Yaşar Nabi Nayır

Yaşar Nabi Nayır

YazarDerleyenÇevirmen
8.0/10
843 Kişi
·
1.588
Okunma
·
48
Beğeni
·
3.091
Gösterim
Adı:
Yaşar Nabi Nayır
Unvan:
Türk şair, yazar ve yayıncı.
Doğum:
25 Aralık 1908
Ölüm:
15 Mart 1981
(25 Aralık 1908 - 15 Mart 1981): Yazar, şair. Üsküp'te doğdu. Balkan Savaşı yüzünden annesiyle İstanbul'a geldi. İlk öğrenimine Kadıköy Osman Gazi Mektebinde başladı. Sonra Üsküp'e döndüler. Orada Fransız Lisesine devam etti. 1924'te ailesiyle İstanbul'a yerleşince Galatasaray Lisesine geçti ve burayı bitirdi (1929). Ziraat ve Merkez bankalarında (1929-1933), Hâkimiyet-i Milliye (Sonra Ulus) gazetesinde (1934- 1940), Türk Dil Kurumunda (1940-1943), Millî Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosunda (1943-1946) çalıştı. Varlık dergisini (15 Temmuz 1933-) ve Cep dergisini çıkardı (Kasım 1966-Mart 1969, 29 sayı). Cep dergisinde çağdaş dünya edebiyatına yer veriyordu. Varlık Yayınevini kurdu (1946). İstanbul'da öldü.

Yaşar Nabi Nayır, edebiyata şiirle girdi. İlk şiiri 1926'da Servet-i Fünûn'da çıktı. Yedi Meşalecilerden idi. Sonra hikâye, roman, oyun, gezi yazıları, deneme türlerinde eserler verdi. Batı edebiyatından kitaplar tercüme etti. Antoloji ve derlemelerinde Muammer Nadi ve Muzaffer Reşit takma adlarını kullandı.

Şiirleri: Yedi Meşale (Müşterek, 1928), Kahramanlar (1929), Onar Mısra (1932), İki kitap ve Mesafeler bölümü birlikte Kahramanlar adıyla (1970). Hikâyeleri: Bu da Bir Hikâyedir (1935), Sevi Çıkmazı (1935). Romanları: Bir Kadın Söylüyor (1931), Adem ve Havva (1932). Oyunları: Mete (Manzum, 1933), İnkılâp Çocukları (Manzum, 1933), Beş Devir (Manzum, 1933), Köyün Namusu (1933). Radyo oyunları: Radyofonik Öyküler (1979). İncelemeleri-gezi notları: Balkanlar ve Türklük (1936), Edebiyatımızın Bugünkü Meseleleri (1937), Nereye Gidiyoruz (1948), Yıllar Boyunca (1959), Atatürkçülük Nedir (1963), Atatürk Yolu (1966), Edebiyat Dünyamız (1971), Dost Mektuplar (1972), Değişen Dünyamız (Gezi yazıları, değerlendirmeler, Balkanlar ve Türklük'ün bir kısmı, 1973), Çağımıza Ters Düşenler (1975). Ölümünden sonra Yaşar Nabi'ye Saygı adıyla hayat hikâyesi ve hakkında yazılanlar yayınlandı (1982).
Şimdi gece
Şurda birkaç eski kitap
Şurda sağır dört duvar
Bir oturuyorum bir kalkıyorum
Kovsam da gitmiyor sövsem de
Sarmış yöremi anılar
Yaşar Nabi Nayır
Sayfa 20 - Varlık Yayınları
143 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
Merhabalar..

Bu kitap John Steinbeck ile tanıştığım ilk eser. İlk incelememi bu esere yazacağım aklımın ucundan dahi geçmemişti. İnceleme pek uzun olmamakla birlikte spoiler içerecektir.

Kitapta asıl kahramanlarımız George ve Lennie.
Lennie iri yarı, gücünün ayarı olmayan, küçük hayallerinin yanı sıra büyük umutları olan ve George'un kanatları altında hatta kelimenin tam anlamıyla ona bağımlı yaşayan biri. George ve Lennie geçimlerini sağlamak amacıyla çiftliklerde ırgatlık yaparak çalışan iki evsiz zavallıdır.

