aleminde olduğunuzu görüyor ve ben kitabın neresinde kalmıştım diye bakıyorsunuz sayfalara. Bizler çocukluğumuz güzeldi diyoruz ama Yakup Kadrinin zamanında çocukluk daha da güzeldi.
İçinde 12 adet harika hikaye bulunan Yakup Kadri Karaosmanoğlu eseri. En beğendiğim hikayeler ise Serencam ve Bir Kadın Meselesi hikayeleri. Çok kitap okumayı sevmeyenlere öneremeyeceğim bir kitap olur kendileri. Çok zor okunuyor.

Eğer çok zeki değilseniz, çok fazla eski kelime olduğu icin okurken kalem kağıt kullanmanız gerekiyor. Başka türlü zaten zekiyseniz anında kaparsınız kelime anlamlarını. Ben çok zeki olmadığım için zorlandım. Bazı kelimeler satırın gidişatına uygun tamamlanıyor olsa bile geneli ağır bir kitap. Sayfa sonunda eski kelimelerin anlamları mevcut ancak aynı kelime ilerideki sayfalarda karşınıza yine çıkıyor fakat açıklaması daha önce verildiği için tekrar edilmemiş. Ufacık bir sözlüğümde oldu bu sayede.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Kiralık Konak adlı eserini çok severim. Hakkı Celîs de bütün geliştirilememiş yönleriyle yine de hatırası güzel bir edebiyat karakteri benim için.

Yazarın "Yaban"ı muhteşem, "Hep O Şarkı" adlı eseri de insanı tebessüm ettiren bir eserdi. Sodom ve Gomore'yi uzun zamandır okumak istiyordum. Tatile denk gelen hastalık süreci içinde kitabı bitirmek nasip oldu.

Kitabı beğendim. Her şeyden önce yazarın anlatımını, üslûbunu beğeniyorum; diğer kitaplarındaki gibi bir tadı var bu kitapta da anlatımının. Adını saydığım kitaplarda da bu kitapta da aynı lezzet, aynı tat var. Bu üslûp, söyledikçe akan, yuvarlanan, akıp giden bir anlatım; diyaloglar asla sırıtmadığı gibi, hiç bir bölümde bir önceki ya da sonrakine göre bir kopma hissi hissedilmiyor. Sanki yazar bir oturuşta yazmış gibi romanı. Oysa 1927-1928 yılları arasında yazmış kitabı Yakup Kadri.

Eser, İstanbul'un işgali sırasında yabancıların ve türklerin yaşadığı ahlâksız ilişkiler üzerinden sodom ve gomore'ye yani Lût kavminin helâkına işaret ediyor. Kendi özünü kaybetmiş ya da bundan vazgeçmiş insanların kendi ülkelerini işgâl etmiş insanlarla kurduğu bu bayağı ilişkiler kitap boyunca sürüyor. Kitaptaki yabancı karakterler türlü cinsel maceralar yaşayan, ahlâki yönleri gelişmemiş insanlar; ancak yazar bu karakterleri geliştirerek derinlikle kişilere dönüştürmek yerine basit, bayağı, iğrenç seks düşkünü, dalavereci tipler olarak çizmiş, yine de Captain Read gibi bir kaç istisna da mevcut. Bu klişeler görevini yerine getiriyor ve bizi tiksindiriyor, ama ne kadar gerçekçi bir his veriyor onu bilemiyorum. Kadın garson yerine erkek garson isteyen, erkeklerin kucaklarına oturan erkekler; amerikalı bir kadınla eşcinsel ilişkiler yaşayan nermin karakteri, azize hanımın hemen subay marlow'a tav olan kocası; özellikle de önceden teheccüd namazlarının kılındığı odanın içinde kırbaçların, maskelerin, kostümlerin olduğu bir seks fantezisi odasına dönüştürülmesi gibi garip ve sıklıkla tekrar edilen, ve yazarın tiksintisini açıkça belirttiği olaylar beni biraz şaşırttı, bu kadar klişe fazla geldi açıkçası... Bu kadarı gerçeklik duygusunu zedeliyor çünkü. Yazar bu tiplemelerle onlardan nefret etmemizi sağlıyor, öte yandan necdet, marlowe, leylâ ve sair bir kaç karakter üzerinden de bu dengesizliği düzeltmeye çalışıyor. Zaten bu sayede eserin olumlu bir şekilde denge sağlayabildiğini düşünüyorum.

