Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

8.2/10
1.322 Kişi
·
6.186
Okunma
·
522
Beğeni
·
14.830
Gösterim
Adı:
Yavuz Bahadıroğlu
Tam adı:
Niyazi Birinci
Unvan:
Yazar, Tarihçi, Gazeteci, Radyo Programcısı.
Doğum:
Rize, Türkiye, 1945
Yavuz Bahadıroğlu, (1945, Pazar, Rize) yazar, tarihçi, gazeteci, radyo programcısı. Gerçek adı Niyazi Birinci'dir. Evli ve üç çocuk babasıdır.

1971′de İstanbul'da gazeteciliğe başladı. Muhabirlik, araştırma-inceleme, röportaj ve fıkra yazarlığı yaptı. Gazete, dergi ve şirket yöneticisi olarak çalıştı. Gazeteciliğini muhabir ve röportajcı olarak sürdürürken, çocuklara yönelik eserler üretti. Yüzlerce çocuk romanı, hikaye yayınlandı. Aynı dönemde bir gazetede Şeref Baysal ve Veysel Akpınar isimleriyle iki köşe yazısı yazdı.

Asıl çıkışını Yavuz Bahadıroğlu ismiyle yazdığı romanlarla yaptı. İlk romanı Sunguroğlu ve ardından yazdığı Buhara Yanıyor romanı ülkenin en çok satan romanlarından oldu. Genelde Osmanlı’nın çeşitli dönemlerini ele alan otuzu aşkın romanı vardır, bunlardan biri Biz Osmanlıyız. Yavuz Bahadıroğlu, roman, çocuk kitapları, hikaye, araştırma, oyunlar, film yapılmış senaryolar ve fikri eserler olmak üzere yüzlerce çalışmaya imza attı. Yurt içinde ve yurt dışında çeşitli konularda binlerce konferans verdi, çeşitli kurum ve kuruluşlardan ödüller aldı, iki kitabı Kültür Bakanlığı tarafından yayınlandı. Halen ulusal bir radyoda günlük yorumlar yapıyor ve bir günlük gazete köşe yazarlığı sürdürüyor. Ayrıca tarihi sevmekle kalmayıp bize hatırlatan nadir yazarlarımız arasındadır. Yavuz Bahadıroğlu, yazdığı tarihi romanlarıyla birçok gence tarihini öğretip sevdirme başarısını gösteren ender Türk romancılarındandır.

Eserleri;

Uzaklar Yakındır Merhaba Söğüt
Biz Osmanlıyız
Mısır'a Doğru
Kara Şövalye
Elveda Buhara
Sunguroğlu 1-2
Kirazlımescit Sokağı
Şirpençe
Buhara Yanıyor
Malazgirt'te Bir Cuma Sabahı
4.Murat
1.Murat
Çelebi Mehmet
Yıldırım Bayezid
2.Murat
Orhan Gazi
Osman Gazi
Kanuni Sultan Süleyman
Yavuz Sultan selim
Zindanda Şahlanışı
Tebessüm dostlarınıza bulaştırmaktan çekinmeyeceğiniz tek virüstür. O bir mutluluk virüsüdür!
Birbirleriyle kavga eden siyasetçilerimizi, öğrencileriyle kavga eden üniversitelerimizi, halkla kavga eden medyamızı ve kendi kendisiyle kavga eden hakkımızı "Kavga zamanı değil, el ele verip memleketi kurtarma zamanıdır" diye uyaracak gür bir sese muhtacız.
Hiç şüphesiz, Şehzade Mehmed'in kulağına Peygamber (a.s.m.) müjdesini ilk fısıldayan annesidir. Mukaddes hedefini ve aslî vazifesini dem dem ruhuna nakşedenlerin başında yine o gelir.
... anne babaların en çok dikkat etmeleri gereken hususlardan biri, hatalarını, kusurlarını aleniyete dökmemek, açık açık kavga etmemek, dedikodu yapmamak, yani hatalarını çocuklarına yansıtmamaktır.
İnsanlar gerçekten tuhaftır. Sevdiklerinin kusurlarını meziyet gibi görürler de, sevmediklerinin meziyetlerini kusur sayarlar.
'Biz Osmanlıyız' isimli kitabımızı tek bir cümle ile özetlemem gerekirse, Osmanlı'nın hayât nizâmına dâir çok kıymetli bir eserdir.