Lennie, canlı cansız fark etmeksizin yumuşak şeylere ilgi duyan, onlara dokunmaktan haz alan bir yapıya sahip. Ama üzücü bir gerçek var ki Lennie ilgi duyduğu şeyleri severken onlara zarar veriyor, hem de zarar verme duygusuna sahip değilken, sevdiğini incitmek aklından dahi geçmezken...
Zavallı Lennie bir gün yine sevdiği şeye dokunmak istedi ve ona zarar verdi. Ne yazık ki verdiği zararın da bir karşılığı, bir  cezası olacaktı. O da ölüm!..
Peki kim verecekti bu cezayı zavallı Lennie'ye?

Şimdi durun ve bir düşünün;
Ailenizden birini, en sevdiğiniz insanı veya bir dostunuzu...
Ölmesi gerekiyor! Evet, birinin sevdiğiniz insanı öldürmesi gerek!
Peki kim yapacak bunu hiç düşündünüz  mü?
Bir başkasının sevdiğinizi öldürmesine izin verir ve bu ölüme seyirci kalıp bir ömür vicdan azabı çekmek mi istersiniz?
Yoksa bu acı sahneyi seyretmek yerine sevdiğinizi kendi ellerinizle öldürüp bu şekilde mi vicdan azabı çekmek  istersiniz?

George, Lennie'ye verilecek ceza karşısında ne hissetti tahmin edebilirim ama onu tam manasıyla anlayamam. Çünkü, daha önce böyle bir durumla karşı karşıya kalmadım..
Ama sanıyorum ki iki seçeneği de düşünmüştür.
Ve bu düşünceler sonucunda bir tercih yaptı!
Seçtiği tercihin ne olduğuna dair cevap da kitapta gizli... :)

Keyifli okumalar.. :)
Sevgi ve kitapla kalın. :)
143 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Fareler ve İnsanlar

John Steinbeck' in ilk okuduğum kitabı Yukarı Mahalle yazarın diğer kitaplarına da ilgi duymamı sağladı. Yalın gerçeklik üstüne kurguladığı karakterler yüreğinize bir dokunuşu var ki, hissetmemek elde değil.

Robert Burns'un şiiri, kitabın ismine ilham verir.
En iyi planları farelerin ve insanların
Sıkça ters gider...

Hayaller, hepimizin gerçekleştiremediği hayaller. Çoğumuz şehrin kalabalığından yakınım doğaya ya da köye kaçmak gibi hayallerimiz vardır. Kaçımız gerçekleştirir bu hayalleri. George ile Lennie' nin de hayalleri vardır. Kimsenin onları kovamayacağı küçük bir çiftlik. Ufak tefek, zeki olan George ve saf ve temiz yürekli, kas gücü yüksek Lennie arasındaki dostluk, arkadaşlık öyle ki kan bağından bile daha güçlü.

Yukarı Mahalle ve Fareler ve İnsanlar her iki kitabı da tavsiye ederim.

Keyifli Okumalar...
223 syf.
Bilinmeyene doğru uçuşan heyecan dolu bir yüreğin,ağzına kadar tıka basa hasretle, özlemle, çaresizlikle ve küçük bir parça umutla dolu başka bir yüreğe eşlik ederek çıktığı bir yolculukla başlıyor her şey.

Değişen düzenin çarkları arasında ezilen bir dizi bahtsız insanın hikayesi.
Neden mi bahtsız?
Insanların para kazanmak uğruna yok saydıkları hassasiyetler, hayata tutunabilmek için ruhlarından verdikleri tavizler, katlanmak zorunda oldukları kişiler, içi boşaltılmış dostluk ve arkadaşlık kavramları..derken " İNSAN RUHU ACINACAK ŞEY.." dedirten olaylar silsilesi birbiri ardına sayfalara düşüyor.

Hasılı oradan oraya savrulan insancıkların küçücük çığlıkları bunlar.

Asıl problem şurada; deli gibi istedikleri şeylere sahip mi oluyorlar, yoksa esir mi?
İşte bu noktada tercihler devreye giriyor. Bazıları için, hoş ve basit bir yaşam kollarını açmış beklerken, bazıları için şatafatlı uçurumlar göz kırpıyor.

Aykırı olan, topluma ve zamana boyun eğmek miydi, diyorsunuz.
Ya da tüm ahlak kurallarını müreffeh bir yaşam için feda etmek miydi?..

Haklarında hüküm vermeden önce bu kitaptaki herkesi tek tek dinleyip anlamak lazım diye düşünüyorum.

Kitap iki ana bölümden oluşuyor ; gündoğusu ve gün batısı. Ilk kısımda yönünü doğuya dönen kahramanımız, ikinci kısımda geri dönüşüyle yolculuğunu tamamlıyor.

Bu hikaye, birçok Akdeniz şehrinde dolaştırıyor bizi. Sıcak, bol güneşli ve kendine özgü atmosferiyle içimizi ısıtan, bir zamanlar Osmanlı sınırına dahil oldukları için herhangi bir yerinde bizim izlerimizi taşıyan şehirler bunlar. Dönemin,özellikle sosyal ve siyasi anlamda, izdüşümlerine oldukça hakim.

Yazarın da, romanın kahramanı Adriyen gibi, Romanya 'da, hatta Ibrail 'de doğduğunu okuduğumda her şey biraz daha yerine oturdu benim için. Baştan itibaren, neden bir anı kitabı okuyor gibi hissettiğimi, daha iyi anladım.

Musa'nın acısında, özleminde,
Güzel Sara 'nın bahtsızlığında, çaresizliğinde,
Ve Adriyen 'in zengin olma ve dünyayı tanıma düşünde, sıcacık bir hikaye sizleri bekliyor.




Keyifli okumalar..:)
128 syf.
"Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben. Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim. Ve hiç bir zaman huzur ya da mutluluk vadetmedim. Sana ancak bunlarla savaşma özgürlüğüne kavuşmanda yardımcı olabilirim. Sana sunduğum tek gerçeklik savaşım. Ve sağlıklı olmak, gücünün yettiği kadarıyla, bu savaşımı kabul edip etmemekte özgür olmak demektir. Ben yalan şeyler vadetmem hiç. Kusursuz, güllük gülistanlık bir dünya masalı koca bir yalandır… Üstelik böyle bir dünya çok can sıkıcı bir yer olur." diyor Joanne Greenberg

Alain de Joanne'nın pasajı gibi size pembe dünyalar çizmiyor. Dünyaya, hayata ve insanlara olan arabesk bakışımızı, varoluşumuza anlamsız damgası vuruşumuzu basit düşüncelerle, örneklerle sağduyuya yönlendiriyor. Sen kabul et ya da etme varoluşun bir mucize diyor. Düşünceler özgürdür, düşüncelerin illâ ben zifiriyi göreceğim diyorsa ne tatmin edebilir seni, ne mutlu edebilir seni? Gönlüne göre bir sevgili, zenginlik, şan-şöhret-nam? -Hiç biri. Sen öyle san diyebilirsiniz. O halde ben de şu örneği vereyim: Dünyaca ünlü aşçı ve gurme Anthony Bourdain intiharıyla sevenlerini şok etmişti. Parası var, yıllar sonra gerçekleştirdiği mutlu bir evlilik ve çocuğu var, dünyanın her yerini gezip programlar yapıyor, şanı şöhreti var, milyonlarca seveni var, sağlığı karizması yerinde. Sonuç ne? Yazdığı bir yazıda "hayat beni tatmin etmiyor, mutlu olamıyorum." Bir başka örneğe geçelim ayağında doğru düzgün ayakkabısı olmayan, saçı kirden yağ bağlamış, karton toplayan bir çocuğa 'kullanılmış' bir eşyanızı verdiğinde yüzündeki gülüşe bakın. Ya siz arabanızda sıcak sıcak seyahat ederken olur da o arabadan çıkarsanız sümüğünüz yere düşmesin diye soğukta kırıta kırıta mendil satan çocuklar. Bir mendili alışınızla 'eyvallah abim, ablam!' diyerek 32 diş ile 24 ayarlık gülüşe ne demeli?!
Baktınız mı bu örneklere? Hadi dönelim kitaba Alain,
kötüye, düşküne bakarak ben daha iyiyim bu halime şükür mutluluğu yaşayın demiyor. En kötü anında bile takdir edeceğin şeyler olduğunu, zihnine pozitif resim çizebilecek kadar usta bir sanatçısın demeye getiriyor.