Eserin en çok sevdiğim bölümü Necdet'in İstanbul'un ne olduğunu anladığı o kısım oldu. Yakup Kadri, kitabın son kısımlarında daha politik bir dille meseleleri çözüme kavuşturuyor. Bu son bölümde karakterlerimiz ülkenin kaderine paralel bir şekilde seçimlerinin sonuçlarıyla yüzleşiyorlar. Necdet karakterini çok sevemesem de yaşadığı buhranın onun ruhunu ne kadar acıttığını anlamak kitabın başından sonuna mümkün. Kitabın esas mazlumu İstanbul'un, Necdet'in onun yani şehrin aslında ne olduğunu anladığı kısımdan itibaren ağırlığı artar bir vaziyette kendini görünür kıldığını, son bir ya da iki bölümde ise üzerindeki lanetten kurtulmayı başaran ya da ümit eden bir karakter olarak karşımıza dikildiğini görmek de güzel.

Sonuç olarak; Sodom ve Gomore okunması gereken önemli bir edebiyat eserimiz. Ülke işgâlinin insanların cinsel davranışları ve onların düzgün ya da yanlış şekilde yaşanması üzerinden anlatılması bana ilginç geldi, bunun altında ahlâkçı yargılamalar olduğunu da düşündüm; ancak bütün bunların eserin iyi bir eser olmasını engellemiyor.

herkese iyi okumalar.
Bir kolunu savaşta kaybedip, arkadaşının tavsiyesi ile bir köye yerleşen Ahmet Celâl. Herkes tarafından dışlanan, onun kitap okumaları, diş fırçalaması, saçını taraması tuhaf geldiği için köylülerin gözünde o bir yabandı. Kitabın ismi de buradan geliyor.
Herşeyi önceden tahmin etmesine rağmen hiç kimse kulak asmamış ve savaş sonrası köyde yaşanan felaketleri okurken sayfalar akıp gidiyor. Okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum.
Bir köy romanı aynı "Toprak Ana" gibi
Savaşın olduğu bir zaman diliminde aynı "Toprak Ana " gibi...

Kahramanımız bir asker Batı'ya düşman değil  (!) Batı'ya hayran ...
Topraklarına göz diken ve savaşın kaybedilmesine sebep olacak herkese düşman bir asker.

 Mecburi olarak geldiği  köyde  gördükleri ,duydukları, yaşadıkları karşısında  , derdi büyük  bir aydın olmuştur artık.

 Millet topyekun Kurtuluş Savaşı  verirken birileri kitaplara sığmayacak  kadar fedakarlığı kahramanlığı yaparken ,birileri ise kendi canının, bırak canı kendi  malının ,toprağının ,parasının  derdine düşecek.

Ahmet Çelebi 'nin bu derdini doğru anlamışsanız eğer sizde içinizden Salih Ağa'ya  ve onun gibilerine  kızacak öfkeleneceksiniz.

Ve anlayacaksınız ki kazanılması  gereken sadece düşmana karşı savaş değil ;
cahilliğe , bağnazlıga , yobazliga bencilliğe , menfaatperestliğe karşı da bir savaş  verilmeli ve muhakkak  kazanılmalıymış.

Roman , köydeki karakterleri bize gösteriyor  ama ülkenin her yerinde mantar gibi türeyebilecek cinste .
Ve bunlar toplum  içerisinde kanser hücresi gibi tesir edebilmekte.

Bir milletin etrafı düşmanlarla çepeçevre sarıldığında bile duygu ve düşüncede birlik olmaması ne kadar üzüntü verici...