Kitabın içeriğinde; Osmanlı'nın adâlet anlayışına, kültür anlayışına, eğlence anlayışına, yemek âdâbına, adam yetiştirme husûsuna, sevgi, şefkat, yardımlaşma, saygı, sadâkat gibi mânevî değerlere yer verilmiş. İmânlı bir Müslüman olarak Âhiret'e dönük hayâtımızın içerisinde, nasıl bir nizâm ile yaşamamız gerektiği konusuna da değinilmiştir. Fazîlet, dürüstlük, çevrecilik, medeniyet, kültür, nezâket, dayanışma, İmân, hedef, başarı, zafer gibi birçok inceliklerin yer aldığı bu kitap, 'imkânsızlıklar içinde imkânı bulmak' ve İmân dolu yüreklerin cesâreti ile elde edilen zaferlerinden de bahsediyor. Ayrıca Osmanlı Târihinde yetiştirilmiş olan "Cevher İnsanlar'a da yer verilmiş; Mîmâr Sinan gibi..

Osmanlı devletinin büyüklüğü, önderliği, örnekliği ve başarıları..

İşte tüm hakîkatleri ile Osmanlı Târihi.. Unutturulmaya çalışılan gerçekler.. "Hiç bitmeseydi.." dediğim bir eser. "Bir kez daha Osmanlı Târihine hayran kaldım" desem yeridir.

Kesinlikle okunulmasını tavsiye eder, hayırlı okumalar dilerim.
Üniversiteye başladığım yıl almıştım kitabı. Senelerce kütüphanemde durdu. Renkli-resimli ve kronolojik olduğu için Kpss'ye çalışırken okumak istedim. Bu bahaneyle okudum, yoksa daha senelerce dururdu. Ben gazetecinin, gazetecilik; tarihcinin; tarihçilik; hayvancilik ile uğraşanın hayvancilik yapmasi gerektiğini düşünüyorum. Mesela ben tarihçi olarak süt sagmaya kalkarsam elime yüzüme bulaştirir; sagilmiş sütü de mundar ederim. E kalkip gazeteci de tarihçilik yapmaya kalkinca eline yüzüne bulaştırıyor. Ortaya tarihi bir makale değil yazanın görüslerini pompaladigi bir köşe yazisi meydana geliyor.

"Ruslar çeşmede donanmamizi yakti tüüü Allah belalarini versin" tarzi kalemlerden hoşlanmam.
Tüm gönlümle şunu söyleyebilirim ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan her zaman onur duyarım. Ve Türkiye Cumhuriyetini Osmanlinin devami olarak görmekteyim. 2. Mahmut dişinda da hiç bir problemim olan Osmanli padişahi, damat ferit dişinda da şahsi bir problemimin olduğu devlet adami da yok. Hatta 5.Mehmet Reşat'a çok üzülürüm ve yeryüzünde konumunda olmak istemediğim tek insan odur. Vallahi Vahdettini de severim. Amaaa yook Bu kitabin yazarina göre hepsini ayni anda sevemem ve benimseyemem. Tarafimi seçip tartışmaya dahil olmaliyim... Bunun gibi adamlarin Cumhuriyet ile ne karin agrisi varsa sancidan çatlasin, patlasın....
O kadar burnu büyük ve egoist ki iste bildiklerimi mayin tarlasinda yürümek adina da olsa yazicam ben her seyi biliyorum çok entellektüelim tavirlari rezalet. Şunu söyleyeyim bu kitapta yazanlarin hepsi vikipediada padisah potreleride google görselde var!!! Ne kattin sen şimdi bu kitaba....
Bilmediğin bi sey üstüne illa konusmak gerekmiyor... bilmiyosan bilmiyosundur.