Benim için 2021 açılışı niteliğinde oldu bu eser. İncecik bir kitap ama düşüne düşüne okuduğum verimli bir kitaptı. Yaşar Nabi Nayır, eserin orjinalinden ayıklamalar yaparak çevirmiş. Yirminin üzerinde ilginç başlık barındırıyor eser. (İskender'in Atı, Hayali Hastalıklar, Falcılık, Umut Kesmemek, Başkalarının dertleri, Can Sıkıntısı, Evlilik vs.)

Tavsiye konusunda düşüncelerine jimnastik yaptırmak isteyen, sağduyuma idman gerek diyen okumalı.
128 syf.
·1 günde
"İnsanım ben, yani benzerlerinin acıları karşısında acı duyan tek yaratığım, insanım.."


Bu geceyi Panait İstrati'nin Uşak adlı eserine adadım. Okuduğum ilk eseridir. Uzun zamandır okumak istediğim bir yazardı Rumen İstrati...

Uşak kitabı şüphesiz en iyi, en sanatsal kitabı değildir. İlk bu kitabını okumanın büyük bir artısı var o da: İstrati'nin 19 yaşında ve hayata dair çok az tecrübesi varken eskiden yoksul olup sonradan burjuva bir koca ile evlenen Anna'nın konağında 'uşak' olarak göreve başlaması ile başlayan ve sonraki hayatındaki görüşlerinin oluşum sürecini işleyen bu eser İstrati'nin yaşam felsefesini daha iyi anlamak için güzel bir başlangıç eseri olacaktır..

"İnsanın söyleyecek bir şeyleri söyleme yeteneği varsa vazgeçmek bir cinayet, tembellik bir ayıp olur."

İstrati'nin görüşü bu yöndedir. Her insanın bir şeyleri yazma yeteneği de vardır. Bunu yapmayarak bir tembellik mı bir cinayet mi işliyoruz?

İstrati hayatında bir sürü maddi zorluk yaşayan bir insandır. Ağır işlerde çalışmış kendi parasını kazanmış. Ama yazar olduktan sonra da eserlerinin gelirleri ile şımaran biri olmamış. İhtiyaç sahiplerine dağıtmış. Maddiyat peşinde koşmamış, aldatıcı süslü zenginlikleri hayatında olmazsa olmazlarının arasına sokmamıştır..

Eserinde geçen Uşak Adrian kendisinin başka bir adlandırmasıdır. Başyapıt olarak görünen "Arkadaş" eserinde de Adrian yer alacak lakin orada Adrian'a eşlik eden bir de arkadaşı Mihail olacak ve bu eserde de Mihail'e olan özlemi sıkça yansıtacaktır...

"Adrian, hayatının örneğini göstererek ispat edecektir ki mertçe yaşamak, yaşayabilmek için tanrısal ya da erdemli bir ruha sahip olmak mutlaka zorunlu değildir. Yalnızca cömertlik insanı bencillikten arındırır ve daha mutlu kılar da ondan"

İstrati'nin altını çizdiği erdem cömertlik. Ne tanrısal ne de gösterişsel bir cömertlik bu. Sadece insanın insana ihtiyacı olduğu ve sadece insanın hemcinsinin acısını hissedebilir olduğunu bildiğinden kaynaklı oluşan doğal bir cömertlik..

Ne kadar da yoksunuz bu erdemden.. Dört duvara sahip olabilmek için ve o dört duvarı süsleyebilmek için kaç tane insanın acısını görmezden geliyoruz? Kaç tane insana uzatacak olduğumuz yardım elini geri çevirip bizce küçük muhtaç olanlarca büyük yatırımlar yapıyoruz geleceklerimize...

"Bütün geleceklerden nefret ediyorum" diyecek İstrati bu yüzden. Hangi gelecek bu.. olmasını arzu ettiğimiz hayatın gelmesini beklediğimiz belirsiz tarihlerden mi oluşuyor o gelecekler.. İyi ki geleceklerden nefret edip doya doya anı yaşamış İstrati sürekli gezmiş, sürekli görmüş, sürekli yaşam biriktirmiş..

Kırk yaşına gelince de ilk eserini yazmış. Kırk yaşından sonra bu aleme dalmak saçma biliyorum ama kalemime yenik düştüm diyor İstrati.. ve kendi dilinde de değil Fransızca yazıyor. Romain Rolland itmişti onu bu yazma sevdasına.. desteklemiş, güvenmiş. Ve sonuçta yirmiye yakın eser vermiş İstrati.

Çok çaba göstermiş. Fransız gramerini anlamak onunla anlatabilmek için gece gündüz demeden çalışmış. Kırkından sonra bir adam "günde yüz kere laruesse'a başvurmak zorunda kalmış" ve şöyle ifade eder o günleri: "Bir cehennem azabıdır bu! Kızgın bir merdivenin basamaklarını tırmanan bir köstebek gibiyim. Yazdığımı ne zaman düzeltip ne zaman bozduğumun farkında olmadan bütün hücrelerimle acı çekiyorum."

İstrati bu eserinde sınıfsal farklar arasında mekik dokuyor. Uşak olarak başladığı konakta burjuva yaşamını gözlüyor. İşi bitip ortalıktan çekilince soluğu işçi örgütünün evinde alıyordu. Yürüttükleri işçi hareketinde sembol bir isim haline gelecek kadar yükselecek ve sonrasında bu işçi örgütü tarafından ayaklar altına alınacak ve "Burjuvaya satılmış adam" olarak afaroz edilecekti.

Panait İstrati'nin dışlanma sebebi sonradan burjuva yaşamına katılan Anna'ya duyduğu sevgidir belki de. Anna çok yoksul bir ailenin kızıdır. Hizmetçi olarak girdiği evde hanımefendi statüsüne sahip olur ve hayatı birden değişir. Yalnız Anna özünü yitirmez. Yoksul, sefil günlerinin getirdiği alışkanlıklar ile yeni burjuva yaşamının çarpışması sonucunda eski düzeni galip çıkacak. Ve Anna eskiden olduğu gibi minimalist bir hayat sürecek fakirlik günlerinde olduğu gibi cömert olacak ve bu sefer eline maddi güç de geçtiği için yardıma muhtaç olan yoksul kadınlara daima el uzatacaktır. Özellikle zengin bir adamın şımarıkları karşısında zor durumda kalan kadınlara yardım elini daha çok uzatacaktır. Bu kadınlar hizmetçi olarak girdikleri evde evin erkekleri tarafından hamile bırakılan ve çocukları düşürmeleri konusunda tehdit gören kadınlar. Bu kadınlar yanlış kürtaj uygulamaları yüzünden kanamadan ölecekken Anna tarafından hastaneye yetiştirilen kadınlar..


İşte Adrian gerçek hayatta sahip olduğu en büyük erdem olan cömertliği bencillikten arınmış kişiliği Anna'da görüyor. Lakin içinde bulunduğu işçi örgütü burjuvazinin kökten yok edilmesini savunuyor. Adrian da sınıfsal ayrımın bir sonuca ulaşabilir olduğunu düşünmüyor çünkü eline gücü alan kesimin daima birilerini alt edeceğini, ezeceğini görüyor. Bugün düzen burjuvada ise onlar ezecek yarın işçi sınıfına geçerse bu sefer onlar ezecekti. Halbuki her iki kutupta da hem iyi hem kötü insanların varlığını görmüştü Adrian. Tüm işçi sınıfı Anna'nın cömertlik seviyesine ulaşabilir miydi? Ya da onun maddi güce erişip sonradan görme olma şansına sahipken ve üstüne üstlük de çevresinin tümü burjuvayken bunu reddeden bir kadın bu kadına nasıl olur da kötü diyebilirdi ki..

"Yaşasın hiçbir inanca bağlanmayan kişi"

Panait İstrati'nin manifestosu budur. Ve insanlığa bu kitabın önsözünde şöyle seslenecektir:

"İster ulusal, ister uluslararası olsun, eski ya da yeni efendileriyle, demokrat ya da mutlakiyetçi, birbirlerini yaşatmak için başkalarını öldürenler yerin dibine batsın. Bir başkası uğrunda can vermeye yanaşma. Kavuştur kollarını! Olduğun yerde kal. Kim olursa olsun, o baylara, her yüzyılda yarattıkları yeni yeni ülkelerin hepsinin birbirine benzediklerini söyle ve gidip kendiniz can verin, de onlara. Sen, çıplak adam, zavallı kollarıyla zavallı başından başka şeyi olmayan adam, düşüncelerine de, tekniklerine de hayır de, sanatlarına da, rahat koltuklarından destekledikleri ayaklanmalara da boş ver.."

İstrati bu sözleri söylediği zaman 1929 yılında Komünist parti davetiyle Sovyet Rusya topraklarında yaşamış. Komünist rejimi görmüş ve dünya düzeni üzerinde hiçbir rejimin insanlığın arasındaki o bencil uçurumu kapatmaya gücünün yetmeyeceğini, hiçbir siyasi rejimin tüm insanları kurtarmaya yetmeyeceğini anlayacak kendi içinde umutsuzluğa kapılarak Balkanların Gorki'si olarak adlandırılan İstrati artık politikadan, politik mücadeleden çok insanı insan yapan değerler üzerinde duracak ve onları aktaracak. İstrati'nin kaleminin çok güçlü olduğunu düşünüyorum. O yüzden okunması yönünde tavsiye verebilirim.
158 syf.
"Çünkü o bir hiçle yetinen ebediyetten bir parçadır...."

Panait Istrati'nin adını ilk kez, Cüneyt Arkın'ın Radikal'de yayınlanan söyleşisinde duydum.Şöyle diyordu Cüneyt Arkın:"Eskişehir ortaokulunda hep pencere kenarında oturup uzak dağlara baktım. Eskişehir Lisesinde başka bir dünya bulmuştum. Kitaplar, kitaplar... Sait Faik, Orhan Veli, Panait Istrati. Ara sıra yazıyor, dergilere gönderiyor ve boyumdan büyük hayaller kuruyordum. " diyerek dikkatimi çekip okuyup başlamıştım. Anlamını yitirmişliğin, hiçliğin ortasında salınan bir kelime; arkadaş! Fedakarlığın, iyi niyetin, samimiyetin ortasında olması gerekirken, tüm çıkarların ve kaypaklığın kanına bulanmamış birkaç anlam; arkadaş kelimesi benim anlattıklarım günümüzde olanken kitaptaki olması gereken şekli. Ön yargılardan uzak, olduğu gibi kabul eden ve koşulsuz kabulün anlamını bulduğu bir şekli... Toplumun sınırlarına karşı bile dik durabilen bir dostluk ile birine bağlanmak...Hangi arkadaşımızı gerçekten tanıyoruz? Kaç arkadaşımızın geçmişini, yaşadıklarının ona olan etkisini, tam anlamıyla biliyoruz? Kayıpları, korkuları, sevinçleri neler? Onuruna, gururuna dokunmadan sevebiliyor muyuz? Bencilliklerimiz içinden sıyrılıp gerçek bir arkadaş olabiliyor muyuz? okuduktan sonra yukarıdaki sorular kafanızın içinde dönüp duracak ve hatta telefona sarılıp (gerçekten gerçekleri varsa ve ihmal etmişseniz) arkadaşlarınızı arayasınız gelecek ama en önemlisi şuna cevap bulmaya çalışın; " Hayatta hangisi olarak yaşıyorum? Adrien mi, Mihail mi? Ve buna değer mi?" :))
size çok şey katacağını düşündüğüm güzel kitap yolculuk esnasında okuyacağınız bir e-kitap olabilir diye düşünüyorum.keyifli okumalar dilerim ... #okudumbitti.

NOT: Cüneyt Arkın'ın ilgili söyleşisi aşağıdaki linkte bulabilirsiniz.
http://www.radikal.com.tr/...cuneyt_arkin-1211158
111 syf.
Bir kitap tekrar okunmak istenir mi?
Bu kitap sahil esintisinde, bir vapur seyahatinde bir daha, bir daha okunmaya değer!

Hayatımda ingilizcesiyle Türkçe'siyle dört kere okuduğum "Yaşlı adam ve deniz"den ilk sefer bir kitap bana bu kadar sıcak geldi. Ne kadar sıcacık bir yazarmış Panait. Çevirmen Yaşar Nabi Nayır'ı unutmamak lazım. O ne enfes çeviridir öyle! Yağ gibi akıyor, bitmesin dedirtcek cinsten!

Panait'in kendi hayat hikayesi. Hüzünlü başlayan daha sonra traji-komik olan ama hüznü yüreğinizden çekmeyen eseri.

Kaptan Mavromati sana da Allah rahmet eylesin... Ölümüne Küçük Panait'i gibi benim de yüreğim sızladı.

Kitap başka adlarla da basımda; Hayaller ve yollar, Hayata giriş adlarıyla. Yanlış kitap aldık diye düşünmeyin ya da bulamıyorum çilesi çekmeyin:)

Yüreğinize dokunan kitaplara rastgelesiniz.
143 syf.
·2 günde
Büyük bir keyifle okuduğum ve yine her zamanki gibi geç kaldığımı düşündüğüm bir kitaptı. Aslında uzun zamandır okuma niyetindeydim ama gel gör ki araya hep başka başka kitaplar giriyor işte. O kadar çoklar ki! Lanet olası federaller :) Kitabı okurken zihnimin beyaz perdesinde kah bir yeşilçam filmini kah bir Hollywood filmini oynattım. Irgatlık, çiftçilik, amelelik, hayaller, aksilikler her iki alanda da var. Bollywood'da yok :) ordaki tema anlamlı mesajlar verme üzerine. İşe yarıyor mu tartışılır. 1.5 milyar nüfuslu Hindistan'da daha 3 gün önce bebeğinin cinsiyetini öğrenmek için eşinin karnını yaran bir Lennie'nin haberini okudum. Amir Khan'ı sevgiyle anıyorum.

Kitap ilerledikçe yanlış kitabı mı okuyorum acaba diye epub listeme tekrar tekrar göz attım. Adı Fareler ve İnsanlar olan kitapta fareden çok tavşanın esamesi okunuyordu. Sonra araştırmak istedim ve Steinbeck'in Fare metaforunu hayallerine asla ulaşamayan bir hayvan olduğu için kullandığı kanaatine vardım. E başka kim vardır hayallerine asla ulaşamayan? İnsan!

Aslında her insan hayal kurup hayalerine kavuşabilir. Bir yerde "çocukken kurduğu hayalleri gerçekleştiren insanlar mutlu insanlardır" diye okumuştum ama mesele ulaştığın hayalin tadını çıkarıp yetinmek. Sadece kitap ismiyle değil, hikayenin içinde bulunan bütün karakterleri metafor olarak kullanan Steinbeck'in ne demek, ne anlatmak istediğini kitabı okuyup 8 dk etrafa boş boş bakınca daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum. Ben 8 dk boşlukta kaldım. İçimi kemiren her fare için bir kapan yarattım. Siz dilediğiniz kadar kalabilirsiniz. Sonu çok güzeldi. Hollywoodvari başlayıp Yeşilçamvari bitti. Sade, kolay ve anlam yüklü bir eserdi. İyi okumalar.mı
128 syf.
Hayatın getirdiği koşullar sizin mizacınızı, cinsiyet seçiminizi belirler mi? Yoksa bunlar benim irademe bağlı, insan kendi yolunu kendi mi çizer?

Okuduğum kitaplar ve etrafımdaki arkadaşlarımın, akrabalarımın mizaç analizlerini yaptığımda iradesi dışında olduğu gösteriyor bana. Mesela Fobiler kitabında bazı fobilerimizin anne karnındayken geliştiğini; çözümünün kimi fobide üstüne gitmenin yeterli olmayacağını(iradenizle)belirtiyordu. Homoseksüel bir kişinin hayatını dinlediğimde; ailenin tek çocuğu olduğunu, anneyle yakın ilişkisi ve babanın yıllardır tacizine maruz kaldığını... Ve kendini artık kadın gibi hissettiğini... gibi gibi.

Bunları niye anlattım? Eser (gerçek yaşam öyküsü), eş cinsel Stavro' nun kendini açıklamasıdır. Kitabın adı Kira Kiralina ama Stavro olsaymış daha yerinde olurmuş. Kira rumca kadın demek, Kiralina bizden olan kadın(erkeğin kemiğinden yaratılan kadın) demek. Eserde Stavro'nun kız kardeşi olan Kiralina'nın peşinden giden hayatını anlatılmakta.
Eserin başında Stavro'nun yaptığının mantıklı açıklaması mıdır bu hikayesi bilemedim.

Istrati'yi diğer incelemelerimde yeterince övdüğümü düşünüyorum. Farklı kültürleri okumaktan zevk alan birisiyseniz tavsiye ederim.
112 syf.
Ne diyordu Yıldız Tilbe:
"İki kadın bir adam
Aşk çekilir aradan.."

Panait de tam tersini yazmış;
"İki adam bir kadın
Aşk çekilmiyor aradan.." :)

Saka kız, Anitsuka, kitabın adıyla Nerrantsula (turunç ağaççığı) ben senin hikayeni çözemedim. Ne yapmaya çalıştığını da anlamadım. İki erkek çocuğunun bir kız çocuğuna aşkıyla başlayan bir öykü. Çocukken saf masum düşünürüz. Aşka falan çalışmaz kafalarımız. Ama büyüdükçe yürek denilen şeyin dilini çözmeye başlarız. Biliriz onun ritminden kimi istediğini, kim için çırpındığını. Ama bu kız beni çıldırttı!...
Spoiler olmasın içerikle ilgili açıklamalar yapamıyorum.

Panait'in akıcı hikayesi Nayır'ın güzel çevirisiyle iki saatte okudum. Daha erken bile bitirebilirsiniz.
Vay böyle kitap görmedim diyemem.
Bende etki bırakmadan biten, giden bir kitap oldu.

Yazarın biyografisi

Adı:
Yaşar Nabi Nayır
Unvan:
Türk şair, yazar ve yayıncı.
Doğum:
25 Aralık 1908
Ölüm:
15 Mart 1981
(25 Aralık 1908 - 15 Mart 1981): Yazar, şair. Üsküp'te doğdu. Balkan Savaşı yüzünden annesiyle İstanbul'a geldi. İlk öğrenimine Kadıköy Osman Gazi Mektebinde başladı. Sonra Üsküp'e döndüler. Orada Fransız Lisesine devam etti. 1924'te ailesiyle İstanbul'a yerleşince Galatasaray Lisesine geçti ve burayı bitirdi (1929). Ziraat ve Merkez bankalarında (1929-1933), Hâkimiyet-i Milliye (Sonra Ulus) gazetesinde (1934- 1940), Türk Dil Kurumunda (1940-1943), Millî Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosunda (1943-1946) çalıştı. Varlık dergisini (15 Temmuz 1933-) ve Cep dergisini çıkardı (Kasım 1966-Mart 1969, 29 sayı). Cep dergisinde çağdaş dünya edebiyatına yer veriyordu. Varlık Yayınevini kurdu (1946). İstanbul'da öldü.

Yaşar Nabi Nayır, edebiyata şiirle girdi. İlk şiiri 1926'da Servet-i Fünûn'da çıktı. Yedi Meşalecilerden idi. Sonra hikâye, roman, oyun, gezi yazıları, deneme türlerinde eserler verdi. Batı edebiyatından kitaplar tercüme etti. Antoloji ve derlemelerinde Muammer Nadi ve Muzaffer Reşit takma adlarını kullandı.

Şiirleri: Yedi Meşale (Müşterek, 1928), Kahramanlar (1929), Onar Mısra (1932), İki kitap ve Mesafeler bölümü birlikte Kahramanlar adıyla (1970). Hikâyeleri: Bu da Bir Hikâyedir (1935), Sevi Çıkmazı (1935). Romanları: Bir Kadın Söylüyor (1931), Adem ve Havva (1932). Oyunları: Mete (Manzum, 1933), İnkılâp Çocukları (Manzum, 1933), Beş Devir (Manzum, 1933), Köyün Namusu (1933). Radyo oyunları: Radyofonik Öyküler (1979). İncelemeleri-gezi notları: Balkanlar ve Türklük (1936), Edebiyatımızın Bugünkü Meseleleri (1937), Nereye Gidiyoruz (1948), Yıllar Boyunca (1959), Atatürkçülük Nedir (1963), Atatürk Yolu (1966), Edebiyat Dünyamız (1971), Dost Mektuplar (1972), Değişen Dünyamız (Gezi yazıları, değerlendirmeler, Balkanlar ve Türklük'ün bir kısmı, 1973), Çağımıza Ters Düşenler (1975). Ölümünden sonra Yaşar Nabi'ye Saygı adıyla hayat hikâyesi ve hakkında yazılanlar yayınlandı (1982).

Yazar istatistikleri

  • 48 okur beğendi.
  • 1.588 okur okudu.
  • 33 okur okuyor.
  • 912 okur okuyacak.
  • 16 okur yarım bıraktı.