Kahramanlıkları ile övünen bu millet içerisinde, ne yazık ki ; zafere gittikleri yolda birileri her türlü fedakarlıklığı yaparken,  oyun bozanlik yapanlar , fitne fesat çıkaranlar ,
zafer kazanildiktan sonra nasıl da araya karışıp  hamaset  nutukları attığına şahit oluyorsun. 

Önce  bu karakterdeki haysiyet yoksunu kişilere  kızıyorsunuz ama -kitabın en can alıcı yeri işte burası - problemin kaynağı ne Salih Ağa , ne Şeyh Yusuf ne muhtar  ne de imam ...

İhmal edilen bir millet olmuş ve artık onlara kızmayı bırakıp onların hallerine acıyorsunuz.

Sorumluluk duysunu iliklerine kadar hisseden Yakup Kadri  yeni bir ülke kurulurken geçmişten dersler çıkarılsın diye problemi tüm çıplaklığıyla hem zamanın aydınlarına hemde  halkın kendisine göstermiş.
Yakup Kadri  kabahati  aydınlarda buluyor ve göreve çağırıyor.

Ama ne yazık ki yıllar geçmesine rağmen  ne hasta hastalığını kabul etmiş,
ne de doktorlar hasta ile ilgilenmiş.
Ya doktorum diye ortalıkta gezip hastaya yanlış ilaçlar verip onu
körcahil ,hamyobaz halindeki bir canavara dönüştürenlere ne demeli ...
 