Kendi kenisiyle çelişen o kadar cümlesi var ki...
Mesela hürrem sultanin ne kadar iyi oldugu. Bi süru ham ve hamam tarzi insanlarin yararlanmasi için yaptirdiklarindan bahsediyor. Bu bir iyilik kıstasi midir? Bence hayir.... haftanin 5 günu insanlara hayati dar etsem, sokaktan gecen kedi köpeği tekmelesem, yaşli teyzeleri yolun karşisina geçirmek icin koluna girsem yol ortasinda biraksam ama haftasonu gitsem huzur evinde vakit geçirsem bu beni iyi bir insan yapar mi yapmaz...
Fatih döneminden kardes katlini devletin bekaasi icin öven Yavuz beyin kalbi hürrem sultan ve sari selime konu gelince merhamet meleği kesildi. Yok efendim hurrem selimi çok seviyomuş. Oğlunun ölmemesi için onun padişah olmasi için çalismiş.. Devletin bekaasini düsunmüs... E Mahidevran da mustafayi seviyodu. O tahta da en çok o yakisırdi Selim'in cani candi da mahidevranin oglu mustafanin cani patlican miydi? Çok düşünüyoduysa devletin bekaasini çekileydi bi kenara . Şartlarin Sari selimden sonra değişmeye basladigini hepimiz biliyoruz.
Ayrica Vahdettin'in halife kimliğini kullanmadigini, buna tenezzül etmediğini yoksa tüm müslümanların ayaklanip genç cumhuriyetin başinin derde gireceğini söylemis Yavuz bey...
E kullanaydi Yavuz bey....
Mehmet Reşad halifeliği kullanip cihadi ekber ilan etti de noldu. Hint müslümanları ingilizlerin yaninda agzimizdan girdi, Araplar yemende ingilizlerle birlikte burnumuzdan çikmadi mi??? Demek ki halifeyi pek umursamadiklari gibi halifenin de kuyusunu kazanlarla çalışmişlar.
Üniversite sınavına girecek arkadaşlara nacizane kamu spotumdur. Tarih ve siyaset bölümünü seçmeyin... bu üllkede herkes bu iki dal hakkinda her halti biliyor...
Bazı yerleri şiir edasıyla bazı yerleri bilgi dolu olan bir kitabımızın daha sonuna geldik.. :) Bu sefer okuma sürem çok uzadı. . Zamanım çok kısıtlı olduğu için benden kaynaklandı. Kitap çok güzel. Yazarımız okuyucuyu sıkmadan okuyucu ile konuşur gibi bilgi dolu bir kitabı bizlere sunmuş. :) Tarih sevenlere tavsiyemdir :)
"Devlet mi, evlat mı?"

Kitaplığımda görünce dayanamayıp inceleme yazmak istedim. Öncelikle şunu belirteyim kitap hakikaten çok güzel ve etkileyici. Yavuz Bahadıroğlu "Tarihi sevdiren adam" unvanını sonuna kadar hakediyor.

Birkaç soruyla devam etmek istiyorum incelememe.

* Osmanlı'da şehzade katlini kim çıkarmıştır?
* Küçücük çocukların öldürülmesinin nedeni nedir?
* Devlet-i aliye'nin bekası için katledilen çocukların günahı ne?

Osmanlı'da şehzade katlini Fatih sultan mehmet çıkarmıştır.
" Evladımdan her kimseye saltanat müyesser ola, karındaşlarun nizam-ı alem için katl itmek münasibdur; ekser ulema dahi tecviz etmişlerdur. Anınla âmil olalar."

Alimler bakara süresinde "Fitneye sebep olmak ölümden beterdir." ayetini delil kullanarak cevaz vermişlerdir.

Gelelim hadiste övülen şanlı komutan Fatih sultan mehmed'e çoğu Hadis âlimi bu hadisi sahih kabul etmekle beraber "övülen komutan" kısmını zayıf bulmuşlardır, yanlış anlaşılmasın uydurma hadis demiyorum sadece o kısmı alimler tarafından zayıf bulunmuştur.

İnsanların yüzde yüz masum olmadıklarını kabullenirsek herkesin hata yapabileceğini kabulleniriz. Bizim ölçümüz şu olmalıdır: Herkes Allah'a hesap verecek ve bir insanın yaptığı hatalar diğer güzel işleri, başarıları silmez. Bu Fatih Sultan Mehmed bile olsa, peygamberler hariç hiçbir insan yüzde yüz masum, günahsız değildir.

Ve son olarak halâ tatmin edici bir cevap bulamadım bu konuyla ilgili küçücük çocukları devletin bekası için öldürüyorlar. Çok acı bir şey ya da ben kadın kafasıyla düşündüğüm için bana mantıklı gelmiyor.
Neyse çok uzattım incelemeyi bitiriyorum.
Kitap güzeldi okumak isteyenlere tavsiye edilir.
“Yavuz Bahadıroğlu” normalde tarihçi kimliği ön plana çıkmış yazarımız. Yazarımızın yaptığı güzel işlerden bir tanesi de çocuk edebiyatı alanında eseler vermesi. Özellikle “Erdem Hikâyeleri” ve “Güzel Davranışlar Serisi” her çocuğun rahatlıkla okuyabileceği, edebi zevk alabileceği ve olumlu davranışlar kazanabileceği güzel eserler içeriyor. Netice de “Yavuz Bahadıroğlu” çocuk edebiyatı alanında rahatlıkla tavsiye edebileceğimiz bir yazar. “Yaramaz Ayı Zirzop” adlı eserini, öğrencilerime önerme adına okuyup inceledim ve sonuç olarak beğenip sınıf kitaplığımıza eklediğimi bir eser oldu. Kitabın olumlu taraflarını sayacak olursam. Kitap öncelikle çocuklarda “hayvan sevgisini” artıracaktır. Aynı zamanda “hayvanlara merhamet” edilmesi konularını çok güzel işlemiş. Kitabı okuduktan sonra çocuğun hayvanlara olan merhametinin artacağı kanısındayım. Yine kitapta ayı üzerinden büyüklerin sözünden çıkmanın doğuracağı olumsuz sonuçlar çok güzel işlenmiş. Özellikle “anne sözünü” dinlemenin önemini çok güzel vurgulanmış. Aynı zamanda kitapta atasözü ve deyimler sezdirerek açıklaması ile birlikte verilmiş. Bunların bu şekilde verilmesi çocuğun “dil hazinesine” katkı sağlayacaktır diye düşünüyorum. Netice olarak 3,4,5 ve 6. Sınıftaki öğrencilerimizin ya da çocuklarımızın okuması gereken bir kitap.
Tarihi kitapları hep sevmişimdir. Yazar, Cengiz Han ve Harzem ülkesinin sultanı arasındaki savaşı akıcı ve güzel bir dille anlatmış.Kitabı okurken bir yandan Cengiz Han'ın ve moğolların yaşayış tarzları beni hayrete düşürürken diğer yandan Harzem Beyleri'nin çıkarları uğruna ülkelerini bile feda edebilmeleri hayal kırıklığına uğrattı. Bu kitabı çok beğendim ve kütüphanede bulabilirsem ikincisini de okumayı düşünüyorum. Ve elbette sizlere de tavsiye ediyorum :)

"Oğlum!"
"Babası mısın?" diye sordu, Cengiz Han.
"Evet."
"Güzeeel! Herhalde oğlunu çok seviyorsun."
"Canımdan çok."
"Memleketini de seviyor musun?.."
"Seviyorum."
Cengiz Han kükredi birden :
"Seviyorsan bu hal ne! Oğlunun mezarı kapanırken fırlıyorsun da, memleketin mezara gömülmesini kenardan niçin seyrediyorsun?"
Ne denirdi buna? İhtiyar hiçbir şey diyemedi.
"Gemileri yakmak."Biz bu deyimi, geri dönüşü olmayan bir karar alıp, uygulamak  olarak kullanırız genelde. Ama bu deyimin bir de hikayesi vardır.

Ünlu Emevi komutanı Tarık bin Ziyad, kumandaksındaki binlerece kişilik orduyla birlikte Cebeli Tarık boğazından gemilerle İspanya'ya geçmiş. O sırada İspaya kralının yüz bin kişilik devasa ordusuyla üzerlerine doğru geldiğine dair bir dedikodu yayılmış askerler arasında. Tarık bin Ziyad, akserlerinin korku duymaya başladığını fark edince hepini yüksekçe bir tepeye çıkarmış, arkalarında kalan birkaç askere de geldikleri gemleri yakmalarını emretmiş. Askerler bu emre şaşırıp kalmışlar. Ama emir büyük yerden olunca gemileri ateşe vermişler. Tarık bin Ziyad şaşkınlık içindeki askerleri ile birlikte gemilerin yanışını izlemiş. Sonra da gür sesiyle "Askerlerim! Karşımızda deniz gibi ordu, arkamızda ordu gibi deniz var. Artık geriye dönüşümüz kalmadı. Düşmana saldırıp bu toprakları almaktan başka çaremiz yoktur. " demiş. O gün iki ordu savaşa tutuşmuş. Tarık bin ziyad ve ordusu canla başla savaşarak büyük bir zafere imza atmış ve böylece Endülüs Emevi Devleti'nin temelleri atılmıştır. (Bazı tarihçiler Tarık bin Ziyad, gemileri yakmadı, gemileri geri gönderdi diyor. En nihayetinde ikisininde geri dönüşü yok ve aynı anlamlara geliyorlar her ikiside kabulümüzdür. )

Bu devlet, 711-1492 yıllar arasında hüküm sürmüş ve ilim, kültür ve medeniyette dünyanın bir numarası haline gelmiştir. Ayrıca üç semavi dinin, sevgi ve saygı içinde yaşanmasını başarmış bir devlettir Endülüs devleti.

Devletin merkezi olan Kurtuba, Avrupa'nınen kalabalık ve en geniş şehri haline gelmiştir. vezir ve memurların ikamet ettikleri yerler dışında yüz on üç bin ev , altı yüz cami üç yüz hamam (evdeki banyolar hariç), elli hastahane , seksen resmi okul, orta tahsil için on yedi okul, yüksek seviyede tahsil veren bir çok yer , ve bu okullarda tahsil gören dört bin talebe varmış. Ayrıca Kurtuba'da içinde yüz binlerce kitabın bulunduğu yirmi tane devlet kütüphanesi ve buna ek vakıf kütüphaneleri de varmış.

İnsanlar , fen ve din ilimlerinin her çeşidi ile ilgileniyorlar, araştırmalar yapıyorlarmış. Bunu duyunca çok şaşırdım ama hayvanlarda suni tohumlama bile yapılıyormuş. Avrupa'nın aydınlanması da böyle ilim ve medeniyet merkezi olan Endülüs sayesinde olmuştur. Hatta Avrupa'yı rönesans'a Endülüs Devleti'nin taşıdığı söyleniyor.

Endülüs Emevi Devletnde ilme ve alime çok değer verilmiş ve ilim ve fende çok ileri gidilmiştir. Her memleketten insanlar ilim öğrenmek için akın akın kurtuba ya gelmişlerdir. Kurtuba'da büyük ve mükkemmel bir tıp fakültesi kurulmuş ve Avrupa kralları ve devlet adamları buraya tedavi olmak için gelirlermiş. Yine Kurtuba'da altı yüz bin kitap bulunan büyük bir kütüphane yapılmış ve bilhassa tıp ve astronomi alanında çok ileri gidilmiş. Muhyuddin ibn Arabi, Kadı Ebu Bekri ibni Arabi, Nureddin Batruci, Ebu Abdullah bin Muhammed kurtubi, Kadı Iyad Yahsubi gibi pek çok alim yetişmiştir.

Fen ilimleri de Endülüs'te ileri dereceye ulaşmış, kimya alanında Abbas bin Firnas, cam yapma tekniğini geliştirmiş ve tanıtmıştır. Kimya alanında ki gelişmeler ile yeni ilaçlar da yapılmış ve eczaneler kurulmuş, ilaçlar ile ilgili kitaplar yazılmıştır.

O devirde dünyanın en meşhur ve gözde üniversitesi yine Kurtuba'da kurulmuştur. Dünyanın bir çok yerinden buraya talebeler ilim öğrenmeye gelmişlerdir. Endülüs devleti ilimde altın çağını yaşarken, Avrupa'da okuma yazma bilen bile son derece azmış.

İşte böyle büyük bir medeniyetmiş  Endülüs Emevi devleti. Ne mi oldu bu devlete? Görülmemiş bir vahşetle yok edildi. Papaz Bartolome de Laz Cassas'ın anılarında  İspanyollar tarafından  yapılan vahşetler şu şekilde dile getiriliyor "İspanyollar atlarıyla, kılıçlarıyla ve mızraklarıyla yerlileri kolayca savuşturup öldürdüler ve onlara karşı her türden vahşeti sergilediler,yerli yerleşim bölgelerine zorla girerek küçük çocukları, yaşlı erkekleri, hamile kadınları,hatta yeni doğum yapmış kadınları,karşılarına çıkan herkesi katlettiler, şiddetle vurarak parça parça kestiler,sürüler halinde ağıla toplanmış koyunlar gibi karınlarını yardılar. Bir adamı, tek bir darbede ikiye bölüp bölemeyeceklerine veya bir kişinin başını, gövdesinden ayırıp ayıramayacaklrına ya da bir tek balta darbesiyle,bağırksaklarını çıkarıp çıkaramaycaklarına dair bahislere bile girdiler. Memeden kesilmiş bebekleri ayaklarından tutup annelirinin  göğüslerinden ayırdılar ve baş aşağı kayalara çarptılar bütün bunlar olurken diğerleri ise gülüp,eğleniyorlar bebekleri omuzlarının üzreinden bir nehre atıp "Kıvran seni gidi küçük velet" diye bağırıyorlardı yollarına çıkan herkesi öldürdüler..."  Bunlar sadece bir kısmı...

Bu soykırımın yanında bütün mimari yapılar yıkılmış, camiler tahrip edilip kiliseye çevrilmiş, din adamları  zorla vaftiz edilip hıristiyan olmaya zorlanmış ve katledilmiş, kütüphaneler ve binlerce kitap yakılmış.

Avrupa'da radyolojinin kurucusu olan Madam Curie," Müslüman Endülüs'ten bize 30 kitap kaldı atomu parçalayabildik. Şayet yakılan bir milyon kitabın yarısı kalsaydı çoktan uzayda galaksiler arasında geziyor olacaktık. Orada bilim sıfırlanınca biz yeniden sıfırdan onların yüzyıllar önce keşfettiği şeyleri bulmaya çalıştık ve yüzyıllar kaybettik" diyor. İslam dünyasında iki büyük felaket vardır bunlar Moğol istilası ve ispanyolların geri fethi Rekonkista... Bu iki büyük olay İslamın dünyasının, bilimde altın çağını yaşamasını sekteye uğratmıştır. Yani bazılarımızın dediği gibi "Altın Çağın" bitmesinin sebebi 'Tasavvuf' değildir.

Ben tüm bunları Endülüs'e Veda kitabını okuduktan sonra kısa bir araştırma yaparak öğrendim. Açıkcası VIII. Henry'nin altı karısını bilip de koskoca Endülüs medeniyetinden bir haber olduğum için kendime bir hayli kızdım.

Kitabın konusu Endülüs'te geçtiği için Endülüs Emevi Devlet'i ile ilgili öğrendiğim bu bilgileri paylaşmak istedim.

Kitaba gelecek olursak bin bir zorlukla kurulan, ilmek ilmek işlenen muhteşem bir medeniyetin dünya hırslarına, makam ve mevki sevdasına nasılda heba olduğunu anlatıyor. Aslında kitabın adı '"Endülüs'e Veda" değilde  "Kahpe içerden olunca, kapı kilit tutmaz oğul" olmalıymış. Zira yapılan hainliklere yürek dayanmaz .

Kitapla alakalı  şunu da söylemeliyim ki çok iyi bir şey çıkacakken sanki aceleye gelmiş ve bir şeyler yarım kalmış gibi bir  havası var. Hikaye güzel, karakterler güzel olayların geçtiği yerler ve olaylar güzel ama sanki tam anlamıya kotarılamamış. İskender Pala bu tarihi romanlarda daha iyi sanki. Ama Yavuz Bahadıroğlu'nun da hakkını yemek istemem okuru sıkmayan hoş bir üslupla yazmış ve kesinlikle okunmaya değer. Ayrıca bu kitap vesilesiyle Endülüs Devleti hakkında araştırma yapıp bir çok şey öğrenmiş oldum. Bunların bir kısımını  sizlerle de paylaştım.

Keyifli okumalar.
Kitap, evlilik hazırlığı yapan insanların, evlenmiş ve çocuk sahibi olan insanların, birbirine olan yaklaşımlarının nasıl olması gerektiğini yönlendiriyor. Çok mutlu olmanın formülleri , aile arasında ilişkiyi daha dinç tutmayı çok güzel anlatmış. Özellikle anne baba olan ve olacak adaylar için okumasını tavsiye ediyorum. :-)
İlk tarih romanımdır benim. Bir ödev sayesinde okumuştum ve çok beğenmiştim.
Tarihimizi ancak böyle güzel anlatılabilirdi. Sunguroglunun vatanına ve dinine olan sevdası ve yaptığı bir sürü başarılarla dolu olan bir kitap kesinlikle okumanızı tavsiye ederim..
Kronolojik sıralama, tarihi olayların zamanlarını belirleyip, oluş sırasına göre düzenler. Ve ben de Tarih kitaplarını okumayı bu düzene göre ayarlıyorum. Ahmet Rasim'in 1.700 sayfalık -2 cilt- "Osmanlı Tarihi" adlı paha biçilemez eserinde olayların bağlantılı olması söz konusudur tamamıyla. Meselâ II. Mahmud dönemindeki olayların bazılarını es geçiyorsanız, ondan sonrakileri anlamakta biraz zorlanıyorsunuz. İşte ben bunu seviyorum.
Ama Bahadıroğlu kitaplarına istenildiği gibi başlansın ne fark eder ki.
-*Fatih'i anlatıyorsun; Yavuz'dan, Kanunî'den kıssalar veriyorsun.- kitap tekniğini yok sayan bir durum, her ne kadar biyografi kitabı olsa da- " Fetih'ten daha önemli olan, Fatih'in ruh portresini çizmektir diyorsun, Her cümlede nutuk gibi söylevler var; takdir, karar ve övgü biraz okuyucuya bırakılsaydı, daha "umumi" olurdu ve kitabı bir iki basamak öne çıkarırdı.
-*Dönemin yaşayan şahidi, Bizanslı tarihçi Kritovulos'un "İstanbul'un Fethi" eserinin sayfalarını çevirmeye başladım bile. Bakalım Bahadıroğlu'nun dile getirdiği "Ruh dünyası"nı bulabilecek miyim...

Yazarın biyografisi

Adı:
Yavuz Bahadıroğlu
Tam adı:
Niyazi Birinci
Unvan:
Yazar, Tarihçi, Gazeteci, Radyo Programcısı.
Doğum:
Rize, Türkiye, 1945
Yavuz Bahadıroğlu, (1945, Pazar, Rize) yazar, tarihçi, gazeteci, radyo programcısı. Gerçek adı Niyazi Birinci'dir. Evli ve üç çocuk babasıdır.

1971′de İstanbul'da gazeteciliğe başladı. Muhabirlik, araştırma-inceleme, röportaj ve fıkra yazarlığı yaptı. Gazete, dergi ve şirket yöneticisi olarak çalıştı. Gazeteciliğini muhabir ve röportajcı olarak sürdürürken, çocuklara yönelik eserler üretti. Yüzlerce çocuk romanı, hikaye yayınlandı. Aynı dönemde bir gazetede Şeref Baysal ve Veysel Akpınar isimleriyle iki köşe yazısı yazdı.

Asıl çıkışını Yavuz Bahadıroğlu ismiyle yazdığı romanlarla yaptı. İlk romanı Sunguroğlu ve ardından yazdığı Buhara Yanıyor romanı ülkenin en çok satan romanlarından oldu. Genelde Osmanlı’nın çeşitli dönemlerini ele alan otuzu aşkın romanı vardır, bunlardan biri Biz Osmanlıyız. Yavuz Bahadıroğlu, roman, çocuk kitapları, hikaye, araştırma, oyunlar, film yapılmış senaryolar ve fikri eserler olmak üzere yüzlerce çalışmaya imza attı. Yurt içinde ve yurt dışında çeşitli konularda binlerce konferans verdi, çeşitli kurum ve kuruluşlardan ödüller aldı, iki kitabı Kültür Bakanlığı tarafından yayınlandı. Halen ulusal bir radyoda günlük yorumlar yapıyor ve bir günlük gazete köşe yazarlığı sürdürüyor. Ayrıca tarihi sevmekle kalmayıp bize hatırlatan nadir yazarlarımız arasındadır. Yavuz Bahadıroğlu, yazdığı tarihi romanlarıyla birçok gence tarihini öğretip sevdirme başarısını gösteren ender Türk romancılarındandır.

Eserleri;

Uzaklar Yakındır Merhaba Söğüt
Biz Osmanlıyız
Mısır'a Doğru
Kara Şövalye
Elveda Buhara
Sunguroğlu 1-2
Kirazlımescit Sokağı
Şirpençe
Buhara Yanıyor
Malazgirt'te Bir Cuma Sabahı
4.Murat
1.Murat
Çelebi Mehmet
Yıldırım Bayezid
2.Murat
Orhan Gazi
Osman Gazi
Kanuni Sultan Süleyman
Yavuz Sultan selim
Zindanda Şahlanışı

Yazar istatistikleri

  • 522 okur beğendi.
  • 6.186 okur okudu.
  • 87 okur okuyor.
  • 2.646 okur okuyacak.
  • 47 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları