Yıldız Ecevit

Yıldız Ecevit

YazarÇevirmen
8.8/10
35 Kişi
·
72
Okunma
·
11
Beğeni
·
1.951
Gösterim
Adı:
Yıldız Ecevit
Unvan:
Akademisyen, Yazar
Doğum:
Gelibolu, 1946
İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Yüksek lisans ve doktora çalışmalarını Hacettepe ve Ankara Üniversiteleri'nde Türk ve Alman edebiyatları arasında karşılaştırmalı olarak yaptı. 1986-2000 yılları arasında Ankara Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 1996 yılında profesör oldu. Ankara ve Bilkent Üniversitelerinde Alman Edebiyatı, Avangard Edebiyat ve 20. yüzyıl dünya romanı alanlarında dersler verdi.
"Tesir etmeyen, iz bırakmayan okumak neye yarar? İnsan kendisine ilave etmek için okur, unutayım diye değil."(Tanpınar, E.Ü.M., s.47)
Yıldız Ecevit
Sayfa 245 - İletişim Yayınları, İstanbul 2009.
" 20 yüzyıl edebiyatının yeni okur tipi evin yapımına doğrudan katılır. Henüz tamamlanmamış olan yapının içinde kendine yaşayabileceği bir ortam yaratmaya çalışır. O yazarın eğittiği, yol gösterdiği biri değildir artık. Yazarla birlikte üretir, etkindir. Elinde kitap rahatça koltuğunda oturmasına izin yoktur onun. Her satırda, her sözcükte uyanık olmak zorundadır. Bu yeni tip yapılarda barınabilmesi için, yazarın bıraktığı anlam boşluklarını doldurması, tuğlaların arasını kapatması gerekmektedir. Yeni okur tipi tüketici değil bir üreticidir."
Yıldız Ecevit
Sayfa 62 - İletişim Yayınları, İstanbul 2008.
" Yıllar sonra "Tutunamayanlar"ın Selim'ine şöyle dedirtecektir Oğuz Atay: "Üç çeşit meslek varmış: mühendislik, doktorluk, bir de hukukçuluk. Ben ressam olmak istiyordum. Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi."
Yıldız Ecevit
Sayfa 54 - İletişim Yayınları, İstanbul 2009.
" Üstkurmaca için postmodern edebiyatın ana kurgu ögesidir de diyebiliriz. Bu eğilim genel bağlamda yazma ediminin kurmaca metin içinde kurgulanması demektir. Bu, yazarın metni nasıl yazdığını o metnin içinde anlatması, yazma sorunlarını metninin ana konusu durumuna getirmesi ve kimi kez de okurunu metnin içine sokarak romanı nasıl oluşturduğunu onunla paylaşması anlamına gelir. Edebiyatın kendini anlatması, kurgulamasıdır üstkurmaca; kurmacanın kurmacasıdır."
Yıldız Ecevit
Sayfa 142 - Iletişim Yayınları, İstanbul 2008.
"Hoşuna gitmeyen ortamlarda mutlak bir suskunluk içine giren Atay, içinde biriktirdiklerini bir konuşma seli biçiminde dışarıya akıtıyordur."
Yıldız Ecevit
Sayfa 447 - İletişim Yayınları, İstanbul 2009.
"Çok kazanmak istiyordum; fakat bu dünyada biliyorsunuz ancak işini bilenler kazanır."(Korkuyu Beklerken, 76)
Yıldız Ecevit
Sayfa 158 - İletişim Yayınları, İstanbul 2009.
"İyi bir hayat hikayesi yazmak, bir hayat yaşamak kadar zordur."
Yıldız Ecevit
Sayfa 413 - İletişim Yayınları, İstanbul 2009.
"Onun kurmaca kişilerinin neredeyse tümü Mişkin'in içtenlikle saf dürüstlüğünden, Raskolnikof'un coşkulu başkaldırısından ve çıldırmak üzere olan yeraltı insanının kendisiyle hesaplaşmalarından esintiler taşır. En fazla otobiyografik özellikle donattığı roman kişisi Selim Işık'a, Dostoyevski'nin roman başlıklarından türettiği niteliklerle seslenir Atay; ona "yeraltında yaşayanların ve ecinni tayfasının kaptanı sensin," der.
"Bu öykülerin (Korkuyu Beklerken)en önemli ortak özelliklerinin başında, tümünün dokusuna yoğun biçimde sinmiş olan 'kafkaesk' öğe gelir. Birçok dilde gündelik kullanım dağarcığına girmiş olan kafkaesk sözcüğü; 'korku, güvensizlik, yabancılaşma, umarsızlık, umutsuzluk, yalnızlık, anlamsızlık, iletişimsizlik, terör, dehşet, suç, ceza, yargı' gibi anlamların bileşkesidir; Kafka' nın kurmaca dünyasındaki imgelerden beslenir."
Yıldız Ecevit
Sayfa 476 - İletişim Yayınları, İstanbul 2009.
" Konuşmaya başladığı an olağanüstü güzelleşen bir kadındı; o, fiziksel güzelliğin hiçbir şey demek olduğunu kanıtlar insana. İnanılmaz doğal, sıcak hemen ayaklarını altına alıp oturan...Collette herhalde böyle bir kadındı. Pırlanta hediye edilecek kadın tipi değil o, olsa olsa değerli bir antika gümüş takı verilebilir ona. İnanılmaz bir sevme gücü vardır. Bu söylediğim kadın erkek ilişkisini dışında bir şey. Onun insana verebileceği sevginin sonu yoktur. Anaç hami bir kadın değil, özgür kadın tipi. Çocuk da istemedi Çılgınlık sınırına kadar yoğun hissedebilirdi: bir tür Anna Karenina gibi. Bir yönüyle çok kırılgandır, çok sert olabilir, çıkarını korumayı bilir."
"Ve Oğuz Atay Tehlikeli Oyunlar' ın Sevin'den izler taşıyan Bilge'si için yaptığı şu saptamayla portrenin oluşumuna katılır: Her zaman ne istediğini bilir o."(T.O. 451)
Yıldız Ecevit
Sayfa 215 - İletişim Yayınları, İstanbul 2009.
580 syf.
·Beğendi
"Ben Buradayım-Oğuz Atay'ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası"

Hiçbir sahici tarafı olmayan yüzeysel “insanî ilişki”lerden yorgun mu düştünüz, daha düne kadar size methiyeler yağdıran, yere göğe sığdıramayanlar menfaatlerine ters düşünce kapkara bir sessizlik perdesinin ardına mı saklandılar, konuşacak ortam bulamamaktan derin bir sessizliğe mi büründünüz, içinizdeki şarkıyı kimseler duymuyor mu, dahası bütün bunlar olurken siz yine, yeniden ve her seferinde olduğu gibi okları kendinize mi çevirdiniz, Kafka’nın Dava’sında olduğu gibi “ gerçekliği olmayan suçlarla” mı suçluyorsunuz kendinizi ve her seferinde yenik mi düşüyorsunuz?
Eğer bu soruların en az üçüne evet diyorsanız siz de bir tutunamayansınız.:) Üzgünüz, bu bir lanet ve ömür boyu peşinizi bırakmayacak...
Bir monografi tanıtımına bu cümlelerle başlamak istemezdim ama “Ben Buradayım” öyle derinden sarstı ki beni ve bu kitapta Oğuz Atay’ın biyografik ve kurmaca dünyasına adım adım yolculuk yaparken öyle kendimden geçtim ki çook uzun zamandır bir kitapla böylesine büyülenmemiş, böylesine derinden sarsılmamıştım. “Huzur”a inceleme yazarken ifade etmiştim “iyi ki Tanpınar benim dilimde yazmış, gurur duydum böyle bir yazarımız olduğu için” diye. İşte Yıldız Ecevit’in bu olağanüstü derecede titizlikle hazırlanmış, akıcı bir dile ve üslûba sahip, o çok sevdiğimiz Oğuz Atay cümleleriyle bezenmiş kitabını okurken de iki kez gurur duydum: Bu gururun birinci sebebi, Yıldız Ecevit’in benim dilimde böyle şahane bir monografi yazmış olmasıydı ve ikinci sebep de bu muazzam eserin bir bilim kadınının elinden çıkmış olmasıydı. 578 sayfalık bu muazzam kitap hakkında ne yazsam, ne söylesem eksik kalacak, burada yazdığım üç beş sayfalık tanıtım yazısı bu kitabı tanıtmaktan aciz olacak bunu en baştan ifade edeyim.

Kurmaca edebiyatın tamamlayıcısı olarak gördüğüm araştırma ve incelemeye dayalı akademik metinler, bir yandan kurmaca dünyanın sırlarını bize aktarırken diğer yandan da sıkıcı olmak gibi bir handikaba sahiptirler. Eğer bir yazar; titiz ve detaylı bir kütüphane çalışması, kaynak kişilerle yapılan görüşmeler ve kurmaca metinlerin didik didik edildiği bir eserle karşımıza çıkmışsa bu eserde ilk aradığımız hususiyet o eserin bize ne kattığıdır esasen. Bu manada akademik makaleler, biyografiler ya da monografiler sıkıcı da olsa onları okuruz. Ama eğer bilimsel metinlerin yazarı, eserini çok akıcı bir dil ve üslupla kaleme almışsa o metin ya da kitap zirvede olmayı hak ediyor, hak eder. Bu sebeple Yıldız Ecevit’in “Ben Buradayım”ı her yönüyle övgüyü hak ediyor. Hatta itiraf edeyim ki Türk edebiyatında okuduğum tüm monografi ve biyografilerin içinde zirveye oturmayı başardı. Neden mi? İşte bunu izah etmek işin en zor kısmı ne yazık ki. Zira “çok uzun yazıyorsun" diyenleri de gözönünde bulundurarak kitaptaki Oğuz Atay portresine yüzeysel bir bakış atacağım. Böyle bir kitabı derinlemesine incelemek haddim değil zaten. Hadi başlayalım o zaman!

Kitap hakkında teknik bilgi vererek yazıma başlamak istiyorum: “Ben Buradayım-Oğuz Atay’ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası” Kısaltmalar, Sunuş ve Teşekkür bölümlerinin ardından başlayan, yazar tarafından bölümlerin içeriğine göre düzenlenmiş yirmi altı özel başlıktan oluşan “Dizin” ile son bulan bir kitap. Kitap, adını -tahmin edebileceğiniz gibi- “Korkuyu Beklerken” kitabının sonunda yer alan "Demiryolu Hikayecileri -Bir Rüya" başlıklı hikayenin son cümlesinden alıyor: “Ben buradayım sevgili okuyucum sen neredesin?” Yıldız Ecevit bu cümlenin “Ben Buradayım” bölümünü kitabına başlık olarak seçerek daha en baştan Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar”da kıyasıya eleştirdiği “Hayatı ve Eserleri” metinlerinin çok dışında sıradışı bir biyografi/monografi yazacağının ipuçlarını veriyor. Yıldız Ecevit’in ifadesine göre “Ben Buradayım” önermesi; bir yandan Oğuz Atay'ın bu kitapta hayat hikayesi ve eserleriyle "burada olduğunu" ifade ederken, diğer yandan da bu hayat hikayesini dört yıl süren uzun ve zorlu bir araştırma ve yazma sürecinin ardından birleştirip bir kitap formu halinde bizlere sunan Yıldız Ecevit'in de "burada olduğunu" ifade ediyor. Zira bir kitap her ne kadar titiz bir araştırmanın mahsulü de olsa sonuç olarak onu kurgulayan yazarının eseridir. Ve sunuş şu cümleyle bitiyor:
“Bu kitabın Oğuz Atay’ı, benim kimliğimden süzülüp gelen bir Oğuz Atay: Benim Oğuz Atay’ım. Kim gerçeği katıksız aktardım diyebilir ki?”(s. 19)

Kitabın "Sunuş" bölümünün girişine Oğuz Atay’ın “Bir Bilimadamının Romanı”nda geçen bir cümlesi epigraf yapılmış: “İyi bir hayat hikayesi yazmak, bir hayat yaşamak kadar zordur.”(s. 44)Bu epigrafla Yıldız Ecevit bize aslında çok zorlu bir işe giriştiğinin ipuçlarını da vermiş oluyor. Bu bölümde Türkiye'de biyografi/ monografi yazmanın zorluklarından söz eden Yıldız Ecevit, belge temini konusunda girdiği çıkmazlardan söz açıyor ve bizde belge temininin ne kadar güç olduğunu izah ediyor. Oğuz Atay’ın 1970’lerde radyoda ve televizyonda yaptığı konuşmaların tümüne erişmekte güçlük çektiğini, yetkililerin bu durumu “gereksiz görülenler arşivden ayıklandı” türünden akıl almaz bir açıklamayla izah ettiğini (!) ifade ettikten sonra Shakespeare’i araştıran Mr. Homan’ın Shakespeare’in dedesinden babasına ne kadar pound miras kaldığını 1561 yılına ait kayıtlardan çıkarabildiğini ifade ederek bu konuda ne kadar geride olduğumuzu(!) da somut bir örnekle ortaya koymuş oluyor.

Kaynak kişilerle yapılan görüşmeler sonunda insan belleğinin yanıltıcı yapısını fark eden yazar, görüştüğü kişilerin birbirini tutmayan açıklamaları sonucunda çıkmaza giriyor ve umutsuzluğa kapılıyor, ancak daha sonra Oğuz Atay’ın eserlerinin biyografik unsurlarla bezeli olması ona farklı bir yol açıyor ve ortaya böylece bu sıradışı monografi çıkmış oluyor. Burada da kendi içinde bir kimlik kargaşası içine giren Yıldız Ecevit bu durumu şu cümlelerle ifade ediyor:
"Ben Buradayım" aynı zamanda Oğuz Atay'ı hayatı ve eserleri türünden bir alt başlığın ciddiyeti içinde de ele alan bir başvuru kitabı olmalıydı: Bu öteki Yıldız Ecevit'in yazmak istediği yalnızca bir biyografi değildi; Oğuz Atay odağında üreyen onun yaşamı ve yaşamda bıraktığı tüm izler ile birlikte bütüne doğru ayrıntılı bir biçimde dokumaya çalışan bir monografiydi. Biyografiyi monografiye dönüştürerek onu daha teknik renklerle boyayan bu Yıldız Ecevit, bir yaşam öyküsünün ardına takılıp koltuğuna yaslanarak rahat bir okuma serüveni yaşamak isteyen okuru düş kırıklığına uğratmayı da göze aldı." (S. 18)

Sonuç olarak Yıldız Ecevit, elimizde tuttuğumuz, bütün Oğuz Atay hayranlarının ezbere bildiği cümlelerle bezenmiş, keyifle ve merakla okunan bu ilgi çekici monografiyi bize kitap formu içinde ulaştırıyor mühim olan da bu. Şimdi de kitabın içeriğine bakalım:

Oğuz Atay, 12.10.1934 tarihinde Kastamonu-İnebolulu Cemil Atay ile İstanbullu Muazzez Zeki Hanım’ın ilk çocuğu olarak İnebolu’da dünyaya gelir. Kız kardeşi Okşan Ögel ile aralarında altı yaş vardır. Babası Cemil Atay (d.1892) 1909 yılında komiser olarak göreve başlayan Osmanlı döneminin alaylı hukuk sistemi içerisinde sorgu hakimi, ceza hakimi ve savcılığa kadar yükselmiş üç dört kez milletvekili olmuş, etrafında sayılan sevilen aynı zamanda ilkeli ve çalışkan bir adamdır. Annesi Muazzez Zeki de öğretmen okulu mezunu, sanat ve edebiyata kıymet veren, şefkatli, evladını koruyup kollayan, kültürlü ve zarif bir hanımefendidir. Oğuz Atay, “Babama Mektup” eserinde, edebi eserler okuyan ve sinemaya giden anne ve oğluna “bunların hepsi uydurma” diyen bir baba portresi çizer ve babasına hitaben “duygularımın romantik bölümünü sen kızacaksın ama, annemden tevarüs ettim.”(K.B. 164) diyerek gerçekçi ve otoriter baba figürüne vurgu yapar. Annesi ve babası arasında dengeli bir ilişki vardır Oğuz Atay’ın. Muazzez Hanım ,ailede Cemil Bey’in katı taraflarını yumuşatan bir denge unsuru konumundadır. Oğuz Atay, lise yıllarında resim öğretmeninin tesiriyle ressam olmak istediğini babasına söylediğinde ciddi bir tepkiyle karşılaşır ve babası ressamlığın meslekten sayılmadığını, doğru düzgün bir meslek edinmesi gerektiğini ifade eder. "Yıllar sonra "Tutunamayanlar"ın Selim'ine şöyle dedirtecektir Oğuz Atay:
"Üç çeşit meslek varmış: mühendislik, doktorluk, bir de hukukçuluk. Ben ressam olmak istiyordum. Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi."( S. 54)

Oğuz Atay bu otoriter baba figürü karşısında çok da direnemez ve hiç istemediği halde inşaat mühendisliği okur. Okul hayatı boyunca çok çalışkan ve disiplinli bir öğrenci olan Oğuz Atay, bölümünü hiç sevmediği halde bitirir hatta alanında akademik çalışma yaparak doçentliğe kadar yükselir ve uzun yıllar üniversitede öğretim üyeliği de yapar. Yıldız Ecevit, onun akademik hayatın çıkarlar üzerine kurulu rekabetçi yapısına çok fazla ısınamadığını, ancak akademisyenliğin öğretmenlik kısmını çok severek yaptığını anlatır. Öğrencileri tarafından çok sevilen bir hocadır Oğuz Atay. Hatta mevcut ders kitaplarının dillerini ve anlatımlarını beğenmeyerek, öğrencilerinin dersi daha rahat takip edebilmesi için “Topoğrafya” isminde ders notlarından oluşan bir kitap da kaleme almıştır.

Arkadaşları arasında çok iyi fıkra anlatan esprili bir kişilik olarak tanınan Oğuz Atay, derin ve hassas yapısıyla dikkat çeker. İçindeki kırılgan Oğuz’u espriler, şakalar ve fıkralar ile maskelemeyi başarır, ancak onun bilhassa “Tutunamayanlar” ve “Tehlikeli Oyunlar” adlı eserlerinde oluşturduğu biyografik özellikler taşıyan, aşırı duyarlı karakterleri onun gerçek kişiliği hakkında da sayısız ipuçları taşır.

Kadınlarla ilişkilerinde çekingen ve mesafeli bir tavrı olan Oğuz Atay, ilk evliliğini Fikriye Hanım ile yapar. Bu evlilikten dünyaya gelen kızı Özge onun tek evladıdır. Oğuz Atay’ı kafa olarak doyurmaktan uzak bir kadın portresi çizen Fikriye Hanım ile Atay arasındaki bu evlilik boşanmayla sonuçlanır. “Tehlikeli Oyunlar” romanında Hikmet’in karısı Sevgi büyük ölçüde Fikriye Hanım’dan mülhem oluşturulmuş bir karakterdir. Evlilikte aradığını bulamayan ve tek kalesi kitaplara sığınan Oğuz Atay, evli olduğu yıllarda -Fikriye Hanım’ın ifadesine göre- evde beş bine yakın kitap biriktirmiştir. Gerçek bir bibliyofil olan ve sabahlara kadar durmaksızın okuyabilen Atay’ın çok güçlü bir belleğe de sahip olduğu gözönünde bulundurulduğunda karşımıza çok kültürlü bir yazar portresi çıkmaktadır.

Oğuz Atay Fikriye Hanım' dan ayrıldıktan sonra o yıllarda eşinden yeni ayrılmış olan Sevin Seydi ile büyük bir aşk yaşar. Sevin Seydi ressamdır ve aynı zamanda da çok iyi bir okurdur, dünya edebiyatını çok yakından takip eder. Birlikte yaşadıkları dönemde ilham perisinin etkisiyle ilk romanı “Tutunamayanlar”ı kaleme alan Oğuz Atay, romanı onunla birlikte yaşadığı dönemde bir yılda yazıp bitirir. Sevin Seydi onu; dünya edebiyatı, kuramlar, yeni biçem denemeleri konusunda ciddi anlamda besler. Okuduklarını sürekli Atay’la paylaşır. Ayrıca Oğuz Atay romanı yazarken Sevin Seydi de diğer yandan romanı İngilizceye çevirmektedir. En büyük iki romanını ithaf ettiği bu özel kadın, Oğuz Atay’ın hayatı boyunca devam eden büyük aşkıdır. “Tutunamayanlar” ve “Tehlikeli Oyunlar”ın ilk baskılarının kapaklarını da resimleyen bu sıra dışı kadın ne yazık ki Oğuz Atay’ı terk edip Londra’ya taşınır. Yıldız Ecevit’in tüm çabalarına rağmen Sevin Seydi Oğuz Atay hakkında tek bir cümle bile bilgi vermemiştir, bu sebeple kitabın "Sevin" bölümü daha çok Atay’ın etrafındaki dostlarının tanıklıkları ve kurmaca dünyada Atay’ın yazdıkları üzerinden oluşturulmuştur. Bu terk ediliş Oğuz Atay’ı inanılmaz derecede büyük bir boşluk içine düşürür. “Tehlikeli Oyunlar”, Atay’ın bu terk ediliş yıllarına denk düşen romandır. Romanda Hikmet’in sevgilisi Bilge, Sevin Seydi’den izler taşır. Bu büyük aşk Sevin Seydi’nin Oğuz Atay’ı terk etmesi ile son bulsa da dostlukları ömür boyu sürer. Günlüğünde sık sık “Sevin’e bunu yazmalıyım” şeklinde ifadeler dikkat çeker. Sevin Seydi de hayatı boyunca Oğuz Atay’a olan desteğini sürdürür, hatta beyin tümörü teşhisi ile Londra’ya tedavi için geldiğinde bu destek artarak devam eder. Eserlerinde ironik bir dil kullanan Oğuz Atay, “Tutunamayanlar” romanında Sevin Seydi’den ilham alarak oluşturduğu -romanda ismi Günseli olur- on beşinci bölümde hiç ironi yapmaz . Yıldız Ecevit bu durumu şu sözlerle anlatır:
“Bir tek, romanı yazarken dorukta yaşadığı Sevin Seydi’ye olan aşkını bunun(ironi ağının) dışında tutar, bunun için de ona beslediği yoğun duyguların coşkuyla anlatıldığı 15. Bölüm, metindeki ironi ağının dışındadır.”(s.272)
Atay bu sebeple AŞKINI CİDDİYE ALAN ADAM’dır. O hayatı boyunca aşk ile yaptığı her şeyi de büyük bir ciddiyetle yapar.

Oğuz Atay, kişilik olarak çok dürüst, her zaman doğru bildiği yolda ilerleyen, idealist ve çok çalışkan bir insandır. Bir şekilde onunla çalışan herkesin ortak düşüncesi, onun işini çok iyi yapan mükemmeliyetçi bir kişiliğe sahip olduğu yönündedir. "Meydan Larousse" adlı ansiklopedinin maddelerini tashih eden ekibin içinde de yer alır Oğuz Atay. Ansiklopedi maddelerini büyük bir titizlikle hiç üşenmeden ciddi manada bir tashihe tabi tutar. Bu tecrübelerinin izleri “Tutunamayanlar”romanına da yansımıştır.

Çok iyi bir okurdur Oğuz Atay. Tam bir Dostoyevski tutkunudur. Nabokov, Müsil, Kafka, Joyce gibi isimler onu ciddi manada etkiler. Sıkı bir Ulyses hayranıdır. Hesse’nin "Bozkırkurdu" romanını yabancı dilde okur ve çok etkilenir. Tehlikeli Oyunlar’da Hikmet’in kişilik bölünmesini anlattığı kısımlar Bozkırkurdu’nun Harry Haller’i ile benzerlikler içermektedir.

“Tutunamayanlar”da ironi yoluyla çok sıkı bir aydın eleştirisi yapan Oğuz Atay -zülf-i yâre dokunduğu için olsa gerek- roman yayımlandıktan sonra edebiyat çevrelerine kendisini bir türlü kabul ettiremez. Her kafadan bir ses çıkan bir ortamdır o yılların edebiyat muhiti. Her sıradışı yazar gibi sağlığında kıymeti bilinmez ne yazık ki Oğuz Atay’ın. “Tutunamayanlar” yayımlandığında TRT roman yarışmasına katılır Atay. Dünya romanını çok yakından takip eden Adnan Benk’in jüride olması onun şansı olur. Benk, Atay’ın romanını çok beğenir fakat tek başına onun beğenisi romanın dereceye girmesi için yeterli olmaz. Yarışma sonunda yapılan açıklamada yarışmaya katılan hiçbir eserin derece almaya layık görülmediği, para ödülünün de birkaç roman arasında paylaştırılacağı şeklindedir ve Atay’ın Tutunamayanlar’ı da bu romanlar arasındadır. Eser, dünya edebiyatında kullanılan pek çok anlatım yöntemini başarıyla kullandığı için Türkiye'deki edebiyat çevrelerinin anlayabileceği bir roman değildir, Atay’ın romanı bu sebeple kabul görmez ve taşlanır. "Tutunamayanlar" ile ilgili her kafadan bir ses çıkar. Ancak Atay için yazmak bir tutkudur ve yazmaya devam eder. İkinci romanı "Tehlikeli Oyunlar" da benzer bir kaderi paylaşır ne yazık ki. Bu yıllarda çok yalnız bir adam portresiyle karşılaşırız. Anlaşılamamak çok yıpratır Atay’ı.

Londra’ya giden Sevin Seydi’nin moral desteğini kaybeden Atay, 1977’ye kadar sürecek olan ikinci ve son evliliğini kendisinden 15 yaş küçük olan gazeteci Pakize Kutlu ile yapar. O yıllarda "Yeni Ortam" gazetesinde sanat muhabiri olarak çalışmakta olan 25 yaşındaki bu genç hanım, aynı zamanda tam bir kitap kurdu ve ciddi bir Oğuz Atay hayranıdır. Atay’ı sık sık ansiklopedide çalıştığı odasında ziyaret eder ve bu hayranlık zamanla aşka dönüşür. Pakize ile Oğuz Atay arasında bir bağ oluşur ve evlenirler. Oğuz Atay sevdiği kadın tarafından terk edilmesinin ardından ilk defa mutluluğa yakın şeyler hisseder. Pakize hayat dolu, dışa dönük ve arı gibi çalışkan yapısıyla onu hayata bağlamayı başarır. Oğuz Atay'ın Sevin Seydi’ye olan tutkulu sevgisini bilir ve onu bu şekilde kabul eder. Atay da bu enerji dolu genç hanımı sever ve bağlanır. Üç yıl gibi kısa süren evliliklerinin son bir yılı hastalıkla mücadeleyle geçer. 1976 yılının aralık ayında beyin tümörü teşhisiyle Londra’ya tedaviye giden Oğuz Atay, 1977 yılının aralık ayında ardında yarım kalmış pek çok eser bırakarak hayata gözlerini yumar. 43 yaşında gencecik bir yazarın erken ölümü trajiktir, ancak daha trajik olan -yakın dostlarını hariç tutarsak- Atay’ın kıymeti bilinmemiş bir yazar olmasıdır.
“Ben Buradayım” gibi bir kitabı üç beş sayfalık bir yazıya sığdırmak neredeyse imkansız, benim burada yapmaya çalıştığım şey bu kitaba dikkat çekmek olabilir sadece. Eğer Oğuz Atay’ı, onun fikir dünyasını, yaşamına dokunan insanları, eserlerini yakından tanımak isterseniz “Ben Buradayım” sizi bekliyor. Bu yazıyı sonuna kadar okuyan kitap dostlarıma çok teşekkür ediyorum. Umarım lafı uzatarak çok sıkıcı olmamışımdır.
Bu uzun yazıyı, Sevin Seydi’nin çizimlerini yaptığı ilk baskı romanların kapak fotoğrafları ve Oğuz Atay’ın televizyon konuşması eşliğinde bloğumdan çok daha rahat okuyabilirsiniz:
https://hercaiokumalar.wordpress.com/...alan-adam-oguz-atay/
580 syf.
·21 günde·10/10
Öncelikle Oğuz Atay hayranlığımı bilip bana bu güzel kitabı hediye eden en değerlime teşekkür ederim.
Sevgilinin en güzeli size kendisi kadar olmasa da güzel bir kitap hediye edenidir.

Oğuz Atay külliyatını iki defa okumak gerekir bana kalırsa. Oğuzsevercilerden biri olarak kitaplarının hespini okudum ardı ardına. Ve şimdi bu kitaptan sonra ikinci defa da okumaya hazır hissediyorum kendimi.
Yıldız Ecevit öyle zor bir öyle güzel bir eser ortaya çıkarmış ki. Bir nevi Oğuz Atay'ı ve eserlerini anlama kitabı. Yazar Oğuz Atay'ın hayatıyla başladığı kitaba eserleri, ölümü ve sonrası ile devam ediyor. "Hayatımı yazsam roman olur" derler ya, ne kadar bayağı bir söz gelir bu bir edebiyat severe. Bu kitabı okuduktan sonra yazılacaksa hayat romanları böyle yazılmalı düşüncesindeyim artık.
Kendisi de bir tutunamayan olan Oğuz Atay'ın romanlarındaki biyografik öğeleri gördükçe bu sözün aslında o kadar da bayağı olmadığı kanaatine vardım.
Yıldız Ecevit Oğuz Atay'ın kitaplarından yaptığı alıntılarla Oğuz Atay'ı o kadar güzel anlatmış ki hayran kalmamak elde değil. Oğuz Atay'ın da hayatından yaptığı alıntılarla kurmaca eserlerini nasıl oluşturduğunu gördükçe Oğuz Ataya da hayran kalmamak elde değil.
Her kitabın yazılış sürecini, zamanında Oğuz Atay'ın eserlerine yapılan eleştirileri, "ben buradayım siz neredesiniz" dediği okurla neden bir türlü bağ kuramadığını ve ölümünden sonra nasıl bu kadar popüler bir yazar haline geldiğini çok güzel bir dille aktarmış.
Tutunamamanlar eserinde Oğuz Atay kitaplara yaklaşımımızı "Bizdeki kitapların çoğu iri harflerle basılıyor Olric. Kültür seviyemizi gösteriyor bu iri harfler. Okumayı yeni öğrenen bir millet olduğumuz için iri harfleri tercih ediyoruz. Daha harfleri yeni söktüğümüz için, onları satırlar arasında kaybetmekten korkuyoruz. Az gelişmiş harfleri seviyoruz. Geniş aralıklı satırlar, sayfanın kenarlarında büyük boşluklar, içimizi serinletiyor." sözleriyle eleştiriyor. Yıldız Ecevit de bundan yola çıkarak herhalde eserini küçük harflerle aralarında hiç boşluk bırakmadan hazırlamış. Yani ilk bakışta kitaptan korkabilirsiniz. Ve bir Oğuzsever değilseniz büyük ihtimalle sıkılacaksınız. Ama eğer benim gibi biri iseniz kitabın bitmemesini isteyeceksiniz.
Deneyin siz karar verin..:)
Herkese tavsiye ederim ama önerim öncelikle Oğuz Atay'ın eserlerini bir defa okumuş olduktan sonra bu kitaba başlamanız.
Kitaplarla kalınız...
240 syf.
·Beğendi
Yıldız Ecevit, postmodernizm gibi bir demir leblebiyi öyle anlaşılır, öyle akıcı, öyle net bir üslupla anlatıyor ki hayran olmamak elde değil. Keşke tüm bilim insanları böyle akıcı metinler kaleme alsalar. Döne döne altını çizerek okuduğum bir kitap. Türk edebiyatından örneklerle zenginleşen kitap edebi eserlerin şifrelerini çözmek için birebir.
240 syf.
·5 günde
İnsana kitap okumayı öğreten bir kitap. Okuduğum bazı kitapları boşuna okuduğumu anladım. Yani bilmeden okuyup, aslında anlamamışım. Aynı kitapları başka türlü yeniden okumam gerektiğini gördüm. Ayrıca yakın dönemde edebiyatımızda olan gelişmeleri, dünyada olup bitenle de karşılaştırarak anlatıyor. Ancak ilgilenmeyen için sıkıcı olacaktır. Ders çalışır gibi okumak gerek. Her ne kadar bilimsel bir kitap olsa da anlaşılmaz bir dille yazılmamış. Genel okur seviyesinin anlayabileceği bir dille kaleme alınmış.
219 syf.
·5 günde
Tamamen teknik bir kitap. Tam bir Orhan Pamuk incelemesi. Yeni Hayat romanını merkeze alarak Pamuk yazınını ve kısmen de modern/post modern edebiyatı incelemiş. Dili eleştiri jargonundan uzaklaştırılıp herkesin anlayabileceği tarzda yazılmaya çalışılmış ancak yine de konuşma diliyle arasında mesafe var. Terminolojiyi bilmek okurken yararlı olur.

Okuyunca bunca kitabı anlamadan okumuşum hissine kapıldım. Bahsettiği kitapları yeniden okumak gerektiğini düşündürtüyor. Benim için çok yararlı oldu. İlgilenenler mutlaka okumalı, çok faydalanırlar. Yalnız Orhan Pamuk kitaplarını okuyanlara yeniden okuma işi çıkarabilir.
580 syf.
·Beğendi·10/10
Oğuz'cuğum Atay'cığım ile ilgili çok kapsamlı ve hacimli bir çalışma olmakla birlikte Oğuz Atay'ı anla(t)mak konusunda oldukça başarılı bir yapıt. Atay'ın 7 eserinin ardından oldukça soyut bir dünyaya kapı açmanıza rağmen, kurmaca metinler diyarına yolculuk etmeniz sizi gerçek hayattan soyutlasa dahi, soyut da olsa tutunacak bir kapı aralıyor. Tek bir mesajı almak dahi yetecektir. Yalnızlıklarının içinde yalnız değilsin. Tutulamadığımızdan tutunamıyoruz.
283 syf.
·9/10
Kitabı okuyalı hayli zaman oldu ama çok etkili bi şekilde insanın iç dünyası cozumlemereri olduğunu hatırlıyorum, kısa zamanda bitmişti ve etkisi normal kitaplardan uzun sürmüştü, vardığım sonuç ise kitap severler Hesse'ye bi kez olsun şans vermeli.
283 syf.
Hesse'nin mektuplarından ve deneme yazılarından derlenmiş olan kitabı çok beğendim. Özellikle "Genç Bir Alman'a Mektup" bölümünü olduğu gibi alıntılamak isterdim. Kitabı herkese öneriyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Yıldız Ecevit
Unvan:
Akademisyen, Yazar
Doğum:
Gelibolu, 1946
İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Yüksek lisans ve doktora çalışmalarını Hacettepe ve Ankara Üniversiteleri'nde Türk ve Alman edebiyatları arasında karşılaştırmalı olarak yaptı. 1986-2000 yılları arasında Ankara Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 1996 yılında profesör oldu. Ankara ve Bilkent Üniversitelerinde Alman Edebiyatı, Avangard Edebiyat ve 20. yüzyıl dünya romanı alanlarında dersler verdi.

Yazar istatistikleri

  • 11 okur beğendi.
  • 72 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 165 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.