Duygularınız ile birlikte düşünce dünyanıza yepyeni pencereler açacak bir roman...
Kiralık Konak romanı, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun 1920 yılında yayımladığı bir eserdir. Konu olarakta tanzimatla birlikte başlayan Batılılaşma sırasında kendi öz değerlermizin ve kültürümüzün geri plana itilmesinin ve unutulmasının yarattığı sorunlar ele alınır.
Kuşaklar arası çatışmaların birey ve toplum üzerindeki etkisi anlatılmaktadır.
Romanın dili genel olarak konuşma dilidir ve günümüzde bile rahatlıkla anlaşılabilmektedir.
Roman'da beni karakter olarak en çok etkileyen Hakkı Celis'tir. Çünkü çağdaşlaşmayı kendi değerleri ile harmanlayan, edepli, büyüklerine saygılı ve idealist bir genç vardır.
Gölgede gibi duran ancak diğer karakterler ile karşılaştırıldığı vakit önemli bir karakter olduğu anlaşılacak olan Hakkı Celis’in diğer roman kahramanları ile tezat oluşturmaktadır. Hakkı Celis’in mühim bir figür olduğu ilk başlarda pek hissedilmese bile roman sonlarına doğru artan ağırlığı ve romanın Hakkı Celis bahsi ile bitmesi, onun bu tezatlıkları ortaya koyan mühim bir karakterdir.
Bazı şeyleri kazanmak ve korumak zaman alır; ancak kaybetmek çok daha kolaydır.
Mutlaka okunması gereken güzel bir kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Unvan:
Türk Romancı, Gazeteci, Şair, Diplomat
Doğum:
Kahire, Mısır, Osmanlı İmparatorluğu, 27 Mart 1889
Ölüm:
Ankara, Türkiye, 3 Aralık 1974
27 Mart 1889´da Kahire´de doğdu. İlköğrenimine ailesiyle birlikte gittiği Manisa´da başladı. 1903´te İzmir İdadisi´ne girdi. Babasının ölümünden sonra annesiyle yine Mısır´a döndü, öğrenimini İskenderiye´deki bir Fransız okulunda tamamladı. 1908´de başladığı İstanbul Hukuk Mektebi´ni bitirmedi. 1909´da arkadaşı Şehabettin Süleyman aracılığıyla Fecr-i Âti topluluğuna katıldı. 1916´da tedavi olmak için gittiği İsviçre´de üç yıl kadar kaldı. Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı´nı destekledi. 1921´de Ankara´ya çağrıldı ve bazı görevler verildi.
1923´te Mardin, 1931´de Manisa milletvekili oldu. Bir yandan da gazeteciliğini ve roman yazarlığını sürdürdü. Kadro Dergisi 1932´de Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Savunduğu bazı görüşler aşırı bulunduğu için Kadro dergisinin 1934´te yayımına son vermek zorunda kalmasından sonra Tiran elçiliğine atandı. Daha sonra 1935´te Prag, 1939´da La Haye, 1942´de Bern, 1949´da Tahran ve 1951´de yine Bern elçiliklerine getirildi. 27 Mayıs 1960´tan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. Siyasal hayatının son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa milletvekilliği oldu. 13 Aralık 1974´te Ankara´da öldü.
Yazı Hayatı: Karaosmanoğlu yazarlığa Ümit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap gibi dergilerde başladı. Fecr-i Âticiler´in `sanat şahsî ve muhteremdir` görüşünü paylaştığı ve `sanat için sanat` yaptığı bu ilk döneminde Nirvana adlı bir oyun, makaleler, denemeler, düzyazı şiirler ve öyküler yazdı. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında ülkenin durumu, sanat anlayışını değiştirmesine yol açtı. Türk toplumunun çeşitli dönemlerdeki gerçekliğini sergilemek istediği için bir ikisi dışında eserlerinde belli tarihi dönemleri ele aldı. Kiralık Konak I. Dünya Savaşı öncesinin, Hüküm Gecesi II. Meşrutiyet´in, Sodom ve Gomore Mütareke döneminin, Yaban Kurtuluş Savaşı yıllarının, Ankara Cumhuriyet´in ilk on yılının, Bir Sürgün II. Abdülhamid döneminin işlendiği romanlardır. Panorama 1923-1952 yıllarını kapsar. Karaosmanoğlu 1920´lerden sonra iyimser bir devrimci görünümündeyken, sonra umutlarını yitirerek romancılığını devrimci yönde kullanmaktan vazgeçmiştir. 1955´ten sonra da anı kitaplarından başka bir şey yazmamıştır.Romanları arasında en ünlüleri Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban´dır. Nur Baba Nur Baba, Karaosmanoğlu´nun ilk romanıdır. 1922´de kitap olarak çıkmadan önce gazetede yayımlanmıştır. Ama yazılışı ondan sekiz dokuz yıl öncesine gider. O yıllar Karaosmanoğlu´nun Eski Yunan ve Latin edebiyatıyla ilgilendiği ve Çamlıca´daki bir Bektaşi tekkesine devam ettiği dönemdir. Nur Baba´yı Euripides´in Bakkhalar´ından esinlenerek ve tekkedeki gözlemlerine dayanarak yazmıştır.

Roman, öykü ve makaleleri ile Türk toplumunun Tanzimat’tan bu yana geçirdiği değişiklikleri anlatmış bir yazardır. Asıl ününü romanları ile sağlayan yazarın en ünlü romanları Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban'dır. Edebiyat yaşamının başında Fecr-i Ati edebiyat topluluğunun kurucu üyeleri arasında yer almış; daha sonra bireyci düşüncelerden uzaklaşarak toplumculuğu kabul etmiş bir yazar olarak değerlendirilir. Milli Mücadele yıllarında ve sonrasında etkin bir siyasal yaşam sürmüştür. Milli Mücadeleden itibaren Atatürk’ün yakın arkadaşları arasında yer almış; TBMM II., IV., XII. dönemlerde milletvekilliği yapmıştır. Kadro Dergisi’nin kurucularındandır. Dergi, devrin yöneticileri ile fikir ayrılığına düşüp Kemalizm’i değiştirmekle suçlanarak kapanmasından sonra diplomat olarak yurtdışında çeşitli görevlerde bulunmuştur. Anadolu Ajansı’nın kurucularındandır, ömrünün son yıllarında ajansın yönetim kurulu başkanlığını yapmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 674 okur beğendi.
  • 10.370 okur okudu.
  • 150 okur okuyor.
  • 3.227 okur okuyacak.
  • 124 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları